Domestic violence
104 theses under this subject heading
Aile içi duygusal / psikolojik şiddeti önlemede öfke kontrolü ve dinin rolü
Her gün gerek basından gerekse bizzat şahit olduğumuz aile içi şiddet dozunu öylesine artırdı ki, tüm dünyada devletler yasalarına, özellikle bu konuda dezavantajlı durumda olan kadın ve çocuklara yönelik pozitif ayrımcılık içeren maddeler eklemek durumunda kaldılar. Şiddeti, güçlü olanın kendinden daha zayıf olanlara karşı uyguladığı zorbalık ve sindirme hareketi olarak düşünürsek, ilk aklımıza gelen fiziksel, cinsel, ekonomik şiddet veya çocuklara yönelik istismar olacaktır. Ancak, görevim icabı bana gelen soru ve şikâyetlerden anladığım kadarıyla - bir çoğu bunu bir şiddet unsuru olarak kabullenmese de – kadınlar ve çocuklar için en yaralayıcı, unutma ya da kabullenme konusunda en çok zorlandıkları husus duygusal /psikolojik (manevi) şiddettir. Bu nedenle araştırmamızın konusunu, hakaret etme, küçük düşürme, tehdit etme, aşırı kıskançlık vb. her türlü ruh sağlığını bozucu davranışlar şeklinde tezahür eden duygusal/psikolojik şiddet, bunu önlemeye yönelik öfke kontrolü ve İslam dininin öfke kontrolüyle ilgili tavsiyeleri oluşturmaktadır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar: Saldırganlığı ister doğuştan getirdiğimiz içsel bir dürtü, isterse sonradan dış etkileşimler sonucu elde edilen bir davranış olarak kabul edelim aile içi şiddetin ortaya çıkmasında bireylerin saldırganlık düzeyleri ve öfkelerini ifade etme yöntemleri büyük rol oynamaktadır. Aile içi duygusal/psikolojik şiddet kişilerin kolaylıkla ifade edemediği hatta çoğu zaman farkına bile varmadıkları bir şiddet çeşidi olmasına rağmen sonuçları bakımından en yıpratıcı olanıdır. Öfke kontrolü, saldırganlık düzeyini aşağı çekmede dolayısıyla ortaya çıkabilecek şiddeti önlemede önemli bir rol oynamaktadır. Din algısı ve dinin kişiler üzerinde bir yaptırım mekanizması oluşturduğu düşünülürse İslam Dini'ni doğru anlama ve algılamanın öfke kontrolü dolayısıyla da aile içi şiddeti önlemede ne kadar etkili olduğu ortaya çıkacaktır. Anahtar Kavramlar: Öfke, Öfke kontrolü, Aile İçi şiddet, Din.
Bir insan hakları sorunu olarak kadına yönelik "şiddet"
Bu çalışmada son yıllarda üzerinde sıkça konuşulan "insan hakları" kavramının ne olduğu, "insan" yaşamının neden değerli olduğu, insanın onurunun ve değerinin çiğnenmesine sebep olan "şiddet"in ne olduğu ve neden bir hak ihlali sayıldığı, şiddetin neden bir insan hakları sorunu olarak ele alınması gerektiği tartışılmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde insan hakları kavramının antropolojik temelleri açıklanmaya çalışılarak, "şiddet" ve "insan hakları" ilişkisine ışık tutmak için bazı filozofların "insan" görüşlerine yer verilmektedir. Bununla birlikte, tezle ilgisinde, insan hakları kavramının kimi düşünürlerce nasıl içeriklendirildiği ortaya konarak, bazı temel insan hakları görüşlerine yer verilecektir. Böylece "insan" kavramının "insan hakları" ve özellikle de "şiddet" kavramıyla nasıl ilişkilendirildiği gösterilmeye çalışılacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde "şiddet" kavramı üstünde durularak şiddetin ne olduğu anlatılmaya çalışılmış, şiddetin yalnızca kadına yönelik bir sorun mu yoksa "insan"a yönelik bir sorun mu olduğu tartışılmıştır. Şiddetin cinsiyet ayrımına dayanmayan, insan türünün tüm üyelerine yönelik bir insan hakları ihlali olduğu vurgulanmaya çalışılmıştır. "Kadın" olmanın, "insan" olmaktan tümüyle farklı olduğuna dair inanış ve düşünceler, feminist kuramlarla ilgi kurularak eleştirel bir biçimde ele alınmıştır. Bu bağlamda, feminist kuramların kadına bakışları ortaya konulmaya çalışılmış, "cins" ayrımının yalnızca "cinsiyet" ile ilgili olduğu, toplumsal cinsiyet algısının çoğu zaman yanılgılara ve hatta kadına yönelik şiddete sebep olduğu dile getirilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, insan hakları kavramının, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın her insanı, türün her bir üyesini ilgilendirdiği, temel bir hak olan yaşama hakkının ve dokunulmazlıkların cinsiyete bağlı bir sorun olmadığı, her insanın onurunu veya değerini korumanın her kişinin sorumluluk ve ödevi olduğu, insan olmanın açık bilincine sahip olmakla insana sırf insan olduğu için değer vermekle, etik eylemenin her tek kişinin ödevi olduğunun farkında olmakla şiddete engel olunabileceği ve insanca yaşanabileceği gösterilmeye çalışılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Ġnsan, Ġnsan Hakları, ġiddet, Kadın Hakları,Etik
12. sınıf öğrencilerinin aile içi şiddete yönelik tutumları ve toplumsal cinsiyet algıları arasındaki ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırma lise döneminin son sınıfı olan 12. sınıf öğrencilerinin toplumsal cinsiyet algısı ve aile içi şiddete yönelik tutumlarını belirleyerek, birbiri üzerinde etkisi olup olmadığını incelemek amacıyla yapılmıştır. Toplumumuzda sıkça görülen şiddet olaylarına önleyici çalışmalar yapılması gerektiğinden yapılan olan araştırma sonuçları; lise düzeyindeki öğrencilere yönelik yapılabilecek aile içi şiddet konusunda önleyici rehberlik çalışmalarına veya farkındalık oluşturmaya yönelik eğitim programlarının hazırlanmasına veri oluşturacak, toplumsal bir sorunun çözümüne de katkı sağlayacaktır. Araştırmanın evrenini, Bursa ilinin merkez ilçelerindeki 2021-2022 eğitim öğretim yılında öğrenim gören lise düzeyindeki okullarda bulunan 12. sınıf öğrencilerinin tamamı oluşturmaktadır. Örnekleme ise merkez ilçelerde bulunan farklı türdeki liselerde eğitim almakta olan 418'i erkek, 259'u kadın olmak üzere toplam 677 öğrenci alınmıştır. Nicel araştırma yöntemiyle araştırma yapılmış, uygulanan ölçek sonuçları istatistiksel olarak analiz edilerek değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda öğrencilerin aile içi şiddete yönelik ve toplumsal cinsiyet algısı tutumlarının düşük düzeyde olduğu, bu tutumlar arasında anlamlı düzeyde ve pozitif yönde ilişki olduğu bulunmuştur (p< .01).
Bir ifade biçimi olan şiddetin yaygınlaşması
Tam olarak sınırları çizilip tanımlanamayan şiddet kavramı devirden devire, toplumdan topluma farklı şekillerde, farklı amaçlarla uygulanagelmiş ve yine her devirde farklı yorumlanmış, aynı zamanda da toplumları tehdit etmiş değişken bir olgudur. Günümüzde ise zevk için öldürenlerin sayısının gün geçtikçe artması birçok insanın kendini güvensiz hissetmesine, toplumbilimcileri de `nereye gidiyoruz' sorusunu cevaplamaya yönlendirmiştir. Günümüz toplumunu tehdit eden şiddet olgusunun bu biçiminin ortaya çıkmasında gerek bilgi gerek bilek gücü yönünden daha güçlüler rol oynarken; maruz kalanlar açısından da (diğer biçimlerinde olduğu gibi) daha çok güçsüzlerin nasibini alması, dolaylı yollardan şiddetin güç ve iktidar ile olan ilişkilisini gün yüzüne çıkarmaktadır.Bu araştırmada şiddetin bilinen kasıtlı ve planlı olması yönünün dışında aile içinde ve bireyler arası ilişkilerde şiddetin ani tepkiler olarak iletişimde kullanım sıklığının giderek artması ve sıradanlaşması ele alınmış, sebeplerinin yanında şiddetin kullanım sıklığını ve biçimini belirleyen faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır.Çalışma sonucunda şiddeti sıradanlaştıran faktörler tespit edilmiş, şiddetin sıkça kullanılan ifade biçimine dönüşmesinin arka planındaki etkenler ve bir ifade biçimi olan şiddetin yaygınlaşması istatistiki veriler doğrultusunda incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: İfade, Normalleşme, Suç, Şiddet.
Pandemi adli vakalar üzerine etkisi
Covid- 19 pandemi döneminde, sosyal izolasyon önlemleri ve karantina uygulamaları ile birlikte dünyanın çeşitli yerlerinde, toplumsal suç oranlarının düştüğü tespit edilmiştir. Sokağa çıkma kısıtlamaları ile yine dünyada ve ülkemizde trafik kazaları azalmaktadır, diğer taraftan ev içi izolasyonun olması gibi birçok faktörün etkisiyle ev kazaları, aile içi şiddet, suistimal gibi olaylarda artış olduğuna yönelik araştırmalar da mevcuttur. Ülkemizde bu konuda yeterince araştırma yapılmaması bize pandeminin adli başvuru oranına nasıl bir etki oluşturduğunu araştırma düşüncesi doğurmuştur. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi bilgisayar kayıt sisteminde acil servise adli vaka olarak başvuran vakalar retrosepektif olarak incelenmiştir. Ülkemizde pandeminin ilan edildiği 11.03.2020- 10.03.2021 (Dönem II) tarihleri arasındaki adli vakaları inceleyip 11.03.2019- 10.03.2020 (Dönem I) tarihleri arasındaki pandemi öncesi döneme ait adli vakaların sayıları ve içerikleri açısından farklılıkları karşılaştırılmıştır. Dönem I ve II adli vaka başvuru sayıları sırasıyla 3384 ve 2425'tir. Her iki dönem toplamında en sık karşılaşılan olay türü trafik kazası (%40,76) iken en az oranda yanık (%0,36) olmuştur. Olaylar daha çok sokağa çıkma yasağının olmadığı (%81,94) ve hafta içi günlerinde (%69,59) meydana gelmiştir. Dönemler arası cinsiyetler kıyaslandığında Dönem II' de Dönem I' e göre erkek cinsiyet başvurularında anlamlı artış olup (%69,15; %65,16; sırasıyla), kadın cinsiyet başvurularında ise anlamlı bir azalma görülmüştür (%30,85; %34,84; sırasıyla) (p:0,001). Dönem II' de erkek cinsiyette en sık başvuru nedeni trafik kazası iken; kadın cinsiyette ise darp olmuştur. Literatürde pandemi başlangıcında hastane kullanım anlayışının değişmesi birçok faktöre bağlanmış olup; bunlardan bazıları: bireylerin enfekte olma korkusu, yaşlı bireylerin aile yakınlarına erişiminin kısıtlanmasının sonucu olarak hastane kullanım sıklıklarının değişmesi, sokağa çıkma yasaklarının uygulanması, acil olmayan durumlar halinde acil servisin kullanımının azalması olarak sayılabilir. Pandemi sürecindeki hareket kısıtlamasının toplum genelinin psikolojisine etkisi olarak birçok çalışma ve yine bizim çalışmamız da adli vaka olaylarından özellikle darp, iş kazası, intihar girişimi, kesici-delici alet yaralanması ve ateşli silah yaralanması artması, özellikle kadınlarda darp ve intihar girişimlerinin artması kanısını desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Yakın Partner Şiddeti, COVİD-19, Acil Servis, Aile İçi Şiddet, Kısıtlama
Sağlık çalışanlarının toplumsal cinsiyet algısının kadına yönelik eş şiddeti bildirimine etkisi
Araştırma, sağlık çalışanlarının toplumsal cinsiyet algısının kadına yönelik eş şiddeti bildirimine etkisini etkileyen nedenleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini oluşturan Gaziantep İli Sağlık Müdürlüğüne bağlı kamu hastaneleri bünyesindeki acil servislerdeki 5212 sağlık çalışanından, örnekleme dahil edilecek katılımcı sayısı 191 olarak hesaplanmıştır. Veri toplama aracı olarak anket formu, Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği ve Sağlık Çalışanlarının Kadına Yönelik Eş Şiddeti Bildirimi Yapma Niyeti/Davranışı Ölçeği kullanılmıştır. Anket formu, Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği ve Sağlık Çalışanlarının Kadına Yönelik Eş Şiddeti Bildirimi Yapma Niyeti/Davranışı Ölçeği 01 Temmuz 2020- 01 Temmuz 2021 tarihleri arasında uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS for Windows 21.0 bilgisayar programında; ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler ile yüzdelik sayılar, Mann Whitney U Testi ve Kruskal Wallis Testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Sağlık çalışanlarının toplumsal cinsiyet algıları ile kadına yönelik eş şiddeti davranış ölçeği arasındaki pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunduğu (r=0,178; p<0.05), toplumsal cinsiyet algıları yüksek olan sağlık çalışanlarının kadına yönelik eş şiddeti bildirimi yapma niyeti daha yüksek olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Eş şiddeti, Toplumsal cinsiyet algısı, Sağlık çalışanı, Halk sağlığı hemşireliği.
Şiddet gören kadınların öğrenilmiş çaresizlik ve toplumsal cinsiyet algılarının psikolojik iyi oluş düzeylerine etkisi
Bu çalışma, şiddet gören kadınların öğrenilmiş çaresizlik ve toplumsal cinsiyet algılarının psikolojik iyi oluş düzeylerine etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Gaziantep İlindeki bir eğitim araştırma hastanesinin acil servisinin polis noktasına başvuran şiddet gören kadınlar, örneklemini ise çalışmaya katılmayı kabul eden şiddet gören 125 kadın oluşturmuştur. Çalışmanın verileri, "Kişisel Bilgi Formu", "Öğrenilmiş Çaresizlik Açıklama Biçimi Ölçeği" (ÖÇÖ), "Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği" (TCAÖ), "Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği" (WE-MİOÖ) ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin SPSS 22 paket programında analiz edilmiştir. Çalışmaya katılan kadınların %93.6'sının fiziksel şiddet gördüğü bunun yanında %12.8'inin cinsel, %40.0'ının ekonomik, %36.8'inin duygusal şiddete maruz kaldığı görülmüştür. Şiddetten ailelerin %72.8'inin haberinin olduğu, %45.1'inin haberi olmasına rağmen ilgilenmediği, kadınların %22.4'ünde şiddet sonrasında ruhsal bozukluk olduğu, ruhsal bozukluğu bulunanların %53.6'sının tedavi gördüğü belirlendi. Kadınların %25.6'sı intihar girişimde bulunduğunu ve %26.4'ü ölmek istediğini belirtti. Kadınların ÖÇÖ puan ortalaması 17.76±4.51, TCAÖ puan ortalaması 76.34±21.71, WE-MİOÖ puan ortalaması ise 40.57±13.88'dir. Kadınların öğrenilmiş çaresizlik algıları ve toplumsal cinsiyet algılarının orta düzeyde ve psikolojik iyilik düzeylerinin ise ortalamanın altında olduğu görülmüş olup istendik düzeyde değildir. Kadınların ÖÇÖ ile WE-MİOÖ puan ortalamaları arasında negatif yönde (r=-0.405, p<0.001), TCAÖ ile WE-MİOÖ puan ortalamaları arasında pozitif yönde ilişki belirlenmiştir (r=0.732, p<0.001). Kadınların öğrenilmiş çaresizlik algıları arttıkça psikolojik iyilik düzeyleri azalmaktadır. Kadınların toplumsal cinsiyet algıları olumlu yönde yükseldikçe metal iyilikleri artmaktadır. Yapılan çoklu doğrusal regresyon analizine göre, öğrenilmiş çaresizlik ile toplumsal cinsiyet algısının psikolojik iyilik düzeyindeki değişimin %55.2'sini birlikte yordadığı tespit edilmiştir. Bu çalışmalarda, kadınların toplumsal cinsiyet algılarının olumlu yönde yükseltilmesine ve öğrenilmiş çaresizlik algılarının değiştirilmesine yönelik girişimlere önerilir.
Suriye uyruklu kadınlarda erken evlilik ve aile içi şiddet: Kilis örneği
Bu çalışmada; Suriye'de yaşanan iç savaş nedeniyle Kilis'e zorunlu olarak göç eden Suriye uyruklu kadınlarda erken evliliğin, aile içi şiddetle ilişkisini belirlemek amaçlanmaktadır. Suriye'de yaşanan iç savaş nedeniyle zorunlu olarak Kilis iline göç etmiş, erken yaşta evlilik yapmış ve aile içi şiddete maruz kalmış Suriye uyruklu kadınlar ile yarı yapılandırılmış mülakat yolu ile yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada örneklem açısından fenomenolojik desende derinlemesine görüşme tekniğiyle istenen hedefte 10 katılımcıya ulaşılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul izni ve çalışmaya katılan Suriye uyruklu kadınlardan aydınlatılmış onam formu alınmıştır. Yapılan çalışmada; çalışmaya katılan Suriye uyruklu kadınların çoğunluğunun görücü usulüyle ve aile baskısıyla, fikirleri sorulmadan evlendirildikleri, erken yaşta evlilik olgusunun kültürel özellik bağlamında normal kabul edildiği, eşler arasındaki yaş farkına bakıldığında en az 6 en fazla 27 yaş farkının olduğu, kadınların mükerrer şiddete maruz kaldığı, iş veya ekonomik problemlerin aile içi şiddetin görülme sıklığını arttırdığı, şiddet uygulayıcısının çoğunluğunun çocuklarına şiddet uygulamadığı, çocuk yaşta şiddete maruz kalan bireyin yetişkinlikte şiddeti sorun çözme yöntemi olarak gördüğü bulguları elde edilmiştir. Sonuç olarak; erken yaşta evlilik ve aile içi şiddetin önlenebilmesi için erken yaşta evlilik konusunda çalışmaların arttırılarak literatüre katkı sağlaması, Suriye uyruklu kadınların göç sürecinde yaşadıkları düşünüldüğünde ülkemizde Suriye uyruklu kadınlara öncelikli olarak psikolojik danışmanlık hizmetlerinin sunulması, erken yaşta evlilik konusunda Türk Hukuk sistemimizin yaptırım uygulaması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Erken Yaşta Evlilik, Göç, Aile İçi Şiddet
Irak'ta gebe kadınlara yönelik aile içi şiddetin yaygınlığı ve risk faktörlerinin incelenmesi
Bu araştırmada, Irak'ta gebe kadınlara yönelik aile içi şiddetin yaygınlığı ve risk faktörlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı tipte bir çalışma olup, araştırmanın evrenini Irak'ın Diyala Valiliği Bakuba şehiri Al-Batool Doğum ve Çocuk Eğitim Hastanesine başvuran gebe kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise devlet hastanesine başvuran 150 gebe kadın oluşturmuştur. Araştırma 1 Mart 2022- 1 Ağustos 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Verilerin elde edilmesinde gebe kadınların; demografik özelliklerine ait anket formu ve aile içi şiddeti belirlemek için Suistimal Değerlendirme Ekranı (Abuse Assessment Screen) (AAS) kullanılmıştır. Araştırma verileri, gebe kadınlarla yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin analizinde frekans analizi (sayı, yüzde, ortalama), tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, normallik testi, bağımsız gruplar t-testi, ANOVA testi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,025 ve p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Gebe kadınların toplam AAS puan ortalamaları 5,93±1,01 ve vücut haritası yaralanma bölgesi puan ortalamaları 11,15±1,49 bulunmuştur. Kadınların gebeliği eşin isteme değişkenine göre AAS arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken (p>0,05), eğitim durumu, çalışma durumu, gelir durumu, en uzun süre yaşanılan yer değişkenine göre AAS arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Kadınların çalışma durumu, gebeliği eşin isteme değişkenine göre vücut haritası yaralanma bölgesi puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken (p>0,05), eğitim durumu, gelir durumu, en uzun yaşanılan yer değişkenine göre vücut haritası yaralanma bölgesi puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Araştırmanın sonucunda gebe kadınların aile içi şiddet yaygınlıkları yüksek olduğunu saptanmıştır. Aile içi şiddet konusunda çalışmaların yaygınlaştırılması, şiddete yönelik risk faktörlerinin ve önlemlerin alınması gerektiği düşünülmektedir.
Şiddet mağduru kadınların sosyal destek algısı, şiddetle baş etme yöntemleri ve yaşam doyumu
Şiddet günümüzde giderek yaygınlaşan toplumsal bir sorun haline gelmiştir. Ülkemizde aile içi ve kadına yönelik şiddetin farkındalık sağlanması ve engellenmesi amacıyla 2012 yılında 6284 sayılı "Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun" yürürlüğe girmiştir. Kanunun gereği olarak şiddetle mücadele kapsamında şiddetin ilk kabul birimi olarak görülen, önleme ve izleme çalışmalarının yapılması amacıyla "Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri" (ŞÖNİM) kurulmuştur. Bu çalışmada şiddete maruz kaldığını ifade eden kadınların ve ŞÖNİM'den hizmet almış olan şiddet mağduru kadınların (N=106) algıladıkları sosyal destek mekanizmalarının ve şiddetle başa çıkma yöntemlerinin yaşam doyumları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Stresle Başa Çıkma Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Araştıma bulgularında ise hipotezler ile paralel olarak şiddet mağduru kadınların yaşadığı şiddete dair baş etme mekanizmaları geliştirmesinin kadının yaşam doyumunu arttığı, sosyal desteğin şiddetle baş etme stratejileri geliştirme ve yaşam doyumu üzerindeki etkisine bakıldığında ise yaşam doyumu ile sosyal destek arasında pozitif bir ilişki olduğu anlaşılmıştır. Araştırma sonuçları literatür ışığında tartışılmış, gelecekte yapılacak çalışmalar için öneriler belirtilmiş ve araştırmanın sınırlılıkları anlatılmıştır.
Aile içi şiddet ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı aile içi şiddet ile öfke ifade tarzları arasındaki ilişkiyi incelemektir.Araştırmanın örneklemini 14-18 yaş grubu arasında yer alan öğrenciler oluşturmuştur. Öğrencilerin aile içi şiddet görüp görmediklerini belirlemek için Aile İçi Durum Anketi uygulanmış; öğrencilerin öfke ifade tarzlarını tespit etmek için de Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzları Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen bulgularda lise öğrencilerinin aile içinde şiddet yaşama ya da yaşamama durumlarındaki sürekli öfke ve öfke ifade tarzları cinsiyete ve sınıf düzeyine göre incelenmiş ve bazı anlamlı farklılıklar olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzları Ölçeği alt ölçeklerinden aldıkları puanlar cinsiyetlere göre farklılık göstermemektedir. Aile içinde şiddet yaşayan ergenlerin aile içinde şiddet yaşamayan ergenlere göre Öfke Kontrol alt ölçeği hariç diğer alt ölçeklerden (Sürekli Öfke, Öfke İçe, Öfke Dışa) yüksek puanlar aldıkları görülmüştür. Aynı zamanda ergenlerin sınıf düzeylerine göre Sürekli Öfke alt ölçeğinden aldıkları puanlar arasında da anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Aile, Aile İçi Şiddet, Ergenlik, Öfke, Öfke İfade Tarzları.
Suç işlemiş ergenlerle suça karışmamış ergenlerin düşmanca niyet yükleme yanlılıkları ve bazı ailesel özelliklerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; suç işlemiş ergenlerle suça karışmamış ergenleri; düşmanca niyet yükleme yanlılığı ve bazı ailesel özellikler (ailede fiziksel ceza görüp görmeme, sözel ceza görüp görmeme, ailede suçluluk, anne babanın birlikteliği) bakımından farklılaşıp, farklılaşmadığını incelemektir.Araştırmada, araştırma grubunu Osmaniye Çocuk Mahkemesi'nde işledikleri suçlardan dolayı yargılanan 128 erkek ergen, karşılaştırma grubunu ise Osmaniye merkez okullarına devam eden ve suça karışmadığı bilinen 128 erkek ergen ise oluşturmuştur. Araştırmada, ölçme aracı olarak Aydın (1977) tarafından geliştirilen Resim Anketi kullanılmıştır. Ailesel özellikleri hakkında veri toplayabilmek için araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada verilerin analizi için SPSS 11.5 paket programı kullanılmış ve veriler; T Testi, Mann Whitney U testi, Ki Kare Testi, 2X2 Faktörlü Varyans Analizi teknikleri kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırmada anlamlılık düzeyi .05 olarak belirlenmiştir.Araştırmadan elde edilen bulgular incelendiğinde, suç işlemiş ergenlerle suça karışmamış ergenler arasında; düşmanca niyet yükleme yanlılığı, olumsuz niyet yükleme yanlılığı, kişisel nedensellik yükleme yanlılığı, ebeveynlerinden fiziksel/sözel ceza görüp görmemeleri ve aile bireylerinde suç davranışının görülüp görülmemesi açısından anlamlı farklılaşma olduğu görülmüştür. Suç işlemiş ergenlerle suça karışmamış ergenler arasında anne babalarının birliktelik durumu açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır. Ebeveynlerinden fiziksel ceza / sözel ceza görüp görmemeleri ve anne babalarının birliktelik durumlarına göre suç işlemiş ergenlerle suça karışmamış ergenlerin düşmanca niyet yükleme yanlılıkları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır.Anahtar Kelimeler: Suç, Çocuk suçluluğu, Düşmanca niyet yükleme yanlılığı
Yozgat'ta çalışan bekar kadınların şiddet algısı
Günümüzde toplumsal sorunlardan bir tanesi ve belki en önemlisi kadına yönelik şiddettir. Kadınların şiddete maruz kalması ise yine toplumsal yapının genetiği ile ilgili ve genelde ataerkil toplumların karakteristik özelliği şeklinde yorumlanabilir. Bu araştırmanın amacı aile içinde şiddete maruz kalan kadınlara yönelik sosyolojik bir araştırma yapmaktır, bu amaçla kadına yönelik şiddet olgusunu açıklarken öncelikle şiddetin tanımlarını yapmak ve şiddetin türlerini, yöntemlerini ve kadına yönelik şiddet ile ilgili araştırmaları göz önüne koymaktır. Kadınların şiddet uygulamaları ile yaşadıkları olumsuzlukları ve bu olumsuzlukları hafifletecek olan kuruluşları tanıtmaktır. Araştırmanın en önem arz eden yönü bu konunun sadece şiddete maruz kalan bireyleri tek tek bireysel olarak ilgilendiren bir konu olmaktan çok toplumu ilgilendirmesi ve her ne kadar aile içinde yaşanıyor olsa da toplumsal bir sorun haline gelmesidir. Çünkü sağlıklı bir toplum ancak sağlıklı ailelerin varlığı ile mümkündür. Bu çalışmanın spesifik amacı ise, Yozgat ilinde çalışan bekâr kadınların şiddet konusundaki farkındalıklarının anlaşılmasıdır.
Kadın konukevinde kalan kadınların yaşadıkları şiddet ile aile işlevleri algıları arasındaki ilişki: İzmir örneği
Amaç: Bu araştırmada, şiddetin konukevinde kalan kadınların aile işlevleri algıları üzerinde etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, İzmir Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı) na bağlı konukevlerinde Ekim 2016 ile Eylül 2017 tarihleri arasında kalan ve çalışmaya katılmaya gönüllü kadınlar ile yapılmıştır. Araştırma kapsamında 96 kadın ile görüşülmüş, sosyo-demografik veri formu ve ardından aile değerlendirme ölçeği uygulanmıştır. İlişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilen çalışmada, sosyo-demografik veri formu ile kadınların medeni durumları, çocuk sayıları, ekonomik durumları, şiddet öyküsünün varlığı gibi verilerin elde edilmesi ve bu verilerin Aile Değerlendirme Ölçeğinden elde edilen veriler ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bulgular: Araştırmanın 96 katılımcısından 59'unun şiddet yaşantısı olduğu, 37'sinin ise şiddet yaşantısı olmadığı görülmektedir. Şiddet öyküsü olduğunu belirten katılımcıların %89,8'i fiziksel şiddete, %39,0'u cinsel şiddete, %91,5'i psikolojik şiddete, %62,7'si ise ekonomik şiddete maruz kaldığını ifade etmiştir. Şiddet gören kadınların %91,5'i eşlerinden ya da partnerlerinden%8,5'i ise diğer aile üyelerinden şiddet gördüklerini ifade etmişlerdir. Kadınların şiddet yaşantısı durumları ile Aile Değerlendirme Ölçeği alt puanlarının tamamı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Ayrıca tüm şiddet türleri ayrı ayrı değerlendirilmiş, yine aynı şekilde tüm şiddet türleri ile Aile Değerlendirme Ölçeği alt puanlarının tamamı arasında istatistiksel olarak anlamı bir ilişki bulunduğu belirlenmiştir(p<0.05). Sonuçlar: Şiddet kadınların aile işlevleri algısını olumsuz etkileyerek beraberinde aileye de etki etmektedir. Birey ve aileden başlayarak tüm toplumu olumsuz etkileyen bir olgu olarak, kadına yönelik şiddetle mücadele, uluslararası düzenlemeleri, ulusal düzenlemeleri ve devlet eli ile yürütülen sosyal politikaların yanında toplumsal dayanışmayı ve kararlılığı gerektirmektedir. Anahtar Sözcükler: Aile İşlevleri Algısı, Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet, Kadın Konukevi, Sosyal Hizmet
Travmaya maruz kalan çocuklarda TSSB gelişimi ve şiddetiyle ilişkili faktörlerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Şanlıurfa il sınırları içerisinde yer alan Suruç ilçesinde travmaya maruz kalan 9-12 yaş çocuklarda TSSB gelişimi ve şiddetiyle ilişkili faktörlerin incelenmesi araştırılmaktadır. Araştırmaya Şanlıurfa il sınırları içerisinde yer alan Suruç ilçesinde travmaya maruz kalan 9-12 yaş grubu 249 çocuk katılmıştır. Bu araştırma ile katılımcılara Çocuk ve Gençlerde Travma Sonrası Tepki Ölçeği uygulanarak TSSB dereceleri ağır-orta-hafif olarak sınıflandırılıp, ölçekten alınan puanlarla sosyodemografik parametreler, aile içi şiddet, Çocuklarda Depresyon Ölçeği ve Piers-Harris'in Çocuklarda Öz Kavramı Ölçeği puanları arasındaki ilişki kesitsel olarak incelenmiştir. Araştırmada, Pynoos ve arkadaşları tarafından geliştirilen, Türkçe geçerlik güvenirlik çalışması Erden ve arkadaşları tarafından yapılan Çocuk ve gençlerde Travma Sonrası Tepki Ölçeği, E.V. Piers ve Dr. Harris tarafından geliştirilen, Türkçe geçerlik güvenirlik çalışması Öner tarafından (1996) yapılan Piers-Harris'in Çocuklarda Öz-Kavramı Ölçeği (PHÇÖKÖ), Kovacs tarafından (1980) geliştirilen, Türkçe geçerlik güvenirlik çalışması Öy (1991) tarafından yapılan Çocuklarda Depresyon Ölçeği (ÇDÖ) kullanılmıştır. Çalışmadaki bulgular SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 17,0 programı kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma sonucunda sosyodemografik özellikler incelendiğinde erkek katılımcılarda TSSB oranı yüksek bulunmuş ve aynı zamanda annenin eğitim seviyesinin düşük olduğu katılımcılarda da TSSB oranı yüksek çıkmıştır. Çalışmanın sonucunda depresyon ile TSSB arasındaki ilişkiye bakıldığında depresyon arttıkça TSSB'nin de arttığı görülmüştür. Çocuklarda öz kavramıyla TSSB arasındaki ilişkiye bakıldığında ise ağır ve orta derecede TSSB'li olanların büyük bir çoğunluğu ortalamanın altında çıkarken hafif derecede TSSB'li olanlar ortalamanın üstünde çıkmıştır. Çalışmaya alınan katılımcıların aile içi şiddet faktörüne bakıldığında ise; ebeveynleriyle problem yaşayan çocukların büyük bir çoğunluğu ağır ve orta derecede TSSB'li bulunmuştur. Elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış; araştırmanın sınırlılıkları belirtilmiş ve gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: travma, depresyon, aile içi şiddet, benlik kavramı.
Manisa Celal Bayar Üniversitesi örneğinde partner şiddetinin sosyal hizmet ile ilişkisi
Amaç: Şiddet her yaş grubunda var olmakla birlikte Dünya Sağlık Örgütü tarafından gençlerin şiddete daha çok uğradığı kabul edilmektedir. Bu yaşlarda görülen şiddet türlerinden biri de flört şiddetidir. Partner şiddetinin üniversite öğrencileri üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu ve öğrencilerin partner şiddeti konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları yapılan literatür taramasında anlaşılmıştır. Bu kapsamda ''Manisa Celal Bayar Üniversitesi Örneğinde Partner Şiddetinin Sosyal Hizmet İle İlişkisi'' isimli çalışmada partner şiddeti, şiddetin yönü, nedenleri, toplumsal cinsiyet, ataerkil yapı, üniversite öğrencilerinde yaşanan partner şiddetinin boyutları ele alınmıştır. Gereç ve Yöntem: ''Manisa Celal Bayar Üniversitesi Örneğinde Partner Şiddetinin Sosyal Hizmet İle İlişkisi'' isimli tez çalışması nitel araştırma yöntemi ile Manisa Celal Bayar Üniversitesi Merkez İlçesinde yer alan fakültelerde öğrenim gören 378 öğrenciye ulaşılmıştır. Literatür taranarak Yakın İlişkilerde Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği, Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği, İlişki Değerlendirme Ölçeği ve sosyodemografik verilerden oluşan form kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 15.0 uygulaması kullanılmıştır. Bulgular: Uygulanan form ve ölçeklerde ortalama puanların yüksek olduğu, üniversite öğrencilerinde ataerkil düşüncenin var olduğu belirlenmiştir. Ayrıca öğrencilerin çoğunluğunun flört şiddeti ve sosyal hizmet uzmanının çalışmaları, ısrarlı takip mağdurluğu hakkında bilgisi olmadığı tespit edilmiştir. Sonuç: Üniversite öğrencilerinin flört şiddetine maruz kaldığı ve bu durum hakkında farkındalığa sahip olmadıkları belirlenmiştir. Anahtar kelimeler:Şiddet, partner şiddeti, üniversite öğrencilerinde partner şiddeti, ısrarlı takip mağdurluğu, sosyal hizmet.
Kadın konukevinde kalma sürecinin çocukların kaygı düzeyine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; kadın konukevinde kalma sürecinin çocukların kaygı düzeyine etkisini değerlendirebilmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, nicel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma üç gruptan oluşmaktadır. İlk grubu kadın konukevinde annesiyle birlikte kalan çocuklar, ikinci grubu aile içinde şiddete maruz kalan çocuklar, üçüncü grubu aile içi şiddete maruz kalmayan çocuklar oluşturmuştur. Kuruluşta kalmayan kadın ve çocuklar örneklemini kartopu modeliyle ulaşılmış, toplam 75 kadın ve 75 çocuk bulunmaktadır. Her grup için sosyo-demografik bilgi formları ve çocuklara "Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler SPSS 20.00 programıyla analiz edilmiştir. Bulgular: Ölçeklerden alınan puanlar doğrultusunda; kadın konukevinde kalan çocukların durumluk kaygı puanlarının ortalama 44.91, sürekli kaygı puanları 32.52 olduğu hesaplanmıştır. Evde şiddet yaşantısı devam eden çocukların durumluk kaygı puanları ortalama 48.17, sürekli kaygı puanları 45.86 olarak bulunmuştur. Herhangi bir şiddet mağduru olmayan çocukların ise durumluk kaygı puanları ortalama 50.33, sürekli kaygı puanları 44.24 olarak bulunmuştur. Sonuç: Yapılan araştırma neticesinde kadın konukevinde kalma durumunun çocukların durumluk ve sürekli kaygı puanlarını etkilemediği, fakat şiddete tanıklık etme ve şiddete maruz kalma durumlarının puanları etkilediği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Aile içi şiddet, çocuğa şiddet, kadın konukevi, sosyal hizmet
Kadınlarda şiddete maruziyet ve savunma biçimlerinin depresyon üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada şiddete maruz kalan kadınların şiddet yaşantıları ve savunma biçimlerinin depresyon üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Bu kapsamda Malatya'daki sivil toplum kuruluşlarına (STK) başvuran 105 kadından veri toplanmıştır. Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Savunma Biçimleri Testi (SBT) ölçme araçları olarak kullanılmıştır. Kadınların BDE puan ortalamalarının 20.3 olduğu görülmüştür. Şiddete ilk maruz kalma yaşı ile BDE puanları arasında negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Olgun savunma biçimlerini yüksek düzeyde kullanan kadınların BDE puanlarının, düşük düzeyde kullanan kadınlarınkinden daha düşük olduğu; ilkel savunma biçimlerini yüksek düzeyde kullanan kadınların BDE puanlarının, düşük düzeyde kullanan kadınlarınkinden daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Yüksek düzeyde şiddete maruz kalıp düşük düzeyde nevrotik savunma kullananlar ile eşleri dışında kişilerden şiddet görüp yüksek düzeyde nevrotik savunma kullananlar BDE puanları bakımından daha riskli konumda oldukları bulgulanmıştır.
Aile içi şiddete maruz kalan ve kalmayan kadınların evlilik kurgularının incelenmesi
İki aşama olarak planlanan bu araştırmada Çalışma 1' in amacı aile içi şiddete maruz kalan kadınların evliliklerine dair sahip oldukları kişisel yapıları ortaya çıkarmak; Çalışma 2' nin amacı ise ve aile içi şiddete maruz kalan ve kalmayan kadınların evlilik kurgularını incelemektir. Çalışma 1 nitel çoklu durum çalışması, Çalışma 2 ise nicel çoklu durum çalışması modelinde tasarlanmıştır. Veri toplama aracı olarak Çalışma 1'de Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu, Çalışma 2'de ise Kişisel Bilgiler Formu, Şiddete Maruz Kalma Bilgi Formu ve Repertuar Ağı Formu kullanılmıştır. Çalışma 1 için yapılan içerik analizi sonuçlarına göre aile içi şiddete maruz kalan kadınların evliliklerine dair kullandıkları kişisel yapılar sırasıyla şu şekildedir: "etkili iletişim- çatışma/kavga", "sakinlik-saldırganlık/tehdit", "aşk/sevgi-sevgisizlik", "maddi rahatlık-ekonomik sıkıntılar", "mutluluk-mutsuzluk", "eş desteğinin olması-eş desteğinin olmaması", "ilgi-ilgisizlik", "saygı-saygısızlık", "köken aileden özerk olma-köken aileye bağımlı olma", "güven-güvensizlik". Çalışma 2' de elde edilen bulgulara göre ise aile içi şiddete maruz kalan kadınlar, kendi evliliklerini olumsuz özellikler ile nitelemişlerdir. Aile içi şiddete maruz kalan kadınlar, kendi evlilikleri ile ideallerindeki ve örnek olarak gördükleri evliliklerin benzer ve farklı yönlerinin olduğunu belirtmişlerdir. Aile içi şiddet görmeyen kadınlar ise kendi evlilikleri ile ideallerindeki, hayallerindeki ve örnek olarak gördükleri evliliklerin benzer özellikler içerdiğini belirtmişlerdir. Ayrıca aile içi şiddete maruz kalmayan kadınlar güncel evliliklerini olumlu kişisel yapılar ile ilişkilendirmiştir. Bu araştırmadan elde edilen bulgulara göre aile içi şiddete maruz kalan kadınlar, evliliklerini bazı yönlerden olumlu bazı yönlerden olumsuz algılarken; aile içi şiddete maruz kalmayan kadınlar, evliliklerini olumlu olarak değerlendirmektedirler. Anahtar Kelimeler: Aile içi şiddet, kişisel yapı, element, repertuar ağı tekniği, evlilik kurgusu
Gebelikte aile içi şiddetin kortizol hormon salınımı ve yenidoğana etkisi
Kadın sağlığını olumsuz olarak etkileyen aile içi şiddet olgusu, gebelik döneminde de devam edebilmektedir. Ülkemizde yapılan birçok çalışmada gebelerin şiddet açısından gebelik süreci boyunca sadece bir kez değerlendirildiği, özellikle tüm gebelik sürecini kapsayacak şekilde yapılan, perinatal sonuçları ve doğum sonrası süreci de değerlendiren çalışma sayısının az olduğu görülmektedir. Bu çalışmada, gebelikte aile içi şiddetin kortizol hormon salınımına, erken doğuma, düşük doğum ağırlığına ve emzirme durumuna olan etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Gaziantep Halide Alevli Aile Sağlığı Merkezi'nde takipli yaklaşık 412 gebe oluşturmuştur. Ancak kayıpların olabileceği tahmin edilerek 255 gebeye ulaşılmıştır. Veri toplama araçları araştırmacı tarafından geliştirilen soru formu, KYAİŞBÖ (Kadına Yönelik Aile İçi Şiddeti Belirleme Ölçeği) ve Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği'nden oluşmaktadır. Çalışmamızda gebelere üç izlem yapılmıştır. Her izlemde ve yenidoğandan da kortizol hormon düzeyi için tükürük örneği alınmıştır. Birinci izlemde 2.trimesterdeki gebelere (14–26.hafta) soru formu, KYAİŞBÖ ve Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği uygulanmıştır. İkinci izlemde 3.trimesterdeki gebelere (27–41.hafta) ve üçüncü izlemde lohusa annelere Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin %9.8'inin eşi tarafından şiddete maruz kaldığı belirlenmiştir. KYAİŞBÖ faktörlerinin ilki olan 'Kadının vücut bütünlüğüne zarar verici düzeyde fiziksel şiddet'in ortalama puanının diğer faktörlere göre en yüksek oranda olduğu bulunmuştur. Gebeliğinde aile içi şiddete maruz kalanların kalmayanlara göre, üçüncü izlemindeki Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Gebeliğinde aile içi şiddete maruz kalma durumuyla bebeklerin doğum haftası arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Gebeliğinde aile içi şiddete maruz kalanların kalmayanlara göre bebeklerinin kortizol hormon düzeyi sonuç ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Ülkemizde kadına yönelik aile içi şiddeti önlemeyi hedefleyen hizmetlerin sürekliliğinin sağlanması, hizmetlerdeki aksaklıkların nedenlerinin belirlenmesi ve etki analizlerinin yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebelik, Gebelikte şiddet, Kortizol, Yenidoğan, Emzirme.
Gebelikte aile içi şiddetin görülme sıklığı ve risk faktörleri
Amaç: Araştırma gebelerde, aile içi şiddetin görülme sıklığı ve ilişkili risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı-kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini İstanbul Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi gebe polikliniklerine gelen gebeler (N=16295); örneklemini ise araştırmanın yapılacağı hastaneye gelen araştırmaya katılmak isteyen 748 gebe oluşturdu. Verilerin toplanmasında, "Gebe Tanıtım Formu" ve "Aile İçi Kadına Yönelik Şiddet Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular: Gebelerin yaş ortalamasının 28,84±4,60 olduğu, %43,7'sinin lise mezunu, %61,5'inin üçüncü trimesterde olduğu saptanmıştır. Gebelerin %29,1'inin yaşamlarının herhangi bir döneminde aile içi şiddete uğradığı belirlenmiştir. Gebelerin Aile İçi Kadına Yönelik Şiddet ölçeği toplam puan ortalamasının 70,72±8,81 olduğu ve %19,1'inin Aile İçi Kadına Yönelik Şiddet Ölçeği toplam puan ortalamasının üstünde puan aldıkları belirlenmiştir. Çok değişkenli analiz sonucunda eğitim durumu, gelir algısı, evlilik yılı, eşin yaşı, eşin eğitim durumu, eşin çalışma durumu, ilk gebelik yaşı, gebelik haftası Aile İçi Kadına Yönelik Şiddet Ölçeği toplam puanlarını artırdığı saptanmıştır. Sonuç: Gebelerin beyan ettikleri şiddet oranlarının ölçek ile belirlenen gerçek şiddet oranlarından daha yüksek olduğu, eş şiddetini etkileyen faktörlerin kadının ve eşin eğitim durumu, gelir algısı, evlilik yılı, eşin yaşı, eşin çalışma durumu, ilk gebelik yaşı, gebelik haftası olduğu ve en fazla uğranılan şiddet türlerinin duygusal ve sözel şiddet olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın, gebelik, şiddet
2016-2020 yılları arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'nda rapor düzenlenen aile ı̇çi şiddet olgularının retrospektif değerlendirilmesi
Amaç: Aile içi şiddet, önemli bir halk sağlığı sorunudur ve diğer insanların uyguladığı şiddetten daha travmatik ve tekrarlayıcı niteliktedir. Şiddete maruz kalan veya şahit olan bireylerde hayatları boyunca kalıcı olabilecek hasarlar oluşmaktadır. Meydana gelen bu zararlara dikkat çekmek amaçlanarak polikliniğimize yönlendirilen aile içi şiddet olguları değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: 01.01.2016-31.12.2020 tarihleri arasında polikliniğimize adli rapor düzenlenmesi amacıyla yönlendirilen 217 aile içi şiddet olgusu, geriye dönük olarak değerlendirilerek; sosyodemografik özellik ile olay ve yaralanmanın niteliği açılarından incelenmiştir. Bulgular: Polikliniğimize beş yıllık süre içerisinde başvuran olguların %10,1'inin aile içi şiddet olgusu, olguların %62,2'sinin kadın, yaş ortalamasının 35,6±14,8, şiddet uygulayıcılarının %56,7'sinin eş veya partner olduğu görülmüş olup, şiddet şekli olarak en sık %89,4 ile künt travma olduğu tespit edildi. Sonuç: Sağlıklı bir toplum, sağlıklı bireylerden oluşur. Bunun temeli de aileden gelmektedir. Şiddet nedeniyle sağlığını yitiren bireylerin gerekli tıbbi yardım ve resmi önlemlere erişmesini sağlamak, şiddetin tekrarlamasını önlemede ve mağdurun yaşamını korumada önemli bir noktadır. Aile içi şiddetin mağduru büyük çoğunlukla kadınlardır. Bu durumun önüne geçilmesi için cinsiyet eşitliği sağlanmalı, gerekli eğitimler verilmeli, kişilere hakları anlatılmalı ve mevcut yürürlükteki önlemlerin etkili uygulanması sağlanmalıdır. Ayrıca Türkiye genelinde daha fazla aile içi şiddet çalışmaları yapılmasına gereksinim vardır.
Alev Alatlı'nın romanlarında toplumsal cinsiyet
Toplumsal (gender) cinsiyet; biyolojik (sex) olarak kadın ve erkek kimliğinde dünyaya gelen kişilerin, toplumun kültürel değerleri doğrultusunda kadınlık ve erkeklik rollerini benimsemelerinin sonucudur. Bu bağlamda "Alev Alatlı'nın Romanlarında Toplumsal Cinsiyet" başlıklı yüksek lisans tezinde yazarın 1985'in Ocak ayında çıkan Yaseminler Tüter mi Hâlâ adlı romanından günümüze kadar yazdığı romanları "toplumsal cinsiyet eşitsizliği" üzerinden incelenmiştir. Alatlı, romanlarında "kadın" temasını sıklıkla işlemiştir. Eserlerinde merkezî bir noktada konumlanan kadınlar genellikle düşün dünyası geniş kişilerden seçilmiştir. Özgün bir kimliğe sahip olan aydın kadınları yazar ile bağdaştırmak mümkündür. Romanlarında kurban kadına da sıklıkla yer vermiştir. Romanlarında ataerkil aile yapısı, kadın-erkek ilişkileri, yozlaşma, namus, bekâret, annelik vasfı ile kuşanan kadın ve bireyselleşememe gibi konular toplumsal cinsiyet eşitsizliği yönünden işlenen önemli izleklerdir. Dolayısıyla Alatlı, kaleme aldığı romanlarda toplumların sosyo-kültürel yapılanmalarını da toplumsal cinsiyet yönünden irdeler. Toplumun kişilere biçtiği tutum ve davranışların cinsiyet inşasındaki rolüne değinir.
Sağlık çalışanlarının kadına yönelik eş şiddeti konusunda tutumlarının belirlenmesi
Araştırma, sağlık çalışanlarının kadına yönelik eş şiddeti konusundaki tutumları ve tutumlarını etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini oluşturan Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde çalışan 1098 sağlık çalışanından, örnekleme alınacak sağlık çalışanı sayısı 308 olarak hesaplanmıştır. Veri toplama aracı olarak anket formu ile 'Sağlık Çalışanlarının Kadına Yönelik Eş Şiddeti Konusunda Tutum ve Uygulamaları Ölçeği (SÇKŞTÖ)"kullanılmıştır. Anket formu iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; sağlık çalışanlarının sosyo-demografik özellikleri; ikinci bölümde sağlık çalışanlarının şiddet tutumlarını etkileyebileceği düşünülen faktörlere yönelik sorular yer almaktadır. Anket formu ile SÇKŞTÖ 15 Ocak- 23 Mart 2018 tarihleri arasında uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS for Windows 25.0 bilgisayar programında; ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler ile yüzdelik sayılar, t-testi, Oneway Anova testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Sağlık çalışanlarının şiddet tutumlarını belirleyen SÇKŞTÖ puan ortalamaları ile sağlık çalışanlarının öğrenimleri süresince şiddete ilişkin eğitim alma durumları, çalışma yaşamında kadına yönelik şiddet ile karşılaşma durumları, şiddete yönelik bildirim yapma durumları, şiddeti tanılamanın mesleki rol içinde yer alması gerektiğini düşünme durumları, yakınlarında aile içi şiddet yaşanmış olmasının mesleki yaklaşımı etkileme durumları arasındaki farkın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, sağlık çalışanlarının şiddet konusunda mesleki rollerine yönelik tutumlarının olumlu olduğu (SÇKŞTÖ puan ortalaması 97.8810.24) saptanmıştır. Araştırma sonuçları doğrultusunda, sağlık çalışanlarının kadına yönelik eş şiddetine karşı tutumlarının olumlu yönde arttırılmasına yönelik öneriler geliştirilmiştir.