Shoulder

101 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

İnsan omuz kuşağı ve üst ekstremite uzun kemiklerinde foramen nutricium morfolojisi ve topografisi

Kemiğin en belirgin beslenmesi arteria nutricia tarafından sağlanır. Kemik gelişiminin her safhasında önemli olan arteria nutricia, kemiğin dış yüzeyindeki en büyük foramen olan foramen nutricium ile kemiğe giriş yapar. Bu nedenle foramen nutricium hem morfolojik hem klinik açıdan önemlidir. Bu çalışmada toplam 414 yetişkin insan kuru kemiği incelendi. İncelenen scapula, clavicula, humerus, radius ve ulna'daki foramen nutricium'ların sayılarının ve yerlerinin belirlenmesi, topografisi ve morfolojisinin anlaşılması amaçlandı. Foramen nutricium'lar el merceği kullanılarak gözlemlendi. Büyüklükleri ve yönleri 21 gauge enjektör iğnesi ile belirlendi. Böylece majör foramen nutricium'lar saptandı. Foramen nutricium'ların konumları hem kemiklerin yüzeylerine göre hem de foraminal indeks hesaplanarak proksimal, orta, distal olarak ayrılan segmentlere göre belirlendi. Çalışmamızda örneklerin %71'inde tek bir foramen nutricium bulundu. Clavicula'da foramen nutricium'ların %94.2'si kemiğin orta 1/3 segmentte, humerus'taki foramen nutiricum'lar %89.3'ü orta 1/3 segmentte, radius'taki foramen nutricium'lar %51.3'ü orta 1/3 segmentte, ulna'daki foramen nutricium'lar %67.7'si orta 1/3 segmentte yerleşmişti. Çalışmamızın bulguları, literatürdeki birçok çalışmanın bulgularıyla paraleldir. Foramen nutricium'lar birçok patoloji ile ilişkilendirildiğinden çalışmamızdaki bulgular, bu bölgede yapılacak uygulamaların planlanması hususunda cerrahlara yardımcı olabilecektir. Ayrıca literatüre katkı sağlayarak birçok cerrahi prosedürler için önemi olmasından dolayı klinisyenlere kaynak olacağı düşünülmektedir.

AnatomiForamen nutriciumMorfoloji+3
Süreyya Toma
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekrarlayan anterior omuz instabilitesinde uygulanan latarjet ameliyatında korakoid greftinin yerleşimi ve osteolizisinin fonksiyonel ve radyolojik sonuçlara etkisi

Çalışmanın amacı; Açık ve artroskopik Latarjet cerrahisi uygulanan hastalarda greftin glenoid kenarına mediolateral ve superioinferior yerleşiminin ve greft lizisin fonksiyonel sonuç etkisini değerlendirmek. Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 01.12.2009 ile 31.01.15 tarihleri arasında 15'i açık (grup A) ve 33'u artroskopik (grup B) Latarjet prosedürü uygulanan 48 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların klinik değerlendirmede her iki omuzun öne fleksiyon, dış rotasyon ve iç rotasyon hareket açıklığı ve her iki omuz dış rotasyon ve iç rotasyon kas gücü, Rowe, WOSİ ve VAS skorları kaydedildi. Preop ve Postop BT görüntüleri değerlendirilerek preop defekt büyüklüğü, greftin mediolateral ve superioinferior yerleşimi, vidanın yönelimi ve postop greft lizisi değerlendirildi. Hastaların ortalama yaşı 29,5 yıl (alt- üst) olarak bulundu. Ortalama takip süresi 30,5 ay (grup A 40,8 ay (12-62), grup B 25,9 ay (13-50)). Superioinferior greft yerleşimi için en-face görüntüde greftin konumu saat yöntemi ile ortalama greft yerleşimi 01:55:00 ile 04:49:00 arasında olduğu görülmüştür (grup A 02:05:00- 04:55:00, grup B 01:51:00 04:47:00). Greftin mediolateral yerleşiminde Grup A'de çok medial yerleşim görülmemişken grup B'de %6,1 çok medial yerleşim izlendi. Diğer yandan grup A'da %13,3lateral yerleşim varken grup B' de %9,1 olarak izlenmiştir. α açısı olarak ölçülen vidanın medial tilti grup B'de 19,2° ± 9,4 iken grup A'da 11° ± 8,3 olarak ölçüldü(p=0,004). Ortalama osteoliz oranı %30,2 iken Grup B %34,3 (±21,3) ve grup A %21,3 (±23,3) (p=0,087). Fonksiyonel değerlendirmede sağlam taraf ile internal rotasyon farkı grup B'de 14,4°, grup A'da 8,7° olarak bulunmuştur(p0,044). WOSİ skoru grup A 31,9, grup B 21,3 olarak bulunuldu (p=0,017). Komplikasyon oranları grup A: %12,12 iken grup B: %13,3 olarak değerlendirildi. Tüm hastalar ele alındığında lizis miktarı Gerber indeksi (rs=0,336-p=0,019) ve defekt yüzdesi ilişkili bulunuldu. Anterior omuz instabilitesi cerrahi tedavisinde hem açık hem artroskopik Latarjet cerrahisi sonrasında iyi fonksiyonel sonuçlar elde edilmektedir. Greftin mediolateral ve superioinferior konumlandırılmasının fonksiyonel sonuçlara etkisi gösterilememiştir. Greft lizis miktarı, fonksiyonel sonuçlar ve rekürrens gelişimi ile ilişkili bulunmasa da persistan apprehension pozitifliği ile ilişkili bulunmuştur.

OmuzOmuz ağrısıOmuz eklemi+1
Jotyar Alı
Bezmialem Vakıf University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Adheziv kapsülitli hastalarda ağrının fonksiyonellik, kinezyofobi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesine etkisi

Adheziv kapsülit tanısı almış ve omuz ağrısı şikayeti olan hastalarda ağrının fonksiyonellik, kinezyofobi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla 50 hasta çalışmaya alındı. Ağrı şiddetleri Vizüel Analog Skala (VAS), fonksiyonellikleri Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH), kinezyofobileri Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), uyku kalitesi Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve yaşam kalitesi Notthingham Sağlık Profili (NSP) ölçekleri ile değerlendirildi. Ağrı şiddeti ile TKÖ, DASH toplam skor, PUKİ'nin bazı alt başlık skorları ve NSP'nin bazı alt başlık skorları arasında anlamlı ilişki olduğu görüldü (p<0,05). DASH skoru ile PUKİ'nin bazı alt başlık skorları arasında anlamlı ilişk bulundu (p<0,05). Ayrıca DASH skoru ile yaşam kalitesinin NSP Uyku alt başlığı hariç tüm başlıkları ile anlamlı ilişki saptandı (p<0,05). Kinezyofobi skoru ile NSP Ağrı alt başlığı dışındaki tüm alt başlıklar ve PUKİ'nin bazı alt başlık skorları arasında anlamlı ilişki olduğu görüldü (p<0,05). Ayrıca, PUKİ ile NSP'nin bazı alt başlık skorları arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, bu çalışma AK'li hastalarda sık görülen ağrı semptomunun fonksiyonellik, kinezyofobi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğunu gösterdi.

AğrıBursitHareket+5
Ceren Bilge
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Rotator manşet sendromlu hastalarda skapular stabilizasyon egzersizlerinin omuz fonksiyonları , kinezyofobi, yaşam kalitesi, omuz ile ilgili yeti yitimi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisi

Bu çalışma, rotator manşet sendromlu hastalarda skapular stabilizasyon egzersizlerinin omuz fonksiyonları , kinezyofobi, yaşam kalitesi , omuz ile ilgili yeti yitimi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya, Rotator Manşet Sendromu tanısı almış, 18-65 yaş arasında, en az 4 haftadır devam eden unilateral omuz ağrısı olan 30 gönüllü katılımcı; kapalı zarf yöntemiyle randomize edilerek 15'er kişiden oluşan eğitim ve kontrol grubu olarak ikiye ayrıldı. Kontrol grubuna ağrıyı azaltmaya yönelik elektoterapi uygulamaları ve glenohumeral ekleme yönelik germe ve güçlendirme egzersizleri, eğitim grubuna ise bu programa ek olarak skapular stabilizasyon egzersizleri verildi. Katılımcıların çalışma öncesinde ve 15 seans sonunda; Visual Analog Skala ile ağrı şiddetleri, manuel kas testi ile omuz kas kuvveti, gonyometre ile omuz normal eklem hareket açıklığı, el dinamometresi ile el kavrama kuvveti değerlendirildi. Ayrıca katılımcıların fonksiyonel düzeyleri Kol, Omuz El Sorunları Anketi'yle, hareket korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği'yle, yaşam kalitesi Western Ontario Rotator Manşet İndeksi'yle ve günlük yaşam aktiviteleri Omuz Ağrı ve Disabilite Anketi'yle değerlendirildi.Verilerin istatistiksel analizi için SPSS V.20 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Çalışmamızın sonucunda her iki grupda da grup içi değerlendirmede ağrı, normal eklem hareket açıklığı, el kavrama kuvveti, omuz kas kuvveti, hareket etme korkusu, omuz fonksiyonları, yaşam kalitesi ve günlük yaşam aktivitelerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptandı (p<0.05). Gruplar arası değerlendirmeye bakıldığında germe ve güçlendirme egzersizleriyle birlikte verilen skapular stabilizasyon egzersizlerinin (eğitim grubu) omuz fonksiyonlarının iyileştirilmesinde, omuz abduktör, ekstansör kas kuvvetini ve el kavrama kuvvetinin arttırılmasında daha etkili bir yöntem olduğu görülmüştür(p<0.05). Çalışmanın sonucunda rotator manşet sendromlu hastalarda klasik egzersiz programının ağrının azaltılmasında, normal eklem hareket açıklığının kazandırılmasında, yaşam kalitesinin arttırılmasında, hareket etme korkusunun azaltılmasında ve günlük yaşam aktivitelerinin kolaylaştırılmasında yeterli olduğu klasik egzersizlere ilave edilen skapular stabilizasyon egzersizlerinin ise omuz kas kuvvetini, el kavrama kuvvetini ve omuz fonksiyonlarını iyileştirmede daha etkili bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar sözcükler: Rotator manşet sendromu, skapular stabilizasyon egzersizleri, ağrı, omuz fonksiyonları, kinezyofobi, yaşam kalitesi

AğrıEgzersiz tedavisiFizik tedavi+6
İrem Can
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Subakromiyal sıkışma sendromunda iki farklı yöntemle yapılan skapular retraksiyon egzersizlerinin skapular diskinezi, ağrı, fonksiyon ve normal eklem hareketi üzerine etkisi

Subakromiyal sıkışma sendromu (SSS) en sık karışımıza çıkan omuz patolojilerindendir. Bu patoloji baş üstü pozisyonlarda kolun yukarı kaldırılması ile humerus ve korakoakromiyal ark arasında supraspinatus, infraspinatus, subakromiyal bursa ve biseps tendonunun sıkışması ile oluşan ağrılı bir durumdur. SSS'nda konservatif ve cerrahi tedavi yöntemleri bildirilmiştir. Konservatif tedavi; medikal tedavi (antiinflamatuar ilaçlar), fizik tedavi modaliteleri (şok dalga, ultrason, buz, TENS vs) ve egzersiz tedavisini içerirken, cerrahi tedavi; subakromiyal dekompresyon tedavisini içermektedir. SSS'nda çoğunlukla kullanılan konservatif tedavinin amacı subakromiyal enflamasyonu azaltmak, rotator kılıfın iyileşmesini sağlamak ve ağrılı durumda olan omuz eklemine yeniden fonksiyon kazandırmaktır. Bu hastaların egzersiz programında kuvvet ve fleksibilite egzersizleri temel egzersizler olarak kullanılmaktadır. Temel egzersizler ile ağrısız eklem hareket açıklığı, kuvvet ve enduransı artırmak ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığı sağlamak hedeflenmektedir. Skapular retraksiyon egzersizleri de bu egzersizlerden biridir. Bu çalışma ile SSS'lu hastalarda iki farklı yöntemle yapılan skapular retraksiyon egzersizlerinin skapular diskinezi, ağrı, fonksiyon ve normal eklem hareketleri üzerine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya yaşları 33-60 yıl aralığında olan, 29'u kadın, 16'sı erkek SSS tanılı 45 hasta dahil edilmiştir. Hastalar randomize şekilde Kontrol Grubu (Rutin Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Programı), Skapular Retraksiyon Egzersizleri Grubu (SRE) ve Elastik Bantla Dirençli Skapular Retraksiyon Egzersizleri Grubu (EDSRE) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Kontrol grubuna; sıcak uygulama, terapatik ultrason, TENS ve mobilizasyon (anterior-posterior-inferior glenohumeral mobilizasyon) uygulandı ve anterior-posterior-inferior kapsüler germe, kodman egzersizi ve duvarda propriosepsiyonu içeren temel egzersizler verildi. SRE grubuna Kontrol grubundaki tedavi programına ek olarak üç tane dirençsiz skapular retraksiyon egzersizi, EDSRE grubuna ise Kontrol grubundaki tedavi programına ek olarak elastik bantla yapılan üç tane dirençli skapular retraksiyon egzersizi verildi. Gruplara haftada 5 gün toplamda 15 seans fizyoterapi ve rehabilitasyon programı uygulandı. Tedavi öncesinde ve sonrasında hastaların skapular diskinezi, ağrı, fonksiyon ve normal eklem hareketleri değerlendirildi. Skapular diskinezi değerlendirmesinde Lateral Skapular Kayma Testi, ağrı şiddeti değerlendirmesinde Vizüel Analog Skala, fonksiyon değerlendirmesinde DASH anketi ve eklem hareket açıklığı değerlendirmesinde universal gonyometre kullanıldı. Verilerin analizinde SPSS 21.0 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak

AğrıEgzersiz tedavisiOmuz+4
Nimet Tüncel
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi altında omuz artroskopisi yapılan ve interskalen brakial pleksus bloğu ile omuz artroskopisi yapılan hastaların hemodinamik parametrelerinin ve nöroendokrin yanıtlarının karşılaştırılması

Giriş: Cerrahi uygulanacak hastalarda oluşan stres yanıt, organizma için bir takım hemodinamik ve nöroendokrin değişikliklere neden olur. Hastaların perioperatif iyilik halinin sağlanması için oluşacak olan stres yanıtın baskılanması gerekmektedir. Yaptığımız bu çalışmada genel anestezi altında omuz artroskopisi yapılan ve interskalen brakiyal pleksus bloğu ile omuz artroskopisi yapılan hastaların hemodinamik parametrelerini ve nöroendokrin yanıtlarını karşılaştırdık. Materyal ve Metod: Çalışmanın etik kurul onayı ve hastalardan bilgilendirilmiş onam alındı. Çalışma için rotator cuff onarımı yapılması planlanan ASA I-II 18 yaş üstü 50 hasta seçildi. Hastaların randomizasyonu kapalı zarf yöntemiyle yapıldı. Hastalar, birinci grup interskalen brakiyal pleksus bloğu yapılanlar (Grup-1), ikinci grup genel anestezi uygulananlar (Grup-2) olarak iki gruba ayrıldı. 18 yaş altı, çalışmayı kabul etmeyen, aktivitesini sınırlayan hastalığı olan, ASA III ve üstü olan, rotator manşet yırtığı 5cm ve üzeri olan ve başarısız blok uygulanan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Hastalar preoperatif derlenme ünitesine alındıktan sonra başlangıç kalp atım hızları, ortalama arteryel basınçları ve oksijen saturasyonları kaydedildi . Hastaların 2 mg midazolam ile sedasyonları sağlandıktan sonra planlama dahilindeki başlangıç kan numunesi alındı. Grup-1 (n=25) hastalarda lokal anestezi amacıyla 20 ml % 0.5 bupivacain (100 mg), 10 ml aritmal (200 mg) ve 10 ml serum fizyolojik kullanıldı. Hastaların duyu ve motor blok seviyeleri Pin-Prick testi ve Modifiye Bromage skalası ile değerlendirildi. Tam motor blok oluştuktan sonra cerrahiye izin verildi. Grup-2 hastalara (n=25) genel anestezi amacıyla 2-3 mg/kg propofol, 0.6 mg/kg rocuronyum bromür ve 1 mcg/kg fentanyl uygulandı. İdame anestezide 2 lt/dk taze gaz akımı içerisinde oksijen/azot karışımı ve %2 (1MAC) sevofluran kullanıldı. Postoperatif analjezi amacıyla cerrahi bitmeden 30 dakika öncesinde, intravenöz 100 mg tramadolol hidroklorür uygulandı. Tüm hastalardan başlangıç, cerrahi başlangıçtan 30 dakika sonra ve postoperatif 0. dakikada kan numuneleri alındı. Glukoz, insülin, prolaktin ve kortizol değerleri çalışıldı. Hastaların intra-operatif ortalama arteryel basınçları, kalp atım hızları ve oksijen saturasyonları kaydedildi. Bulgular: İki grup arasında yaş ve cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Ortalama arter basınçları ve kalp atım hızları arasında preoperatif ölçülen değerlerde istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu ancak intraoperatif kıyaslamada Grup-1'deki hastaların değerleri Grup-2'deki hastaların değerlerinden yüksekti. Grup-2'deki hastaların intraoperatif oksijen saturasyonları daha yüksek olarak ölçüldü. Hastaların başlangıç kan numunelerindeki sonuçlara göre glukoz değişimi istatistiksel olarak anlamlı değildi ancak Grup-2 de Grup-1'den daha yüksek olarak bulundu (P:0.676). Kortizol ve prolaktin değerleri de Grup-2'de daha yüksek bulundu. Grup-2'de insülin değeri istatistiksel değerlendirmede anlamlı olarak daha düşüktü (P:0.001). Sonuç: İnterskalen brakiyal pleksus bloğu uygulaması, genel anestezi uygulamasına benzer şekilde hemodinamik parametreleri fizyolojik sınırlarda tutmaktadır. Ayrıca cerrahi stresi azaltarak organizmaya zararlı olabilecek nöroendokrin yanıtları da baskılamaktadır. Bu bilgiler ışığında cerrahi stresi azaltmak ve hemodinamiyi daha iyi korumak amacıyla interskalen brakiyal pleksus bloğunun güvenilir bir şekilde uygulanabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: omuz artroskopisi, İBPB, genel anestezi, cerrahi stres, hemodinami

AnesteziAnestezi-genelArtroskopi+6
İbrahim Adalı
Yozgat Bozok University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Omuz artroskopisi yapılan hastalarda preoperatif manyetik rezonans görüntülemede tespit edilen patolojik bulguların intraoperatif patolojik bulgularla korelasyonu

Omuz Artroskopisi Yapılan Hastalarda Preoperatif Manyetik Rezonans Görüntülemede Tespit Edilen Patolojik Bulguların İntraoperatif Patolojik Bulgularla Korelasyonu Amaç: Artroskopik omuz cerrahisi yapılan hastaların geriye dönük Manyetik Rezonans (MR) görüntüleme raporları ve artroskopik cerrahi işlemlere ait kayıt altına alınan ameliyat notları taranarak görüntüleme raporlarındaki bulguların ve ameliyatlarda saptadığımız bulguların ne derecede örtüştüğü araştırılacaktır. Elde edilen verilerden günümüz poliklinik şartlarında raporlanan MR görüntülerinin artroskopik omuz cerrahisine karar vermede etkinliğine dair bilgiler elde edilecektir. Materyal ve Metot: Omuz şikâyeti ile başvuran ve cerrahi tedavi uygulanan 90 hasta ile retrospektif olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya alınan hastaların yaş, cinsiyet, patolojik omuz tarafı, akromiyon tipi, kemik patolojileri (humerus, distal klavikula, glenoid), eklem mesafeleri, kartilaj kaybı, ödem, osteofitik dejenerasyon, AC eklem patolojisi varlığı, rotator kas yırtıkları (supraspinatus, infraspinatus, teres minör ve subskapularis), biseps dejenerasyonu, SLAP lezyonu, rotator manşet tendon devamlılığı, bursit, sıvı koleksiyonu ve Vizüel analog skala (VAS) verileri incelendi. MR ve artroskopi sonrası sonuçlar kıyaslandı. Bulgular: Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 55,3±11,5 yıl olup, %52,2'si kadındı. Sağ eklem tutulum sıklığı %68,9 olarak saptandı. Humerus, distal klavikula ve glenoid patolojilerini göstermek açısından artroskopi ve MR arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). En sık saptanan akromiyon tipi, Tip 1 olup, artroskopide Tip 3 görülme sıklığı anlamlı olarak yüksek saptanmış olup (p<0,05); yöntemler arasındaki uyum orta düzeydeydi. Eklem mesafesi, kartilaj kaybı, ödem ve osteofitik dejenerasyon açısından artroskopinin daha üstün olduğu (p<0,05) ve yöntemler arasında uyumun orta-yüksek olduğu saptandı. Yöntemler arasında AC eklem patolojisini göstermede fark olmadığı (p>0,05); yöntemler arasında uyumun önemsiz düzeyde olduğu saptandı. Supraspinatus yırtığı, infraspinatus yırtığı, SLAP ve rotator manşet tendon devamlılığının bozulduğu patolojilerde yöntemler arasında fark olmadığı (p>0,05); yöntemler arasında uyumun önemsiz düzeyde olduğu saptandı. Artroskopinin subskapularis yırtıklarında ve biseps dejenerasyonunu göstermede daha başarılı olsa da (p<0,05); uyumun düşük-orta düzeyde olduğu saptandı. Bursit ve sıvı koleksiyonunu göstermek açısından artroskopi ve MR arasında farklılık saptanmamış olup (p>0,05); yöntemler arasındaki uyum önemsiz düzeydeydi. Post operatif 60.günde hastaların VAS skorlarının anlamlı şekilde düştüğü saptandı. Sonuç: Omuz patolojilerine yol açan lezyonların tanısında, artroskopinin MR'den üstün olduğu saptandı. Özellikle subskapularis tendon rüptürlerinin MR'de diğer patolojilere göre daha az tanı aldığı saptandı. Bazı tanılarda MR'nin, artroskopi ile sonuçlarının yüksek uyumlu olsa bile hastanın bir bütün olarak değerlendirildiğinde yetersiz kaldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: omuz, artroskopi, manyetik rezonans

ArtroskopiManyetik rezonans görüntülemeOmuz+2
Melikşah Bulut
Yozgat Bozok University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Orta büyüklükteki rotator manşet kas yırtığı sonrası artroskopik omuz cerrahisi uygulanan bireylerde humeral baş depresör kas ko-aktivasyon eğitiminin fonksiyonel sonuçlar açısından etkisinin incelenmesi

Çeşitli klinik araştırmalarda humeral baş depresör kas ko-aktivasyon eğitiminin glenohumeral eklem disfonksiyonu üzerindeki etkisi incelenmiş olmasına karşın bu eğitim programının orta büyüklükteki rotator manşet (RM) kas yırtığı sonrası artroskopik RM onarımı (ARMO) uygulanan bireylerde etkisini araştıran herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu bağlamda çalışmamızın amacı orta büyüklükteki RM kas yırtığı sonrası ARMO uygulanan bireylerde humeral baş depresör kas ko-aktivasyon eğitiminin fonksiyonel sonuçlar açısından etkisinin incelenmesidir. Bu çalışmaya 27 birey dahil edildi. Randomizasyon öncesi bir katılımcı çalışmadan dışlandı. 26 katılımcı randomize şekilde tedavi grubu (n=13) ve kontrol grubu (n=13) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Her iki grubun da konservatif eğitimleri aynı araştırmacı tarafından uygulandı. Tedavi grubundaki bireylere, konservatif eğitimlere ek olarak teres major, latissimus dorsi ve pektoralis major kasları için humeral baş depresör kas ko-aktivasyon eğitimi senkronize şekilde uygulandı. Ko-aktivasyon eğitimi için nöromusküler temelli bir eğitim aracı olan EMG Biofeedback cihazı (Chattanooga Group Inc., Chattanooga, TN) kullanıldı. Glenohumeral egzersizler sırasında ilgili kasların ko-aktivasyonu istendi. Tedavi öncesi ve sonrası tüm bireyler, ağrı (Görsel Analog Skala), eklem hareket açıklığı (Universal Gonyometre) ve fonksiyonel skorlar (Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi; Revize Oxford Omuz Skoru; Modifiye Constant-Murley Omuz Skoru; Western-Ontario Rotator Cuff İndeksi) açısından gruplara kör olarak değerlendirildiler. Takip sürecindeki bazı problemler nedeniyle 24 tam katılımcı analiz edildi. Tüm ölçümler açısından grup içi değerlendirmelerde her iki programın da etkili olduğu saptandı (p<.05). Zaman ve grup*zaman etkileşimleri açısından internal rotasyon eklem hareket açıklığı dışında tedavi grubundaki iyileşmenin kontrol grubuna kıyasla daha yüksek olduğu saptandı (p<.05). Çalışma sonuçlarına göre, humeral baş depresör kas ko-aktivasyon eğitimi, orta büyüklükteki RM kas yırtığı sonrası ARMO uygulanan bireylerin tedavisinde etkili bir seçenektir. Net abduksiyon torkunun azalması ve glenohumeral eklem temas kuvvetinin artması fonksiyonel skorları iyileştirmektedir.

BiofeedbackEgzersiz tedavisiElektromiyografi+6
Caner Karartı
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İmplante edilebilir kardiyak elektronik cihaz bulunan hastalarda skapulotorasik disfonksiyonun değerlendirilmesi

Jeneratör kaynaklı omuz bozukluğu, implante-edilebilir kardiyak elektronik cihaz (İEKEC) implantasyonunun yaygın bir komplikasyonudur. Literatürde İEKEC implantasyonunun skapulotorasik eklem üzerine etkilerini inceleyen çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma, İEKEC implantasyonunun aynı taraf skapulotorasik eklem üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçladı. Bu çalışmada, İEKEC implante edilen 30 hasta çalışma grubuna (ÇG) ve benzer demografik ve klinik özelliklere sahip 30 sağlıklı katılımcı ise kontrol grubuna (KG) kaydedildi. Omuz eklem hareket açıklığı, kavrama kuvveti, skapulotorasik diskinezi ve omuz işlevselliği dâhil olmak üzere detaylı omuz değerlendirilmesi yapıldı ve elde edilen veriler gruplar arasında karşılaştırıldı. Omuz fleksiyon (p = 0.016) ve abduksiyon (p = 0.001) hareket açıklığı ÇG'de KG'ye göre anlamlı şekilde düşük bulundu. Omuzun diğer yönlere hareket açıklıklarında gruplar arasında fark yoktu. Jamar hidrolik el dinamometresi ile değerlendirilen kavrama kuvveti ÇG'de KG'ye göre anlamlı şekilde azalmıştı (p = 0.36). Lateral skapular kayma testi ile değerlendirilen skapular diskinezide; nötral pozisyonda gruplar arasında fark yokken, 45 (p = 0.01) ve 90 (p = 0.038) derece abduksiyonda ÇG'de KG'ye kıyasla anlamlı düzeyde yüksek skapular diskinezi sıklığı tespit edildi. Benzer şekilde Kibler Tip 3 diskinezi sıklığı ÇG'de KG'ye kıyasla daha fazlaydı (p = 0.038), diğer Kibler diskinezi tiplerinde gruplar arasında fark yoktu. Amerikan Omuz ve Dirsek Cerrahları Omuz Skoru ile değerlendirilen omuz işlevselliğinde, ÇG'de omuz bozukluğu KG'ye göre anlamlı düzeyde fazlaydı (p = 0.014). Çalışmamız daha önce omuz eklemi üzerinde olumsuz etkileri tanımlanan İEKEC implantasyonunun benzer şekilde skapulotorasik eklem üzerinede olumsuz etkileri olduğunu göstermiştir. Ameliyat sonrası omuz bozukluğu gelişen hastaların tedavisine skapulotorasik bozuklukları giderecek yöntemlerin eklenmesinin fayda sağlayacağı düşünülmektedir.

Eklem hareket açıklığıEl kavrama kuvvetiKalp destek cihazları+5
Cansu Coşgun
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı düzey simülatörlerle verilen eğitimin omuz distosisi yönetimine etkisi

Amaç: Araştırmanın amacı, eğitimde kullanılan farklı simülasyon eğitim modellerinin ebelik öğrencilerinin omuz distosisi yönetimine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Eğitim müdahale tipinde olan bu araştırmanın örneklemini, daha önceden omuz distosisi eğitimi almış ebelik 4. sınıf öğrencileri oluşturmuştur (n=70). Eğitim öncesi; öğrencilerden "Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu", sosyo-demografik bilgileri içeren "Tanıtım Formu", "Omuz Distosisi ve Yönetimi Bilgi Formu", "Omuz Distosisi Yönetimi Öz Değerlendirme Formu" verileri toplanmıştır. Öğrenciler düşük düzey simülatör (DDS) ve ileri düzey simülatör (İDS) üzerinde eğitim yapmak için iki gruba ayrılmıştır. Her bir eğitim altışar kişiden (maksimum yedişer kişi) oluşan gruplarla yapılmış ve sonrasında "Simülasyon Tasarım Ölçeği" ile "Öğrenmede Öğrenci Memnuniyeti ve Özgüven Ölçeği" doldurulmuştur. Öğrencilerin omuz distosisi yönetimi eğitimden altı hafta sonra hasta aktör modeli (hibrit simülatör) üzerinde bire bir uygulama yaptırılarak değerlendirilmiştir; uygulama sonrası "Omuz Distosisi ve Yönetimi Bilgi Formu" ve "Omuz Distosisi Yönetimi Öz Değerlendirme Formu" verileri (post test) toplanmıştır. Tek kör araştırmacı tarafından öğrencilerin video kayıtları izlenmiş ve "Omuz Distosisi ve Yönetimi Becerileri Algoritma Kontrol Listesi"ne işaretlenmiştir. Bulgular: Öğrencilerin yaş ortalaması 21,5±0,7 olup DDS ve İDS ile eğitim alan öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri arasında fark bulunmamıştır. Grupların omuz distosisi yönetimi bireysel değerlendirmeleri, öğrenmede öğrenci memnuniyeti ve özgüven ölçeği puanları ve simülasyon tasarım ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Grupların kendi içinde ve gruplar arası omuz distosisi ve yönetimi bilgi puanları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p˂0,05). Hibrit simülatör üzerinde değerlendirilen omuz distosisi yönetim becerilerinin gruplar arasında farklılığın olmadığı; fakat İDS üzerinde beceri eğitimi alan öğrencilerin omuz distosisi yönetim becerilerinin algoritmaya uygun yapma oranının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuçlar: Farklı eğitim modelleri ile yapılan eğitimlerin öğrencilerin omuz distosisi bilgilerini anlamlı derece arttırmıştır. DDS eğitimi ile yapılan eğitimin öğrencilerin bilgi düzeylerini daha fazla arttırdığı; İDS ile eğitim alan öğrencilerin ise hibrit simülatör üzerinde omuz distosisi yönetim becerilerini daha iyi kullandığı bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Simülasyon, Simülasyon Eğitimi, Omuz Distosisi, Hibrit Simülatör

Beceri eğitimiBenzetimBenzetim tekniği+5
Emine Öztürk
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Skapular diskinezisi olan hastalarda kinezyo bantlamanın ağrı ve fonksiyon üzerine etkisi

Bu çalışma, skapular diskinezisi olan hastalarda kinezyo bantlamanın ağrı ve fonksiyon üzerine etkisini belirlemek amacıyla planlandı. Çalışmaya, yaş ortalaması 52,70± 12,68 yıl olan, skapular diskinezi sendromu bulunan, 30 hasta (11 erkek, 19 kadın) dahil edildi. Hastalar rastgele yöntemle, çalışma ve kontrol grubu olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Çalışma grubuna klasik fizyoterapiye ek olarak tekniğine uygun kinezyo bantlama, kontrol grubuna ise klasik fizyoterapiyle birlikte tekniğine uygun olmayan kinezyo bantlama (plasebo tekniği) yapıldı. Skapular diskinezi varlığı Lateral Skapular Slide Test ile tespit edildi. Hastalar, ağrı (Vizüel Analog Skalası-VAS), omuz ve dirsek normal eklem hareket açıklığı ve fonksiyon (Kol, omuz ve el sorunları anketi-DASH ve Omuz ağrı ve disabilite indeksi-SPADI) açısından değerlendirildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve tedavi sonrası olmak üzere iki kez gerçekleştirildi. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, ağrı, normal eklem hareket açıklığı ve fonksiyon açısından her iki grupta da iyileşme olduğu (p<0.05), ancak gruplar karşılaştırıldığında iki grup arasında fark olmadığı (p>0.05) gözlendi. Çalışmadan elde edilen sonuçlar dikkate alındığında; ister tekniğine uygun ister plesebo tekniği olsun kinezyo bantlamanın skapular diskinezili hastalarda ağrı ve fonksiyon üzerinde iyileşme sağladığı ve plasebo sonuç yaratan plasebo tekniğindeki etkinin kinezyo bandın kendi etki mekanizmasına bağlı olarak hasta üzerinde yarattığı duyu girdisine bağlı olabileceği sonucuna varıldı.

AğrıDiskinezilerFizik tedavi+6
Gizem Yağcıoğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Omuz-boyun postür problemi olan yetişkin hastalarda klinik pilates egzersizlerinin postüre etkisinin belirlenmesi

Bu çalışma omuz-boyun postür problemi olan yetişkin hastalarda klinik pilates egzersizlerinin postüre etkisinin belirlenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya baş anterior tilt, omuz protraksiyon postürü olan 51 kişi dahil edildi ve randomize olarak klinik pilates grubu (Grup 1, n=26) ve klasik postür egzersiz grubu (Grup 2, n=25) olarak 2 gruba ayrıldı. Hastaların özgeçmiş ve demografik bilgileri kaydedildi. Derin boyun fleksör kas kuvveti ve endurans ölçümünde Basınçlı Biyofeedback Ünitesi (BBÜ) kullanıldı. Baş, boyun ve omuz postür mesafe ölçümü olarak duvar-tragus, duvar-akromion, çene-sternal çentik, akromion-tragus mesafe ölçümleri, omuz bölgesi esneklik ölçümü için sırt kaşıma testi kullanıldı. Çalışmada 6 hafta boyunca servikal ve omuz kuşağı bölgesine özel 1. gruba klinik pilates egzersizleri, 2. gruba ise klasik postür egzersizleri uygulandı. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve 6 hafta sonrasında yapıldı. Yapılan egzersiz uygulamaları sonucunda grup içi karşılaştırmalarda duvar- akromion, çene ucu- sternal çentik, duvar-tragus mesafe ölçümlerinde klinik pilates grubu yönünde anlamlı fark bulunmuştur (p< 0,05). Gruplar arası karşılaştırmalarda ise Derin Boyun Fleksör(DBF) kas enduransı, sırt kaşıma testi, duvar-tragus mesafe ölçümünde klinik pilates yönünden anlamlı fark bulunmuştur (p< 0,05). Çalışmamızın sonucunda omuz-boyun postür problemlerinin egzersiz tedavisinde klinik pilatesin klasik postür egzersizlerine göre DBF kas enduransı, omuz kuşağı esnekliği, postür değişimi yönünden daha etkili olduğu görüldü.

BoyunDuruşEgzersiz+5
Meltem Uzun
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Omuz tendon patolojilerinde farklı fizyoterapi programlarının etkinliğinin araştırılması

Çalışmanın amacı omuz tendon patolojilerinde farklı fizyoterapi programlarının etkinliğinin araştırılmasıdır. Çalışmaya omuz tendon patolojisine sahip (subakromiyal sıkışma sendromu, biceps tendiniti ve rotator kaf I. ve II. evre olan) 42 kişi tedaviye alındı. Hastalar kapalı zarf yöntemiyle rastgele 2 gruba ayrılarak farklı fizyoterapi protokolleri hazırlandı. Fonksiyonel grup (sadece egzersiz) ve konvansiyonel grup (egzersiz + ev egzersizi) olarak ayrılan hastalarının başlangıç ve 6. haftada değerlendirmeleri yapıldı. Ağrı için sayısal değerlendirme ölçeği (Numeric Rating Scala-NRS) dolduruldu. Eklem hareket açıklığı gonyometreyle, kas kuvveti el dinamometresiyle, dayanıklılık modifiye push up testiyle ve fonksiyonellik DASH, Constant-Murley skoru ve TFAST (Zamanlı Fonksiyonel Kol ve Omuz Testi) ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda fonksiyonel bir değerlendirme metodu olan TFAST ile ağrı, ROM, kas kuvveti, Constan-Murley skoru (CMS) ve kol omuz ve el sorunları anketi (DASH) arasında orta-yüksek korelasyon bulundu. (p≤0,05, r≤0,8). Sonuç olarak, omuz tendon patolojilerinde farklı fizyoterapi protokollerin kullanılmasının ağrı, eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, dayanıklılık ve fonksiyonel bir değerlendirme yöntemi olan TFAST metodunda etkili olduğu ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: Omuz, Tendon Patolojileri, Fonksiyonellik, Değerlendirme

EgzersizFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+7
Eylül Pınar Kısa
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kız adölesanlarda skapula stabilizasyon egzersizlerinin klavikula hareketliliğine etkisi

Elpeze G., Kız adölesanlarda skapula stabilizasyon egzersizlerinin klavikula hareketliliğine etkisi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimler Enstitüsü, Fizyoterapi Ve Rehabilitasyon Programı Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018. Çalışmamız sağlıklı bireylerde skapula stabilizasyon egzersizlerinin klavikula hareketliliğine etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya 37 birey katıldı. Bireyler rastgele yöntemle 2 gruba ayrıldı. Her iki grupda haftada 3 gün olmak üzere 8 hafta boyunca yaz okulu kapsamında uygulanan fiziksel aktivite programına alındı. Çalışma grubuna fiziksel aktivite programına ek olarak skapula stabilizasyon egzersiz eğitimi, kontrol grubuna ise yalnızca fiziksel aktivite programı uygulandı. Tüm bireyler çalışma öncesi ve sonrası eklem hareket açıklığı (Gonyometrik Ölçüm), kas kuvvet testi (Manuel Kas Kuvvet Testi), omuz abduksiyon ve elevasyonu sırasında klavikulanın açısal değişiklikleri (Video Analiz Yöntemi) ve üst ekstremite fonksiyonel durumu (Quıck Dash Türkçe) bakımından değerlendirildiler. Hem çalışma grubunda hem de kontrol grubunda üst ekstremite fonksiyonel durumunda artış görüldü. Çalışma grubunda egzersiz eğitimi sonrasında omuz skapular düzlem elevasyonu sırasında özellikle non-dominant taraf klavikula elevasyonunda, omuz abduksiyonu sırasında ise dominant ve non-dominant tarafta klavikula elevasyonunda artış görüldü.Çalışma grubunda fiziksel aktivite programı ile skapular stabilizasyon egzersiz eğitimi sonrası dominant tarafta hem klavikular protraksiyon hem de retraksiyon hareket açıklığında artış gözlemlendi, non-dominant tarafta klavikular protraksiyon artış gösterdi (p<0.05). Omuz kinematiğinin daha iyi anlaşılması açısından sternoklavikular (SK) eklemde meydana gelen klavikula hareketlerinin akromioklavikular (AK) eklemde gerçekleşen skapula hareketleri ile glenohumeral (GH) eklem hareketlerinin birlikte analiz edilmesi daha faydalı olabilir. Anahtar kelimeler: adölesan, skapular stabilizasyon egzersiz, biyomekanik, omuz, klavikula, hareket analizi, kinematik.

BiyomekanikEgzersizErgenler+7
Gönül Elpeze
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hemiplejik serebral palsili çocuklarda omuz stabilizasyon egzersizlerinin el fonksiyonları üzerine etkisi

Bayram Dündar, Hemiplejik Serebral Palsili Çocuklarda Omuz Stabilizasyon Egzersizlerinin El Fonksiyonları Üzerine Etkisi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Tezli Yüksek Lisans Programı, Gaziantep, 2018. Bu çalışma, hemiplejik serebral palsili çocuklarda omuz stabilizasyon egzersizlerinin el fonksiyonları üzerine etkisini araştırmak amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya, yaşları 6 ila 18 arasında değişen, hemiplejik serebral palsi tanısı konulmuş 28 çocuk dahil edildi. 28 çocuğun 14'ü çalışma ve 14'ü kontrol olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki grup rutin olarak haftanın 2 günü 10 hafta boyunca fizyoterapi programına dahil edildi, çalışma grubuna rutin fizyoterapi programına ek olarak omuz stabilizasyon egzersizleri eğitimi verildi. Çocukların; cinsiyet, yaş, kilo, boy gibi demografik bilgileri ile dominant ve nondominant tarafları kayıt altına alındı. Çocukların fonksiyonel düzeylerini belirlemek için; El Becerileri Sınıflandırma Sistemi (MACS), Pediartrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (WeeFIM), Dokuz Delikli Peg Testi, Kutu Blok Testi, Elle İlgili Yetenek Ölçeği (ABİLHAND-Kids) değerlendirmeleri yapıldı. Tüm değerlendirmeler, tedaviyi uygulayan fizyoterapist dışında farklı bir fizyoterapist tarafından fizyoterapi programı öncesi ve 10 haftalık eğitimin sonunda olmak üzere iki kez yapıldı. İstatistiksel analiz sonucunda, çalışma grubunda hem dominant hem de non dominant taraf olmak üzere 10 haftalık fizyoterapi programı sonrası el fonksiyonu, el becerisi, el yeteneği ve fonksiyonel bağımsızlık düzeyi parametrelerinde artış gözlemlendi (p<0,05). Kontrol grubunda ise dominant eldeki el fonksiyon ve non dominant eldeki el beceri parametreleri hariç diğer tüm parametrelerde artış gözlemlendi. Ancak çalışma grubu ve kontrol grubu arasında istatiksel olarak bir artış yoktu (p>0,05). Sonuç olarak, hemiplejik serebral palsili çocuklarda omuza uygulanan stabilizasyon egzersizlerinin el fonksiyonlarını geliştirdiği için serebral palsili çocukların fizyoterapi programlarına eklenmesinde yarar sağlanacağı görüşündeyiz. Stabilizasyon egzersizlerin uzun vadeli etkilerini görmek için daha kapsamlı ve uzun takip gerektiren çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Hemiplejik Serebral Palsi, Omuz Stabilizasyonu, El Fonksiyonları, Fonksiyonel Bağımsızlık, El Becerileri.

Beceri eğitimiEgzersizEgzersiz tedavisi+4
Bayram Dündar
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan kız çocuklarında omuz retraksiyon ortezi ve postür egzersizlerinin kifoza olan etkisinin araştırılması

Çalışmamız postür egzersiz eğitimi ve omuz retraksiyon ortezinin kifozda etkinliğinin araştırılması amacıyla planlandı. Çalışmaya yaşları 13-16 yaş arasında değişen postürel kifozu olan 30 adölesan birey katıldı. Bireyler rastgele kontrollü çalışma yöntemi ile egzersiz (n=15), (yaş ortalaması 13,73±0,46 yıl ve boy ortalaması 162,40±5,62 cm) ve korse (n=15), (yaş ortalaması 13,73±0,46 yıl ve boy ortalaması 159,80±4,31 cm) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Egzersiz grubuna 8 hafta boyunca haftanın her günü 15-20 dk sürecek ve haftada bir gün fizyoterapist eşliğinde diğer günler evde kendisinin yapabileceği şekilde spinal ekstansör kuvvetlendirme, skapular retraksiyon, skapular stabilizasyon, pektoralis kaslarına germe içeren postür egzersiz eğitimi verildi. Egzersizlerin set ve tekrar sayısı haftalar ilerledikçe arttırıldı. Omuz retraksiyon ortezi kullanan korse grubundan 8 hafta boyunca haftanın her günü günde en az 8 saat korseyi takmaları istendi. Tüm bireylerin tedavi öncesi ve tedavi sonrası kifoz derecesinin indirekt ölçümü flexrulerla, başın anteriora tilti, tragus duvar mesafesiyle, omuzların protraksiyonu iki skapulanın inferioru arasındaki mesafeyle değerlendirildi. Tedavi öncesi ve sonrası gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, her iki gruptada, kifoz derecesinin indirekt ölçümünde, omuzların protraksiyonunda ve başın anterior tiltinde iyileşme olduğu (p<0.05) gözlendi. Gruplar birbiriyle karşılaştırıldığında her iki gruptada kifoz derecesinin indirekt ölçümü, iki skapulanın inferior arası ölçümü ve tragus duvar mesafesi benzerdi (p>0.05). Çalışmanın sonucunda adölesan dönemdeki kız çocuklarında görülen postürel kifozu, postür egzersiz eğitimi ve omuz retraksiyon ortezi, postürel kifozu, başın anterior tiltini ve omuz protraksiyonunu benzer etkilerle azaltmıştır. Fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarında postür egzersiz eğitiminin spinal ekstansör kas güçlendirme, skapular retraksiyon, skapular stabilizasyon, pektoralis kaslarına germe egzersizleri, ortez uygulamasıyla benzer etkilerinden dolayı adölesan dönemde egzersize zaman ayıramayan, yapmak istemeyen, egzersizin kontraendike olduğu durumlarda ya da düzenli kliniğe gelip gidemeyen bireyler için korse akut olarak düşünülebilir. Anahtar kelime: Adölesan, Kifoz, Postür egzersizi, Omuz retraksiyon ortezi

DuruşEgzersiz tedavisiEgzersiz testi+5
Tansu Güney
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tekerlekli sandalye basketbol oyuncularında skapular stabilizasyon egzersizlerinin omuz fonksiyonları üzerine etkisi

Tekerlekli sandalye basketbol sporcularında skapular stabilizasyon egzersizlerinin omuz fonksiyonları üzerine olan etkisinin araştırılması amacı ile yapılan çalışmamıza, çalışma grubuna yaş ortalaması 28,3±9 yıl olan 15 sporcu ve kontrol grubuna yaş ortalaması 32,7±8,2 yıl olan 10 sporcu dahil edildi. Her iki grubun sporcuları; sekiz haftalık egzersiz eğitimi öncesinde ve sonrasında, omuz normal eklem hareket açıklıkları, omuz ağrı, skapular pozisyon, omuz eklemi internal ve eksternal rotatörleri esneklik değerlendirmeleri ile birlikte omuz fonksiyonları değerlendirildi. Çalışma grubundaki sporculara rutin antrenman programları ile birlikte sekiz hafta boyunca ve haftada iki gün fizyoterapist eşliğinde bir gün ise ev programı şeklinde skapular stabilizasyon egzersizleri uygulandı. Çalışma grubuna verilen skapular stabilizasyon egzersizleri dirençli egzersiz bandı ve top ile yapılan skapular stabilizasyon egzersizlerden (W egzersizi, bilateral omuz eksternal rotasyonu, kürek çekme, duvarda top kaydırma vb. gibi) oluşmaktadır. Araştırmamız sonucunda; sporcuların sezon içi antrenman programları ile birlikte verdiğimiz skapular stabilizasyon egzersizlerinin tekerlekli sandalye basketbol sporcularında omuz eklemi abdüksiyon yönündeki eklem hareket açıklığında ve omuz fonksiyonelliğinde artma gözlenirken(p<0,05), skapular pozisyon ölçüm değerlerinde azalma gözlemlendi (p<0,05). Sonuç olarak tekerlekli sandalye basketbol sporcularına uygulanan skapular stabilizasyon egzersizlerinin omuz fonksiyonelliğinde artış sağladığı için sporcuların rutin antrenman programlarına eklenmesinin sporculara yarar sağlayacağını düşünmekteyiz.

BasketbolBasketbolcularEgzersiz+6
Yusuf Pınar
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tekerlekli sandalye kullananlarda üst ekstremite ve skapular kasları kuvvetlendirme egzersizlerinin baş, boyun ve omuz postürü, fonksiyonel kapasite ve yorgunluğa etkisinin incelenmesi.

Bu çalışma, tekerlekli sandalye kullananlarda üst ekstremite ve skapular kasları kuvvetlendirme egzersizlerinin baş, boyun ve omuz postürü, fonksiyonel kapasite ve yorgunluğa etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışma Hatay ilinin Reyhanlı ilçesinde bulunan bir özel fizik tedavi merkezinde yürütüldü. Çalışmamıza spinal kord yaralanmaları T6-T12 seviyelerinde, 20-35 yaş aralığında olan, savaş mağduru 24 gönüllü erkek hasta dahil edildi. Bireyler basit rastgele yöntemlerle iki gruba ayrıldı. Klasik eğitim grubu hastalarına (n=12) üst ekstremite kuvvetlendirme egzersizleri ve çalışma grubu (n=12) hastalarına üst ekstremite egzersizlerine ek olarak skapular kuvvetlendirme egzersizleri verildi. Egzersizler 4 hafta boyunca, haftada 3 gün olmak üzere uygulandı. Çalışmanın başında bireylerin demografik bilgileri alınarak baş, boyun ve omuz postür ölçümleri, kas kuvveti ve el kavrama kuvveti ölçümleri, Tekerlekli Sandalye Kullananlarda Omuz Ağrı İndeksi (TSKOAİ), Boyun Özürlülük İndeksi (BÖİ) değerlendirmeleri yapıldı. Ayrıca yorgunluk düzeyi Yorgunluk Siddet Ölçeği (YŞÖ) ile, fonksiyonellik düzeyleri Fonksiyonel Bağımsızlık Düzeyi Ölçeği (FBD) ile, uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ile, depresyon düzeyi Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile ve yaşam kalitesi Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği (DSÖ-YK)-kısa formu ile değerlendirildi. Değerlendirmeler 4 haftalık egzersiz eğitimi sonunda tekrarlandı ve sonuçlar uygun istatistik programı ile analiz edildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, çalışma grubunda boyun ve omuz posturünde düzelme, kassal kuvvet değerlerinde artış, omuz ağrı, boyun özürlülük ve yorgunluk şiddet düzeylerinde anlamlı düşüş olduğu görüldü (p<0.05). Ayrıca fonksiyonel bağımsızlık ve yaşam kalitesi skorları eğitim sonrası çalışma grubunda gelişme gösterdiği görüldü (p<0.05). Uyku kalitesi ve depresyonda ise anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Sonuç olarak, üst ekstremite kuvvetlendirme egzersizlerine ek olarak uygulanan skapular kaslara kuvvetlendirme egzersizlerinin, boyun ve omuz posturünde, kassal kuvvet değerlerinde, omuz ağrı, boyun özürlülük, yorgunluk şiddet düzeylerinde, fonksiyonel bağımsızlık ve yaşam kalitesi skorları sadece üst ekstremite egzersizlerinin uygulanmasına göre daha etkili olduğu bulundu.

BoyunDuruşKafa+7
Alı Hassan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Omuz ağrılı hastalarda acromion morfolojisi ve subacromial mesafenin radyolojik bulgularla değerlendirilmesi

Rotator manşet kaslarının, acromion altındaki yüzey tarafından zedelenmesi sonucu omuz bölgesinde ağrılar oluşabilmektedir. Çalışmamızda 2019 yılında Özel Adana Yaşam Tıp Merkezi'ne ve 2020 yılında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gaziosmanpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran 120 erkek ve 120 kadın hastanın mevcut MR görüntülerine bakılmıştır. Acromion morfolojisinin ve subakromiyal mesafe ölçümlerinin yaş, cinsiyet, spor, tansiyon, şeker hastalığı, boy, kilo ve ağrı ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda Tip I acromion oranı %29,6, Tip 2 acromion oranı %64,2, Tip 3 acromion oranı %4,6 ve Tip 4 acromion oranı %1,7 olarak tespit edilmiştir. Acromion tiplerine göre subakromiyal mesafe değerleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır (p<0,001). Tip 3 acromion'lu hastaların subakromiyal mesafe değerlerinin Tip 1, Tip 2 ve Tip 4 acromion'lu hastaların değerlerinden daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Yapılan birçok çalışmada subakromiyal mesafe için kritik değer 7 mm olarak belirlenmiştir. Subakromiyal mesafe değeri 7 mm üstü olan hastalarda erkek yüzdesinin subakromiyal mesafe değeri 7 mm altı olan hastalardan daha büyük olduğu saptanmıştır (p<0,001). Subakromiyal mesafe gruplarında acromion tipi yüzdelerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p<0,001). Subakromiyal mesafe değeri 7 mm üstü olan hastalarda sigara kullanımı yüzdesinin subakromiyal mesafe değeri 7 mm altı olan hastalardan daha büyük olduğu sonucu elde edilmiştir (p=0,012). Çalışma sonucunda omuz ağrılı hastalarda subakromiyal mesafe değerinin ve acromion morfolojisinin önemli bir parametre olarak göz önünde bulundurulması gerektiği görüşündeyiz.

AğrıManyetik rezonans görüntülemeMorfoloji+5
Banu Bahtiyar
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Omuz ağrılı bireylerde diyafram mobilizasyonu ve diyafragmatik solunum egzersizlerinin ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışma, omuz ağrılı bireylerde diyafram mobilizasyonu ve diyafragmatik solunum egzersizlerinin ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya, yaşları 18-64 arasında değişen toplam 72 omuz ağrılı birey dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen bireyler rastgele randomizasyon yöntemiyle Diyafram Mobilizasyon Grubu (DMG) (n=24), Diyafragmatik Solunum Grubu (DSG) (n=24) ve kontrol grubu (n=24) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Fizyoterapist tarafından klasik fizyoterapiye ek olarak DMG'ye diyafram mobilizasyonu ve DSG'ye diyafragmatik solunum egzersizleri 8 hafta boyunca haftada 3 gün uygulandı. Kontrol grubuna ise yalnızca klasik fizyoterapi uygulamaları uygulandı. Bireyler ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi açısından tedavi öncesi ve sonrasında değerlendirildi. Bireylerin değerlendirilmesinde Visual Analog Skala (VAS) ve Mcgill Ağrı Ölçeği ağrı şiddetinin belirlenmesinde, Omuz Ağrı ve Özürlülük İndeksi (SPADI) fonksiyonellik düzeyinin belirlenmesinde ve Kısa Form-36 (SF-36) ise yaşam kalitesinin değerlendirilmesinde kullanıldı. Ek olarak, nabız ve oksijen satürasyonu pulse oksimetre, normal eklem hareket açıklığı gonyometre ve total kas kuvveti ise manuel kas kuvveti ile değerlendirildi. Çalışmamıza katılan tüm gruplarda ağrı düzeyinde azalma, fonksiyonellik düzeyinde artma ve yaşam kalitesinde iyileşme görüldü (p<0,05). DMG ve DBG kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, gruplar arasında DMG ve DBG lehine olmak üzere ağrıda azalma, fonksiyonellik düzeyinde artma ve yaşam kalitesinde iyileşme bakımından anlamlı fark bulundu (p<0,05). DMG ile DSG karşılaştırıldığında iki grup arasında ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05). Sonuç olarak, diyafram mobilizasyonu ve diyafragmatik solunum egzersizlerinin omuz ağrılı bireylerde ağrıyı azaltmada, fonksiyonelliği artırmada ve yaşam kalitesini iyileştirmede etkili olduğu görüldü. Bu nedenle, omuz ağrılı bireylerin tedavi protokollerine klasik fizyoterapi programına ek olarak diyafram mobilizasyonu ve diyafragmatik solunum egzersizlerinin de dahil edilebilmesinin faydalı olacağını düşünmekteyiz.

DiyaframEgzersizNefes egzersizleri+4
Okan Şahin
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli hastalarda kuvvetlendirme egzersizlerinin omuz pozisyon hissine etkisi

Tip 2 Diyabetes Mellitus (DM)'lu bireyler sağlıklı bireylere oranla 2 veya 3 kat daha fazla azalmış sensorimotor sinyalizasyona sahip oldukları bildirilmiştir. Tip 2 DM'li bireyler ile yapılan bu çalışma ise tip 2 DM'li bireylerde propriosepsiyonun bozulduğunu gösterildiği bildirilmiştir. Proprioseptif duyu etkilenimi nedeniyle omuz kaslarında nöromüsküler kontrol değişimleri görülür. Birey, uygun nöromüsküler koordinasyon olmadan uygun bir kas aktivasyonu gerçekleştiremez. Omuz stabilizasyonu ve uygun hareketlenmesi için aktif eklem stabilizatörlerinin istemli olarak kasılması çok önemlidir. Böylece DM ve omuz propriosepsiyonu arasında ilişki olduğu görülmektedir. Çalışmamıza; 18-65 yaş arası değişen 38 tanesi kadın ve 22 tanesi erkek 60 gönüllü tip 2 diyabetik birey alınmıştır. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü'nde gerçekleştirilen çalışmaya, Adıyaman ilinde yaşayan tip 2 diyabetli bireyler dâhil edilmiştir. Çalışma iki gruptan oluşmaktadır. Grup I (n= 30): Çalışma grubunu oluşturmaktadır. Bireyler omuz, kol ve el bölgesindeki kaslara 8 hafta, haftada 3 gün, 2 set ve 12 tekrar kuvvetlendirme egzersizleri yapmıştır. Grup II (n=30): Kontrol grubunu oluşturmaktadır. Bireylere egzersiz verilmeden gerekli değerlendirmeler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler çalışma grubundaki egzersizler sonlandıktan sonra da bireylere uygulanmıştır. Çalışmada; çalışma grubundaki bireylere haftada 3 gün egzersiz uygulandı. Haftada bir defa ise egzersizden önce ve sonra kan şekeri değerlerine bakılmıştır. Aynı zamanda el ve parmak kuvvetini, ağrı şiddetini ve kas kuvvetlerini değerlendirdiğimiz bu çalışmada anlamlı farklılıklar ve birtakım benzerlikler bulunmuştur. Araştırmamızda pozisyon duyusunda egzersiz yapan grupta anlamlı olarak sapma miktarında düşüş olduğu gözlemlenmiştir. (p<0,05) El ve parmak ve kas kuvvetlerinde anlamlı yükseliş olduğu görülmüştür. Ağrı değerlendirmelerinde ise anlamlı düşüş gözlenmiştir. Bu sonuç tip 2 diyabetli bireylerde kuvvetlendirme egzersizlerinin omuz pozisyon hissine olumlu etkisinin olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Tip 2 Diyabetes Mellitus, Propriosepsiyon, Kuvvetlendirme Egzersizi, Kavrama Kuvveti.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Egzersiz+3
Seda Kutlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Laparoskopik kolesistektomi sonrası solunum öksürük egzersizlerinin ve oksijen tedavisinin omuz ağrısına ve analjezik tüketimine etkisi

Araştırma; laparoskopik kolesistektomi sonrası solunum öksürük egzersizlerinin ve oksijen tedavisinin omuz ağrısına ve analjezik tüketimine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Randomize kontrollü müdahale araştırması olarak planlanan bu çalışma Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Genel Cerrahi kliniğinde laparoskopik kolesistektomi uygulanan ve örneklem kriterlerine uyan 105 (Müdahale grubu ( Grup 1: 35, Grup 2: 35) ve Kontrol grubu (Grup 3): 35 ) hasta ile yapılmıştır. Müdahale gruplarından Grup 1 ve 2'ye ameliyattan sonra 4. saatten itibaren derin solunum öksürük egzersizleri, ek olarak Grup 2'ye ameliyattan sonraki ilk bir saat boyunca 2lt/dk O2 tedavisi uygulanmış olup, kontrol grubuna ( Grup 3) herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Veriler, Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu ve Ağrı Değerlendirme Formu aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, "Kruskal-Wallis H ki kare, Friedman ki kare test, korelasyon analizi, normal dağılım gösteren sayısal değişkenler ortalama±standart sapma olarak, normal dağılım göstermeyen sayısal değişkenler ortanca (min-max), kategorik değişkenler sayı ve yüzde kullanılmıştır. Ameliyat sonrası 2. ve 12. saatlerde tüm gruplarda ağrı düzeylerinde artış görülmekle birlikte, 12. saatteki ağrı düzeylerinde müdahale grupları (Grup 1 ve Grup 2) lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Tüm gruplarda ağrı düzeyleri ile SpO2 değerleri arasında negatif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0,05). Nonopioidler müdahale gruplarında (Grup1, Grup 2) kontrol grubuna (Grup 3) göre daha az miktarda tüketilmiş olup (p>0,05), opioidler ise sadece kontrol grubunda (Grup 3) tüketilmiştir. Sonuç olarak, laparoskopik kolesistektomi sonrası solunum öksürük egzersizlerinin ve oksijen tedavisinin omuz ağrısını ve analjezik tüketim miktarını azalttığı saptanmıştır. Anahtar sözcükler: Laparoskopik Kolesistektomi, Solunum Öksürük Egzersizleri, Oksijen Tedavisi, Omuz Ağrısı, Ağrı, Hemşire

AnaljeziAğrıEgzersiz tedavisi+7
Tülay Artıklar
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Opere meme kanserli kadın hastalarda omuz disabilitesine yönelik fizik tedavi modaliteleri ve egzersiz ile sadece egzersiz tedavisinin etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Meme kanserine bağlı radikal veya koruyucu meme cerrahisi geçiren hastalarda postoperatif orta ve geç dönemde ağrı ve/veya eklem hareket kısıtlılığına sebep olan üst ekstremite sorunlarında kombine fizik tedavi modaliteleri ve egzersiz tedavisi ile sadece ev egzersiz tedavisinin etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Çalışmaya Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine meme Ca operasyonu sonrası omuz problemleri nedeniyle başvuran 40 hasta alındı. Fizik muayenede manuel gonyometre ile her yöne omuz eklem hareket açıklığı (EHA), 10 cm?lik visuel analog skala kullanılarak istirahat ve aktivite sırasında ağrıları değerlendirildi. Disabilite değerlendirmesi için DASH (Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand) anketi ve Constant ölçeği uygulandı. Yaşam kalitesi değerlendirmesi için SF-36 kullanıldı. Hastalar daha sonra iki gruba ayrıldı ve bir gruba sıcak paket, kesikli US ve TENS içeren fizik tedavi ve egzersiz tedavisi diğer gruba sadece ev programı verildi. Hastalar tedavi sonrası ve 3. ayda kontrol edildi. İstatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 15.0 programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı analizler Ortalama±Standart Sapma olarak verilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi kullanıldı. Bağımlı gruplarda tedavi öncesi ve sonrası değerlendirmelerde Wilcoxon işaret testi kullanıldı. Ağrı, EHA, disabilite (DASH ve Constant skorları) ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiler Spearman korelasyon analizi ile, kategorik değişkenlerin birbiriyle karşılaştırılması Chi-Square ve Fisher testleri ile değerlendirildi. Sonuçlar %95 güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaşları 47,6±9.5 yıl, operasyon üzerinden geçen süre ort. 18.1±7,1 ay idi. Hastaların %40?ına (n=16) Modifiye Radikal Mastektomi (MRM), %60'ına Meme Koruyucu Cerrahi (MKC) uygulanmıştı. %65 hastada radyoterapi öyküsü mevcuttu. 23 hastada (%57,5) istirahat sırasında hafif (VAS=1,2±1,3), 37 hastada (%92.5) ise aktivite sırasında hafif-orta düzeyde (VAS=3,7±2,1) omuz ağrısı mevcuttu. Hastaların %52,7?sinde omuz EHA?larında en az bir yöne kısıtlılık mevcuttu. Ortalama DASH ve constant disabilite skorları sırasıyla 67,6±11,8 ve 35,3±8,7 idi. EHA ölçümlerinden fleksiyon, abdüksiyon ve ekstansiyon açılarının VAS, DASH, Constant ve SF-36 ölçekleri ile korelasyon gösterdiği saptanmıştır (p<0,05). Her iki grup arasında yaş, VKİ, EHA ölçümleri, DASH ve constant skorları ve SF-36?nın bütün alt parametreleri ve VAS skorları arasında fark yoktu. Fizik tedavi grubunda tedavi sonrası fleksiyon, abdüksiyon, ekstansiyon ve dış rotasyon ölçümleri; DASH ve constant skorları, VAS istirahat ve aktivite değerleri, SF-36 alt parametrelerinden fiziksel fonksiyon, sosyal fonksiyon ve ağrı?da anlamlı iyileşmeler saptandı. Egzersiz grubunda ise tedavi sonrasında fleksiyon, abdüksiyon, VAS aktivite ve SF-36?nın fiziksel fonksiyon alt parametresinde anlamlı iyileşmeler saptandı. Tedavi sonrası değerler karşılaştırıldığında omuz EHA fleksiyon (p<0.001), abdüksiyon (p<0.001), dış rotasyon (p=0,015), DASH (p<0,001) ve Constant skorları(p<0,001), aktivite (p<0,001) ve istirahat (p=0,038) VAS ağrı değerleri fizik tedavi grubunda, egzersiz grubuna göre istatistiksel olarak daha iyiydi. 3. Ay değerlendirmesinde ise fleksiyon ve abdüksiyon açıları, DASH ve Constant skorları ile aktivitedeki VAS skorundaki iyilik hali egzersiz grubuna göre fizik tedavi grubunda daha belirgindi. Sonuç: Çalışmamızda opere meme kanserli olgularda omuz eklemiyle ilgili problemler sık olarak saptanmış ve önemli disabiliteye neden oldukları gözlemlenmiştir. Meme cerrahisi sonrası geç dönem disabilite rehabilitasyonunda kombine olarak uygulanan fizik tedavi bu hastaların ağrı, omuz EHA, disabilite ve yaşam kaliteleri üzerine olumlu etkiler göstermiştir. Egzersiz tedavisine eklenen fizik tedavi uygulamalarının tedavi etkinliğini arttırdığı ve etki süresini uzattığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, fizik tedavi, egzersiz, omuz disabilitesi

Ağrı-postoperatifCerrahiEgzersiz tedavisi+6
Mahmut Sakallı
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Travmaya bağlı anterior omuz instabilitesi gelişen hastalarda tek anterior portalle bankart onarımı sonuçlarımız

Travmatik anterior omuz çıkığı sonrası glenoid labrumun ayrılması olarak tanımlanan bankart lezyonunun tedavisinde artroskopik tamir günümüzde standart tedavi modalitesi haline gelmiştir.İki veya gereğinde daha fazla anterior portal kullanılarak uygulanan artroskopik bankart tamiri için literatürde başarılı sonuçlar gösterilmiştir. Bu çalışmada travmatik omuz çıkığında artroskopik olarak anterior tek portal kullanarak bankart tamiri yaptığımız hastalarımızın sonuçları sunulmaktadır. Yöntem 2014-2018 yılları arasında travmatik tekrarlayan omuz çıkığı nedeniyle bankart lezyonu oluşanve aynı cerrah tarafından anterior tek portal kullanılarak artroskopik bankart tamiri yapılan 53 hasta(49 erkek,4 bayan) 54 omuz (bir hasta farklı zamanlarda iki omzuda opere edildi) çalışmaya dahil edildi. Eşlik eden kemik defekti, travmatik olmayan çıkığı olan hastalar çalışmayadahil edilmedi. Hastaların tamamı detaylı anammez,instabilite testleri,direkt grafi ve MR görüntüleme ile operasyonöncesi değerlendirildi. Genel anestezi altında lateral dekübit pozisyonunda;standart posterior portal açıldıktan sonra epidural iğneile glenoid anterior kenarına en geniş açı ile ulaşma imkanı sağlayan nokta tespit edilerek açılan tek anterior portal kullanılarak tamir uygulandı.Hastalara dört haftalık immobilizasyon sonrası rehabilitasyon programı başlandı. Hastalar preop ve postop son kontrollerinde Rowe ve Oxford skorlaması ile değerlendirildi. Bulgular Anterior tek portal ile artroskopik tedavi edilen 53 hastanın(49 erkek,4 bayan) ortalama yaşı 28,2(16-66) olup ortalama takip süresi 26(9-60) aydır.34 hastanın sağ 20 hastanın sol omuzunda lezyon saptandı.Hastalarda ilk çıkık ile cerrahi tedavi uygulanana kadar geçen süre ortalama 45,8 (1-288) ayidi.Başvuru esnasında ortalama çıkık sayısı 17,5(1-60) olup,ameliyatta kullanılan ankor sayısı ortalama3(1-5) adet idi. Ortalama cerrahi süre 44,6 (32-70) dakikadır.Postoperatif dönemde 3 hastada endişe testi pozitif olarak tespit edilmiş,bu hastaların takiplerinde tekrar çıkık saptanmamış ve ek bir tedavi uygulanmamıştır.Redüksiyon gerektiren çıkık hiçbir hastada saptanmamıştır. Hastaların preoperatif ortalama Rowe skorları 12(0-45) iken postoperatif son kontrolde ortalama93,1(70-100) olarak değerlendirildi.(p=0,001) Ameliyat öncesi Oxford skorları ortalama 18,5(0-29) iken postoperatif son kontrolde ortalama 45,7(35-49) olarak değerlendirildi.(p=0,001) Sonuç Travmatik omuz çıkığına bağlı gelişen bankart lezyonun tek anterior portal kullanılarak yapılan artroskopik tamirinin;güvenli, başarılı,daha az invaziv, sonuçları olan bir yöntem olarak kullanılabileceği kanaatindeyiz.

ArtroskopiCerrahiOmuz+4
Ramazan Parıldar
Gaziantep University
2019
00

Related subjects