Ayrımcılık
Bu konu başlığı altında 161 tez
İş yaşamında üretkenlik karşıtı davranışlar: Ayrımcılık ve adaletsizlik algıları ile olumsuz duyguların etkileri
Bu çalışmada; ayrımcılık algısı, adaletsizlik algısı, olumsuz duygular ve üretkenlik karşıtı iş davranışları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma kapsamında hem nitel (derinlemesine mülakatlar) hem de nicel araştırma yöntemleri (anket çalışmaları) kullanılmıştır. 381 kişiden toplanan veriye içerik analizi, faktör analizi, bağımsız örneklemler t testi, korelasyon analizi, tek yönlü varyans analizi ve çok değişkenli hiyerarşik regresyon uygulanmıştır. Çalışmanın sonuçları; ayrımcılık algısının, adaletsizlik algısının ve olumsuz duyguların ara bulucu etkisiyle ÜKD'yi arttırdığına yönelik oluşturulan kuramsal çerçeveyi desteklemektedir. Ayrıca; okul, hemşericilik, hayat görüşü/ideoloji ve yaş kriterleri üzerinden ayrımcılığın cinsiyete dayalı ayrımcılık kadar örgüt içerisinde önemli bilgisel adaletsizlik algısının ÜKD üzerinde büyük etkisi ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: örgütsel adaletsizlik, işyerinde ayrımcılık, üretkenlik karşıtı iş davranışları, olumsuz duygular
Örgütte ayrımcılık algısı ile doyumsuzluğa verilen tepkiler arasındaki ilişkiler: Genç beyaz yakalılar odağında bir araştırma
Çalışanlar, işyerlerinde insan kaynakları uygulamaları süreçlerinde, birtakım ölçütler bakımından ayrımcılık uygulamalarına bizzat maruz kalabilmekte ya da ayrımcılık uygulamalarının örneklerini gözlemleyebilmektedirler. Bunun neticesinde çalışanlarda çeşitli kriterler temelinde örgütsel ayrımcılık algısı gelişebilmektedir. Bu çalışmada örgütsel ayrımcılık algısı geliştiren özellikle genç beyaz yakalı çalışanların, iş doyumsuzluğu da geliştirdikleri varsayımı altında, içinde bulundukları bu hoşnutsuz duruma çıkış, konuşma, bağlılık ve yok gibi davranma iş doyumsuzluğu tepkileri ile karşılık verip vermedikleri araştırılmıştır. Çalışanların örgütsel ayrımcılık algıları ile iş doyumsuzluğuna verilen yok gibi davranma tepkisi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Dolayısıyla örgütsel ayrımcılık algısı neticesinde, çalışanlar yaşadıkları hoşnutsuzluğa karşı işe geç gelme, yeteri kadar çalışmama, bilinçli kaytarmada bulunma, iş yapma güdüsünü kaybetme ve işine daha az çaba sarf etme gibi yollar aracılığıyla tepki göstermektedir.
Toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü ve işyerinde ayrımcılık: Kadın hemşireler örneği
Kadınların maruz kaldıkları cinsel ayrımcılığın çalışma yaşamında görülmesinin hem kadın, hem de işyerleri açısından pek çok olumsuz sonucu bulunmaktadır. Bu ayrımcılığın ulusal ve uluslararası mevzuatlarla yasaklanan ve çalışma yaşamının birçok bölümünde görüldüğü bilinmektedir. Bu çalışma ile iş yaşamında cinsel ayrımcılık kavramının kadınlar üzerindeki etkilerinin neler olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Kadının toplum içerisinde güçlendirilmesi ve geliştirilmesi etkin olacak bir politikaya, stratejiye ve tüm bunların uygulamaya konulması hususu büyük önem arz etmektedir. Eşitliğin cinsiyetler arasında sağlanması ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığının yok edilmesi konusunda genel atılımlar yapılmış olmasına rağmen, konuya dair istenilen seviyeye varmak için aşılması gereken bir çok kademe vardır. Yapmış olduğum bu çalışmada son 15 yıl içerisinde konu ile ilgili yapılmış araştırmalara dair geniş bir literatür taraması yapılmış ve konu hakkında yazılan makale ve kitaplardan yararlanılmıştır. Çalışmada yukarıda da belirtildiği üzere kadın ve erkek arasındaki eşitsizlikler, kadının çalışma hayatındaki yeri ve sağlık hizmetlerindeki kadın emeğinin önemi gibi birçok alandaki eksiklikler üzerinde durulmuştur. Sağlık hizmetleri, geçmişten günümüze kadınların çoğunlukta olduğu bir hizmet alanıdır. Sağlık hizmetleri içerisinde temel sağlık hizmetleri alanında bulunan koruyucu sağlık hizmetleri ve tedavi hizmetlerinin çoğunlukta bulunduğu hastanelerde kadınlar sağlık çalışanları içerisinde çoğunluğu oluşturmaktadır. Bu hizmet, beraberinde mesleki olarak yapılan cinsiyet ayrımcılığını ve ayrım doğrultusunda örnekler içerdiği görülmektedir. Sağlık hizmetlerinde böylesi bir durumun bulunmasına rağmen bu hizmet alanında çalışan kadınlar üzerinde bir takım ayrımlar söz konusu olmakta ve kadınlar da hem ev işlerinin yüküne, hem de çalışma alanında yapılan haksız muamelelere maruz kalmaktadırlar. Sağlık hizmetleri içerisinde büyük bir çoğunluğu oluşturan hemşirelik mesleği ve bu hemşirelik mesleğinin içerisinde kadınların yoğun bir şekilde bulunması ve hasta ile en çok etkileşim içerisinde olan bu meslekte çalışan kadınların ayrımcılık deneyimlerinin neler olduğunun tespiti yapılacaktır. Kadının anne olmasının özelliğinden dolayı, kadınların bu mesleği yapmasının daha da uygun olduğuna dair düşünceler bulunmaktadır. Ancak, annelik duygusu da, meslek yaşamı içerisinde de beklendiğinden emeğinin karşılığının bir kısmının görünmemesine neden olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında hemşirelik mesleğinin tanımının sürekli olarak esnediği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, İş Bölümü, Ayrımcılık, İş yeri Olarak Hastane, Kadın Hemşireler
Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumları ve ilişkili faktörler
Bu araştırma, Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarının ve bu tutumları etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanarak kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma evrenini birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı sınıf tıp fakültesi öğrencileri olmak üzere toplam 623 kişi oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçilmeyerek tıp fakültesi öğrencilerinin %80'ine ulaşmak hedeflenmiş ve toplam 492 öğrenci (kız:259, erkek:229) araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın bağımsız değişkenleri olarak öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri, yaşlı bireylere karşı duyulan duygu, düşünce ve davranışlarının oluşturduğu kişisel veri formu kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri olarak ise "Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği "(YATÖ) toplam ve alt boyut puanları kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde; ortalama, ortanca, standart sapma, yüzdelik sayılar, t testi, One-way Anova, Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testleri kullanılmıştır. Araştırma grubunun YATÖ toplam puan ortancası 83.00 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını etkileyen YATÖ toplam puan ortalama ve ortancaları ile; sınıf düzeyi, şimdiye kadar yaşlı bireyler ile yaşama, mezun olduktan sonra yaşlı bireyler ile çalışmak isteme durumları arasındaki farkın anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak öğrencilerin yaşlı ayrımcılığına ilişkin olumlu tutuma sahip oldukları saptanmıştır. Araştırmada tıp fakültesi öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını etkileyen faktörlere yönelik öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı birey, yaşlanma, yaşlı ayrımcılığı, tıp fakültesi öğrencileri, yaşlı ayrımcılığı ve tutumlar.
Çalışma hayatında kadınlara yönelik cinsiyet ayrımcılığı: İstanbul Osmanbey semti tekstil firmaları örneği
Kadınların, iş hayatında karşılaştıkları cinsiyet ayrımcılığının tespit edilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılarak çözüm önerilerinin sunulması oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, tekstil sektöründe kadın istihdamında karşılaşılan sorunların ve yaşanılan cinsiyet ayrımcılığının ortaya konulmasıdır. Bu bağlamda yürütülen uygulama, kadınların yoğun şekilde istihdam edildiği tekstil sektöründe gerçekleştirilmiştir. Bu tez çalışması kapsamında, İstanbul'daki tekstil firmalarında kadınların yaşadığı sorunlar ve cinsiyet ayrımcılığı geliştirilen anket yardımıyla ölçülmeye çalışılmıştır. Yüz yüze ve online anket yöntemiyle 173 kadın çalışandan toplanılan veriler SPSS (Statistikal Package for Social Sciences) 24.0 paket programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın en önemli sonucu ise; katılımcıların kadın istihdamını etkileyen faktörlere katılma düzeyleri ile algıladıkları cinsiyet önyargıları arasında istatistiksel olarak anlamlı, doğru yönlü ve zayıf düzeyde bir ilişkinin olduğunun ortaya çıkmasıdır. Başka bir ifadeyle katılımcıların algıladıkları cinsiyet önyargıları arttıkça, istihdamı etkileyen faktörlerin öneminin de arttığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın İstihdamı, Cinsiyet Ayrımcılığı, Algılanan Cinsiyet Önyargısı, Tekstil Sektörü
Öğretmen adaylarında çokkültürlü ve ayrımcılık karşıtı farkındalığın geliştirilmesi: Bir model önerisi
Bu araştırmanın amacı, öğretmen adaylarına çokkültürlü ve önyargı karşıtı farkındalık kazandırmak için uygulanan bir eğitim modelinin etkililiğini araştırmaktır. Araştırmada ön test-son test-izleme testi tek gruplu karma müdahale deseni kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından çokkültürlü ve ayrımcılık karşıtı eğitimin temel felsefesi dikkate alınarak geliştirilen; film izleme, haber analizi yapma, makale tartışması, çocuk kitaplarını inceleme gibi çeşitli öğretim stratejilerinin kullanıldığı model "müdahale" programı olarak 12 hafta boyunca ikişer saatlik oturumlar halinde uygulanmıştır. Çalışmada seçmeli olarak açılan derse gönüllü olarak katılan 21 okul öncesi öğretmen adayı yer almıştır. Çalışmanın nicel verileri, 21 okul öncesi öğretmen adayına ön test, son test ve izleme testi olarak uygulanan "Öğretmenler İçin Çokkültürlü Tutum Ölçeği", "Çokkültürlü Kişilik Ölçeği-Kısa Formu" ve araştırmacı tarafından Türkçeye uyarlanan " Çokkültürlü Farkındalık, Bilgi ve Beceri Anketi-Öğretmen Formu" ile elde edilmiştir. Uygulanan eğitim modeline ilişkin öğretmen adaylarının görüşlerini belirlemek amacıyla son test uygulamasında, modelle ilgili açık uçlu dört soru sorulmuştur. Açık uçlu sorulardan elde edilen veriler çalışmanın nitel kısmında kullanılmıştır. Araştırmanın nicel kısmında Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanılmış ve etki büyüklüğü hesaplanmıştır. Nitel verilerin analizinde içerik analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda uygulanan eğitim modelinin öğretmen adaylarının çokkültürlü tutumları, çokkültürlü farkındalık, bilgi ve becerileri ile çokkültürlü kişilik özelliklerinden sadece esneklik alt boyutunda anlamlı bir fark yarattığı görülmüştür. Nitel kısmında katılımcıların görüşleri "modelin uygulanması", "modelin katkıları" ve "modelin geliştirilmesi" olmak üzere üç tema altında yer almıştır. Sonuç olarak uygulanan eğitim modelinin öğretmen adaylarının çokkültürlü ve önyargı karşıtı farkındalık kazandırılmasında etkili olduğu ortaya çıkmıştır.
Eleştirel sosyal hizmet çerçevesinde şizofreni tanılı kişilerin ve yakınlarının damgalanma deneyimleri: Zonguldak örneği
Bu araştırmanın amacı, şizofreni tanılı kişilerin ve yakınlarının damgalanma deneyimlerini ortaya koyarak eşitsizlik ve ayrımcılık pratiklerine görünürlük kazandırmaktır. Zonguldak Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'nden hizmet alan kişiler bu çalışmanın popülasyonunu oluşturmuştur. Nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilen bu araştırmada 17'si tanılı bireylerden, 15'i ise tanılı bireylerin yakınlarından oluşan 32 özne ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılarla yapılan derinlemesine görüşmelerden elde edilen veriler beş ana tema çerçevesinde kategorize edilmiştir. Bu temalar (1) sosyal ilişkilerde meydana gelen değişimler, (2) öz-imajda meydana gelen değişimler, (3) kamusal alanda eşitsiz koşullarla ve ayrımcılık pratikleriyle karşılaşmak, (4) bakım verenlere özgü deneyimler ve (5) mücadele taktikleri şeklinde kavramsallaştırılmıştır. Öznelerin tanı konulduktan sonraki süreçte yalnızlaştıkları ve kamusal alandan dışlandıkları anlaşılmıştır. Yaygın stereotiplerle karşılaşmak ve aşağılanmak kamusal alandan dışlanmanın gündelik tezahürleridir. Sosyal ilişkilerden dışlanma ve sosyal kimliğin damgalanma deneyimleri çerçevesinde inşa edilmesiyle birlikte özneler kendilerini toplumun gördüğü gibi görmeye başlamış, eksiklik ve mahcubiyet duyguları yoğunlaşmış ve tanı, kimliğin asli bileşeni hâline gelmiştir. Tanılı öznelerin çoğunun üretim ilişkilerine dâhil olamadığı tespit edilmiştir. İstihdama katılımın mümkün olduğu durumlarda ise esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerinin yoğunlaştığı anlaşılmıştır. Partnerleri tanılı olan kadınlar ise hem bakım rollerini üstlenmek hem de evin geçimini sağlamak gibi zorlu görevlerle karşı karşıya kalmışlardır. Bakım yükünü çoğunlukla aile üyelerinin üstlenmesi sonucunda bakım rolü gündelik hayat pratiklerinin önüne geçmiş ve özneler bakım dışında hiçbir şey yapamaz hâle gelmiştir. Tanıyı gizlemek veya ifşa etmek, toplumsal ilişkilerden kaçınmak ve çevreyi sınırlı tutmak ve tinsel referanslara tutunmak deneyimlenen sorunlar karşısında başvurulan mücadele taktikleridir. Tanılı kişileri ve yakınlarını hak talep eden özneler hâline getirmek için şizofreni tanılı kişileri ve yakınlarını bir araya getiren sivil toplum örgütlerinin eleştirel sosyal hizmet teorisinden dayanağını alan ve üyelerinin politikleşmesini sağlayan bir içerikle yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Ayrıca sosyal hizmet disiplininin ruh sağlığı alanındaki önemini artıracak bir kurumsal-yasal formasyona ihtiyaç duyulmaktadır.
Boks alanında sınıfsal ayrım: Orta-üst toplumsal sınıfların boks alanındaki pratikleri
Bu etnografik araştırmada amaç boks alanına katılan orta-üst toplumsal sınıfların boks alanındaki pratiklerini ve boks alanında oluşan sınıfsal ayrımı incelemektir. Dünyanın farklı ülkelerinde gerçekleştirilen araştırmalarda işçi sporu ve pratiği olarak bilinen boksun faillerinin günümüz Türkiye'sinde pratikleri ve sınıfsal durumu hakkında literatürde bilgi bulunmamaktadır. Ankara'da katılımcılarını orta-üst toplumsal sınıfların oluşturduğu bir boks salonunda faillerin yatkınlıklar bütününün, çıkarlarının, alanın sorgulanmadan kabul edilen kurallarının ve alanın yapısının sermaye çeşitleriyle etkileşimleri aracılığıyla alanın yapısal çözümlemesi yapılmıştır. Bourdieu'nün alan teorisi toplumsal alan olarak boks alanındaki sınıfsal ayrımı incelemek için kuramsal çerçevedir. Katılımlı gözlem, alan notları ve 17 katılımcıyla yapılan yarı yapılandırılmış bireysel görüşmelerle oluşan veri seti için tematik analiz kullanılmıştır. Bulgular boksörler ve boks yapanlar arasındaki ayrımı yatkınlıklar, sermaye çeşitleri ve çıkarlar aracılığıyla ortaya koyar. Orta-üst toplumsal sınıflar için boks alanına yatırım yapma mantığı en fazla faydayı kazanacakları bir serbest zaman aktivitesine dâhil olmak anlamını taşır. İşçi sınıfında amaç olarak görülen boks, orta-üst sınıfta kapsamlı antrenman paketi aracılığıyla geliştirilecek sermaye hacimleri adına araçtır. Bu yönüyle boks alanı orta-üst toplumsal sınıflar için kültürel tüketim nesnesi haline geldiğinden, toplumsal sınıf eşitsizliklerini ve sınıfsal ayrımı ortaya koyar. Anahtar kelimeler: Boks, etnografi, toplumsal sınıf, Bourdieu, alan
Algılanan ayrımcılık ve işe yabancılaşma ilişkisi üzerine bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, kamu ve özel sektör çalışanlarının algıladıkları ayrımcılık ile işe yabancılaşma düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu çalışma kapsamında algılanan ayrımcılık türlerinden ırk/etnik kökene dayalı ayrımcılık ve cinsiyete dayalı ayrımcılık ele alınıp incelenmiştir. Bu çalışmanın araştırma kısmını, açıklayıcı araştırma modeli çerçevesinde kolayda örnekleme yöntemiyle İstanbul'daki 121 kamu ve 151 özel sektör çalışanından elde edilen 272 veri oluşturmaktadır. Araştırma bulgularını göre, algılanan ayrımcılık türlerinin her ikisinin de (ırk/etnik kökene dayalı algılanan ayrımcılık ve cinsiyete dayalı algılanan ayrımcılık) işe yabancılaşma üzerinde etkileri olduğu görülmüştür. Bu sonuca göre kamu ve özel sektör çalışanlarının algıladıkları ayrımcılığın işe yabancılaşma düzeylerine etki edebileceği düşünülmektedir. Bu sonuçla ayrımcılık algısı yaşayan çalışanın işletmeye katkılarının azalabileceği söylenebilir. Ayrımcılık algılayan çalışanın, literatür de belirtildiği gibi işe yabancılaşma sürecinde ruhsal açıdan sağlık sorunları yaşayabileceği de dikkate alınmalıdır. Konu bütünüyle ele alındığında çalışanlarda ayrımcılık algısının var olması sağlıksız iş süreçleri ve sağlıksız bir iş çevresine neden olacağı düşünülmektedir. Araştırma sonucunda iş çevrelerine ayrımcılığın olmadığı, liyakate dayalı süreçlerin oluşturulması gerektiği önerilmiştir. Bu çalışmanın kuramsal katkısı, algılanan ayrımcılık ve işe yabancılaşma ilişkisini bir model çerçevesinde araştırarak bu alandaki boşluğu doldurmasıdır.
Acil servis hemşirelerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumları
Araştırma,acil servis hemşirelerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evreni Türkiye Acil Hemşireleri Derneği sosyal medya hesabına üye olan 1296 hemşire olarak belirlenmiş olup, araştırma örneklemini ise Aralık 2020- Ocak 2021 tarihleri arasında ulaşılabilen ve anketleri tam olarak cevaplayan toplam 249 hemşire oluşturmuştur. Veriler''Kişisel Veri Toplama Formu'' ve ''Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği'' kullanılarak, internet üzerinde toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmıştır.Araştırma sonuçlarına göre acil servis,%80,7'sinin yaşlı hastalara bakım verirken güçlükle karşılaştığı ve %72,5'inin gerontoloji hemşireliği eğitimi almadığı saptanmıştır. Araştırmada acil servis hemşirelerinin yaşlı ayrımcılığı tutum ölçeğinin toplam puan ortalamasının 86,271±9,043, yaşlıların yaşamını sınırlama alt boyut puan ortalamasının 37.574±4,150, yaşlıya yönelik olumlu ayrımcılık alt boyut puan ortalamasının 29,816±6,089 ve yaşlıya yönelik olumsuz ayrımcılık alt boyut puan ortalamasının 18.81±3.794 olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, acil servis hemşirelerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin olumlu tutuma sahip olduğu saptanmıştır.
Gender wage gap and international trade: Evidence from Turkey's manufacturing sector
Gender wage gap is a widely discussed issue in labor economics. This paper contributes to the literature on three fronts. First, the overall gender wage gap present in Turkey's manufacturing sector is analyzed using updated data from the years 2006, 2010, and 2014. Next, the effect of international trade on the gender wage gap is investigated. We first decompose the overall gender wage gap to its explained and unexplained components using the Blinder-Oaxaca decomposition method. Afterward, we use both the Blinder-Oaxaca decomposition and OLS regression to compare the gender wage gap in the tradable and non-tradable sectors. Then each year is decomposed separately to analyze the gender wage gap over time. Our results show that there is a gender wage gap of 2.6% in Turkey's manufacturing sector due to discrimination. In addition, the regression results reveal that the gender wage gap in the tradable sectors is 3.3%, while in the non-tradable sectors it is 1.9%. The decomposition results show the gender wage gap in the tradable sectors to be 4.2%, while in the non-tradable sectors, it is 3.2%. Lastly, there has been an increase of the gender wage gap from 2006 to 2014. We conclude that, in contradiction to Becker's theory, the gender wage gap in Turkey's manufacturing sector is higher in the tradable sectors than in the non-tradable sectors.
Between state and religion: The marginalization of Aliya Madrasa students in Bangladesh
This sociological and anthropological work traces Aliya madrasa students' vulnerability in contemporary Bangladesh. Madrasa education has been at the center of contentious political debate in Bangladesh since independence in 1971. After independence, secularism was introduced as the central pillar of the constitution and applied to build a secular nation. Meanwhile, religious especially madrasa education was antagonized, politicized, and perceived as communalist, antinational, and primitive. For this reason, Aliya madrasa education was marginalized, not even recognized by the secular state until 1985. After being recognized partially in 1985, when Aliya madrasa students started to enter public universities and government jobs, the public university authority, with the blessing of the state, which is historically dominated by the authoritarian secular discourse, began to put several extra conditions for admission of madrasa students. As a consequence of these extra conditions, hundreds of thousands of madrasa students were denied admission in public universities, and rejected from a government job for their educational background. Nevertheless, this secular state-sponsored historically constructed alienating discourse has cost madrasa students the opportunity to get government jobs. They are subjected to violence in public universities and the public sphere, stigmatized as antinational and communal elements. In order to study the above phenomenon, this research draws up the trajectory of otherisation and ostracization of madrasa students in contemporary Bangladesh and tries to connect historical trajectories with their lived experiences through a genealogical and anthropological approach. This thesis aims to contribute to the sociological and anthropological discussion of the Bangladeshi secular state, violence, discrimination, and the Aliya madrasa.
Veiled discriminations- A sociological study on the perceived marginalizations experienced by veiled teachers at private educational institutes in Türkiye
This study is an attempt to examine an often-covert discrimination held against veiled Muslim educators who apply at Turkish Private Schools. Paramount to this work is that this occurs within the private education sector, which often caters to wealthier, upper middle-class parents. Türkiye's most sought-after, well-established educational institutes produce students who often go on to occupy positions of power in Turkish society. The historical socio-cultural influence of these schools is thus an important part of the study to situate the problem and understand its underlying historical and dynamics. As evidenced from the research, hiring practices of elite private schools continue to be skewed towards Eurocentric-looking teachers, a clear indicator of the promotion of a divisive ideology. The overarching aims of this research is to unveil a) the nature of religious marginalization in Turkey, as evidenced by the discrimination in the hiring process and employment of veiled teachers in private education b) to theoretically dissect the reasoning behind this 'transformational paralysis' phenomenon perpetrated by private educational entities with regards to changes in society and finally c) to show the kind of impact education can have in society via the perpetuation of divisive ideologies. The methodology for this work is a mixed qualitative approach that relies on a historical analysis around the history of private schooling in Türkiye, a questionnaire, interviews with teachers and administration at schools, in addition to a visual ethnography of schools' websites and galleries. In conclusion, the research indicates that veiled teachers are being discriminated against when being interviewed for job positions at wealthy private schools and that religious visibility at many private educational institutes is not welcome. Key words: Headscarf Discrimination, Private education, Divisive Ideology, Transformational Paralysis
Siyahi kahramanın yolculuğunda beyaz ırkın rolü
Amerika Birleşik Devletleri'nde derin bir geçmişe sahip olan siyahilere yönelik ötekileştirme ve ayrımcılık Hollywood filmlerinin de konusu haline gelmiştir. ABD politik ve sosyal hayatında siyahilere yönelik ötekileştirme ve ayrımcılık, sinemaya yansırken, ayrımcılıkla mücadele eden siyahinin, giriştiği bu mücadeleyi çoğunlukla beyaz bir kurtarıcı yardımı ile kazandığı görülmektedir. Filmin kahramanı yolculuğunu tamamlarken bu yolculuğun başarı ile sonuçlanmasını sağlayan beyaz bir kurtaracıdır. Bu çalışmada "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu" yöntemi ile, 2000'li yıllardan sonra çekilen, siyahilere yönelik ötekileştime ve ayrımcılığı konu alan Akademi ödüllü The Help (2012, Taylor), 12 Yıllık Esaret (Mcqueen, 2014), Fences (Washington, 2016) ve Green Book (Farelly, 2018) filmleri üzerinden siyahi kahramanların dönüşümünde beyaz kurtarıcının rolü incelenmektedir.
Discrimination in Ralph Ellison's Invisible Man and Richard Wright's Native Son
In spite of differences in gender, skin colour, religion, nationality, tribe, and race, simply being human with a soul and flesh is regarded as a common feature for all humanity. Equality is one of the fundamental rights desired by and based on human nature, which is why everyone wishes to be treated equally. Since African Americans in the United States of America are oppressed and enslaved, their rights are violated because of their blackness, shedding light upon such concepts as equality is necessary. Blacks from the most cultured among whom are authors, writers, novelists, poets, and playwrights to the most uncultured farmers intend to break chains upon them which is called discrimination based on their race. So as to verify and embody the idea, shedding light on the works of two black novelists is a need. Richard Wright as a prominent novelist in Native Son and Ralph Ellison as a remarkable author in Invisible Man illustrates the concept of discrimination in a very unique but excellent way. Both novelists in their masterpiece works describe their protagonists as oppressed by white discriminators in which they tried hard to prove themselves and indicate the ability of the blacks. The society, system, and authority put obstacles in their way as hindrances. For instance, the jurisprudence which is set to treat people equally charged Wright's protagonist out of his race not even giving the right to defend himself. Ellison's protagonist hopes to make progress in New York, but he is not allowed and what is more, his world is destroyed. The present study tries to reveal the fact that what both writers were trying to do was nothing but to see blacks as equal. To this end, they attempted their best capacity to gain it. VIII Key Words: Native Son, Invisible Man, Discrimination, African-American, Jim Crow Laws.
Discrimination in the postcolonial period through theanalysis of Nervous Conditions, and the Lonely Londoners
Through depicting the suffering and oppression of man's experiences in colonial backgrounds, postcolonial writers portray the effects of colonial regimes in the dominated and marginalized societies. Some of the writers from postcolonized nations choose to rewrite an integral part of their history, which has been missed. Indeed, Tsitsi Dangarembga and Samuel Selvon are two of the prominent postcolonial writers who demonstrate the successive issues of racism and colonialism. The life of the colonized characters is riddled with subjugation and discrimination; such oppressions play a crucial role in distorting the identity of the Africans during the colonial period. The novelists seek to narrate that racial tension is an influential factor in snatching away the existence of the colonized people and loosening the national integrity of the fellowmen. Colonial Dominations sow the seed of racism because racial discrimination connotes the distinction between superior and inferior, high and low. This thesis targets to discourse the colonial and racial discrimination in The Lonely Londoners by Samuel Selvon and Nervous Conditions by Tsitsi Dangarembga. The novels depict racial discrimination practiced by the colonizers and gender discrimination as significant obstacles for the colonized women Then, language as a critical tool is used by the colonizers in transforming the identity and cultural values of the natives. The research also attempts to explain how the colonizers treat the colonized as the other. The binary opposition is not only between the superior and inferior; but it is inhabited in the human psyche as we see the difference between self and the other.
Örgüt kültürü odağında ayrımcılık olgusunun irdelenmesi ve örnek alan uygulaması
Yorumlayıcı yaklaşım disiplini benimsenerek yapılan bu çalışmanın amacı; işletmelerde ki hâkim kültürün, işe alımdan emeklilik sürecine kadar geçen zaman diliminde iş yeri ayrımcılığına olan etkisinin araştırılmasıdır. Araştırmanın evreni İzmir il sınırlarında faaliyet gösteren büyük, orta ve küçük ölçekli işletmelerdir. Araştırmanın örneklemi ise "kümelere göre örnekleme yöntemi" ile seçilen 410 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılardan 2 farklı ölçek ile elde edilen veriler betimsel istatistikler, faktör analizi ve regresyon analizine tabi tutulmuştur. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda örgüt kültürünün genel anlamda işyeri ayrımcılığına pozitif yönde ve anlamlı bir şekilde etkilediğini ortaya koymuştur
Uşak ilinde çalışan hemşirelerin çalıştıkları kurumlara göre obezite ön yargılarının değerlendirilmesi
Amaç: Obezitenin giderek yaygınlaşmasıyla toplumda obezite ön yargısı oranlarının da arttığı ortaya konmuştur. Ön yargı, medyada, iş hayatında, eğitim alanlarında, sağlık hizmeti verilen yerlerde, ikili ilişkilerde, sosyal alanlarda ayrımcılığa neden olmakta ve obez bireylerin yaşam kalitesini etkilemektedir. Sağlık çalışanları obez bireylerle birebir temasta ilk sırada olduklarından, Uşak ilinde aktif olarak çalışan hemşirelerin obez bireylere karşı ön yargılarını belirlemek ve farkındalık oluşturmak amacıyla bu çalışma planlanmış ve yürütülmüştür. Gereç Yöntem: Çalışmamız15.03.2023-15.09.2023 tarihleri arasında Uşak il genelinde çalışan 112 hemşire ile yüz yüze anket çalışması şeklinde yapılmıştır. Anket sosyodemogrofik özelliklerin ve GAMS-27 Ölçeği'nin bulunduğu 2 bölümden oluşmaktadır. Verilerin analizinde IBM SPSS.23 programı ve T testi, ANOVA testi, Ki-kare testi, Spearmans' rhokorelasyon testi kullanılmıştır. Linear Regresyon modeli kurulmuştur. Bulgular: Çalışmamızda hemşirelerin obez bireylere karşı ön yargı oranı %50, ön yargıya eğilimli olanların oranı %35,7, ön yargısız olanların oranı %14,3 bulunmuştur. VKİ grupları ile kişilerin fiziksel görünümleri tanımlama şekilleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (p<0,001).Erkek katılımcıların obezite ön yargısı kadınlardan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p=0,001). Katılımcıların çalıştıkları kurumlara göre obezite ön yargıları arasında anlamlı bir fark yoktu. Katılımcıların VKİ değerleri ile obezite ön yargı ölçeği arasındakorelasyon analizinde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye rastlanmadı (p>0,05). Obezite ön yargı ölçek puanının bağımlı değişken kabul edildiği regresyon modeline göre, aylık gelir durumu, ölçek toplam puanını negatif düzeyde 6,6 kat etkilemekteydi (p=0.039). Sonuç:Obezite ön yargısı neden olduğu sonuçlar itibariyle ülkeleri yakından ilgilendiren bir sorundur. Çalışmamızda Uşak ilinde çalışan hemşirelerin obezite ön yargısının olduğu saptanmıştır. Sağlık çalışanlarında obezite ön yargısı bulunması obez bireylerin sağlık hizmetinden yararlanmalarında çeşitli sorunlara neden olmaktadır. Obezite ve ön yargısı ile ilgili devletler bakanlıklar eliyle politikalar geliştirmeli, toplumun tamamını kapsayan bilgilendirme çalışmalarıyla obezite ön yargısını azaltmak amaçlanmalıdır.
STK perspektifinden İzmir'de göçmen ve sığınmacılara yönelik ayrımcılık ve sosyal dışlanma: Sosyal hizmetin temel ilkeleri bağlamında bir değerlendirme
Bu araştırma, İzmir'de göç alanında faaliyet yürüten STK çalışanlarının bakış açısıyla göçmen ve sığınmacılara yönelik ayrımcılık ve sosyal dışlanma olgusunu sosyal hizmet mesleği ve disiplininin temel ilkeleri açısından değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma yöntemine dayanan bu araştırmada fenomenolojik araştırma yaklaşımı kullanılmıştır. Araştırma, Ağustos ve Ekim 2021 tarihleri arasında İzmir'de yürütülmüştür. Araştırma kapsamında İzmir'de göçmen ve sığınmacılara yönelik doğrudan veya dolaylı olarak faaliyet yürüten 14 STK'dan 21 kişiyle online derinlemesine görüşme yapılmıştır. Araştırma verileri betimsel ve tematik analiz yöntemine göre analiz edilmiş ve yorumlanmıştır.Araştırma bulgularına göre göçmen ve sığınmacılar tarafından Yunanistan üzerinden Avrupa'ya geçiş için kullanılan transit bir şehir olan İzmir'de göç alanında faaliyet yürüten birkaç yerel inisiyatif ve STK bulunurken Suriyeli sığınmacıların gelişi ve sayısının giderek artmasıyla birlikte STK'ların sayısında artış olduğu anlaşılmıştır. Sosyal hizmetin neo-liberal yaklaşımı yansıtan kolektif sorumluluk ilkesine uygun bir şekilde STK'ların devletin boşluğunu dolduran, devletle birbirini tamamlayan, göçmen ve sığınmacılar için hayati öneme sahip olan bir aktör ve yapı olarak görüldüğü ortaya çıkmıştır. Göç alanında faaliyet yürüten STK'ların genel olarak kapsayıcı olmayan ve süreklilik arz etmeyen proje temelli faaliyetler yürüttüğü anlaşılmıştır. Sığınma hakkına yapılan vurguya ve hak temelli STK söylemine rağmen sosyal hizmetin farklılıklara saygı, insan hakları ve sosyal adalet ilkelerine aykırı bir şekilde göçmen ve sığınmacıların tehdit, sorun, mağdur, muhtaç vb. olarak olumsuz bir şekilde kategorize edildiği ve konumlandırıldığı dikkat çekmiştir. Bununla birlikte sosyal hizmetin farklılıklara saygı, insan hakları ve sosyal adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak bir şekilde İzmir'de yaşayan göçmen ve sığınmacıların kayıtsızlık, dil bariyeri, ekonomik yoksunluk, ayrımcılık ve sosyal dışlanma gibi nedenlerden dolayı hak ve hizmetlere erişim konusunda çeşitli sorunlar yaşadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca İzmir'de yerel halkın genel olarak göçmen ve sığınmacılara yönelik mesafeli olduğu, onları istemediği; göçmen ve sığınmacıların çeşitli ayrımcılık ve sosyal dışlanma biçimlerine maruz kaldığı anlaşılmıştır. Göçmen ve sığınmacıların ayrımcılık ve sosyal dışlanma karşısında görünmez olma, kimliğini gizleme, kabullenme/normalleştirme gibi çeşitli olumsuz başetme stratejileri kullandıkları dikkat çekmiştir. Ayrımcılık ve sosyal dışlanmaya maruz kalmalarının göçmen ve sığınmacıların toplumsal yaşama katılımı ve entegrasyonunu olumsuz etkilediği anlaşılmıştır.
Identity development of children raised under state protection or foster care system: A grounded theory study
The main purpose of the current study was to investigate the psychological experiences of late adolescents who grew up under state protection and/or foster family in their identity development processes. A qualitative method, grounded theory method was employed to pursue this aim. The data were collected through semi-structured interviews with 17 individuals from three different participant groups. As a result of the analysis, five super-ordinate themes were conceptualized: (1) ambiguous losses, (2) objectification, (3) discrimination and stigmatization, (4) resource allocation, and (5) identity. The results of the analysis revealed that growing up under state protection and/or foster family emerges difficulties in the personal, social, and political areas of late adolescents' lives. These difficulties manifest in the lives of these late adolescents as norms that they internalize or challenge. As a result of these two ways, growing up under protection results in these adolescents being proud of their identity or drifting from life. The findings of this study emphasized the importance of social arrangements that ensured a healthy identity development for late adolescents raised under government protection and/or foster family.
Sağlık sektöründe kadın hekimlerin karşılaştığı cinsiyet ayrımcılığı ve cam tavan sendromu
Kadınların iş yaşamında yöneticilik pozisyonlarında yer almaya başladığı görülmektedir. Ancak iş dünyasında yer alan kadın sayısının hızla artmasına karşın, üst seviyede yer alan yönetici ve liderlerin arasında kadınları oranı oldukça azdır. Konu ile alakalı yapılan araştırmalar, kadın cinsiyetine sahip yönecitilerin pozisyonuna ulaşırken "Cam Tavan" olarak adlandırılan görülmeyen ve engellerin ve handikaplarla dolu olduğu görülmektedir. Cam tavan, kadın cinsiyetine sahip olanlar ile üst yönetim pozisyonunda yer alan ve onların başarı ve yeteneklerine bakılmaksızın kariyerlerinde yükselmelerine olanak tanımayan zorlukları ifade etmektedir. Bu çalışma, kadın yöneticilerde kariyer engelleri ve cam tavan sendromuna yönelik olarak hazırlanmıştır. Kadınların üst düzey yönetici pozisyonuna gelmelerindeki engeller üzerine görüş ve önerilerini tespit etmek amacıyla gerçekleştirilecek bu çalışmaya göre; elde edilen bulgular kişilerin yöneticilere yönelik tutumları ile cinsiyet, yaş, çocuk sayısı, eğitim düzeyi arasındaki ilişki değerlendirilecektir.
Biseksüel aktivistler açısından toplumsal cinsiyetin performatiğliği ve ayrımcılıkla baş etme stratejileri
Araştırmada ana tema olarak belirlenen ayrımcılık, aktivizm, açılma sürecinden elde edilen verilerin kesiştiği alanlarda ortaya çıkan kendine özgü tavırların, tutumların, durumların ve pratiklerin neler olduğu ve bu pratiklerin ayrımcılık süreçlerini sağlıklı bir biçimde yönetebilmek için nasıl yürütülmesi gerektiği meselesi aktivist mücadele ve görünürlük ekseni üzerinden tartışılmaya çalışılmıştır. Araştırma biseksüel yönelimli olan yedisi kadın biri erkek toplamda sekiz farklı kişi ile gerçekleştirilen mülakat süreci üzerine kuruludur. Görünürlük meselesinin tartışma ve yoruma açık hali feminist bakış açısı ile olan etkileşimi de dikkate alınarak biseksüel aktivizmin imkanlarını, sınırlılıklarını açarak eğitim, iş yerindeki deneyimler, politik alandaki etkileşim süreçleri gibi toplumsal olarak cinsiyetlendirilmiş alanların biraradalığına ilişkin ipuçlarına eğilerek açıklama yoluna gidilmiştir. Burada homofobinin çoğunlukla heteroseksist düzlemle ve bifobinin ise hem patriyarkal hem de heteroseksist düzlemde sınıfsal ve cinsiyet açısından iç içe geçen eşitsizliklerden beslenen alanlar yarattığı görülmüştür. Bu alanlara yönelik değerlendirmelerden hareketle biseksüeller açısından görünmezlik kılıfını sağlamlaştıran, alanın "özne"si olmaktan uzak tutan patriyarka unsurunun güçlü etkisinin ve hegemonik erkekliği biçimlendiren tüm etkileşim süreçlerinin zorlayıcılığının da dikkat çekici bir biçimde öne çıktığı gözlemlenmiştir. Araştırmada ayrımcılık ve olası nefrete dayalı süreçlerle baş edebilmek amaçlı ortaya koyulan yönetim stratejilerinin daha kapsamlı ve demokratik düzlemde ele alınması gerektiği tartışmalarına ışık tutmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Ayrımcılık, Biseksüel, Görünürlük, Heteroseksizm, LGBTİQ, Patriyarka, Yönetme
İşgücü piyasasında toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve gelir dağılımı
Piyasa ekonomisi içinde yaratılan gelirin, üretime katılan faktörler ya da bireyler arasında nasıl bölüşüleceği, bu bölüşümün iktisadi sistem üzerindeki etkileri ve adaletli olup olmadığı iktisat disiplini boyunca tartışılan bir konu olmuştur. Bu tartışmalar içinde analiz birimin üretim faktörleri mülkiyetine dayalı toplumsal sınıflardan bireye doğru kayması, işgücü piyasası içindeki dinamiklerin tartışılması için daha geniş bir zemin yaratmıştır. Böylece işgücü piyasasında cinsiyete dayalı bir ayrımcılığın etkileri daha görünür hale gelmiştir. Ancak bu görünürlük hâkim iktisadi yaklaşımın ayrımcılık tanımının izin verdiği ölçüde gerçekleşmiştir. Hâkim iktisadın dar ve soyutlayıcı yaklaşımı karşısında feminist yaklaşım, toplumsal cinsiyet çözümlemesini ortaya koyarak ayrımcılığın doğası ve niteliği hakkında daha bütüncül ve kapsamlı bir bakış açısı sunmuştur. Feminist yaklaşımın çıkış noktasını oluşturduğu bu çalışmada, kadınların işgücü piyasasındaki dezavantajlı konumu ve işgücü piyasasında kadınlara yönelik ayrımcılık, toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık /eşitsizlik olarak okunmaktadır. Bu bağlamda çalışmada, işgücü piyasasında toplumsal cinsiyet eşitsizliğin bireysel gelir dağılımına etkisi ücret-maaş eşitsizliği üzerinden araştırılmaktadır. Bu amaçla kantil regresyona dayalı ayrıştırma Machado-Mata yönteminden yararlanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre Türkiye işgücü piyasasında tam zamanlı çalışanlar arasında, kadınlar ücret-maaş dağılımı boyunca erkeklerden daha düşük gelir etmekte ve bunun önemli bir bölümü cinsiyete dayalı ayrımcılıktan kaynaklanmaktadır. Kadın -erkek arasındaki en güçlü eşitsizlik dağılımın alt bölgelerinde yani nispeten daha düşük gelirli işgücü arasında ortaya çıkmıştır. Bu durum tam zamanlı çalışan kadın ve erkek arasında kadınlar aleyhine bir yapışkan zemin etkisini işaret etmektedir. İşgücü piyasasında cinsiyete dayalı ayrımcılığın etkilerini araştıran ayrıştırma yöntemleri önemli bulgular sunmakla birlikte hâkim iktisadi yaklaşımın etkisi, bu bulguların alanını oldukça daraltmaktadır. Bu analizlerde toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümün yarattığı eşitsizlikler analiz dışına itilmekte, bir diğer ifade ile "mesele" edilmemektedir. Bununla birlikte toplumsal cinsiyete dair bu bakış açısı iktisat disiplini içinde genel bir eğilim niteliğindedir. Bu bağlamda çalışmada, uygulanan ampirik modele dair bulgular ve bu analizlerin kavramsal sınırlarını belirleyen kuramsal yaklaşıma ait toplumsal cinsiyetçi bakış açısının sorgulanması bir arada sunulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Gelir Dağılımı, İşgücü piyasası, Ayrımcılık Teorileri, Quantile Regresyon , Ayrıştırma Yöntemler
Queer ve feminist pedagojiler temelinde Ankara'da lise öğretmenleri üzerine bir araştırma
Bireysel farklılıkları açısından bazı öğrenciler hakim kültürün normlarına bağlı olarak okullarda ayrımcılığa ve zorbalığa maruz kalabilmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde ve ayrımcılık karşıtı bir eğitim süreci açısından öğretmenlerin yaklaşımları ve duruşları oldukça belirleyici bir role sahiptir. Bu araştırmanın esas amacı, lise öğretmenlerinin queer bireyler ile ilgili düşüncelerini yapılan derinlemesine mülakatlarla ele alarak; bu düşüncelerin ayrımcılık karşıtı bir eğitim süreci ilişkisinde davranışlarına yansımalarını feminist ve queer pedagojilerin kavramsal ve kuramsal çerçevesi içinde değerlendirmektir. İlk olarak, farklı branş ve yaşlarda 20 öğretmenin queer bireyler ile ilgili olumsuz düşüncelerinin olup olmadığı demografik bilgiler ile ilişkilendirilerek tartışılacaktır. Devamında ise öğretmenlerin bu düşüncelerinin eğitim sürecindeki davranışlarına/duruşlarına yansımaları ve ayrımcılık karşıtı bir eğitim için tercih ettikleri pedagoji, yöntem ve teknikler değerlendirilecektir. Ayrıca ayrımcılık karşıtı bir eğitim için öğretmenlerin, okulun ve milli eğitimin sorumluluklarının neler olduğu da tez içinde tartışılacaktır. Son olarak, öğretmenlerin okulda ayrımcılığı engelleyebilmek için hangi pedagojileri, yöntem ve teknikleri uygulayabileceği, sınıf atmosferinin bu konuda nasıl olumlu olarak yapılandırılabileceği konusunda feminist ve queer pedagojiler doğrultusunda öneriler verilecektir.