Democrat Party
183 theses under this subject heading
1950-1960 dönemi iktisat politikalarının toplumsal hayata etkileri
Türkiye 1945 yılından itibaren önemli bir dönüşüm içerisine girer. Çok partili hayata geçilir, Amerika ile yakınlaşılır ve dış yardımlar alınarak daha liberal ekonomi politikaları takip edilmeye başlanır. 1950 yılında yapılan genel seçimlerle iktidara gelen Demokrat Parti (DP) döneminde bu liberalleşme eğilimleri artarak devam eder. Modernleşmenin temel dayanakları olan ekonomik ve siyasi liberalleşme ile birlikte toplumsal alanda da önemli dönüşümler yaşanır. İthalatın serbestleşmesiyle birlikte Batı'dan gelen yeni ürünler piyasaları doldururken, kanaatkâr ve tasarrufçu tüketim anlayışı yerini gösterişçi ve lüks tüketime bırakmaya başlar. Tezin temel sorunsalı, DP döneminde yaşanan bu ekonomik dönüşümü, kurumlarda ve devlet istatistiklerinde yaptığı rakamsal ve bürokratik değişimler açısından değil, sıradan insanların gündelik yaşamlarında yarattığı etkileri açısından ortaya koymaktır. Toplumsal dönüşümü anlamlandırmada onların neler tükettikleri, tüketim nesnelerine ulaşma koşulları ve alım güçleri önemli bilgiler sunar. Bu bağlamda tezin odaklandığı noktalardan biri üretim ve üretim ilişkilerinden ziyade tüketim ve tüketim kültürüdür. Konu, Adnan Menderes'in değişimine bizzat elleriyle katkıda bulunduğu, yaşanan değişimden en çok etkilenen kentlerden olduğu için İstanbul özelinde çalışılmıştır. Tez, İstanbul'da ekonomik ve siyasi liberalleşme ile birlikte kent ve kır yapısının, nüfus hareketlerinin, konut, ulaşım, eğlence ve yeme kültürünün, boş zaman etkinliklerinin değişimini ortaya koymaktadır.
Demokrat parti döneminde İzmir'de sanat yaşamı (1950-1960)
14 Mayıs 1950 seçimlerini Demokrat Parti'nin kazanmasıyla çok parti dönemine geçilmiştir. On yıllık bir Demokrat Parti dönemiyle, demokrasi söyleminin öne çıkmasıyla, savaşın bıraktığı izlerin silinmesi ve insanların rahata kavuşmasının beraberinde geleceği düşünülmüştür. Bunun için çabalansa da istenilen sonuç alınamamıştır. Sanatçılar, yaptıkları sanatla insanları eğlendirmenin yanında, fikirlerini sanat yoluyla insanlara ulaştırmaları olmuştur. Halk tabakasına inmek sadece siyasetle olabilen bir iş değildir. Sanatın ve sanatçının yansıttıkları bir o kadar önemlidir. Bu süreçte Demokrat Parti döneminde İzmir'de sanatçıya verilen değer ölçülmektedir. Tiyatro ve sinema alanında ilerlemek isteniyor fakat kararlaştırılan işlerin yapımı uzun zamanlara yayılıyor. İzmir Belediye başkanlarının değişimi işlerin devamlılığını aksatmış olmaktaydı. Bu dönemde tiyatro liberalleşmenin de etkisiyle devlet desteği alamamıştır. Bu durum devlet tiyatrolarını sıkıntıya sokmuştur. İzmir Şehir Tiyatrosu'da bu süreçten en çok etkilenen kuruluş olmuştur. İzmir halkı şehrinde sanatı canlı kılmak için toplulukları desteklemiştir. İstanbul ve Ankara'dan gelen sanatçıların verdikleri röportajlarda İzmir halkının sanata ne kadar ilgili ve büyük beklentileri olduklarını dile getirmişlerdir. Gösterilerde biletlerin hızla tükenmesi ve salonlarda uzun kuyruklar yaşanması en büyük örneği olmuştur. Tiyatroya bu kadar ilgili olan bir şehrin, kendine has bir tiyatroya kavuşması sancılı bir süreçte gerçekleşmiştir. Hali hazırda bulunan tiyatrosunun kapanması ve kente ait bir tiyatronun oluşturulmasını sadece sanat sever insanların aldıkları kararlarla gerçekleşmediği görülmektedir. Amatör grupların çoğalması okullarda da etkili olmuştur. Liselerde öğrenciler, öğretmenlerinin yönetmenliğinde birçok tiyatro oyunu hazırlamışlardır. İzmir belediye başkanları İzmir Şehir Tiyatrosu'nun açılması ve bina çalışmaları için planlamalarda bulunmuştur. Belediye desteği olmadan açılan tiyatroların ömrü oldukça kısa olmuştur. Desteğin tam anlamda sağlanması uzun sürdüğü için, İzmir dışarıdan gelen sanatçıların şehri konumunda olmuştur. Aynı şekilde sanat ihtiyacını karşılamak için İzmir, özel tiyatrolar açmış ve sayılarında hızlı bir artış gözlemlenmiştir. 1950'ler Türkiye'sinde sinema bilinçli kişiler tarafından yönetilerek sanatsal bir boyut kazanmıştır. Fakat teknik alanın eksikliği, yabancı filmlerin artışı gibi sorunlar yaşamaktaydı. İzmir'de 1950-1960 tarihlerinde aktif olarak altmışa yakın açık ve kapalı olarak sinema çalışmaktadır. Sinemalar özel kişilerin yönetiminde olsa da düzenlemeler devlet tarafından yapılmaktadır. Halkın ihtiyaçlarına göre şekillenen yönetmenlikler belediye tarafından her ay kontrolü sağlanmaktadır. Denetim ne kadar sıklıkla yapılsa da sinemacılar daha çok para elde etmek için farklı yollara başvurmaktadır. Seyirciye istediğini vermek için tamamen arz talebe dönüşen bir hal almıştır. Sinemayı ciddiye alan ülkelerde ticari sinema salonlarının yanı sıra kurulan sanat sinemaları bizde kurulamamıştır. Sinema kulüplerinin, müzelerinin önemi anlaşılmamış, filmoloji diye bir eğitim dalı olduğu farkına varılmamıştır. Bizim seyircimiz ticari sinemanın kendisine öğrettiği üzerine düşünmeyen, başka örneklerle karşılaştırmadan kabul etmiş sinema sanatıdır. Sinemaya gösterilecek iki ilgili yol vardır. Birincisi onun varlığını korumak için gösterilen milli alaka ki bu tamamen devletin elindedir, ve ikinci olarak piyasa sineması olmasını önlemek için gösterilecek yine milli ve yönetici alakadır. Bu da halkın elinde olan bir güçtür.
Türk modernleşme tarihi çerçevesinde Demokrat Parti dönemi (1950-1960) eğitim politikalarının ideolojik içeriği üzerine bir inceleme
Bu çalışmada, Osmanlı-Türk modernleşmesinin ana etkeni olan eğitim politikaları, dönemin şartlarına bağlı kalarak büyük bir dönüşüm, gelişim Batılılaşmayla beraber sosyolojik ve ideolojik fraksiyonlara bölünmesi neticesinde, neden olduğu siyasal ve toplumsal değişimleri incelemek üzere hazırlanmıştır. Eğitim politikaları, son dönem Osmanlı ve Cumhuriyet rejiminin kurulmasıyla birlikte büyük oranda bir Batılılaşmaya doğru evrilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin, içerisinde bulunduğu siyasi yalnızlıktan kurtulmak için Batı ile yakınlaşması nedeniyle demokratikleşme zorunluluğu, eğitim başta olmak üzere birçok noktada kendini hissettirmiştir. Milli, çağdaş ve seküler bir yönetim benimsetilme amacıyla tek parti iktidarının egemen olduğu 1923-1950 yılları, birçok olumlu-olumsuz zıt tezleri beraberinde getirmiştir. Cumhuriyet dönemi Milli eğitim ideolojisi, büyük oranda bir okuma-yazma seferberliği ve dogmatik fikirlerden arınmaya sebebiyet verdiği için devrim niteliğinde uygulamalarının da olmasıyla, sosyolojik ve ideolojik etkenleri tüm toplumu olumlu ve olumsuz anlamda etkilediği gözlemlenmiştir. Dönemin toplumsal ve siyasal anlamda köklü değişime hazır olmaması nedeniyle de demokrasi dışı, tamamıyla bir üst zümrenin cılız bir halk söylemi üzerinden politika geliştirdiği ortaya konulmuştur. Özellikle bu dönemde; demokratik söylemler ışığında, despotik uygulamaların da yürütüldüğüne dair tezler kuvvet kazanmıştır. Türk siyasal hayatında demokrasinin pratiğe geçişi, tek parti (CHP) içerisindeki ekonomik bölünmeyle ortaya çıkan Demokrat Parti (DP) aracılığıyla olmuştur. Türk modernleşme tarihi çerçevesinde DP, halka mal edilen eğitim olgusunu kullanarak, liberal muhafazakâr nesil yetiştirme eğiliminde politikalar uygulanmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) halka benimsetmeye çalıştığı seküler ve çağdaş eğitim modeli, Demokrat Parti (DP) döneminde bir zümrenin etkisinde, çoğunlukla da halkın ve çeşitli aktörlerin istekleri doğrultusunda şekillenmiştir. DP'nin bu noktada iradeli bir politika geliştirememesi nedeniyle, demokratik bir yönetim olduğuna dair tezlerin yanında kukla bir yönetim olduğu da ortaya atılmıştır. Bu hareketler doğrultusunda eğitim faktörü, mevcut ve gelecek nesiller üzerinden sürekli bir değişiklik ve konum elde etme yarışına maruz kalmıştır. Cumhuriyet döneminde benimsetilmeye çalışılan seküler eğitim modeli, Demokrat Parti (DP) iktidarıyla dinsel, küresel ve sömürgeci aktörlerin yönlendirmeleriyle birden çok ideolojik formasyona bölünmüştür. Türkiye Cumhuriyeti'nde sağ-sol ikileminin neden olduğu muhafazakâr ve seküler söylemler, her hükümet değişikliği ile birlikte eğitimde de ideolojik bir çıkar alanına dönüşmektedir. Bu noktadan kaynaklanan olumsuz gelişmeler; Türk eğitim yapısında köklü bir reform, sistematik bir işleyiş ve çok yönlü bir kalkınmayı engellemektedir.
Menderes Dönemi Türkiye'nin Arap Ortadoğu politikası
Bu çalışmamda Menderes'in iktidara gelmesinden sonra Türkiye'nin Arap Ortadoğusuyla olan ilişkilerini incelemeye çalıştım. Menderes Hükümeti, Türkiye'nin kuruluşunun ilk yıllarından beri uzak kaldığı Ortadoğu bölgesine 1950'lerin başından itibaren aktif bir politika izlemeye çalışmıştır. Türkiye NATO'ya girmesinden sonra bölgede İngiltere ve ABD ile aynı çizgide siyaset izlemiştir. Menderes'in amacı bölgede Sovyetler Birliğine ve Komünizme karşı güvenlik elde etmek amacıyla ABD'nin askeri, siyasi ve ekonomik desteğini garanti altına alabilmekti. Bu amaçları taşıyan Menderes Hükümeti önce İngiltere'nin dış politika ürünü olan Ortadoğu Kalkınma Projesine hizmet etmeye çalışmıştır. ODK projesinde aktif bir rol üstlense de Arap devletleri tarafından desteklenmemiştir. Daha sonra İngiltere bu projede isim değişikliğine giderek Ortadoğu Savunma Organizasyonunu kurmuş ancak bu projede Türkiye'nin desteklemesine rağmen Arap Ortadoğusunda ilgi görmemiştir. İngiltere'nin hazırladığı projeler başarısızlıkla sonuçlanınca Türkiye Ortadoğu'da ABD'nin ürettiği stratejilere yönelmeye başladı. ABD'nin planladığı Bağdat Paktı projesinde etkin bir siyaset izlemesi bunun bir örneğidir. Türkiye bu dönemde bölgede aktif bir politika izlemişse de Arap devletleriyle olan ilişkilerinde bir iyileşme yaşanmamıştır. Bunun birinci sebebi Arapların gözünde emperyalist olan batıyla Türkiye'nin beraber politika izlemeleri ikinci sebep de Türkiye'nin İsrail'i tanımasıdır. Menderes Hükümeti 1956 Süveyş Kanalı krizi, 1957 Suriye Krizi, 1957-58 Lübnan ve Ürdün olayları, 1958 Irak Devrimi gibi tüm krizlerde batı ülkeleriyle birlikte hareket etmiş onların görüşlerini ve operasyonlarını desteklemiştir.Anahtar Kelimeler: Arap Ortadoğusu, Bağdat Paktı, CENTO, Kuzey Kuşağı, Menderes Hükümeti, Ortadoğu Savunması.
Eskişehir basınında Demokrat Parti iktidarı (1950-1960)
1950-1960 yıllarında Türk siyasi yaşamına damgasını vuran DP iktidarı, genel olarak incelenmiş bir konu olmakla birlikte yerel anlamda sınırlı olarak incelenmiştir. Bu çalışmada Eskişehir yerel basınının yardımıyla DP iktidarının Eskişehir'deki durumu ve algılanması incelenmiştir.Tek parti dönemindeki baskı uygulamalarına karşı DP'nin demokratikleşme vaatleri Eskişehir'de çoğunluğun desteğini sağlamıştı. Bu çoğunluğun içinde Eskişehir basını da yer almaktaydı. 1950 yılında Eskişehir basınında DP'ye karşı bir sempati duyuluyordu. Eskişehir basını tek vücut olarak DP'yi destekliyordu.1950 yılında iktidarı ele geçiren DP bir süre sonra demokratikleşme vaatlerini unutarak antidemokratik bir tutum takınmaya başladı. DP'nin bu tutumu Eskişehir basınını iki gruba ayırdı. Bu gruptan İktidar basını DP'yi desteklemeye devam ederken muhalif basın artık DP'nin karşısındaydı.İlk tartışma Resmi ilanlar meselesiyle başladı. Bunun dışında, İspat hakkının verilmemesi, gazetecilere dava açılması, gazetelere tirajlarının altında kağıt verilmesi ve gazeteciliğin zorlaştırılması gibi kararlar Eskişehir muhalif basınının maruz kaldığı zorluklardı. İktidarı destekleyen basın ise bu zorlukları yaşamıyordu.DP 1957 yılından itibaren güç kaybetmeye başlamıştı. Bu DP'yi daha hırçın yapmıştı. 1960 yılına gelindiğinde Tahkikat Komisyonu kurulmasıyla Eskişehir'de muhalif gazetelerin sansürlenmesi ve kapatılması olağan hale gelmişti.İhtilalden sonra Eskişehir basını yeniden tek vücut olmuş ve DP'ye karşı tutum almışlardı.
Kastamonu basınında Demokrat Parti 1946?1960
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün 10 Kasım 1938'de vefatının ardından hem İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı seçilmesi hem de Cumhuriyet Halk Partisinin başına geçmesiyle ?Milli Şef? dönemi olarak da adlandırılan dönemde C.H.P. yönetimi ülke siyasetine hakim olmuştur. Bununla birlikte İsmet İnönü, parti içinde muhalif hareketin doğmasına engel olmamıştır.Tek parti yönetimi esnasında hem ülkenin iç dinamiklerinden hem II. Dünya Savaşı'nın ülke siyasetine olan etkisinden ve hem de C.H.P.'nin otoriter bir yönetim tarzı benimsemesinin de etkisiyle 1945'de Milli Kalkınma Partisi kurulmuştur. M.K.P.'nin seçimlerde hiçbir varlık gösterememesi ve 1958 yılında da kendini feshetmesi çok partili hayatın devamlılığı açısından olumsuz olsa da 1946 yılında Demokrat Parti'nin kurulmasıyla Türk siyasi hayatı muhalefete kavuşmuştur.Tezimizde Demokrat Parti'nin Türk siyaset sahnesine çıkışı, yaptığı faaliyetler, 1950 seçimlerini kazanması, iktidara geldiğinde yapmış olduğu icraatlar, dış politikadaki faaliyetleri Kastamonu basınının bakış açısıyla incelenmiştir. Ayrıca 1960 Askeri hareketi sonucu iktidarı askeri yönetime devretmek zorunda kalan Demokrat Parti'nin tüm icraatları karşılaştırılarak Türk siyasi hayatındaki etkisini belirtilmiştir.Anahtar Kelimeler: Mustafa Kemal Atatürk, Çok Partili Hayat, Demokrat Parti İktidarı, Kastamonu Basını.
1950-1960 Demokrat Parti iktidarının Elazığ basınında ki yansımaları
Bu araştırmadaki temel amaç, siyasi tarihimizde ve çok partili yaşama geçişte büyük bir öneme sahip olan Demokrat Parti'nin 1950- 1960 yılları arasında Elazığ basınında yansımaları ve basın ile Demokrat Parti ilişkilerinin belirlenmesine yöneliktir. Bu amaç doğrultusunda yapılan çalışma, gerek Elazığ ilinde gerekse bölge açısından partinin faaliyetlerini gün ışığına çıkarmaktadır.Bu çalışma 1950-1960 dönemlerini kapsayan Elazığ basınının önemli gazeteleri taranarak gerçekleştirilmiştir. İlin önemli yazılı basın kaynaklarından Uluova, Turan ve Elazığ gazetelerinden elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir. Araştırma çerçevesi Elazığ ilinde yayınlanan yerel gazeteler, Demokrat Parti hakkında yayınlanmış haber, reklam ilanları, basın bildirileri ve araştırmacının yorumundan oluşmaktadır. Çalışma kapsamında Demokrat Partili yıllarda yayına devam eden gazeteler incelenmiş olup 1200 civarında Demokrat Parti ile ilgili haber ve yazılı belgeye rastlanmıştır.Bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm ?Milli Şef İnönü ve Çekişmeler? başlığı adı altında incelenirken ikinci bölümde ise ?Demokrat Parti İktidarı ve İç Politika? ve üçüncü bölümde de ?Demokrat Parti İktidarı ve Dış Politikası? başlığıyla incelenmiştir.Arşiv taramalarından elde edilen veriler araştırma çerçevesinde yorumlanmış olup kronolojik olarak olaylar incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Adnan Menderes, Demokrat Parti, Elazığ, Elazığ Basını, İsmet İnönü, Mustafa Kemal Atatürk, Turan, Uluova.
Amasya basınında Demokrat Parti (1950-1960)
Çok seslilik milletin istediği kişi ya da partiye oy verme hakkına sahip olması olarak nitelendirilebilir. Demokrasinin de temelini çok seslilik oluşturmaktadır. Bu doğrultuda devlet organları da, bunun gerçekleşmesi için çalışmalar yürütmeli ve halkın karşısına birçok siyasi partiyi sunmalıdır. 1938'den sonra; İsmet İnönü ?Milli Şef? sıfatı ile Türkiye'de tek parti döneminin yaşanmasında etkili bir unsur olmuştur. İsmet İnönü'nün de başkanlığını yaptığı Cumhuriyet Halk Partisi, 1950 yılına kadar ülkeyi tek siyasi parti olarak yönetmiştir. 1939'dan sonra II. Dünya Savaşı'nın etkisi altında kalmış ve Türkiye de bu süreçten etkilenmiştir. İsmet İnönü, devleti savaştan uzak tutmaya çalışsa da başarılı olamamış, ?denk bütçe- sağlam bütçe? uygulamaları da istenen sonucu vermemiştir.Tek partili siyasi hayatın süregelen gidişatı karşısında; Adnan Menderes ve Celal Bayar'ın da içinde bulunduğu Demokrat Parti kurulmuştur. Bu oluşum karşısında, İsmet İnönü Demokrat Parti'nin kurulmasına destek vermiş ve sonraki süreçte de demokrasinin güzelliklerinden biri olan muhalefetliğini de yapmıştır. Bu çalışmada; 1950- 1960 yılları arasında Türkiye'de iktidarda bulunan Demokrat Parti'nin, Amasya basınındaki yansımaları, 1950- 1960 yılları arasında çıkan gazete ve dergiler üzerinden ele alınmak istenmiştir. Bu doğrultuda; çalışmamızın ilk bölümünde, ?Amasya Basın Tarihi? periyodik olarak incelenmek istenmiştir. Daha sonraki bölümlerde ise, Milli Şef İsmet İnönü dönemi, Demokrat Parti'nin kuruluşu ve iktidar süreci incelenerek, Adnan Menderes'in şahsiyetine de değinilmeye çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Adnan Menderes, Amasya, Amasya Basın Tarihi, Celal Bayar, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, İsmet İnönü, Milli Şef, II. Dünya Savaşı.
Yozgat basınında Demokrat Parti iktidarı: 1950-1960
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün 10 Kasım 1938'de ölümü üzerine, T.B.M.M. eski Başbakanlardan İsmet İnönü'yü 11 Kasım 1938'de Cumhurbaşkanı olarak seçti. İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı olmasıyla " Milli Şef " dönemi olarak adlandırılan dönem başladı. Bu dönem içinde uluslararası şartlarında zorlamasıyla 1946 yılında çok partili hayata geçildi. Yeni kurulmuş olan Demokrat Parti 1946'dan 1950'ye kadar muhalefette kaldıktan sonra 14 Mayıs 1950 seçimleriyle'de iktidara geldi. Bu partinin 1950'de iktidara gelmesiyle birlikte yakın tarihimizde önemli bir dönem başladı. Bu çalışma Demokrat Parti'nin iktidarda olduğu 1950-1960 yılları arasında iç ve dış politika uygulamalarının Yozgat basınınca değerlendirilmesini içermektedir. Söz konusu dönemde Demokrat Parti'nin siyasi, sosyal, ekonomik ve askeri alanda uyguladığı politikalar sunuldu. Ayrıca dört bölümden oluşan çalışmada Yozgat yerel basınından yararlanılarak, Demokrat Parti iktidarının Yozgat'ta nasıl algılandığı üzerinde duruldu. İlin önemli yazılı basın kaynaklarından elde edilen sonuçlar değerlendirildi. Yozgat yerel basın taramalarından elde edilen veriler araştırma çerçevesinde ele alınarak kronolojik şekilde incelendi. Çalışmada Yozgat basınının Demokrat Partiye bakışı ifade edildi. Anahtar Kelimeler: Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Çok Partili Hayat, Yozgat Basını, Demokrat Parti, Yozgat.
Demokrat Parti Dönemi Türkiye-İran ilişkileri (1950-1960)
Türkiye ile İran Orta Doğu'nun iki büyük devletlerindendir. Bu iki devlet geçmişten beri süre gelen dostluk ilişkilerine sahiptir. Bu dostluk Atatürk zamanında pekişmiş olsa da zaman zaman ilerlemiş ve gerilemiştir. Geliştiği süre zarfında karşılıklı anlaşmalar ve jestlerin arttığı ilişkiler gerildiği zaman bile tamamıyla kopmamıştır. Zira gerginken bile iki ülke ilişkisi sürmüştür. Belirtilen zaman aralığı olan 1950-1960 dönemi her iki ülke içinde sosyal ve siyasal şekilde değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Zira bahsi geçen zaman Orta Doğu'da yeni bir düzenin oluşturulmaya çalışıldığı bir dönemdi. Karşılıklı ilişki Demokrat Parti döneminde dış politikada benzer amaç ve hedefler belirlendiği zaman artmış ve yakınlaşmıştır. Bu yakınlaşmalardan biri her iki ülke içinde bir zaman Şah döneminde dış politika hedefi olan batılılaşma idi. Bu ortak amaç sayesinde iki ülke çıkarları doğrultusunda hareket etmiş ve ortak paktlar ve anlaşmalarda bir araya gelmiştir. Bunların yanı sıra ülke güvenliği amacıyla ekonomik, kültürel ve siyasal anlaşmalar yapmışlardır. Benzer bir diğer yaklaşım olan milliyetçi politika sayesinde iki ülke birbirleri ile işbirliğine yanaşmış ve yıllardan beri süre gelen bazı anlaşmaları sonuca bağlamıştır. Her ne kadar yabancıların da dâhil olduğu Demokrat Parti'nin iktidarda kaldığı bu on yıllık süreç içerisinde iki devlet ortak paydada ve dostluk ilişkileri yürütme tutumunda bulunup çatışmadan kaçınmışlardır. Ancak buna rağmen Sovyet tehdidi olan komünizm sebebiyle Türkiye, bir müddet İran ile olan ilişkisinde oldukça dikkatli olmuştur. Zira bir süre İran Başbakanlığı yapan Musaddık'ın Sovyet yanlısı olduğunu düşünmekteydi. Bu ve bunun gibi birçok iç ve dış sebepler dolayısıyla iki ülke ilişkilerinde dikkatli olmuş ve ortak çaba göstermişlerdir.
Yerel basına göre Demokrat Parti dönemi'nde Karabük
1950-1960 yılları arası yerel basın üzerinden Demokrat Parti Dönemi'nde Karabük'ü anlatan bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma da söz konusu eksikliği gidermeyi amaçlamıştır. 14 Mayıs 1950 seçimlerinden sonra nicelik olarak artan Karabük basın hayatı, 27 Mayıs darbesine kadar büyük çoğunlukla DP'ye destek olmuştur. Bu nedenle iktidar tarafından gazete kapatılma hadisesi yaşanmamıştır. Fakat Karabük basınında muhalif cephenin temsilcileri olarak CHP'yi destekleyen Ata Yolu ve CMP tarafından yer alan Müstakil gazetesi bulunurken, özellikle Müstakil gazetesinin kâğıt bulamama sorunuyla karşılaşması önemli bir detay olarak göze çarpmaktadır. Karabük Postası ise bu yayın organlarına göre belirli bir siyasi partiyi temsil etmemekteydi. Diğer bahsedilmesi gereken hususta tam manasıyla muhalif olarak adlandırılamayacak olsa da özellikle Karabük DP yapılanması içerisindeki muhalif grubu temsil etmesiyle ifade edilebilecek olan Yeni Karabük gazetesidir. Demokrat Parti her ne kadar 1957 yılından itibaren genel manada bir zayıflama göstermişse de Karabük'teki yansımasına bakarsak çok da öyle olmadığını söyleyebiliriz.
VIII. Dönem Çankırı Milletvekilleri
Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihine bakıldığında önemli dönüm noktalarından birinin de 1946 yılında yapılan seçimler olduğunu söylemek mümkündür. Çeşitli denemelerden sonra yeniden birden fazla siyasi partinin seçimlere katılıyor olması demokrasi adına atılmış olan önemli adımlardan biri olarak karşımıza çıkmış olup, çok partili siyasi hayata geçiş çalışmaları 1946 seçimleri ile nihayete ermiştir. Muhalefetin belirginleşerek toplum tarafından kabul görmesi sebebiyle 1947 yılında yapılması planlanan seçimler bir yıl erkene çekilerek 1946 yılında yapılmasına karar verilmiştir. Seçimlerin yapıldığı illerden biri olan Çankırı iline bakıldığında muhalefetten hiç milletvekili çıkarmadığını ve 5 milletvekilinin tamamını iktidar parti olan CHP'den çıkardığı görülmektedir. Çalışmamızda 1946 yılında yapılan genel seçimlerden bahsedilerek, VIII. Dönem Çankırı milletvekillerinin biyografileri ve siyasi hayatlarına yer verilmiştir. Bu bağlamda Çankırı ilinden çıkarılan beş milletvekili; Akif Arkan, Ahmet Zeki Soydemir, Mustafa Abdülhalik Renda, Mehmet Rifat Dolunay ve Ahmet İhsan Zeyneloğlu'nun yaptıkları çalışmalar, kanun teklifleri, kürsü konuşmaları, tercüme-i hal ve seçim mazbatalarına yer verilerek, dönemin seçim şartları ile ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Ayrıca gerekli görülen yerler grafiklerle desteklenerek VIII. Dönem Çankırı ili milletvekillerini ortaya koymak amaçlanmıştır. Çalışmamızda kullanılan veriler TBMM, dönemin gazeteleri ve dönem ile ilgili yapılan çalışmalardan faydalanılarak hazırlanmıştır.
Tahkikat komisyonu üyelerinin yassıada yargılamaları
Yüksek Lisans tezi olarak hazırladığımız bu çalışmada Demokrat Parti döneminin tartışmalı uygulamalarından biri olan Tahkikat Komisyonu üyelerinin Yassıada Yüksek Adalet Divanı'nda görülen Anayasa'yı İhlal Davası'nda yapmış oldukları yazılı ve sözlü savunmaları incelemeye çalıştık. CHP ve muhalif basının faaliyetlerini incelemek üzere kurulan Tahkikat Komisyonu 10 yıl süren Demokrat Parti iktidarının son zamanlarında ortaya çıkmış ve bir aydan fazla bir süre faaliyette bulunmuştur. On yıl süren iktidar sürecinde oldukça kısa süre varlığını sürdürmesine rağmen bu iktidar döneminin en tartışmalı uygulamalarından biri olmuş, 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi'nin gerekçelerinden biri olmuştur. Komisyon, muhalefetin basının ve birçok hukukçunun tepkisini çekmiş, Demokrat Parti içinde de rahatsızlık yaratmıştır. 27 Mayıs sonrasında Tahkikat Komisyonu üyeleri "Anayasayı ihlal" ve "diktaya hizmet" gibi suçlamalar ile karşı karşıya kalmış yapılan yargılamalar sonucu ölüm, hapis, sürgün gibi çeşitli cezalar almışlardır. Komisyon üyelerinin yargılandığı diğer davalar, "Gayrimeşru Servet İktisabı", "Görevi Kötüye Kullanma", "Halkı Silahlandırma", "Kayseri Olayları" davaları olmuştur. Komisyon üyelerinin önemli bir kısmı hukukçulardan oluşmuştur. Anayasaya bağlı olduklarını ve dikta suçlamasını reddeden komisyon üyeleri hukuk devletinin varlığına inandıklarını ve hiçbir ismin emri altında olmadıklarını söylemişlerdir. Anayasa'yı İhlal Davası'nda önemli bir yer teşkil eden Tahkikat Komisyonu üyelerinin bu süreçte kendilerine ve komisyona dair söyledikleri, Demokrat Parti iktidarını ve 27 Mayıs sürecini anlamak adına oldukça değerlidir.
1946 genel seçimlerinin izmir'de uygulanması
Bu tezin amacı 1946 genel seçimleri öncesi, yerel siyasetin öneminin artmasıyla birlikte partilerin teşkilatlanmaları, seçim propagandaları, yerel planda iktidar muhalefet sürtüşmesi, seçim sonuçlarının doğurduğu ciddi şüpheler ve itirazları objektif bir gözle değerlendirmek olmuştur. Bir diğer deyişle dönemin temel tartışma konularını yoğun olarak içinde barındıran ve önemli bir merkez olan İzmir?in, 1946 seçimleri sürecinde ülke genelinde ses getiren siyasi mücadelesini ele alıp, demokratikleşme sürecinde Türkiye?nin siyasi rejimine nasıl bir katkısı olduğunun tespiti hedeflenmiştir. Çalışmanın birinci el kaynaklara dayanmasına özen gösterilmiştir. Hem dönemin genel havasını yansıtması, hem de dönem gazete/dergi yazarlarının siyasi kimliklerinden ötürü, basında çıkan haber ve makaleleri ön plana çıkaran bir anlayış tercih edilmiştir. Genel olarak 1946 seçimleri öncesi partilerin İzmir?de teşkilatlanmaları, seçim sürecinde yapılan faaliyetler ve seçimlerin sonuçlanmasıyla birlikte yaşanan olağanüstü olaylar gibi konuları araştırdığımız bu tez çalışmasında, daha çok gazetelerden ve dönemin önde gelen isimlerinin anı kitaplarından yararlanılmıştır. Bu yayınlar arasında ulusal basından; Cumhuriyet, Ulus, Vatan, Akşam, Yeni Sabah, yerel basından; Anadolu, İzmir, Yeni Asır gazeteleri temel alınarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: CHP, DP, İzmir, 1946 Seçimleri
Milletvekili genel seçimlerinde Demokrat Parti'nin seçim propagandaları (1946-1957)
7 Ocak 1946'da kurulan Demokrat Parti, Türkiye Cumhuriyeti'nde demokratik bir devlet düzeninin kurulmasında oldukça önemli bir işleve sahiptir. Kurulduktan yaklaşık altı ay sonra katıldığı ilk genel seçimde TBMM'ye girmeyi başaran Demokrat Parti, 1950 yılında, 27 yıl süren Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına son vererek, iktidar olmuş ve 27 Mayıs 1960 Darbesi'ne kadar on yıl iktidarda kalmıştır. Demokrat Parti iktidarında hem iç hemde dış politikada önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu nedenle de pekçok çalışmaya konu olmuştur. Tezimizde ilk bölümde propaganda kavramı, seçim propagandalarının tarihsel gelişimi ve Demokrat Partinin kuruluşuna yer verilmiştir. Daha sonraki bölümlerde ise tezimizin asıl konusu olan Demokrat Parti'nin milletvekili genel seçim propagandaları değerlendirilmiştir. Demokrat Parti 1946, 1950, 1954 ve 1957 yıllarında olmak üzere dört milletvekili genel seçimine katılmıştır. Bu seçimlerin ilk ikisinde muhalefet partisi, diğer ikisinde iktidar partisi olarak yer aldı. Çalışmamızın özünü Demokrat Parti'nin bu seçimlerde takip ettiği strateji; kullandığı yazılı, görsel ve eylemsel her türlü propaganda araç ve unsurlarının neler olduğunun tespit edilmesi oluşturmaktadır. Ayrıca seçim kararı alınması sürecinde ve sonrasında hem iç hem de dış politikada yaşananlarla birlikte, bu propagandaların seçmenlerin siyasal tercihlerine, Cumhuriyet Halk Partisi'nin tek parti zihniyetinden ayrılıp, demokrasiye adapte olabilmek için yaşadığı dönüşüme ve Türk siyasal hayata etkisi de saptanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrat Parti, Bayar, Menderes, Seçim, Propaganda, AfiĢ.
Türk siyasal hayatında meclis tahkikatı ve Demokrat Parti döneminde Cumhuriyet Halk Partisi hakkındaki meclis tahkikatı
Doktora tezi olarak kaleme aldığımız bu çalışmada; Demokrat Parti iktidarının son döneminde, 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi öncesinde Cumhuriyet Halk Partisi ile bir kısım basının illegal olduğu iddia edilen faaliyetlerini araştırmak için açılan Meclis tahkikatının tüm safhalarının açıklığa kavuşturulması amaçlanmıştır. Çalışmada, Meclis tahkikatı kavramının kavramsal, kuramsal ve tarihsel alt yapısı analiz edilmiş, Cumhuriyet Halk Partisi ve bir kısım basının faaliyetleri hakkındaki Meclis tahkikatı öncesinde ve esnasında yaşanan siyasi süreç masaya yatırılmış ve bilhassa tahkikatın işleyiş şekli ve tahkikat boyunca elde edilen bilgiler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma, genel itibariyle bir arşiv çalışmasıdır. Çalışma sonunda Meclis tahkikatının Cumhuriyet Halk Partisi ve muhalif basın hakkında yürütülen iki farklı koluna dair ayrıntılı bilgiler sunulmuştur. 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi sebebiyle nihayete erdirilemeyen tahkikatta, Cumhuriyet Halk Partisi ve onunla birlikte hareket eden muhalif basının, bilhassa 1957 seçimlerinden sonra Demokrat Parti iktidarı aleyhine sistematik bir propaganda faaliyeti yürüttüğü ortaya konulmuştur. Bu faaliyeti gayri meşru olarak nitelendiren Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi'nin illegal yöntemler kullanarak iktidara gelmeyi amaçladığını iddia etmiştir. Bu çalışmanın, Demokrat Parti iktidarı dönemini daha anlaşılır kılması ve benzer çalışmalara öncülük etmesi umulmaktadır.
27 Mayıs 1960 Darbesinin basındaki yansımaları
Türkiye'de çok partili siyasi hayata geçiş sonrası ilk seçim deneyimi 21 Temmuz 1946 yılında yaşanmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin tek partisi olan ve ülkenin kuruluşundan itibaren ülkeyi yöneten CHP, 1946 seçimi sonrasında da başarılı olmuş ve iktidar da kalmıştır. 7 Ocak 1946 tarihinde kurulan DP ise, kuruluşundan altı ay sonra girdiği bu seçimlerde halk nezdinde önemli bir destek bulmuş ve ikinci parti olarak muhalefet görevini üstlenmiştir. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde ise arkasına geniş bir halk desteğini alan DP, bu seçimlerde birinci parti olarak çıkmış ve CHP'nin çeyrek asırdır süren iktidarına son vermiştir. 10 yıllık DP iktidarı sonrası gerçekleşen 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi demokrasiyi sekteye uğratmış ve ülkenin geleceğine derin izler bırakmıştır. DP yönetimine iktidardan el çektirilmiştir. Öyle ki süreç sadece bununla da sınırlı kalmamış, DP'ye mensup siyasiler tutuklanarak hapis hayatına mahkûm edilmişlerdir. Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan ise idam sehpasına çıkarılarak, haklı siyasi kazanımlarının karşılığını canları ile vermişlerdir. 27 Mayıs 1960 Darbesi'nde Türk basını darbeden yana bir tutum sergilemiştir. Darbeciler basından büyük bir destek ve ilgi görmüştür. Gazete ve dergilerde yapılan haberlerde darbe ve darbeciler övülmüş, hareket bir kurtuluş hareketi olarak benimsenmiştir. Basın darbeyi haklı çıkartmak için DP'nin idarecileri hakkında türlü suçlar ithaf etmişlerdir.
IX. dönem Mardin Milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri
14 Mayıs 1950 seçimleri, Türkiye'de CHP'nin 27 yıllık iktidarının son bulduğu bir seçim olmuştur. Uzun bir süre iktidar olan Cumhuriyet Halk Partisi, 14 Mayıs 1950 seçim sonucuna göre iktidarı Demokrat Partiye devretmiştir. Bu seçimden sonra oluşan IX. Dönem (1950-1954) Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Mardin 7 milletvekili ile temsil edilmiştir. Mardin'den üç milletvekilliğini CHP, üç milletvekilliğini DP, bir milletvekilliğini de bağımsız aday kazanmıştır. 1950-1954 yılları arasında görev yapan IX. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Mardin milletvekilleri; Abdurrahman Bayar, Abdulkadir Kalav, Cevdet Öztürk, Kemal Türkoğlu, Ali Rıza Erten, Mehmet Kamil Boran ve Aziz Uras'tır. Adı geçen milletvekilleri, Meclis'te çeşitli konular üzerine yaptıkları konuşmalarla, verdikleri kanun teklifleri ve önergelerle görüşlerini ortaya koymuşlardır. Ayrıca içinde yer aldıkları çeşitli komisyonlar ve katıldıkları inceleme heyetleri olmuştur. Bunların dışında Mardin'in kalkınması için bayındırlık, sağlık, sosyal ve ekonomik birçok alanda katkılar sağlamışlardır.
IX. dönem İstanbul milletvekillerinin TBMM'deki siyasi faaliyetleri
Türk siyasi hayatındaki önemli olayların başında, Demokrat Partinin kuruluşu ve 1946 ile 14 Mayıs 1950 seçimleri gelmektedir. IX. Dönemde parlamentoda siyasi faaliyet gösterecek olan milletvekilleri 1950 seçimleri ile belirlenmiştir. TCF ve SCF ile başlayan çok partili siyasal hayat denemesinin 1946 ve 1950 seçimleriyle birlikte istenilen demokratik koşullarda sürdürüldüğü karşılaştırmalı olarak görülmektedir. Bu seçimlerin sonucunda 27 senelik CHP iktidarının ardından DP muhalefetteki konumunu iktidar tahtına yükseltmiştir. IX. Dönem İstanbul milletvekilleri, DP listesinden en çok adayın çıkarıldığı ve seçimin kazanıldığı bölgede yer almaktadırlar. Oldukça seçkin isimlerden oluşan IX. Dönem İstanbul milletvekillerinin içerisinde dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes yer almaktadırlar. Fuad Köprülü'nün de DP kurucularından olmasının yanı sıra bu bölgeden seçimi kazandığı görülmektedir. TBMM'de önemli konular üzerinde siyasi faaliyet gösterilmiş olan 1950-1954 dönemi, ekonomi, sağlık, maliye ve çeşitli alanlarda çalışmaların yeni iktidar partisi ile birlikte farklı bir boyut kazandığı bir süreç olmuştur. Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi ve mali gelişmeler milletvekillerinin TBMM'ye sundukları kanun teklifleri ve takrirler vasıtasıyla görüşülmüş ve çözüme kavuşturulmuştur.
Bir demokrasi ve özgürlük savaşçısı: Sadık Aldoğan
1945 yılında dünya siyasetinde değişimler yaşanırken Türkiye'de bu değişimlerin etkisi altında kalmıştır. Yaşanan değişimlerin etkisiyle çok partili siyasi hayata geçen Türkiye'nin siyasi seyri de değişime uğramış, Demokrat Parti adında yeni bir parti kurulmuştur. O dönemde iktidar partisi olan CHP'ye karşı olanlar Demokrat Parti'ye katılmışlardır. Sadık Aldoğan, askerlik mesleğinden ayrıldıktan sonra DP saflarında siyasete katılan kişilerdendir. Milli Mücadele döneminde yapılan savaşlarda başarılar göstermiş olan Aldoğan, siyasi hayatta da kendisinden söz ettirmiştir. Bu çalışmanın amacı; Türkiye'nin kuruluş aşamasında yaşanan sıkıntılara tanıklık etmiş, Türkiye'nin bağımsızlığı adına verilen savaşlarda görevler alarak mücadele vermiş ve daha sonra mücadelesini siyasete taşımış olan General Sadık Aldoğan'ın, demokrasi ve özgürlük uğruna harcadığı çabaları ortaya koymaktır. Bu çalışmayla Aldoğan'ın, askeri hayattaki hizmetleri, söylemleri ve Türk siyasal hayatına katkıları genel çerçevede analiz edilmeye çalışılmıştır. Aynı zamanda o dönemde görülen siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik olaylar hakkında bilgi edinmemize olanak sağlamıştır.
Demokrat Parti'nin kuruluşu ve 1946 seçimleri
27 Mayıs 1960 darbesi sonrası çok partili hayata geçiş sürecinin ve 1961 seçimlerinin basına yansıması 27 mayıs 1960 darbesi sonrası çok partili hayata geçiş sürecinin ve 1961 seçimlerinin basına yansıması 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası çok partili hayata geçiş sürecinin ve 1961 seçimlerinin basına yansıması 27 mayıs 1960 darbesi sonrası çok partili hayata geçiş sürecinin ve 1961 seçimlerinin basına yansıması
27 Mayıs 1960 tarihinde, Demokrat Parti iktidarının muhalefet, üniversiteler ve basın ile karşı karşıya gelmesi ve baskı rejimi uygulaması ile yaşanan siyasi bunalım ve ekonomik sıkıntıların ülkeyi bir çıkmaza soktuğu gerekçesi ile ordu yönetime el koymuştur. Bu askeri müdahale Türkiye'de on yıllık Demokrat Parti iktidarının sona ermesini ve askeri gücün siyaset üzerinde hakim olmasını sağlamıştır. Bu tezde 27 Mayıs müdahalesi öncesi ve sonrasında yaşanan olaylar, yeniden çok partili hayata geçiş süreci basına yansıyan haberler ve belgeler temel alınarak değerlendirilmiştir. Ordunun yönetimi ele geçirmesiyle iktidar partisi tasfiye edilmiştir. Tasfiye edilen parti mensupları Yassıada'ya sevk edilmiştir. İhtilal mahkemesi tarafından yargılanan sanıklar çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Askeri müdahaleyi yapan Milli Birlik Komitesi yasama görevlerini yürütmesi için Kurucu Meclis'i göreve getirmiş, Kurucu Meclis siyasi partilerin kurulmasına izin vermiştir. Milli Birlik Komitesi yeni hükümet iş başına geçinceye kadar görev yapmıştır. Gerekli şartlar hazırlandıktan sonra ordunun yönetimi sivil idareye bırakması için 1961 Anayasası hazırlanmış ve darbe sonrası ilk genel seçimler 15 Ekim 1961'de gerçekleştirilmiştir. 1961 anayasasıyla Meclisin dışında bir de Cumhuriyet Senatosu göreve gelmiştir. Seçim sonuçlarına göre hiçbir parti hükümeti kurabilecek oy yeterliliğini alamamıştır. Cumhurbaşkanı seçilen Cemal Gürsel'in hükümeti kurma görevini İsmet İnönü'ye vermesinin ardından partiler arasında yapılan çeşitli görüşmeler neticesinde çok partili hayatın ilk koalisyon hükümeti olan CHP-AP hükümeti kurulmuştur. Böylece Türk siyasi hayatı koalisyon kavramı ile karşılaşmıştır.
Cumhuriyet Gazetesi başyazarı Nadir Nadi'nin Demokrasi algısı (1946-1960)
Daha sonra doldurulacaktır.
1923-1960 döneminde devletçi ve liberal politikaların Türkiye ekonomisi üzerine etkileri
Bu çalışmada esas olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından Demokrat Parti iktidarının son bulmasına kadar devam eden 1923-1960 döneminde, Türkiye ekonomisinde yaşanan gelişmeler, liberal ve devletçi politikalar perspektifinde incelenmiştir. İncelenen dönemde ekonomideki uygulamaların net bir şekilde ortaya konulması için geniş bir literatür taraması yapılmıştır. Çalışmada, Türkiye ekonomisini önemli ölçüde etkileyen uluslararası konjonktürde yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmelere de yer verilerek daha sağlıklı değerlendirme yapma imkânı sağlanmaya çalışılmıştır. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti'nin ekonomisini ve siyasetini en çok etkileyen devletlerin siyasi ve ekonomik gelişimleri genel anlamda irdelenmekle birlikte; Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda izlenen politikaların hangi şartlarda uygulama alanı bulduğunu belirtmek için de Türkiye Cumhuriyetinin Osmanlı Devleti'nden devraldığı miras, ayrıntılı bir şekilde irdelenmiştir. Çalışmanın kuramsal çerçevesinde ise, siyaset-ekonomi ilişkisi temel alınmıştır. Bu bağlamda; Liberalizmin ve Devletçilik'in genel tanımıyla birlikte, Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyetine uzanan süreçteki gelişimi ve bu politikaların Türkiye'deki seyrine, genel olarak bu çalışmada yer verilmiştir.