Hospitals-university

129 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkez Müdürlüğünde çalışan sağlık personelinin biyomedikal ve klinik mühendisliği uygulamaları farkındalığını etkileyen etmenlerin incelenmesi ve iş güvenliğine etkisi

Klinik ve Biyomedikal Mühendislik bilimi, mühendislik ilkelerini tıp alanına uygulayarak her zaman daha gelişmiş ve kullanılabilir teknolojiler üretir. Bu teknolojileri geliştirirken insan ve hayvan anatomik, fizyolojik yapı ve sistemlerini anlayarak, canlı vücuduna uygun yeni teknolojiler geliştirerek olası sorunları çözer, sağlığı geliştirir. İş sağlığı ve güvenliği, iş yerlerinde çalışırken karşılaşılabilecek olası kaza ve risklerden kaynaklanan sağlığı fiziksel ve ruhsal olarak etkileyen zarar verici koşullardan korumak amacıyla yapılan düzenli ve bilimsel çalışmalar bütünüdür. Bu çalışma ile Biyomedikal ve Klinik Mühendisliğin üniversite hastanesindeki yeri, öneminin ve iş sağlığı ve güvenliğine etkilerinin anlaşılması amaçlanmıştır. Çalışmamız ile hastanedeki tıbbi cihaz kullanıcılarına ulaşılmıştır. Kullandıkları cihazlar ve riskleri hakkında veriler toplanmış ve değerlendirilmiştir. Cihaz kullanıcılarının, cihazları kullanırken verimli kullanıp kullanılmadığı yaptığımız çalışmayla incelenmiştir. Ayrıca tüm hastane genelinde Biyomedikal Birimi'nin varlığı ve hastanenin bu birimden nasıl faydalandığı hakkında veriler toplanmıştır. Çalışmamıza NKUSUAM'de çalışan ve tıbbi cihaz kullanan hekim, hemşire, tekniker, sağlık personeli ve yöneticiler olmak üzere 240 kişi katılmıştır. Çalışmada veri elde etmek için anket formu kullanılmıştır. İlk anket formu araştırmacılar tarafından ilgili literatür incelenerek oluşturulmuştur. İkinci anket formu Öztürk tarafından geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmış İş Güvenliği Ölçeğidir. Biyomedikal ve Klinik Mühendislik hastanelerdeki cihazların düzenli bakım onarım ve takibini yapar. Ayrıca hastaneler için önemli bir yatırım planlayıcısı ve firmalar ile hastaneler arasında arabulucudur. Hastane bütçesine uygun ve güvenilir olarak cihazların alımını ve takibini yapar. Ek olarak cihazların düzenli ve kullanımına aykırı olarak çalışıp çalışmadığını da takip eder. Bu nedenle hastanelerde geniş bir yelpazede çalışırlar. Bu toplanan veriler ışığında Biyomedikal Biriminin hastanedeki varlığı az da olsa bir kesim tıbbi cihaz kullanıcıları tarfından bilinmemektedir. Fakat sağladığı faydalar Biyomedikal Birimi'nin hastanede hastalara, tıbbi cihazlara ve tıbbi cihaz kullanıcılarına yararlı olarak kullanıldığını göstermiştir. Ayrıca Biyomedikal Birimi'nin varlığının tıbbi cihaz kullanıcıları ve hastaların güvenliği için önemli olduğu da bu çalışma ile saptanmıştır. Cihazların zararlı etkilerinin azaltılması açısından tıbbi cihazların takibinin yapılmasının gerekliliği görülmüştür. Cihazlar kullanıcılara ve hastalara doğrudan veya dolaylı olarak zararlı etkiler gösterebilir. Bu risklerin azaltılmasında Biymedikal Birimi önemli bir rol oynar. Anahtar Kelimeler: Biyomedikal Mühendislik, Tıbbi Cihaz, Klinik Mühendislik, İş Sağlığı ve Güvenliği, Farkındalık, Sağlık Personeli

Biyomedikal mühendisliğiHastanelerHastaneler-üniversite+5
Serkan Ayan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde eklem ağrısı şikayeti ile başvuran hastalarda otoimmün hastalık tanısına yönelik kullanılan immünolojik ve hematolojik parametrelerin irdelenmesi

Amaç: Çevresel ya da yapısal nedenlere bağlı olarak gelişen eklem ağrıları günümüzde toplumda sık görülen rahatsızlıklardan biridir. Sistemik Otoimmün Hastalıklar eklemlerin de yaygın tutulumuna bağlı olarak eklem ağrısı şikayeti ile hastalarca çok sık hastaneye başvuru nedeni olmaktadır. Bu hastalıkların tanısında ve tedavi izleminde otoantikor testleri büyük öneme sahiptir. Bu sebeple Anti nükleer antikor (ANA) testleri en sık istenen, altın standart tarama testleri olarak bilinmektedir. Ayrıca otoimmün hastalık tanı ve aktivitesinin değerlendirilmesinde Anti- CCP (Anti- Siklik sitrüllenmiş peptid) antikorları, RF (Romatoid Faktör) antikorları ve ESH (Eritrosit Sedimantasyon Hızı), CRP (C- reaktif protein) gibi belirteçler de yaygın olarak bakılmaktadır. Bu çalışmada üniversite hastanemize eklem ağrısı şikayeti ile başvuran hastalarda otoimmün hastalık tanısını desteklemeye yönelik hastanemizde kullanılagelen immünolojik ve hematolojik laboratuvar test sonuçlarının birbirleri arasında ilişki olup olmadığını incelemeyi amaçladık. Bunun için önce ANA IIF (İndirekt İmmünoflorasans) testi pozitifliğinin sıklığı, titresi ve patern dağılımını belirlemeyi, sonrasında ESH, CRP ve RF gibi diğer laboratuvar parametrelerinin ve cinsiyetin ANA ve Anti- CCP ile ilişkisini belirlemeyi hedefledik. Materyal ve Metot: Çalışmamız retrospektif tanımlayıcı tipte bir araştırma olup Ocak 2018 ile Eylül 2022 tarihleri arasında Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne eklem ağrısı şikayeti ile başvuran ve ANA IIF ile Anti-CCP testi çalışılan 848 hastaya ait sonuçlar değerlendirilmiştir. Çalışmamız iki aşamalı olacak şekilde planlandı. İlk aşamada çalışmaya dahil edilen hastaların ANA IIF ve Anti-CCP test sonuçları değerlendirilerek gruplandırıldı. ANA nükleer patern pozitif saptanan hastalar kendi içinde incelenerek ANA nükleer patern pozitif ve Anti-CCP pozitifliğine göre paternleri ve titreleri açısından değerlendirildi. İkinci aşamada ANA açısından ANA nükleer paterne göre pozitif, ANA sitoplazmik/mitotik paterne göre pozitif ve ANA negatif, Anti-CCP açısından Anti-CCP pozitif ve Anti-CCP negatif olarak hastalar toplamda 6 gruba ayrıldı. Bu gruplar kendi aralarına cinsiyet, ESH, RF ve CRP pozitifliği açısından karşılaştırıldı. Bulgular: 848 hastanın 585'inin (%69) ANA IIF testi pozitif, 268'inin (%31,6) Anti-CCP testi pozitif saptandı. ANA pozitif saptanan 585 hastanın ise 517'si (%88,4), Anti-CCP pozitif saptanan 268 hastanın 226'sı (%84,3) kadınlardan oluşmaktadır. ANA nükleer boyanma paterni olarak en fazla 181 (%31,5) ile ince benekli (AC-4) patern görülmüştür. ANA nükleer patern titresi olarak en çok 320 (%55,6) ile +1 titresi tespit edilmiştir. Kadın cinsiyette otoantikor pozitifliği daha sık görülmüş, özellikle ANA nükleer patern pozitif gruplarda anti- CCP pozitif gruplardan oran olarak daha yüksek olduğunu saptadık. RF pozitifliğinin ANA nükleer patern pozitifliğine göre anti-CCP pozitifliği ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu tespit ettik (p<0,05). ESH ve CRP pozitifliğinin hem ANA nükleer patern pozitif hem anti-CCP pozitif olan grupta en yüksek tespit edilmelerinden dolayı her ikisinin de ESH ve CRP pozitifliğinde kümülatif etkisi olabileceğini fakat anti-CCP pozitif olan gruplarda daha yüksek olmalarından dolayı ANA nükleer patern pozitifliğine göre anti-CCP pozitifliği ile anlamlı düzeyde ilişkili olduklarını saptadık (p<0,05). Sonuçlar: Eklem ağrısı şikayetiyle başvuran hastalarda immünolojik ve hematolojik laboratuvar testleri tanı ve takipte önem taşımaktadır. Çalışmamızda buna yönelik ANA, Anti-CCP, RF, ESH ve CRP değerlendirilmiş, RF, ESH ve CRP pozitifliğinin Anti-CCP pozitifliği ile anlamlı ilişki gösterdiği saptanmıştır. Bu sonuçlar ve çalışmamızın sınırlılıkları da göz önüne alındığında prospektif ve kontrol grubu içeren daha fazla hasta sayısına sahip çalışmaların yapılması gerektiği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Eklem ağrısı, Otoimmün hastalık, ANA, Anti- CCP

AğrıEklem ağrısıEklem hastalıkları+7
Beyza Keskin Doğan
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ankara İlinde üniversite hastanelerinde, acil tıp alanında çalışan hekimlerin, kadına yönelik şiddet olgularının yönetimine ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalarının tıp etiği açısından değerlendirilmesi

Bu doktora tez çalışması, acil tıp alanında çalışan hekimlerin kadına yönelik şiddet olgu yönetimlerine ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalarını tıp etiği açısından değerlendirmek ve araştırma sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda acil servislerde şiddet olgu yönetimine katkı sunacak pratik bilgiler ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu çalışmada niteliksel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Ankara ilinde acil tıp uzmanlık eğitimi veren yedi üniversite hastanesinin Acil Tıp Anabilim Dallarında çalışan hekimler oluşturmaktadır. Araştırmaya toplam 35 hekim katılmıştır. Her bir hekimle birebir derinlemesine görüşme yapılmış ve yapılan görüşmelerin sesli kaydı alınmıştır. Ayrıca görüşme yapılan hekimlerin çalıştığı acil servislerde günün belirlenen saatlerinde belirlenen başlıklara uygun olarak gözlem yapılmış ve gözlem notları tutulmuştur. Elde edilen veriler çözümlenmiş ve analiz edilmiştir. Verilerin analizleri sonucunda hekimlerin bilgi, tutum ve uygulamalarına yönelik bağlam, tema ve alt temalardan oluşan bulgular elde edilmiştir. Verilerin yorumlanması sonucunda acil tıp alanında kadına yönelik şiddet olgu yönetimi sürecinde tıp etiğini temel alan özel yaklaşımların gerekliliği ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, araştırma bulguları ve ulusal/uluslararası literatür ışığında acil tıp alanında "tıp etiği açısından" ve "tıbbi açıdan" kadına yönelik şiddet olgu yönetim modeli önerilmiştir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAnkara+7
Arif Hüdai Köken
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinin göz hastalıkları kliniğine başvuran katarakt hastalarının hastalıklarının yaptıkları işle ilişkisinin değerlendirilmesi

Bir üniversite hastanesinin göz hastalıkları kliniğine başvuran hastaların, halen ya da daha önce çalışmış oldukları işler ve bu işler sırasında karşılaştıkları bazı etkenlerin, katarakt hastalığı için tahmini rölatif risk artışına neden olup olmadığının saptanması amaçlanmıştır. Vaka-kontrol tasarımda gerçekleştirilen araştırmanın verileri, Kasım 2018-Mayıs 2019'da, yüz yüze görüşme ile toplanmıştır. Her bir katarakt hastası için, cinsiyet ve yaşa göre eşleştirilmiş, kataraktı olmayan bir göz hastası kontrol olarak alınmış, toplam 554 kişi araştırmaya dahil edilmiştir. Her iki grupta da katılımcıların, %61,0'i kadın, yaşları ortancası 63,0'tür. Kataraktı olan hastalar arasında okur-yazar olmayan, lisansüstü öğrenim görmüş olan, miyopi, yaşa bağlı maküla dejenerasyonu ve diyabet hastası olan, kortikosteroid içerikli ilaç kullanan ve gözü etkileyen bir kaza geçirenlerin yüzdesi, kontrollere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazladır (p<0,05). Vakaların %22,4'ü ve kontrollerin %11,9'unun mesleki ultraviyole radyasyon maruz kalımı vardır (p=0,001); tahmini rölatif riskin tek değişkenli analizde 2,1 (%95 GA: 1,3-3,4); üç farklı lojistik regresyon modelinde 1,9 (%95 GA: 1,1-3,2), 2,0 (%95 GA: 1,2-3,2) ve 2,1 (%95 GA: 1,3-3,3) kat olduğu saptanmıştır. Vakaların kontrollere göre, katarakt ile ilgili olduğu bilinen etkenlerden en az birine maruz kalınan işlerde çalışmış olma ya da çalıştığı işler sırasında doğrudan gözün travma aldığı bir iş kazası geçirme durumu 2,3 (%95 GA: 1,5-3,5) kat fazladır (p<0,001). Bu işlerde çalışan vakaların %23,3'ü ve kontrollerin %17,8'i çalıştığı işlerden en az biri sırasında göz için kişisel koruyucu donanım kullanmıştır. İlgili etkenlerin olası sağlık risklerine ilişkin çalışan eğitimleri düzenlenerek farkındalık artırılmalı, koruyucu donanım kullanımı da dahil gereken önlemler alınmalıdır.

GözGöz hastalıklarıHastaneler+5
Güven Gökgöz
Hacettepe University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde ameliyathanede çalışan hemşirelerin çalışma ortamı ve koşullarının psikolojik sağlamlıkları üzerine etkileri

Bu çalışma, ameliyathanede çalışan hemşirelerin çalışma ortamı ve koşullarının psikolojik sağlamlıkları üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı bir araştırma olarak yapılmıştır. Çalışmanın verileri Kasım 2020 ve Haziran 2021 tarihleri aralığında, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde çalışan ameliyathane hemşirelerinden tam sayım yöntemiyle elde edildi (n=108). Araştırma verileri, hemşirelerin psikolojik sağlamlık düzeylerini etkilediği düşünülen hemşirelerin sosyo-demografik, çalışma ortamı ve koşullarını içeren literatür doğrultusunda hazırlanan sorulara ilişkin "Bilgi Formu" ve hemşirelerin psikolojik sağlamlık düzeylerini belirlemek için "Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde SPSS 15.0 for Windows programı kullanıldı. Bağımsız grupların sayısal değişkenlerinin karşılaştırmaları normal dağılım koşulu sağlandığında iki grupta Student t testi, ikiden fazla grupta OneWay ANOVA testi ile normal dağılım koşulu sağlanmadığında ise iki grupta Mann Whitney U testi, ikiden fazla grupta Kruskal Wallis testi ile yapıldı. İkiden fazla grupta alt grup analizlerinde nonparametrik testlerden Mann Whitney U testi kullanılarak, Bonferroni düzeltmesi ile yorumlandı. Örnekleme alınan 108 hemşirenin cinsiyet, yaş, aile tipi, medeni durum, eğitim durumu, meslekte çalışma yılı, ameliyathanede çalışma yılı, nedeni ve görevi, haftalık çalışma saati ve şekli, vakalar arasında dinlenme vaktinin olma durumu, ameliyathanedeki günlük vaka sayısı, çalışılan ortamda maruz kalınan riskler Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık ve alt ölçekleriyle karşılaştırılmıştır. Araştırmamızdan elde edilen sonuçlara göre; cinsiyet (p=0,018; p<0.05), medeni durum (p=0,049; p<0.05), meslekte çalışma yılı (p=0,027, p=0,026; p<0.05), ameliyathanede çalışma nedeni (p=0,047; p<0.05) ile Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık arasında istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur. Çalışmamızda, CD-RISC-25 Ölçek ve Alt Ölçek Puan Ortalamalarının Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri ve çalışma koşulları ile ilişkisine bakıldığında; CD-RISC-25 ölçeği toplam puan ortalamasının meslekteki çalışma süresi ve ameliyathanede çalışma süresi ile pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu tespit edildi. Cerrahi dumana maruziyet ile azim ve kişisel yetkinlik, manevi eğilim, Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönde, kemoterapi ilaçlarına maruziyet ile Negatif Olaylara Tolerans puan ortalamaları arasında negatif yönde, göze hasta salgısı sıçraması ile manevi eğilim puanı arasında pozitif yönde istatistiksel açıdan anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,008, p=0,003, p=0,013, p=0,014, p=0,013; p<0.05). Çalışmamızda ameliyathane hemşirelerinde psikolojik sağlamlık orta düzey (66,9±13,6) olarak bulunmuştur.

Ameliyathane hemşireliğiAmeliyathanelerHastaneler-üniversite+3
Duygu Güzelli
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde COVID-19 hastalarına bakım veren hemşirelerin yaşadıkları ahlaki sıkıntı ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişki

Bu araştırmada pandemi sürecinde COVID-19 hastalarına bakım veren klinik hemşireleri ve yoğun bakım hemşirelerinin karşılaştıkları ahlaki sıkıntının tükenmişlik düzeylerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda tanımlayıcı, ilişki arayıcı ve kesitsel bir inceleme yürütülmüştür. Bu kapsamda COVID-19 stresörleri ve bu stresörlerin hemşireler üzerindeki psikolojik etkisi hastalarına bakım veren hemşirelerin yaşadıkları ahlaki sıkıntı, ahlaki sıkıntı ile ilgili konular ve tükenmişlik düzeylerine etkisi araştırılmıştır. Ayrıca bu sıkıntıyı farketme ve yönetme, ahlaki sıkıntıya yanıt, COVID-19'un ziyaret kısıtlamalarının hastalar, aileler ve sağlık çalışanları üzerine etkileri ve ahlaki sıkıntılarla baş etme önerileri açıklanmıştır. Araştırmada hemşirelerin sosyodemografik ve mesleki özelliklerini tanıtıcı kişisel bilgi formu ile "Ahlaki Sıkıntı Ölçeği" ve "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" kullanılmıştır. Yapılan bu araştırma sonrası duyarsızlaşma ve duygusal tükenmedeki artışın kişisel başarı puanını düşürdüğü, duyarsızlaşma ve duygusal tükenmenin ahlaki sıkıntıyı artırdığı, ahlaki sıkıntının kişisel başarıyı etkilemediği, bakım verilen hasta sayısının kişisel başarıyı düşürdüğü saptanmıştır. Ayrıca mesai saatleri içerisinde COVID-19 hastalarına bakım veren hemşirelerin çocuklarıyla ilgilenen kişinin kim olduğunun hemşireler üzerinde kişisel başarı duyarsızlaşma, duygusal tükenme ve ahlaki sıkıntı puan düzeylerine etki etmediği, COVID-19 hastalarına bakım veren hemşirelerin çocuklarının gündüz bakımlarındaki kalacak yer ve bakıcı bulmakta yaşadıkları zorluğun duygusal tükenme ile pozitif bir ilişkiye sahip olduğu görülmüştür. COVID-19 pandemisi döneminde yaşanılan kişi gruplarının kişisel başarı, duyarsızlaşma, duygusal tükenme ve ahlaki sıkıntı puan düzeylerinde istatistiksel bir ilişkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, Hemşire, Ahlaki Sıkıntı, Tükenmişlik

Ahlaki sıkıntıEtikEtik-hemşirelik+3
Rabia İşlek
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde COVID-19 hastasına bakım veren hemşirelerin hasta bakımında yaşadığı güçlüklerin belirlenmesi

Bu çalışmada, bir üniversite hastanesinde Covid-19 hastalarına bakım veren hemşirelerin yaşadıkları güçlükleri belirlemek amacıyla, tanımlayıcı ve kesitsel olarak planlanmıştır. Etik kurul ve kurum izinlerini takiben Kasım 2020 ile Haziran 2021 tarihleri arasında yapıldı. Yapılan bu araştırmada araştırmaya katılmaya gönüllü 302 hemşire ile görüşme yapıldı ve araştırmaya dahil edildi. Örneklem seçiminde iletişime açık olma, çalışmaya katılmaya gönüllü olma ve COVID-19 hastasına bakım yapmış veya yapıyor olma kriterleri uygulandı. Bu doğrultusunda Bir Üniversite Hastanesi'ndeki hemşireler örneklemi oluşturmaktadır. Araştırma sonunda, sağlık çalışanlarına bulaş riskine karşı gerekli tüm uyarı ve eğitimler verildi düşüncesi mesleki deneyim süresi ile negatif yönde çocuklarıma bakamama konusunda endişelerim oldu, Covid 19 nedeniyle yaşamını yitiren çalışma arkadaşım oldu, çalışma koşullarıma bağlı gelir kaybı yaşadım, bu süreçte sigara/alkol başlama veya artırma durumum oldu, bu süreçte yeşil veya kırmızı reçete ilaç kullandım, kalacak yer bulmakta zorlandım, sorunlarım nedeniyle sağlıkçı olmasaydım keşke diye düşündüm, sorunlarım nedeniyle istifa etmeyi düşündüm sorularına verilen yanıtlar mesleki deneyim süresi ile pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişkili olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, COVID-19 klinikleri başta olmak üzere tüm görev yerlerinde hemşirelerin iş yükleri kontrol altında tutulması, çalışma düzenleri özenli ve düzenli bir şekilde yapılması, çalışma koşullarına ait fiziksel koşulların düzenlenmesi, yeterli malzeme, koruyucu ekipman sağlanması ve hemşirelerin ruh sağlıklarının korunması amacıyla öncelikle tespitler yapılmalı önleyici ve koruyucu koşullar oluşturulması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Pandemi, COVID-19, Hemşire.

Bakım verenlerBakım verme yüküCOVID 19+4
Emine Sibel Kurşun Erzurumluoğlu
Haliç University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde hemşirelik hizmeti verenlerin psikososyal risklerinin kopenhag psikososyal risk değerlendirme ölçeği ile incelenmesi ve mental iyilik durumu ile ilişkisi

Bu çalışmada, hemşirelik hizmeti verenlerin çalışma yaşamı özellikleri, çalışma yaşamında psikososyal risk etkenlerine maruz kalımları ile mental iyilik durumları arasındaki ilişkilerin Mart-Mayıs 2019 tarihleri arasında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipte araştırmanın verileri, Ankara İli'nde bulunan bir vakıf üniversite hastanesinde çalışan 434 hemşireden oluşan araştırma grubunun kendi beyanları temelinde anket formlarına dayanmaktadır (gerçekleşme düzeyi %96,4). Çalışana ait sosyo-demografik özellikler, çalışma yaşamı özelliklerine ait değişkenler araştırmacı tarafından oluşturulan soru formları, psikososyal riskler KOPSOR-TR ve mental iyilik durumu ise GSA-12 ölçekleri kullanılarak incelenmiştir. Verilerin analizi istatistik yazılım programı kullanılarak bilgisayar ortamında, KOPSOR-TR güvenirliği ve bu grup özelinde doğrulayıcı faktör analizi ardından, araştırma değişken ilişkileri univariate, tabakalı, çok değişkenli modellemelerle incelenmiştir. En sık bildirilen psikososyal riskler iş arkadaşlarından sosyal destek eksikliği (%60,1), üst amirden sosyal destek eksikliği (%59,0) ve rol çatışmasıdır (%52,8). Mental iyilik durumu için ortanca değer kestirim noktası alındığında çalışanların %43,1'inin mental iyilik durumunun ortancaya göre daha kötü, %56,9'unun ortancaya göre daha iyi olduğu saptanmıştır. İşle ilgili psikososyal risklere göre hemşirelerin mental iyilik durumu karşılaştırıldığında yüksek bilişsel talepler, nicel talepler, duygusal talepler, duygularını gizleme, iş-ev çatışması, rol çatışması, çalışma koşulları ile ilgili iş güvencesizliği, iş doyumu eksikliği ve tükenmişliği olanların ortanca üzeri GSA puanı sahip olduğu (mental iyilik durumu daha kötü) saptanmıştır. Mental iyilik durumu ile ilişkili olduğu saptanan psikososyal risk boyutları ve ilişkileri dikkate alınarak yürütülecek izlem çalışmalarına nedensellik ve önleme zemini sağlayabilir. KOPSOR-TR iş yerlerinde bir izlem aracı olarak kullanılabilir.

Hastaneler-üniversiteHemşirelerHemşirelik+7
Gizem Birdane
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde konik ışınlı bilgisayarlı tomografinin çocuk ve genç bireylerde kullanım endikasyonlarının değerlendirilmesi

Bu araştırmanın amacı Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) çekilen çocuk ve genç hastalarda KIBT endikasyonlarını ve bu endikasyonların farklı kategorilere (yaş, cinsiyet, görüntü alanı, görüntülenmek istenen bölge) göre dağılımı incelemektir. 01 Ocak 2018 - 01 Ocak 2020 tarihleri arasında çekilen toplam 7131 görüntü değerlendirilmiş ve KIBT istek formları eksiksiz olan 0-18 yaş aralığındaki 649 pediatrik hasta dahil edilmiştir. Her birey için cinsiyet, doğum tarihi, KIBT alınan tarih, KIBT isteği yapılan anabilim dalı, KIBT istek nedenleri, görüntü alanı (FOV), görüntülenmek istenen bölge (ROI), KIBT'nin tekrar edilmesi gereksinimi ve aynı bireyden takip için KIBT alınma durumu ile tarihleri kaydedilmiştir. Çocuk ve genç hastalarda en fazla belirlenen KIBT istek nedeni "maloklüzyon ve dentofasiyal anomaliler" (%28.7) olmuştur. Kadınlarda "maloklüzyon ve dentofasiyal anomaliler" ile "implant planlama"; erkeklerde ise "fasiyal travma", "dental travma" ve "süpernümere diş" endikasyonları diğer cinsiyete göre daha fazla bulunmuştur (p<0.05). 13-18 yaş grubunda "maloklüzyon ve dentofasiyal anomaliler", "fasiyal travma", "implant planlama" ve "temporomandibular eklem problemleri" KIBT endikasyonları arasında daha fazla yer alırken; 7-12 yaş grubunda ise "dental anomaliler" ve "süpernümere diş" daha fazla yer almıştır (p<0.05). Görüntülenmek istenen bölge (ROI) olarak maksillanın (%35.1) en sık tercih edildiği, bunu "tüm kafa" (%30.5) görüntülerinin izlediği belirlenmiştir. Çekilen KIBT'lerin görüntü alanı değerlendirildiğinde hastaların %53.2'sında küçük (≤10 cm), %17.1'unda orta (11 cm-15 cm), %29.7'inde ise geniş FOV (23 x 17 cm) boyutu kullanıldığı görülmüştür. "Maloklüzyon ve dentofasiyal anomali" endikasyonu ile KIBT alınan hastaların büyük çoğunluğunda (%89.6) geniş FOV boyutu seçilmiştir. Takip amaçlı KIBT alınan hastaların oranı %16.2 iken, bunların %51.4'ünde neden olarak "ortodontik takip", %42.0'ında "cerrahi takip" ve %6.6'sında ise "diğer" seçenekleri işaretlenmiştir. Araştırmanın bulguları, çocuk ve genç bireylerde KIBT gerekçelendirilmesinin güncel rehberlere göre farklılık gösterdiğini ve benzer çalışmalara kıyasla daha büyük FOV boyutları tercih edildiğini göstermiştir.

HastanelerHastaneler-üniversiteKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Rovshan Ismayılov
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde doğan yeni doğanların kordon kanında bisfenol-A, F, S ile tiroit stimulan hormon ve serbest T4 hormonu düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Hastanesi doğumhanesinde Kasım-Aralık 2021'de doğum yapan annelerin bisfenol türevlerinin olası bazı maruz kalım kaynakları belirlenerek, kord kanında bisfenol A, F ve S ile tiroit stimülan hormon ve serbest T4 hormonu düzeyleri ölçülmüştür. Araştırma tanımlayıcı tipte epidemiyolojik bir araştırma olup veriler yüz yüze görüşme tekniğiyle veri toplama formu ve kan örnekleri toplanmıştır. Hekim tarafından tanı koyulmuş tiroit hastalığı olanlar ve in vitro fertilizasyon yöntemiyle gebe kalanlar araştırma dışında bırakılmıştır. Toplam 121 annenin anket sonuçları ve 104 yeni doğan kord kanı değerlendirilmiştir. Ölçüm yapılan kord kanlarının %96,2'sinde BPA, %93,3'ünde BPF ve %89,4'ünde TSH ve fT4 düzeyleri deteksiyon limitinin üstündedir ve BPA düzeyi ortalama 10,69±2,39 ng/ml, BPF 3,80±0,58 ng/ml; TSH 2,36±0,23 µIU/ml ve fT4 14,18±0,53 pg/ml olarak ölçülmüştür. Kord kanlarındaki BPS düzeylerinin ölçüm yöntemi deteksiyon limitinin altında kaldığı görülmüştür. Araştırmaya katılan annelerin %41,3'ü, eşlerin %47,1'i lise ve üzeri öğrenim görmüştür. Annelerin ve eşlerin öğrenim durumu ile doğrama yüzeyi, yemek hazırlığı ve servisi sırasında plastik tercih durumları arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Doğan bebeklerin kord kanı bisfenol A ve F düzeyleri ile doğrama yüzeyi, yemek hazırlığı ve servisinde malzeme tercihi, gıda alışverişinde ambalaj tercihi, saklama kabı malzeme tercihi, mikrodalga fırın kullanım durumu, plastik malzemeleri bulaşık makinesinde yıkama durumu ve polikarbon damacana kullanım durumu arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. Araştırmada kord kanındaki BPA ve BPF değerleri arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki ve orta düzey korelasyon bulunmaktadır. Diğer parametreler arasında yapılan korelasyon analizinde parametreler arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. BPA ve BPF ile bebek doğum özellikleri ve anne yaşı arasında yapılan korelasyon analizinde istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Bisfenol, Kord Kanı, Maruz Kalım, Yeni Doğan

Bebek-yenidoğmuşBebeklerBisfenol A+3
Merve Büke Şahin
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversiteye bağlı üçüncü basamak hastanelerde çalışan tıpta uzmanlık öğrencilerinin ve hemşirelerin çalışma koşullarının, algılanan stres düzeyinin ve pandeminin; aile ve çocuklarıyla olan yaşamlarına yansımalarının değerlendirilmesi

Bu araştırma Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde Temmuz-Eylül 2021 aylarında çalışmakta olan 101 hemşire ve 198 asistan hekimle yürütülmüştür. Bu çalışmada sağlık çalışanlarının pandemi sürecindeki çalışma koşulları, stres durumları ve aile yaşamlarına yansıması araştırılmıştır. Katılımcıların %66,2'si asistan hekim, %33,8'i hemşirelerden oluşmaktadır. Katılımcıların %66,2'si kadın, %33,8'i erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 32,2±6,8, ortanca değeri 30 olup yaş aralığı 24 ile 57 arasında değişmektedir. Hemşirelerin %60,4'ü ve tıpta uzmanlık öğrencilerinin %57,6'sı "08.00-17.00" mesai düzeninde çalışmaktadır; tıpta uzmanlık öğrencilerinin %11,6'sı nöbet ertesi gün mesai şeklinde çalışmakta, hemşirelerde böyle bir çalışma düzeni bulunmamaktadır (p<0,001). Katılımcıların %33,1'i kendisinin, %52,1'i birinci derece ve %26,1'i ikinci derece yakınlarının COVID-19 tanısı aldığını belirtmiştir. Tıpta uzmanlık öğrencilerinin %33,3'ü ve hemşirelerin %28,6'sı pandemi döneminde çocuklarına aşı yaptırmakta gecikme yaşadıklarını belirtmiştir (p>0,05). Tıpta uzmanlık öğrencilerinin Algılanan Stres Ölçeği'nden aldıkları puan ortalaması hemşirelerden yüksek bulunmuştur (p<0,001). Hemşirelerin COVID-19 Hanehalkı Çevre Ölçeği çatışma alt boyutundan aldıkları puan ortalaması Tıpta uzmanlık öğrencilerinden daha yüksek bulunmuştur (p=0,005). Katılımcılardan evli olanların Algılanan Stres Ölçeği'nden aldığı puan ortalaması 28,9±7,8 bekar katılımcılara göre daha düşük (30,8±7,7) bulunmuştur (p=0,03). Katılımcıların son 1 aylık çalışma düzenine göre Algılanan Stres Ölçeği'nden aldıkları puan ortalaması değerlendirildiğinde; en yüksek puan ortalamasına sahip grubun nöbet ertesi mesai (36 saat) şeklinde çalışanlar olduğu bulunmuştur (p=0,01). Katılımcılardan pandemi süresince çalıştıkları birimler ile Algılanan Stres Ölçeği'nden aldıkları puan ortalamaları karşılaştırıldığında; COVID-19 hastalarına hizmet veren yoğun bakım ünitesinde (p=0,002), diğer servis/ poliklinikler (p=0,02) ve yönetim (p=0,01) biriminde çalışanlar bu birimlerde çalışmayanlardan daha yüksek puan almıştır. Son 1 aydır nöbet ertesi mesai (36 saat) şeklinde çalışmak, mesai ile çalışmaya göre 1,688 kat yüksek stres düzeyi ile ilişkili bulunmuştur (p=0,04).COVID-19 hastalarına hizmet veren yoğun bakım ünitesinde çalışan kişilerin çalışmayanlara göre yüksek strese sahip olma durumları 1,748 kat bulunmuştur (p=0,03).Katılımcılardan çocuğu olanlarınCOVID-19 Hanehalkı Çevre Ölçeği Çatışma alt boyutundan aldıkları medyan puan, çocuğu olmayanlardan daha yüksektir ve aralarındaki fark istatistiksel olarak da anlamlıdır (p=0,002). Pandemide iş yükünde artış olduğunu düşünenler medyan puanı en yüksek gruptur. Gruplar arasındaki bu fark istatistiksel olarak da anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Sağlık çalışanlarının pandemi sürecindeki çalışma koşulları stres düzeylerini etkileyen önemli bir faktördür. COVID-19 pandemisinden elde edilen deneyimlerle, gelecekte sağlık çalışanlarının stresini azaltmaya yönelik önlemler alınarak hastane pandemi planları oluşturulmalıdır.

Aile içi iletişimAile içi şiddetCOVID 19+7
Fahriye Has Akdağ
Hacettepe University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde verilen perinatal bakım uygulamalarının ve annelerin doğumdan memnuniyetlerinin belirlenmesi

Bu araştırma, bir üniversite hastanesinde verilen perinatal bakım uygulamalarının ve annelerin doğumdan memnuniyetlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemine, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi doğumhanesine doğum yapmak üzere başvuran 62 vajinal ve 62 sezaryen ile doğum yapmış kadın alınmıştır. Veriler; "Tanıtıcı Bilgiler Formu", "Optimalite İndeksi-Türkiye (Oİ-TR) Vaka Rapor Formu", "Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği (DAMDÖ) (Normal Doğum)" ve Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği (Sezaryen Doğum)" kullanılarak toplanmıştır. Tanıtıcı Bilgiler Formu; hasta dosyası ve hastane bilgi sisteminde yer alan veriler, anne ile yüz yüze yapılan görüşmelerden elde edilen veriler ve doğumhanede çalışan sağlık personeli ile yapılan görüşmelerden elde edilen veriler kullanılarak araştırmacı tarafından doldurulmuştur. Anneler taburcu edilmeden önce doğum şekline göre DAMDÖ'yü doldurmuştur. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, minimum ve maksimum değerler, ortalama, standart sapma, bağımsız örneklem t-testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; tüm kadınların perinatal özgeçmiş indeksi (PÖİ) skorunun %87,61 ve optimalite indeks (Oİ) skorunun %79,11; vajinal doğum yapan kadınların PÖİ skorunun %90,16 ve Oİ skorunun %76,11; sezaryen ile doğum yapan kadınların ise PÖİ skorunun %85,07 ve Oİ skorunun %82,12 olduğu belirlenmiştir. Doğum şekline göre DAMDÖ puanları incelendiğinde, hem vajinal hem de sezaryen ile doğum yapan annelerin doğumdan memnuniyet düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Vajinal ve sezaryen ile doğum yapan kadınların total Oİ skorları ile DAMDÖ toplam puanları arasında ilişki olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Araştırma sonuçları doğrultusunda; kanıt temelli perinatal uygulamaların kullanılması ve kullanımının yaygınlaştırması için kurum kültürünün oluşturulması, rehberlerin geliştirilmesi ve yenilikçi eğitim yöntemlerinin kullanılarak sağlık personelinin kanıta dayalı bilgi ve becerilerine arttırmaya yönelik eğitimlerin verilmesi önerilmektedir.

AnnelerDoğumHasta memnuniyeti+3
Ayçin Çifçi
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite pulmoner arteriyel hipertansiyon(PAH) merkezinde doğumsal kalp hastalıkları ile ilişkili PAH tanısı ile takip altında olan hastaların uzun dönem izlemi: Gerçek yaşam verileri

Giriş: DKH-PAH, şant varlığında DKH'nın herhangi bir döneminde gelişebilen, yüksek morbidite ve mortalite oranı ile karakterize heterojen hasta popülasyonunu içeren bir hastalıktır. Bu hastaları tanımlamak için Anatomik-Fizyolojik ve Klinik sınıflamalar kullanılmaktadır. Literatürde anatomik ve klinik sınıfların sağkalımını değerlendiren birkaç çalışma olsa da sınıflar arasında sağkalım farkı henüz tam belirlenememiştir. Ayrıca DKH- PAH hastalarında mortaliteni öngördürücü parametreleri de henüz kesinleşmemiştir. Amaç: Çalışmamızda DKH-PAH'ın hem anatomik, hem de klinik sınıflarının 5 ve 10 yıllık sağkalımını ve mortalitenin prognostik faktörlerini saptamaya çalıştık. Aynı zamanda DKH-PAH hastalarının hastalıkla ilgili hayat kalitesini, duygu-durum bozuklukarını ve bilişsel fonksiyonlarını değerlendirmeyi amaçladık. Metod: Çalışmamızın retrospektif ve kesitsel olmak üzere 2 komponenti vardır. Kliniğimizde izlenmiş olan 82 DKH-PAH hastası geriye-dönük olarak değerlendirilerek sağkalım analizleri yapıldı ve prognostik faktörler belirlendi. Hayatta olan 40 DKH-PAH hastasına ise kesitsel olarak SF-36, MoCA ve HAD ölçekleri uygulandı. Bulgular: Toplamda 82 hasta (%62.2'si kadın, yaş: 39±15 yıl) çalışmaya dahil edildi. ES, Sol-Sağ şanta bağlı PAH, Küçük defekt bağlı PAH ve Düzeltici kalp cerrahisinden sonra gelişen PAH grupları için 5 yıllık sağkalım sırasıyla %85, %88, %50 ve %83 olarak saptandı. ES, Sol-Sağ şanta bağlı PAH ve Düzeltici kalp cerrahisinden sonra gelişen PAH grupları için 10 yıllık sağkalım ise sırasıyla %78, %70 ve % 53şeklinde idi (p=0.022). Anatomik sınıfların 5 yıllık sağkalımları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0.422). Çok-değişkenli analizlerde yüksek Nt-Pro BNP ve yüksek SaAB mortalite açısından öngördürücü bulundu. (p=0.009 ve p=0.022). Hasta grubunun SF-36 parametreleri Türkiye ortalaması ile karşılaştırıldığında Ruhsal sağlık dışında tüm parametrelerin daha düşük olduğu ve hastaların hayat kalitesinde ciddi bozulma olduğu saptandı. 5 (%12.5) hastanın anksiyete, 10 (%25) hastanın depresyon açısından risk taşıdığı, 26 (%69) hastada ise hafif bilişsel bozukluk olabileceği saptandı. Sonuç: En iyi 5 yıllık sağkalım Sol-sağ şanta PAH sınıfında, en kötü sağkalım ise Küçük defekte bağlı PAH sınıfında saptandı. ES grubunun 10 yıllık sağkalımı ise Sol-sağ şanta bağlı PAH grubundan daha iyi idi. Tek-değişkenli analizlerde 17 parametre ölüm açısından prognostik öneme sahip bulunsa da, çokdeğişkenli analizlerde sadece 2 parametre (yüksek Nt-Pro BNP ve SaAB) ölüm ile ilişkili bulundu. DKH-PAH hastalarının hayat kalitesinde belirgin kötüleşme olduğu, duygu-durum bozukluğunun da hayat kalitesini etkilediği görüldü.

HastanelerHastaneler-üniversiteHipertansiyon-pulmoner+4
Hamida Mukhtarzade
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesine yönlendirilen adli olguların psikososyal, psikiyatrik ve adli özelliklerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı adli polikliniğimize adli makamlar tarafından rapor düzenlenmesi için yönlendirilen olguların psikososyal, psikiyatrik ve adli özelliklerinin değerlendirilerek çocuk ve ergenlerin suça maruz kalma ya da suç işleme açısından risk altında olduğu durumların saptanmasıdır. Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Adli Polikliniği'ne adli makamlar tarafından rapor düzenlenmesi için yönlendirilen ve 01.06.2012-29.02.2016 tarihleri arasında adli kurul tarafından değerlendirilip rapor düzenlenen 4-18 yaş arasındaki 750 olgudan randomize olarak seçilen 150 olgunun tarafımızca düzenlenen dosyaları taranmıştır. Olguların yaş, cinsiyet, eğitim düzeyleri, aile özellikleri ve yaşam koşulları başta olmak üzere sosyodemografik özellikleri, karşılaştıkları adli süreçler, adli makamların istekleri ve yaşadıkları adli olayların sonrasında ortaya çıkan psikiyatrik sorunlar dökümente edilmiştir. Olgular cinsel istismar, suça sürüklenen çocuk ve diğer grup olmak üzere 3 ana grupta toplanmış, yukarıda bahsedilen sosyodemografik, psikiyatrik ve adli durumları için gruplar arasında değerlendirme yapılmıştır. Bulgular: Cİ grubunda kız cinsiyet daha fazla iken, SSÇ grubunda erkek cinsiyetin daha fazla olduğu belirlenmiş ve gruplar arasında cinsiyet dağılımı açısından anlamlı fark saptanmıştır (p<0,001). Cİ grubunda kızların 5-18 yaş aralığında ve yaş ortalamasının 13,12±3,54, erkeklerin 6-18 yaş aralığında ve yaş ortalamasının 11,42±3,63 olduğu; SSÇ grubunda ise kızların 14-16 yaş aralığında ve yaş ortalamasının 14,83±0,75, erkeklerin 13-18 yaş aralığında ve yaş ortalamasının 15,13±1,31 olduğu görülmüştür. SSÇ grubunda yaş ortalamasının Cİ grubunun yaş ortalamasından daha yüksek, olay öncesinde psikiyatrik hastalık varlığının daha fazla, anne eğitim düzeyinin ise daha düşük olduğu görülmüş; istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,001). Cİ grubunda %45,4 sıklıkta psikiyatrik hastalık saptanmış; bunlardan en sık görüleni %21,6 MDB, ikincisi ise %17,5 TSSB olmuştur. Cİ olgularının %66'sında ruh sağlığında kalıcı bir bozulma saptanmamıştır. SSÇ grubunda WISC-R testi sözel, performans ve total IQ puanlarının üçünde de diğer gruplara kıyasla daha düşük olduğu, mental retardasyonun da aynı şekilde daha fazla olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızda Cİ ve SSÇ grubu arasında; cinsiyet, yaş, zeka kapasitesi, birlikte yaşadığı kişi sayısı, olay öncesinde psikiyatrik hastalık varlığı ve anne eğitim düzeyi açısından anlamlı fark saptanmış; diğer özelliklerde ise anlamlı bir fark saptanmamıştır.

Adli psikiyatriCinsel bozukluklarCinsel suçlar+7
Selcen Sümeyra Güney Uzunköprü
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimlerinin bir üniversite hastanesi astım polikliniğinden hizmet alan çocukların sağlık hizmetlerinin eşgüdümünü sağlayabilme düzeyi

Giriş ve Amaç: Birinci basamak sağlık hizmetlerinin temel fonksiyonlarından biri olan eşgüdüm; hastayla ilgili tüm bilgilerin birinci basamak tarafından bir araya getirilmesi ve hastanın bakımı sırasında kullanılmasıdır. Eşgüdüm sağlanması, kronik bir hastalık olan astımın yönetim sürecindeki en temel bileşenlerden biridir. Bu çalışmanın amacı; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Göğüs Hastalıkları ve Alerji Bilim Dalı Polikliniğinden hizmet alan astım tanılı 3-18 yaş grubu çocukların, aldıkları sağlık hizmetleri için aile hekimlerinin eşgüdüm işlevini gerçekleştirebilme düzeylerinin ve bu düzeyle ilişkili bağımsız değişkenlerin belirlenmesidir. Bunun yanında birinci basamağın ilk başvuru, erişilebilirlik, kapsayıcılık ve süreklilik fonksiyonlarının ne düzeyde gerçekleştirildiğinin saptanması, astım için aldıkları tüm sağlık hizmetlerinin tanımlanması ve aile hekimlerinin eşgüdüm işlevini gerçekleştirme düzeylerinin değerlendirilmesi için bir ölçek geliştirilmesi de amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel-analitik tasarım tipinde olan bu çalışma ölçek geliştirmeye yönelik metodolojik bir tasarım boyutu da içermektedir. Çalışmanın evrenini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Göğüs Hastalıkları ve Alerji Bilim Dalı Polikliniğinden hizmet alan astım tanılı çocuklar oluşturmaktadır. Evren 650, güven aralığı % 95, hata payı % 4 ve eşgüdüm işlevini gerçekleştirme prevalansı % 50 alınarak örneklem büyüklüğü 312 olarak hesaplanmıştır. Polikliniğe beş aylık veri toplama sürecinde başvuran 334 çocuğun dahil olma ve çıkarılma kriterlerine göre değerlendirilmesinden sonra, kalan 320 (% 96,6) çocuk çalışma grubunu oluşturmuştur. Çalışmanın bağımlı değişkeni, astım tanılı çocukların aldıkları tüm sağlık hizmetleri için aile hekiminin eşgüdüm işlevini gerçekleştirebilme düzeyidir. Bu düzeyin değerlendirilmesinde; dört aşamada geliştirilen "Çocukluk Astımının Yönetiminde Aile Hekimlerinin Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinin Temel Fonksiyonlarını Gerçekleştirebilme Düzeyi Ölçeği" kullanılmıştır. Bağımsız değişkenler ise; sosyo-demografik ve ekonomik, astım öyküsüne yönelik, astım hastalığının mevcut durumunu yansıtan ve aile hekimi ile ilgili değişkenler olmak üzere dört başlık altında gruplandırılmıştır. Değişkenleri içeren anket formundaki sorular; çocuğun sağlık sorunlarını ve astımla ilgili aldığı tüm hizmetleri bilen kişiye, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Göğüs Hastalıkları ve Alerji Bilim Dalı Polikliniği toplantı salonunda, polikliniğe başvuru gününde araştırıcı tarafından yüz-yüze görüşülerek sorulmuştur. Toplanan verilerin istatistiksel analizinde, eşgüdüm düzeyini gösteren bir skor üretilmiştir. Eşgüdüm skoru ile ilişkili faktörlerin saptanmasında; Student T, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis testi, Spearman Korelasyon Analizi ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Geliştirilen ölçeğin güvenilirliğinin belirlenmesinde Cronbach alfa katsayısı hesaplanmış, yarıya bölme ve madde ile toplam arasındaki korelasyonlar yöntemi kullanılmıştır. Yapı geçerliliğinin belirlenmesinde temel bileşenler analizi seçilmiştir. Bulgular: Yaş ortalaması 11,84±3,82 olan çocukların; annelerinin % 63,7'si, babalarının ise % 73,2'si lise veya üzeri eğitim düzeyine sahiptir. Hanede kişi başına düşen aylık gelir, çocukların % 48,1'inde 500 TL'nin üzerindedir. Astım tanısı almadan önce şikayetleri başladığında, her yedi çocuktan birinin sağlık ocağı ya da aile hekimine başvurduğu, her üç çocuktan birine üniversite hastanesinde astım tanısının konulduğu, astım için sürekli hizmet kaynağı olan çocukların % 69,0'ında bu kurumun üniversite hastanesi olduğu belirlenmiştir. Çocukların yarısının son bir yılda aile hekimlerine hiç başvurmadıkları saptanmış ve herhangi bir sağlık sorunu için bir sağlık kurumuna başvuru ortalaması 5,12±2,58 olarak hesaplanmıştır. Çalışma grubunun % 16,9'u kayıtlı olunan aile hekiminin adını hatırlamadığını ifade etmiş ve her beş çocuktan birinin aile hekiminin astım tanısından haberdar olmadığı belirlenmiştir. Geliştirilen ölçeğin; "aile hekiminin erişilebilirlik, ilk başvuru ve süreklilik fonksiyonları", "sağlık hizmetlerinin eşgüdümü ve kapsayıcılığı", "koruyucu hizmetler", "ücretli aşılarla ilgili hizmetler" olmak üzere dört alt boyuttan ve 25 maddeden oluştuğu, açıkladığı toplam varyansın % 69,7 ve Cronbach alpha katsayısının 0,939 olduğu belirlenmiştir. Toplam skor ortalaması 2,33±0,70 olan ölçeğin, alt boyutlarına ait skor ortalamaları sırasıyla; 3,83±1,16, 1,57±0,72, 1,54±0,78 ve 1,70±0,97'dir. Aile hekimi tarafından eşgüdümün sağlanamaması olasılığı; babanın eğitim düzeyi lise ve üstünde olan çocuklarda 2,07 kat, annesi düzenli çalışan çocuklarda ise 2,18 kat daha yüksek bulunmuştur. Çocuğun kayıtlı olduğu aile hekiminin adının hatırlanmaması; eşgüdümsüz kalma olasılığını 4,11 kat arttırmaktadır. Aile hekimine başvuru sayısındaki her bir birimlik artış yetersiz eşgüdüm olasılığını % 47,7 oranında azaltmaktadır. Sonuç: Bu çalışmada; aile hekimlerinin oldukça sınırlı bir düzeyde eşgüdüm sağlayabildikleri gösterilmiştir. Annenin çalışmaması, babanın eğitim düzeyinin lise altında olması, aile hekiminin isminin bilinmesi ve aile hekimine başvuru sayısının fazla olması artan eşgüdüm düzeyi ile ilişkilidir. Ayrıca, geliştirilen ölçeğin geçerli ve güvenilir sonuçları bulunduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Birinci basamak sağlık hizmeti; Aile hekimi; Eşgüdüm; Çocuk; Astım; Geçerlilik; Güvenilirlik

Aile hekimliğiAstımDoktorlar+7
Ayşe Nur Usturalı Mut
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite tıp fakültesi hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran hastaların COVİD-19 pandemisi öncesi ve pandemi sürecindeki tanılarının ve demografik özelliklerinin karşılaştırılması

Giriş ve amaç: Koronavirüs-19 hastalığı 2019 yılı aralık ayında Çin'de ortaya çıkmış ardından tüm dünyaya yayılmıştır. Ülkemizde de diğer ülkeler gibi bu küresel salgınla ilgili çeşitli kısıtlamalar ve tedbirler uygulanmıştır. COVID-19 salgınının insanların ruh sağlığına olan etkilerine dair yapılan çalışmalar bazı ruhsal hastalıkların pandemi nedeniyle arttığını ortaya koymuştur. Çalışmamızda COVID-19 pandemisinin ruh sağlığı üzerine etkilerini incelemek için Mersin Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri polikliniğimize pandemi öncesi dönemde başvuran hastaların demografik ve tanısal verileri ile pandemi ilanı sonrasındaki demografik ve tanısal verilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmamızda 1 Mart-1 Temmuz 2019 (pandemi öncesi ), 1 Mart-1 Temmuz 2020 ve 1 Mart-1 Temmuz 2021 (pandemi süreci) tarihleri arasında, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran hastaların otomasyon kayıtları retrospektif olarak değerlendirilmiş olup otomosyon sisteminden ulaşılamayan verilere hastanemizin psikiyatri polikliniği arşivinden hastaların dosyaları taranarak ulaşılmıştır. İstatiksel analizler Statistica v.13.3.1 programı ile yapılmıştır. P<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Pandemi öncesine kıyasla pandemi sürecinde hasta başvuru sayısı belirgin olarak azalmıştır. Pandeminin başladığı 2020 yılında 2021 yılına kıyasla başvuru sayısı daha azdır. Hasta sayısı da pandemi öncesi döneme kıyasla pandemi sürecinde azalmıştır. Tıbbi belge çıkarılması için yapılan başvurular pandemi öncesine göre 2020 yılında azalmıştır fakat 2021 yılında ise diğer iki yıla oranla artmıştır. Hem pandemi öncesinde hem de pandemi sürecinde erkek hastaların sayısı kadın hastalardan anlamlı olarak düşüktür. Yıllar ile hastaların cinsiyetleri arasında anlamlı bir değişiklik tespit edilmemiştir. Hastaların yaş ortalaması pandemi öncesi döneme göre pandemi sürecinde azalmıştır, pandemi öncesine göre 2021 yılındaki yaş ortalamasındaki azalma anlamlı bulunmuştur. Bipolar duygulanım bozukluğu ile obsesif kompulsif bozukluk ve ilişkili bozukluklar tanılarında anlamlı değişiklik izlenmemiştir. Pandemi sürecinde anksiyete bozuklukları tanısının oranı pandemi öncesine göre anlamlı olarak artmıştır. Anksiyete bozuklukları pandeminin ülkemizdeki başlangıcı olan 2020 yılı mart-temmuz aylarına kıyasla 2021 yılının aynı aylarında daha da artış göstermiştir. Pandemi sürecinde depresif bozukluk tanısının oranı pandemi öncesine göre anlamlı olarak azalmıştır. Pandemi sürecinde pandemi öncesine kıyasla nörogelişimsel bozukluk tanısının oranında anlamlı bir artış gözlenmiştir. Şizofreni açılımı kapsamında ve psikozla giden bozuklukların oranı 2021 yılında pandeminin ülkemizdeki ilk başlangıç dönemi olan 2020 yılına göre anlamlı olarak daha düşüktür. Travma ve stresörlerle ilişkili bozuklukların oranının pandemi öncesinde pandemi sürecine göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç ve öneri: COVID-19 pandemisi psikiyatri polikliniğine başvuru ve hasta sayısını azaltmıştır. Bu dönemde pandemi öncesine kıyasla depresif bozukluk, travma ve stresörlerle ilişkili bozukluklar azalmışken anksiyete bozuklukları ve nörogelişimsel bozukluklar artış göstermiştir. Bunun yanında başvuruları ve tanıları hastaların motivasyonları, pandeminin getirdiği hayat koşullarındaki değişiklikler, sokağa çıkma yasakları etkilemiştir. Salgınların insanların psikolojisi ve huzuru üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için yeterince kaynak sağlayıp gerekli tedbirleri almak kritik önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, demografik veri, pandemi, psikolojik etki

COVID 19Demografik özelliklerHastaneler+5
Sibel Alan Nizam
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesine başvuran hastalarda siberkondri ve sağlık okuryazarlığı düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Siberkondri genel olarak "sağlık ve tıbbi web sitelerini ziyaret ederek sağlığının durumu ile ilgili asılsız endişe duymak" olarak tanımlanmaktadır. Sağlık okuryazarlığı ise bireylerin sağlık risklerini azaltmak ve yaşam kalitelerini artırmak için, sağlıkla ilgili bilgi ve kavramları aramaya, anlamaya, değerlendirmeye ve kullanmaya yönelik sahip olduğu beceriler olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada amaç Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesine başvuran hastalarda siberkondri şiddeti ve sağlık okuryazarlığı düzeylerinin belirlenmesi, hastaların sosyodemografik özellikleri ile siberkondri ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin ortaya konmasıdır. Gereç ve yöntem: Bu çalışma 2022-2023 akademik yılları arasında yapılmış tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmaya Meram Tıp Fakültesi Hastanesine herhangi bir nedenle başvurmuş 18-65 yaş aralığındaki 381 hasta dahil edildi. Hastalarla yüz yüze görüşme sağlanarak ve sözlü onamları alınarak anket formları dolduruldu. Anket formu; sosyodemografik bilgi formu, Siberkondri Şiddeti Ölçeği Kısa Formu (SSÖ) ve Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği- Kısa Formu (SOY)'dan oluşmaktaydı. Elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences for Windows) 22 programı kullanılarak analiz edildi. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların %32,54 (n=124)'ü erkek, %53,28 (n=203)'i yüksekokul/üniversite eğitim düzeyinde ve %49,34'ü halen çalışmaktaydı. Hastaların ortalama yaşı ise 32,55±11,0 (min=18 maks=65) yıl idi. Katılımcıların %46,19'u (n=176) hekiminden tetkik istediklerini, %46,71(n=178)'sı COVID-19 nedeniyle internet sağlık araştırmalarının arttırdığını ifade etti. Hastalık ve şikayetleri ile ilgili internette her zaman araştırma yapanların oranı %57,48 (n=219), bazen araştırma yaptığını ifade edenlerinki ise %23,88(n=70) idi. İnternette sağlıkla ilgili edinilen bilgilere güvenmeyenlerin oranı %33,85 (n=129), emin olmayanların da %48,81 (n=186) idi. Hastaların toplam %91,59 (n=349)'u sosyal medya kullanmaktaydı. Eğitim düzeyi ilkokul-ortaokul olanların siberkondri şiddeti, hem lise mezunu olanlardan (p=0,033) hem de eğitim düzeyi yüksekokul-üniversite olanlardan (p=0,010) daha düşük idi. Dahili bölümlere kıyasla cerrahi bir bölüme başvurmuş olanların (p=0,045), hastane ve doktor seçiminde internetten yararlanmayanlara göre yararlananların (p=0,011), şikayetiyle ilgili internette araştırma yapmayanlara göre yapanların (p<0,001), internetteki sağlıkla ilgili bilgilere güvenmeyenlere göre güvenenlerin (p<0,001), hekiminden tetkik istemeyenelere göre isteyenlerin (p=0,010), hekim önerisi dışında ilaç kullanmayanlara göre kullananların (p=0,002), COVID-19'dan etkilenmeyenlere göre etkilenmiş olanların (p<0,001), tanısı konulmamış bir hastalığı olduğunu düşünmeyenlere göre düşünenlerin (p=0,032) siberkondri şiddeti ölçeğinden aldığı puan daha yüksek idi. Sağlık okuryazarlığı ise evli olanlara göre bekar olanlarda (p=0,004), cerrahi bölümler değil de dahili bir bölüme başvurmuş olanlarda (p=0,022), tanısı konulmamış bir hastalığı olduğunu düşünenlere göre olmadığını düşünenlerde (p=0,002) ve genel sağlığını daha iyi tanımlayanlarda (p=0,004) daha yüksek idi. Sağlık okuryazarlığı ile siberkondri şiddeti arasında p=0,001 anlamlılık düzeyinde ve düşük derecede (r=-0,165) negatif bir korelasyon vardı. Sonuç: Sağlık okuryazarlığı ile siberkondri arasındaki negatif ilişki vardır ve bu ilişkinin büyük oranda internetteki bilgi kirliliğinden kaynaklandığını düşünmekteyiz. Sağlık okuryazarlığı genel sağlığını daha iyi tanımlayan ve bir hastalığı olmadığını düşünenlerde daha yüksekti. Ayrıca sağlık okuryazarlığının; siberkondrinin azalmasıyla ve internetin erken kullanılmaya başlanmasıyla artacağı görüldü. Siberkondriyi azaltmanın en iyi yolu ise sağlık okuryazarlığını arttırmak, internet kullanımını azaltmak veya bilinçli kullanımı teşvik etmek, internetin güvenilir bir bilgi kaynağını olmadığını öğrenmek/öğretmek ve hekime olan güveni arttırmaktan geçmektedir. Anahtar kelimeler: Siberkondri, sağlık okuryazarlığı, internet bilgi kirliliği

BilgiBilgi kirliliğiHasta başvurusu+4
Muhammed Tahir Teken
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesi erişkin acil servisine başvuran pansitopenili hastaların etiyolojik, klinik ve hematolojik karakteristikleri

Giriş Pansitopeni, üç periferik kan hücresi serisinde azalma ile karakterize hematolojik bir bozukluktur ve klinik pratikte sık izlenmektedir. Pansitopeni, ilaca bağlı kemik iliği hipoplazisinden ölümcül kemik iliği yetmezliklerine ve lösemilere kadar uzanan birçok ciddi ve hayatı tehdit eden hastalığın bulgusu olarak ortaya çıkabilir. Hematoloji ve patoloji kliniklerine başvuran pansitopeni hastalarının özellikleri daha önce değerlendirilmiştir ancak acil servise başvuran pansitopeni hastaları daha önce değerlendirilmemiştir. Bununla birlikte, acil servisler sıklıkla pansitopeni ile başvuran hastalar için ilk tanı noktası olarak hizmet vermektedir. Çalışmamızın amacı, üçüncü basamak bir hastanenin acil servisine başvuran pansitopeni hastalarının etiyolojik, klinik ve hematolojik özelliklerini değerlendirmektir. Gereç ve yöntem Çalışmaya acil servise pansitopeni ile başvuran 541 hasta retrospektif olarak dahil edildi. Yaş, cinsiyet, eşlik eden hastalık varlığı ve laboratuvar verileri hasta dosyalarından elde edildi. Başvuru semptom ve bulguları, pansitopeni etiyolojisi ve pansitopeni ile ilişkili ilaç öyküsü kaydedildi. Hastaların acil servis sonlanımı servis yatış, taburculuk, yoğun bakım ünitesi yatışı ve exitus olarak değerlendirildi. Hastane içi mortalite oranları değerlendirildi, ilk 7 gün içerisinde kaybedilen olgular erken mortalite şeklinde sınıflandırıldı. Hastaların tanımlayıcı ve klinik özelliklerinin hastane içi erken mortalite ve cinsiyete göre gruplandırılarak karşılaştırılması planlandı. "p" değeri 0.05'in altında olan analizler anlamlı kabul edildi. Bulgular Hastaların yaş ortalaması 63,7 ± 16,0 yıl (20-96 yıl) idi. Erkek/kadın oranı 1,2/1 idi. Hastaların %74,5'inde anemi ile ilişkili semptomlar (halsizlik, çarpıntı, solukluk, baş dönmesi), %36,2'sinde nötropeni (ateş) ile ilişkili ve %19'unda trombositopeni ile ilişkili semptom ve bulgular izlendi. Pansitopeninin en yaygın etiyolojileri sırasıyla hematolojik malignite (%34,9), ilaç hipersensitivitesi (%32,0), enfeksiyon (%14,4), megaloblastik anemi (%8,9), non-malign hematolojik hastalık (%3,7), hipersplenizm (%1,8) ve aplastik anemi (%1,1) ve diğer nedenler (%11,8) idi. Hastaların acil sonlanımı %71,1 'inde servis yatışı, %15,1 'inde taburcu, %11,4'ünde YBÜ yatışı şeklindeydi. İlk 7 günlük hastane erken mortalite oranı %4,5 idi. İlk 7 gün içerisinde kaybedilen ve sağ kalan hastalar arasında demografik özellikler, semptom ve bulgular, laboratuvar sonuçları ve acil servis sonlanımı açısından farklılık yoktu. Enfeksiyona bağlı pansitopeni sıklığı ölen hastalarda daha fazlaydı (p<0.001). Erkek hastaların yaş ortalaması kadınlardan yüksekti (p<0.001). Hematolojik malignitelerin (lenfoma) sıklığı erkeklerde kadınlara göre anlamlı derecede yüksekti (p=0,002). Lenfoma sıklığı (p=0,011) erkeklerde daha yüksek iken, akut lösemi, miyelodisplastik sendrom ve multipl miyelom sıklığında bir fark gözlenmedi. Malign olmayan hematolojik hastalıkların (idiopatik trombositopenik purpura, trombotik trombositopenik purpura) sıklığı kadınlarda daha fazla idi (p=0.030). Bununla birlikte, semptom, bulgular veya acil servis sonuçları açısından cinsiyetler arasında farklılık izlenmedi. Sonuç Acil servise başvuran pansitopenili hastalar farklı demografik, klinik ve etiyolojik özellikler göstermektedir. Çalışmamızda önemli oranı ilk kez acilde tanı alan hematolojik malignite , ilaç hipersensitivitesi , enfeksiyon etiyolojik sebepler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Hastaların önemli oranı ileri tetkik ve tedavi için diğer servislere yatırılmaktadır. Pansitopeni ile ilişkili bu özelliklerin bilinmesi erken tanı ve tedaviye olanak sağlayarak hastaların prognozlarının geliştirilmesine yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Pansitopeni, Acil servis, Etiyolojik, Klinik, Hematolojik özellikler

Acil servis-hastaneAcil tıpEtyoloji+4
Derviş Kurnaz
Necmettin Erbakan University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde çalışan onkoloji hemşirelerine web tabanlı verilen kan ve kan ürünleri transfüzyonu, transfüzyon komplikasyonları ile izlemi eğitimi etkinliğinin değerlendirilmesi

İki gruplu ön test- son test desenli yarı deneysel çalışmanın amacı bir üniversite hastanesinde çalışan onkoloji hemşirelerine web tabanlı verilen kan ve kan ürünleri transfüzyonu, komplikasyonları ile izlemi eğitimi etkinliğinin değerlendirilmesidir. Araştırma Koç Üniversitesi Hastanesi'nin onkoloji servisinde çalışan 44 girişim, 29 kontrol grubunda olmak üzere toplam 73 hemşire ile Mart-Mayıs 2023 tarihleri arasında yazılı ve sözlü onam alındıktan sonra gerçekleştirildi. Girişim grubundaki hemşirelere kan ürünleri, transfüzyonu, komplikasyonları izlemine yönelik web tabanlı eğitim verildi. Kontrol grubundaki hemşirelere eğitim verilmeyip, klinikteki eğitim materyallerini okumaları istendi. Veriler kişisel bilgi formu ve literatür doğrultusunda hazırlanan kan ürünleri, transfüzyonu izlemini içeren Bilgi Formu ile toplandı. Çalışmada eğitim öncesi girişim grubundaki hemşirelerin kan ürünleri, transfüzyonu, komplikasyonları ile izleme yönelik bilgi toplam puan ortalaması 4,75±9,53 iken, eğitimden sonraki ikinci hafta 21,16±8,35, dördüncü hafta 24,75±6,89 ve üçüncü ay 27,57 ± 6,33 olarak arttı. Kontrol grubunun eğitim öncesi bilgi puan ortalaması 3,9 ± 8,05 iken, tekrarlı ölçümlerde ikinci hafta, dördüncü hafta ve üçüncü ay bilgi puan ortalamasının arttığı belirlendi. Girişim- kontrol grubu arasında bilgi puan ortalaması açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,00). Sonuçta web temelli eğitim verilen hemşirelerin toplam bilgi puan ortalamaların yükselttiği görüldü. Onkoloji hemşirelerine kan ürünleri, transfüzyonu, komplikasyonları izlemine yönelik geleneksel eğitim materyalleri yanında web temelli eğitimler yapılması, eğitimlerin etkinliğinin üç aydan uzun süre değerlendirilmesi önerilmektedir.

HastanelerHastaneler-üniversiteHemşireler+7
Pınar Uzun
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

KTÜ Farabi Hastanesi Kardiyovasküler Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesinde uzayan yatıştaki hastaların kuruma maliyetinin belirlenmesi

Sağlık sistemi ve ekonomik sistem birbiriyle yakından ilgilidir. Küreselleşmenin sonucunda iktisadi alanda gerçekleşen değişme ve gelişmelerden sağlık sektörü de etkilenmiştir. Bu nedenle ekonomik ve sosyal hayatta yaşanan tüm olaylar sağlık sistemini yakından etkilemektedir. Hastane işletmeleri sağlık hizmetlerinin sunumunda, toplumun bedenen-ruhen sağlıklı olmasına ve sağlıklı bir yaşam sürmede önemli görevleri olan hizmet işletmeleridir. Sağlık hizmetlerinin sunumunda kıt kaynakların en etkin ve verimli şekilde kullanılması açısından sağlık hizmetlerine ayrılan sınırlı kaynakların optimal şekilde değerlendirilmesi ve üretimde etkinliğin sağlanması noktasında sağlık kurumlarının bir işletme olarak algılanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle maliyet bilgileri; hastane işletmelerinde kaynakların en verimli şekilde değerlendirilmesini ve yöneticilerin karar alma mekanizmalarını en doğru şekilde kullanmasını sağlar. Bu çalışmada, Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Kardiyovasküler Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesinde 2012, 2013, 2014 yıllarında uzayan yatış hastalarının, hastaneye olan maliyetlerinin analiz edilerek belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma sonucunda, uzayan yatış hastalarının maliyetlerinin incelenerek; hastanenin yapısı ve işleyişinin anlaşılmasında etkili olabilecek bilgi kaynakları elde edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Hastane İşletmesi, Maliyet Kontrolü, Uzayan Yatış

Hastane işletmeleriHastanelerHastaneler-üniversite+5
Melek Üçüncüoğlu
Avrasya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi'nde yatarak tedavi gören mental retardasyonlu (MR) çocukların maliyet analizi

Bu çalışma Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesinde Yatarak Tedavi Gören Mental Retardasyonlu Çocukların Hastaneye Maliyetini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırma 01.01.2014 -30.05.2014 tarihleri arasında KTÜ Farabi Hastanesi'nde yatarak tedavi gören 4-18 yaş arası 40 hasta (10 kız 30 erkek) ile yapıldı. Veriler bu hastaların dosyalarından ve 01.06.3013 - 30.05.2014 tarihleri arasında kurumun bir yıllık fatura bilgilerinden elde edildi. Hastaların %25'i kız, %75'i erkektir. Hastaların %47.5'i köyde yaşamakta, %65'inin sosyal güvencesi SSK, %57.5'inin geliri 900 TL'nin altındadır. Annelerin %45'inin hamilelik yaşı 29'dan küçüktür. Aile'lerin %35'inde 1.derece akraba evliliği bulunduğu görülmektedir. Hastaların %55'i hipoksik doğum yaşamış, %70'i ise epilepsi-konvülsiyon geçirdiği görülmüştür. Hastaların %45'inin ağır MR hastası olduğu ve en sık %35 oranında alt solunum yolu enfeksiyonu (ASYE) ile hastaneye başvurduğu ortaya konmuştur. Çok ağır MR grubunda olan hastalar hastanede bir yılda ortalama 121.5 gün tedavi görmüş ve hastalara uygulanan tedavinin toplam maliyeti ortalama 67259,60 TL olduğu anlaşılmıştır. Bu çalışma sonucunda MR'li çocukların ve bu hastalığa ek enfeksiyon (ASYE, bronşit-astım, epilepsi-konvülsiyon, malnütrisyon, üriner sistem enfeksiyonu vb.) gibi nedenlerle hastanede yattıklarını, bunların da tedavi ve bakım maliyetlerini önemli oranda artırdığı ortaya konmuştur.

HastanelerHastaneler-üniversiteHastaneye yatırma+5
Zehra İnce
Avrasya University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesindeki pediatri bölümü hemşirelerinin tolerans düzeyini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Hemşireler, sürekli iş yükünün yoğunluğu, ağır ve ölümcül hastalara bakım verme, gerektiğinde hasta ve yakınlarına duygusal destekte bulunma gibi stres yaratan deneyimler ile hep iç içedirler. Bu yüzden hemşirelerin tolerans düzeyleri, hastanelerde sağlık problemleri sebebi ile tedavi gören hastaların genel memnuniyeti açısından son derece önemlidir. Özellikle hemşirelerin hastalara karşı davranışlarını belirleyen etmenlerin başında, tolerans düzeyleri gelmektedir. Bu araştırma, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Pediatri bölümünde görev yapan hemşirelerin tolerans düzeylerini etkileyen demografik faktörleri belirlemek amacıyla, kesitsel, tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada, 2 Ocak – 27 Şubat 2020 tarihleri arasında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Pediatri bölümünde araştırmayı kabul eden ve çalışmanın kriterlerine uyan toplam 257 kişi üzerinden veriler elde edilmiştir. Araştırmaya ait verilerin değerlendirilmesinde lisanslı SPSS (IBM SPSS for Windows, ver.21) programı kullanılmıştır. İstatistiksel analiz tekniklerinden frekans analizi, güvenilirlik analizi, Mann-Whitney U testi, Kruskall Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, gelir seviyesi göreceli olarak yüksek olan hemşirelerin daha fazla tolerans düzeyine sahip olduğu tespit edilmiştir. 7000 TL ve üzeri aylık gelire sahip olan hemşirelerin 5501TL - 7000TL arası gelire sahip olan hemşirelere göre tolerans düzeyleri anlamlı ölçüde daha yüksektir. Ayrıca bu çalışma hemşirelerin çalışma süresi arttıkça tolerans düzeyinin arttığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Uygulanan diğer test sonuçlarında ise tolerans puanları için istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamaktadır (p>0.05). Araştırma sonuçlarına göre, çocuk hastanesi bölümlerindeki olumsuz çalışma koşullarının toleranssızlığa ve tükenmişliğe yol açmasını önlemek için çocuk hastanesi birimlerindeki hemşirelerin iş doyumlarını artırıcı çalışmalar yapılması önerilmektedir.

Hastaneler-üniversiteHemşirelerHemşirelik+6
Bülent Burak Keçeli
Avrasya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde genel dahiliye polikliniklerine başvuranların su tüketim tercihleri ve su içme davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırma Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Dahiliye Poliklinikleri'ne başvuran, Ankara'da ikamet eden kişilerin su tüketim tercihlerini, su içme davranışlarını ve bunları etkileyen faktörleri, şebeke suyu hakkında düşüncelerini ve daha tercih edilebilir olması için önerilerini tanımlamayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tipte olup Ekim 2022-Ocak 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Evreni Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi Genel Dahiliye Poliklinikleri'ne başvuran Ankara'da ikamet eden kişiler oluşturmuştur. Minimum örneklem hacmi 231 olarak hesaplanmıştır, ancak 300 kişiye ulaşılması hedeflenmiş ve bu sayıya ulaşılmıştır (%100). Veriler poliklinik bekleme alanında gözlem altında toplam 59 sorudan oluşan ve üç soruluk Birinci Basamak için Fiziksel Aktivite Anketi (BBFAA)'ni de içeren bir soru formu uygulanarak toplanmıştır. Araştırma için Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İnsan Araştırmaları Etik Kurulu'ndan onay ve diğer gerekli izinler alınmıştır. Verilerin analizinde SPSS 25.0 paket programı kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler ortalama, standart sapma, ortanca, en küçük ve en büyük değer; frekans ve yüzdeler şeklinde hesaplanmıştır. İstatistiksel analizlerde Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis, Ki-Kare testleri, İkili ve Çok Değişkenli Lojistik Regresyon analizleri uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 300 kişinin yaş ortalamaları 41,85±14,01, %51,7'si kadın, %63,6'sı evli ve %39'u yüksekokul ya da üniversite mezunudur. Katılımcılardan %70,7'si çalışmakta olup %12,7'si sağlık çalışanıdır. Katılımcıların %17,4'ü ekonomik durumunu kötü ya da çok kötü olarak değerlendirmektedir. Hanede yaşayan ortalama kişi sayısı 3,0±1,35'tir. Katılımcıların aldığı BBFAA puanlarına göre %39,7'sinin "Hareketsiz" grupta olduğu görülmektedir. Katılımcıların %39'u sigara, %18,7'si alkol kullanmaktadır. Katılımcılardan %46'sı kronik hastalığı olduğunu belirtmektedir. Evde şebeke suyu kullanımı %13'tür. En sık içme suyu tüketim tercihi ise %67 ile ambalajlı su olarak görülmektedir. Ev dışında ise ambalajlı su tüketim sıklığı %94,3'tür. Kişi başı ortalama şebeke suyu dışı aylık su gideri 63,06±39,83TL olarak hesaplanmıştır. Son bir yıl içinde katılımcıların %15,3'ü su tüketim tercihini değiştirmiş olup değiştirenlerin %39'u eski kaynağın maddi yükünü neden olarak göstermiştir. Evde içme suyu tüketim tercihi erkeklerde (p=0,007), 50-59 yaş grubunda (p=0,003), ortaokul ve altı eğitim düzeyinde (p=0,028) diğer gruplara göre anlamlı düzeyde daha sık şebeke suyu tercih edilmesi şeklindedir. Hanede yaşayan kişi sayısı 4 ve üzeri olan grupta arıtma cihazı tercihi daha sık görülmüştür (p=0,003). Son bir yıl içerisinde kullandığı markayı değiştirme sıklığı ambalajlı su kullananlarda arıtma cihazı kullananlara göre (p=0,004), ayrıca ekonomik durumunu kötü ya da çok kötü olarak tanımlayan kişilerde orta ve daha iyi olarak tanımlayanlara göre daha sık görülmüştür (p=0,038). Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde, içme suyu tercihleri ele alındığında cinsiyet, yaş grupları, eğitim düzeyleri, hanede yaşayan kişi sayısı ve ekonomik durum ile çeşitli ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). Yetersiz sıvı tüketim durumu 50-59 yaş ve 60 yaş ve üzeri olanlarda (p=0,002), eğitim düzeyi ortaokul ve altı olanlarda (p=0,004), çalışmayanlarda (p=0,001) ve sağlık çalışanı olmayanlarda (p=0,008), daha hareketsiz olanlarda (p<0,001), kronik hastalık varlığında (p=0,008) ve hipertansiyon varlığında (p=0,001) diğer gruplara göre daha sıktır. İş yerinde yeterli su tüketememe durumu ise sağlık çalışanı olanlarda diğer gruplara göre daha sık rastlanmıştır (p=0,009). İkili lojistik regresyon analizinde hareketli kişilerin hareketsiz kişilere göre yeterli sıvı tüketimi sıklığı 5 kat daha yüksektir (%95 GA 1,541-16,009, p=0,007). Sonuç: Bu çalışmada katılımcıların büyük çoğunluğunun evde ve ev dışında ambalajlı su tercih ettiği görülmüştür. Ambalajlı su kullanan katılımcılar maddi nedenlerden ötürü daha uygun fiyatlı suları tercih etmektedirler. Kadın cinsiyet, yüksek eğitim düzeyi, genç yaşta olmak şebeke suyunu tercih etmeme yönünde etkili bulunmuştur. Sağlık çalışanı olmak iş yerinde yeterli su tüketememe yönünde etkili bulunsa da günlük yeterli sıvı tüketimi açısından diğer çalışanlara göre daha iyi durumdadır. Düşük eğitim düzeyi, ileri yaş, çalışmıyor olmak, hipertansiyon varlığı ve hareketsiz olmak yetersiz sıvı alımı yönünde ilişkilidir. Maddi yükü ve gerek bireysel sağlık gerekse çevre sağlığı açısından getirdiği riskler nedeniyle şebeke suyu dışı su kaynaklarına duyulan ihtiyacın ortadan kaldırılması ve şebeke suyunun teşvik edilmesi önerilmektedir. Sağlıklı yaşam için topluma yönelik eğitimlerde yeterli sıvı tüketimi önerilmelidir ve buna olanak sağlanmalıdır. Toplumun su tüketim tercihleri incelenmeye devam edilmeli, şebeke suyu yeterli miktarda sağlıklı ve temiz içme suyuna erişime tek başına yetmesi hedefiyle belediyeler ve ilgili bakanlıklarca gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Su tüketim tercihi, su içme davranışı, şebeke suyu, ambalajlı su, evsel su arıtma cihazı

DavranışHastanelerHastaneler-üniversite+6
Hikmet Emin Yorulmaz
Ankara University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin pulse oksimetre kullanımı konusunda bilgi ve davranışlarının değerlendirilmesi

Araştırma bir üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin pulse oksimetre kullanımı konusundaki bilgi ve davranışlarını değerlendirmek amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi'nde çalışan hemşireler (N=599) oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş, evrende yer alan hemşirelerin tümü araştırma kapsamına alınmış ancak araştırmayı kabul eden 393 hemşire araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada veriler, hemşirelerin tanıtıcı özellikler formu ve pulse oksimetre kullanımları konusunda bilgi ve davranışlarını değerlendirebilmek amacıyla literatür doğrultusunda geliştirilen anket formu ile toplanmıştır. Hemşirelerin, pulse oksimetre kullanımı ve pulse oksimetre ölçüm güvenirliğini etkileyen toplam 28 önermeye verdikleri cevaplar, 28 puan üzerinden değerlendirilmiş ve bilgi puan ortalamaları hesaplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzdelik hesaplama, ortalama ölçüleri, Mann Whitney U testi, ikili karşılaştırmalar için Kruskal Wallis ve Siegel Castellan testi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre hemşirelerin "Pulse Oksimetre Bilgi Puanı" ortalamalarının X= 15.06±6.0 (min:0, mak:26) olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan hemşirelerden hemşirelikte lisans eğitimi alan, çalışma süresi 6-10 yıl arasında olan, çalıştığı birimde pulse oksimetre kullanan ve kritik birimlerde çalışan hemşirelerin bilgi düzeylerinin diğerlerinden anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Ayrıca pulse oksimetre kullanımına yönelik davranış sıklıkları ile bilgi puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Araştırmaya katılan hemşirelerin en fazla acil müdahale gerektiren durumlarda (%43.3) pulse oksimetre kullandıkları ve pulse oksimetre ile ölçüm yapılan vücut bölgeleri arasında çoğunlukla el parmağından (%73.4) ölçüm yaptıkları belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda gerekli önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bilgi düzeyi, hemşirelik, pulse oksimetre.

Hastane hemşireleriHastanelerHastaneler-üniversite+5
Emine Pınar Martlı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2015
00

Related subjects