Tanzimat Period
162 theses under this subject heading
Ahmet Cevdet Paşa'da geleneksellik, muhafazakârlık, modernizm izlenimleri ve Osmanlı Devleti'ni Tanzimat sürecine hazırlayan sebepler
Türk Toplumunun son iki asrını her konuda ilgilendiren "Modernleşme, Batılılaşma ve Muasırlaşma" kavram ve olgularının, toplumu ne şekilde değiştirdiğini ve bu olguların ne ölçüde ele alındığı konusu her zaman güncelliğini korumaktadır. Muhafazakâr-modernist-yenilikçi bir şahsiyet olan Ahmet Cevdet Paşa'nın getirdiği metot ve yöntemler kendisini, dönemindeki devlet adamlarından ayırır. Çok yönlü ve entelektüel bir sîmâ olan Ahmet Cevdet Paşa'nın tarih sahnesine çıkış döneminde Osmanlı Devleti, karşılaştığı sosyal, siyasal, yönetimsel, eğitimsel ve hukuksal krizlerin üstesinden gelebilecek donanımlı bir bürokrasi kadrosuna ihtiyacı vardı. Dönemin şartları dikkate alınarak Ahmet Cevdet Paşa'nın bu konulara çözümlemeci ve metotsal yaklaşımı, kendisini Osmanlı Devleti'nde çok önemli bir yere koyar. Etkileri bugün bile hissedilen ve toplumları değiştiren Batı merkezli bu olguların, Osmanlı Devleti'ne tatbiki konusunda kullanılan yöntemler uygulayıcılar arasında fikir ayırımlarına sebebiyet vermiştir. Bu fikir ayırımları, modernleşme kavramının farklı kanallar vasıtasıyla ele alınmasına neden olmuştur. Ahmet Cevdet Paşa hiç şüphesiz Tanzimat Döneminin aranılan ismidir. Devrinde diğerlerinden daha iyi anladığı modernleşme kavramını uygularken toplumun kimlik kaybı yaşamaması için "Biz ve Öteki" anlayışını her icraatında kıstas almıştır. Kendisi medrese kökenli bir modernist olmakla birlikte, "kânun-u kadim" anlayışında bir muhafazakârdır. İbn-i Haldun'u felsefesini en iyi anlayan ve çözümleyen bir şahsiyet olmasının yanı sıra "devlet-i ebed müddet" anlayışını tam olarak yansıtan bir devlet adamıdır. Osmanlı Devleti'ni Tanzimat sürecine hazırlayan gelişmeler ve modernleşme kavramının uygulanma seyri zaman zaman değişmiştir. Ahmet Cevdet Paşa'nın adı, Tanzimat öncesi ve Tanzimat'la birlikte yapılan hata ve sonuçlardan ders çıkaran, bunları görev ve icraatlarına deneysel olarak yansıtan ve pozitivist bir sentez oluşturan şahsiyetlerin arasında öne çıkmaktadır.
Türkiye'de İslamcı düşüncenin tarih algısı ve Tanzimat Dönemi eleştirisi
Tanzimat Reformu Dönemi, Osmanlı-Türk modernizmi açısından en önemli dönüm noktalarından biridir. 3 Kasım 1839'da Mustafa Reşit Paşa'nın Gülhane Parkı'nda okuduğu fermanla başlayan dönem, Osmanlı'daki sosyal hayatı derinden etkilemiştir. Bu değişim sürecinin Osmanlı geleneksel yaşam anlayışında gedikler açmaya başlaması, Genç Osmanlıların tepkisine yol açmıştır. Batılılaşmayı köklerden kopuş olarak değerlendiren bu aydınlar, geleneksel değerlerin korunması gerektiğini vurgulamışlardır. Temelleri bu dönemde atılan İslamcılığın daha belirgin hale gelmesi II. Meşrutiyet Basını ile olmuştur. Batıcı düşünceler karşısında geleneksel yapıyı koruyarak ilerlenmesi gerektiğini savunan İslamcı aydınlar; sosyal, kültürel ve siyasal alanlara yönelik önerilerini de dile getirmişlerdir. Cumhuriyet'in ilanından sonra yaşanılan derin değişim ve dönüşüm, İslamcı aydınların daha büyük reaksiyonuna yol açsa da tek parti döneminde baskılanmışlardır. Çok partili siyasal rejime geçildikten sonra özellikle Necip Fazıl'ın Büyük Doğu Dergisi, İslamcıların zihniyet dünyasının biçimlenmesinde ve tarih algılarının oluşmasında etkili olmuştur. 1980'li yıllarda askeri rejimin oluşturduğu baskı atmosferinde de yayınlanmış olan İslamcı dergiler aynı selefleri gibi, Cumhuriyet dönemi reformları ile olan mücadelelerini Tanzimat sürecinden itibaren başlattıkları Batılılaşma karşıtlığı üzerinden yapmışlardır. 1980'li yıllardan sonra İslamcı yayın organları çerçevesinde görüşlerini ortaya koyan Türkiye İslamcılığının tarih algısı da, aslında bir kimlik inşasının yanında, güncel problemlerin çözülmesi ve özellikle Osmanlı'daki batılılaşma serüveninden günümüze deneyimlenmiş olan yargı ve bilgiler üzerinden şekillenmiştir. Yapmış olduğumuz bu çalışma ile cumhuriyet dönemi İslamcı hareketin batılılaşma sorununa yaklaşımını irdeleyeceğiz.
Kırım Savaşı'nın kökenleri (1848-1853)
Bu çalışma, 1848 yılında başlayan isyanlarla Britanya, Fransa ve Rusya arasındaki 1815 yılında geliştirilen koalisyonun (Viyana Sistemi) çözülmesini ve gelişen olaylarla Osmanlı Devleti'ne karşı Rusya'nın başlattığı Kırım Savaşı'nın kökenlerini ele almaktadır. Birinci bölümde, 1815'de gelişen Viyana Sistemi'nin neden çalışamaz hale geldiği ve bunun sonucunda Rusya ve Britanya'nın rekabetinin tetiklendiği değerlendirilmektedir. İkinci bölümde ise bunun sonucu olarak 1848'de Avrupa'da başlayan isyanlardan ve nihayetinde Osmanlı İmparatorluğu'na etkilerinden bahsedilmektedir. Üçüncü bölümde İngiltere, Fransa, Rusya ve Osmanlı devletlerinin siyasi çekişmeler ve Kutsal Yerler Meselesi konusundaki anlaşmazlıklar ele alınmaktadır. Dördüncü bölümde ise Karadağ sorunu ve Prens Menşikov'un misyonu ile savaşın nihai sebepleri ortaya konmaya çalışılmaktadır.
XIX. Yüzyıl Osmanlı iktisadi düşüncesinde dönüşüm: Bir Tanzimat projesi olarak Çukurova
Osmanlı İmparatorluğu'nun varlığını sona erdiren Birinci Dünya Savaşı arifesinde İmparatorluğun tarımsal üretiminin en önemli bölgelerinden birisi konumunda bulunan Çukurova bölgesi, yalnızca yarım yüzyıl önce bataklıklarla kaplı, göçebelerin hakimiyetinde bulunan ve tarımsal üretimin oldukça kısıtlı bir alanda neredeyse geçimlik bir seviyede yapıldığı bir bölge konumundaydı. Yarım yüzyılda kaydedilen bu gelişme kuşkusuz Tanzimat döneminin en önemli başarılarından bir tanesidir. Bu başarıda dünya ekonomisinin, yani Amerikan İç Savaşı'yla birlikte ortaya çıkan pamuk kıtlığı ve artan pamuk talebinin payı olmakla birlikte, en önemli rollerden birisini Çukurova'yı tarımsal üretime açacak ve ovada kolonizasyonu başlatacak Tanzimat bürokrasisi üstlenmiştir. Tanzimat bürokrasisini bölgeyi yeniden tanzime iten iktisadi zihniyet ise Tanzimat dönemi iktisadi zihniyetinden ayrı düşünülemez. Bir başka deyişle Çukurova'nın göçebe unsurlardan tasfiyesi ve bölgenin ticari tarıma açılması Tanzimat dönemi iktisadi zihniyetinin bir ürünü ve en önemli iktisadi projelerinden bir tanesidir. Bu nedenle 1865 yılında Fırka-ı Islahiye'nin göçebelere karşı gerçekleştirmiş olduğu harekât "Tanzimat'ın Çukurova Projesi" olarak adlandırılabilir. Ancak harekâta 1865 yılında başlanmış olmakla birlikte, bölgeye yönelik ilgi Tanzimat'ın ilk yıllarıyla birlikte gelişmeye başlamıştır. Babıali'yi, bu projeyi önce kurgulayıp ardından da gerçekleştirmeye iten motivasyon, iktisadi zihniyetin yanı sıra, Tanzimat sonrası merkezi idareye hâkim olan devlet ve medeniyet zihniyetinin de bir ürünüdür. Dolayısıyla iktisadi, idari ve medeniyet zihniyetlerinin geldiği noktanın göçebeler açısından da sonuçları olacaktır.
Ahmed Cevdet Paşa'nın hayatı ve siyasî faaliyetleri (1823-1895)
Bu tez, tarihçi, hukukçu ve âlim kimliğiyle tanınan Ahmed Cevdet Paşa'nın mülkî görevleri ve siyasî kariyerine odaklanan bir biyografi çalışmasıdır. Aynı zamanda, Paşa'nın kendi hayatı, siyasî çevresi ve olaylar hakkında yazdıklarının çoğunlukla eleştirilmeden doğru kabul edilmesine karşı çıkma çabasıdır. Paşa'nın merkez ve taşra bürokrasisinde yaptıkları, kendi yazdıkları ile arşiv belgelerini, süreli yayınları, hatıratları ve literatürü mukayese eden eleştirel bir yöntemle ortaya konulmuş ve yaklaşık yarım asırlık devlet memuriyetinin Paşa'yı nasıl şekillendirdiği sorusuna da cevap aranmıştır. Genellikle muhafazakar-reformist bir Sünnî Müslüman kimliğiyle öne çıkarılan Paşa'nın, devletin çıkarları için mekân ve zaman bağlamlarında seküler araçları kullanabildiği, kavramları amaçlarına yönelik olarak çarpıtabildiği, değişen kişisel ilişkilerine göre olayları teleolojik şekilde kurgulayabildiği ve otobiyografisinde kendisini soyutlamaya çalıştığı meselelerin tam da ortasında bulunabildiği somut örneklerle tespit edilmiştir. Bu bağlamda tartışılmaz bir otorite olarak görülen Paşa'nın özellikle Tezâkir ve Ma'rûzât'ta anlattıklarının kaynak değerinin sorgulanması ve ihtiyatla kullanılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Tanzimat'ın Bursa'da uygulanması (1839-1863)
Bu tezin temel amacı Tanzimat'ın ilanından 1863 yılına kadar Osmanlı merkezinin taşrada gerçekleştirdiği uygulamalar Bursa örneği üzerinden incelemektir. Tezin ilk bölümünde 1839-1850 yılları arasında taşrada ekonomik reformun nasıl yürütüldüğü; ikinci bölümünde 1857-1859 yılarında Bursa'da gerçekleştirilecek olan emlak sayımın nasıl yapıldığı; son bölümünde ise Tanzimat'ın altyapı yarımlarından olan Gemlik-Bursa yolunun nasıl meydana getirildiği ortaya çıkarıldı. Yapılacak incelemelerde merkez ve taşra ayrı ancak birbiriyle bağımlı birer mevcudiyet olarak düşünüldü. Tez boyunca reformların merkezde nasıl planlandığı ve taşrada zaman içinde nasıl şekillendirildiği ayrıntılarıyla ortaya konuldu ve reformların Osmanlı taşrasının dünya kapitalist ekonomisiyle nasıl bütünleştirdiğini tartışıldı.
The jurisprudential foundations of human rights protection in the late Ottoman constitutional documents
I will attempt to examine whether the constitutional reforms in the late Ottoman Empire were indicative of political expediencies or religious legitimacies in this thesis. The subject matter of this thesis is the human rights protection of the late Ottoman constitutional documents. The Ottoman Empire underwent remarkable constitutional movements in the nineteenth-century. Throughout the century, numerous constitutional documents appeared between 1808 and 1875, which is characterized as "the Tanzimat period" in literature. These documents were the very first written official charts that guaranteed fundamental rights of all Ottoman subjects for both Muslims and non-Muslims. The question whether the rights, which these documents guaranteed, were shaped in conformity with classical Islamic jurisprudence or appeared under the influence of western institutions has been controversial in academic circles for a number of decades. Situating the discussion in the context of human rights in Islam and the history of law, in an interdisciplinary approach, I will attempt to reveal the Islamic jurisprudential foundations of the constitutional documents in terms of fundamental rights. The concept of `iṣmah has been utilized to protect and guarantee fundamental rights in Islamic jurisprudence since the very beginning of fiqh. In my thesis, I will examine the influence of the concept of `iṣmah on the human rights protection of the Constitutional documents in an attempt to illustrate Islamic jurisprudential foundations of the protection. The contention of this thesis is substantiated by the fact that the constitutional reforms were carried out (i) as a consequence of the metamorphosis of the state into a modern state, (ii) considerably in favor of the bureaucratic class, (iii) paying regard to the expectations of the Western states, and (iv) in conformity with Islamic jurisprudence in the Tanzimat era.
Ali Haydar Bey'in hayatı, edebi kişiliği ve tiyatro eserlerinin incelenmesi
Tarih boyunca Türk halkının var olduğu coğrafyalarda, yüzyıllar boyunca kullanılan Osmanlı Türkçesi ile yazılmış birçok edebi ve ilmi eser mevcuttur. Bu eserlerin birçoğu Türkiye Türkçesine aktarılmış olmakla beraber, aktarılmayan pek çok eser edebiyat araştırmacılarının dikkatinden kaçmaktadır. Bu minvalde Tanzimat Dönemi sanatçılarından Ali Haydar Bey'in Sergüzeşt-i Pervîz (Piyes, 1866), İkinci Ersas'ın Sergüzeşti (İkinci Ersas) (Piyes, 1866), Rüya Oyunu (Piyes, 1876) adlı eserleri öncelikle Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Alanlarında ilkleri örneklendirdiği varsayılan eserler ilim dünyasının dikkatini çok fazla çekmemiştir. Eserlerde edebiyatımıza (o dönemde) yeni yeni girmiş konular ve tarihi konular ele alınmıştır. Sergüzeşt-i Pervîz'de olan zengin ve üst sınıf erkek ile çıkarcı kadın (metres) ilişkisi işlenmiştir. İkinci Ersas'ta, Sasani hükümdarlarından İkinci Ersas'ın İran şahı Şapur Şâh'a karşı savaşı anlatılır. Savaştan sonra ikinci eşi Olimpiyad'ın ölümüyle karşılaşır. Rüya Oyunu'nda ise hilebâzlıkla Bey'in paralarının alınmak istenmesi ve görülen rüya ile ilişkilendirilerek engellenmesi işlenmiştir. Ali Haydar Bey ve eserleri hakkında kapsamlı çalışma bulunmamaktadır. Eserleri, içerikleri az da olsa bilinmesine rağmen isim olarak karşımıza çıkmaktadır. Tanzimat Dönemi ve tiyatro türüne ilişkin çalışma yapan araştırmacılar kısa anlatımlarla ele almıştır. Bu tezin amacı Ali Haydar Bey'in hayatı ve sanatı hakkında bilinmeyenlerin açığa kavuşturulmasıdır. Aynı zamanda o dönemin yapısına ilişkin bilgiler sunulmasıdır. Ali Haydar Bey'in kıymeti çok bilinmemiş bu eserlerini tanıtmak, piyeslerdeki unsurları ve değerlerle ilgili temaları dönemin edebi geleneği çerçevesinde analiz etmektir. Elde edilen tespitlerin edebiyat camiası ile buluşturulması hedeflenmiştir. Tez'de Ali Haydar Bey'in hayatı ve sanatıyla ilgili ulaşılabildiği kadar kapsamlı bilgiler sunulmuştur. Tiyatro eserleri Türkiye Türkçesi'ne aktarıldıktan sonra detaylı olarak ele alınmış ve tahlil edilmiştir. Ali Haydar Bey, Tanzimat Dönemi'ndeki yenilik hareketlerine tiyatroya yeni biçim (manzum) ve türler (trajedi ve komedi) alanında eser kaleme alma girişiminde bulunarak katkı sağlamıştır. Ali Haydar Bey, yanlış batılılaşmayı eleştirmek için mirasyedi tiplere, para avcısı kadınlara ve hilekârlık konularına eserlerinde yer vermiştir. Ali Haydar Bey, batılılaşma ve yenileşme döneminin başları kabul edilen 1860'lı yıllarda ele aldığı tiyatro eserlerinde biçim ve içeriğin yanı sıra batılı kelimelere (vals, balo, balet) yer vermiştir. Anahtar Kelimeler: Ali Haydar Bey, Sergüzeşt-i Pervîz, İkinci Ersas, Rüya Oyunu, Tanzimat Dönemi
ʿÂşıkla Maʿşûk Dürbünü ve Her Milletin Güzeli metninin çeviri yazısı ve eser üzerine yapısalcı bir inceleme
'Âşıkla Ma'şûk Dürbünü ve Her Milletin Güzeli (1872) beş cilt hâlinde ve anonim olarak yayımlanan, Tanzimat dönemi Türk edebiyatının ilk basılı anlatılarından biridir. Bu çalışmada, 'Âşıkla Ma'şûk Dürbünü ve Her Milletin Güzeli'nin, birçok telif ve çeviri eser sahibi olan, matbaacı Viçen Tilkiyan'a ait olduğu tespit edilmiştir. Eser, bir Osmanlı Ermenisi olan Tilkiyan'ın, aynı yıl Ermeni harfli Türkçe yayımladığı Dürbün-i 'Aşk ve Mahbûbe-i Milel'in (1872) Arap harfli versiyonu olarak basılmıştır. Yapılan karşılıklı okumalarda bazı sözcük, harf ve noktalama değişiklikleri dışında her iki eserin de birebir aynı olduğu, aralarındaki cilt farkının ise punto büyüklüğü ve sayfa ölçülerinden kaynaklandığı anlaşılmıştır. İlk yazılı anlatılar içerisinde sözlü kültür etkilerinin yoğun olarak görüldüğü 'Âşıkla Ma'şûk Dürbünü ve Her Milletin Güzeli, çerçeve kurgusu, konu, kişi, zaman ve mekân kullanımlarıyla gelenek ve Batılı edebî anlayışın arasında duran bir sentez eser özelliği taşımaktadır. Otuz bir güne bölünen ve temel konusu aşk olan eserde, Osmanlı İmparatorluğu'nun etnik-dinsel gruplarını temsil eden kişilerin hikâyeleri anlatılmıştır. Eserin çerçeve anlatısı, sekiz iç anlatı ve bu anlatılarda iç içe geçen kısalı uzunlu on dokuz anlatıyı kapsamaktadır. Bu çalışmada, modern Türk hikâye ve romanının oluşum evresinde temel basamaklardan biri olan 'Âşıkla Ma'şûk Dürbünü ve Her Milletin Güzeli'nin içerik ve yapı unsurları incelenmiştir. Bu amaçla Türk hikâyeciliğinin bilinmeyen kaynaklarından birine ışık tutulmuş ve Türk edebiyatı tarihinin unutulan eserleri dikkate alınarak yeniden tanzim edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu'nda turizm (1850-1923)
Dünyada teknoloji, sanayi, askerî ve idarî alanlarda birçok değişim ve gelişmenin yaşandığı XIX. yüzyıl, bugünkü anlamıyla modern turizm faaliyetlerinin de başlangıç noktası olmuştur. Osmanlı Devleti, bu değişim ve gelişmelerin yanı sıra turizm faaliyetlerinde de Avrupa'yı geriden takip etmiştir. Osmanlı Devleti, Avrupa'da 1851'de açılan ilk sergiden 12 yıl sonra 1863'te İstanbul'da "Sergi-i Umumi-i Osmani" adında bir sergi açmıştır. Bu sergiye Avrupa yoğun bir ilgi göstermiş ve sergiyi ziyaret etmek için gruplar halinde İstanbul'a gelmişlerdir. Bu gruplar Osmanlı Devleti'ne toplu olarak gelen ilk turist kafilesidir. XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı toprakları turistlerin ilgisini çekmeye başlamıştır. Özellikle ulaşım olanaklarının artması ile Osmanlı'ya daha fazla turist gelmeye başlamıştır. 1883'te ilk seferini yapan Orient Express, Avrupa ile İstanbul'u birbirine bağlamıştır. Osmanlı Devleti'nin dört bir yanında hizmet veren demiryolları seyahat etmeyi kolaylaştırmış ve turizmi oldukça hareketlendirmiştir. Gelen turistlerin konaklamaları için başta Beyoğlu olmak üzere İstanbul'un çeşitli tarihî bölgelerinde ve Osmanlı'nın diğer turistik bölgelerinde oteller ve misafirhaneler inşa edilmeye başlanmıştır. Yaşanan gelişmeler neticesinde başta İstanbul olmak üzere imparatorluğun liman kentleri ve Kudüs gibi kutsal şehirler dünyanın her tarafından turistleri kendisine çekmiştir. Bu tezde XIX. yüzyılın ikinci yarısı ile 1923 yılları arasında Osmanlı Devleti'ndeki turizm faaliyetleri, ulaşım olanakları, bu süreçte açılan otel ve misafirhaneler ve Osmanlı hükümetinin yapmış olduğu düzenlemeler incelenmektedir.
Tanzimat Dönemi uygulamalarının Ankara kent dokusuna etkisi (1839-1924)
19. yüzyıl, dünya ekonomik ve siyasi tarihi içinde, özellikle Avrupa merkezli bir dünya ekonomik sisteminin oluşması bakımından önem taşıyan ve bu sistem içinde kendi çıkış yolunu yine Batı'yı model olarak seçmekte bulan Osmanlı İmparatorluğu'nun, çok yönlü reform kararlarının ve bunun getirdiği değişimin/dönüşümün yüzyılıdır. Osmanlı modernleşme çabalarının çıkış noktasını oluşturan ve 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı ise 18. yüzyıldan beri devam eden ıslahatı resmî devlet politikası haline getirmiş ve Osmanlı devlet yapısını ve toplumsal dokuyu yeniden şekillendiren bir dönemi başlatmıştır. Tanzimat ile değişen hukuki uygulamalar, yeni toprak düzeni, yeni millet sistemi ve yeni yönetimsel düzen ile kurumsal yapıda bir değişim/dönüşüm yaşanmış olup, bu yenilikler, mülkiyet düzeni, kent yönetimi ve imar pratiğinde ve dolayısıyla kentler ve mimaride de mekânsal karşılıklar yaratmıştır. Tanzimat Döneminde, ülke yönetiminde yapılan yeniliklerin uygulandığı öncelikli kentlerden biri de Ankara'dır. 20. yüzyıl ilk çeyreğinde yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti olmasıyla farklı bir dönemece giren ve model kent olarak yeniden şekillendirilen Ankara'nın bu dönem tarihi gerek başkent olma süreci gerekse de günümüz Ankara'sına ilişkin ipuçları vermesi bakımından önem taşımaktadır. Bu kapsamda, bu çalışmanın amacı, Osmanlı modernleşmesi projeleri doğrultusunda Tanzimat Fermanı ile birlikte başlayan ve idari alandan eğitim alanına kadar pek çok alanda değişim/dönüşümün yaşandığı bu sürece ilişkin, üst ölçekteki değişimler ve yerel bağlamın birlikte ürettiği mekânsal yapılarıyla, Ankara kent dokusunda yarattığı fizikî mekân karşılığını 1839 ve 1924 haritalarını da kullanarak bulmaya çalışmak, incelenen bu değişim ve yeniliklere neden olan süreçleri belirlemek ve Tanzimat yenilikleri ile ilgilerini kurarak ortaya koymaktır. Sosyal, ekonomik, yönetimsel ve politik değişimin en son fizikî mekâna yansımasından hareketle, çalışma kapsamında gerek döneme ilişkin Osmanlı İmparatorluğu tarihi arka planı, gerekse de Ankara kenti tarihi ele alınmış ve haritalar üzerinden de irdelenerek Tanzimat Dönemi uygulamalarının Ankara kent dokusuna etkisi yazılı ve görsel belgelere dayanılarak değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler Tanzimat, Modernleşme, 19. Yüzyıl, Ankara, Kent Dokusu, Mimari, Değişim/Dönüşüm.
Osmanlı modernleşme sürecinde eğitim yapısında değişim ve dönüşüm: Sultâniler
Eğitim kavramı, tarih boyunca toplumların ideolojik, sosyolojik ve kültürel bakımdan inşasında oldukça önemli bir rolü üstlenmiştir. Bu kavram her dönemde farklı politikalar çerçevesinde şekillenmiş, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda çeşitli değişim ve dönüşüm süreçleri yaşamıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda XVIII. yüzyılın sonlarında başlayan modernleşme faaliyetleri, 3 Kasım 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile yeni bir ivme kazanmıştır. Bu doğrultuda Tanzimat Fermanı'nın ilan edilmesi yalnızca bir dönemi adlandırmak için kullanılmayacak kadar mühim bir hadisedir. Osmanlı İmparatorluğu'nda siyasi, askerî, iktisadî ve kültürel alanlarda gerçekleştirilecek olan köklü değişimlerin resmi bir başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Tanzimat Dönemi, Türk eğitim sisteminin mevcut politikalarının hem kurumsal hem de kuramsal açıdan değiştiği bir dönem olarak incelenmektedir. XIX. yüzyıl modern eğitim fikrinin meydana geldiği ve geleceğe aktarıldığı bir dönem olmasının yanı sıra günümüz toplumunun çekirdeğini oluşturan üretken neslin tohumlarının atıldığı bir dönem olarak Türk eğitim tarihinde önemli bir basamağı meydana getirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu eğitim politikalarının Tanzimat Fermanı'nın ilanından sonra yaşadığı dönüşüm, 1869 senesinde yürürlüğe giren Maarif-i Umumiye Nizamnâmesi ile birlikte çeşitli hiyerarşik düzenlemeler vasıtasıyla belirli bir plan çerçevesinde yürütülmeye başlanmıştır. Bu doğrultuda ilk kez eğitim-siyaset ilişkisinin bir bütün olarak denetim altına alınması dikkat çekmektedir. Bu dönemde eğitim-siyaset ilişkisinin yanı sıra eğitim basamaklarının hiyerarşik açıdan yeniden düzenlenmesi de önemli bir hadisedir. Osmanlı eğitim sistemi içerisinde ilköğretim kurumlarının üzerinde bir eğitim kademesinin bulunmaması ve yükseköğretime geçiş sürecinde eğitim bakımından yetersiz kalınması, çeşitli hiyerarşik düzenlemelere duyulan ihtiyacı beraberinde getirmiştir. Bu doğrultuda tezin odak noktasını meydana getiren sultanîlerin açılışı ile birlikte imparatorluk nezdinde yalnızca ortaöğretim kademesinin kurulması sağlanmamıştır. Sultanîlerin açılışı ihtiyaç duyulan bir eğitim kademesine yanıt verirken modern eğitim ilke ve yöntemlerinin kullanıldığı ilk eğitim kurumu olma özelliğini bünyesinde barındırmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nun maarif modernizasyon çabalarının mühim bir göstergesi olarak kurulan sultanîler, Osmanlı topraklarında yaşayan farklı din ve cemaat mensubu vatandaşların yararlanabileceği modern bir ortaöğretim kurumu olarak Tanzimat devri eğitim politikalarının ışığında fiiliyata geçmiştir. XIX. yüzyılın sonunda ilk örneklerine rastlanan sultanîler, II. Abdülhamid devrinde nicelik, II. Meşrutiyet devrine gelindiğinde de nitelik bakımından büyük bir ilerleme kaydetmiştir. Bu çalışmada, Tanzimat Fermanı'nın ilanından sonraki süreçte eğitim politikalarının yapısal ve düşünsel bakımdan yaşadığı değişim ve bu değişimin Osmanlı toplum yapısına yansımaları incelenmiştir. Bu çalışma ile, günümüzde hâlen lise düzeyinde eğitim faaliyetlerine devam etmekte olan sultanîlerin ve bu kurumlarda eğitim alan kesimin, modernleşmedeki rolünün yanı sıra çağdaş politikaların uygulanmasında nasıl bir rol üstlendikleri açıklanmaya çalışılmıştır.
Tanzimat Döneminde Anadolu'da konar-göçer aşiretler (1839-1876)
Osmanlı Devleti, Tanzimat Fermanı ile birlikte askeri, mali ve idari alanlarda değişim ve dönüşüm içerisine girmişti. Merkezi otoritenin etkisinin artırılması amacıyla Vilayet nizamnameleri çıkarılmış, halkın temsilcilerinin katıldığı meclisler teşkil edilmiştir. Diğer taraftan hazinenin güçlendirilmesi için vergi tahsilatı konusunda muhassıllık sistemi hayata geçirilmiş; ancak başarılı olmamıştır. Ardından herkesin ödeme gücünü esas alan vergi anlayışı ile sayımlar gerçekleştirilmiştir. Askeri sahada yeni kurulan ordunun nefer sayısının artırılması amacıyla kur'a sistemi başlatılmıştır. Tüm bunlar için ise halkın güvenliğinin sağlanması adına girişimlerde bulunulmuş, halkın tüm kesimiyle temas kurulmaya çalışılmıştır. Bu tez, Osmanlı Hükümeti'nin Tanzimat dönemi politikaları içerisinde konar-göçer aşiretlerle ilgili askeri, mali ve idari alanlardaki politikalarını ortaya koymaktadır.
Tanzimat Döneminde Eflak ve Boğdan'daki entelektüel hareketlerin Romanya'nın bağımsızlığına katkısı (1831-1878)
Eflak ve Boğdan, Balkanlarda önemli stratejik konuma sahip olmakla birlikte, tarih boyunca farklı devletlerin hâkimiyeti altına girmiş ve bağımsızlığını elde edene kadar birçok mücadele vermiştir. Rekabet halinde olan dış güçlerin otoritelerini meşrulaştırma çabaları, Eflak ve Boğdan topraklarını mücadele alanına çevirmiştir. Bu rekabetten yıpranan yerli halk, topraklarının refahını sağlayabilmek için çeşitli faâliyetlere girişmiştir. Fransız İhtilâli'nin getirdiği düşünce akımlarıyla entelektüel gruplar ortaya çıkmış ve millî kimlik bilincinin etkisiyle reform hareketlerine girişmişlerdir. İlk olarak prensliklerin birleşmesiyle büyük bir adım atacak olan ihtilâlciler, 1878 yılında bağımsızlığın kazanılmasını sağlamışlardır. Bu çalışmanın amacı, Eflak ve Boğdan'daki entelektüel hareketlerin Romanya'nın bağımsızlığını kazanmasına katkısını incelemektir. Bu aşamada Eflak ve Boğdan'ı etkileyen Fransız İhtilâli, Fenerli ailelerin reform girişimleri ve Transilvanya Birleşik Kilisesi'nin faâliyetleri ele alınmıştır. Özellikle Eflak ve Boğdanlı ihtilâlcilerin yapmış olduğu modernleşme çalışmalarının ve dış güçlerle olan ilişkilerinin ortaya konulması, bağımsızlık sürecini görmek açısından önemli olmuştur. Entelektüellerin ulusal kimlik inşa etme çabasında dil, din ve tarih gibi kültürel öğelere başvurmaları, çalışmada Eflak ve Boğdan halkının coğrâfî, târihî menşei ve sosyo-kültürel yapısından bahsedilmesini gerekli kılmıştır. Ayrıca Eflak ve Boğdan'da ortaya çıkan ihtilâl girişimleri üzerinde dış güçlerin müdâhalesiyle yıpranmış olan halkın gösterdiği tepkilerin etkili olması, Osmanlı Devleti ve Avrupalı Devletler ile Memleketeyn arasında yürütülen diplomatik ilişkilerin değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Çalışmada Eflak ve Boğdan'daki entelektüel hareketlerin Romanya'nın bağımsızlığına olan etkisi Türkçe, İngilizce ve Rumence kaynaklar ışığında incelenmiştir. Buna göre, Romanya'nın bağımsızlığını kazanmasında yalnızca siyâsî gelişmelerin değil, özellikle ulusal devlet kurma aşamasında rehberlik edecek olan entelektüel grupların sosyo-kültürel faâliyetlerinin de önemli derecede katkı sağladığı sonucuna varılmıştır.
Tanzimat Dönemi'nde bahriye alanında yapılan ıslâhât hareketleri ve Bahriye Meclisi
Tanzimat'ın 3 Kasım 1839'da ilan edilmesiyle beraber yapılacak olan reform hareketleri hız kazanmıştır. Reform hareketlerinin görüldüğü bir diğer alan da deniz kuvvetleri olmuştur. Deniz kuvvetleri yalnızca devletlerin deniz savaşlarında kullanılmamakla beraber aynı zamanda ticaret güvenliğini sağlamak, savaş esnasında askerlerin sevkine yardımcı olmak ve en önemlisi jeopolitik konuma dayalı olarak toprak bütünlüğünü sağlamada önem arz etmektedirler. Osmanlı Devleti 'de tüm bunları göz önünde tutarak, bahriyede eksiklik gördüğü konularda modernizasyon hareketlerini başlatmıştır. Ancak denizcilik alanında yenilik hareketlerine başlamak kolay bir hareket değildir. Yeni teknolojiye dayalı gemiler yapmak için hem yeni malzemelere hem de gelişmiş bir sanayiye ihtiyaç duyulmaktaydı. Tüm bunlar mali açıdan külfetliydi. XIX. yüzyılda yenilik girişimlerine örnek olarak tersanelere buharlı ve zırhlı gemiler girmeye başlamıştır. Devlet, deniz savaşlarında aldığı bozgunlar neticesinde donanmasını tanzim ederken yeni teknolojiyi kullanma yoluna gitmiş, bu nedenle bu tarzdaki gemileri tersanelerine getirtmiştir. Tanzimat dönemi ile beraber yapılacak olan reformların daha düzenli yapılması ve denetlenmesi açılan meclisler bahriye alanında da kendisini göstermiştir. İki defa kurulan Bahriye Meclisi, denizcilik alanında reformlara öncülük etmeye çalışıp, işlerin belirli bir düzen doğrultusunda yapılmasını amaçlamıştır. 1867 senesinde Bahriye Nezareti'nin kurulması ile beraber meclis, nezaretin bünyesinde görevlerini sürdürmeye devam etmiştir. Bu çalışma, Tanzimat Döneminde denizcilik alanında ne gibi ıslahatlar yapıldığından bahsederken, Bahriye Meclisi'nde alınan kararlar neticesinde ıslahatları gerçekleşmede başarılı olup olunamadığının yanı sıra bu meclisin Osmanlı bürokrasisinde yerinin tayin edilmesine yardımcı olmaktır.
Tanzimat Döneminde Edirne (1839-1908)
XIX. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu için idari, iktisadi, sosyal, kültürel vb. birçok alanda dönüşümlerin yaşandığı bir asır olmuştur. XVIII. yüzyılın son çeyreğinde III. Selim döneminde yapılan ve XIX. yüzyılda II. Mahmud'un saltanat yıllarında artarak devam eden reform hareketleri 3 Kasım 1839 yılında ilan edilen Gülhane Hatt-ı Hümâyunu ile adeta doruk noktasına ulaşmıştır. Bir döneme adını veren bu fermanla devlet Müslüman ve gayrimüslim tebaa arasında kanun önünde eşitlik, herkesin gelirine göre vergi vermesi, askerlik süresinin belirlenmesi gibi birtakım vaatlerde bulunuyordu. Fermana gerek ülkede gerekse ülke dışında farklı tepkiler gelmiştir. Devlet adamları da bu kadar geniş, kapsamlı ve önemli reformları tüm imparatorluk sathında uygulamaktansa nispeten başkente yakın ve de böylece daha rahat kontrol edebileceği vilayetlerde uygulamaya karar verdi. Bu vilayetlerden biriside çalışma konumuz olan Edirne Vilayeti'dir. Edirne coğrafi olarak günümüze nazaran çalışma dönemimizde Kırklareli, Tekirdağ, Gümülcine, Filibe, Gelibolu gibi yerleri içine alan çok daha büyük bir vilayettir. Üstelik nüfus olarak da Rum, Bulgar, Ermeni ve Yahudilerin yoğun olarak yaşadığı kozmopolit bir kenttir. Bu nedenden ötürü Tanzimat'ın Edirne'deki başarısı Tanzimatçı devlet adamları için oldukça önemlidir. Bu dönem özellikle Balkanlarda ayrılıkçı hareketlerin, eşkıyalık faaliyetlerinin yoğunlaştığı bölge olmuştu. Yine Sultan II. Abdülhamid'in saltanatının hemen başında yaşanan ve tarihimizde "93 Harbi" diye adlandırılan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı da, hem Osmanlı İmparatorluğu hem de Edirne şehri için bir felaketle sonuçlanmıştı. Savaşta Edirne şehri Rus işgaline uğramış; yine bu savaş nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu Rumeli'den ve Kafkaslardan gelen büyük bir göç dalgasına maruz kalmıştır. Rumeli'den gelen bu göçmenlerin ilk durak yerleri ise Edirne idi. Bizde çalışmamızda hem Tanzimat hem de II. Abdülhamid dönemindeki idari, eğitim, sağlık, tarım vb. alanlarda alınan kararların Edirne'de uygulanmasını inceledik. Bu uygulamaların başarılarını ya da başarısızlıklarını, bunların nedenlerini devlet arşivindeki belgelere dayanarak ortaya koymaya çalıştık.
19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu çiftliklerinde üretim ilişkileri ve hukukî dönüşüm: Parga Çiftliği Kararnâmesi
Osmanlı İmparatorluğu'nun 19. yüzyıldaki çağdaşlaşma girişimleri içerisinde kanunlaştırmanın önemli bir yeri bulunmaktadır. Özellikle lâyihalar yoluyla çiftçi köylülük ile çiftlik sahipleri arasındaki ilişkiler düzenlenmiş, üretim ve mülkiyet ilişkilerindeki değişimlerin yansımaları kanunlar şeklinde ortaya çıkmıştır. Bu tezde, Yeni Kurumsal İktisat teorisinin eleştirisi bağlamında 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'ndaki kanunlaştırma girişiminin iktisadî ve toplumsal etkileri araştırılacak, Parga çiftliğinde yaşananlar ışığında meselenin irdelenmesi hedeflenecektir. Dünya genelinde üretimin giderek ticarileştiği bir dönemde bu meselenin kırsal dönüşüme dâir vereceği ipuçları, çeşitli arşiv belgelerinden de yararlanılan tarihsel bir incelemeye konu olacaktır.
The foundation of a professional group: Physicians in the Nineteenth Century modernizing Ottoman empire (1839-1908)
Physicians in the Nineteenth Century Modernizing Ottoman Empire (1839-1908)This dissertation studies the foundation of the modern professional group of physicians in the nineteenth century Ottoman Empire between the Tanzimat period, during which the first School of Medicine was introduced, and the Second Constitutional Period, after which new medical institutions and political atmosphere were born. The aim of the research is to find out the process in which the modern state formation overlapped with the appearance of this specific profession by considering new ideas of progressivism and modernism.The research first describes the general atmosphere created by the new medical technologies and understanding of the nineteenth century. Then, the new system regulating medical activities is explained and the ways to deal with irregular practitioners is analyzed. After that, within this new system, the formation of a medical student is described by focusing on an ordinary life within the school with political and medical activities. The final focus is given to their civilian activities and the different reactions to them in the Ottoman provinces through the study of provincial physicians and the quarantine doctors.The appearance of the physician is analyzed through the consideration of the shift in the eyes of the state, the self-perception of the physicians, and the perception of the physicians by the common people by primarily the use of the Prime Ministry Ottoman Archives in addition to the memoirs and biographies of the physicians. The study targets the introduction of everydayness of these professional elite in relation to the people, the state and the profession itself, and to look behind the legislations introduced under the progressivist and centralizing administrative mentality of the modern state.
Nestorians, Kurds, and the state: The struggle to survive in the frontier in the late Ottoman Period, 1839-1908
This thesis examines the effects of the Ottoman Empire's modern state-making practices on the lives of the Hakkari's Christian Nestorian tribes, and on the Nestorian tribes' relations with the neighboring Kurdish tribes. Starting from 1840s, the lives of the Nestorian tribes underwent significant changes. First, they were attacked in 1843 and 1846 by the Kurdish tribes, who were under the command of Bedirhan Bey. Second, throughout the period between 1850 and early 1870s, the central state tried to extend its authority over their settlements, and turn these "savage" tribes into loyal Ottoman subjects. From the 1850s onwards, the state's agents' attempts to secure regular tax collection from the Nestorian tribes, in line with the afore-mentioned objectives, led to the emergence of a continual tax problem between the two parties. The main reasons behind this problem were the irregularities that occurred during the collection of taxes such as repeated tax collection, and over-taxation, and also the coercive means employed by the tax collectors and the local government agents. During the reign of Sultan Abdülhamid II, significant problems emerged between the Nestorian and the Kurdish tribes. From the 1880s onwards, the conflicts and power struggles between them were among the leading problems in Hakkari. Based mainly on Ottoman archival documents, the taxation problem and the conflicts between the Nestorian and the Kurdish tribes, together with the state agents' attitudes towards these problems, are analyzed in this study.
Conscription in the nineteenth century Ottoman Empire: Its reflections on the lives of ordinary people and resistance, 1843-1876
This thesis examines the creation of a new army in the Ottoman Empire in the nineteenth century manned by conscripts. Starting from the eighteenth century, significant reforms were introduced in the Empire. A new army and a regular recruitment system were part of these reforms which are within the scope of this study. Especially after 1846, Ottoman subjects started to be recruited for military service as an obligation. This study presents the early years of implementation of the recruitment system. While analyzing the conscription law of 1846, the thesis takes examples of the practice of the law from archival documents. Finally, it tries to show the subjects' reactions to conscription, which might have created cracks in the relationship between the state and its subjects. These reactions ranged from negotiable methods for avoiding the military service obligation to open rebellion, desertion, and even banditry. The law forms a struggle field for the ordinary people who are mostly invisible in history studies. The thesis tries to tell the real stories of ordinary people by analyzing this point of contestation which provides a chance to hear them.
Tanzimat and penal modernity: The abolition of torture in the mid-nineteenth century
This thesis studies the abolition of torture in the Ottoman Empire from 1840s up until the mid-1860s as a component of newly-raised Tanzimat legislation and, more generally, the Ottoman judicial transformation in the nineteenth century. It will be investigated the context in which the anti-torture law took place in this period and how this official policy came into practice after relevant laws and regulations were issued by the Sublime Porte. It will be argued that the anti-torture law was an outcome of global legislative wave against body-oriented punitive methods in penal proceedings, whose origins could be traced back to the mid-eighteenth century. Since this law was a part of penal modernity, which first occurred in Europe, this thesis tries to concentrate on its utilization in everyday court practices. It explores how ordinary Ottoman subjects made use of this Tanzimat novelty when they were encountering with legal discourse. Moreover, this thesis reevaluates foreign, mostly British, diplomatic pressure on the Tanzimat statesmen about ongoing practice of unlawful torture through the nineteenth century diplomatic environment. Intentionally, I establish a bond between a global legislative trend and simple judicial strategies of Ottomans. Broadly, the Ottoman judicial transformation in the first two decades of the Tanzimat era is examined by relying on archival documents, official correspondences, consular reports, and most importantly penal court records and interrogation procedures.
Bir Tanzimat entellektüeli: Sadık Rıfat Paşa'nın iktisadî düşünceleri
This thesis tries to analyze economic thoughts advocated by Sadık Rıfat Paşa, who occupied significant state positions in the first half of the nineteenth century and was accepted as one of the Tanzimat reformers. While his writings on economy represent a continuation of the classical era in terms of stye, they demonstrate western originated thoughts in their content. He could also be accepted as the first person who proposed western inspired economic policies at governmental level in the nineteenth century. His economic thoughts and proposals are disorganized in his writings and they did not establish a theoretical basis; instead they rather seem to have been targeted at practical and efficient solutions for the contemporary economic problems. In this study we firstly reviewed Sadık Rıfat Paşa's political thoughts and then shortly described cameralist and liberal economic policies. Secondly, we touched on the basic characteristics of the Ottoman economic thinking before the nineteenth century and generally delineated Ottoman economic thought in the nineteenth century. Lastly, we tried to evaluate and contextualize Sadık Rıfat Paşa's economic thoughts in its historical setting.
Ahmed Midhat Efendi'nin eserlerinde Müslüman-Hıristiyan tartışma konuları
Tanzimat sonrası Osmanlı kültür evreni, Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında aktif bir polemik ortamına sahne olmuştur. Islahat Fermanı ile birlikte gayrimüslimlere karşı yürütülen hoşgörü politikasını fırsat bilen misyonerler İslam aleyhine yayınlar yapmaya ve İncil tercümelerini halka açıktan dağıtmaya başlamışlardır. Bu durumdan rahatsız olan Ahmed Midhat Efendi, Hıristiyanların İslam aleyhinde yazdığı eserlere kapsamlı reddiyeler yazmıştır. Ahmed Midhat'ın polemik eserlerini geniş bir problem yelpazesi kuşatmaktadır. Hıristiyanlığın en köklü teolojik problemlerinden toplumsal meselelere kadar hemen her konuya yer vermeye çalışan müellif, misyon faaliyetlerine karşı Müslümanların tepkisiz kaldığını düşünmektedir. Bu alandaki yetersizliği görerek yazılarıyla tepkisini ortaya koyan Ahmed Midhat Efendi, amacının saldırı niyeti taşımadığını ve İslam'ı müdâfaa olduğunu belirtmektedir. Eserlerinde "Hıristiyanlık tarihi" başta olmak üzere "teslis, Hz. İsa'nın tabiatı, çarmıhın kökeni aslî günah ve kefâret, İncillerin durumu ve beşâir" konularına ağırlık vermektedir. Bu tez çalışmasında Ahmed Midhat Efendi'nin temas ettiği Müslüman-Hıristiyan tartışma konularından yukarıda zikredilen ağırlık verdiği problemler incelenerek yazarın Hıristiyanlık eleştirisi tartışılmaktır. Bununla beraber Midhat Efendi'ye mukabelede bulunan Hıristiyan din adamlarının verdiği cevaplar da yeri geldikçe bahse konu edilmektedir. Midhat Efendi'nin sunduğu deliller ve bu alandaki ilmi derinliğinin günümüz araştırmaları ve tarihi kaynaklarla uyumlu olup olmadığı da tezin muhtevası içerisindedir. Reddiye geleneğinde tartışılagelen Müslüman-Hıristiyan tartışma konularının Ahmed Midhat Efendi dönemine kadar değişip değişmediği ve müellifi bu bağlamda farklı kılan yönler tezin çerçevesi içerisinde yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Tanzimat, Dinler Tarihi, İslam, Hıristiyanlık, Ahmed Midhat.
Psikanalitik okuma ile Ziya Paşa'nın eserleri
Bu çalışma, Tanzimat Dönemi Türk edebiyatının Şinasi ve Namık Kemal ile birlikte öncü isimlerinden kabul edilen Ziya Paşa?yı konu alır. 1829-1880 tarihleri arasında yaşayan Ziya Paşa, ünlü bir şair, çevirmen, edebiyat tarihçisi, gazeteci ve bürokrattır. Modern Türk tarihinde büyük izler bırakmış bu ünlü isim, özellikle de yeni Türk edebiyatında şair ben?inin öne çıktığı bir sima olarak önemli bir dönüm noktasını işaret eder. Onun sanatçı kişiliğini verme amaçlı olan bu çalışmada; Ziya Paşa?nın nazım ve nesir olmak üzere bütün telif eserleri incelenmiş; bu amaçla uygulanan başlıca kuram ve metot ise Sigmund Freud tarafından geliştirilen psikanaliz edebiyat kuramı çerçevesinde oluşturulmuştur. Freud sonrası gelişen psikanaliz ekollerin de incelemeye dâhil edildiği bu çalışmada, Ziya Paşa?nın psikolojisi ve biyografisi eserleri üzerinden anlamlandırılmaya gidilmiştir. Bu amaçla dört bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümü; Ziya Paşa?nın psiko-biyografik gelişimine ayrıldı ve onun eserleri üzerinden kronolojik ve sistematik bir incelemeyle ruhsal gelişimi izlendi. İkinci bölüm Ziya Paşa?nın egosal dengesini incelemeye dönük olarak savunma mekanizmalarına ayrıldı. Üçüncü bölüm, ünlü bir hiciv şairi olan Ziya Paşa?nın eserleri üzerinden bilinçaltını anlamlandırmak ve mizah, hiciv, ironi gibi edebi tür ve tekniklerin niçin ve nasıl kullanıldığını ortaya koymak amaçlıdır. Son bölüm ise psikanaliz ekol içerisinde analitik psikoloji çalışmalarıyla öne çıkan Carl Gustav Jung?un arketip kuramı çerçevesinde Ziya Paşa?daki belli başlı iki arketipin incelenmesine verildi. Sonuç bölümü ise bu dört bölümde ortaya konulan çalışmanın sonuçlarına ayrıldı. Anahtar Kelimeler: Ziya Pa?a, psikanalitik edebiyat kuramı, metin incelemesi, S. Freud