Visual arts
247 theses under this subject heading
Shin Yun-Bok'un sanatında mizah ve gerçekçilik
"Shin Yun-Bok'un Sanatında Mizah ve Gerçekçilik" adlı bu tez, Kore resim sanatında önemli bir yere sahip olan ve Hyewon takma adı ile de bilinen ressam Shin Yun-bok hakkındadır. Yüksek lisans tezi, ana konusu itibariyle Shin'in hayatı, resim anlayışı ve eserlerini, Geç Joseon döneminin gerçekliğiyle bağdaştırarak anlatma amacı taşımaktadır. Ayrıca ressamın yaşadığı döneme, tarihine, kültürüne, sanat tarihine, resim tarihine ve Shin ile aynı dönemde yaşamış olan bazı ressamların çalışma stillerine de kısaca yer verilerek yapılan çalışma desteklenmiştir. Ülkemizde, resim sanatı dahil, çeşitli bilim dalları içerisinde yapılmış çalışmalar göz önüne bulundurulduğunda Kore'nin hak ettiği değeri görmediğini söylemek mümkündür. Söz konusu eksiklik, bu yüksek lisans tezinin hazırlanmasındaki en büyük neden olmuştur. Yenilikçi, sakin ama coşku ve merak duygularını da ustaca uyandıran ressam, halkın gerçek yaşamını tanıtma amacıyla geleneklerine uymayan konularda eserler ortaya koymuştur. Meyhane tasvirleri, dans, bahar gezileri, aşıklar gibi konuların yanı sıra Shin'i öne çıkaran asıl konu kadın yaşamı olmuştur. Özellikle kisaeng kadınlarının resmedilmesi Kore'nin hiçbir alanında kullanılmayan bir konu iken Shin eserlerinde çoğunlukla bu kadınlara yer vermektedir. Kendine has tarzıyla Shin Yun-bok sadece döneminin resim sanatı içerisinde değil tüm Kore Resim Sanatının en önemli yapı taşlarından bir tanesi haline gelmiştir.
Türk sanatında görsel aktivizm
Bu çalışmada görsel aktivizm kavramının Türkiye'deki oluşum ve gelişim süreci, siyasi, kültürel ve sosyolojik olaylar çerçevesinde kronolojik olarak incelenmiştir. Belge ve arşiv taraması, kütüphane araştırmaları, dijital makaleler ve sanatçı yorumları ile nitel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. New York Üniversitesi profesörü Nicholas Mirzoeff'un görsel kültüre ilişkin çalışmalarından esinlenerek, Türkiye'deki politik, ekonomik ve toplumsal gelişmeler ışığında görsel aktivizm değerlendirilmiştir. 18. yüzyıldaki tek nokta perspektifinden günümüzün çok perspektifli medya araçlarına kadar görsel kavramlar, toplumların kültürleri ve uygulamalarıyla sürekli değişim göstermektedir. Bu süreç, toplumların kendi kültürlerini görsel yollarla temsil etmesini ve kapitalizmin etkisiyle metalaşmasını beraberinde getirmektedir. Toplumların temsil biçimleri toplumsal olaylar, siyasi düzenler ve ekonomik faktörlere organik bir şekilde bağlıdır. Sanat eserleri de sanatçının yaşamı ve eserin yapıldığı dönemin konjonktürüyle değerlendirilmelidir. Tarihsel olarak aktivizm, sınıf mücadelesine dayanmakta ve kültürel yönelime sahip kitlelerin örgütlendiği politik eylemler olarak ortaya çıkmaktadır. Türk sanatında görsel aktivizm, resimden dijital fotoğrafa kadar çeşitli sanat dallarını kapsar ve toplumsal temsillerin aktivizminden ilham alır.
Savaşçı kadın arketipinin yolculuğu ve sanata yansıması
Bu araştırmanın amacı, mit ve arketip kavramları çerçevesinde, savaşçı kadın arketipinin görsel sanatlarda bir anlatı biçimine dönüşme yollarının ve bu anlatı biçiminin temelini oluşturan bağlamların ortaya konmasıdır. Araştırmanın problemi de 'görsel sanatlarda savaşçı kadın arketipinin dönüşümü ve araştırmacının eserleri üzerindeki etkileri' olarak belirlenmiştir. Araştırmanın ilk bölümünde, kolektif bilinç dışının imgelerini içermesi ve arketipleri yoğun olarak yansıtması sebebiyle mit kavramı, farklı dönemlerdeki mitsel oluşumlar ile incelenmektedir. Arketip kavramı da mit bağlamında, Carl Gustav Jung'un geliştirdiği Analitik kuramı ve araştırmaya katkı sağlayacağı düşünülen diğer kuramlar çerçevesinde irdelenmektedir. Kavramların düşünsel ve biçimsel alanlardaki dönüşümünün eserler aracılığıyla değerlendirildiği ikinci bölümde, savaşçı kadın arketipini yansıttığı düşünülen karakterleri içeren ve araştırmayı destekleyecek veriler sunan amaca yönelik örnekleme yöntemiyle belirlenen eserlere yer verilmektedir. Araştırmanın son bölümünde ise araştırmacının sanatsal üretimleri ve bu üretimlerin düşünsel ve biçimsel yapılanmaları üzerine yorumlama çabalarına yer verilmiştir. Çalışmada savaşçı kadın arketipinin dönüşümü incelenmekle birlikte, sanat üretimi söz konusu olduğundan öznelleşen yorumlar yansımasını bulmuştur. Araştırmacının araştırma süreciyle birlikte yürüttüğü eserleri içeren "Zamansız Sözler Arketip Kadınlar" adlı seri, araştırmacının kişisel dönüşümüyle toplumsal dönüşümün yüzeydeki/görünür kesişiminden yola çıkılarak oluşturulmaya başlanmıştır. Üretim sürecinde ise bilinç dışı ile kolektif bilinç dışının bağı ile oluşan görünenin altındaki derin yapıyla yüzleşmenin bir ifadesine dönüşmüştür. Bu bağlamda, mitoloji ve arketip olgularının üretilen eserlerdeki izdüşümünün kimlik oluşumu ve aidiyet olgularıyla bağ kurduğu yanı sıra araştırmacının düşünsel ve sanatsal ifadesinde yeni açılımlar yarattığı belirtilebilir. Ayrıca bu araştırmanın, sanat ile psikoloji arasındaki ilişkiyi ortaya koymada da farklı bir okuma oluşturabileceği düşünülmektedir.
Feminist eleştiri bağlamında 1980 sonrası Türk plastik sanatlarında sanatçı kadınlar
Çağdaş Türk sanatı içerisinde 1980 yılı sonrasında seçili sanatçı kadınların ürettikleri çalışmaların feminist eleştiri yöntemiyle değerlendirme ve yorumlanmaları üzerine temellenen bu çalışma Giriş, Kavramsal Çerçeve, Türkiye'de Sanat Ortamı ve Sanat Tarihi Kanonunda Sanatçı Kadınlar, Feminist Eleştiri Bağlamında 1980 Sonrası Türk Plastik Sanatlarında Sanatçı Kadınlar ve Sonuç ana bölümlerinden oluşmaktadır. Çalışmanın Giriş bölümünde konumun sanat ve sanat tarihi yazını açısından önemi, çalışmanın niteliği ve sınırlılıkları; sanatçı kadınlar başta olmak üzere çalışma bağlamında öne çıkan önceki yayınlar ve araştırmalar ile çalışmanın araştırma ve yazın süreçlerinde kullanılan yöntemler açıklanmıştır. Kavramsal Çerçeve bölümünde ana konuya temel ve alt yapı oluşturan Batı ve Türkiye'de modern ve çağdaş sanat, tezin başlangıç sınırı olan 1980 yılına kadar Türk sanatı içerisinde sanatçı kadınlar, feminist sanatın ortaya çıkışı, sanatçıların çalışmalarıyla doğrudan bağlantılı olan Osmanlı ve Türkiye'deki kadın hareketleri ve feminist eleştiri yöntemi hakkında kapsamlı bilgiler verilmiştir. Türkiye'de Sanat Ortamı ve Sanat Tarihi Kanonunda Sanatçı Kadınlar isimli kısımda 1980 yılından günümüze kadar olan süreçte sanatçı kadınların sanat ortamı ile sanat ve sanat tarihi yazımındaki durumları tartışılmıştır. Bu bağlamda sanatçı kadınlara dair yapılan çalışmalar, toplu ve karma sergilerde sanatçıların oranları, sanatçı kadın girişimleri gibi unsurlar nicel verilerle desteklenerek değerlendirilmiştir. Feminist Eleştiri Bağlamında 1980 Sonrası Türk Plastik Sanatlarında Sanatçı Kadınlar başlıklı kısım 1980'li yıllardan itibaren sanatçı kadınların ellerinden ve zihinlerinden çıkmış olan çalışmaların yorumlandığı bölümü oluşturmaktadır. Bu bölümde sanatçıların çalışmaları kadının sanat eserlerinde nesne konumundan özne durumuna geçişi, kadın-kadınlık kimliğinin tartışılması, toplumsal cinsiyet kalıplarına dair tavırları, toplumsal sorunlara karşı tutumları üzerine odaklanan alt başlıklar altında değerlendirilmiştir. Sonuncu bölüm olan Sonuç bölümünde ise ana bölümde yer alan eserlerin çözümleme ve yorumlamaları üzerinden tümevarım yöntemiyle sanatçı kadınların çağdaş sanata, kadın hareketine, sanat ortamına dair söylemleri, katkıları ve etkin pozisyonlarının bir değerlendirilmesi yapılmıştır.
Hayvan imgeleriyle görsel anlatılar
Hayvan İmgeleriyle Görsel Anlatılar başlıklı bu tez çalışmasında, öncelikle tarihsel süreçte insan ve hayvan arasındaki etkileşime dair dönemsel araştırma yapılmıştır. İnsanın, hayvan üzerindeki tahakkümü ile başlayan sürecin, düşünce tarihine yön veren düşünürlerin fikirleriyle ne şekilde değişime uğradığı detaylı bir literatür taraması yapılarak incelenmiştir. İnsan ve hayvan kavramı, sanat tarihsel sürecin yazınsal ve görsel yapıtlarıyla birlikte incelenerek ifade edilmiştir. Medeniyetler döneminde hayvan imgesinin kullanımına dair görseller sonrasında Rönesans ile ön plana çıkan insan faktörünün, hayvana bakış açısını ne şekilde değiştirdiği araştırılmıştır. Sanatçılar açısından çok yönlü açılımların yaşandığı 19. yüzyılda öne çıkan eserlerdeki hayvan imgesinin kullanımına dair örnekler, 20.yüzyıl eserleriyle karşılaştırmalı olarak, dönemin koşulları ve sanatçıların manifestolarıyla beraber değerlendirilmiştir. Sanatta hayvan imgesinin kullanımı mağara resimlerinden günümüze devam eden bir olgudur. Sanatçıların eserlerinde insan hakları, feminizm, mitolojik unsurlar, doğal yaşamın korunması, siyaset, felsefe, hayvan hakları, ekoloji gibi çok yönlü anlatımlarda hayvan imgesi kullanılmaktadır. Bu bağlamda günümüz sanat eserlerinde hayvan ve imgesinin farklı bağlamlarda kullanımı detaylı olarak araştırılmış, konu ile alakalı görsel ve literatür taraması yapılarak metne dahil edilmiştir. Tez metninin son bölümünde yazı imgesi ile biçimlendirilmiş eserler, konuya ilişkin bakış açısıyla örneklendirilerek, ifade edilmiştir.
Rüzgar ve hareket imgeleri üzerine görsel uygulamalar
Bu tezde, rüzgar olgusunun sanattaki yeri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Fiziksel dünyada hava hareketiyle oluşan doğal bir fenomen olarak rüzgarın, insan yaşamı üzerindeki etkilerinden yola çıkılarak, farklı kültürlerde ve mitolojilerde nasıl anlamlandırıldığına ve bu anlamların sanata nasıl yansıdığına dair geniş bir araştırma yapılmıştır Rüzgarın doğası, madde üzerindeki etkileri ve bu etkilerin farklı araçlarla somutlama biçimleri üzerine teorik ve pratik çalışmalar yürütülmüştür. Dijital fotoğraf, video ve ses medyaları kullanılarak, rüzgarın hareket dinamiklerinin sanatta nasıl yeniden boyutlandırılabileceği incelenmiştir. Özellikle rüzgarın hareket kavramıyla ilişkisi ve bu ilişkinin estetik algı üzerindeki yansımaları araştırılmış, bu kapsamda fırtına, kasırga gibi rüzgar olaylarının sanatta nasıl temsil edildiği değerlendirilmiştir. Ayrıca çağdaş sanatın farklı disiplinlerinde rüzgarın bir medyum olarak kullanıldığı örnekler incelenmiştir. Tez, sanat pratiği içinde rüzgar dinamiklerinin kavramsal olarak nasıl işlenebileceğine dair yeni bakış açıları sunmayı amaçlamaktadır.
Sanatta tedirgin edici imgenin iktidarı
Tedirgin edici imge; izleyicide yarattığı korku, kaygı, tiksinti gibi duygularla ilişkili olarak etkili bir imge durumundadır. Normal veya sıradan kabul ettiğimiz durumların içinden sıyrılarak varlığını rahatsız edici bir biçimde gösterir. Kurgu içerisindeki tehdit, korku, tekinsizlik veya dehşet izleyicide heyecan uyandırır. Heyecanı ortaya çıkaran durumlarla bağlantılı olan tedirgin edici imge izleyiciyi hızlı bir şekilde etkisi altına alır. Zihnin tuhaf, normal olmayan, sıra dışı olarak kabul ettiği imgeler kişiye aktif bir görme deneyimi yaşatır. Tedirgin edici imge bu açıdan bakışı kendine çeker ve izleyici üzerinde bir iktidar kurar. Bu tez çalışması kapsamında tedirgin edici imgenin, yarattığı etkiler vasıtasıyla izleyici üzerinde kurduğu iktidar durumuna değinerek bu imgenin sanat açısından anlamını ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu doğrultuda imge - iktidar ilişkisi, yücelik, tekinsizlik ve korku kavramlarına değinilmiş ardından tedirgin edici imgenin etkisini oluşturan unsurlar; korku-dehşet, tiksinti, rüya-uydurma-hayal-gerçeküstü, mit-mitoloji, gerçeğin kendisi-gerçeğin çarpıtılması ve yıkım başlıkları çerçevesinde sanat tarihinden örneklerle incelenmiştir.
Antroposen çağda plastik atıklarla imge arayışları
Antroposen dünya üzerindeki insan faaliyetlerinin tümünü içinde barındıran, Türkçeye "İnsan Çağı" olarak çevrilen bir kavramdır. Antroposen Çağ insan eliyle yaratılmış sorunları, etki ve tepkileri kapsayan şemsiye bir kavramdır. Bunlardan bazıları; kontrolsüz nüfus artışı, hızlı ve çarpık kentleşme sonucu doğanın yeniden şekillendirilmesi, ormansızlaşma, tatlı su kaynaklarının bilinçsiz kullanımı, bazı bitki ve hayvan türlerinin yok olma noktasına gelmesi, madencilikle beraber yer kabuğunun ya da okyanus tabanının muhtemel depremlere sebep olacak ölçüde oyulmasıdır. Dünyanın maruz kaldığı bu problemler insan eliyle yaratılmıştır ve bu nedenle bu çağa İnsan Çağı denmiştir. Bu tez, bozulan ekolojik dengenin toplum için önemine, sanatçıların çevreci yaklaşımlarına, Antroposen Çağı başlığı altında diğer disiplinlerle iş birliği içinde paralel ilerleyişine dikkat çeker. Çevre sorunlarına karşı duyarlı olan sanatçılar, yaptıkları eserler ile ekolojik bilinç oluşturma çabası içine girmişlerdir. Sanatçıların diğer disiplinlerle iş birliği içinde oluşu; toplum, doğa ve sanat arasındaki bağı güçlendireceği inancını doğurmuştur.
Sanatta nesne manipülasyonu ve dilsel etkileşimler
Bu çalışma modern ve çağdaş sanatta dil ve nesnenin sanat eseri üretimindeki etkileşimine odaklanmıştır. Sanat raporunun yazımında, sanatçı/yazarla ortak problematikleri olan Joseph Kosuth'ın Bağlam/Metin ve Metin/Bağlam işlerinden esinlenerek, rapor iki bölüme ayrılmıştır; bağlam başlıklı birinci bölümde 20.yy'dan sonraki süreçte dil ve nesnenin (ve sonrasında gündelik olanın) plastik sanatlarda modifiye edilmeden kullanılmasının amacı, tarihsel süreci ve uğradığı değişimler sanatsal örnekler verilerek özetlenmiştir. İkinci bölümde sanatçı/yazarın eserleri ve ilham kaynaklarına yer verilmiştir. Birinci bölümün objektif ve teorik yaklaşımına karşın, ikinci bölüm daha kişisel ve öznel bir bakışla inşa edilip örneklendirilmiştir ve ikisinin bir araya gelmesiyle bu rapor sanatçı/yazarın üretimindeki zihinsel yolculuğunun bir haritası olarak sunulmaktadır. Modern sanattın 20. yüzyıl boyunca yolculuğunu hazır nesnenin sanatta kullanımı odağından incelerken, Dada, sürrealizm, Bauhaus, Pop Art ve Kavramsal sanat akımlarındaki örnekler ve bu örneklerin üretim süreçlerindeki sorunsallar ve niyetler üzerine durduktan sonra, sanatçının günümüzün sosyo-politik ve felsefi meselelerinden etkilenerek yarattığı hazır nesneye dayanan işler, geçmişteki benzer örnekleriyle beraber sunulmuştur ve benzer işler arasında (büyük oranda) tarihsel bağlamın değişimiyle ortaya çıkan anlam farklılığı tarihi bir yaklaşımla, politik ve teorik sorunsalların değişim süreçlerinin anlatımı üzerinden açıklanmıştır. Sanatçının genel meselesi sanat üretiminde hazır nesne kullanımı ve nesne ve dil ilişkisi olmasıyla beraber, eserlerde çağdaş insanın varoluşsal ızdırabı, yersizlik, aidiyet ve göç, bireyin varolma sürecinde devletle olan ilişkisi ve sosyal bağlamda inşa edilmiş anlamın sorgulanması, muzip bir tavırla vurgulanmıştır.
Varoluşsal kaygıların görsel açılımları
İnsanın kendi varlığını sorgulaması, geçmişten bu yana değişmeyen bir ihtiyaç olmuştur. İnsan, kendini bilme ve varlığını anlamlandırma yolunda ilk önce "Ben neyim?" sorusuna cevap arar. Bu çalışmada, insanın varoluşunun sırları sorgulanmıştır. İnsan, kimlik ve apoletlerinden sıyrıldığında geriye kalan nedir? İnsanın ne olduğunun anlaşılmak istenmesinin amacı, sanatçının ne olduğuna cevap aramak ve bu bağlamda sanatçının yolculuğunda kendisinde gerçekleşen değişimleri gözlemlemektir. Bu soruya cevap aranırken insanı 'ben' yapan diğer hakikatlerin ne olduğu araştırılarak felsefe, mitoloji, doktrinler, masallar ve toplumsal hikâye ve anlatılardan faydalanılmıştır. Pamuk Prenses masalında yedi cüceler bir dağın madeninde çalışırlar. Maden işlenecek cevherin bulunduğu yerdir. Yedi cüce, yedi çakra, yedi uyurlar. Tüm bu anlatılarda üzerinde durulan, insanda mevcut olan ve işlenmesi ya da uyandırılması gereken cevher ya da hakikattir. Bu araştırmada sanatçının kendi gerçekliğinin sırlarını çözmesinin, kendi sanatına etkileri sorgulanmıştır. İç sesin ya da ruhun insan bilincindeki imgesel dönüşümleri sanat ve sanatçı bağlamında incelenmiştir. "Ben neyim?" sorusuna cevap arayan sanatçı ya da insan, öleceğini bilen bir varlık olarak, daha mutlak, zamana ya da koşullara göre değişmeyen bir cevaba ulaşmaya çalışır. Bu sorunun cevabı ile kimliklerinden ve bildiklerinden sıyrılıp, varlığını bedensel olarak açıklamaktan öte, ruhsal olarak açıklama ihtiyacı içindedir. İşte burada mitler ve doktrinler o sonsuz ve sınırsız gerçeklikten haber verir. Günümüzde her alandaki hızlı değişimin insan üzerinde yarattığı karmaşa yerine, bu kaynaklar insana huzur verici mutlak bir gerçeklik sunar. Sanatçılar üretim sürecinde bu yüzleşmenin arzusunu duyar. Bu yüzden arayışları ve yolculukları sürekli devam eder. Bu arayış, sanatçının sezgilerini harekete geçiren ve merakını sürekli canlı tutan bir heyecan yaratır. Sanat, bu yolculuğun en tabii sonucudur. Sanatçının kendini ifade biçimindeki özgünlüğü, kendi gerçekliğine ve bulduğu cevaplara yakınlığı ile doğru orantılıdır
Ouroborus söyleni üzerine görsel anlatılar
Simgeler bazı insan topluluklarının, anlamları konusunda hemfikir oldukları belirtkelerdir. Paleolitik Çağ'daki resimlerinden bu yana süren görsel anlatı serüveninin etkili kullanımlarından birini oluşturan simgelerin güncellenmesi ve kalıcılığı; hala insanların gereksinimlerine yanıt verebiliyor olmasına bağlıdır. Ouroborus simgesi de bu anlamda hem çok eski hem de hala yaşayan bir simgedir. Bu popüler simgenin araştırmaya konu olarak seçilmesinin nedeni, çok eski ya da güncel olmasından öte; birçok disiplinden beslenmesi; merak edilesi kavramlar içermesi; araştırdıkça çoğalarak, görsel çıkarımlara uygun, ilginç ve zengin malzemeler sunabilmesidir. Ouroborus simgesi ile ilgili şimdiye dek Görsel Sanatlar, Felsefe, Psikoloji, Biyoloji, Mitoloji ve inançlar bazında kapsamlı bir çalışmanın yapılmamış olması; bu alandaki boşluğun doldurulma çabası; çalışmayı daha anlamlı kılmıştır. Ouroborus simgesinin genel formundaki dairesellikten yola çıkarak, simge; döngüsel zaman anlayışı, evrenin, doğanın, gökyüzünün, yerin, insanların yaşamsal ritmi; ölüm-doğum, yeniden doğum, reenkarnasyon kavramlarını vurgular. Duyularla algılanabilen yaşam ile birlikte; sezgisel olan, duyumsanan varoluş şekilleri de Ouroborus simgesinin konusudur. Bu araştırmada insanlığın tüm zamanlarında, birçok kültürde, insana bir şekilde dokunan Ouroborus'un anlattıkları; Biyoloji, Felsefe, Psikoloji, Mitoloji ve Görsel Sanatlar alanında incelenmiştir. Görsel sanatlardaki incelenimi, konulara göre yapılmıştır. Ouroborus'un hikayesi, eski kültürlerden olan Türk kültüründen başlamış, sırası ile, Mısır, Mezopotamya (Sümer), Yunan-Roma panteonları ve Hıristiyan kültürleri ile devam etmiş, son olarak Hint, Çin ve Japon kültürlerindeki yansımaları ile sonlanmıştır. Kültüre dair saptanan ouroborussal kavramlar; kültürlerin birbirleriyle etkileşimleri de göz önünde bulundurularak aktarılmıştır. Denebilir ki bu araştırma insanın var oluşundan bu yana; Evreni, Dünyayı, Zamanı, Ölüm ve Doğum Ritmini, Öte Dünya ve Yeniden Doğuş kavramlarını ve aradaki benzer daha birçok kavramın nasıl algılandığı ile ilgili geniş bir bakış açısı sunmuştur. Anahtar sözcükler: Ouroborus, Yılan, Sanat, Resim, Simge, Mitoloji, Mit, Ölümsüzlük, Yeniden Doğuş, Döngüsel Zaman.
İstanbulda bulunan ortaokul kurumlarında görev yapan görsel sanatlar öğretmenlerinin mobbing (yıldırma) yaşama düzeyleri ile örgütsel bağlılık düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmada, ortaokullarda görev yapan görsel sanatlar öğretmenlerinin mobbing (yıldırma)yaşama düzeyleri ve bu düzeyin örgütsel bağlılık düzeylerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda İstanbul'un Anadolu ve Avrupa yakasında 14 ilçede bulunan resmi ve özel ortaokullarda görev yapan toplam 145 görsel sanatlar öğretmenine, kişisel bilgiler, olumsuz davranışlar ve örgütsel bağlılık ölçekleri uygulanarak, öğretmenlerin olumsuz davranışlar ve örgütsel bağlılık puanlarının demografik özellikleriyle olan ilişkisi ve olumsuz davranış uygulanma düzeyinin örgütsel bağlılıklarına etkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda; ortaokul kurumlarında çalışan Görsel Sanatlar öğretmenlerinin yıldırma eylemlerine maruz kalma düzeylerinin düşük olduğu (%30),mobbing'e uğrayan öğretmenlerin, örgüte uyum, örgütle özdeşleşme ve örgütü içselleştirme düzeylerinde düşüş yaşandığı, Görsel Sanatlar öğretmenlerinin mobbing (yıldırma) yaşama düzeylerinin okul türü, cinsiyet, yaş, medeni durum, kıdem, görsel sanatlar öğretmenliğindeki kıdem ve eğitim durumlarına göre yapılan karşılaştırmalarda anlamlı bir fark göstermeyip eşit düzeyde yaşandığı sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin örgütsel bağlılık düzeyleri, cinsiyet, yaş, medeni durum, kıdem ve eğitim durumu değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Öğretmenlerin örgütsel bağlılık düzeylerinde okul türüne göre, örgüte uyum, örgütle özdeşleşme ve örgütü içselleştirme alt boyutlarında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır. Öğretmenlerin mobbing (yıldırma) ölçek puanları ile örgütsel bağlılık puanları arasındaki ilişki incelendiğinde; yıldırma ile örgütsel bağlılık alt boyutlarından uyum arasında anlamlı bir fark olmamakla birlikte mobbing ve örgütsel bağlılığın özdeşleşme ve içselleştirme alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Örgütsel bağlılık alt boyutları kendi içinde değerlendirildiğinde ise; uyum ile özdeşleşme ve içselleştirme arasında anlamlı bir fark olmakla birlikte, özdeşleşme ve içselleştirme alt boyutları arasında ise anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.
Osmanlı minyatürlerinin sinemasal dil açısından Surname-i Vehbi örneğinde incelenmesi
Osmanlı minyatür sanatı, özellikle Fatih Sultan Mehmet'in sanata ilgisi ve sanatı destekleyici özellikleri sayesinde onun döneminden itibaren gelişerek ve saray içerisinde teşkilatlanarak devam etmesi üzerine hem korunmuş hem de oldukça fazla eseri ve gelişimi beraberinde getirmiştir. Sanatçıların hayal dünyaları kadar gerçekleri de ön plana çıkarmaları nedeniyle tarihi gerçeklikleri ve olayları birincil gözden anlatan minyatür örnekleri, yaklaşık 500 yıl Osmanlı sanatı içerisinde oldukça fazla miktarda yer almıştır. Olayların içinde yer alan nakkaşlar çalışmalarına gözlemlediklerini olduğu gibi geçirmelerinin yanı sıra sanatçıya özgü eserini kendi biçim ve üsluplarını da katarak meydana getirmişlerdir. Sinemaya özgü niteliklerin Osmanlı minyatür sanatında kullanılıp kullanılmadığını incelediğimiz bu çalışmada örnek olarak Surnâme-i Vehbî tercih edilmiştir. Kendine has tarzı ile Levnî'nin yapıtlarından olan Surnâme-i Vehbî, Osmanlı minyatür sanatında önemli bir yer edinmiştir. Sinemanın temel öğelerini baz alarak yürüttüğümüz bu çalışmadaki minyatürler aynı zaman göstergebilimsel açıdan da ele alınmışlardır. Birinci Bölüm, Osmanlı minyatür sanatına giriş niteliğinde ve dönemlere göre ayrılarak incelenmiştir. Sarayın sanata bakışı ve dönemin şartları ışığında değerlendirilen minyatür sanatının en iyi eserlerinin yer aldığı, klasik dönem olarak da anılan 16. Yüzyıl ve Batılılaşmanın ipuçları görülen 17. yüzyıl ve 18. yüzyıl yapıtları ve sanatçıları, bu bölümün konusunu oluşturmaktadırlar. İkinci bölümde ise sinemasal dilin öğeleri olarak ışık, renk, hareket, kurgu, kompozisyon tanımlanmıştır. Üçüncü bölüm göstergebilime giriş yapılmış ve düz anlam, yan anlam konuları üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölüm ise Surnâme-i Vehbî minyatürlerinden örnek olarak seçilenler ışığında sinemasal dil çözümlemesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Minyatür Sanatı, Surname-i Vehbi, Sinemasal Dil, Sinemasal Dilin İlkeleri, Göstergebilim
Video sanatın görsel disiplinlerle etkileşimi
Endüstri devrimi insanlık tarihini birçok açıdan etkilemiş toplumsal bir olaydır. Toplumsal düzen yeniden belirlenmiş, farklı sınıflar ortaya çıkmış ve teknolojik anlamda gelişmeler meydana gelmiştir. Bu teknolojik gelişmeler arasında topluma ve sanata en çok tesir eden ise kitle iletişim araçları olmuştur. Bu araçların dezenformasyona açık anlatım biçimi kitle kültürünü yaratmış, yeniden üretim imkanı ise sanatçılara kendilerini ifade etmek için farklı yollar arama ihtiyacı hissettirmiştir. Farklı ifade biçimi arayışındaki bazı avangart sanatçılar ise bulundukları dönemin kitle iletişim araçlarını sanatsal bir malzeme olarak değerlendirme çabası içine girmişlerdir. Fotoğraf ve filmin yaşadığı bu farklı geleneksel işlevinin dışındaki değerlendirilme süreci, elektronik görüntü için de geçerli olmuştur. Elektronik görüntü, kendisini var eden televizyonun toplum üzerindeki etkisine karşı sanat ortamına dahil edilmiştir. Bu eylemi gerçekleştiren öncü sanatçılar bir nevi çözümü, problemin kendisinden sağlamışlardır. Birinci bölümde videonun keşfini hazırlayan toplumsal ve teknolojik gelişmeler incelenmiş, videonun fiziksel ve teknik özelliklerinden bahsedilmiş ve sanatsal ortamına dahil olma süreci değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise video sanatının temelini oluşturan Fütürizm, Konstrüktivizm, Dada, Pop Art, Kavramsal Sanat ve Fluxus sanat akımları incelenerek, tarihsel süreç içeresinde sanat malzemesinin değişimi gözlenmiştir. Üçüncü bölümde ise resim, heykel, enstalasyon, fotoğraf ve film gibi sanat disiplinleri estetik ve teknik açıdan video ile karşılaştırılmış benzerlik ve farklılıklarından bahsedilmiştir.
Görsel sanatlarda psikolojik ögelerin kullanılması ve sinema sanatı üzerinden incelenmesi
Freud'un psikanaliz kuramı, psikoterapötik bir kuram olmaktan öte, şiddetli eleştirilere rağmen, felsefeden sanata kadar birçok düşünce disiplinini etkilemiş ve en etkili kuram olmuştur. Psikanaliz, sanat eserlerini incelememize yardımcı olduğu gibi, o eserde sanatçının iç dünyasından izler bulmamıza da yardımcı olur. Freud'a göre; bu çalışmada eserleri analiz edilen Hieronymus Bosch, Caravaggio, Goya ve Picasso gibi pek çok sanatçı, eserlerinin yaratım sürecinde gündüz düşleri ve bilinçdışından beslenir. Jung ise, Freud'un bastırılmış libidinal ve saldırgan dürtülerden oluşan bilinçdışı kavramını genişleterek tüm insanlarda ortak olan kolektif bilinçdışı kavramını ortaya koyar. Kolektif bilinçdışı, insan türünün evrensel arketipleri olan sanat eserlerini ve sembolleri sezgi yoluyla açıklamamızı sağlar. Sanatçı kolektif bilinçdışını sanat yapıtlarında dışavurur. Psikanalitik kuram birçok sanat dalını etkilediği gibi sanatçıyı, sanat eserlerini ve sanatçının bilinçdışını sanat eserine ne derece yansıttığını analiz etmede de yarar sağlamaktadır. Bu çalışmada sanatçıların bilinçli olduğu kadar bilinçdışı olarak yansıttığı öğelere de yer verilmiştir. Caravaggio'nun eserlerindeki, aslında kendi arzularını tasvir ettiği, homoerotik arzu taşan bedenler; Goya'nın eserlerine yansıttığı karamsarlık ve bunalım; Trier'in özellikle Antichrist filminde görülen, annesiyle olan ilişkisinin etkileri buna örnektir. Bosch, Caravaggio, Goya ve Picasso'nun resimlerindeki; Robert Capa ve Erwin Olaf'ın fotoğraflarındaki; Antichrist, Ejderha Dövmeli Kız ve Mirror Mask adlı filmlerdeki psikolojik öğeler, psikanalitik simge ve semboller ortaya çıkarılarak analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Görsel Sanatlar, Psikanaliz, Bilinçdışı, Haz, Şiddet.
Bileşik sanatlarda grafik tasarım öğeleri
Bu çalışmada, bileşik sanatların grafik tasarım ile olan ilişkisi araştırılarak, günümüzde grafik tasarımın sanat anlamında kullanımı irdelenmiş ve öğeleri üzerinde durulmuştur. Bileşik sanatlar tanımı gereği farklı disiplinler arasındaki birleşik ilişkileri, çağdaş sunum ve ifade biçimlerini önemseyen sanat anlayışıdır. Grafik tasarım ise mağara döneminden başlayıp 19. yy sonu itibariyle ayrı bir sanat dalı olarak kabul edilmiş, aynı zamanda kapitalist sistemler gereği oluşan tüketim kültürüne hizmet eden etkili bir dil yaratmıştır. Grafik tasarım, resim tarihi ile özdeş bir geçmişe sahiptir. El yazma eserlerinden başlayarak, baskı tekniklerinin de gelişmesiyle, tasarım ve sanat olgusunun içerisinde kendisini sağlamlaştırmıştır. Dünya da teknolojik gelişmelere paralel olarak iletişim ve görselliğin önem kazanması sanatında uygulama alanlarını da genişletmiştir. Bileşik sanatlar da, görsel sanatların içerisinde bulunan resim, heykel, fotoğraf, baskı ve seramik sanatlarının her biri ile grafik tasarımın etkileşimde olduğu ele alınmıştır. Araştırmalar da bize gösteriyor ki, farklı disiplinler arası sanat dallarının, bir biri ile etkileşim içerisinde olduğu ve hepsinin grafik tasarım ile yollarının kesiştiği görülmektedir. Bir çok sanat akımının etkisi ile grafik tasarım sanatı, kolaj, illüstrasyon, baskı resim tekniklerini resim sanatına katarak etkilemiştir. Bu etki resimde bulunan bir çok öğenin, grafik tasarım öğeleri ile yer değiştirip, sanatçıya farklı bir bakış açısı kazandırmıştır. Örneğin bir tabloya gazete küpürleri ile kolaj yapılarak, tipografi etkileri ile yazı girerek bir çok eser grafik tasarım anlayışı ile sanatçılar tarafından üretilmeye başlanmıştır. Yüzyıllar boyunca insanoğlu yaşam standartlarına göre ihtiyaçları her zaman değişkenlik göstermiştir. Bununla birlikte tasarım alanlarıda ihtiyaçlarına göre paralel olarak genişlemiştir. Günümüzde iletişim aracı olarak görsel grafik öğeleri sözlü anlatımı aşmış durumdadır. Sanatçılarda dönemin yapısından dolayı bu durumdan etkilenmektedir. Bu durumdan dolayı yaşadığımız yüzyıl grafik tasarım yüzyılı olması bakımından da, bileşik sanatlarda ki oynadığı rol büyüklüğü doğal karşılanmalıdır.
İşitme engelli bireylerde görsel algı
İnsanoğlu dünyaya gözlerini açtığından itibaren öğrenmek ve uyum sağlamak için duyuları yardımıyla çevresiyle etkileşimde bulunarak algısal süreçlerde bulunur." Algılama, duyumsal bir bilgilenme olarak tanımlanırsa, beş duyu organı aracılığı ile duyma, tatma, görme, koklama, dokunma duyuları ve hissetme duygusu yardımı ile dış dünyadan bilgi edinilmesidir." (İnceoğlu, 2000, S.44). Hiç kuşkusuz Dünyayı algılama tüm duyuların etkileşimi ile gerçekleşir. Ancak görsel algılama diğer algılar içinde en etkili ve en güçlü olanıdır. Doğadaki sese dayalı iletileri alamayan işitme engellilerin, bu alandaki eksikliklerini giderme sorumluluğunu yüklenen en önemli duyu organının göz olduğuna karşı çıkmak güçtür. Çünkü," görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir." (Berger,1986) Bu tez çalışmasında duyu ve algı gelişimine ilişkin bilgiler verilerek, görsel algı kavramının öğrenmemiz üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Ayrıca işitme engeli tüm yönleriyle araştırılarak tarihsel süreç içinde günümüze kadar olan gelişimi ve işitme engellilerin eğitimi ele alınmıştır. Görsel Sanatlar eğitiminin işitme engelliler üzerindeki olumlu etkileri ve görme duyusuna hitap etmesi açısından, bu eğitimin işitme engellilere olan faydaları araştırılmıştır. Araştırma, İstanbul'da bulunan İşitme engelliler okullarına ve özel eğitim kurumlarına gidilerek Görsel Sanatlar ve İşitme engelliler öğretmenleriyle görüşmeler şeklinde ve gözlem yapılarak yürütülmüştür. Anahtar Kelimeler: Görsel algı, işitme engelliler, görsel sanatlar eğitimi, işitme engellilerin iletişimi.
Türkiye'de okutulan görsel sanatlar ders kazanımlarının zihin engelli öğrencilere uygunluğuna yönelik öğretmen görüşleri
Araştırmada, Türkiye'de okutulan görsel sanatlar dersinin ders kazanımlarının görsel sanatlar ve özel eğitim öğretmenlerinin görüşlerine göre zihin engelli öğrencilere uygun olup olmadığı değerlendirilmiştir. Araştırmanın evrenini zihin engelli öğrencilerin okuduğu okullardan 11 ilden 16 okul ve bu okullarda eğitim veren 15 görsel sanatlar ve 27 özel eğitim sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Bu doğrultuda; öğretmenlerin algı puanlarının görsel sanatlar ya da özel eğitim alanında olma durumuna ve bay ya da bayan olma durumlarına göre, istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterip göstermediğinin belirlenmesi amacıyla t-testi kullanılmıştır. Araştırmada; 1. Görsel sanatlar dersinin temelini oluşturan ve tüm görsel sanatlar eğitimin üzerinden şekillendiği, mevcut görsel sanatlar ders kazanımlarını,öğretmen görüşlerine göre, eğitim açısında kabul edilebilir öğrenci sayısı ya da oranı tarafından kazanılamadığı; bu nedenle de zihin engelli öğrencilere uygun olmadığı sonucu çıkmaktadır, 2. Görsel sanatlar ders kazanımlarını zihin engelli öğrencilerin kazanma oranlarına yönelik öğretmen görüşleri görsel sanatlar ya da özel eğitim sınıf öğretmeni branşında olmalarına göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir, 3. Görsel sanatlar ders kazanımlarını zihin engelli öğrencilerin kazanma oranlarına yönelik öğretmen görüşleri kadın ya da erkek olmalarına göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir, sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca; araştırma sonunda, ortaya çıkan sorunlara dayalı olarak araştırmacı tarafından ortaya konulan önerilere yer verilmektedir. Anahtar Sözcükler: Görsel Sanatlar, Zihinsel Engel, Sanat Eğitimi,
Resim ve illüstrasyonun grafik tasarım açısından irdelenmesi
ÖZET RESİM VE İLLÜSTRASYONUN GRAFİK TASARIM AÇISINDAN İRDELENMESİ Ömür Gürsoy HAKVERDİ Yüksek Lisans Tezi Grafik Ana Sanat Dalı Danışman: Yrd. Doç. Ahmet Süreyya KOÇTÜRK Haziran, 2016 - 99 sayfa Bu araştırmanın amacı resim ve illüstrasyonun arasındaki bağ ile birbirlerine olan etkileşimlerini, birbirlerinden ayrıştıkları yanları akademik olarak araştırmak ve bu alanlarda resim sanatının grafik tasarıma bakış açısını akademik bir yaklaşımla incelemektir. Araştırmada kaynak tarama yöntemi ile nitel yöntemlerden, bu alanda çalışan sanatçılarla yapılan görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Bu kapsamda sanatçılara dört adet soru yöneltilmiş ve görüşme sorularına verilen cevaplar değerlendirilip yorumlanmıştır. Resim, herhangi bir yüzey üzerine çizgi ve renklerle yapılan, her türlü malzemenin kullanılabildiği bir anlatım tekniğidir. Şu ana kadar bulunan ilk resimlerin 30 bin yıllık oldukları varsayılmaktadır. İllüstrasyon ise Fransızca Illustration resim sanatının abartılı ya da doğada benzeri görülemeyecek ve deneysel olarak kurgulanamayacak kompozisyonlarla resmedilmesi demektir. Antik mağara resimlerinden, günümüzde gazetelerde çizilen karikatürlere kadar farklı illüstrasyon örnekleri vardır. İllüstrasyon Grafik sanatların bir koludur. 1980'li yıllara kadar geleneksel olarak yapılan illüstrasyon seksenli yılarlarla beraber grafik tasarımla birlikte bilgisayar ortamında kullanılmaya başlamıştır. Bu araştırmada elde edilen veriler ayrıca değerlendirmeye alınıp yorumla beraber sunulacaktır. Anahtar Kelimeler: Sanat, Resim, İllüstrasyon, Grafik Tasarım.
Grafik tasarım ile görsel sanat disiplinleri arasındaki ilişki ve yeni yaklaşımlar
Disiplinlerarasılık çeşitli disiplinlerden elde edilen bilgi, veri, teknikler, araçlar, bakış açıları, kavramlar ve kuramları bütünleştirmeye, anlamlandırmaya yönelik bir çalışma biçimi olarak tanımlanmaktadır. Sanat alanı içerisinde ise disiplinler arası kavram ele alındığında iki farklı eğilimin varlığından söz etmek mümkündür. Bu eğilimlerden ilki, sanat disiplinlerinin kendi aralarında var olan etkileşim ve ilişkisi, diğeri de sanat kavramının bilimsel ve teknolojik alanlardaki disiplinlerle arasındaki etkileşimidir. Grafik tasarımda en temel amaç olan mesaj iletmek görevini yerine getirmek için farklı mecralar kullanarak birçok sanat/tasarım dalıyla disiplinler arası ilişki içine girme gerekliliğindedir. Tarihsel süreç içerisinde grafik tasarım; resim, heykel, mimari ve fotoğraf gibi alanla bilgi ve teknik alışverişi yaparak birbirlerini etkilemişlerdir. Günümüzde hedefine ulaşmış başarılı bir grafik tasarım materyallerinin sadece tasarıma yakın olan disiplinlerle ilişki içine girmediğini, artık teknoloji ile multidisipliner etkileşim kurduğunu ifade etmek gereklidir. Kodlamadan yapay zekaya, arttırılmış gerçeklikten üç boyutlu yazıcılara kadar birçok teknolojik gelişmeyle işlevsel ve estetiksel olarak etkileşim içerisindedir. Bu çalışmada grafik tasarımın gelinen son noktada nasıl bir disiplinler arası ilişki içinde olduğu en güncel örneklerle anlatılmaya çalışılmıştır.
Düşünsel sürecine etkileri bağlamında grafik tasarım ve kavramsal sanat ilişkisi
Görsel sanatların başlangıcından günümüze dek yaratılan sanat akımları incelendiğinde; boyutları ve yönleri farklılıklar gösterse de tüm sanat akımlarının birbiri ile ilişkili olduğu görülmektedir. Günümüzde yaratıcı düşünsel temeller üzerine inşa edilmiş grafik tasarım uygulamalarının azalması; görsel sanatların bir dalı olan grafik tasarım alanını olumsuz yönde etkilemektedir. Grafik tasarımın çok yönlü bir alan olmasından dolayı, bu alanda gerçekleşen nitelik kaybı; sanatsal anlamdaki olumsuz etkilerinin dışında; iletişim, eğitim, reklam, tüketim ve toplumsal sorumluluk gibi birçok farklı açıdan da kültürü olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle, grafik tasarım alanında düşünselliğin öneminin, farklı sanatsal yaklaşımlar ile ilişkilendirilerek, yenilikçi bir perspektif ile vurgulanması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda kavramsal sanat ile grafik tasarım arasında var olan ilişkinin yönlerini ve boyutlarını somut bir biçimde ortaya koymak, grafik tasarım alanında yaratılan çalışmaların düşünsel temellerini güçlendirmek ve konuya dair farkındalık yaratmak adına, önemini vurgulayarak bu ilişkiyi somutlaştırmak; bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, sanat tarihinde yer alan birçok sanat akımı arasından kavramsal sanatın seçilmesinin nedeni; görsel sanatların başlangıcından günümüze dek, biçimselliği, düşünselliğin ardında, en net yaklaşımla konumlandıran sanat akımı olmasıdır. Bu çalışmada; düşünsel ve biçimsel yönleriyle, grafik tasarım ve kavramsal sanat arasındaki ilişki saptanmış; kavramsal sanatın barındırdığı sanatsal perspektif ve grafik tasarım materyalleri ile çalışmanın uygulama bölümünde, sunulmuştur. Bu iki farklı sanat dalı arasındaki çok boyutlu ilişkinin; düşünsel ve biçimsel açıdan bir arada işlendiği bu tasarım uygulamaları aynı zamanda söz konusu sanat disiplinleri arasında bir köprü işlevi ve melez tasarım niteliği de taşımaktadır. Grafik tasarım ile kavramsal sanat arasında bu denli yakın ve çok boyutlu bir ilişkinin bulunması ve bunun sanatsal uygulamalar ile somutlaştırılması; grafik tasarım alanında düşünselliğin öneminin vurgulanmasına ek olarak; sanat akımları ve farklı görsel sanat disiplinleri arasındaki ilişki üzerine yaratılan çalışmaların doğrudan sanatsal, dolaylı olarak ise kültürel gelişime katkılarını görünür kılmaktadır.
Işık ve hareket: Op art
Op Art; algısal yanılsama üzerine kurulu bir sanat anlayışıdır. Op Art bilinçli olarak oluşturulan düzenlemelerle ışık, renk, form ve kompozisyonlar yardımıyla yanılsama yaratarak, eğitim, kültür, cinsiyet ve yaş farkı gözetmeksizin tüm izleyicileri benzer şekilde etkiler. Op Art; kurallara, bilimsel verilere ve matematiksel değerlere bağlı yapısı nedeniyle diğer görsel sanat dallarından farklıdır.Bu tez çalışmasında sırasıyla; fiziksel olarak ışık, renk, renk kuramları, göz anatomisi ve fizyolojisi, görsel algı ve görsel algı yanılsamaları incelenmiştir. Daha sonra plastik sanatlarda resimde ışık ve hareket konusu dönemsel farklılıklara örneklerle ele alınmıştır. Bu bölümlerin ardından Op Art'ın oluşumu, kompozisyon özellikleri anlatılmış ve Op Art sanatçılarından örnekler verilmiştir. Op Art'ın çağdaş insan yaşamına entegre olan sanat görüşü olmasına değinilerek insan beyninde psikolojik olarak ortaya koyduğu etkileme gücü tartışılmıştır. Op Art görüşünü ortaya koyan ve tarz olarak benimseyen öncü kişi ve sanat grupları hakkında bilgiler verilmiştir.20.yüzyılda ortaya çıkan ve kısa bir dönem süren Op Art, gözün yanıltılabileceğine dair ortaya koyduğu çalışmalarla dikkat çekicidir. Op Art temelli komposizyon ve renk yapıları günümüzde özellikle dikkatin çekilmesinin gerekli olduğu her alanda kullanılmaktadır. Op Art'ın sistematik ve kurallara bağlı yapısının, 20.yüzyılın ikinci yarısından sonra hızla gelişen bilgisayar destekli grafik tasarım yazılım programlarının yapılanmasında etkin olduğu düşünülebilir. Op Art'ın temel değerleri grafik sanatlar ve grafik tasarımı alanında uygulanabilir.
Görsel sanatlarda çözümleme için değer kavramlarının yeri
Sanat (eseri); estetik, sanat tarihi, eleştiri, ruhbilim, felsefe, göstergebilim gibi alanlardan pek çok uzmanın incelemesine konu olmuştur. Her biri kendi alan bilgisini sanat alanına taşımıştır. Özellikle, göstergebilimin gösterge ve işaret kavramları ve yeni eleştirinin 'bizzat sanat eserine yönelme ilkesi' yol açıcı olmuştur. Bu çalışmada sanat eserine, sanata yönelik her alandan getiriler göz ardı edilmeden yeni bir bakış açısına yerleşme olanağı üzerinde durulmuştur: Sanat eserini anlamada değerler bir bakış açısı olabilir mi? Elbette bu soruyu sorar sormaz, konunun yeni olmadığı ileri sürülecektir. Doğrudur. Ancak bu konuda yapılan çalışmalara bakıldığında bunların dağınık ya da çok sınırlı oldukları görülmektedir. Bu yüzden değerler konusuna daha geniş bir perspektiften bakılmaya ihtiyaç olduğu düşünülmüştür. Bu amaç doğrultusunda öncelikle değerin neliği ve çevresindeki, ilişkili olduğu kavramlar dikkate alınmış ve çalışma kuramsal ve uygulama olarak iki bölümden oluşturulmuştur. Birinci bölümde değer kavramının genelde hangi akslara,,yani hangi karşıt iki uca oturtulduğu gözlenmiş. Ardından araştırmalara konu edilmiş ya da edilebilecek değer tipleri kısaca ele alınmış, böylece kesin bir sınıflandırma olmasa da, değer tiplerinin uzanımı, sanat eserini anlamada sapmaların ve sanat eserine odaklanmadaki olanakların kabaca da olsa görülmesine fırsat sağlamıştır. İkinci bölümde Hans Baldung'un (1510- 1520) arasına tarihlenen "Havva, Yılan ve Ölüm" tablosu karşılaştırmalı ve eleştirel bakışla, yalnızca temsili değeri konu edilerek incelenmiştir. Ardından Agnolo Bronzino'nun "Aşk Alegorisi" (1546) adlı tablosu daha geniş biçimde karşılaştırmalı ve değer kavramları açısından incelenmiştir. Sonuç olarak, sanat eserine yaklaşımda, öznel bakışların, incelemecinin ilgi alanının sanat eserini anlamayı başka alanlara kaydırdığı gözlenmiş ve sanat eserinin sanatı ilgilendiren değer kavramları açısından bütüncül bir incelenmesinin yapılıp yapılmadığını test etme, incelemenin eksik yanlarını nesnel biçimde görme şansı vereceği için bu yöntem olumlu bulunmuştur. Ve değer çözümlemeci yaklaşımın sanat eserini incelemede birincil ve ikincil değerlerin görülmesine olanak tanıdığı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Aksiyoloji, semantik, yorum bilgisi, göstergebilim, değer çözümlemesi,
Ortadoğu İslam ülkelerinde soyutlama geleneğinin görsel sanatlardaki güncel yansımaları
Bu tezde öncelikle Ortadoğu İslam ülkelerindeki soyutlama geleneğinin çağdaş sanata etkisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu hedeften yola çıkarak; Tezin ikinci bölümünde Ortadoğu coğrafyası, felsefe ve kültür özellikleri ana hatlarıyla değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde soyutlama kavramı, Batı ve İslam Sanatında Soyutlama olgusunun özellikleri üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde Ortadoğu İslam ülkelerinde sanat geleneği ve geleneksel sanatlardan mimari, arabesk (süsleme ve bezeme), tezhip, minyatür ve hat sanatları soyutlama geleneği açısından incelenmiştir. Beşinci bölümde Ortadoğu İslam ülkelerinde modern sanat; modernlik, modernite, modern sanatta yeni araçlar, bu ülkelerde modern sanatın doğuşu ve gelişimi değerlendirilmiştir. Altıncı bölümde, Ortadoğu İslam ülkeleri çağdaş sanatçılarının çalışmalarından örnekler verilmiş bu ülkelerin görsel sanatlarının ortak ve farklı yönleri karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise yapılan çalışmaların ve elde edilen sonuçların genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır.