Conservatism
104 theses under this subject heading
Soğuk Savaş Dönemi'nde Türk muhafazakarlığının batı algısı
Bu tezin amacı, Türkiye'de popülaritesi yüksek olan, milliyetçilik, İslamcılık ideolojileriyle de yakın ilişkisi nedeniyle karmaşık bir düşünce olan Türk muhafazakârlığının, Soğuk Savaş Dönemi'ndeki Batı algısını incelemektir. Bunun için ilk bölümde, Batı muhafazakârlığının doğuşu, gelişimi ve özellikleriyle birlikte incelenmiştir. İkinci bölümde, Türk muhafazakârlığının özellikleri ve Osmanlı Devleti'nden erken Cumhuriyet Dönemi'ne kadar ki gelişimine bakılmıştır. Üçüncü bölümde, Soğuk Savaş Dönemi'nde Türk muhafazakâr düşün adamlarının (Peyami Safa, Cemil Meriç, Necip Fazıl, Nurettin Topçu) Batı algısı incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise, bu dönemde siyasette aktif olarak yer alan, muhafazakâr Türk siyaset adamlarının (Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş) görüşlerine başvurulmuştur. Batı'nın tekniğine karşı olumlu tavır alan Türk muhafazakârları, Batı'nın kültürüne karşı çıkmışlar; teknik alanda Batı'dan yararlanılmasını savunurlarken; kültür alanında Batı değerlerine karşı çıkmışlardır. Bununla birlikte Soğuk Savaş Dönemi'nde komünizm ve SSCB tehdidinin etkisiyle Batı ile siyasal ve askeri ittifaklara da genelde sıcak bakmışlardır.
Muhafazakar basında Hegemonya uğrakları: 12 eylül 2010 referandumu ve yeni anayasa tartışmaları
Muhafazakârlık üzerine tartışmalar Cumhuriyetin kuruluşundan beri yapılmaktadır. Kendini muhafazakâr demokrat bir parti olarak tanımlayan AKP'nin 2002 yılında iktidara gelmesiyle beraber sosyal bilimlere ait disiplinlerde bir araştırma nesnesi olarak muhafazakârlığa olan ilgi artmıştır. Bu çalışma muhafazakâr söylemin muhafazakâr gazetelerin köşe yazarlarınca nasıl kurulduğuna odaklanmıştır. Bunu yaparken Laclau ve Mouffe'un Gramsci'nin hegemonya kavramını radikalleştirerek kullandıkları ve ucu açık bir süreç olarak ele aldıkları şekliyle hegemonya kavramını kullanmıştır. Muhafazakâr hegemonya bir oluş ve eklemlenme ilişkileri pratiği içinde ele alınıştır. Çalışma bu yönüyle muhafazakâr hegemonyaya alternatif bir bakış açısı geliştirmeye çalışmıştır. Çalışma iki temel uğrak üzerinden yapılandırılmıştır. İlkin, muhafazakâr hegemonyanın bütünüyle tesis edildiği bir tarihsel moment olan 12 Eylül 2010 Referandumu incelenmiştir. 1 Eylül ve 20 Eylül 2010 tarihleri arasında Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinin köşe yazarları incelenmiştir. İkinci bir tarihsel uğrak olarak da muhafazakâr hegemonyanın bir dizi tarihsel olayla kırılganlaştığı bir dönem olarak yeni anayasa yapım çalışmaları ele alınmıştır. Yeni anayasa yapım çalışmalarının sürdürüldüğü 20 Ekim 2011 ile 26 Aralık 2013 tarihleri Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinde çıkan köşe yazıları Laclau ve Mouffe'un söylem kuramlarından yararlanarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda özellikle 12 Eylül Referandumu sırasında biri sivil İslam geleneğinden gelen Zaman gazetesi, diğeri siyasal İslam geleneğinden gelen Yeni Şafak gazetesi köşe yazarlarının yazıları arasında tam bir koşutluk ve fikir birliği olduğu görülmüştür. İki yıl süren yeni anayasa çalışmaları sırasında ise bu fikir birliğinin özellikle başkanlık sistemi teması çerçevesinde ayrışmaya başladığı gözlenmiştir. Bu durum da muhafazakâr hegemonyanın ucu açık bir süreç olarak farklı eklemlenme ilişkilerine olanak sağlayacak bir biçimde işlediğini kapalı ve sonsuz bir sistem olmadığını göstermektedir.
Yeni muhafazakâr orta sınıf, din ve gündelik hayat: Kayseri MÜSİAD örneği
Din olgusunun sosyal yansımalarıyla ele alınması toplumun sosyal ve kültürel yapısının anlaşılabilmesi için bir gerekliliktir. Bu olgunun ve ilişkili olduğu yapıların ekonomi alanıyla kesiştiği noktalar da ele alınmaya değer özel bir çalışma alanı sunmaktadır. Bu doğrultuda bu çalışma "Yeni Muhafazakâr Orta Sınıf" kavramsallaştırmasıyla ele aldığımız dindar sermaye sahiplerinin gündelik pratiklerinde ve ekonomik tutumlarında inandıkları ilkelerin ve piyasa şartlarının ne ölçüde etkin olduğuna odaklanmaktadır. Bu aktörlerin bulundukları konumun daha iyi anlaşılabilmesi için Weber'in ekonomi ve din ilişkisine dair yaptığı belirlemeler, bu belirlemelere –özellikle Ülgener tarafından- yöneltilen eleştiriler ve İslâmi ilkelere göre organize edilen ekonomik yaklaşımların ortaya çıkış süreçleri ele alınmaktadır. Bu hat izlenerek Anadolu sermayesinin Türkiye'deki etkinliği ve MÜSİAD'ın bu süreçte üstlendiği rol üzerinde durulmaktadır. Dindar sermaye sahiplerinin söz sahibi olmak istedikleri alanlara nasıl dâhil oldukları, bu süreçte alanları nasıl dönüştürdükleri ve kendilerinin nasıl dönüşümler yaşadıkları MÜSİAD Kayseri Şubesi örneği üzerinden Bourdieu'nün kavramlarıyla ele alınmaktadır. Anahtar Sözcükler: Yeni Muhafazâkar Orta Sınıf, Din, Gündelik Hayat, Ekonomi,Kayseri, MÜSİAD, Pierre Bourdieu
Muhafazakarlık ve reklamlar: Muhafazakar tutumların reklam kodaçımlama ve reklamlara yönelik tutumlar üzerindeki etkileri
Günümüz Türkiye'sinde sıklıkla tartışılan bir kavram haline gelen muhafazakarlık konusunda iki ana yaklaşım vardır. Bunlardan ilki muhafazakarlığı siyasi bir ideoloji olarak görürken diğeri onu kişisel bir eğilim, bir tutum olarak ele almaktadır. Diğer tüm tutumlar gibi muhafazakar tutumlar da bireyin davranışlarını yönlendiren unsurlardan biridir. Bu araştırma kapsamında muhafazakarlık, tutum olarak ele alınmış ve kişilerin sahip olduğu muhafazakar tutumların reklam kodaçımlamalarında ve reklama yönelik tutumlar üzerinde belirleyici olup olmadığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda karma bir yöntem benimsenerek araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamada, reklam kodaçımlamaları katılımcıların muhafazakarlık düzeyine göre ele alınmış ve bu doğrultuda otuz kişi ile yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiş; ikinci aşamada ise iki yüz elli kişiye anket uygulanarak muhafazakarlık düzeyi ile reklamlara, reklamcılığa yönelik genel tutumlar ve maruz kalınan belirli bir reklama yönelik tutumlar arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma sonuçları aynı reklamı izleyen katılımcılar arasında muhafazakarlık düzeylerine göre farklı anlamlandırmaların yapılabildiğini ve muhafazakarlık düzeyi arttıkça reklama ve reklamcılığa yönelik tutumların olumlu yönde değiştiğini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Muhafazakar tutumlar, muhafazakarlık, alımlama kuramı,reklamlar, reklamcılığa yönelik tutumlar
Ekolojik muhafazârlığın imkân ve sınırlılıkları üzerine bir değerlendirme
Ekolojik muhafazakârlık; çevre sorunlarına alternatif çözüm niteliği taşıyan felsefi bir görüş olarak ortaya çıkmıştır. Modernizm ile birlikte insan ve doğa arasındaki etkileşim sonucu çevresel tahribatlar artış göstermiştir. Çevre sorunlarına kayıtsız kalamayan ideolojilerden bir tanesi de muhafazakârlık olmuştur. Moderniteyle birlikte gelen yeniliklere karşı eleştirel tutum, muhafazakârlık ve ekolojiyi aynı paydada birleştirmiştir. Çalışmada "Ekoloji" bilimi tanımlanacak; ekolojinin içerisinde barındırdığı değerler göz önünde bulundurularak farklı ekolojist yaklaşımlar; Derin Ekoloji, Sosyal Ekoloji, Maneviyatçı/Dinsel Ekoloji açıklanacak ve bu sebeple ekolojinin sadece doğa (fen) bilimleri kapsamında değerlendirilmeyip sosyal bilimlerin de bir parçası olduğu kanısına ulaşılacaktır. "Ekoloji" ile "Yeşil Düşünce" arasındaki düşünsel farklılıklar açıklanarak Siyaset Bilimi literatüründeki tarihsel süreç incelenecektir. Ekoloji biliminin, sosyal bilimler içerisinde yer almasıyla birlikte Siyaset Biliminin de araştırma konusu oluşturmuştur. Bu yeni ideolojik oluşum "Ekolojik Muhafazakârlık" olarak literatürde yerini almıştır. Modern dünyanın düşünsel eylemleri sonucunda ortaya çıkan çağdaş siyasal bir ideoloji olan muhafazakarlık; yeniliklere mesafeli bir duruş sergilemekte olup aynı zamanda değişen ve dönüşen değerlere karşı da tedbirli davranılmasına yönelik vurgu yapmaktadır. Ekoloji biliminde modernitenin getirmiş olduğu yeniliklere eleştirel yaklaşılması, muhafazakâr ideoloji ile ekoloji bilimini ortak paydada birleştirmiştir. Bu çalışmada; literatürde yeni bir ideolojik oluşum olan "Ekolojik Muhafazakârlık" konusu, imkân ve sınırlılıklarıyla birlikte açıklanacaktır. Ekolojik Muhafazakârlığın İmkân ve Sınırlılıkları adlı çalışmada tanımlayıcı ve açıklayıcı anlatım yöntemleri kullanılacaktır. Ekolojik Muhafazakârlık; ideoloji ve çevrenin birleşimiyle interdisipliner bir araştırma konusunu oluşturmaktadır. Ekolojik Muhafazakârlığı, çevre sorunlarına alternatif çözüm sunan yeni bir ideolojik oluşum olarak değerlendirmek mümkün olacaktır. Yönetimde Muhafazakâr ideolojinin etkili olduğu İngiltere ve Türkiye'de, çevre politikaları ve çevre çalışmalarında teori ve pratik arasında farklılıklar bulunmaktadır. Teori ve pratik arasındaki bu farklılıklar, yeni ideolojik oluşumun sınırlılıkları kapsamında değerlendirilecektir. Muhafazakâr politikada çevre çalışmaları, günümüz çevre sorunlarının ekolojik bir kriz haline dönüşmesi, ekolojik muhafazakârlığın teori ve pratik arasındaki farklılıktan kaynaklandığını sonucuna ulaşılması yanlış bir tutum olmayacaktır. "Ekolojik Muhafazakârlığın İmkân ve Sınırlılıkları Üzerine Bir Değerlendirme" adlı çalışma, bugünün ve gelecekte yaşanması kaçınılmaz olan çevre sorunlarına alternatif bir çözüm niteliği taşıyan yeni bir ideolojik oluşumun tohumlarından oluşmaktadır. Dün, bugün ve yarının en büyük sorunlarının başında yer alan çevre sorunlarına ideolojiler de kayıtsız kalamamıştır. Muhafazakârlık, modern bir ideoloji olması yönünden bugünün yönetim biçimlerinde de etkili olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Muhafazakâr politikanın hâkim olduğu ülkelerde yapılan çevre çalışmalarının yetersiz kalması, çalışmanın merkezini oluşturmaktadır. Teori ve pratik arasındaki çelişkilere çözüm arayışları; ekolojik muhafazakârlığın başarılı bir düşünsel eylem haline dönüşmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Ekoloji, Muhafazakârlık, Çevre Sorunları, Ekolojik Muhafazakârlık
Türkiye'de siyasal İslamcılık, kimlik siyaseti ve muhafazakar demokrasinin toplumsal temelleri: AKP Hükümeti ve kimlik politikalarının değerlendirilmesi
Kimlik, yirminci yüzyılın son çeyreğinden beri sıklıkla tartışılan önemli konulardan biridir. Kimliğin diğer alanlardan ziyade siyasal alanda görünürlüğünü arttırması, kimlik siyaseti denilen bir olguyu ortaya çıkarmış. Böylelikle sınıf siyasetine dayanan bir siyasal anlayıştan kimlik siyasetine dayanan bir siyaset anlayışına geçilmiştir. Türkiye'de kimlik siyasetinin ciddi bir sorun olarak algılanması 1980'li yıllara denk gelmiş ve bu olgu, dinsel bağlamda ortaya çıkan "İslamcı kimlik siyaseti" başlığı altında siyasal tartışma alanını kimlikler alanına hapsetmiştir. Kimlik siyasetinde, "farklılık" üzerine yapılan vurgu, kimlik siyaseti olgusunun daha da pekişmesine yol açmıştır. Bunun yanı sıra dini kimliği ön plana çıkaran İslamcı siyaset, toplumsal ve siyasal bütünleşmeyi de zorlamaya başlamıştır.Osmanlı Devleti ile başlayan dinsel kimlik siyaseti, Milli Görüş Hareketi ve sonrasında, her ne kadar 28 Şubat süreciyle (1997) kesintiye uğrasa da, AKP'nin 2002'de elde etmiş olduğu oy oranıyla farklı boyutlara ulaşmıştır. Kendisini "muhafazakar demokrat" olarak ilan eden AKP, dinsel sembolizmi açıktan, kabaca kullanmaktan kaçınmış ve kendisini demokrat sıfatı ile ön plana çıkarmıştır. Bu çalışmada, 1980 sonrası Türkiye'de daha da belirginlik kazanan kimlik siyaseti ve Siyasal İslam meselelerinin toplumsal temellerini tartışmak ve Siyasal İslam'ın git gide azaldığı yönündeki düşüncelere karşı olarak aslında Siyasal İslam'daki artışını ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Bunu yaparken de 2002'den bu yana kendisini muhafazakar demokrat olarak tanımlayarak diğer İslamcı partilerden farklılığını öne süren AK Parti'nin siyasal arenada nerede durduğu ve seçmenleri tarafından nasıl algılanıp değerlendirildiği ve ayrıca günümüzde gelinen nokta da ortaya konmaya çalışılacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Siyasal İslam, Kimlik siyaseti, Muhafazakar demokrasi, farklılık, AKP.
1980 sonrası Türkiye'de İslamcılık
İslamcılık düşüncesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun Batı karşısında gerilemeye başladığı bir dönemde, imparatorluğu yeniden eski gücüne kavuşturmak ve Müslümanlara yeniden eski dinamizmini kazandırmak için geliştirilmiş bir düşünce hareketidir. Bu düşünce hareketi, ana referans kaynağı olarak İslam'ı kabul etmektedir. Modern dönemde ortaya çıkmış olan İslamcılık düşüncesi, İslam'ı ana referans kaynağı olarak kabul etmiş; fakat modern düşünceden etkilenmesiyle yeni bir dini yorumu da beraberinde getirmiştir. İslam dinine yeni bir yorum getiren İslamcılık düşüncesi, Türk siyasal hayatı içinde kendisine yer açma çabası içine girmiş ve bunu büyük ölçüde başarmış bir harekettir. Bu çalışma, Türkiye İslamcılığının 1980 sonrası ve günümüze kadar gelen siyasal alan içindeki yerini incelemektedir. 1970 sonrasında Milli Görüş Hareketi ile birlikte siyasal alanda önemli bir ivme kazanan İslamcılık, erken gelen askeri darbe ile birlikte bir sarsılma sürecine girmiştir. 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı siyasal boşluğu, Anavatan Partisi ile Özal doldurmuştur. Özal'ın uyguladığı liberal-muhafazakâr politikalar ve Türk-İslam sentezi düşüncesi, İslami kesim üzerinde bir değişim ve dönüşüm yaratmıştır. Bu süreçte İslamcılığın önü kısmen de olsa açılmıştır. Bu süreçte bazı İslamcı gruplar milliyetçi refleksler göstererek sisteme eklemlenirken; bazı İslamcı gruplar ise, İran'dan gelen bir İslamcı dalga ile yeni arayışlar içine girmiştir. Bir kitle partisi olma yolunda önemli adımlar atan Refah Partisi, bu İslamcı grupları kendisine takviye ederek sistemin merkezine taşıma çabası içine girmiştir. Ancak 28 Şubat post-modern darbesi, İslamcıların Özal ve Erbakan ile elde ettikleri kazanımları yok ederken diğer yandan da kısmen de olsa oluşan İslamcı bilinci akamete uğratmıştır. Akamete uğrayan bu yaralı bilinç, daha sonraki dönemlerde bir melezleşme ve sekülerleşme sürecini de beraberinde getirmiştir. AK Parti iktidarı döneminde İslamcılarda meydana gelen bu melezleşme ve sekülerleşme durumu, İslamcıların bir "rahatlama" ve "sığınma" arayışı olduğunu söyleyebiliriz. AK Parti iktidarı ile yeni bir evrilme sürecine giren İslamcılık, sistemin merkezine taşınmak suretiyle devlet ile bütünleşmiştir. İslamcılık devlet ile bütünleşirken; İslamcılar ise, devlet kadrolarında kendilerine yer bulma arayışına girmiştir. Özellikle son dönemlerde aktüel bir tartışmaya dönüşen İslamcılık düşüncesi; Türkiye İslamcılığını ve onun durduğu yeri anlama çabası olduğunu ifade edebiliriz. Anahtar Kelimeler: İslamcılık, Liberal-muhafazakârlık, Milliyetçilik, Değişim, Sekülerleşme
Hume ve Tocqueville üzerinden Liberal-muhafazakâr zihniyeti incelemek
Düşünce biçimleri arasında yapılan katı ayrımlar total ve kategorik bir aynılık ima eder, yani bir ideolojiyi ve ardından o ideolojiyi temsil eden düşünürü tanımlar. Fakat tek tip bir kategorileştirme ve tanımlama olarak ideolojiler yapay ve sınırlandırıcı ayrımlara dayanırlar. Bu tezde felsefe yapan bir düşünürün belli bir ideolojik kategoriye kapatılamayacağı çünkü bu ideolojinin söz konusu filozofun sadece kısmi bir yanı olup tözsel yanı olmadığı görüşünü temel alarak liberal-muhafazakâr düşünce Hume ve Tocqueville üzerinden okunmaktadır. Diğer bir deyişle filozof felsefe yapan kişidir bir ideolog değildir, bir ideolog ile bir filozof arasında kapatılamaz bir boşluk vardır. Liberal-Muhafazakâr düşünceyi ele alan bu çalışma, liberal-muhafazakâr düşüncenin bir ideoloji olarak okunmasından daha fazla bir zihniyet olarak okunmasını hedeflemektedir. Bundan dolayı, liberal-muhafazakâr zihniyeti tahayyül etmeye çalışmak, her şeyden evvel katı ayrımlara dayalı ideolojik formasyonun sınırlarının ötesinde bir yorumu vurgulamaktadır. Liberal-Muhafazakâr zihniyetin değerlendirilmesinde ele alınacak olan iki düşünür David Hume(1711-1776) ve Alexis de Tocqueville (1805-1859)'dir. Hume ve Tocqueville'in düşüncelerinde, liberal-muhafazakâr zihniyetin siyasal boyutları ve düşüncelerinin felsefi yanları ele alınarak, bir liberal veya muhafazakâr ideolojinin bu kalıpları neden kapsayamadığı anlatılmaya çalışılmıştır. Ayrıca liberal-muhafazakâr zihniyet, ekonomi ve piyasa ilişkileri özelikle devlet müdahalesi bağlamında ele alınmıştır. Bu tartışmaların sonunda liberal-muhafazakâr zihniyetin siyasal içeriği ile ekonomik içeriğinin bir birleşimi ortaya konulmuştur. Bu tartışma çerçevesinde ekonomik ve siyasi düşüncenin birleşim imkânı değerlendirilmiştir. Liberal-Muhafazakâr zihniyetin siyasal ve ekonomik tahayyülü, gerek liberalizmin gerek muhafazakâr ideolojinin sunî ve dayatmacı sınırlarının ötesinde bir uzlaşımsal zihniyet formu olarak düşünülebilir. Bu açıdan, liberal-muhafazakâr zihniyet, düşünmenin sahip olduğu genişliği ve derinliğin hakkını verme çabasının bir ürünüdür. Anahtar Kelimeler: Liberal-Muhafazakâr Zihniyet, Dolayımsal, Hume, Tocqueville, İdeoloji, Siyaset ve Piyasa
Türkiye'de kamu yönetiminde neoliberal dönüşüm bağlamında yeni sağ muhafazakâr anlayışın çözümlenmesi: Turgut Özal dönemi
1980'li yıllar neoliberalizm açısından Türkiye'de dönüm noktası olmuştur. 1970'lerde yaşanan dünya ekonomik bunalımının akabinde refah devleti anlayışı terk edilerek yeni sağ ideoloji uygulanmaya başlanmıştır. 1980'lerde ortaya çıkan yeni sağ politikaların uygulayıcıları; ABD'de Ronald Reagan, İngiltere'de Margaret Thatcher, Türkiye'de ise Turgut Özal olmuştur. ABD'de Reaganizm, İngiltere'de Thatcherizm, Türkiye'de ise Özalizm olarak adlandırılan yeni sağ politikalar çerçevesinde birtakım gelişmeler yaşanmıştır. 1980'lerde, Türkiye'de, devletçilik politikalarının rafa kaldırılıp neoliberal politikaların uygulandığı bir dönem yaşanmıştır. Türkiye'de yaşanan toplumsal sorunlar ve siyasal istikrarsızlıklar ekonomik sıkıntılarla birleşince, 1980 sonrasında neoliberal bir dönüşüm başlamıştır. Süleyman Demirel hükümetinin Türkiye ekonomisini iyileştirmeye ve geliştirmeye dönük hazırladığı "24 Ocak 1980 ekonomik istikrar programı" ile Turgut Özal, bu neoliberal dönüşümü Türkiye'de başlatan kişi olmuştur. Türkiye'de yeni sağ ideoloji, "24 Ocak Kararları" ile uygulama alanı bulabilmiştir. Bu kararlarla Türkiye'de yapısal dönüşüm sürecine girilmiştir. Neoliberal ekonomi programının uygulanmasıyla liberal ekonomi dönemi başlamış, Türkiye ekonomisi dış rekabete açık bir hale getirilmiş, özelleştirme uygulamaları yapılarak devletin küçültülmesi sağlanmıştır. Ancak bu gelişmeler ilk başta olumlu olsa da ilerleyen dönemlerde olumsuz sonuçlar yaratmıştır. Ayrıca bu dönemde ihracatta artış yaşanırken, piyasa ekonomisine yönelik gereken altyapı hazırlanamamıştır. Anahtar Kelimeler: Neoliberalizm, 24 Ocak Kararları, Turgut Özal, 12 Eylül Darbesi, Yeni Sağ.
Türkiye'nin demokrasi kültürü üzerine sosyolojik bir inceleme
Demokrasi düşüncesi Antik Yunan'da doğmuş, fakat modern yorumunu Amerikan ve Fransız Devrimleri ile bulmuştur. Demokrasi kavramı, farklı yorumları içerisinde barındırmaktadır, o yüzden üzerinde halen belirli bir tanımlamaya ulaşılamamıştır. Demokrasinin yoruma açıklığı, maalesef, demokrasiye farklı bakış açıları sunmaktadır. Yani, bazıları kendi anlayışları üzerine, kendi çıkarları adına, demokrasinin evrensel kurallarına dikkat etmeden demokrasiyi yorumlarlar. Demokrasinin evrenselliği açısından aktörün dönüştürme kapasitesi esastır.Sosyal değişimler de artık demokrasiye ihtiyaç duymaktadır. Demokrasi kavramı hemen her söylemde, sivil toplumun kimlik temelli politika sorunlarında tartışılmaktadır. Türkiye de neoliberal dönüşümlerden ciddi anlamda etkilenmiş ve bu etkilenme, siyasette, ekonomide ve toplumsalda kendisini göstermiştir. Bu neoliberal dönüşümler, Türk toplumunu anlamak adına sosyal bilimleri yeni arayışlara zorunlu kılmaktadır. Ancak, pek çok açıdan başarısız iddialar ortaya atılabilir. Neoliberal dönüşümlerin Türk toplumunun karakteristik özelliğini zayıflattığı öne sürülebilir. Daha da önemlisi, bu liberal dönüşümlerin demokrasinin temel ihtiyaçlarını oluşturduğu duygusu oluşabilir. Bu tezde, demokrasinin temelinin liberalizm değil, cumhuriyetçilik olduğunda ısrar edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Demokrasi Kültürü, Düşük Yoğunluklu Demokrasi, Liberalizm, Muhafazakarlık.
Geleneksellikten neo-liberal muhafazakârlığa Türkiye'de İslamcılığın dönüşümü
Modern bir ideoloji olarak İslamcılık, belirli bir tarihsel dönemde ortaya çıkmıştır. İslamcılık, toplumun temelleri ve yapısı itibariyle yukarıdan aşağıya İslamileştirilmesini hedeflemektedir. İslami bir devlet ve toplum inşasını amaçlayan İslamcılık, modernlikle olan ilişkisinde, modernliği sorgulamasına karşın onu reddetmemektedir.Türkiye'de 1970'li yıllarla birlikte bağımsız siyasal bir parti etrafında örgütlenen İslamcı hareket, 1990'lı yıllara dek milliyetçi, muhafazakâr ve radikal bir politik güç olarak yükselmiştir. Bu dönemde İslamcılık; öz İslam'dadır, hakikati İslam'da aramak ve İslam'ın altın çağına dönmek gibi politik söylemlere sahiptir. Ancak, 1990'lı yıllardan itibaren İslamcılık, küreselleşme, neo-liberalizm ve ulus-ötesi kapitalizmle bütünleşerek ve önceki ideallerinden vazgeçerek dönüşmüştür. Türkiye'de İslamcılığın dönüşümü, İslamcı hareketin Batı ile olan ilişkisinde açıklık kazanmaktadır. 1970'li yıllarla 1990'lı yıllar arasında İslamcılık, Batı karşıtı bir ideoloji olarak gelişme gösterirken, 1990'larla birlikte ve 2000'li yılların başında İslamcılık dönüşerek Batı siyasal formu olan liberal demokrasilerle bütünleşme çabası içinde olmuştur. Bu nedenle, 2000'li yılların başında muhafazakâr İslamcı iktidar partisi AKP, yeni muhafazakâr hareket olarak politik kimliğini ?muhafazakâr demokrat? olarak ifade etmiştir.Anahtar Kelimeler: İslamcılık, Küreselleşme, Neo-liberalizm, Ulus-ötesi Kapitalizm, Yeni Muhafazakârlık, Dönüşüm
Cihan Aktaş'ın hikâyelerinde kadınların dünyası
Cihan Aktaş'ın 1991 yılında yayımladığı ilk hikâye kitabı Üç İhtilal Çocuğu'ndan bu yana yayımlanmış, toplam on hikâye kitabı vardır. Bu kitapların hemen hepsinde kadınların günümüz dünyasındaki meseleleri ele alınmış, hikâye edilmiştir. Hikâye kahramanları, yaşları, medenî halleri, eğitim durumları ve meslekleri bakımından çeşitlilik göstermektedir. Hikâyelerin başkişilerinin neredeyse tamamı kadın kahramanlardır. Cihan Aktaş'ın hikâyelerinde, çeşitli niteliklere sahip kadınların modern hayat dolayısıyla içinde bulundukları meseleler anlatılmaktadır. Kadın kahramanların hemen hepsini birleştiren ortak bir özellik olarak "huzursuzluk" öne çıkmaktadır. Cihan Aktaş'ın hikâye külliyatıyla gerek karakterlere olan bakış açısı gerekse hikâyelerinde söz konusu ettiği meseleler bakımından Türk edebiyatında Müslüman muhafazakar kadın yazarlar içinde bir farklılık yarattığı görülmektedir. Bu çalışmada, Cihan Aktaş'ın yayımlanan on hikâye kitabındaki hikâyeler tematik olarak incelenmiş ve hikâye kahramanlarının içinde bulunduğu huzursuzluk hâlleri ile huzursuzluktan çıkma çabaları ortaya koyulmuştur. Anahtar kelimeler: kadın, hikâye, muhafazakârlık, huzursuzluk, modern hayat.
Muhafazakâr aile değerlerine yönelik tutumlarda kuşaklararası farklılaşma düzeyi (Kayseri örneği)
Bu tez çalışmasında, aile değerlerine yönelik modernleşme ya da muhafaza etme tutumları kuşak farklılığı ve Kayseri örneği üzerinden ele alınmıştır. Araştırmada yöntem olarak nicel yaklaşım tercih edilmiş ve alan çalışması kapsamında 2022 yılının Haziran ve Aralık aylarında Melikgazi, Kocasinan ve Talas ilçelerinde, 18 yaş ve üzeri 450 katılımcıya yüz yüze anket uygulanmıştır. Saha çalışmasında elde edilen verilere SPSS 26 programında açımlayıcı faktör analizi yapılmıştır. Yapılan açımlayıcı faktör analizi sonucunda cevapların dört faktöre dağıldığı görülmüştür. Bu faktörler ailenin önemi, evlilik öncesi görüşme, aile değerleri ve aile değerlerini sorgulama olarak isimlendirilmiştir. Dört faktör toplam varyansın %69,372'sini açıklamaktadır. Yapılan test sonucunda "Cronbach Alpha" güvenilirlik katsayısı 0,91 olarak bulunmuştur. Çoklu regresyon analizi sonucuna göre ailenin önemi tutumunda yaş, medeni durum, meslek ve aylık kazancın etkisi vardır. Evlilik öncesi görüşme tutumunda medeni durum, meslek ve aylık kazancın etkisi vardır. Aile değerleri tutumunda medeni durum ve mesleğin etkisi vardır. Aile değerlerini sorgulama tutumunda ise medeni durumun etkisi vardır.
Türkiye'de kadınların çalışma hayatına katılımında muhafazakarlığın rolü
Geleneksel toplum sahip oluğu dini, kültürel, geleneksel değerler çerçevesinde kadına ve erkeğe birbirinden farklı roller biçmektedir. Kadının ve erkeğin cinsiyetine uygun görülen rollerine olan bağımlılığı toplumda önemli görülmektedir. Rollerini benimseyen kişiler toplumda kabul görürken, benimsemeyen kişiler dışlanarak cezalandırılmaktadır. Muhafazakar düşünce dini değerler ile geleneksel toplumun değerlerini harmanlayıp bireylerin bu çerçevede hareket etmesini desteklemektedir. Çalışmada toplumsal cinsiyet rollerine değinilerek, muhafazakar söylemin Türkiye'de kadınların çalışma hayatına katılımını ne derecede etkilediği anlatılmaya çalışılmıştır. Bu çalışma ile cinsiyeti sebebiyle dezavantajlı olan kadının muhafazakar kimliği ile çalışma hayatına katılma ve çalışma hayatında ayakta kalma mücadelesi incelenmiştir. Bu araştırma toplumsal cinsiyet rollerinin muhafazakar düşünceyle birleşince çalışma hayatının her evresinde kadın açısından olumsuz durumların artmasına sebep olduğunu, bu doğrultuda yaşanan sıkıntıları ortadan kaldırmak için yapılması gerekenleri ele alarak konuya dair çözümler adına farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmakta ve Türkiye'nin çeşitli illerinde yaşayan kendini muhafazakar olarak tanımlayan 14 kadınla derinlemesine mülakat gerçekleştirilmektedir. Dini yaşantıyı temeline alan ve geleneksel rollerin gerekliliğini savunan muhafazakar düşünceye bağlı olan kadınların çalışma hayatına katılımının her aşamasında olumsuzluklara maruz kaldığı saptanmaktadır.
Postmodernlik ve muhafazakarlık bağlamında kadın kimliği inşası: Gaziantep örneği
Modernliğe getirdiği eleştiri ile modern sonrası olanın bilgisini veren, ama belli bir sistem önerisinde bulunmayan postmodern düşünceye değinilecektir. Çoğulcu ve farklılık temelinde çeşitli özne ve özne grupları arasında diyalogu öneren postmodernizm, bu önerisi ile gündeme gelen, farklı kimlikler arasında kurulan diyalogun, sabitlikten uzak ve oldukça salaş bir iletişim biçimi olduğu tartışılacaktır. Derinliği olmayan postmodern bir dilin dolaşıma girdiği alanda, toplumsal ve kültürel hayatın ise oldukça yüzeysel ve gerçeğin belli dil oyunlarıyla simülasyona uğradığı ifade edilecektir. Ayrıca modern düşüncenin dışarıda bıraktığı dinin postmodernizm tarafından gündelik mikro sosyolojiye bölük pörcük davetinin,"hakikat" olarak dini özüne çağırmaktan öte, bir yanılsama olduğu iddia edilecektir. Ayrıca modern bir ideoloji olarak muhafazakarlığın toplumsal değerleri muhafaza eden retoriğinin modern bir talep olarak belirdiği alanda, kültürel ve dini değerlerin yeni bir yaşam biçimini işaret eden şekliyle yeniden üretildiği ileri sürülecektir. Postmodernizmin "her şey olur" mantığında her şeyin merkezinden sökülerek yüzeyselleştiği dünyada muhafazakarlığın nasıl bir işleve sahip olacağı irdelenirken her iki kavramın modern düşünceyi besleyen büyük anlatılara getirdikleri eleştirinin yanında kapitalist sisteme yönelik herhangi bir eleştirilerinin olmadığı ileri sürülürken toplumsal ve kültürel ögelerin, kadın kimliğine bürünen yüzü değerlendirilecektir. Bu amaçla postmodernlik ve muhafazakarlık bağlamında, yerelde kadın kimliği inşa biçimlerinin analiz edilmesi için araştırma evreni olarak Gaziantep kent örneği incelenmeye değer görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Postmodernlik,muhafazakarlık,din,kadın kimliği, Gaziantep.
Sekülerleşme tartışmaları sürecinde Türkiye'de dindarlaşma sürecine bir dair değerlendirme
Tez konusu olarak sekülerleşme tartışmaları sürecinde Türkiye'de dindarlaşma süreci seçilmiştir. Son yirmi otuz yıllık süreçte tüm dünyada dindarlaşmanın arttığına dair yoğun tartışmalar sürüp gitmektedir. Bu tartışmaların 1990'lı yılların ortalarından itibaren ülkemizde de fazlasıyla yaşandığına tanıklık etmiş bulunuyoruz. Bu çalışmada Cumhuriyet Türkiye'sinin, Osmanlı'dan devraldığı aydınlanmacı, modernleşmeci, seküler, lâik toplum kurgusunun geldiği toplumsal durumu görmek amaçlanmıştır. 1980'lerden itibaren kapitalizmin en son uygulaması olan neoliberal politikalar Türkiye'de de uygulanmaya başlanmıştır. Buna bağlı gelişen kırdan kente göçün artması, gecekondulaşma, köksüzleşme, geleneksel dayanışma ağlarının çöküşüyle ortaya çıkan boşluğun modern kurumlarca karşılanmasındaki eksiklikler hem özel hem de kamusal alanda dine yönelimi artmıştır. Dünyada yükselişe geçen dine dönüş-dine başvuru- ile birlikte ülkemiz özelinde dinin toplumsal görünürlüğünün ve etkilerinin araştırılarak ortaya çıkarılması bu tezin temel amacını oluşturmaktadır. Araştırma stratejisi olarak araştırma problemimizin yapısına en uygun olan nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Nitel araştırmanın alt çalışma gruplarından "betimsel araştırma" tekniğine uygun toplamda 27 görüşmeci ile yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiştir. Aydın örnekleminde bizim temel araştırma yöntemimiz olarak belirlenmiştir. Sahada elde edilen verilerin tekrar etmeye başladığında görüşmeler sonlandırılmıştır. Mevcut literatür, bilimsel çalışmalar ve çeşitli dokümanlar da analizlerimizde kullanılmıştır. Sekülerleşme tartışmaları ekseninde Türkiye'de görülen dindarlaşmanın arkasındaki nedenler tartışılarak, Türkiye'deki dindarlaşma gerçeğinin dünya genelindeki dindarlaşma vi süreciyle bağıntısını anlamak ve Türkiye'de yaşanan toplumsal değişimin dindarlaşmasekülerleşme tartışmaları bağlamında anlamaya çalışılmıştır. Bulgularımız araştırmamızın başlangıcında ortaya konulan gözlemlerimiz ve sayıltılarımızı büyük oranda doğrular niteliktedir. Buna göre tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de dindarlaşmanın arttığı, dine yöneliminin olduğu görülüyor, ancak, 'görünürlüğü' artmış olan bu dindarlaşmanın muhtevası hususunda aynı şeyi söylemek pek mümkün görünmemektedir. Yani görünürde artan dindarlaşmanın nitelik anlamda İslam'a uygunluğu tartışma konusudur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Din, Dindarlaşma, Dini Kimlik, Laiklik, Modernleşme, Muhafazakârlık, Sekülerleşme.
Tüketim toplumu bağlamında Türkiye'de yeni medyanın muhafazakârlığın dönüşümü ve dini değerlerin metalaşması üzerine etkisi
Günümüzde, internet teknolojisinin hayatın her alanına nüfuz etmesi, kaçınılmaz olarak dini alanı da etkilemektedir. Özellikle, sosyal medya platformlarının sayısının artması ve kullanımının yaygınlaşması, dinsel olanın dijital ortamlarda görünürlüğünü daha çok arttırmaktadır. Ancak, sosyalleşme dışında, tüketimin gerçekleşmesinde de önemli bir role sahip olan sosyal medya, piyasa mantığı çerçevesinde her şeyi birer tüketim nesnesine çevirirken; dini değerler de tüketim nesnesi haline gelmekte ve böylece, metalaşmanın en çarpıcı ve görünür hali burada gözlemlenebilmektedir. Bu doğrultuda sosyal medya, diğer kesimler gibi muhafazakâr bireyi de sadece gösterişçi ve hazcı tüketim ile sahip oldukları inanç ve geleneksel değerlerinden koparmamakta; aynı zamanda, yaydığı kültür ile onu, modern kodlarla yeniden inşa etmektedir. Bu dönüşümü tespit etmek amacıyla, çalışmada nitel yöntem ile yarı- yapılandırılmış sorularla ve 50 kişi ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Böylece, çalışma, bireylerin davranış ve tutumlarından ziyade, sosyal medyanın düşünce yapılarındaki değişim üzerinde ne derece etkili olduğunu ve dijital ortamlarda dini değerlerin metalaşması sorununu incelemektedir. Elde edilen bulgulara göre, sosyal medya, dini değerler ve bireyin dindarlığı üzerinde etkili olup; dönüştürücü ve yeniden üretici bir güce sahip olmaktadır. Bu tezin, sosyal medya, din, tüketim kavramları çerçevesinde yapılan din sosyolojisi araştırmalarına katkı sağlayacağı umulmaktadır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Tüketim, Yeni Medya, Muhafazakârlık, Dini Değerler, Metalaşma
Muhafazakar demokrasi muhafazakar turizm (mi?): Kimlik siyaseti ve Türkiye'de turizmin dönüşen önceliklerinin incelenmesi
Turizm, tarihsel, kültürel, ekonomik ve siyasal boyutları olan güçlü bir karışımıdır; Zygmunt Bauman'ın akışkan modernite kavramının kapsadığı belirsizliklerle yüklü çoklu anlamlara ve uygulamalara sahiptir (2005). Turizm bugün dünya ticaretinin en büyük ikinci kalemi olarak büyümeye devam ediyor. Devam eden büyümesi, turistleri şimdiye kadar hayal bile edilemeyen bir ölçekte şaşırtıcı bir dizi görüntü, destinasyon ve kararla karşı karşıya bırakıyor. Aynı zamanda Turizm hem uluslararası hem de ulusal siyasette sert bir tartışma odağı da olmaya devam ediyor. Bu haliyle turizm ülke ekonomileri için iyimser tahminler ve aynı zamanda en sert eleştirilerle dolu bir siyaset alanıdır. Ancak, ülkemizde siyaset sosyolojisi tarafından neredeyse tamamen göz ardı edilmiş durumdadır. Turizm yerinde hizmet özelliğinden dolayı ülkelere ekonomik kalkınma sağlar ve aynı zamanda siyasetle doğrudan ilişkilidir. Türkiye'nin siyasi konumunun ve politikalarının turizme yön verdiği ve açıkça etkilediği söylenebilir. 1990'lı yıllardan bu yana hâkim olan kimlik ve kültüre dönüşün ülkemizde de hâkim bir siyasal ayrışma, çatışma ekseni olduğu gerçeğinden hareketle turizm ve turizm politikalarının da bu süreçten etkilenmesi kaçınılmaz görülmektedir (Delibaş, 2008). Doğrudan doğruya kültürden ve sosyal yapıdan beslenen turizmin dönüşüme uğraması ve turizm politikalarının yaşam biçimi siyaseti bağlamında şekillenmesi beklenebilir bir durum olarak gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, kültür ve kültür üzerindeki muhafazakarlaşma tartışmalarından hareketle, turizm sektöründeki muhafazakarlık iddialarını turizm sektörüne yansımaları ve turizm politika ve uygulamalarının sektördeki görünümü ile araştırmak ve bunlara ışık tutmaktır. Çalışmada 'kimlik siyaseti', 'muhafazakarlaşma', 'toplumsal değişim' ekseninde turizm çalışanlarıyla yapılan görüşmeler İstanbul, Antalya, İzmir/Çeşme ve Aydın/Kuşadası olmak üzere dört farklı şehirde gerçekleştirilmiştir. Toplamda 773 kişiyle anket tekniği ile gerçekleştirilen saha araştırması, 19 kişiyle derinlemesine mülakat tekniğiyle beraber paralel bir çalışma yürütülmüştür. Araştırma kapsamında hedeflenen kimlik siyasetinin yansımalarından turizmde muhafazakarlaşmadan söz edilebilir. Ancak muhafazakarlaşma tartışmaları ilk olarak helal turizmi akla getirse de bu tartışmalar bununla sınırlı değildir. Dolayısıyla turizme yapılan müdahale daha çok yaşam biçimi siyaseti olarak karşımıza çıkmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Turizm ve kültür, Turizm politikaları ve öncelikleri, Kültürel değişim, Muhafazakâr demokrasi, Helal turizm, Kimlik siyaseti ve Turizmde dönüşüm
Türkiye'deki milliyetçi ve muhafazakâr partilerde "Millî İrade" söylemi ve değişim süreci
Egemenlik kavramı, günlük hayatta sık sık kullanılan iktidar, siyasî iktidar ve otoriteden daha farklı ve daha geniş bir anlam ihtiva eder. Egemenlik, toplumu yöneten devlet mekanizmasının ayırt edici bir özelliğidir. İnsanların kalabalıklardan topluma evrildiği dönem boyunca egemenlik, dönüşüm içine girmiştir. Başlarda egemenliğin, kaynağını Tanrı'dan alan ve onun adına bu yetkiyi kullanan bir kral ile özdeşleştiği görülürken ilerleyen dönemde egemenliğin kaynağı (auctoritas) ve kullanılışı (potestas) insanların tekeline girmiştir. Fransız Devrimi'yle birlikte beşeri ölçüler nispetinde ifade bulmaya başlayan egemenlik, halk egemenliği ve ulus egemenliği gibi iki farklı teorinin konusu olmuştur. Halk egemenliği teorisi, egemenliği somut olarak, tek tek vatandaşlara ait kabul ederken millî egemenlik teorisi ise egemenliği soyut olarak halkı işaret eden, geçmiş, şimdi, gelecek köprüsündeki ulusa ait görür. Batı'da egemenliğin dönüşümü arz-talep sürecinin ürünüyken Türkiye'de süreç, tepeden inme politikalar sayesinde işlemiştir. Bu süreç, esasen Osmanlı-Türk modernleşme süreciyle birebir ilişki içindedir. Osmanlı-Türk modernleşmesi Batı'daki ekonomik, siyasî, hukukî ve kültürel gelişmeleri hayatın olağan akışı içinde geçirememiş toplumun, elitler vasıtasıyla süreci yakalama uğraşıdır. Bu noktada modernleşme, Batı'ya benzeme hevesinin içinde bulunduğu ancak taklit kurum ve uygulamaların Batı'daki içeriğinden farklılaştığı bir sonuca ulaşmıştır. Böylece topluma hâkim olan ayrım çizgisi ya da sağ-sol kutuplaşması da sınıf yerine modernleşme uygulamalarına bakış açısı temelinde anlam kazanmıştır. Toplumun bir kesimi, dayatılan değer kalıpları karşısında kendi öz değerlerinden uzaklaşarak yabancı konumuna düştüğüne kanaat getirdiğinden siyasa sürecine katılmanın yollarını aramıştır. Çalışmanın benimsediği, literatürde merkez-çevre şeklinde belirlenen ayrım çizgisinin çevre tarafı, dayatmacı elitist modernleşme uygulamaları karşısında seçimlere ve dolayısıyla seçimler sonucunda ortaya çıkan duruma büyük önem vermiştir. Millî irade ismiyle efsaneleştirilen bu durum Türkiye siyasî tarihinde sıkça başvurulan bir referans noktasıdır. Millî irade yoluyla oy devşirme ve popülist politikalarını millî irade vasıtasıyla perdeleme, çalışmanın ana konusunu teşkil eden DP-AP-ANAP-AK Parti çizgisinin sıkça başvurduğu bir yoldur.
Muhafazakar kadınların sosyal medyada üretilen "Tesettür modası" içeriğini okuma biçimleri: Gaziantep örneği
Bu tez kendisini muhafazakâr kimlik bağlamında konumlandıran Gaziantepli kadınların yeni medyanın bir iletişim aracı olan Instagram'daki ünlü kişisel hesaplarını alımlaması amacı ile yapılmış etnoğrafik bir çalışmadır. Çalışma muhafazakâr kadınların yeni medyanın bir iletişim aracı olarak Instagram'daki tanınmış muhafazakâr ve mütedeyyin olarak bilinen ünlü kişisel hesapları nasıl okuduğunu incelemiştir. Çalışmada bu amaçla Gaziantep kenti özelinde muhafazakâr kadın katılımcılar ile kendi yaşam biçimlerinden veriler elde etmek için görüşmeler yapılarak kadınların dünya görüşleri, gelenekleri, gündelik yaşam pratikleri, tarihsel geçmişleri ve kişisel tercihlerine dair bir çerçeve oluşturulmuştur. Bu bağlamda da çalışmanın asıl amacını belirleyen Instagram'daki bazı ünlü kişisel hesaplar üzerinden ürettikleri anlamların alımlaması gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de son yıllarda deneyimlenmiş olan ekonomik rahatlık ile sermaye toplumun hemen her kesimine yayılmıştır. Bu durum kendi kimliğini muhafazakâr olarak belirleyen ve kendine has bir yaşam tarzına sahip olan yeni muhafazakârların da gündelik yaşamlarına yansımış ve tüketim anlayışlarında bazı değişim ve dönüşümler yaşanmıştır. Siyasal bir yönelim olarak modern dünyada yerini alan muhafazakâr ideoloji günümüzde bir yaşam tarzı olarak tezahür edilmekte ve Türkiye coğrafyasında özellikle mütedeyyin kesimin temayül ettiği bir düşünce geleneği olarak konumlanmaktadır. Bu yansımalar tüketimin her alanında göze çarpmaktadır. Bu çalışma ile neoliberal ekonomi politikalarıyla dönüşen muhafazakâr yaşam biçiminin kadınların yaşam tarzına nasıl yansıdığı Gaziantep kenti özelinde incelenmiş ve görüşmecilerin yeni medyayı nasıl okudukları anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Muhafazakârlık, Kültürel çalışmalar, Yeni medya çalışmaları, Instagram, Kadın çalışmaları
Muhafazakârlik ve tüketim kültürü üzerine bir inceleme (Üsküdar örneği)
Bu çalışmanın konusu Muhafazakârlık ve Tüketim Kültürü Üzerine Bir İnceleme (Üsküdar Örneği) olarak belirlenmiştir. Öncelikle muhafazakârlık anlayışı ve muhafazakârlığın değişim evreleri üzerinde durularak konunun etraflıca anlaşılması amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra muhafazakârlığın tarihsel geçmişi ele alınmış ve sonrasında geçirmiş olduğu değişimler irdelenmeye çalışılmıştır. Tez çalışmasında muhafazakârlığın tanımı, tarihsel gelişimi ve Türkiye'deki muhafazakarlığın gelişimi üzerinde durmaya çalışılmıştır. Bunların yanı sıra muhafazakâr kadınların tüketim alışkanlıkları üzerinde de durularak tüketim kültürü üzerinde yaşanan değişimler de dikkatle incelenmiştir. Konu detaylandırılarak evli olan ve evli olmayan kadınlardan çalışan veya çalışmayan kadınlara kadar çeşitli başlıklar altında tüketim kültüründe yaşanan değişimler anlaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmada ayrıca derinlemesine görüşme yöntemi uygulanarak muhafazakâr tüketim kültürü ile ilgili örnek veriler toplanmıştır. Çalışmada kendini muhafazakar olarak tanımlayan 20 kadın ile 8 hafta zaman zarfında, birebir derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu veriler çalışmanın verimliliği açısından oldukça önemlidir. Çalışmanın son bölümünde yapılan bütün araştırma ve derinlemesine görüşmeler değerlendirilerek analizler yapılmıştır. Derinlemesine görüşmeler sonucunda, Türkiye'deki muhafazakarlığın getirdiği liberal ekonomi ile birlikte görüşmecilerin refah düzeyinin arttığı ve tüketim alışkanlıklarında değişikliklerin meydana geldiğini ve kendilerini alışveriş yaparken daha rahat hissettiklerini dile getirmektedirler.
Türkiye'de muhafazakâr düşünce ve din: Hareket dergisi örneği (1939-1953)
Türkiye'nin modernleşme sürecinde geleneği ve eski sistemi savunma biçimi olarak ortaya çıkan muhafazakârlık, birçok ideoloji ve yapıda etkili görülmektedir. Muhafazakârlığı hem Batı'daki konjonktürel bağlamıyla kullanmak hem de Türkiye'deki şartlarıyla bütüncül açıdan irdelememek konunun tüm boyutlarının değerlendirilmesini zorlaştırmaktadır. Ancak muhafazakârlığı kronolojik olarak işlemek de bir o kadar güçtür. Bu anlamda muhafazakârlık, Batı'da ortaya çıkış serüveni, Türkiye'deki serüveninde ise erken Cumhuriyet döneminde dönüm noktalarının sosyolojik ve tarihsel bağlamı odağında eklemlendiği temel ideolojilerle birlikte ele alınmaktadır. Sosyo-politik tartışmalarda muhafazakârlığın esnek yapısı sayesinde istenilen yöne çekilebilmesi kavramın pragmatik olarak da kullanılabildiğini göstermektedir. Cumhuriyet döneminde etkin yayın organı olan dergiler, toplumsal ve siyasi meselelerde topluma ışık tutan bir duruş sergilemektedir. Bu tezde muhafazakârlık, muhafazakâr bir milliyetçi olarak anılan Nurettin Topçu'nun öncüsü olduğu Hareket dergisinde betimsel analiz yöntemiyle tartışılmıştır. Derginin 1939-1953 yılları arasında çıkarılan 47 sayısı muhafazakârlığın ana temaları ve din, dini gelenek ve dinin toplumsal yansımaları çerçevesinde incelenmiştir. Klasik muhafazakârlık kadar diğer muhafazakârlık biçimlerinin de dinle ilişkili olduğu ortadadır. Ayrıca derginin ister istemez milliyetçi-muhafazakâr bir kimliğe büründüğü söylenebilir. Buna göre muhafazakârlığın tarihsel serüveni, Türkiye'de erken Cumhuriyet dönemindeki yansımalarının Hareket Dergisi odağında ve din ile ilişkisi bağlamında incelenmesi çalışmanın özgünlüğünü ortaya koymaktadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarında muhafazakâr söylem ve müzik
Muhafazakârlık, 1950'li yıllardan itibaren Türkiye Cumhuriyeti siyasal yaşamının en temel bileşenlerinden biridir. Dünyadaki diğer örneklerinde olduğu gibi bulunduğu ülkenin dinamikleriyle yeniden yorumlanan bir kavram olarak muhafazakârlık, Türkiye şartlarında kendine özgü bir karaktere sahiptir. Devlet, milliyetçilik ve İslamcılığın organik bağla bir arada bulunduğu farklı muhafazakâr eğilimler yaklaşık 70 yıldır Türkiye Cumhuriyeti'nin kültürel yaşamında parlamenter düzeyde doğrudan ve dolaylı etkiye sahiptir. Diğer bir ifadeyle Türkiye'deki müzik yaşamının bugünkü halinde, kültürel alanın diğer bileşenleri gibi mecliste ve hükümette doğrudan ve dolaylı etkiye sahip muhafazakâr düşüncenin tesiri göz ardı edilemez. Her ne kadar Türkiye Cumhuriyeti yeni ilkelerle ve büyük inkılaplarla Osmanlı Devleti'nden bütünüyle farklı dinamikler üzerine inşa edilen ve gelişen bir ülke olarak tanımlansa ve muhafazakâr kesim söz hakkı konusunda kendisini kenarda hissetse de aslında kültürel yaşamda muhafazakâr siyasi düşüncenin büyük tesiri ilgi çekicidir. Bu çalışma, Türkiye müzik yaşamında muhafazakâr düşüncenin etkisini ve müziğin muhafazakâr siyasi düşünce tarafından ne şekilde kullanıldığı anlamayı hedefler. Bu amaçla ilk meclisten günümüze Türkiye Büyük Millet Meclisi konuşma tutanakları incelenmiş, müzikle ilişkili tüm ifadeler değerlendirmeye alınmıştır.
Müzikolojinin 19. ve 20. yüzyıllardaki başat ideolojik/düşünsel kaynakları ve günümüzdeki alanyazına izdüşümleri: Milliyetçilik, Sosyal Demokrasi, Sosyalizm, Anarşizm, Faşizm, Liberalizm, Feminizm ve Muhafazakârlık
Bu tez çalışmasının temel amacı 19. ve 20. yüzyılların başat siyasal ideolojileri olan Milliyetçilik, Sosyal Demokrasi, Sosyalizm, Anarşizm, Faşizm, Liberalizm, Feminizm ve Muhafazakârlık üzerinden müzik tarihi yazınındaki ideolojik yönelimleri açığa çıkartmak ve müzikoloji alanında ideolojilerin izdüşümlerine yönelik bir içgörü oluşmasını sağlamaktır. Müzik tarihi yazınında uzun yıllar müziğin toplumsal değerlerle ve siyasetle ilişkilerinin ikinci planda tutulduğu görülmektedir. Her ne kadar son elli yılda siyaset, ideoloji ve müzik ilişkisine dair çalışmalarda bir artış gözlemlenmiş olsa da, müzikologların alanyazında gerçekleştirdikleri çalışmaların değerlerden ve ideolojiden bağımsız olduğu fikri hâlâ yaygın bir kanon olarak karşımızda durmaktadır. Bu çalışma, siyasal ideolojilerin ve ideolojik değer yargılarının alanda sanıldığının aksine çok daha yaygın bir biçimde varlık gösterdiğini öne sürmektedir. Çalışmada bu olguların alanyazındaki izdüşümlerini göstermek adına 19. ve 20. yüzyılın başat siyasal ideolojilerinin yaygın kavram, söylem ve yaklaşımları belirlenmiş; bu bağlam esas alınarak ideolojilerin müzik tarihi yazınındaki izdüşümleri analiz edilmiştir. Analiz sırasında siyasal ideolojilerin tarihsel süreç içerisindeki dönüşümleri de hesaba katılmış; tek başına kavram odaklı bir yaklaşım izlemekten kaçınılmıştır. Araştırmanın sonucunda siyasal ideolojilerin alanyazında kendilerini örtük ya da aleni bir biçimde yaygın olarak gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda müzik tarihi alanında gerçekleştirilen ideoloji çalışmalarının bütünlüklü, sistematik bir bilimsel çerçeveye ihtiyaç duyduğu gözlemlenmiştir. Bu nedenle teorik ve kavramsal bir yaklaşımla gerçekleştirilen bu çalışmanın, diğer başlıca yöntemleri içeren çalışmalarla desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir.