Electromyography

131 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Farklı omuz eklem açılarının kullanıldığı kapalı kinetik zincir egzersizlerinde skapula çevresi kassal aktivasyonun incelenmesi

Literatürde kinetik zincir yaklaşımının omuz rehabilitasyonundaki önemi ve yeri konusunda araştırmalar bulunmaktadır. Kapalı kinetik zincir (KKZ) egzersizleri ile omuz ve skapular kasların ko-kontraksiyonu sağlanarak fonksiyonel eklem stabilitesi ve nöromuskuler kontrolün geliştirilmesi hedeflenir. Bu araştırmanın amacı, farklı omuz eklem açıları kullanılarak gerçekleştirilen KKZ egzersizleri esnasında meydana gelen skapula çevresi kassal aktivasyonun ve kassal aktivasyon oranlarının incelenmesidir. Araştırmaya sağlıklı ve fiziksel olarak aktif 22 erkek birey (yaş: 19,41,5; beden kütle indeksi: 23,62,3) dahil edildi. Tüm bireyler randomize bir şekilde, sagital düzlemde glenohumeral eklem (GHE) hareket açıklığına göre omuz seviyesi altı (GHE<90o), omuz seviyesi (GHE~90o) ve omuz seviyesi üzeri (GHE>90o) olarak kategorize edilen 8 farklı KKZ egzersizini gerçekleştirdi. Egzersizler sırasındaki, üst trapezius (UT), orta trapezius (OT), alt trapezius (AT) ve serratus anterior (SA) kaslarının aktivasyon seviyeleri yüzeyel elektromiyografi ile değerlendirildi. Elde edilen verilerden %MİİK kassal aktivasyon seviyeleri ve UT/OT, UT/AT ve UT/SA oranları hesaplandı. İstatistiksel karşılaştırmada Tekrarlı Ölçümler Varyans Analizi (ANOVA) kullanıldı. Omuz seviyelerine göre egzersizler karşılaştırıldığında kas aktivasyon ve kas aktivasyon oranlarında farklılıklar bulundu (p<0.05). Omuz seviyesinde gerçekleştirilen Low plank plus egzersizinin konsantrik fazında yüksek seviyede SA kas aktivasyonu (%44,6 MİİK) kayıt edildi. Omuz seviyesinin üzerinde gerçekleştirilen Pike press egzersizinde ise karşılaştırılan diğer egzersizlere göre UT ve OT kas aktivasyonun daha fazla olduğu gözlemlendi. Tüm egzersizler optimal UT/SA aktivasyon oranı sağlarken yalnızca Body saw egzersizinde optimal UT/AT aktivasyon oranı sağlandığı belirlendi (<1.00). Bu araştırmanın sonuçları, omuz rehabilitasyonunda nöromuskuler kontrolü hedefleyen egzersizlerin seçimi hakkında klinik bilgi sağlayacaktır.

EgzersizElektromiyografiKas aktivasyonu+3
Büşra Paköz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Obstrüktif uyku apne sendromu olan kadın ve erkeklerde elektromyografik respiratuvar kas fonksiyonu, postür ve egzersiz kapasitesinin incelenmesi

Uyku Apnesi Sendromu, uyku sırasında üst solunum yolunun "nefes alma" fazında değişen derecelerdeki kollapsı nedeni ile en az 10 saniye veya daha fazla süren ve kanda oksijen satürasyonlarındaki azalması ile birlikte seyreden, solunumun istemsiz olarak durması olarak tanımlanan apne'dir. Obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS)'nun önemi, apne sırasında kan oksijen satürasyonundaki azalmanın uzun dönemde hipertansiyon, kardiyovasküler ve kardiyopulmoner morbiditeye yol açabilmesi veya daha fazla oranda risk oluşturmasıdır. Uykuda anormal solunum durumu kardiyovasküler hastalıklar yanında, metabolik hastalıklar ve gündüz aşırı uykululuğa yol açmaktadır. OUAS'da risk faktörleri arasında erkek cinsiyet, obezite ve ileri yaş sayılmaktadır. OUAS olan hastalarda morbidite ve mortalitenin arttığı bilinmektedir. OUAS erkeklerde kadınlardan daha yaygın görülmekte olup bunun nedeni tam olarak açık değildir. Literatürde uyku apnesi hastalarında yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin incelendiği birçok çalışma olmakla birlikte, solunum kas kuvveti, egzersiz kapasitesi ve elektromyografik respiratuvar kas fonksiyonu bulgularının obstrüktif uyku apnesi üzerindeki etkisini erkek ve kadınlarda karşılaştıran çalışmalar sınırlıdır. Literatürdeki bu eksiklikten yola çıkılarak planlanan çalışmada, OUAS tanısı konulan kadın ve erkek hastalarda solunum kas fonksiyonu ile birlikte, egzersiz kapasitesi, postür, periferal kas kuvveti ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmeyi amaçladık.

DuruşEgzersizElektromiyografi+3
Şahveren Çakartaş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İnme hastalarında bobath yöntemi ve Görev odaklı yaklaşım'ın gövde kaslarının mimari özellikleri ve aktivasyonları ile fonksiyonel performans üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışma, inme hastalarında Bobath Yöntemi ve Görev Odaklı Yaklaşım (GOY)'ın gövde kaslarının mimari özellikleri ve aktivasyonları ile fonksiyonel performans üzerine etkilerinin incelenmesi ve karşılaştırılması amacı ile planlandı. Çalışmaya dahil edilen 36 hasta randomize bir şekilde Bobath grubu ve GOY grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastalar 8 hafta, haftada 3 gün, günde 1 saat tedaviye alındı. Gövde fonksiyonu Gövde Bozukluk Ölçeği, motor performans İnme Rehabilitasyonunda Hareket Değerlendirme Ölçeği, hedefe ulaşma düzeyi Hedefe Ulaşma Ölçeği, gövde kas kalınlıkları ultrasonografi ve kas aktivasyonları yüzeyel elektromiyografi, denge statik postürografi ve yürüyüş GaitRite Yürüyüş Analiz Sistemi ile değerlendirildi. Çalışma 34 hasta ile tamamlandı. Bobath ve GOY gruplarının yaş ortalamaları 55,76±17,23 ve 48,88±12,43 yıldı. Tanımlayıcı veriler, hastalık süresi ve tedavi öncesi tüm ölçümlerin değerleri gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Tedavi sonrası gövde fonksiyonları, motor performans ve hedefe ulaşma düzeyi her iki grupta istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde gelişti (p<0,05). Paretik ve non-paretik rektus abdominis kalınlığı sadece Bobath grubunda arttı ve kas kalınlığındaki artış GOY grubuna üstünlük sağladı (p<0,05). Her iki grupta stabilite limitleri anteroposterior (AP) ve mediolateral (ML) yönde artış gösterdi (p<0,05). Bobath grubunda normal zemin gözler açık (NZGA), pertürbe zemin gözler açık (PZGA) ve kapalı (PZGK) denge testlerinde AP yönünde, GOY grubunda ise PZGK testinde AP ve ML yönünde postüral salınımlarda azalma bulundu (p<0,05). Yürüme hızı her iki grupta artış gösterdi (p<0,05). Bobath grubunda paretik taraf adım uzunluğunda artma, çift destek periyodunda azalma ve GOY grubunda paretik ve non-paretik taraf adım uzunluğunda artma, çift destek periyodunda azalma ve Fonksiyonel Ambulasyon Profili skorunda artma bulundu (p<0,05). Bobath grubunda sadece NZGA testi sırasında paretik latismus dorsi aktivasyonunda azalma bulundu (p<0,05). GOY grubunda ise tüm denge testlerinde non-paretik rektus abdominis aktivasyonu ve stabilite limitleri, NZGA ve yürüme testlerinde paretik latismus dorsi aktivasyonunda azalma bulundu (p<0,05). Kas kalınlığı ve aktivasyonu arasında ilişki bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızın sonuçları, Bobath Yöntemi'nin rektus abdominis kalınlığını arttırmada GOY'a göre daha iyi gelişmeler sağladığı ve her iki yöntemin inme hastalarında gövde fonksiyonu, motor performans, hedefe ulaşma, denge, yürüme ve gövde kas aktivasyonu üzerine olumlu etkileri olduğunu göstermektedir.

DengeElektromiyografiFizik tedavi+5
Gülşah Sütçü
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tırmanış sporunda açık ve kapalı tutuşta uygulanan parmak kuvvetlerinin ve kas aktivasyonunun incelenmesi

Tırmanış sporunda, elin ve üst üyelerin genel pozisyonunun, genel postürün, antropometrik özelliklerin ve temas yüzeyi özelliklerinin her bir parmağın tutamakları tutuş şekli ve konumu üzerinde farklı etkileri olduğu bilinmektedir. Buna bağlı olarak, parmak boğumlarında ve bilekte eklem açıklıklarının, yüzeyle temas şeklinin değişmesi ile toplamda ve parmak bazında farklı değişken kuvvetler ve ön kol kaslarında farklı kasılma şiddeti ortaya çıkaracağı düşünülmektedir. Bu kuvvetlerin ve kasılmaların değişken parametrelerle ilişkisini incelemek üzere bir sistem geliştirilmesi bu çalışmanın ilk amacıdır. Çalışmanın ekipman çıktısı her katılımcıya özgün şekilde parmak yüksekliği, el genişliği ve tutunma mesafesinin ayarlanabildiği güvenilir bir ölçüm sistemi geliştirilmesidir. Deneysel çalışma kısmında ise, tırmanış sporu ile ilgilenen katılımcıların antropometrik özelliklerine uygun şekilde modifiye edilmiş ölçüm sistemi aracılığıyla, açık ve kapalı tutuşta parmaklara göre farklı tutunma yüksekliği kombinasyonlarında üretilen maksimal tutunma kuvvetleri, parmaklar arası kuvvet dağılımları ve kas aktivasyonları incelenmiştir. Parmak eklemlerine göre seviyelendirilmiş tutamaklarda hem açık hem kapalı tutuş için toplam parmak kuvvetleri azalırken kas aktivasyonu çok değişmemektedir. Kapalı tutuşta tek bir parmağın yüksekliği tercih edilen seviyeye getirildiği durumda ise kas aktivasyonları değişmeden uygulanabilen toplam kuvvet miktarının arttığı görülmüştür. Spor sırasında zor tutamaklarda tırmanıcı tüm odağını en alıştığı şekilde tutamağı tutmaya vermesine rağmen antrenman sırasında kullanılabilecek farklı şekilde tutamaklar, çok daha güvenli fakat yüksek kasılma şiddetli hareketleri mümkün kılabilir. Ne var ki çalışma sonucunda ayarlanmış yüksekli tutunma alanlarında parmaklar arası kuvvet paylaşımının daha dengeli olduğu görülmemiştir.

Biyomekanik analizEl kavrama kuvvetiElektromiyografi+7
Caner Çiftçi
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sporcularda Mcconnell bantlama tekniğinin diz kinematiği ve tek bacak sıçrama performansı üzerine anlık etkileri

Patellofemoral ağrı sendromu (PFAS), tüm diz kaynaklı problemlerin %20-40'ını oluşturan ve toplumda yaygın görülen sendromdur. PFAS, sporcularda görüldüğü takdirde yapılan spora ara vermeye veya sporu bırakmaya kadar gidebilecek bir rahatsızlıktır. PFAS'ın etiyolojisi tam bilinmemekle beraber, VM ve VL kaslarının kuvvet ve ateşleme oranlarındaki farktan kaynaklı çömelme ve sıçrama gibi hareketlerde patellanın normalden daha fazla laterale kayması bu sendromun ana sebeplerinden biri olarak gösterilmektedir. Bu çalışmanın amacı, PFAS yönünden asemptomatik ancak patellasında lateral yönde 0.5 cm ve üzerinde kayması olan sporcularda McConnell patellar bantlama tekniğinin tek bacak squat sıçrama performansına ve diz kinematikleri üzerine akut etkisini incelemektir. Bu amaçla on sporcunun bantlı ve bantsız tek bacak squat sıçrama performansında dikey yer tepki kuvvetleri (Kistler, BioWare), kas aktivasyonu (Noraxon Ultium, MR3) ve dizin kinematik verileri (Vicon, Nexus) senkronize bir şekilde toplanmıştır. Bantlamanın dikey sıçrama yüksekliğinde anlamlı bir değişime neden olmadığı, itme evresinde maksimum diz fleksiyon açısında yüksek düzeyde, iniş evresinde orta düzeyde etki büyüklüğüne sahip olduğu görülmektedir. İtme ve iniş evresinde dikey yer tepki kuvvetlerinde durumlar arasında anlamlı bir fark görülmezken iniş evresinde bantın dikey yer tepki kuvvetine orta düzeyde etki büyüklüğüne sahip olduğu bulunmuştur. İleride yapılacak çalışmalarda PFAS yönünden semptomatik olan sporcuların incelenmesi bantlamanın dikey sıçrama performansına etkisini daha net ortaya koyacaktır.

BiyomekanikDiz eklemiElektromiyografi+7
Orhun Alp Harbili
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Rotator kılıf tendinozisi olan ve olmayan bireylerde farklı omuz pozisyonlarında uygulanan osilasyon egzersizlerinin omuz kaslarının aktivasyonuna etkisinin araştırılması

Bu çalışma, rotator kılıf tendinozisi olan bireyler ile sağlıklı bireyler arasında farklı omuz pozisyonları ve farklı tutuş şekillerinde osilasyon egzersizleri sırasında üst trapezius (ÜT), alt trapezius (AT), infraspinatus (İS), orta deltoid (OD) ve serratus anterior (SA) kaslarının aktivasyonlarının etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 18-45 yaş arasında 18 (9 kadın, 9 erkek) sağlıklı birey ile 18 (9 kadın, 9 erkek) rotator kılıf tendinozisli birey hekim tarafından yapılan ultrasonografi ve klinik test sonuçlarına göre dahil edildi. Kasların aktivasyonunun değerlendirilmesinde yüzeyel elektromyografi (EMG) kullanıldı. Osilasyon egzersizleri 0˚ abduksiyon, skapular elevasyon, 90˚ fleksiyon ve 90˚ abduksiyon pozisyonlarında yapıldı. Farklı tutuş şekilleri ise 90˚ abduksiyon pozisyonunda değerlendirildi. Farklı omuz pozisyonları ve farklı tutuş şekillerinde üst trapezius/alt trapezius (ÜT/AT), üst trapezius/serratus anterior (ÜT/SA) ve orta deltoid/infraspinatus (OD/İS) kuvvet çifti oranları araştırıldı. Gruplar arasında kas aktivasyonları ve kuvvet çifti oranları benzerdi (p>0,05). Farklı omuz pozisyonları ve farklı tutuş şekillerinde kas aktivasyonları ile kuvvet çifti oranları arasında fark bulundu (p<0,05). 0˚ abduksiyon pozisyonunda diğer pozisyonlara göre tüm kasların aktivasyonu daha düşük seviyedeydi. ÜT, AT ve OD kas aktivasyonları 90˚ abduksiyon pozisyonunda; İS ve SA kas aktivasyonları ise 90˚ fleksiyon pozisyonunda en fazlaydı. Bu doğrultuda hem rotator kılıf tendinozisli bireyler ile hem de sağlıklı bireylere çalışmamızda yer alan osilasyon egzersizlerinin uyarlanabileceğini düşünüyoruz. Bu çalışma fiziksel aktivite seviyesi yüksek rotator kılıf tendinozisli bireylerin egzersiz ilerlemesinde yol gösterici olabilir. Anahtar kelimeler: Rotator kılıf, tendinozis, osilasyon, elektromyografi.

EgzersizElektromiyografiKaslar+5
Derya Durguncu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Boyun ağrısı olan ofis çalışanlarında koruyucu fizyoterapi uygulamalarının başın anterior tilt postürü ve üst ekstremite iş ile ilişkili fonksiyonları üzerine etkisi

Bu çalışmada, boyun ağrılı ofis çalışanlarında iş ile ilişkili kas-iskelet sistemi bozukluklarına (KİSB) yönelik Koruyucu Fizyoterapi Yöntemlerinden (KFY); postür eğitimi ve ergonomik düzenlemeler, egzersiz ve EMG Biyofeedback (EMG-B) eğitimlerinin, başın anterior tilt postürü (BATP) ve üst ekstremite iş ile ilişkili fonksiyonları üzerine etkilerini araştırmak amaçlandı. Çalışmaya en az 3 aydır boyun ağrısı bulunan, 24-40 yaş aralığında, son 1 yıldır aktif tam zamanlı çalışan 51 ofis çalışanı dahil edildi. Tüm bireylere postür eğitimi verilerek, çalışma alanlarında ergonomik düzenlemeler yapıldı. Her grupta 17 bireyin bulunduğu EMG-B, Egzersiz ve Kontrol olmak üzere 3 grup oluşturuldu. EMG-B ve Egzersiz eğitimleri haftada 3 gün olmak üzere, 6 hafta boyunca uygulandı. Çalışma öncesi ve sonrasında ağrı (NDI ve NPAD), postür (BATP ve RULA), üst ekstremite fonksiyonelliği (DASH T/W, Constant-Murley Skoru), görev performansı (klavye / mouse görevi) ve Üst Trapez (ÜT) kas aktivasyonu (sEMG) değerlendirildi. Elde edilen bulgulara göre; her üç grupta da görev performansı ve kas aktivasyonu dışında tüm parametrelerde anlamlı gelişmeler gözlendi. ÜT kas aktivasyonunun sadece EMG-B grubunda azaldığı (p<0,01); Egzersiz grubunda ise BATP ve boyun ağrısının diğer gruplara göre daha düşük olduğu görüldü (p<0,01). RULA ve üst ekstremite fonksiyonelliğinde gruplar arasında anlamlı bir fark yoktu (p>0,05). BATP ile boyun ağrısı, mouse kullanma hızı ve ÜT aktivitesinin ilişkili olduğu belirlendi (p<0,05). Ofis çalışanları için fizyoterapistler tarafından verilen bireyselleştirilmiş postür eğitimi ve ergonomik düzenlemelerin ağrı, postür ve iş ile ilişkili fonksiyonlar üzerine olumlu etkiler gösterdiği, BATP ve ağrı üzerine daha etkin bir tedavi amaçlandığında programın egzersiz eğitimi ile, ÜT kas aktivitesini azaltmak hedeflendiğinde ise EMG-B ile desteklenmesinin yararlı olacağı sonucuna varıldı. KFY'nin uzun dönem etkilerinin ve psikososyal parametrelerin incelendiği ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

AğrıBiyo geri bildirimBoyun ağrısı+6
Nilüfer Keskin Dilbay
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kollar üzerinde vücut ağırlığının taşındığı egzersizlerde skapula ve omuz çevresi kassal aktivasyon seviyelerinin incelenmesi

Omuz rehabilitasyonunda nöromüsküler egzersiz eğitiminin önemi bilinmektedir. Bu çalışma kollar üzerinde vücut ağırlığının taşındığı plank egzersizinin çeşitli varyasyonlarında skapula ve omuz çevresi kassal aktivasyon seviyelerinin ve aktivasyon oranlarının belirlenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 21 asemptomatik, fiziksel olarak aktif erkek birey (Yaş: 266,5 yıl, VKİ: 24,42,4 kg/m²) dahil edildi. Hareket düzleminin, dirsek eklem pozisyonunun ve yük taşıma durumunun (dört, üç ve iki destekli) farklı şekillerde uygulandığı toplamda on farklı plank egzersizi seçildi ve tüm katılımcılar tarafından rastgele sıra ile gerçekleştirildi. Tüm egzersizler sırasında üst trapezius (UT), orta trapezius (LT), alt trapezius (LT), serratus anterior (SA), infraspinatus (IS), biceps braki (BB) ve triceps braki (TB) kaslarının aktivasyon seviyeleri yüzeyel elektromiyografi ile ölçüldü. Bu çalışmada araştırılan tüm plank varyasyonlarında SA orta (%20-40 MVIC) ve yüksek (%40-60 MVIC) seviyede kassal aktivasyon gösterdi. Egzersizlerin tümünde BB aktivasyonu düşük seviyelerde (<%20 MVIC) görülürken, destek seviyesinin azaldığı varyasyonlarda TB aktivasyonu orta seviyelere (%20-40 MVIC) yükseldi. UT/MT, UT/LT ve UT/SA oranları dirençli omuz dış rotasyonu içeren plank ile iki destekli plank (side plank) egzersizleri esnasında düşük seviyede (<1) kaydedildi. Ancak, eller üzerinde kontralateral ayağa uzanma içeren plank egzersizi (toe touch) UT kasında aktivasyon artışına neden oldu. Bu çalışmanın sonucunda farklı destek seviyelerinde ve farklı hareket düzlemlerinde yapılan plank varyasyonları sırasında görülen kas aktivasyonları arasında farklılık olduğu gözlemlendi. Rehabilitasyonun amacına göre plank egzersizinin farklı varyasyonlarının rehabilitasyon programlarında kullanılabileceği önerildi.

EgzersizElektromiyografiKaslar+5
Ezgi Nur Can
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Elektromiyografi sinyalleri ile insan kolunun hareketinin tahmin edilmesi

Elektromiyografi (EMG) sinyalleri ile insan kolunun hareketinin tahmin edilmesi, biyomekanik, tıp, robotik başta olmak üzere birçok bilim alanının ilgi konusu olmuştur. Fakat literatürdeki çalışmalar genellikle koldaki eklem açılarının tek serbestlik derecesinde tahmin edilmesine yöneliktir. Bu tez çalışmasında, EMG sinyalleri ile kolun omuz ve dirsek eklemlerinin 6 serbestlik derecesinde dönüş açılarını tahmin eden bir yapay sinir ağı modelinin oluşturulması amaçlanmıştır. Yapay sinir ağını eğitmek amacıyla, uzuv kaybı olmayan deneklerin kol ve omuz bölgesindeki kaslardan (Biceps, Triceps, Anterior Deltoid, Posterior Deltoid, Pectoralis Major ve Trapez) elden edilen EMG sinyalleri ve deneyler sırasındaki hareketlerin optik hareket yakalama sistemi vasıtasıyla hesaplanan açılarla oluşturulan bir veri seti oluşturulmuştur. Oluşturulan veri seti ile çok katmanlı yapay sinir ağı ve uzun kısa vadeli hafıza (LSTM) yapısındaki modeller eğitilmiştir. Elde edilen bulgular sonucunda LSTM yapay sinir ağı modellerinin, çok katmanlı yapay sinir ağı modellerine göre daha iyi sonuç verdiği görülmüştür.

ElektromiyografiHareket tahminiUzun kısa süreli bellek+2
Tayfun Gürlevik
Hacettepe University · Bilişim Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Periferik sinir uyarımı ile oluşturulan mikst sessiz süre döneminde ve sonrasında spinal-kortikal uyarılabilirliğin transkraniyal manyetik stimülasyon ile değerlendirilmesi

İstemli kası sırasında bir kastan kaydedilen EMG aktivitesinde periferik mikst bir sinirin elektriksel uyarımı ile geçici bir baskılanma sonucu mikst sinir sessiz süresi (MSSS) ve primer motor korteks üzerinden tek bir uyarım ile de kortikal sessiz süre (KoSS) oluşur. MSSS ve KoSS bitiminde bazeline aktiviteye artmış bir EMG aktivitesi ile dönüş (fasilitasyon) gerçekleşir. Çalışmamızda KoSS ve MSSS'nin ve fasilitasyon dönemlerinin fizyolojik mekanizmaları ile ilgili yeni bilgilerin elde edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 9 sağlıklı gönüllüde tek başına elektrik uyarım ile test-MSSS ve tek başına TMS uyarımı ile test-KoSS oluşturulmuş; sessiz süre, fasilitasyon süresi, fasilitasyon alanı ve en yüksek genlik latansı parametreleri ölçülmüştür. Daha sonra MSSS sonrası fasilitasyon dönemi KoSS başlangıcı ile ve KoSS sonrası fasilitasyon dönemi MSSS başlangıcı ile zamansal olarak eşleştirilerek, koşullandırılmış-MSSS ve koşullandırılmış-KoSS çalışmaları gerçekleştirilerek aynı parametreler ölçülmüştür. Ayrıca yine istirahat ve istemli kası halindeki kastan kısa latanslı afferent inhibisyon (test-SAI) çalışması yapılmıştır. SAI çalışması MSSS başlangıcı ve fasilitasyon dönemine denk getirilecek şekilde, koşullandırılmış-SAI olarak tekrarlanmıştır. Analizlerde test ve koşullandırılmış MSSS, KoSS ve SAI çalışmaları karşılaştırılmıştır. Verilerin analizinde test çalışmalarına göre MSSS başlangıcı ile koşullandırılması sonucu KoSS fasilitasyonu gerçekleşmemiş ve geç olarak ortaya çıkan fasilitasyon, test-MSSS fasilitasyon dönemi ile benzer zamanda oluşmuştur (88,3±6,07 ms ve 86,11±4,84 ms, p= 0.401). KoSS başlangıç döneminin MSSS fasilitasyon dönemi ile koşullandırılmasında, KoSS süresi (84,44±7,78 ms ve 54,78 ± 13,53ms, p= 0.014) ve fasilitasyon latansında anlamlı derecede kısalma izlenmiştir (266.78±17.3 ve 220.13±19.82, p=0.049). KoSS başlangıcı ile koşullandırılmasında ise MSSS fasilitasyon latansı anlamlı derecede uzatmış-ötelenmiştir (151.78±10.99 ve 220.13±19.82p=0.000). İstirahat sırasında MSSS fasilitasyon dönemine denk düşürülmesi durumunda test uyarıma göre SAI sayısal değerlerinde artış (disinhibisyon) bulunmuştur. Bu sonuçlar; 1) elektriksel uyarım ile oluşan MSSS erken inhibisyon döneminin, spinal düzeyde ve son çıktı olan motor nöron üzerinde inhibitör etkiler ile oluştuğu hipotezi desteklenmiştir 2) MSSS sonrası oluşan fasilitasyonun ise esas olarak kortikal düzeyde gerçekleştiği ve spinal mekanizmaların da katkısının olduğu hipotezi ileri sürülerek destekler yeni bulgular elde edilmiştir 3) TMS ile oluşan KoSS sonrası fasilitasyon döneminde esas olarak kortikal kolaylaştırıcı mekanizmaların rol aldığı hipotezini destekler yeni bulgular elde edilmiştir. Sağlıklı bireylerde istemli aktivite üzerinde inhibitör ve ardından fasilitatör etkiye yol açan iki farklı uyarı paradigmasının incelendiği bu çalışmada elde edilen bulgular, KoSS ve MSSS fizyolojik mekanizmaları konusunda yeni bilgiler sağlamıştır. Distoni gibi patofizyolojinde disinhibisyonun yer aldığı farklı nörolojik hastalıklarda, sağlıklı bireylerde MSSS ve KoSS ile ilgili elde edilen bu bulgular tanısal katkı sunabilir. Yine çalışmamızda elde edilen bulguların farklı inhibitör mekanizmaların hedeflendiği tedavi stratejilerinin geliştirilmesi için katkı sunabileceği düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: Mikst Sinir Sessiz Süresi, Kortikal Sessiz Süre, Transkraniyal Manyetik Uyarım

ElektromiyografiManyetik stimulasyonNörolojik hastalıklar+4
Cansu Ayvacıoğlu Çağan
Hacettepe University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Benign paroksismal pozisyonel vertigo hastalarında repozisyon manevraları öncesi ve sonrası otolit fonksiyonlarının karşılaştırılması

Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo,başın açısal hareketleriyle tetiklenen ani başlangıçlı kısa süreli ataklarla karakterize bir hastalıktır. BPPV patofizyolojisi çoğu zaman idiopatik olmakla birlikte kafa travması, viral enfeksiyon ve jelatinöz membranda yaşa bağlı değişiklikler sonucu otokonyaların utrikül makulasından ayrılıp semisirküler kanala geçmesi sonucu baş dönmesi, mide bulantısı ve dengesizlik semptomları meydana gelmektedir. Vestibüler test bataryalarından biri olan VEMP otolit organ fonksiyonlarını değerlendirmek için kullanılan bir EMG kaydıdır. Bu çalışmada repozisyon manevrası öncesinde ve sonrasında c-VEMP ve o-VEMP testi kullanılarak BPPV'li hastalarda repozisyon manevrasının otolit organ fonksiyonlarına etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-60 yaş aralığında dahil edilme kriterlerine uygun BPPV tanısı almış 33 birey dahil edildi. Tüm bireyler BDEE, VAS, VNG, c-VEMP ve o-VEMPtestleri ile değerlendirildi. Araştırmada 18'i (%54,55) kadın, 15'i (%45,45) erkek bireyden oluşan 33 BPPV'li hasta yer aldı. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 48 ± 6,81'dir. BPPV'li hastaların repozisyon manevrası öncesi BDEE ve alt gruplarından aldıkları puanlar repozisyon manevrası sonrasına göre istatistiksel olarak yüksek saptandı (p<0,05).BPPV'li hastaların repozisyon manevrası öncesi VAS puanları repozisyon manevrası sonrasına göre istatistiksel olarak yüksek saptandı (p<0,05).BPPV'li hastaların hem c-VEMP hem de o-VEMP değerlendirmelerinde patolojik ve normaltaraf dalga varlıklarında manevra öncesi ve sonrası arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05).Ek olarak bu değerlendirmelerde patolojik ve normal taraflarında P1 latans, N1 latans, P1-N1 interpeak latans ve asimetri oranı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). BPPV'li hastaların patolojik taraflarında repozisyon manevra sonrası c-VEMP P1-N1 interpaek amplitüd değerleri repozisyon manevrası öncesine göre istatistiksel olarak yüksek saptandı(p<0,05).BPPV'li hastalarınhem c-VEMP hem de o-VEMP değerlendirmelerindepatolojik taraflarında repozisyon manevra sonrası P1-N1 interpaek amplitüd değerleri repozisyon manevrası öncesine göre istatistiksel olarak yüksek saptandı (p<0,05).BPPV'li hastaların repozisyon manevrası öncesi normal taraf c-VEMP ve o-VEMP P1-N1 interpeak amplitüd değerleri patolojik taraftan istatistiksel olarak yüksek saptandı(p<0,05).Çalışmamızdan elde edilen bulgular doğrultusunda BPPV'li hastalarda utriküler ve sakküler makula dejenerasyonu nedeniyle VEMP sonuçlarının etkilenebileceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca BPPV'li hastaların repozsiyon sonrası takibi için VEMP değerlendirilmesi önerilmektedir.

Ağrı ölçümüBaş dönmesiElektromiyografi+4
Mehmet Işık
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Serebral palsi'li çocuklarda NMES'in yutma güçlüğü rehabilitasyonunda etkinliğinin elektrofizyolojik olarak incelenmesi

Bu çalışma disfajik Serebral Palsi'li (SP) çocuklarda NMES'in Yutma Güçlüğü Rehabilitasyonuna etkinliğinin fonksiyonel ve elektrofizyolojik olarak incelenmesini amaçlamaktadır. Çalışmaya yaş ortalaması 7,03±2,40 yıl olan 26 SP'li çocuk dahil edildi. Çocukların tümüne konvansiyonel yutma rehabilitasyonu olarak; oral motor egzersizler, laringeal mobilizasyon, termal taktil stimülasyon ve diş eti masajı uygulandı. Çocuklar konvansiyonel yutma rehabilitasyonuna ek olarak NMES (n=16) ile ShamNMES (n=10) uygulandığı iki tedavi grubuna randomize olarak ayrıldı.Tüm çocuklara Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS), Baş Kontrolü Klinik Değerlendirme Ölçeği, Pediatrik Yeme Değerlendirme Skalası (Pedi-EAT 10), Penetrasyon-Aspirasyon değerlendirmesi (PAS), Karaduman Çiğneme Performansı Skalası (KÇPS), Yutma Yeteneği ve Fonksiyonunun Değerlendirilmesi (SAFE), Suprahyoid kasının elektrofizyolojik değerlendirmesi uygulandı. Tüm hastalar klinikte terapist tarafından haftada 3 seans olmak üzere 4 hafta toplam 12 seans yutma bozuklukları rehabilitasyon programına alındı. KMFSS düzeyi arttıkça yutma sorunu artarken, her iki tedaviden de yararlanma düzeyi azaldı. NMES'in yutma becerisi ve yeteneğini tüm evrelerde istatistiksel olarak artırmıştır. Sham-NMES'in ise yalnızca oral faz değerlendirme de anlamlı düzeyde faydalı olduğu bulundu (p<0,05). Her iki tedavinin disfaji limiti, aspirasyon ve penetrasyon riski üzerinde anlamlı derecede iyileştirici etkileri olduğu belirlendi. Fakat her iki uygulamanın; yutmanın fonksiyonelliği üzerinde birbirlerine göre istatistiksel olarak üstünlüklerinin olmadığı saptandı (p>0,05). Gıda yoğunluğu arttıkça suprahyoid kasın kasılma performansı artmıştır. Kasın kasılma performansına olan etkisi açısından ise katı gıdalarda NMES'in lehine anlamlı gelişme bulundu (p<0,05). Her iki tedavi grubunda suprahyoid kasının istirahat potansiyelinin tüm kıvamlarda tedaviden sonra azaldığı dikkat çekmiştir (p>0,05). Tüm hastalarda yutma süresi tüm kıvamlarda azalmıştır. Gruplar arasında; NMES grubunda spontan ve katı yutmada, Sham-NMES grubunda ise sıvı yutmada kasılma süresi anlamlı olarak azalmıştır (p<0,05). Çalışma sonucunda NMES'in yutmanın fonksiyonelliği açısında Sham-NMES'e üstünlüğünün olmadığını ancak spontan ve katı gıdalarda NMES'in tedavide suprahyoid kasının performansı üzerinde üstünlüğünün olduğunu düşünmekteyiz.

ElektrofizyolojiElektrofizyolojik bilgi toplamaElektromiyografi+6
Neslihan Altuntaş Yılmaz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Temporomandibular eklem rahatsızlığında farklı tedavi yöntemlerinin çiğneme kas aktivitesi, ağrı, postür, psikolojik durum ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, Temporomandibular Eklem Rahatsızlığı (TMER)'nda, üç farklı tedavi yönteminin çiğneme sırasındaki kas aktivitesi, ağrı, temporomandibular eklem (TME) ve servikal bölge eklem hareket açıkığı (EHA), psikolojik durum ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması idi. Çalışmaya kas kaynaklı TMER olan 42 birey ve 12 sağlıklı birey katıldı. TMER'li bireyler, Egzersiz Grubu (EG), TENS Grubu (TG) ve Manuel Tedavi Grubu (MTG) olmak üzere 14'er kişiden oluşan üç gruba arıldı. Her üç gruba 6 hafta boyunca TME ve servikal bölgeye germe, kuvvetlendirme ve postüral egzersizlerden oluşan egzersiz programı uygulandı. EG'ye sadece egzersiz programı uygulanırken, TG'ye egzersize ek olarak TENS tedavisi ve MTG'ye egzersize ek olarak manuel tedavi 6 hafta boyunca, haftada 3 seans uygulandı. Ağrı şiddeti (görsel analog skala-GAS), basınç ağrı eşiği (BAE) (algometre), masseter ve anterior temporalis kaslarının çiğneme sırasındaki kas aktivitesi (yüzeyel elektromigoyrafi), çiğneme kalitesi (GAS), TME eklem hareket açıklığı (EHA) (milimetrik cetvel), servikal bölge EHA (Cervical Range of Motion-CROM), TME fonksiyonel durumu (Fonseca Anamnestik Anketi-FAA ve Mandibular Fonksiyon Bozukluğu Anketi-MFBA), psikolojik durum (Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği) ve yaşam kalitesi (SF-36 Ölçeği) değerlendirildi. TMER'li bireylerin tedavi sonrasındaki verilerini sağlıklı bireylerle karşılaştırabilmek için, SG'nin "çiğneme sırasındaki kas aktivitesi" ve TME EHA değerlendirildi. Tedavi sonrasında her üç tedavi grubunda, tüm parametrelerde anlamlı iyileşmelerin olduğu (p<0,05), ancak bazı parametrelerin sağlıklı grubun değerlerine ulaşamadığı görüldü. Gruplar arasındaki karşılaştırmada; bütün gelişmeler MTG'de EG'ye göre daha fazlaydı (p<0,05). BAE, TME'nin sağ/sol lateral hareketleri, servikal fleksiyon ve ekstansiyon, çiğneme kalitesi ve çiğneme sırasındaki kas aktivitesindeki gelişmeler MTG'de TG'ye göre daha fazlaydı (p<0,05). Ağrı şiddeti, BAE değerleri, çiğneme kalitesi, servikal fleksiyon ve ekstansiyon ve TME'nin sol lateral hareketindeki gelişmeler TG'de EG'ye göre daha fazlaydı (p<0,05).Sonuç olarak, TMER' de üç tedavi yöntemi de etkili olmakla birlikte, etki büyüklüğüne göre manuel tedavi ile egzersiz kombinasyonun en etkili tedavi seçeneği olduğu bulundu. Diş hekimi ve fizyoterapistlerin ekip çalışması içinde olduğu uzun süreli hasta takiplerinin yapıldığı çalışmalarla, tedavi başarısının ve fonksiyonel düzeyin artacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Temporomandibular eklem rahatsızlığı, kronik ağrı, fizik tedavi modaliteleri, manuel tedavi, yaşam kalitesi, elektromiyografi Yazar doktora eğitimi süresince TÜBİTAK Bilim İnsanı Destekleme Daire Başkanlığı (BİDEB) tarafından desteklenmiştir.

AğrıDuruşElektromiyografi+6
Nazım Tolgahan Yıldız
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kayan platformda yapılan fonksiyonel egzersizlerin uyluk kas aktivasyonu ve alt ekstremite düzgünlüğüne etkisi

Bu çalışmanın amacı kayan platform üzerinde yapılan alt ekstremite fonksiyonel egzersizler sırasındaki kuadriseps ve hamstring kas aktivasyon seviyelerinin ve alt ekstremite düzgünlüğünün araştırılması ve normal zeminle karşılaştırılmasıydı. Çalışmaya 15 erkek, 15 kadın olmak üzere 30 sağlıklı fiziksel aktif birey (Yaş: 23,83±2,84 yıl, beden kütle indeksi: 21,75±1,72 kg/m2) dahil edildi. Tek bacak çömelme ve hamle egzersizleri öne, yana ve arkaya uzanma olacak şekilde yapıldı ve vastus medialis (VM), vastus lateralis (VL), biseps femoris (BF), semitendinosus (ST) kas aktivasyon seviyeleri yüzeyel elektromiyografiyle ölçüldü. Egzersizler normal zeminde ve kayan platformda rastgele olacak şekilde yapıldı. Egzersizlerin fazları (gidiş, bekleme ve dönüş) video kamera ile analiz edildi. Egzersizlerin bekleme fazındaki kalça ve diz fleksiyon açıları ve oranları 2 boyutlu hareket analizi ile değerlendirildi. Tüm egzersizlerde dominant VM ve VL kas aktivasyon seviyeleri, gidiş ve dönüş fazlarında kayan platformda daha yüksekti (p<0.05). BF kas aktivasyon seviyesi, kayan platformda öne çömelmede bekleme fazında daha yüksekti (p=0.013). Arkaya çömelme kayan platformda yapıldığında BF ve ST kas aktivasyon seviyesi dönüş fazında daha yüksekti (p<0.05). Öne ve arkaya hamle egzersizleri kayan platformda yapıldığında dominant BF aktivasyon seviyesi dönüş fazında daha yüksekti (p<0,05). Öne hamle, arkaya hamle ve öne çömelme egzersizleri kayan platformda yapıldığında kalça/diz fleksiyon oranların 1'e daha yakın olduğu görüldü (p<0,05). Tek bacak çömelme ve hamle egzersizleri kayan platformda yapıldığında daha fazla kuadriseps-hamstring kas aktivasyonu sağlamaktadır. Bu nedenle, diz kaslarının egzersiz eğitimlerinde kayan platformlar etkili bir şekilde kullanılabilir. Öne yapılan çömelme ve hamle egzersizleri sagital düzlemde kalça ve diz fleksiyon açı dengesini sağlamak için önerilebilir.

Alt ekstremiteEgzersizEgzersiz tedavisi+4
Çiğdem Demir
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Parkinson hastalarında kinezyolojik bant uygulamasının yutma fonksiyonu üzerine olan etkinliğinin incelenmesi

Bu çalışma; Parkinson'lularda kinezyolojik bandın (KT) yutma frekansı, yutma elektrofizyolojisi ve yutmaya bağlı yaşam kalitesi üzerine etkilerini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya, KT uygulanmak üzere 65 yaş ve üstündeki, yutma güçlüğü şikayeti olmayan, Hoehn-Yahr'a göre I-III arasındaki Parkinson Hastalığı tanılı bireyler (n=18, 73,06±7,53 yaş) ile KT uygulanan (n=15, 69,47±5,74 yaş) ve uygulanmayan (n=15, 70,53±5,64) sağlıklı yaşlı bireyler dahil edildi. Tüm katılımcılara Tek Lokma Analizi (TLA), Disfaji Limiti (DL) ve Ardışık Su Yutma (ASY) testlerinden oluşan yüzeyel elektromiyografik (EMG) yutma değerlendirmesi yapıldı. Bu değerlendirmelerin yanısıra yutma frekans ölçümü, Türkçe-Yeme Değerlendirme Aracı (T-EAT-10), Mini Nütrisyonel Test (MNT) ve TürkçeYutmaya Bağlı Yaşam Kalitesi Anketi (T-SWAL-QOL)'nden oluşan diğer ölçümler uygulandı. İlk değerlendirmelerden sonra 6 hafta boyunca, haftada 3 kez olmak üzere laringeal bölgeye fasilitasyon amaçlı KT uygulanan PH grubu ve sağlıklı yaşlı grup; sürecin sonunda tekrar değerlendirildi. DL testine göre Parkinson'lu bireylerin %38,9'unda yutma patolojikti. PH tanılı grup sağlıklı yaşlılarla karşılaştırıldığında laringeal yer değiştirme (LRY) ve submental EMG toplam (SM-EMG) sürelerinin uzadığı görüldü (p1=0,008) (p2=0,007). Ayrıca ASY testine ait 100 ml su yutma ve 100 ml suyu içerken yutma apne süreleri de anlamlı olarak uzundu (p1=0,002) (p2=0,008), T-EAT-10 skorları daha kötüydü (p=0,030). KT sonrasında Parkinson'lu bireylerin LRY ve SM-EMG toplam sürelerinin kısaldığı/iyileştiği görüldü (p1=0,013) (p2=0,011). KT uygulandıktan sonraki 1. saatte ölçülen yutma frekansı artarken (p=0,00), 6. haftanın sonunda KT çıkarıldıktan sonra tekrar azaldı (p=0,00). KT Parkinson'lularda MNT ve T-SWAL-QOL skorlarında değişiklik sağlamazken (p1=0,163) (p2=0,244) T-EAT-10 sonuçları (p=0,010) iyileşme gösterdi. Sonuç olarak; KT'nin yutmayla ilişkili bazı elektrofizyolojik ölçümleri ve yutma frekansını iyileştirdiği görülmekle birlikte etkinliğin kalıcı olması için kanıta dayalı yöntemlerle birlikte kullanımı ve doğru vaka seçiminin gerekli olduğu düşünüldü. Anahtar Kelimeler: elektromiyografi, kinezyo bant, parkinson hastalığı, yutma.

ElektromiyografiKinezyo bantlamaParkinson hastalığı+2
Edız Yılmaz Necati
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS) yayılım paterni ve ALS hastalarında solunum yetmezliği gelişimini öngördürebilecek bulguların saptanması

AMAÇ: Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS) 'da solunum komplikasyonları hastalığın prognozunda oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, ALS yayılım paterninin değerlendirilmesi ve solunum yetmezliği gelişimini öngörebilecek elektrofizyolojik bulguları tespit etmektir. GEREÇ ve YÖNTEM: Awaji Elektrodiagnostik kriterlerine göre, kesin veya olası ALS tanısı alan ancak solunum yetmezliği olmayan 30 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar 2-4 aylık aralıklarla kontrollere çağırıldı. Tüm hastalara nörolojik muayene, sinir iletim çalışmaları, iğne elektromiyografisi (EMG) ve tek nefeste sayı sayma testi yapıldı. Üst ekstremitede median ve ulnar sinir sensorial ve motor iletim çalısması; alt ekstremite fibuler ve posterior tibial sinir motor, sural sinir sensoryal iletim çalışmaları yapıldı. Ayrıca bilateral frenik sinir iletim çalışması yapıldı. İğne EMG ile bilateral alt ekstremite ve üst ekstremitelerde en az 3 kasın, abdominal kasların, paraspinal kasların, interkostal ve kranial kasların aktivitesi kaydedildi. Buna ek olarak tüm hastaların dosyalarından solunum fonksiyon testleri, yutma elektromiyografileri, arter kan gazı analizleri teker teker not edilerek değerlendirildi. Hastalar solunum tutulumu gelişene kadar takip edildi. BULGULAR: Takip süresi olarak belirlenen 18 ayın sonunda 30 hastanın 26'sında solunum sıkıntısı gelişti. Nörolojik muayene ve diğer tetkikler, takiplerde ortalama 3- 4'er kez yapıldı. Hastaların sosyodemografik ve klinik verilerinin literatürle uyumlu olduğu görüldü. Hastalık progresyonu ile birlikte tüm segmentlerde klinik olarak üst motor nöron (ÜMN) ve alt motor nöron (AMN) bulgularının birlikteliğinin ön plana geçtiği, EMG tetkiklerinde ise benzer şekilde tüm segmentlerde nörojenik değişiklerin arttığı kaydedildi. Yine hastalık progresyonu ile birlikte ALSFRS-R skorlarında istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş olduğu görüldü. Takiplerde solunum yetmezliği gelişen hastaların yarısında en son nörojenik EMG bulguları kayıtlanan kasın sternokleidomastoid (SCM) olduğu görüldü. Buna ek olarak SCM ve rektus abdominis kaslarının solunum eforuna katılımından hemen sonra hastalarda solunum sıkıntısının geliştiği gözlendi. Frenik sinir latansında uzama ve diyafram birleşik kas aksiyon potansiyeli amplitüdündeki ufalmanın solunum yetmezliği ile doğrudan ilişkili olduğu saptandı. Solunum yetmezliği gelişimine rağmen hastaların büyük kısmının arteriyel kan gazı analizleri normaldi. Solunum yetmezliği gelişen hastaların büyük kısmı fasiyal ve bulber kaslardaki güçsüzlük nedeniyle efektif solunum fonksiyon testi (SFT) yapamadı. Yapabilenlerin ise hastalık ilerleyişi ve solunum yetmezliği ile orantılı şekilde FVC değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş gözlendi. SONUÇ: ALS ile ilgili birçok çalışma olmasına rağmen, solunum yetmezliği gelişiminin erken tespiti için güvenilir bir test yoktur. Bizim çalışmamızda olgu sayısı yeterli olmamakla beraber, SCM kasında saptanan nörojenik EMG bulguları ile SCM ve rectus abdominis gibi yardımcı solunum kaslarının solunuma eforuna katılımının solunum yetmezliği gelişimi için öngörücü olabileceği saptandı. Solunum yetmezliği gelişimine rağmen hastaların büyük kısmının arteriyel kan gazı analizlerinin normal olması nedeniyle solunum yetmezliği gelişimi takibindeki yerinin kısıtlı olduğu düşünüldü. Yine solunum yetmezliği gelişen hastaların büyük kısmı efektif SFT ve tek nefeste sayı sayma testini yapamadığı için bu testlerin hastalık ilerledikçe kullanımının kısıtlandığı görüldü. Frenik sinir iletim çalışmalarının solunum yetmezliği ile doğrudan ilişkili olduğu fakat erken dönemde iyi bir belirteç olmadığı saptandı. Sonuç olarak iğne EMG'de belirli kaslarda nörojenik değişikliklerin görülmesi ve yardımcı solunum kaslarının solunum eforuna katılımının gösterilmesi solunum yetmezliği gelişimini öngörmek amacıyla elektrofizyolojik bir belirteç olarak kullanılabilir. Olgu sayısı artırılarak ve daha uzun süreli takipler tasarlanarak yapılacak çalışmaya ihtiyaç vardır.

Amyotrofik lateral sklerozElektromiyografiSolunum+1
Ceren Çetin Akkoç
Ege University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Adiposit türevli kök hücre uygulamasının streptozotosin ile indüklenmiş diyabetik nöropati üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Diabetes mellitus' un en yaygın görülen dejeneratif komplikasyonu, diyabetik nöropati (DN)' dir. Periferik sinir hasarı sonucu oluşan DN, ayaklarda ve ellerde uyuşukluk, halsizlik, şiddetli ağrı ve ülserasyonlara neden olur. Günümüzde DN, yüksek morbitide oranı ve artan prevalans değerleri ile önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Bilinen yaygınlığına rağmen DN' de kullanılan tek etkili tedavi kan glukoz kontrolü ve ağrı yönetimidir. Çalışmamızın amacı, adipoz türevli kök hücre (AT-KH) uygulamasının, DN' de siyatik sinirler üzerindeki etkisini, elektromiyografik (EMG), histokimyal ve immünofloresan analizler ile incelemekti. Toplam 27 BALB / c fare; kontrol grubu, DM (Diyabet + Serum fizyolojik tedavi) grubu ve AT-KH (Diyabet + ADSC tedavisi) grubu olmak üzere 3'e ayrıldı. EMG' de, siyatik sinir bileşik kas aksiyon potansiyeli (BKAP) amplitüdü, diyabet grubunda kontrol grubuna göre daha düşük iken, distal latans daha yüksekti. BKAP amplitüdü, diyabet grubuna göre, AT-KH grubu siyatik sinirinde daha yüksekti. Distal latans ise diyabet grubuna göre, AT-KH grubu siyatik sinirinde daha düşüktü. Diyabetik farelerin siyatik sinir ışık mikroskobu bulgularında, aksonal atrofi, endonöryal ödem, polimorfik nükleer lökosit (PMNL) infiltrasyonu, aksonal miyelinlerin vakuolizasyonu ve lamellar ayrılmalar (miyelin yıkımları) saptandı. Adipoz türevli kök hücre tedavisi uygulanan hayvan dokularının histolojik incelemelerinde, miyelinli ve miyelinsiz fibrillerin mikroskobik morfolojilerinin önemli oranda iyileştiği, PMNL infiltrasyonu ve demiyelinizasyonun ise ciddi anlamda azaldığı gözlendi. Aksonal dejenerasyona rastlanmadı. Miyelinlerde ki lameller ayrışma daha az belirgindi. Floresans mikroskobu incelemeleri, kas içine transplante edilmiş AT-KH' lerin, seçilimli olarak siyatik sinirlerde lokalize olduğunu gösterdi. AT-KH transplantasyonu, siyatik sinirlerde diyabetle bozulan S100, cdk2, NGF, DHH ve VEGF protein ekspresyonunu arttırdı. Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında VEGF seviyelerinde önemli değişiklikler gözlenmedi. Bu çalışmada bulgularımız, transplante edilen ATKH' lerin; schwann hücreleri üzerindeki sinyal düzenleyici etkileri, nörotrofik davranışları ve miyelinizasyonu restore edebilme yetenekleri ile DN' yi iyileştirdiğini önermektedir.

Adipoz dokuDiabetes mellitusDiabetik nöropatiler+6
Gürkan Yiğittürk
Ege University
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

İnsan çene kası sinaptik bağlantılarının araştırılması

İnsan Çene Kası Sinaptik Bağlantılarının Araştırılması Elektromiyografi insan sinir sistemi ve bağlantılarının araştırılmasında kullanılan elektrofizyolojik bir ölçüm yöntemidir. Bu araştırmada farklı seviyelerde mekanik ve transkraniyal manyetik uyarılar uygulanması ile masseter kasından elektromiyografi ölçümü yapılarak korteks, masseter kası ve reseptörler arasındaki sinaptik bağlantıların ve farklı kasılma durumlarında bu bağlantılardaki olası değişimlerin ortaya çıkarılması amaçlandı. Araştırmaya herhangi bir dental, nörolojik, psikiyatrik, alerjik ya da kas hastalığı ve gebelik durumu olmayan 22–39 yaşları arasında 20 sağlıklı yetişkin gönüllü katıldı. Mekanik uyarılar mekanik uyarı probu ile ön sağ kesici dişe ve transkraniyal manyetik uyarılar sekiz şeklinde bobin ile korteks çiğneme bölgesine verildi. Kayıtlar sağ masseter kasından, tek kullanımlık Ag-AgCl elektrodlar vasıtasıyla yüzeyel elektromiyografi yöntemiyle alındı. Elde edilen verilerden refleks parametreleri, inhibisyon-eksitasyon seviyeleri ve motor uyartılmış potansiyeller incelendi. Bu araştırma sonucuna göre, çiğneme sırasında oluşan refleks yanıtların çenenin sabit kasılması sırasında oluşan yanıtlardan farklı olduğu ortaya çıkarıldı. Mekanik ve transkraniyal manyetik uyarı sonucunda uyarı şiddeti arttırıldıkça refleks parametrelerinden genlik arttı (p<0,05). Perioral bölgeye lokal anestezi uygulanarak dişe verilen mekanik uyarılar ile periodontal mekanoreseptörler ve kas iğciklerinin çiğneme fonksiyonları sırasındaki refleks bağlantıları gösterildi. Farklı şiddetlerdeki transkraniyal manyetik uyarılar sonucunda korteksin çiğneme sırasında çene kaslarına olan katkısı bulundu. Elde edilen sonuçlar, farklı çiğneme durumlarında farklı seviyelerdeki transkraniyal manyetik ve mekanik uyarıların masseter kası sinirsel bağlantılarını göstermede etkili bir yöntem olduğunu gösterdi. Anahtar Kelimeler: Mekanik uyarı, transkraniyal manyetik uyarı, elektromiyografi, masseter kası, periodontal mekanoreseptörler, kas iğcikleri, motor korteks.

BiyofizikElektrofizyolojiElektromiyografi+6
Elif Sibel Atış Tekeli
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntradural spinal tümör cerrahisinde intraoperatif nöromonitörizasyon kullanımının sonuç üzerine etkileri

İntradural spinal kord tümörleri (İSKT); toplumda görülme sıklığı 2-10/100,000'da olan, %55'i ekstradural, %40'ı intradural ekstramedüller yerleşimli, çoğunluğu benign karakterde tümörlerdir. Bu nedenle İSKT tedavisinde birincil seçenek cerrahi ve mümkünse de tümoral dokunun çevre nöral dokuya en az hasar verilerek tamamıyla çıkartılmasıdır. Omurilik ve omurga cerrahisinde özellikle de intradural spinal kord tümörü(İSKT) cerrahisinde yıllar içinde artan birikim ve deneyim yanısıra ameliyatlarda kullanıma giren mikrocerrahi uygulamalar ve preoperatif ve intraoperatif görüntüleme tekniklerinde teknolojinin gelişmesi sayesinde daha başarılı sonuçlar alınmaya başlanmıştır. Ancak omuriliğin ve periferik sinirlerin ameliyat sırasında işlevsel durumlarım değerlendirmeye yönelik teknikler bütünü olan intraoperatif nöromonitörizasyon (İONM) ayrı bir yere sahiptir. Geriye dönük ve tanımlayıcı olan çalışmamızda, Ekim 2011 ve Şubat 2016 yılları arasında E.Ü.T.F.H. Nöroşirurji AD'da intradural spinal kord tümör (İSKT) tanısı ile opere edilen hastaların sosyo-demografik özellikleri(yaş,cinsiyet), kitle yerleşim yeri, patoloji sonucu, başlangıçta ve operasyon sonrasında nörolojik durum, tümör total-parsiyel rezeksiyon durumu ve intraoperatif nöromonitor kullanımı incelenmiştir. Çalışmaya alınan 38 hastanın %63,2'si kadın, %36,8'i erkekti. Çalışmaya dahil edilen hastalarda en düşük yaş 17 yıl, en yüksek yaş 79 yıl ve yaş ortalaması yıl olarak 46,0±15,5 olarak bulunmuştur. Çalışmaya alınan hastaların 22'sinde(%57,9) İONM kullanılırken 16'sında(42,1) İONM kullanılmadı. Çalışmaya alınan hastalarda kitle yerleşim yerinin en fazla torakal vertebralar seviyesinde (%39,5) olduğu saptanmıştır.38 hastanın 20'sinde pre op nörolojik defisit izlenmiş, hastaların 4'ünde post op nörolojik defisit de kötüleşme izlenirken 31'inde(%81,6) değişiklik izlenmemiştir. Çalışmamızdaki hastaların 29'unun(%76,3) tümörü total rezeke edilmişken 9 hastanınkinde parsiyel rezeksiyon sağlanmış olduğu tespit edildi. 38 hasta ile yaptığımız bu çalışmada istatiksel olarak yapılan analizlerde İONM kullanımı ile çalışmada incelenen değişkenler arasında anlamlı sonuç ilişkisi kurulamasa da cerrahi ekibin tecrübesi ve teknik donanımın optimal olduğu hallerde, tecrübeli bir ekibin değerlendirdiği İONM sonuç üzerine olumlu etkilerde bulunabilir. Daha somut değerlendirmeler için iyi planlanmış prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. Ancak etik ve medikolegal kısıtlamalar nedeniyle İONM kullanımının cerrahi sonuç üzerine olumlu etkileri olduğuna dair randomize kontrollü çalışma yapılması tartışmalıdır.

CerrahiElektromiyografiMonitörizasyon-intraoperatif+7
Mustafa Serdar Bölük
Ege University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Karpal tünel sendromu tanılı bireylerde transkütanöz auriküler vagus sinir uyarımının sinir ileti hızı, kavrama kuvveti, ağrı ve üst ekstremite fonksiyonelliğine etkisi

Karpal tünel sendromunun(KTS) toplumdaki görülme sıklığı yüksektir. KTS için uygulanabilecek altın standart tedavi protokolünün olmaması KTS'de yeni tedavilerin etkinliğinin araştırılmasını sağlamaktadır. Transkütanöz auriküler vagus uyarımının(taVNS) KTS'de sinir ileti hızı, kavrama kuvveti, ağrı ve üst ekstremite fonksiyonelliği gibi parametrelerdeki etkisinin araştırılması amaçlanmaktadır. Yaşları 18-58 aralığında değişen 51 hasta (90 el) çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan bireyler deney, sham ve kontrol grubu olmak üzere üç gruba ayrılmışlardır. Tedavi öncesi ve sonrasında olacak şekilde median sinirin duyusal dalının ileti hızını ölçmek amacı ile elektromyografi(EMG) değerlendirmesi, bir dijital dinamometre yardımı ile el kavrama kuvveti, vizüel analog skalası(VAS) ölçeği ile ağrı sorgulaması ve üst ekstremitenin fonksiyonelliğini ölçmek amacı ile üst ekstremite fonksiyonel indeksi(ÜEFİ) ölçeği uygulanmıştır. Tedavide tüm katılımcılara konvansiyonel rehabilitasyon programı uygulanmış ve deney grubuna ayrıca vagus sinir uyarımı Vagustim cihazı yardımı ile gerçekleştirilmiştir. Sham grubuna ise cihaza ait kulaklıklar takılmış ancak akım verilmemiştir. Çalışma için yapılan değerlendirmelerde anlamlılık derecesi p<0.05 olarak hesaplanmıştır. Çalışmada gruplar arasında VKİ, yaş, cinsiyeti eğitim durumu, sigara kullanma durumu gibi parametreler açısından anlamlı farklılıklar bulunmamıştır(p>0.05). Grup içi yapılan değerlendirmelerde kavrama kuvveti dışında kalan sinir ileti hızı, ağrı ve üst ekstremite fonksiyonelliği açısından başlangıç durumuna göre anlamlı farklılık bulunmuştur(p<0.05). Grupların karşılaştırılması için yapılan analizde ise kavrama kuvveti parametresi dışında kalan tüm parametrelerde deney grubu lehine anlamlı farklılık bulunurken(p<0.05), sham ve kontrol grupları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır(p>0.05). Çalışma sonucunda KTS tanısı almış bireylerde konvansiyonel rehabilitasyon programına ek olarak uygulanan taVNS'nin duyusal sinir ileti hızını ve üst ekstremite fonksiyonellik seviyesini yükselttiği, ağrıyı azalttığı ancak kavrama kuvveti üzerinde herhangi bir etki oluşturmadığı bulunmuştur.

AğrıAğrı ölçümüEl kavrama kuvveti+4
Rıdvan Yıldız
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Temporomandibular eklem disfonksiyonunda manual terapinin etkinliğinin elektromiyografik değerlendirmesi

Çalışmanın amacı miyofasyal kaynaklı temporomandibular eklem disfonsiyonu (TMD) olan hastaların tedavisinde manual terapi (MT) yöntemlerinin etkinliğini incelemektir. Çalışmaya dahil edilen miyofasiyal kaynaklı TMD'li 38 hasta randomize olarak eşit sayıda MT ve kontrol grubuna ayrıldı. MT grubuna haftada bir toplam dört seans olmak üzere 40 dakikalık MT uygulanırken kontrol grubuna bu süreçte herhangi bir tedavi uygulanmadı. Her iki grubun değerlendirmeleri başlangıçta ve 4. hafta sonunda yapıldı. İstirahat ve aktivite ağrısı (Vizüel Analog Skala-VAS), ağız açıklığı hareketleri, hassas nokta sayısı, kraniovertebral açı, basınç ağrı eşiği, anterior temporalis ve masseter kaslarının aktivite ve istirahat kas aktivasyon ölçümleri (yüzeyel elektromiyografi (yEMG)), hareket korkusu (Temporomandibular Bozukluklarda Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TMB-TKÖ)), fonksiyonu (Çenenin Fonksiyonel Kısıtlanma Skalası-8 (ÇFKS-8)), anksiyete ve depresyon düzeyi (Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADS)) değerlendirildi. Çalışmayı MT grubunda 17 (ort yaş: 29,58 ± 10,20) kontrol grubunda 17 (ort yaş: 31,64 ± ,47) hasta tamamladı. MT grubunun aktivite VAS, istirahat VAS, hassas nokta sayısı, tüm ağız açıklığı ölçümleri, bilateral temporalis, temporomandibular eklem (TME) laterali, masseter basınç ağrı eşiğinde ve sağ masseter istirahat kas aktivitesi hariç tüm EMG ölçümlerinde, HADS anksiyete hariç TMB-TKÖ, ÇFDS-8, HADS ölçeklerinde MT grubunda istatiksel olarak anlamlı fark bulundu. Kontrol grubunda ise hiçbir parametrede iyileşme bulunmadı (p>0,05). Grupların ölçülen değerlerinin dört haftalık değişimi karşılaştırıldığında retrüzyon, sağ TME lateral basınç ağrı eşiği, HADS ölçekleri arasında fark bulunmazken diğer ölçüm değerleri MT grubu lehine anlamlı farklı bulundu (p<0,05). EMG aktivitesinde ise sağ masseter MVC'sinde gruplar arasında fark bulundu (p=0,13). Bu sonuçlara göre, MT TMD'lu hastalarda kullanılabilecek etkili bir yöntemdir. Anahtar kelimeler; Temporomandibular Eklem Disfonksiyonu, Manual Terapi, Yüzeyel Elektromiyografi

ElektromiyografiManuel terapiTemporomandibular eklem+3
Kumru Ateş
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Performance of K-nearest neighbor algorithm and its variants on prediction of muscle fatigue and determining indicative features

The Anterior Cruciate Ligament (ACL) is a key ligament that contributes to knee stability. In recent years, there has been a significant increase in non-contact ACL injuries that result in knee instability. These injuries are often caused by fatigue in the knee. Thus, by detecting fatigue in athletes, coaches can adjust training regimens to prevent injuries and improve performance. In addition to that, in the medical field, fatigue detection can help doctors in identifying and treating conditions such as muscular dystrophy and multiple sclerosis. Fatigue detection from EMG signals can provide valuable insights and improve safety and performance in a variety of fields. In this study, various features that can be used to differentiate between fatigue and non-fatigue states were investigated. The study used electromyography (EMG) electrodes to record EMG signals to analyze muscle contraction during knee motion. Participants were asked to perform exercises until they reach maximum exertion. The resulting data were processed and 42 features were extracted. 11 features of importance were selected and then a comparative study for supervised machine learning algorithms as well as unsupervised machine learning methods was conducted. KNN gave the highest accuracy out of all the classifiers with the weight-adjusted KNN (WA-KNN) variant giving the highest accuracy of 93.7%. The contribution of the features in WA-KNN was analyzed and it was found that mobility, zero crossing, and maximal fractal length are the features that had the highest positive impact on the model. Those findings indicate that those three features are useful in predicting fatigue and preventing fatigue.

TrainingKnee injuriesExercise+6
Raneem Hanbalı
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İskemik inmeli hastalarda robotik rehabilitasyon ile robotik rehabilitasyona ilaveten transkütanöz auriküler vagal sinir stimülasyonun hastanın fonksiyonel düzeyine ve otonom sinir sitemine etkisi

Bu çalışma iskemik inmeli hastalarda; robotik rehabilitasyon ile robotik rehabilitasyona ilaveten uygulanan transkütanöz auriküler vagal sinir stimülasyonun hastanın fonksiyonel düzeyine ve otonom sinir sistemine olan etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 18 yaş üzeri 40 kişi katıldı. Randomize olarak robotik rehabilitasyon ve robotik rehabilitasyona ilaveten uygulanan transkütanöz auriküler vagal sinir stimülasyon grubu olarak iki gruba ayrıldı. Robotik rehabilitasyon grubu Lokomat ve nörolojik rehabilitasyon görürken diğer gruba Lokomat ve nörolojik rehabilitasyona ek kulaktan non-invaziv olarak uygulanan Vagustim cihazı ile uyarım yapıldı. Her iki grupta tedaviye başlanmadan önce ve tedaviden altı hafta sonra spastisite, otonom sinir sistemi, yürüme hızı, motor fonksiyon, yaşam kalitesi, kas aktivitesi ve ağrı değerlendirildi. Çalışmada anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Katılımcıların yaş, boy, kilo ve vücut kitle indeksi açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmamaktadır (p>0.05). Grup içinde yapılan karşılaştırmada yalnızca robotik rehabilitasyon uygulanan grupta RMSSD, SDNN, PNN50, Total Power, LF/HF Ratio, LF Power, HF Power ve Ağrı Skalası dışındaki verilerde anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0.05). Robotik rehabilitasyona ilaveten uygulanan transkütanöz auriküler vagal sinir stimülasyon grubunda RMSSD, SDNN, PNN50, Total Power, LF/HF Ratio, HF Power, LF Power, LF Peak ve HF Peak parametreleri dışındaki verilerde anlamlı farklılık bulunmaktadır (p>0.05). Grupları karşılaştırdığımızda 10 Metre Yürüme Testi ve Sayısal Ağrı Skalası robotik rehabilitasyona ilaveten uygulanan transkütanöz vagal sinir stimülasyon grubunda daha üstün bulundu. Buna karşın Mean RR İnterval ve HF Peak değerleri sadece robotik rehabilitasyon uygulanan grupta üstündür. Kalan parametrelerde ise gruplar arasında üstünlük gözlenmedi. Çalışma sonucunda iskemik inmeli hastalarda uygulanacak tedavi protokolüne ek transkütanöz auriküler vagal sinir stimülasyon tedavisi uygulanmasının faydalı olabileceği kanaatindeyiz.

Elektrik uyarı tedavisiElektrikle uyarmaElektromiyografi+6
Ömer Dicle Kızıl
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Development of a recurrent neural network based estimation algorithms for ankle power by using surface EMG

Estimation of ankle power can be used in identification of gait abnormalities and establishing timings of net power generation in powered prosthetic devices. Current inverse dynamics calculations of ankle power rely on gait analysis data collected in specialized, expensive laboratories, which limits its applicability and accessibility for prosthetic device users. The aim of this study is to develop a Recurrent Neural Network system to estimate ankle power during level walking by using only surface electromyography (sEMG) as algorithm inputs. For this purpose, an open access data set which includes 50 participants with 25 males and 25 females aged between 6 to 72. In the dataset there are sEMG data from upper leg muscles: Biceps Femoris (BF), Gastrocnemius Medialis (GM), Gluteus Maximum (GMax), Rectus Femoris (RF), Vastus Medialis (VM) and lower body muscles; Peroneus Longus (PL), Soleus (SO), Tibialis Anterior (TA). Algorithms for combinations of all these muscles have been developed. A correlation coefficient of 0.90 between the actual (result of gait analysis) and predicted ankle power is considered to perform successfully. 25 muscle combinations yielded successful correlations with 1 set of 1 muscle, 3 sets of 2 muscles, 5 sets of 3 muscles, 9 sets of 4 muscles, 5 sets of 5 muscles, 1 set of 6 muscles, 1 set of 7 muscles. Note that, all successful muscle groups include either PL or GM muscle. Our findings suggest that our system can be used in powered prosthetics control and detection of gait abnormalities.

WristElectromyographyEnergy+2
Alper Atal
Boğaziçi University · Biyomedikal Mühendislik Enstitüsü
2022
00

Related subjects