Dogs

Bu konu başlığı altında 185 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerde idrar özgül ağırlık ölçümünde bir dijital refraktometrenin kullanılabilirliği

Amaç: İdrar özgül ağırlığı (İÖA), klinik olarak idrar konsantrasyonunu değerlendirmek için kullanılır ve rutin olarak refraktometre ile ölçülür. Köpeklerde İÖA'nın değerlendirilmesinde optik ve dijital refraktometrelerin karşılaştırıldığı çalışmaların sınırlı olması yanında sonuçlarıda bir örneklilik göstermemektedir. Bu nedenle, bu çalışmada İÖA ölçümünde el tipi dijital bir refraktometrenin (EDR) (Atago Pal-Usg Dog) klinikte rutin kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Haziran 2022 - Mayıs 2023 tarihleri arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesine farklı nedenlerle getirilen 100 köpekten idrar örnekleri alındı. EDR ve referans yöntem olarak optik el tipi refraktometre (OER) (Atago URC-NE) sonuçları bağımlı t testi, Pearson korelasyon analizi, Passing Bablok regresyonu ve Bland-Altman testi ile değerlendirildi. Ayrıca, EDR için varyasyon katsayısı (VK) ve total analitik hata (TAH) oranları belirlendi. Bulgular: OER ve EDR ile ölçülen ortalama İÖA arasındaki istatiksel olarak anlamlı bir fark (p = 000) belirlenmekle birlikte, iki refraktometre arasında pozitif mükemmel (r = 0,996) bir korelasyon bulundu. Passing - Bablok regresyon analiz; iki refraktometrenin sonuçları arasında sistematik ve orantısal yanlılık olmadığını gösterdi. Bland-Altman testinde OER ve EDR ile elde edilen ölçüm değerlerinin farklarına ilişkin ortalama değeri -0,9 olarak hesaplandı ve EDR ile ölçülen İÖA'nın OER ile ölçülen değerden 1,3 birim büyük, 3 birim küçük bulunabileceği belirlendi. VK değerlendirildiğinde, EDR'nin tekrarlanabilirliğinin oldukça iyi olduğu; TAH değerlendirildiğinde ise bu değerin İÖA için istenen sınırlarda olduğu gözlemlendi. Sonuç: Bu çalışma, köpeklerde EDR (Atago Pal-Usg Dog) ile İÖA'nın güvenli, kolay ve hızlı ölçülebileceğini ve EDR'nin klinik kullanım için uygun olduğunu gösterdi.

KöpeklerRefraktometriVeteriner hekimlik+3
Tuğrul Kırkulak
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Canine visceral leismaniasis'in farklı evrelerinde ekokardiyografik incelemeler ile kardiyak troponin ı, d-dimer ve nt-probnp düzeylerinin değerlendirilmesi

Araştırmanın hayvan materyalini 28' i visceral leishmaniasis'li (VL), 7' si sağlıklı olmak üzere beş gruba ayrılan toplam 35 köpek oluşturdu. VL ön tanısı, hastalıkla uyumlu klinik bulgulardan bir ya da birkaçını gösteren köpeklerin hızlı ELİSA prensibiyle çalışan test kitleri ve İmmun floresan antikor testi (İFAT) ile konuldu. VL tanısı konulan köpekler serolojik, klinik bulgular ile hematolojik ve biyokimyasal bulgular temelinde Leishvet Grubu tarafından bildirilen şekilde evrelendirilerek 4 farklı gruba (n=7) ayrıldı. Bu bağlamda araştırma grupları; 1. grup: evre I (hafif şiddetli olgular), 2. grup: evre II (orta şiddetli olgular), 3. grup: evre III (şiddetli olgular), 4. grup: evre IV (çok şiddetli olgular) ve 5. grup: sağlıklı kontrol şeklinde oluşturuldu. Evrelerine göre gruplandırılan VL'li ve sağlıklı köpeklerin 2 boyutlu M ve B mode ekokardiyografik incelemeleri gerçekleştirildi. Alınan kan örneklerinde evrelemeye ve kardiyak hasara ilişkin hematolojik ve biyokimyasal parametreler, idrar örneklerinde protein/kreatinin oranları (İPK) ölçüldü. Elde edilen verilerin karşılaştırması ve korelasyonlarının belirlenmesinde geçerli istatistiksel yöntemler kullanıldı. Klinik bulgular değerlendirildiğinde farklı gruplarda değişen sayıda olguda yüksek vücut sıcaklığı, lenfodenopati, kilo kaybı, onikogripozis, hipotrikozis, perioküler alopesi, deri lezyonları ve/veya epistaksis gözlemlendi. Çalışmanın V. grubundaki olgularda Leishmaniasise karşı ait üretilen herhangi bir Ig G antikor titresine rastlanılmamıştır. I. gruptaki olguların İFAT değerleri 1/64 iken, II. ve III. gruptaki olguların İFAT değerleri 1/128-1/512 arasında değişim göstermekteydi. IV. gruptaki olguların İFAT değerleri 1/1024 ile 1/16000 arasında titrasyon basamaklarına sahipti. Ortalama (± standart sapma) lökosit (WBC) değerleri açısından kontrol grubu (V.) ile diğer gruplar arasında (P=0.049), ortalama (± standart sapma) eritrosit (RBC) değerleri açısından evre III ve evre IV ile diğer gruplar arasında (P=0.001) belirgin farklar mevcuttu. Ortalama (± standart sapma) hemoghlobin (HGB) değerleri açısından evre I ile evre III ve evre IV arasında (P=0.008), ortalama (± standart sapma) hematokit (HCT) değerleri açısından evre I ile diğer evrelerdeki gruplar arasında (P=0.001); ortalama (± standart sapma) Ortalama eritrosit hemoglobin konsantrasyonu (MCHC) değerleri açısından evre I ile evre III ve IV arasında (P=0.046) belirgin farklar mevcuttu. Serum kreatinin düzeylerinde ortalama (± standart sapma) serum biyokimyasal değerleri açısından evre IV ile evre I, II ve grup V arasında (P=0.008), serum total protein düzeylerinde, evre IV ile evre I, III ve grup V arasında (P=0.002), serum albümin düzeylerinde, evre IV ile evre I ve II arasında belirgin farklılıklar (P=0.004) belirlendi. Leishmaniasis ile enfekte (I.-IV.) grupların ve kontrol grubunun (V.) ekokardiyografi (EKO) muayenesinde LA/Ao (ortalama ± standart sapma) değerleri açısından evre IV ile diğer gruplar arasında belirgin (P=0.003) fark mevcuttu. İncelenen diğer parametrelerde [fraksiyonel kısalma (FS), ejeksiyon fraksiyonu (EF), sol ventriküler iç çap sistol (LVIDs) ve sol ventriküler iç çap diastol (LVIDd)] bireysel manada istatistiksel olmayan farklılıklar mevcut olsa da, genel değerlendirmede gruplar arası farklılık saptanamadı. Kardiyopulmoner belirteçler ele alındığında ortalama (± standart sapma) değerleri açısından cTnI düzeylerinde V. grup ile evre IV arasında ve evre I ile evre IV arasında (P=0.018), D-dimer düzeylerinde V. grup ile evre II, III ve IV arasında (P<0.01) ve N-terminal pro-beyin natriüretik peptid (NT-proBNP) düzeylerinde V. grup ile evre III ve IV arasında ve evre I ile evre III ve IV arasında belirgin farklılıklar (P<0.01) belirlendi. Kontrol grubu sağlıklı olguların tamamında idrarda kreatitinin proteine oranı (İPK) değerlerinin üst referans aralık olan 0,1'in altında olduğu saptanmıştır. İPK değerlerinin çalışmanın I. grubundaki olgularda <0,1-0,3, II. grubunda 0,5-1, III. grupta 2-3, IV. grubunda 5-10 arasında değişim göstermekte olduğu saptandı. Sonuç olarak Leishvet Çalışma Grubunun serolojik (İFAT titreleri ile hızlı ELİSA testleri), klinik ve laboratuvar bulguları [özellikle total protein (TP), albümin (ALB) ve İPK) değerlendirildiğinde 4 farklı grupta (evre I-IV) yer alan olgularımızda ekokardiyografik [sol atriyal genişleme LVIDs'de artma/azalma, LVIDd'de artma/azalma, FS'de ve EF'de azalma (sistolik disfonksiyon)] ile D-dimer, NT-proBNP ve kardiyak troponin I (cTnI) seviyesindeki artışların CVL'li köpeklerde dikkate alınması gerektiği söylenebilinir. VL'li köpeklerde intravital diyagnoza katkı sağlayan kardiyak değişikliklerin üzerinde önemle durulması ve gerekli ilave sağaltım protokollerinin uygulanması fayda sağlayabilir.

D-dimerEkokardiyografiHayvan hastalıkları+4
Canberk Balıkçı
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpek viseral leishmaniozis'inde böbrek lezyonlarının patogenezisinin araştırılması

Kanin Viseral Leishmaniozis (KVL) zoonoz karakterde protozoal bir enfeksiyondur. Evcil ve yabani karnivorlarda lenfadenitis, osteomyelitis, hepatitis, dermatitis ve nefritis ile seyretmektedir. Leishmaniozis'in tanısında enfekte dokularda amastigotlarının belirlenmesi oldukça önemlidir. Leishmania spesifik poliklonal/monoklonal antikorlar ile yapılan immunohistokimyasal incelemeler ile amastigot antijenlerinin ekspresyonu ortaya konularak hastalığın kesin tanısı gerçekleştirilir. Bu çalışma ile KVL'de böbrek hasarının olası immunpatolojik mekanizmlarının aydınlatılması amaçlanmıştır. Araştırmada, Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'nda 2002-2015 yılları arasında rutin incelemeye girmiş; histopatolojik/immunohistokimyasal olarak KVL tanısı konulmuş köpek olgularının böbrekleri incelenmiştir. Bu olguların böbrek dokusundaki histopatolojik lezyonlar tanımlanarak enfekte köpeklerin böbrek dokularında Leishmania amastigot antijeni, IgG ve Complement-3 (C3) birikimleri immunohistokimyasal olarak belirlenmiştir. Histopatolojik olarak KVL'nin tanısında karakteristik bir bulgu olan makrofaj sitoplazmalarında amastigot formasyonları bütün olgularda görülmemekle birlikte glomeruluslarda endotel, mezangial, glomeruler bazal membran kalınlaşmaları ile karakterize membranoproliferatif nefritis tanımlanmıştır. İmmunohistokimyasal olarak, lenf yumrusunda ve böbrek interstisyumunda makrofaj sitoplazmalarında amastigot pozitif reaksiyonlar elde edilmiştir. Bununla birlikte, böbrek glomerulus bazal membranlarında birikim göstermiş IgG pozitif reaksiyonlar ile böbrek glomerulus bazal membranlarında ve tubulus bazal mebranlarında birikim göstermiş C3 pozitif reaksiyonlar saptandı. Sonuç olarak, bu çalışma ile IgG ve C3 immunohistokimyasal ekspresyonları genel olarak görülmekle birlikte, bazı olgularda zayıf olarak kaydedilmiştir. Bu durum böbrek lezyonların patogenezsisinde yalnızca IgG ve C3 birikimleri yanında farklı immunpatolojik mekanizmaların da rol oynayabileceği düşünülmüştür. Konu üzerine kontrollü deneysel çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Leishmaniozis, Ig G, Komplement 3, histokimya, immunohistokimya.

Böbrek hastalıklarıHayvan hastalıklarıHistokimya+7
Fazilet Canset Özden
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerde corpus femur ve corpus tibia'nın geometrik özellikleri

Köpeklerde, uzun kemiklerin morfometrik özelliklerine ilişkin yaş, cinsiyet vb. faktörlere bağlı varyasyonların incelendiği araştırmalar biyomekanik veya konformasyonel farklılıkların yorumlanabilmesi için önemlidir. Diğer yandan, bu tür geometrik varyasyonlara ait veriler ortopedik çalışmalarda bazı deformitelerin düzeltilmesi ve implantların uygulama yöntemi veya tasarımlarını geliştirmek için kullanılmaktadır. Çalışmada benzer büyüklükte 41 adet köpeğe ait sağlam femur ve tibia kemikleri kullanıldı. Kemikler genç erkek (n=10), genç dişi (n=10), erişkin erkek (n=10) ve erişkin dişi (n=11) olacak şekilde dört grupta değerlendirildi. Kayıtları alınan kemiklerin röntgen görüntüleri ve bilgisayarlı tomografik kesit görüntüleri hazırlandı. Röntgen görüntüleri kullanılarak proximal ve distal spongioz kemik oranı hesaplandı. Bilgisayarlı tomografi kesit görüntülerinde kemiğin corpus'unun proximal, distal ve ortasında cavum medullare çapları ve substantia corticalis kalınlıkları ölçüldü. Kesit görüntülerinden hazırlanan üç boyutlu kemik modellerinde anatomik eksen, proximal ve distal longitudinal eksenler üç boyutlu olarak çizdirildi. Bu eksenler kullanılarak dorsal düzlem üzerinde proximal ve distal medio-lateral eğim açıları ile sagittal düzlemde proximal ve distal cranio-caudal eğim açıları ölçüldü. Elde edilen verilerden, bu ölçüm parametreleri için her yaş grubuna ve cinsiyete ait ortalama değer, standart sapma, güven aralığı değerleri, istatistiksel karşılaştırmaları ve korelasyon katsayıları tablolar halinde sunuldu. Çalışma sonunda, köpeklerde fonksiyonel anatomi ve klinik açıdan en önemli uzun kemiklerden olan femur ve tibia'daki kesit özellikleri ve eğriliklerin yaş ve cinsiyete bağlı anatomik farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmış ve çeşitli ortopedik uygulamalara ilişkin, kemik bölümlerinde tespit edilen bazı geometrik varyasyonlara göre öneriler sunulmuştur.

Anatomi-veteriner hekimlikFemurKemik ve kemikler+3
Sümeyra Oral
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Köpeklerde luteolizisin moleküler mekanizmasının araştırılması

Gebe ve gebe olmayan köpeklerde luteal dönem hormonal mekanizması doğuma yakın prostaglandin F2 alfa (PGF2α) üretimi hariç benzerlik gösterir. Gebe köpeklerde uteroplasental bölgeden doğuma yakın korpus luteum (CL) yapısını lize eden PGF2α üretilmektedir. Ancak gebe olmayan köpeklerde PGF2α üretimi bulunmamakta, CL yavaş olarak regrese olmaktadır. Bu yavaş regresyon, köpeklerde luteal dönemde CL fonksiyonuna destek olan birçok luteotropik faktör bulunmasına rağmen gerçekleşmektedir. Bu yönleri ile köpeklerde luteolizis sürecindeki mekanizmalar hala tam olarak anlaşılamamıştır. Sunulan tezde amaç, gebe olmayan köpeklerde luteolizisin moleküler mekanizmasının araştırılmasıdır. Bu amaçla, gebe olmayan köpeklerde luteolizisi uyarmak için CL'nin PGF2α'ya duyarlı olduğu diöstrüsun 30-35. günlerinde deri altı olarak PGF2α, enjeksiyonları uygulandı. Gebe olmayan köpekler; kontrol grubu (n=4), 1 defa PGF2α uygulama grubu (1PGF, n=4), 2 defa PGF2α uygulama grubu (2PGF, n=4) ve 3 defa PGF2α uygulama grubu (3PGF, n=4) olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Yüksek doz PGF2α'nin köpeklerdeki yan etkilerinden dolayı düşük doz (20 µg/kg) PGF2α uygulaması tercih edildi. Luteolizis sırasındaki moleküler değişimleri incelemek için, uygulama gruplarından son PGF2α enjeksiyonundan 1 saat sonra (1, 9 ve 25. saatlerde) ve kontrol grubundan (uygulama yok) CL örnekleri ovaryohisterektomi (OHE) operasyonu ile toplandı. Toplanan CL'lerden total RNA izole edilerek ters transkriptaz reaksiyonu ile komplementer DNA (cDNA) elde edildi. Luteolitik mekanizmada rol oynadığı bilinen genlerin (Steroidogenik akut regulatör protein (StAR), Kolesterol yan zincir bölünme enzimi (P450scc/CYP11A1), Lüteinleştirici hormon reseptörü (LH-R), Monosit kemoatraktan protein 1 (MCP-1), İnterlökin 8 (İL-8), Nukleer reseptör alt aile 4 grup A eleman 1 (NR4A1/Nurr77), Siklooksijenaz 1 ve 2 (COX-1, COX-2), Prostaglandin transporter (PGT), Prostaglandin F2α reseptörü (PGFR), BAX, Caspase-3, Fas-Ligand (Fas-L)) mRNA ekspresyonları Real-Time Polimeraz Zincir Reaksiyonu (Real-Time PZR) ile değerlendirildi. Luteal dokuda NR4A1 ve MCP-1'in mRNA düzeyinin hücresel lokalizasyonu, ile StAR'ın protein düzeyinin hücresel lokalizasyonu ve yoğunluğu sırasıyla İn situ hibridizasyon (İSH) ve immunohistokimya (İHK) metotları ile belirlendi. Prostaglandin F2α uyarımı sonrası NR4A1'in mRNA ekspresyon değerinin tedavi gruplarında daha yüksek olduğu, İSH yönteminde de luteal ve endoteliyal hücrelerde lokalize olduğu gözlemlendi. PGF2α enjeksiyon sayısı arttıkça PGFR, PGT ve COX-2'nin mRNA düzeyinin azaldığı tespit edildi. Siklooksijenaz 1'in ekspresyonunun gruplar arasında değişmediği gözlemlendi. İmmun yanıt ile ilgili MCP-1 ve İL-8 genlerinin mRNA ekspresyonlarında ilk enjeksiyon sonrası (1PGF) belirgin düzeyde artış olduğu saptandı. İn situ hibridizasyon ile PGF2α sonrası MCP-1'in luteal dokuda luteal ve endoteliyal hücreler aralarında lokalize olduğu gösterildi. Fas-L'nin mRNA ekspresyon değerinin sadece 3PGF grubunda yüksek olduğu belirlendi. Progesteron (P4) sentezinden sorumlu genler LH-R, StAR ve CYP11A1'in mRNA ekspresyonlarının PGF2α enjeksiyonları sonrası azaldığı tespit edildi. PGF2α enjeksiyon sayısı artışına bağlı StAR proteininin yoğunluğunun azalması İHK ile mikroskop altında görüntülendi. Apoptozis ile ilgili BAX ve Caspase-3 genlerinin mRNA ekspresyon değerleri gruplar arasında benzer bulundu. Serum P4 düzeyinin uygulama gruplarında PGF2α enjeksiyonları sonrası belirgin bir şekilde düştüğü ancak, çalışmanın sonunda hala bazal seviyenin üstünde olduğu belirlendi. Sonuçlara göre (serum P4 ve çalışılan genlerin mRNA ve protein (StAR) ekspresyon seviyeleri) gebe olmayan köpeklerde diöstrüsun 30-35. günlerinde tekrarlayan PGF2α enjeksiyonlarının CL'de fonksiyonel luteolizisi uyardığı düşünülmektedir. Uyarılmış luteolizis modelinde tekrarlayan PGF2α uygulamaları sonrası, PGF2α üretimi, etkisi ve taşınması ile P4 üretimi ve devamlılığından sorumlu mekanizmaların CL'de mRNA seviyesinde düştüğü tespit edildi. Ayrıca, LH-R'nin PGF2α uygulamaları ile azalması, ekzojen PGF2α uygulamalarının köpek CL'sinde luteotropik etkiyi engellediğini işaret etmektedir. Bununla birlikte, immun yanıt genlerinin ekspresyonunun PGF2α enjeksiyonu sonrası artması, köpek CL'sinde akut yangıyı uyardığını göstermektedir. Bu deneysel koşullar altında, apoptozis ile ilişkili genlerin PGF2α enjeksiyonlarına duyarsızlığı, PGF2α'nın fonksiyonel luteolizisi uyardığı fakat apoptozisi başlatmadığı şeklinde yorumlanabilir. Sonuç olarak, ekzojen tekrarlayan PGF2α uygulamaları ile gebe olmayan köpek CL'lerinde luteolitik mekanizmanın uyarılabildiği belirlenmiştir. Ayrıca, gebe olmayan köpek CL'lerindeki luteolizisin moleküler mekanizmasının, diğer evcil hayvan türleri ile bazı yönlerden benzerlik gösterdiği kanatine varıldı.

Corpus luteumDinoprostDiöstrus+4
Eyyüp Hakan Uçar
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de bazı köpek ırklarında kalça ve dirsek displazisinin FCI (Federation Cynologique Internatinale) ve IEWG (International) kriterlerine göre radyografik değerlendirmeleri ve DNA tabanlı prediktif kan testleri sonuçlarıyla ilişkilendirilmesi

Bu çalışmada, köpeklerdeki gelişimsel ortopedik hastalıklardan kalça ve dirsek displazisi oluşumunda etkili olabilecek gen polimorfizmlerinin araştırılması ve elde edilen genetik bilginin hastalığı taşıyan köpeklerin erken yaşta tespit edilmesi ve hastalığa yatkınlık konularında kullanılma potansiyellerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Bu bağlamda, hasta ve sağlıklı hayvanlara ait radyolojik bulgular seçilen dört polimorfizme ait genotipik veri seti ile karşılaştırıldı. Çalışmaya 30 adet (n=30) Alman Çoban ve 30 adet (n=30) Labrador Retriever ırkı köpek dahil edildi. Tamamı 1 yaşını doldurup kemik olgunluğuna ulaşmış olan bu köpeklerden 36'sı dişi ve 24'ü erkekti. Damızlık izni almak üzere rutin tarama için getirilen köpeklere yapılan topallık ve ortopedik muayene sonrasında anestezi altında pelvis ve dirsek radyografileri uygun pozisyonlarda çekildi. Radyografiler FCI ve IEWG kriterlerine göre değerlendirildi ve derecelendirildi. Alınan kan örneklerinden gerçekleştirilen DNA izolasyonunu takiben genotiplendirme işlemi Real Time PCR teknolojisi kullanılarak yapıldı. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edildi. İstatistiksel analizlere göre sadece kalça displazisi yönünden hasta olan köpeklerde, dişiler ve erkekler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,0036). Hem kalça hem de dirsek displazisi yönünden hasta olarak değerlendirilen köpeklerde, SMYD3 gen lokasyonuna yakın (rs8897564) numaralı SNP1 arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (sırasıyla p=0,015; p=0,007). Sonuç olarak, kalça/dirsek displazisinde etkili olduğu belirlenen gen lokasyonlarına yakın meydana gelen polimorfizmler ilk kez bu çalışma ile değerlendirildi ve SMYD3 gen lokasyonuna yakın meydana gelen (rs8897564) numaralı tek nükleotid mutasyonu (SNP1) hem kalça hem de dirsek displazisi için anlamlı bulundu. İlk kez dirsek displazisinde değerlendirilen bu polimorfizmin daha sonra yapılacak çalışmalara ışık tutacaktır. Anahtar Sözcükler: Kalça displazisi, dirsek displazisi, FCI, IEWG, tek nükleotid polimorfizmi (SNP), genetik, radyografik değerlendirme

DNADirsek eklemiGenetik+5
Pelin Yiğitgör
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Köpeklerde lokal ileri evre meme tümörlerinde neoadjuvant kemoterapide kullanılan iki farklı kemoterapi protokolünün etkinliğinin araştırılması

Köpek meme tümörleri dişi köpeklerde görülen en yaygın tümördür. Bu tümörlerde güncel tedavi seçeneği operasyondur. Bu çalışmada; lokal ileri evre meme tümörlü köpeklerde doksorubisin/siklofosfamid kombinasyonu ve paklitaksel'den oluşan iki farklı neoadjuvant kemoterapi protokolünün tedavide klinik etkinliği ve güvenilirliğinin gösterilmesi, neoadjuvant kemoterapi öncesi alınan biyopsi numunelerinde Ki67, HER-2, östrojen ve progesteron biyobelirteçlere dayanarak subtiplerinin belirlenip, bu subtiplerin neoadjuvant kemoterapiye klinik cevabı tahmin etmede prognostik değerinin belirlenmesi ve operasyon sonrası alınan meme dokularında da neaodjuvan kemoterapinin bu biyobelirteçler üzerinde yapmış olduğu değişikliklerin immunohistakimyasal olarak karşılaştırılmalı değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmada 30 adet lokal ileri evre meme tümörlü köpek rastgele iki gruba ayrılarak gruplardan birine neoadjuvant doksorubisin/siklofosfamid kombinasyonu doksorubisin 25-30 mg/m2ve siklofosfamid 100 mg/m2 hesabıyla i.v yavaş enjeksiyon şeklinde 3 hafta ara ile 4 kür şeklinde kullanılırken diğer gruba paklitaksel kemoterapisi 60mg/m2 i.v yavaş enjeksiyon şeklinde haftada 1 kez 12 hafta süre ile uygulandı. Kemoterapiden önce ve kemoterapinin bitiminden 4 hafta sonra alınan tümör dokularında immunohistokimyasal olarak Ki67, HER-2, östrojen ve progesteron biyobelirteçlerinde meydana gelen değişiklikler araştırıldı. Çalışmadaki köpeklerde antrasiklin/siklofosfamid(A/C) kemoterapisi uygulananların 3/15(%20)'si tam cevap, 10/15 (%66,66) 'ı parsiyel cevap, 1/15(%6,66)'si stabil hastalık ve ilerleyen hastalık gösterdiği belirlendi. Paklitaksel kemoterapisi uygulanan köpeklerin de 1/15(%86,66) 'sı parsiyel cevap verirken,1/15(%6,66) 'si tam cevap ve ilerleyen hastalık gözlendiği tespit edildi. Her iki grupta da tedaviye cevap verenlerin oranı tedaviye cevap vermeyenlerin oranına göre istatistiki olarak anlamlı bulundu. Neoadjuvant kemoterapi öncesi alınan biyopsi numunelerinde Ki67, HER-2, östrojen ve progesteron biyobelirteçlerine dayanarak KMT'lerin subtipleri belirlendi. Luminal A tipi meme tümörünün fazlalığı istatistiki olarak anlamlı bulundu. Antrasiklin/Siklofosfamid grubunda triple-negatif subtipinin tam cevap verme yüzdesi diğerlerinden yüksek olarak tespit edildi. Tedavi öncesi ve sonrası biyobelirteçlerdeki değişiklikler istatistiki olarak anlamlı bulunmadı. Sonuç olarak, bu kemoterapi protokollerinin neoadjuvant kullanımının uygulanan doz ve aralıkta etkili, güvenilir ve güncel tedavi yaklaşımına alternatif bir tedavi seçeneği olduğu tespit edildi.

AntrasiklinKemoterapi-adjüvantKöpekler+6
Fikriye Ecem Kuruoğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kütahya Belediyesi hayvan barınağındaki köpeklerin dışkılarında belirlenen başlıca parazitler

Bu çalışma Kütahya Belediyesi Hayvan Barınağı'nda bulunan köpeklerdeki parazit ve yumurtalarının yaygınlığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada barınakta bulunan değişik yaş ve cinsiyette toplam 33 köpeğin dışkı değerlendirilmesi yapılmıştır. Dışkı bakılarına göre, muayenesi yapılan köpeklerin parazitler tarafından enfekte olduğu tespit edilmiş, Kütahya Belediyesi Hayvan Barınağı' nda incelenen köpeklerin enfeksiyon oranının % 66 olduğu (33 köpeğin 22' sinde ) belirlenmiştir. Enfeksiyona neden cins ve türler Toxocara canis % 51, Toxoscaris leonina % 12, Ancylostoma caninum % 3, Isospora spp. % 15 ve bir köpekte de Demodex spp. (% 3) olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak Kütahya Belediyesi Barınağı'ndan şehre bırakılan köpekler halk sağlığını tehlikeye sokabilecek parazitlerle enfekte olmuşlardır. Bu tehlikeye karşı acil önlem alınması gerekmektedir.Anahtar Kelimeler : Kütahya Belediyesi Hayvan Barınağı, Köpek, Dışkı, Parazit

DışkıKöpeklerKütahya+1
Muhammet Aydın Kaleli
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

Köpek oositlerinin vitrifikasyon yöntemiyle dondurulması ve partenogenez aktivasyonu

Pet hayvanlarında biyoteknolojik çalışmalar son yıllarda hız kazanmaya başlamıştır. Köpeklerde başarısız yardımcı üreme teknikleriyle ilgili oluşan sorular, muhtemelen köpek türlerinin reproduktif fizyolojisine ait yetersiz bilgiden kaynaklanmaktadır. Bu konuda yapılan araştırmaların hız kazanmasında duygusal nedenler önemlidir. Fakat diğer taraftan pet biyolojisindeki uygulamalar, insan hastalıkları için model oluşturmaktadır. Bunun ötesinde gamet kriyopreservasyonunun gelişmesi, nesli tükenmekte olan türlerin korunması ve genetik banka oluşturulması için önemlidir. Köpek oositlerindeki düşük maturasyon oranlarına rağmen, bu tezde, partenogenetik aktivasyonun etkileri, vitrifiye matur oositlerde test edilmiştir. Köpek oositleri, Yıldırım Belediyesi Sokak Hayvanları Bakım ve Rehabilitasyon merkezinden alınan, 10 adet sağlıklı köpekten toplanmıştır. Ovaryumların tekrarlı parçalanmasından sonra, seçilen kumulus oosit kompleksleri, 5%CO2 inkübatörde, mineral yağla kaplanmış 500 µl TCM-199 içeren dört-gözlü petrilerde, 39°C'de, 72 saat boyunca maturasyona bırakılmıştır. Maturasyondan sonra oositler, 0%, 10%, 20% etilen glikol içeren 50 ml PBl içinde sırasıyla, 10, 10 dakika ve 30 saniye muamele edilmiştir. Oositler, 30 µl VS3 içeren kriyoviallere yerleştirilerek sıvı nitrojende dondurulmuştur. Bu grubun oositleri (n=257) vitrfiye oosit 'VO' olarak gruplanmıştır. Çözdürme sonrasında, oositler ionomisinle 5 dakika ve sikloheksimid ile 3 saat muamele ederek partenogenetik aktivasyona bırakılmıştır. Sonrasında oositler 72 saat kültüre edilerek nükleer maturasyon değerlendirilmiştir. Kontrol grubu olarak kullanılan oositler (n=257), 'FO' olarak gruplandırılmıştır. maturasyondan sonra, oositler direkt olarak ionomisin ve sikloheksimid ile muamele edilerek aktivasyona bıkarılmıştır ve 72 saat kültüre edilmiştir. Tüm oositler Hoechst33342 ile 30 dakika boyandıktan sonra nükleer maturasyon oranları faz kontrast mikroskopta değerlendirilmiştir. Maturasyon oranları (MI+MII) gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bulunamamıştır (p>0,05). Maturasyon sonrasında, vitrifiye köpek oositlerinde partenogenetik aktivasyona bağlı nükleer değerlendirmeye çalışması bulunmamaktadır. Fakat bu uygulamada elde edilen düşük maturasyon oranlarının, ileri moleküler çalışmalarla açıklanması gerektiği kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Köpek oositleri, vitrifikasyon, in vitro maturasyon, partenogenetik aktivasyon

Dondurarak saklamaKöpeklerOositler+3
Rabia Gözde Özalp
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kastamonu Belediyesi Hayvan Bakımevindeki köpeklerde Leishmaniasisin tespiti

Bu çalışma, Kastamonu Belediyesi Sahipsiz Hayvan Geçici Bakımevindeki köpeklerde leishmania parazitinin olup olmadığını tespit etmek, varsa enfekte köpeklerin özellikleri ile bazı bağımlı değişkenlerin ilgisinin olup olmadığını belirlemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın evrenini Kastamonu Belediyesi Sahipsiz Hayvan Geçici Bakımevine rutin klinik kontrol, teşhis ve tedavi amacıyla getirilen köpekler oluşturmaktadır. Ancak tüm köpeklerden örnek almak mümkün olmadığından 2022 yılının son 6 ayı içerisinde bakımevine getirilen köpeklerin 200'ü örneklem olarak seçilmiştir. Seçilen örneklemden alınan kan numuneleri kullanılmıştır. Kan sıvısı mikroskobik muayenesi ve hızlı tanı kiti verileri ile elde edilen diğer gözlem verileri nicel araştırma yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, 200 örneğin 9'unda leishmaniasis varlığı tespit edilmiştir. İstatistiksel analizler ile elde edilen sonuçlardan bazıları ise şunlardır: Sahil ilçelerinden kara ilçelerine doğru gidildikçe köpeklerdeki mikroskobik bulguların azaldığı görülmüştür. Köpeklerde yaş arttıkça deri sağlığı bozulmaktadır. Lenf yumrularındaki anormalliklerle cinsiyet arasında zayıf ve anlamlı bir ilişkili vardır. Yaz aylarından kış aylarına gidildikçe köpeklerde deri sağlığının bozulduğu görülmüştür. Köpeklerin cinsiyetinin lenf yumruları üzerinde anlamlı düzeyde etkisi vardır. Yaşın deri sağlığı üzerinde etkisi bulunmaktadır. Köpeklerin geldiği ilçenin deri sağlığı ve mikroskobik inceleme sonucu koyulan tanının pozitif olması üzerinde etkisi olduğu söylenebilir. Tüy renginin deri sağlığına olumsuz ve leishmaniasis testine pozitif etkisi olabileceği söylenebilir. Kış aylarının deri problemlerini arttırıcı etkisi olduğu söylenebilir.

BelediyelerEndoparazitlerHayvan barınakları+7
Erdi Civek
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atopik dermatitli köpeklerde alerjen spesifik in vitro IgE analizleri

Bu çalışmada atopik dermatitli köpeklerde kan serumunda pratik, non-invaziv, in vitro alerjen spesifik IgE tayinine yönelik olarak Polycheck alerji testinin i) hastalık aktivitesi ile olan ilişkilerinin belirlenmesi ii) kullanılabilirliğinin, iii) tanısal değerinin ve iv)gerek sahada gerekse pratikte öneminin araştırılması amaçlandı. Araştırmanın hayvan materyalini Aydın ili Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi Küçük Hayvan Kliniğine atopik dermatit ön tanısı (kaşıntı, alopesi, kabuklanma, kepeklenme, hiperpigmentasyon, vb.) anamnezi ile getirilen farklı yaşta, her iki cinsiyetten köpekler oluşturdu. I.grupta (n=28), II.grupta (n=15) olacak şekilde ; I. grupta Favrot kriterleri doğrultusunda atopik dermatit bulunan köpekler, II. grupta ise sağlıklı köpekler (atopik dermatit ya da başka herhangi bir hastalığı bulunmayan) yer aldı. Polycheck alerji testine göre (In vitro test sonuçları baz alındığında) D. pteronyssinus (P=0,000), D.farinae (P=0,000), Lepidoglyphus (P=0,002), Kayin/Kızılağaç/Fındık Ağacı (P=0,012), Çavdar poleni (P=0,000), Ot karışımı (P=0,004), Sinirli ot (P=0,001), Kuzu kulağı (P=0,049), Acarus siro (P=0,000), Tyrophagus (P=0,000), Pire (P=0,000) spesifik Ig E konsantrasyonları açısından atopik dermatitli köpekler ve sağlıklı köpeklerin p değerleri arasında istatiksel olarak belirgin farklılıklar tespit edilmiştir. Sonuç olarak atopik dermatit tanısı konulan köpeklerde ilgili alerjenlere yönelik mümkünse desensitizasyon uygulamaları, çevresel alejenlerin ya da gıda bulaşlarının uzaklaştırılması ile immunostimulasyon (mukozal immunite) yapılması gerekliliği söylenebilinir.

AlerjenlerDermatitDermatit-atopik+5
Çağatay Türk
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Antalya'daki köpeklerde canine distemper virus enfeksiyonunun araştırılması

Bu araştırmada Antalya ilindeki Rehabilitasyon merkezine ve özel veteriner kliniklerine çeşitli dahili sağlık problemleriyle getirilen, 2-12 aylık yaştaki toplam 92 adet köpekten kan örnekleri Canine Distemper Virus (CDV) enfeksiyonu yönünden incelendi. Örnekler CDV-antijenlerinin saptanması için ticari immunokromatografik hızlı test (CDV Ag-Antigen Rapid Test kit®, BioNote. Inc., Kore Cumhuriyeti) ile, CDV spesifik IgG ve IgM antikorların saptanması için Enzyme Linked Immunosorbent Assay (ELISA) (Distemper IgG Ab ELISA, Biopronix Agrolabo, İtalya) ile test edildi. Örneklenen 92 köpekte en fazla gözlenen klinik bulgular sırasıyla gözde mukopurulent karakterde akıntı (%45,65), nasal hiperkeratoz (%35,87), nasal mukopurulent akıntı (%25), öksürük (%13,04), ishal (%8,70), halsizlik (%6,52) olarak kaydedildi. İmmunokromatografik hızlı test ile incelenen numunelerden %5,43 (5/92)'ü pozitif bulundu. ELISA ile IgG antikorları yönünden pozitiflik oranı %19,56 (18/92) (%17,7 düşük, %32,3 orta, %28,1 yüksek titre) olarak bulundu. ELISA ile IgM antikorları yönünden pozitiflik oranı ise %94,56 (87/92) (%60,4 düşük-orta, %31,3 yüksek titre) olarak tespit edildi. IgG ve IgM antikorlarının tespiti için ELISA ile test edilen 92 köpekten 91 tanesi (%98,91) IgG veya IgM antikorlarından biri veya her ikisi yönünden pozitif, 1 (%1,09) tanesi ise her iki antikor yönünden negatif bulundu. Bu köpeklerin 70 tanesinin (%76,09) her iki antikor (IgM ve IgG antikorları) yönünden pozitif olduğu saptandı. Örneklenen köpeklerin %4,35'inin (4/92) sadece IgG antikorları yönünden, %18,48'sinin (17/92) ise sadece IgM yönünden pozitif olduğu görüldü. Sonuç olarak, CDV enfeksiyonun Antalya ilindeki Canine distemper virus enfeksiyonunun akut ve yaygın bir şekilde dolaşımda olduğu ve bölgedeki aşısız köpekler için risk oluşturduğu belirlendi.

AntalyaAntijenlerDistemper virüsü-köpek+7
Yusuf Sayın
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kliniğimize getirilen kedi ve köpeklerde karşılaşılan pelvis kırıkları ve sağaltım olanakları

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'ne getirilen, klinik ve radyografik muayeneler sonucu pelvis bölgesinde (sakroiliak bölge, ilium, iskium, pelvik taban ve asetabulum) kırığı saptanan değişik ırk, yaş, cinsiyet ve vücut ağırlığına sahip 19 adet kedi ve 21 adet köpek üzerinde gerçekleştirilen bu çalışmada, bu kırıkların sağaltımı için operatif ve konservatif sağaltım yöntemleri uygulandı. Çalışma materyalini 21 köpekte karşılaşılan 15'i ilial gövde, 10'u pelvik taban, 8'i sakroiliak ayrılma, 4'ü iskium, 4' ü asetabulum ve 1'i ilial kanat kırığı olmak üzere 42 ve 19 kedide karşılaşılan 10'u sakroiliak ayrılma, 8'i ilial gövde, 4'ü pelvik taban, 3'ü asetabulum ve 2'si iskium kırığı olmak üzere 27, toplam 69 kırık oluşturdu. Çalışmaya dahil edilen 21 köpekte karşılaşılan 42 kırığın 24'üne konservatif 18'ine operatif sağaltım uygulanırken, 19 kedide karşılaşılan 27 kırığın 17'sine konservatif 10'una operatif sağaltım uygulandı. Operatif sağaltım tercih edilen olgularda karşılaşılan kırık tipine göre çeşitli çap ve ebatlarda intrameduller pinler, plaklar, vidalar ve serklaj tellerinden yararlanıldı. Olgularda postoperatif kontrol klinik ve radyografik olarak 1., 2., 4. ve 16. haftalarda gerçekleştirildi. Sonuç olarak karşılaşılan pelvis kırıklarında tercih edilen sağaltım yöntemi olarak gerek konservatif gerekse opertif sağaltım yöntemlerinin neredeyse tamamında fonksiyonel iyileşme gerçekleşti.

KalçaKedilerKöpekler+4
Mehmet Çağrı Çağlar
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aydın ili köpeklerinde bulunan hepatozoon canis'in teşhisinde mikroskobik ve PCR bulgularının karşılaştırılması

Hepatozoon canis köpeklerde ölümle sonuçlanabilen hastalık tablosuna neden olan kene kaynaklı protozoal bir parazittir. Bu çalışmada Aydın ilindeki sahipli köpeklerde Hepatozoon canis'in varlığının mikroskobik ve PCR ile belirlenerek iki teşhis yönteminin sonuçlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi'ne gelen köpeklerden toplanan kan örneklerinden ince yayma preparatlar hazırlanarak mikroskobik olarak incelenmişlerdir. Aynı örneklerden DNA ekstraksiyonu yapılarak parazite ait DNA varlığı PCR ile incelenmiş, elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır. Mikroskobik incelemede hiçbir kan örneğinde H.canis gamontuna rastlanmaz iken PCR ile üç kan örneğinde pozitiflik saptanmıştır. Ülkemizde köpeklerde hepatozoonosis'in prevalansı hakkında daha önce yapılan çalışmalar da mevcuttur. Bu çalışma ile de köpek hepatozoonozisi'nin tanı ve tedavi prosedürlerinin geliştirilmesi açısından katkı sağlanacağı düşünülmektedir.

AydınHepatozoon canisKöpekler+1
Muhammed Veli Demirbilek
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muğla yöresi köpeklerinde leishmania türlerinin moleküler ve serolojik olarak belirlenmesi

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 1980 yıllarının başından beri önemi vurgulanan leishmaniasis, malaria ve lenfatik filariasis'den sonra üçüncü vektör kaynaklı en önemli hastalık olarak değerlendirilmektedir. Hastalığın dünyanın pek çok yerinde visseral leishmaniasis (VL), kutanöz leishmaniasis (KL), diffuz deri leishmaniasis (DCL) ve mukokutanöz leishmaniasis (MCL) gibi değişik formları görülmektedir. Türkiye'de ise KL ve VL formları en sıklıkla görülen formlar olarak bilinmektedir. Türkiye'de KL'ye yol açan tür daha çok L. tropica iken VL'ye yol açan tür ise L. infantum olarak bildirilmektedir. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalarda KL vakalarında VL öyküsü olmaksızın L. infantum türünün izole edildiği, yine VL vakalarında KL öyküsü olmaksızın L. tropica türünün tespit edildiği ifade edilmektedir. Bu çalışmada da Muğla yöresinde, Veteriner kliniklerine getirilen 69 dişi ve 62 erkek köpekten kan alınarak Leishmania spp. varlığının moleküler ve serolojik yöntemle araştırılması amaçlanmıştır. Köpeklerden EDTA içeren antikoagulanlı tüplere alınan kanlardan moleküler testlerde kullanılmak üzere DNA izolasyonu yapılmış ve izole edilen DNA örneklerinde PZR yöntemi ile Leishmania spp. tespiti yapılmıştır. Aynı zamanda alınan kanlardan serum çıkartılarak, serolojik olarak IFAT testi ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonunda 131 köpekten alınan serum örneklerine uygulanan IFAT ile 49 köpekte (%37.4) anti-Leishmania antikor titresinin 1:64 ve üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Moleküler değerlendirmede ise dokuz köpekte (%6.87) PZR yöntemiyle Leishmania spp. bulunmuştur. Çalışma bölgesindeki 18 farklı yerleşim alanında toplam 131 köpeğin değerlendirilmesinde KVL'in seroprevalansı %37.4 olarak belirlenirken, moleküler prevalans %6.87 tespit edilmiştir.

KöpeklerLeishmaniaMoleküler yapı+3
Ali Dinç Topçuoğlu
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
11
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atopik dermatitli köpeklerde derinin biyofiziksel parametrelerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada atopik dermatitli köpeklerde meydana gelen deri lezyonlarının korneometri cihazı ile pH, hidrasyon, deri sıcaklığı, elastikiyet melanin profillerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Araştırmamızın hayvan materyalini Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Küçük Hayvan Kliniği'ne gelen 19'u atopik dermatitli, 10'u sağlıklı olmak üzere toplam 29 köpek oluşturdu. Deri lezyonları ile kliniğe getirilen köpeklerden Favrot Kriterlerinden 3 ya da daha fazlasına sahip olanlar atopik dermatit grubuna dahil edilerek, in-vitro alerji testi ile korneometrik analiz metodları uygulandı. Yapılan korneometrik analizlere göre atopili köpeklerde pH ölçümü (p=0,001), elastikiyet (p=0,003), deri sıcaklığı (p=0,031) ve melanin ölçümlerinin (p=0,014) sağlıklı kontrol grubuna göre istatistiksel açıdan önemli olduğu fark edildi. Yapılan korneometrik ve in-vitro alerji testlerinin gerek tanı gerek sağaltım metodlarının seçimi konusunda ileride yapılacak çalışmalara yol gösterebileceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: Atopik dermatitis, korneometrik analiz, alerji testi.

Alerji ve immünolojiAlopesiBesin alerjisi+7
Ali Mulla
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sol ventriküler disfonksiyonlu köpeklerde protrombotik durumun değerlendirilmesi

Bu çalışmada ekokardiyografik muayene sonucu sol ventriküler disfonksiyonu bulunan köpeklerde protrombotik durumun değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışma aşamasında toplamda 35 köpekten 25'i hasta grubunu oluştururken, 10'u sağlıklı kontrol grubunu oluşturdu. Ekokardiyografik muayene sonucunda sağ parasternal pozisyonda B Mod ve M mod kullanılarak uzun eksen, kısa eksen ve apikal eksende görüntüler elde edilerek ejeksiyon fraksiyonu, fraksiyonel kısalma, diyastol ve sistol anındaki; interventriküler septum, sol ventrikülün iç çapı, sol ventrikülün dış duvarının ölçümleri alındı. Mitral kapaklar düzeyinde Mitral regürgitasyon varlığı değerlendirildi. Ekokardiyografik muayene sonucunda sol ventriküler disfonksiyonu bulunan hasta grubu köpekler ile sağlıklı kontrol grubu köpeklerde D-dimer, NT-proBNP, CK-MB, cTnI ve Myo gibi kardiyak biyobelirteçler ile APTT, FİB ve PT koagülasyon profilleri değerlendirildi. M-mod ekokardiyografik ölçüm sonuçlarının istatistiksel olarak değerlendirilmesi sonucu hasta gruptaki köpeklerde LA çapında artış (p=0,028), AO/LA oranında ise azalma (p=0,012) saptandı. Hasta ve kontrol grubu köpekler arasında PT zamanı açısından (p=0,001), D-dimer konsantrasyonu ölçümünde (p=0,000), CK-MB enzim aktivitesinde (p=0,023) miyoglobin konsantrasyonu ölçümünde (p=0,000) hasta ve kontrol grubu köpekler arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark görüldü. Sonuç olarak sol ventriküler disfonksiyonu bulunan köpeklerde protrombotik durumun değerlendirilmesine yönelik olarak PT zamanı, D-dimer konsantrasyonu, CK-MB enzim aktivitesi ile miyoglobin konsantrasyonun ölçülmesinin önem arz ettiği vurgulanabilir.

BiyobelirteçlerEkokardiyografiEkokardiyografi-doppler+4
Ali Aydın
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Köpeklerde doğal meme tümörlerinde HER2 ifadesinin ve apoptotik mekanizmaların araştırılması

Köpeklerde en sık görülen tümörlerden meme tümörleri, klinik, patolojik, prognostik önemini; bu evcil hayvanların insanlarla aynı çevresel ortamı ve koşulları paylaşması, genetik olarak insan meme tümörlerine yakınlık taşıması ve her geçen gün veteriner hekimlikte karşılaşılma sıklığının artışından almaktadır. Köpek meme tümörlerinin ileride prognoz ve tedavi sürecine yön verecek olan oluşum, gelişim ve tanı üçgenindeki hem hayvan sahipleri hem de klinisyen veteriner hekimlerin karşılaştığı güçlükler tümörün tipi, agresifliği ve tedavisini içermektedir. Buna yönelik olarak hayvanın yaşam kalitesi bakımından doğru yürütülmesi gereken bu süreç kapsamında, 42 adet meme biyopsi materyali histopatolojik ve immunohistokimyasal olarak incelenmiş, tümöre özgü lezyonlar tanımlanarak benign ve malign köpek meme tümörlerinin patogenezisi, apoptozis ve HER2'nin araştırılması hedeflenmiştir. Bu amaçla, alınan örnekler histokimyasal yöntemler ile incelenerek tümörler histopatolojik olarak tanımlanmış, tümör dokularında apoptotik indeks TUNEL yöntem ile belirlenmiş, immunohistokimyasal yöntemle kaspaz-3, -8, -9 ve HER2 ekspresyonları semikantitatif olarak değerlendirilmiştir. Histopatolojik değerlendirmede tümörlerin 36 tanesi adenokarsinom, 6 tanesi ise adenom ve benign değişimler olarak sınıflandırılmıştır. Malign tümörler; tubuler karsinom, kompleks karsinom, karsinoma mikst tip, karsinoma ve malignant miyoepiteliyoma, karsinosarkom, duktal karsinom, intraduktal papillar karsinom, anaplastik karsinom, solid karsinom ve komedokarsinom olarak adlandırılmıştır. İmmunohistokimyasal boyamada, kaspaz-3, -8, -9, HER2 ekspresyonuna ilişkin değişen lokalizasyon ve şiddette pozitif reaksiyonlar belirlenmiştir. İyi huylu meme tümörlerinde TUNEL hafif pozitif ya da negatif reaksiyonlar; kötü huylu tümörlerde ise malign epitel hücre çekirdeklerinde TUNEL pozitif reaksiyonlar saptanmıştır. Çoğunluğu malign karakterde olan meme tümörlerinde belirlenen apoptotik mekanizmalardaki değişkenlikler hem onkogeneziste hem de apoptoziste rol alan genetik çeşitlilikle ilişkilendirilmiştir. Köpek meme tümörlerinde patolojik araştırmaların yanı sıra hücre büyüme, transkripsiyon, mutasyonların ve ekspresyon analizlerinin de yapılmasını içeren süregen çalışmalar yapılmalıdır. İnsan meme tümörlerinde prognoz ve hayatta kalma süresi açısından önemli olan HER2 immunpozitifliğinin çalışma olgularında yaklaşık 5'te 1 oranında görülmesi insan olguları ile karşılaştırılmış ancak sağlıklı hayatta kalım kayıtları ile yapılacak farklı çalışmalar ile bu bilgilerin anlam kazanacağı ortaya konmuştur.

ApoptozisEpidermal büyüme faktörüGen ifadesi+4
Ayşe Nur Akkoç
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Visceral leishmaniasis'li köpeklerde dermal lezyonların biyofiziksel muayenesi

Bu tez çalışmasında Leishmaniasisli hayvanlarda derinin korneometrik analizleri yapılıp hastalığın deriyi ne oranda etkilediği tespit edilerek uygulanacak sağaltım modülüne ışık tutması amaçlandı. Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Kliniğine Canine Visceral Leishmaniasis pozitif (n=28) ve sağlıklı (n=10) olan farklı ırk, yaş ve cinsiyette toplamda 38 köpek çalışma kapsamına alındı. Leishmaniasis tanısında klinik bulgular ile birlikte hızlı test kitleri (ELISA), IFAT ve PZR yöntemleri kullanıldı. Evrelendirme Leishvet grubunun rehber bülteni ile uyumlu olarak idrar protein/ kreatinin ve kan kreatinin düzeyleri dikkate alınarak yapıldı. Çalışmaya alınan CVL'li köpekler 4 farklı gruptan birinde (her grupta n=7) değerlendirildi. Buna göre; I. grup: evre 1 (hafif), II. grup: evre 2 (orta şiddetli), III. grup: evre 3 (şiddetli), IV. grup: evre 4 (çok şiddetli) olarak değerlendirildi. Sağlıklı kontrol grubu (V. grup) ise ADÜ Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Küçük Hayvan Kliniğine rutin kontrol amaçlı getirilen, klinik ve laboratuvar bulgularında herhangi bir anormallik saptanmayan farklı ırk, yaş ve cinsiyette köpeklerden (n=10) oluştu. Sağlıklı ve hasta hayvanlarda derinin hidrasyonu, elastikiyeti, sıcaklığı ve melanin miktarı ölçülerek biyofiziksel muayene gerçekleştirildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri sonucunda sağlıklı köpeklere göre tüm evrelerdeki Leishmaniasis'li köpeklerde pH değerinde azalma belirlenirken (p<0.001), melanin değerleri evre I ve III grubu köpeklerde, sağlıklı ile evre II ve IV'teki köpeklere göre yüksek bulunmuştur (p<0.01). Hidrasyon, elastikiyet ve sıcaklık parametrelerinde gruplar arası farklılıkların istatistiksel anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Sonuç olarak Visceral Leishmaniasis saptanan köpeklerde dermal lezyonların biyofiziksel muayenesinin önem teşkil ettiği ve uygulanacak sağaltım modülüne ışık tutabileceği öne sürülebilir.

Deri hastalıklarıFizik muayeneHayvan hastalıkları+4
Gizem Gül İmbat
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akut renal hasarlı köpeklerde fibrin yıkımlanmasına ait önemli bir biyobelirteç: plazma D-dimer seviyeleri

Bu çalışmada akut renal hasarlı köpeklerde; fibrin yıkımlanması sonucunda oluşan D-dimer'ın hastalığın teşhisinde ve evrelerinin belirlenmesinde hangi oranda yararlı bir biyobelirteç olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Kliniğine getirilen akut renal hasarlı (n=10) ve sağlıklı (n=10) olan farklı ırk, yaş ve cinsiyette toplamda 20 köpek çalışma kapsamına alındı. Anamnez doğrultusunda akut renal hasarı olduğundan şüphelenilen ve serum biyokimyasal analizleri yapıldığında üre ve kreatinin değerlerinde artış tespit edilen ve klinik bulguları akut böbrek hasarı ile uyumlu hayvanlardan tam kan örnekleri alındı. Köpeklerde serum biyokimyasal ve idrar analizler doğrultusunda hastalığın evrelendirilmesi International Renal Interest Society (IRIS) kriterleri doğrultusunda gerçekleştirildi. Kan örneklerinin toplanması amacıyla V. cephalica lateralis, V. saphena antebrachii'den tekniğine uygun olarak sodyum sitrat içeren mavi kapaklı tüplere 2.5 ml kan örnekleri alındı. Kan alım işleminden sonra kan örnekleri, 6.000 rpm'de 5 dakika santrifüje edilerek kan plazması ayrıştırıldı. Ayrıştırılan plazma örneğinden, Finecare FIA system FS-131 cihazı ile D-dimer seviyeleri ölçüldü. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda kontrol grubundaki 10 köpekte D-dimer seviyeleri ortalama olarak 0,56 ± 0,64 (0.10-1.60), akut renal hasarlı köpeklerde 10 olguda D-dimer seviyeleri ortalama olarak 4,59 ± 3,94 (0.2-10.00) bulunmuştur. Akut renal hasarlı ve kontrol grubu köpeklere ait verilerin değerlendirilmesi sonucu akut renal hasarlı köpeklerde D-dimer seviyelerinde istatistiksel anlamlı artış belirlenmiştir (p<0.001). Yapılan çalışmalara paralel olarak böbreklerdeki fonksiyon kaybı ve hasara bağlı olarak D-dimer seviyelerinin, normal biyokimya ve idrar değerlerine sahip hastalara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. xv Sonuç olarak akut renal hasarlı köpeklerde prefibrinolitik aktivitenin bir göstergesi olarak fibrin yıkımlanma ürünü olan D-dimer seviyelerinin yükselebileceği, normal ve rutin serum biyokimyasal analizlerin yanı sıra D-dimer seviyelerinin de ölçülmesinin gerek prognostik açıdan gerekse teşhis ve sağaltım yönünden önem arz ettiği öne sürülebilir.

Akut böbrek hasarıBiyobelirteçlerD-dimer+3
Seray Etizel
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yavru köpeklerde bifidobacterium animalis subs. lactis ve vitamin D kombinasyonun aşı sonrası bağışıklık yanıt üzerine etkileri

Bu araştırmada yavru köpeklerde oral yolla kullanılan bifidobacterium animalis subs. lactis ve vitamin d kombinasyonu ile sadece vitamin D'nin aşılama sonrası bağışıklık yanıt üzerine olan etkilerinin belirlenmesi amaçlandı. Bu kapsamda, çalışmaya 55-65 günlük yaşta, her iki cinsiyetten de olan melez ırkta köpekler (n=21) dahil edildi. Çalışma kapsamına alınan köpekler ticarî karma aşı (Grup 1), karma aşı ile bifidobacterium animalis subs. lactis ve vitamin d kombinasyonu (Grup 2), aşı ve vitamin D (Grup 3) uygulanan olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Bifidobacterium animalis subs. lactis ve vitamin D kombinasyonunun uygulandığı gruptaki köpeklerin tüy yapısının ve iştahlarının diğer gruplara kıyasla daha iyi olduğu gözlemlendi. Kanin distemper virüsüne karşı gelişen antikor titrelerinin 1. ve 2. rapel aşı sonrasında ilk aşılamaya kıyasla gruplar arasında herhangi bir istatiksel anlamlı farklılığın olmadığı hayvanların hastalıktan korunma açısından yeter antikor titrelerine ulaştığı belirlendi. Kanin parvo virüs aşılamasına karşı gelişen antikor titrelerinde ise ilk aşılama zamanında gruplar açısından istatiksel farklılığın olmadığı buna karşın, 2. rapel aşıların yapıldığı zamanda alınan örneklerde bifidobacterium animalis subs lactis ve vitamin D3 kombinasyonu uygulanan grupta (Grup 2) diğer gruplara kıyasla antikor titrelerinde istatiksek anlamlı farklılığın olduğu belirlendi (P<0,05). Sonuç olarak 2. Rapel aşılamaların yapılmadan önce köpeklerin kanin parvo virüs ve kanin distamper virüse karşı yeterli antikor yanıtın oluştuğu ve bifidobacterium animalis subs. lactis ve vitamin D3 kombinasyonunun parvovirüse karşı gelişen antikor yanıt üzerine olumlu yanıtın gerçekleştiği belirlendi.

AntikorlarAşılamaAşılama+5
Gökhan Sarıdağ
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Parvoviral enteritli ve tedavi edilmiş köpeklerde BNP, NT-PROBNP ve CTN-I düzeylerinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı, parvoviral enteritli yavru köpeklerde hastalığın kalp kasında oluşturabileceği hasarın serumda bulunan bazı kardiyak biyobelirteçler (cTnI, BNP ve NT-proBNP) yardımıyla belirlenmesidir. Araştırmanın hayvan materyalini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Küçük Hayvan kliniğine hemorajik gastroenteritis şikayeti ile getirilen 0-4 aylık yaşta 28 hasta ve 7 sağlıklı olmak üzere her iki cinsiyetten toplam 35 köpek oluşturmuştur. Hastalık tanısı kesinleşen ve sağaltım öncesi kan örnekleri alınan köpeklere destekleyici sağaltım uygulamaları yapılmıştır. Sağaltım uygulamaları biten ve klinik olarak iyileşen hastalardan tekrar kan alınarak hematolojik parametreler kan sayım cihazıyla, serum üre, ürik asit ve kreatinin düzeyleri otoanalizörle, cTnI, BNP ve NT-proBNP düzeyleri ise ELISA yöntemiyle belirlenip değerlendirilmiştir. Kontrol, sağaltım öncesi hasta ve sağaltım sonrası hasta gruplar arasında cTnI, BNP ve NT-proBNP düzeyleri açısından anlamlı bir fark görülmemiş, sağaltım öncesi ve sağaltım sonrası hasta gruplar arasında ürik asit düzeyi açısından da anlamlı bir farklılık şekillenmemiştir. Bu durum hasta gruptaki miyokart hasarının düşük düzeyde olduğunu düşünmemize sebep olmuştur. cTnI, BNP ve NT-proBNP parametrelerindeki değişimlerin farklı yaşlardaki ve farklı hastalık dönemlerindeki, daha fazla sayıda köpekle yapılacak yeni çalışmalarla araştırılması yararlı olacaktır.

BiyobelirteçlerEnteritKöpekler+3
Uzay Sude Binzet Ballıtaş
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerde ovaryohisterektomi operasyonunda lidokain ve meloksikam uygulamalarının postoperatif glutatyon peroksidaz, katalaz ve malondialdehit konsantrasyonları üzerine etkileri

Bu tezin amacı, rutin ovaryohisterektomi (OHE) geçiren sağlıklı köpeklerde lidokain ve meloksikam uygulamalarının postoperatif oksidatif stres belirteçleri üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Çalışmada Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi'ne OHE talebiyle getirilen 28 adet dişi köpek kullanıldı. Köpekler rastgele 4 eşit gruba [Grup Kontrol (n=7), Grup Lidokain (n=7), Grup Meloksikam (n=7) ve Grup Lidokain-Meloksikam (n=7)] ayrıldı. Grup Lidokain'e OHE operasyonunu takiben 1 mg/kg dozda Lidokain intraperitoneal olarak karın boşluğunun kraniyal ve kaudal kısımlarına püskürtüldü ve ensizyon bölgesi kapatıldı. Grup Meloksikam'a OHE operasyonunu takiben 0,2 mg/kg dozda Meloksikam deri altı (SC) tek doz uygulandı. Grup Lidokain-Meloksikam'a OHE operasyonunu takiben 1 mg/kg dozda Lidokain intraperitoneal olarak karın boşluğunun kraniyal ve kaudal kısımlarına püskürtüldü ve SC tek doz Meloksikam 0,2 mg/kg dozda uygulanarak ensizyon bölgesi kapatıldı. Grup Kontrol'de ise operasyon takiben lidokain veya meloksikam uygulanılmadan rutin ovaryohisterektomi gerçekleştirildi. Oksidatif stres değerlerini belirlemek amacıyla; preoperatif dönemde, postoperatif 2., 12. ve 24. saatlerde kan örnekleri alınarak serumları çıkarıldı. Bu örneklerden serum malondialdehit (MDA), serum glutatyon peroksidaz (GSH-Px) ve serum katalaz (CAT) değerleri ölçüldü. Çalışmada lidokain-meloksikam grubunda MDA, GSH-Px ve CAT konsantrasyonları zamanla azalmakla birlikte lidokain grubunda sadece CAT konsantrasyonunun zamanla azaldığı görülmektedir. Sonuç olarak lidokain ve meloksikamın kombine olarak uygulanması oksidatif stresin azaltılmasında yararlı bir ilaç kombinasyonu olabileceği kanısına varıldı.

Glütatyon peroksidazHisterektomiKatalaz+5
Abdullah Gündüz
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Perianal tümörlerde patolojik incelemeler ve MAPK sinyal yolağının tümörün onkogenezindeki rolünün değerlendirilmesi

Amaç: CD117 –c-KİT olarak da bilinir- c-KİT proto-onkogeni tarafından kodlanan bir tirozin kinaz reseptörüdür. İnsanlarda yapılan çalışmalarda prostat kanseri gibi gonadal hormonların etkisi altında gelişen tümörlerde c-KİT reseptörü ile karsinogenezis arasında ilişki belirlenmiştir. Köpek malign meme tümörü olgularında tümörün alt tipi ile c-KİT boyanma paterni arasında ilişki olduğu saptanmıştır. Androjenik hormonların etkisi altında geliştiği ileri sürülen perianal tümörlerde c-KİT ekspresyonu bilinmemektedir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada perianal tümör olgularında (toplam 17 olgu) c-KİT ifadesi ve onunla ilişkili sinyal yollarından biri olan MAPK sinyal yolağının aktivasyonu immunohistokimyasal yöntemle değerlendirildi. Perianal tümörler önerilen histopatolojik ve immunohistokimyasal değerlendirme kriterleri ışığında değerlendirildirilerek sınıflandırıldı. Bulgular: Olguların %29'una perianal adenom, %12'sine perianal epitelyom, %59'una ise perianal karsinom tanısı konuldu. İncelenen olguların hiçbiri CAM5.2 ile reaktivite göstermedi. İstatistiksel analizler perianal tümör alt tipleri arasında c-KİT ekspresyonu bakımından farklılık olmadığını ortaya koydu. Tüm olgularda rezerv/bazoloid hücrelerinde sitoplazmik c-KİT immunoreaktivitesi belirlendi. Hepatoid hücrelerdeki c-KİT boyanma paterni olgudan olguya değişmekle birlikte olguların genelinde sitoplazmik c-KİT immunoreaktivitesi saptandı. Olguların 3'ünde p-ERK1/2 ile pozifif boyanma belirlendi. Sonuç: Bir ön çalışma niteliğindeki bu çalışmada olguların genelinde anormal (sitoplazmik) boyanma paterninin belirlenmesi ve membranöz boyanmanın azalma eğiliminde olması c- KİT'in perianal tümör gelişiminde rolü olduğunu düşündürdü. Ayrıca yüksek düzeyde c-KİT ifade eden olguların kinaz inhibitörlerinden fayda görebileceğini akla getirdi. Anahtar kelimeler: CAM5.2, c-KİT, Köpek, Perianal tümör, p-ERK1/2

Gen ifadesiKöpeklerNeoplazmlar+6
Semra Rıfatı
Aydın Adnan Menderes University
2021
00

İlgili konular