Shoulder
132 theses under this subject heading
Rotator manşet yırtığı ve subakromiyal sıkışma sendromu hastalarında akromiyon morfolojisinin üç boyutlu değerlendirilmesi
Bu çalışmada, akromiyal morfolojinin rotator manşet yırtığı (RMY) ve subakromiyal sıkışma sendromu (SSS) ile ilişkisi incelenmiştir. Çalışmanın temel amacı, akromiyon tiplerinin klinik önemini değerlendirmenin yanı sıra, yeni geliştirdiğimiz morfolojik parametrelerin —Akromiyon Kesit Alanı (AKA), Akromiyal Örtme Oranı (AÖO), Akromiyal Projeksiyon İndeksi (APİ) ve Korako-Akromiyal Mesafe (KAM)— RMY ve SSS ile ilişkisini literatürdeki mevcut parametrelerle karşılaştırarak analiz etmektir. Toplam 73 olgu (35 hasta, 38 sağlıklı kontrol) retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Geleneksel ölçümler —Kritik Omuz Açısı (KOA), Lateral Akromiyal Açı (LAA), Akromiyo-Humeral Mesafe (AHM), Objektif Akromiyal Açı (OAA), Akromiyon tipi— ve yeni parametreler —AKA, AÖO, APİ, KAM—radyografik ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) verileri üzerinden değerlendirilmiştir. Sonuçlar incelendiğinde, hasta grubunda KOA, OAA, AKA ve APİ değerleri sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek, LAA ve AHM değerleri ise düşük bulunmuştur (p < 0.05). AÖO, hasta grubunda daha yüksek olmakla birlikte, istatistiksel olarak anlamlılık sınırında kalmıştır (p = 0.056). Akromiyon tipi ve KAM değerleri açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p > 0.05). Bu bulgular, AKA ve APİ gibi yeni parametrelerin RMY ve SSS tanısında potansiyel belirteçler olabileceğini düşündürmektedir. AÖO'nun sınırda anlamlılık göstermesi (p = 0.056), bu parametrenin klinik değerinin daha geniş örneklemli çalışmalarla doğrulanması gerektiğine işaret etmektedir. Akromiyon tiplendirmesinin ise klinik açıdan beklenenden daha az önemli olduğu görülmüştür. Çalışmanın bulguları, akromiyal morfolojinin patogenezdeki rolünü aydınlatmaya ve cerrahi planlamaya yönelik yeni yaklaşımlara katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Omuz, Rotator Manşet Yırtığı, Subakromiyal Sıkışma Sendromu, Akromiyon Tipi, Kritik Omuz Açısı, Lateral Akromiyal Açı, Akromiyo-Humeral Mesafe, Akromiyon Kesit Alanı, Akromiyal Örtme Oranı, Akromiyal Projeksiyon İndeksi, Korako-Akromiyal Mesafe.
Farklı omuz eklem açılarının kullanıldığı kapalı kinetik zincir egzersizlerinde skapula çevresi kassal aktivasyonun incelenmesi
Literatürde kinetik zincir yaklaşımının omuz rehabilitasyonundaki önemi ve yeri konusunda araştırmalar bulunmaktadır. Kapalı kinetik zincir (KKZ) egzersizleri ile omuz ve skapular kasların ko-kontraksiyonu sağlanarak fonksiyonel eklem stabilitesi ve nöromuskuler kontrolün geliştirilmesi hedeflenir. Bu araştırmanın amacı, farklı omuz eklem açıları kullanılarak gerçekleştirilen KKZ egzersizleri esnasında meydana gelen skapula çevresi kassal aktivasyonun ve kassal aktivasyon oranlarının incelenmesidir. Araştırmaya sağlıklı ve fiziksel olarak aktif 22 erkek birey (yaş: 19,41,5; beden kütle indeksi: 23,62,3) dahil edildi. Tüm bireyler randomize bir şekilde, sagital düzlemde glenohumeral eklem (GHE) hareket açıklığına göre omuz seviyesi altı (GHE<90o), omuz seviyesi (GHE~90o) ve omuz seviyesi üzeri (GHE>90o) olarak kategorize edilen 8 farklı KKZ egzersizini gerçekleştirdi. Egzersizler sırasındaki, üst trapezius (UT), orta trapezius (OT), alt trapezius (AT) ve serratus anterior (SA) kaslarının aktivasyon seviyeleri yüzeyel elektromiyografi ile değerlendirildi. Elde edilen verilerden %MİİK kassal aktivasyon seviyeleri ve UT/OT, UT/AT ve UT/SA oranları hesaplandı. İstatistiksel karşılaştırmada Tekrarlı Ölçümler Varyans Analizi (ANOVA) kullanıldı. Omuz seviyelerine göre egzersizler karşılaştırıldığında kas aktivasyon ve kas aktivasyon oranlarında farklılıklar bulundu (p<0.05). Omuz seviyesinde gerçekleştirilen Low plank plus egzersizinin konsantrik fazında yüksek seviyede SA kas aktivasyonu (%44,6 MİİK) kayıt edildi. Omuz seviyesinin üzerinde gerçekleştirilen Pike press egzersizinde ise karşılaştırılan diğer egzersizlere göre UT ve OT kas aktivasyonun daha fazla olduğu gözlemlendi. Tüm egzersizler optimal UT/SA aktivasyon oranı sağlarken yalnızca Body saw egzersizinde optimal UT/AT aktivasyon oranı sağlandığı belirlendi (<1.00). Bu araştırmanın sonuçları, omuz rehabilitasyonunda nöromuskuler kontrolü hedefleyen egzersizlerin seçimi hakkında klinik bilgi sağlayacaktır.
Rotator kılıf tendinopatisinde kan akımı kısıtlamalı egzersiz eğitiminin kas kalınlığı ve semptomlara etkisinin araştırılması
Bu araştırmanın amacı, rotator kılıf tendinopatisinin rehabilitasyonunda kan akımı kısıtlamalı eğitimin (KAKE) omuz çevresi kas kalınlığı, kas kuvveti ve omuz semptomlarına etkisini araştırmaktı. Araştırmaya tek taraflı omuz ağrısı nedeniyle rotator kılıf tendinopatisi tanısı alan 18-45 yaş aralığında, 32 hasta dahil edildi. Hastalar randomize olarak KAKE grubu (yaş: 31,5±5,1 yıl, boy uzunluğu: 171,7±8,7 cm, vücut ağırlığı: 71,8±11,3 kg) ve kontrol grubu (yaş: 34,9±5,4 yıl, boy uzunluğu: 172,1±8,6 cm, vücut ağırlığı: 72,9±13,6 kg) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruba da 8 hafta boyunca, haftada 2 gün, progresif dirençli omuz rehabilitasyon programı uygulandı. KAKE grubundaki hastalar ağrılı omzun en proksimal noktasına yerleştirilen 5 cm genişliğindeki pnömatik bir cuff ile rehabilitasyon egzersizlerini yaparken, kontrol grubunda yer alan hastalar aynı egzersiz protokolünü ağrılı omuzda cuff olmadan uyguladı. Her iki grupta da egzersizler düşük şiddette (1 maksimum tekrarın %30'u), 4 set, toplam 75 tekrar (30/15/15/15) olacak şekilde eşit volümde uygulandı. Tüm hastaların tedavi öncesi ve sonrası supraspinatus, infraspinatus, deltoid, biseps braki ve skapula-retraktör kas kalınlıkları ile akromiohumeral (AH) mesafeleri ultrasonografi ile; 60º/sn ve 180º/sn açısal hızlarda omuz internal ve eksternal rotator kas kuvvetleri ise izokinetik dinamometre ile ölçüldü. Ayrıca omuz ağrısı, görsel analog skala ile; omuz fonksiyonu ise Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi (SPADI) ile değerlendirildi. Tedavi sonrasında KAKE grubunda biseps braki kas kalınlığı (p<0,001) ve 60º/sn'de ölçülen omuz internal rotasyon (p=0,02) kas kuvveti kontrol grubuna göre daha yüksekti. Diğer omuz kas kalınlıkları, AH mesafe ve rotasyonel kas kuvvetleri açısından gruplar arasında fark bulunmadı (p>0,05). Her iki grupta da supraspinatus (p=0,003), infraspinatus (p=0,001), skapula-retraktör (p=0,02) kas kalınlıkları ve tüm omuz rotasyonel kas kuvvetleri zamanla artış gösterdi (p<0,05). Tedavi sonrasında SPADI skoruyla ölçülen omuz fonksiyonu KAKE grubunda daha iyiydi (p=0,04). Ancak her iki grupta da ağrı zamanla azaldı, omuz fonks]yonu gel]şt] (p<0,05). Sonuçlar rotator kılıf tendinopatisinde uygulanan KAKE'nin oklüzyon bölgesinin proksimal (omuz internal rotasyon kas kuvveti) ve distalinde (biseps braki kas kalınlığı) olumlu etkileri olduğunu gösterdi. KAKE'nin omuz rehabilitasyonunda geleneksel rehabilitasyon protokollerine bir alternatif olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz.
Rotator kılıf patolojilerinde postür, skapular biyomekani ve yaşam kalitesinin incelenmesi
Bu çalışma rotator kılıf patolojilerinde postür, skapula biyomekaniği ve yaşam kalitesini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya rotator kılıf patolojisine sahip 28-57 yaş arasındaki 30 birey ve sağlıklı 25 birey dahil edildi. Postürü değerlendirmek için New York Postür İndeksi, torakal kifoz ve lumbal lordozu değerlendirmek için fleksi ruler, omuz protraksiyonu ve baş protrüzyonu değerlendirmek için fotografik ölçüm kullanıldı. Skapular diskineziyi değerlendirmek amacıyla Gözlemsel Skapular Diskinezi, Skapula Yardım Testi, Skapula Retraksiyon Testi, Lateral Skapular Kayma Testi (LSKT) ve inklinometre yardımı ile skapula yukarı rotasyon açısı ölçümleri yapıldı. Yaşam kalitesini değerlendirmek için ise Omuz Ağrı ve Özür İndeksi (SPADI) ve Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) yapıldı. Grupların karşılaştırılması Mann-Whitney U Testi ile; kategorik değişkenler ise Ki-kare Testi ile analiz edildi. Karşılaştırma sonuçlarına göre rotator kılıf patolojisine sahip bireylerde torasik kifozun arttığı (p<0,05), fakat lumbal lordoz açısında bir farklılık olmadığı görüldü (p>0,05). Rotator kılıf patolojisi (RKP) olan bireylerde sağlıklı bireylere göre omuz protaksiyonu görülen birey sayısı fazlayken (p<0,05), baş protrüzyonu açısından bir farklılık bulunmadı (p<0,05). RKP olan bireylerde skapular diskinezisi olan bireylerin sayısı sağlıklılardan yüksek olurken (p<0,05); özellikle 90° elevasyonda skapulanın laterale kayma miktarı ve LSKT pozitif olan birey sayısının fazla olduğu (p<0,05) bulundu. Bununla birlikte 90° omuz abduksiyon açısında dominant ve non-dominant tarafta skapula yukarı rotasyon açısında azalma görülürken (p<0,05); 0°, 45°, 135° ve son abduksiyon açılarında fark bulunmadı (p<0,05). Bütün bulguların ağrı, fonksiyonu etkileyerek omuz özürlülük skorunu yükselttiği (p<0,05) ve yaşam kalitesini fiziksel fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü, ağrı, genel sağlık, enerji, sosyal işlevsellik, emosyonel rol parametreleri açısından düşündüğümüzde tüm yönleri ile etkilediği bulundu (p<0,05). RKP'nin postür, skapula biyomekaniği ve yaşam kalitesi üzerinde etkisi olduğu görülmektedir. RKP olan bireylerin rehabilitasyon programına torakal kifoz ve omuz protraksiyonuna yönelik, aynı zamanda skapula yukarı rotasyonunu arttırıcı egzersizler dahil edilmelidir.
Üst ekstremite rotasyon testinin başüstü sporcularda güvenirliği ve seçili üst ekstremite performans testleri ile ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, Üst Ekstremite Rotasyon Testi'nin başüstü sporcularda güvenirliğinin ve Üst Ekstremite Rotasyon Testi'nin üst ekstremite performansının değerlendirilmesinde sık kullanılan testlerden olan Üst Ekstremite Y Denge Testi ile Kapalı Kinetik Zincir Üst Ekstremite Stabilite Testi arasındaki ilişkinin incelenmesiydi. Çalışmaya 24 kadın, 24 erkek olmak üzere 48 sporcu (Yaş:19,97 ±2,62 yıl, beden kütle indeksi: 22,26±2,64 kg/ m² ) dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen sporcuların branşları; voleybol (n=16), basketbol (n=16) ve hentbol (n=16) şeklindeydi. Test-tekrar test güvenirliğinin değerlendirilmesi amacıyla Üst Ekstremite Rotasyon Testi bir hafta ara ile iki kez yapılırken, Kapalı Kinetik Zincir Üst Ekstremite Stabilite Testi ve Üst Ekstremite Y Denge Testi bir kez yapıldı. Üst Ekstremite Rotasyon Testi başüstü sporcularda hem dominant (ICC:0,80) hem nondominant ekstremite (ICC:0,81) için yüksek güvenirlik gösterdi. Üst Ekstremite Rotasyon Testi'nin mutlak güvenirliğini değerlendirmek amacıyla standart ölçüm hatası (SEM) ve minimal tespit edilebilir değişim (MDC) değerleri hesaplandı. SEM değeri dominant ekstremite için 1,15; nondominant ekstremite için 1,22; MDC değeri ise dominant ekstremite için 3,18; nondominant ekstremite için ise 3,38 olarak hesaplandı. Üst Ekstremite Rotasyon Testi ile Üst Ekstremite Y Denge Testi arasında herhangi bir ilişki görülmezken (dominant ekstremite: r:0,01, p:0,94; nondominant ekstremite: r:0,005, p:0,97) Üst Ekstremite Rotasyon Testi ile Kapalı Kinetik Zincir Üst Ekstremite Stabilite Testi arasında (dominant ekstremite normalize değer: r:0,54, p<0,001; nondominant ekstremite normalize değer: r:0,65, p<0,001) orta düzeyde pozitif ilişki görüldü.
Yüzücülerde farklı antrenman dönemlerinde omuz kuşağı kas kuvveti, hareket açıklığı ve kuvvet-hız profillerinin bilateral olarak incelenmesi.
Bu çalışmanın amacı, düzenli antrenman sonrası farklı antrenman dönemlerinde sağlıklı adölesan yüzücülerin üst ekstremite kas kuvveti, hareket açıklığı ve kuvvet-hız-zaman parametrelerindeki değişiklikleri incelemek ve bunun iki taraflı omuz asimetrisine neden olup olmadığını araştırmaktı. Çalışmaya 20 yüzücü (yaş ort: 16.10±1.16 yıl) katıldı. Yüzücüler; sezon başında, genel hazırlık, özel hazırlık ve taper dönemlerinin sonrasında kas kuvveti, eklem hareket açıklığı ve kuvvet-hız parametreleri açısından değerlendirildi. Omuz kas kuvveti değerlendirmesi için el dinamometresi ile omuz dış rotasyon (DR), iç rotasyon (İR), fleksiyon (FL) ve ekstansiyonu (EK) ölçüldü. Eklem hareket açıklığı değerlendirmesi universal gonyometre ile ölçüldü. Kuvvet-hız parametrelerinin incelenmesi için kuvvet platformu kullanıldı. Dönemler arasındaki farkları analiz etmek için kas kuvveti ve hareket açıklığında tekrarlı ölçümler varyans analizi, kuvvet-hız parametreleri için ise Friedman varyans analizi testi kullanıldı. İki tarafta da DR, İR, FL, EK kas kuvvetleri hem sezon başına göre tüm dönemlerde artmış hem de taper döneminde diğer dönemlere göre artış göstermişti. DR:İR oranı özel hazırlık ve taper döneminde sezon başı ve genel hazırlık dönemlerine göre daha düşüktü (p<0.05). Sezon boyunca omuz iç ve dış rotasyon hareket açıklıkları sağ-sol omuzda olarak benzer bulundu (p>0.05). DR eklem hareket açıklıkları sezon boyunca hem sağ hem sol omuzda düşüş gösterirken İR eklem hareket açıklığı ise iki tarafta da artış gösterdi (p<0.05). Kuvvet-hız parametrelerinde; dikey kalkış hızı, havada kalış süresi ve impuls değişkenlerinde sezon boyunca artış görüldü (p<0.05). Sezon başında ortalama kuvvet ve hız non dominant tarafta daha yüksekken genel hazırlık döneminde havada kalış süresi dominant tarafta daha fazlaydı (p<0.05). Sonuç olarak, fizyoterapistlerin ve spor bilimcilerin sezon boyunca iş birliği yaparak yüzme sporcularının omuz yaralanmalarını önlemeleri için sezon boyunca değişiklikleri fark etmelerini ve değerlendirmeler yaparak antrenman programlarını adapte etmeleri önerilmektedir. Özel hazırlık döneminde yüksek antrenman yükü, kas kuvvetlerini ve dengesizlikleri takip etmek, bir fizyoterapist açısından yaralanmaları önlemek için olabilir. Riskli tespit edilen yüzücülerde kara antrenmanında yapılacak düzeltici egzersiz antrenmanlarıyla asimetrilerin düzeltileceği düşünülmektedir
Rotator manşet yırtığı cerrahisi geçiren bireylerde deltoid kasının santral nöromüsküler etkileniminin, omuz fonksiyonel düzeyinin ve psikolojik faktörlerin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, unilateral artroskopik rotator manşet cerrahisi sonrası deltoidin uyarılabilirliği değerlendirilerek inhisbiyon durumu ve omuz fonksiyonel düzeyi incelendi. Çalışmaya, rotator manşet cerrahisi geçirmiş (>6 ay) 30-65 yaş aralığındaki (54,00±4,85 yıl) 21 birey ile 21 sağlıklı birey (50,19± 7,61 yıl) katıldı. Transkraniyal manyetik stimülasyon (TMS) ile motor uyarılmış potansiyel (MUP) belirlendi. Deltoid kasının kortikal eksitibilitesini değerlendiren İstirahat Motor Eşik (İME), Aktif Motor Eşik (AME), Kortikal Sessiz Periyot (KSP) kaydedildi. Omuz fonksiyonel düzeyinin değerlendirmesi için Amerikan Omuz ve Dirsek Cerrahları anketi (ASES) kullanıldı. Depresyon, anksiyete ve stres düzeyinin ölçülmesi için Depresyon, Anksiyete, Stres-21 Ölçeği (DASS-21); psikolojik sağlamlık düzeyi ise Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CD-RISC) ile değerlendirildi. Çalışmanın sonuçları, rotator manşet cerrahisi geçiren bireylerde deltoid kasının eksitabilitesinin etkilendiği ve omuz fonksiyonel düzeyinin de sağlıklı bireylerden farklı olduğunu gösterdi (p<0,001). Ayrıca, psikolojik faktörlerin omuz fonksiyonel düzeyi ile doğrudan ilişkili olduğu belirlendi (r=0,508; p<0,001). Rotator manşet cerraisi sonrası deltoid kasının eksitabilite değişimi ile psikolojik faktörlerin fonksiyonellikle ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda rehabilitasyon sürecine bütüncül bir bakış açısı getirilmesi gerektiği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Rotator Manşet Yırtığı, Transkraniyal Manyetik Stimulasyon, Psikolojik Sağlamlık, Fonksiyonel Düzey Bu yüksek lisans tezi, Hacettepe Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi'nin Katılımlı Araştırma Projesi kapsamında 20542 nolu TUK-2023-20542 proje kodu ile desteklenmiştir.
Rotator kılıf tendinozisi olan ve olmayan bireylerde farklı omuz pozisyonlarında uygulanan osilasyon egzersizlerinin omuz kaslarının aktivasyonuna etkisinin araştırılması
Bu çalışma, rotator kılıf tendinozisi olan bireyler ile sağlıklı bireyler arasında farklı omuz pozisyonları ve farklı tutuş şekillerinde osilasyon egzersizleri sırasında üst trapezius (ÜT), alt trapezius (AT), infraspinatus (İS), orta deltoid (OD) ve serratus anterior (SA) kaslarının aktivasyonlarının etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 18-45 yaş arasında 18 (9 kadın, 9 erkek) sağlıklı birey ile 18 (9 kadın, 9 erkek) rotator kılıf tendinozisli birey hekim tarafından yapılan ultrasonografi ve klinik test sonuçlarına göre dahil edildi. Kasların aktivasyonunun değerlendirilmesinde yüzeyel elektromyografi (EMG) kullanıldı. Osilasyon egzersizleri 0˚ abduksiyon, skapular elevasyon, 90˚ fleksiyon ve 90˚ abduksiyon pozisyonlarında yapıldı. Farklı tutuş şekilleri ise 90˚ abduksiyon pozisyonunda değerlendirildi. Farklı omuz pozisyonları ve farklı tutuş şekillerinde üst trapezius/alt trapezius (ÜT/AT), üst trapezius/serratus anterior (ÜT/SA) ve orta deltoid/infraspinatus (OD/İS) kuvvet çifti oranları araştırıldı. Gruplar arasında kas aktivasyonları ve kuvvet çifti oranları benzerdi (p>0,05). Farklı omuz pozisyonları ve farklı tutuş şekillerinde kas aktivasyonları ile kuvvet çifti oranları arasında fark bulundu (p<0,05). 0˚ abduksiyon pozisyonunda diğer pozisyonlara göre tüm kasların aktivasyonu daha düşük seviyedeydi. ÜT, AT ve OD kas aktivasyonları 90˚ abduksiyon pozisyonunda; İS ve SA kas aktivasyonları ise 90˚ fleksiyon pozisyonunda en fazlaydı. Bu doğrultuda hem rotator kılıf tendinozisli bireyler ile hem de sağlıklı bireylere çalışmamızda yer alan osilasyon egzersizlerinin uyarlanabileceğini düşünüyoruz. Bu çalışma fiziksel aktivite seviyesi yüksek rotator kılıf tendinozisli bireylerin egzersiz ilerlemesinde yol gösterici olabilir. Anahtar kelimeler: Rotator kılıf, tendinozis, osilasyon, elektromyografi.
Omuz osteoartritli hastalarda artroplasti öncesi sıfır eko zaman sekanslı manyetik rezonans görüntüleme ile kemik stoğunun ve kas kalitesinin değerlendirilmesi
Omuz osteoartritinin sebeplerinden biri Rotator Manşet Artropatisidir (RMA). Tez kapsamında RMA'lı hastalarda omuzdaki morfolojik değişikliklerin, Sıfır Eko Zamanlı Manyetik Rezonans Görüntüleme (Zero Time Echo MRI-[ZTE]) ile gözlemciler arası ve gözlemci içi ölçümlerin uyumunun değerlendirilmesi ve bu ölçümlerin Rotator Manşet (RM) kaslarının kesit alanları ve omuz fonksiyonel skorları ve aktif eklem hareketleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Gözlemciler arası; glenoid versiyon ve Kritik Omuz Açısı (KOA) ölçümlerinde mükemmel, Humeral Sublüksasyon İndeksi (HSİ), humerus başı medializasyonu, glenoid santral ve posterior kemik kaybı ve tam uyumlu daire glenoid çapı ölçümlerinde iyi, glenoid anterior kemik kaybı, glenoid vault derinliği ve tam uyumlu daire glenoid çap kaybı oranı arasında orta uyum bulundu (p<0,05). Bu ölçümler için gözlemci içi uyum iyi ve mükemmel olarak bulundu (p<0,05). Modifiye walch sınıflandırması için gözlemciler arası ve gözlemci içi uyum orta olarak bulundu(p<0,05). Subskapularis kasının kesit alanı ile aktif öne elevasyon, abdüksiyon ve internal rotasyon arasında orta derecede korelasyon bulundu (p<0,05). Anterior kemik kaybı ile öne elevasyon ve abdüksiyon arasında orta negatif korelasyon, humerus başı medializasyonu, santral kemik kaybı ve posterior kemik kaybı arasında düşük negatif korelasyon bulundu (p<0,05). Glenoid retroversiyonu ile HSİ, humerus başı medializasyonu, tam uyumlu daire çap kaybı oranı arasında düşük ve orta korelasyon bulunmaktaydı (p<0,05). Çalışmada RMA tanısı almış omuzların osseöz morfolojisinin değerlendirilmesinde ZTE MRG'nin kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. RMA'lı hastalarda psödoparezi açısından subskapularis kasının kesit kalınlığının en önemli faktörlerden biri olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Omuz, Rotator manşet, Manyetik rezonans görüntüleme, Sıfır eko zamanlı görüntüleme, Rotator manşet artropatisi
Artroskopik omuz cerrahisi yapılan hastalarda biseps tendon patolojilerinin klinik ve radyolojik etkinliği
Amaç: Bu çalışmanın amacı, artroskopik cerrahi yöntem ile ameliyat edilen hastalardaki biseps tendon patolojilerine bağlı yapılan tenotominin ağrı ve fonksiyonel sonuçlar üzerine etkisinin araştırılması ve manyetik rezonans görüntülemenin (MRG) güvenilirliğinin belirlenmesidir. Materyal ve Metod: Bu çalışmada, Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde 2022-2023 tarihleri arasında artroskopik omuz cerrahisi yapılan ve kontrollerde takip edilen 41 hastanın ameliyat sonrası omuz fonksiyonları incelendi. Hastalar izole tendiniti olan ve olmayan olarak iki gruba ayrıldı; gruplar tenotomi yapılan ve yapılmayan olarak iki gruba daha ayrıldı. Toplamda 23 hastaya biseps tenotomisi uygulanırken, 18 hastaya tenotomi uygulanmadı. Hastaların MRG bilgileri, sosyo-demografik bilgileri (sosyo-demografik form), omuz eklem hareket açıklıkları, ağrı durumu vizüel analog skala (VAS) skoru ile, fonksiyonel durumu Amerikan Omuz ve Dirsek Cerrahları skoru (ASES), Constant skoru, omuz ağrı ve disabilite indeksi (SPADI), kol-omuz-el sorunları anketi (DASH), Oxford omuz skoru ile; sağlık durumu sağlık ölçütü anketi (SF-36) ile hem ameliyat öncesi hem de ameliyat sonrası 2.aydaki kontrolleri yapılarak kayda alındı. Biseps tenotomisi yapılan hastalarda ameliyat sonrası Popeye bulgusunun gelişip gelişmediği değerlendirildi. Ameliyat öncesi MRG ile ameliyat sırasında artroskopi görüntüleri karşılaştırılarak MRG'nin güvenilirliği değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 41 hastadan 15'i erkek, 26'sı kadındı. Ortalama yaş 53,29'du ve 26 hasta sağ koldan 15 hasta sol koldan ameliyat edildi. Tüm gruplarda cinsiyet ve ameliyat tarafı açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi (p>0,05). 15 hastada MRG uyumlu değildi ve 15 hastada ameliyat sonrası Popeye deformitesi gelişti. İzole tendinti mevcut olan grupta tenotomi yapılanların, tenotomi yapılmayanlara göre istatiksel olarak VAS ve SPADI indeksinde anlamlı düzelme görüldü (p<0,05). Tüm gruplarda kendi içinde bakıldığında, omuz ağrısı ve fonksiyonları açısından ameliyat sonrasında istatiksel olarak anlamlı bir düzelme saptandı (p<0,05). Sonuç: İzole tendiniti olan ve biseps tenotomisi yapılan hastaların; ağrı ve fonksiyonel açıdan iyileşmeleri tenotomi yapılmayan hastalara göre daha üstün olduğu saptandı. MRG'nin %36,58 hastada biseps tendinitini atladığı ve güvenilirliğinin düşük olduğu görüldü. Anahtar Kelime: Biseps Tendonu, Biseps Tendiniti, Biseps Tenotomi, MRG, omuz artroskopisi
Rotator manşet sendromu olan bireylerde proprioseptif egzersizlerin etkinliği
Bu araştırma konvansiyonel egzersiz ve fizik tedavi programına eklenen, propriosepsiyon egzersizlerinin rotator manşet sendromunun tedavisindeki etkinliğinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Araştırmamıza 20-55 yaş arasında rotator manşet sendromu tanısı olan ve fizik tedavi yöntemleri ile tedavi edilmemiş olan, daha önce omuz cerrahisi geçirmemiş ve omuz pasif eklem hareketleri açık olan hastalar dahil edildi. 80 hasta kapalı zarf yöntemiyle randomize edilerek 40'ar 2 grup oluşturuldu. Birinci gruba konvansiyonel fizyoterapi, Codman egzersizleri ve Theraband ile kuvvetlendirme egzersizleri verildi, ikinci gruba ise bunlara ek olarak omuz propriosepsiyon egzersizleri verildi. Hastalar çalışma öncesinde ve egzersizlerin bitirildiği zaman olan 8. hafta kontrollerinde; hasta demografik bilgileri, VAS (Visual Analog Scale) ile ağrı düzeyleri, kas kuvveti ölçümü, aktif ve pasif eklem hareket açıklığı, eklem pozisyon hissi ölçümü, fonksiyonel durum için DASH (Disabilities of the arm shoulder and hand) ve SPADI (Shoulder pain and disability index) indeksi değerleri açısından değerlendirilmiştir. Tedavi öncesi yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi, etkilenen taraf, dominant taraf, eğitim durumları ve meslek bulguları açısında bir fark bulunmadı (p>0,05). Her iki grubunda grup içerisinde tedavi sonrasındaki ağrı düzeyleri, eklem hareket açıklıkları, fonksiyonel düzeyleri, eklem pozisyon hisleri ve kas kuvveti ölçümlerinde tedavi öncesine göre anlamlı fark bulundu(P<0,05). Propriosepsiyon egzersizlerinin etkinliğinin belirlenmesi amacı ile konvansiyonel fizik tedavi alan grup ile ekstra propriosepsiyon egzersizleri yapan grubun karşılaştırılmasında; ağrı düzeyinde azalma, eklem pozisyon hissinde artış, pasif fleksiyon ve aktif-pasif eksternal rotasyon dışındaki eklem hareket açıklığı ölçümlerinde artış, fonksiyonel düzeydeki değişim, ekstra propriosepsiyon egzersizleri yapan grupta konvansiyonel fizik tedavi alan gruba göre daha anlamlı bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonunda rotator manşet sendromu tedavisinde konvansiyonel fizyoterapi programına eklenen proprioseptif egzersizlerin; ağrının azaltılmasına, eklem hareket açıklıklarının arttırılmasına, eklem pozisyon hassasiyetinin geliştirilmesine ve fonksiyonel durumun geliştirilmesine ek katkı sağladığı saptanmıştır.
Adheziv kapsülitte ağrı şiddeti, fonksiyonel kısıtlılık ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Adheziv kapsülit, ağrı ile başlayan ve giderek omuz ekleminin bütün yönlere olan hareketlerinde kısıtlılığa yol açarak yaşam kalitesini olumsuz etkileyen klinik bir durumdur. Neden olduğu aktivite kısıtlılığı tutulan taraf ve hasta özelliklerine göre farklılık gösterebilmektedir. Bu çalışmanın amacı primer adheziv kapsülitte ağrı şiddeti, fonksiyonel kısıtlılık ve yaşam kalitesini değerlendirmek, tutulan tarafa göre karşılaştırmalar yapmaktır. Çalışmaya; Haziran 2019- Kasım 2019 tarihleri arasında, İstanbul ili Özel RTM Kliniği'nde, yaş ortalaması (47,6) olan 26-71 yaşları arasında, 36 kadın, 24 erkek, 34 dominant taraf tutulumu olan, 26 dominant olmayan taraf tutulumu olan toplamda 60 hasta dahil edilmiştir. Değerlendirmeler öncesinde katılımcıların sosyodemografik bilgileri kaydedilmiştir. Çalışmamızda bireylerin ağrı ve kısıtlılıklarını değerlendirmek için ''Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi (OADİ)'', kol-omuz zorluk derecelerinin değerlendirilmesi için ''Kol Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH)'', yaşam kalitesinin değerlendirilmesi için ''Yaşam kalitesi Değerlendirme Skalası (SF36)'' kullanıldı. Omuz eklem hareket açıklıkları gonyometrik ölçüm yöntemi ile değerlendirildi. Sonuç olarak bu çalışmada dominant tarafı etkilenen bireylerin ağrı (p:0,714), fonksiyonel kısıtlılık (p:0,864) ve yaşam kalitesi (p:0,893), dominant olmayan tarafı etkilenen bireylerle karşılaştırıldığında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Adheziv Kapsülit, Ağrı Şiddeti, Fonksiyonel Kısıtlılık, Yaşam Kalitesi
Sağlık bireylerde izometrik ve izokinetik kuvvetlendirme yöntemlerinin omuz pik tork, esneklik, propriosepsiyon duyusuna etkinliğinin incelenmesi
Çalışmanın amacı sağlıklı bireylerde izometrik ve izokinetik kuvvetlendirme egzersizlerinin omuz pik tork, esneklik ve propriosepsiyon duyusuna etkinliğinin izokinetik sistemde incelemektir. Yaşları 15-35 olan sağlıklı 16 erkek ve 14 kadın üzerinde non-dominant omuzda yapılmıştır. 15 kişilik izometrik ve izokinetik çalışma grubundan oluşmuştur. Katılımcıların başlangıç değerlerini belirlemek amacıyla esneklik değerlendirilmesi, izokinetik sistemde omuz internal ve ekstarnal pik tork kuvvet testi ve internal rotasyon 30° ve 60°; eksternal rotastyon 30° ve 60° açılarında pasif ve aktif eklem pozisyon hissi testi yapılmıştır. Katılımcılara 3 gün/hafta olarak 6 hafta boyunca egzersiz uygulanmıştır. Çalışma sonrasında, çalışma öncesi uygulanan testler tekrar edilmiştir. Bulgulara göre izometrik egzersiz grubunda egzersiz öncesine göre egzersiz sonrasında omuz internal rotasyon (p=0,002) ve eksternal rotasyon esneklik ölçümünde (p=0,009) artış görüldü. İzokinetik egzersiz grubunda egzersiz öncesine göre egzersiz sonrasında omuz internal rotasyon (p=0,002) ve eksternal rotasyon esneklik ölçümünde (p=0,009) artış görüldü. İzometrik egzersiz grubunda internal rotasyon pik tork (p=0,001) ve eksternal rotasyon pik tork değerinde (p=0,001) ve izokinetik grupta internal (p=0,001) ve eksternal (p=0,001) rotasyon pik tork değerinde artış görüldü. İzometrik egzersiz grubunda aktif eklem pozisyon hissi tüm açılarda istatitistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,940). İzometrik egzersiz grubunda pasif eklem pozisyon hissi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,002). İzokinetik egzersizde aktif eklem pozisyon hissi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (0,085). İzokinetik egzersizde pasif eklem pozisyon hissi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (0,015). Sonuç olarak; omuz yaralanmalarını önlemek, nöromuskuler kontrolün gelişmesini sağlamak, kuvvet performanslarını değerlendirmek amacıyla izokinetik sistemde yapılan egzersizlerin omuz pik tork, esneklik, aktif ve pasif eklem pozisyon hissi değerlerini artırabileceği gözlendi.
Adölesan voleybol oyuncularında torakal kifoz ile servis hızı ve omuz kas kuvveti arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı adölesan voleybol oyuncularında torakal kifoz ile servis hızı ve omuz kas kuvveti arasındaki ilişkiyi araştırmaktı. Çalışmaya 14-18 yaş aralığında 40 (20 kadın, 20 erkek) adölesan voleybol oyuncusu dahil edildi (Yaş: 16,3±0,76 yıl, Vücut Kütle İndeksi: 20,3±1,69 kg/m2). Sporcuların omuz internal ve eksternal eklem hareket açıklığı ölçümleri manuel gonyometre ile, torakal kifoz ölçümleri Spinal Mouse ile, servis hızı ölçümleri radar tabancası ile, omuz internal ve eksternal rotator konsantrik kas kuvvet ölçümleri 60°/sn ve 300°/sn açısal hızlarda IsoMed 2000® izokinetik dinamometre ile ve patlayıcı kuvvet ölçümleri tek kol sağlık topu fırlatma testi ile yapıldı. Değişkenler arası ilişki Pearson Korelasyon testi ile incelendi. İstatistiksel analiz sonucunda; torakal kifoz ile servis hızı arasında ters yönlü, orta dereceli (r=-0,452) ilişki bulundu (p<0,05). Benzer şekilde torakal kifoz ile 60°/sn açısal hızdaki omuz eksternal rotator kas kuvveti (r=-0,463) arasında da ters yönlü, orta dereceli ilişki bulundu (p<0,01). Torakal kifoz ile 60°/sn açısal hızdaki omuz internal rotator kas kuvveti (r= -0,272) ve 300°/sn açısal hızdaki omuz eksternal ve internal rotator kas kuvvetleri (sırasıyla, r=-0,061, r=-0,250) arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p>0,05). Bu çalışmanın sonuçları adölesan voleybol oyuncularında torakal kifoz artışının servis hızı ve omuz eksternal rotator kas kuvvetini negatif yönde etkileyebileceğini göstermektedir. Bu bilgiler ışığında; adölesan voleybolcularda düzenli olarak yapılacak postür değerlendirmesinin bireye özgü antrenman ve egzersiz programlarının oluşturulması açısından önemli olduğunu düşünmekteyiz. Değerlendirme sonucu elde edilen bulgulara göre verilecek torakal postür egzersizleri de sporcularda performans gelişimi sağlanması ve yaralanmaların önlenmesi açısından faydalı olabilir.
Kollar üzerinde vücut ağırlığının taşındığı egzersizlerde skapula ve omuz çevresi kassal aktivasyon seviyelerinin incelenmesi
Omuz rehabilitasyonunda nöromüsküler egzersiz eğitiminin önemi bilinmektedir. Bu çalışma kollar üzerinde vücut ağırlığının taşındığı plank egzersizinin çeşitli varyasyonlarında skapula ve omuz çevresi kassal aktivasyon seviyelerinin ve aktivasyon oranlarının belirlenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 21 asemptomatik, fiziksel olarak aktif erkek birey (Yaş: 266,5 yıl, VKİ: 24,42,4 kg/m²) dahil edildi. Hareket düzleminin, dirsek eklem pozisyonunun ve yük taşıma durumunun (dört, üç ve iki destekli) farklı şekillerde uygulandığı toplamda on farklı plank egzersizi seçildi ve tüm katılımcılar tarafından rastgele sıra ile gerçekleştirildi. Tüm egzersizler sırasında üst trapezius (UT), orta trapezius (LT), alt trapezius (LT), serratus anterior (SA), infraspinatus (IS), biceps braki (BB) ve triceps braki (TB) kaslarının aktivasyon seviyeleri yüzeyel elektromiyografi ile ölçüldü. Bu çalışmada araştırılan tüm plank varyasyonlarında SA orta (%20-40 MVIC) ve yüksek (%40-60 MVIC) seviyede kassal aktivasyon gösterdi. Egzersizlerin tümünde BB aktivasyonu düşük seviyelerde (<%20 MVIC) görülürken, destek seviyesinin azaldığı varyasyonlarda TB aktivasyonu orta seviyelere (%20-40 MVIC) yükseldi. UT/MT, UT/LT ve UT/SA oranları dirençli omuz dış rotasyonu içeren plank ile iki destekli plank (side plank) egzersizleri esnasında düşük seviyede (<1) kaydedildi. Ancak, eller üzerinde kontralateral ayağa uzanma içeren plank egzersizi (toe touch) UT kasında aktivasyon artışına neden oldu. Bu çalışmanın sonucunda farklı destek seviyelerinde ve farklı hareket düzlemlerinde yapılan plank varyasyonları sırasında görülen kas aktivasyonları arasında farklılık olduğu gözlemlendi. Rehabilitasyonun amacına göre plank egzersizinin farklı varyasyonlarının rehabilitasyon programlarında kullanılabileceği önerildi.
Okçuluk sporcularında stabilizasyonun ve stabilizasyonla ilişkili parametrelerin atış performansına olan etkisinin servikal, lumbal ve skapular seviyede incelenmesi
Bu çalışmanın amacı okçuluk sporcularında stabilizasyonun ve stabilizasyonla ilişkili parametrelerin atış performansına olan etkisinin servikal, lumbal ve skapular seviyede incelemekti. Çalışmaya 10-18 yaş aralığında en az 1 yıldır profesyonel olarak okçuluk sporuyla uğraşan 23 makaralı, 17 klasik yay kullanan toplam 40 okçuluk sporcusu dahil edildi. Sporcuların demografik bilgileri ve kas iskelet sistemi değerlendirmeleri kaydedildi. Sporcuların performansları Üst Ekstremite Kapalı Kinetik Zincir Stabilite Testi, El Kavrama Kuvveti testi ile; skapular diskinezi varlığı Lateral Skapular Kayma Testi ile değerlendirildi. Servikal seviye stabilizasyon Kranioservikal Fleksiyon Testi, skapular seviye stabilizasyon Skapular Kas Endurans Testi ile, lumbal seviye stabilizasyon Abdominal İçe Çekme Testi ve Sahrmann's Core Stabilite Testi ile değerlendirildi. Stabilizasyonla ilişkili parametreler olarak postür Corbin Postüral Değerlendirme Ölçeği ile; denge Stork Denge Testi, Üst Ekstremite Y Denge Testi ile; ağrı Omuz Ağrı ve Özürlülük İndeksi ile değerlendirildi. Atış Performansları 72 ok atışı ile 720 puan üzerinden attıkları puan olarak kaydedildi. İstatistiksel analizler için performansın iyi ve kötü olduğu gruplar arasında farkın analizi için Student-t Test, Mann-Whitney U testi, atış performansına etkili olan faktörlerin belirlenmesi için yapısal eşitlik modelinin farklı bir formu olan ikinci dereceden doğrulayıcı faktör analizi kullanıldı. Çalışmanın sonucunda modelde etkili bulunan dominant olmayan üst ekstremite uzunluğu (λ=5,185) ve dominant el kavrama kuvvetinin (λ=6,503) atış performansını iyileştirdiği bulundu (p<0,01). Skapular, servikal ve lumbal seviyelerin tamamında stabilizasyonun atış performansına etkisi olduğu bulundu. Skapular seviyenin, servikal ve lumbal seviyeye göre atış performansına etkisi daha büyük bulundu. Abdominal İçe Çekme Testi'nin yüzüstü ve sırtüstü test pozisyonları atış performansı bakımından gruplar arasında anlamlı bulundu (p<0,01). Gruplar arasında özür seviyesi, denge, postür, skapular diskinezi bakımından farklılık bulunmadı (p>0.05). Bu sonuçlara göre atış performansı geliştirilmesi için tüm seviyedeki stabilizatör kaslara yönelik egzersizlerin okçuluk sporcuların antrenman programlarında yerleştirilmesi ve okçuluğa başlanıldığı andan itibaren skapular stabilizasyona özel programların uygulanması önerilmektedir.
Bankart tamiri sonrası kontralateral eğitimin omuz kas kuvvet ve fonksiyonları üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; bankart tamiri yapılan sporcularda, kontralateral eğitimin omuz rotator kas kuvveti ve üst ekstremite fonksiyonlarına etkisini araştırmaktı. Çalışmaya, bankart yapılan toplam 28 hasta dahil edildi. Hastalar, tabakalı randomizasyon ile kontralateral grubu (yaş: 24,6±7,9 yıl, boy uzunluğu: 179±8,8 cm, vücut ağırlığı: 77,2±8,4 kg) ve kontrol grubu (yaş: 22,4±7,2 yıl, boy uzunluğu: 175,7±4,4 cm, vücut ağırlığı: 77,6±14,8 kg) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruba da cerrahi sonrası 12. haftanın sonuna kadar standart rehabilitasyon programı uygulandı. Kontralateral grubundaki hastalar, standart rehabilitasyona ek olarak 2.-12. haftalar arasında, omuz internal ve eksternal rotator kaslarına yönelik kontralateral eğitim programına alındı. Kontralateral eğitim programı, 10 hafta boyunca haftada 2 seans halinde uygulandı. Hastaların cerrahi öncesinde ve cerrahi sonrası üç ve altıncı aylarda, konsentrik omuz internal-eksternal rotator kas kuvveti izokinetik sistem kullanılarak 60/sn ve 180/sn açısal hızlarda ölçüldü. Eksentrik kas kuvveti ise cerrahi öncesinde ve cerrahi sonrası altıncı ayda 60/sn açısal hızda ölçüldü. Üst ekstremite fonksiyonları cerrahi sonrası altıncı ayda; üst ekstremite için Y-denge (ÜSYT), kapalı kinetik halka üst ekstremite stabilizasyon (KKHÜES) testi ve oturarak sağlık topu fırlatma (OSTF) testi ile değerlendirildi. Ayrıca cerrahi öncesi ve sonrasında, evrensel gonyometre ile omuz eklem hareket açıklığı (EHA) değerlendirildi. Hastaların fonksiyonel aktivite düzeyleri ise Western Ontario Shoulder Instability Index (WOSI), Amerikan Omuz-Dirsek Cerrahları Skorlaması (ASES) ve TAMPA kinezyofobi Ölçeği kullanılarak ölçüldü. İki gruptaki hastaların cerrahi sonrası üç ve altıncı aylardaki kas kuvvet değişimleri tekrarlı ölçümlerde kovaryans analizi (ANCOVA) ile karşılaştırıldı. Hastaların cerrahi sonrası altıncı aydaki ÜSYT, KKHÜS ve OSTF test sonuçları Mann-Whitney U testi ile analiz edildi. Son olarak iki grubun EHA değişimleri 2*4 Miks Model ANOVA testi ile karşılaştırıldı. Ayrıca her iki gruptaki bireylerin cerrahi sonrası altıncı aydaki kas kuvvet ve fonksiyonel skorları sağlam taraf ile karşılaştırıldı. Analizler sonucunda, opere taraf kas kuvvet ve fonksiyonel gelişimin eğitim ve kontrol gruplarında benzer olduğu gözlendi (p>0,05). Hastaların EHA değişimi ve fonksiyonel skorları da her iki grupta benzerdi (p>0,05). Sağlam taraf kas kuvvet gelişimi ise, cerrahi sonrası üçüncü ayda Kontralateral grubunda daha yüksekti (p<0,05). Yapılan analizler sonucunda, her iki gruptaki hastaları cerrahi sonrası altıncı ayda spora dönüş için yeterli düzeyde kas kuvvet ve fonksiyonel kapasiteye sahip olduğu gözlendi. Çalışmamızın sonucunda, bankart yapılan hastalarda KE' nin omuz rotator kas kuvveti ve üst ekstremite fonksiyonları üzerine etkisinin olmadığı görüldü. Çalışmaya dahil edilen her iki gruptaki hastalar, cerrahi sonrası altıncı ayda spora dönüş için yeterli fonksiyonel kapasiteye sahipti.
Profesyonel erkek voleybol oyuncularında omuz kas kuvveti ve smaç servis hızı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Akay, B., Profesyonel Erkek Voleybol Oyuncularında Omuz Kas Kuvveti ve Smaç Servis Hızı Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Spor Fizyoterapistliği Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2020. Bu çalışmada voleybol oyuncularında smaç servis hızı ile izokinetik kas kuvveti arasındaki ilişkiyi göstermek, smaç servis kullanan ve kullanmayan sporcuların izokinetik kas kuvvetleri arasındaki farkı belirlemek ve radar ile smaç servis hızı ölçümünün omuz kas kuvvetini değerlendirmedeki geçerliliği ve güvenilirliği belirlemek amaçlandı. Çalışmaya Efeler Liginde forma giyen yaşları 18-37 yıl arasında olan 28 voleybol oyuncusu (yaş:26,54±5,8 yıl; Vücut Kütle İndeksi:22,87±1,6 kg/m2) dahil edildi. Tüm sporcuların omuz iç ve dış rotator konsantrik kas kuvveti Isomed 2000 izokinetik cihazı ile 60°/sn ve 300°/sn hızlarda değerlendirildi. Sporculardan oyun sırasında tercih ettiği servis şekli göz önünde bulundurulmaksızın, smaç servis atmaları istendi ve ilk 3, 5 ve 10 başarılı servisin hızları kaydedildi. Smaç servis hızı ölçümleri radar cihazı ile yapıldı. Servis hızı ortalamaları ile omuz kas kuvveti arasındaki ilişki Spearman korelasyon testi ile analiz edildi. Radar ile smaç servis hızı ölçümünün güvenilirliği ICC (Intraclass correlation coefficient) yöntemi ile belirlendi. Üç, 5 ve 10 smaç servis hızı ile iç rotator kas kuvveti 60°/sn'de iyi (r=0,76, 0,80, 0,79, p<0,001, sırasıyla) 300°/sn'de orta (r=0,55, 0,58, 0,57, p=0,002, p=0,001, p=0,001, sırasıyla) ilişkili bulundu. Rutinde smaç servis kullanan sporcuların iç rotator kas kuvvetlerinin kullanmayan sporculardan daha yüksek olduğu görüldü (p=0,013). Üç, 5 ve 10 smaç servis hızının radar ile ölçümünün test-tekrar test güvenilirliği mükemmel olarak belirlendi (ICC= 0,93, 0,98, 0,99, p<0,001, sırasıyla). Üç, 5 ve 10 smaç servis hızı ölçümünün SEM (ölçümün standart hatası) ve MDC (en küçük fark edilebilir değişiklik) değerleri sırasıyla 2,21-6,13, 1,40-3,88 ve 0,98-2,71 olarak hesaplandı. Bu çalışmada smaç servis hızının daha çok iç rotator kas kuvvetiyle ilişkili olduğu belirlendi. Smaç servis kullanan sporcuların iç rotator kas kuvvetinin kullanmayanlara göre daha fazla bulunmasının bu sporcuların antremanlarda ve maçlarda bu hareket paternini daha fazla tekrarlamaları ile ilişkili olabileceği düşünüldü. Radar ile smaç servis hızı ölçümünün iç rotator kas kuvvetini belirlemede tüm voleybolcular için sahada fonksiyonel bir test olarak kullanılabileceğini gösterildi. Anahtar Kelimeler: Servis hızı, rotator kas kuvveti, geçerlilik, güvenilirlik.
Omuz protraksiyonu olan masa başı çalışanlarda ofis egzersizlerine ek olarak verilen omuz stabilizasyon egzersizlerinin skapular diskinezi, kas kuvveti, postür ve proprioseptif duyu parametreleri üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada omuz protraksiyonu olan masa başı çalışanlarda ofis egzersizlerine (OE) ek olarak verilen omuz stabilizasyon egzersizlerinin (SE) skapular diskinezi, kas kuvveti, postür ve proprioseptif duyu parametreleri üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Yaşları 25-35 yıl arasında değişen 60 birey tabakalı örnekleme ile iki gruba ayrıldı. Her iki gruba OE verilirken, çalışma grubuna ayrıca bireysel omuz SE uygulandı. Tüm bireyler başlangıçta, 8. hafta ve 12. hafta sonunda değerlendirildi. Çalışma alanı ve ergonomik risk analizi yanı sıra omuz protraksiyonu, pektoralis minör uzunluğu, toplam skapula mesafesi ve skapular diskinezi kaliper ile; pasif omuz mobilitesi elektronik gonyometre ile; aktif omuz mobilitesi mezura ile; omuz poterior gerginliği ve skapula yukarı rotasyonu elektronik inklinometre ile; postür analizi fotoğraflama yöntemi ile; kas kuvveti hand-held dinamometre ile; propriosepsiyon izokinetik dinamometre ile; vibrasyon duyusu vibrometre ile ve üst esktremite performansı Kapalı Kinetik Zincir Üst Ekstremite Stabilite Testi ile değerlendirildi. Çalışma grubunda incelenen tüm parameterlerde 8 ve 12. haftanın sonunda anlamlı gelişmeler bulunurken, kontrol grubunda ergonomik risk düzeyinde azalma, omuz mobilite ve esnekliğinde, dominant ekstremite üst trapez ve pektoral, dominant olmayan ekstremitede ön deltoid, serratus anterior ve infraspinatus kas kuvvetinde ve üst ekstremite fiziksel performansında gelişme olduğu saptandı (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada özellikle postür, kas kuvveti, propriosepsiyon ve vibrasyon duyusunda çalışma grubu lehine anlamlı fark olduğu ve gelişmelerin takip döneminde devam ederek daha kalıcı bir etki meydana getirdiği bulundu (p<0,05). Postür ve vücut mekaniğindeki gelişmeler ile birlikte proprioseptif duyunun uzun dönemdeki yaralanmalardan koruyucu etkisi düşünüldüğünde, masa başı çalışanlarında OE'ne ek olarak verilecek SE'nin birbirini tamamlayan bir yaklaşım olarak özellikle birinci basamak sağlık hizmetlerinde kullanılmasının yararlı olacağı düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Omuz, vibrasyon, propriosepsiyon, egzersiz, ergonomi.
Havalı tabanca atıcılarında gövde, skapula ve omuz kuşağı kaslarının enduransının performans üzerine etkisi
Havalı tabanca atıcılığı; kapalı atış poligonlarında yapılan, hedef tabelasına hassas ve doğru atış yapılmasını gerektiren olimpik bir spordur. Havalı tabanca atıcısının en temel hedefi yüksek skor elde etmek amacıyla postüral stabilizasyonunu üst düzeye çıkarmak ve korumaktır. Uzun müsabaka periyodu; sporcularda postür ve üst ekstremite kontrolünün sağlanabilmesi için kassal yorgunluğun mümkün olduğunca geç ortaya çıkmasını gerektirmektedir. Bu amaçla çalışmamız, havalı tabanca sporcularının atış performanslarının; gövde, skapula çevresi ve omuz kuşağı kaslarının enduransları ile olan ilişkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışma, 18-45 yaş arasındaki 28 havalı tabanca atıcısı ile gerçekleştirildi. Omuz kuşağı enduransı Kapalı Kinetik Zincir Üst Ekstremite Stabilite Testi ve Üst Ekstremite Y Denge Testi, gövde enduransı Yüzüstü Köprü Testi ve Yan Köprü Endurans Testi, skapular bölgenin enduransı ise Skapular Kas Endurans Testi ile değerlendirildi. Elde edilen veriler doğrultusunda atış performansı ile test parametrelerinin ilişkisi incelendi. Parametrik verilerde ilişkinin incelenmesi için Pearson korelasyon testi, non-parametrik verilerde ise Spearman korelasyon testi kullanıldı. İstatistiksel olarak anlamlı bulunan değişkenlerde lineer regresyon analizi kullanıldı. Dominant ve dominant olmayan taraflar arasındaki farklılıkları incelemek için Paired Sample t-test ve Wilcoxon testi kullanıldı. Çalışmanın sonucunda, atış performansı ile skapular kas endurans testi arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,03, r=0,65). Ancak gövde ve omuz kuşağı kas enduransını değerlendiren testler ile atış performansı arasında anlamlı bir ilişki görülmedi (p>0,05). Skapular kas endurans testinin her bir birim artışına karşılık atış skorunun ise 0,375 puan arttığı gözlendi. Elde edilen sonuçlara göre skapular kas enduransının artırılması skapulotorasik eklemi ve glenohumeral eklemi daha stabil hale getireceği için salınımları azaltarak atış performansını artırabilir. Bu sebeple havalı tabanca atıcılarında skapula çevresi kaslara yönelik oluşturulacak egzersiz programlarının sporcuların atış performansına fayda sağlayabileceği düşünülmektedir.
Subakromial ağrı sendromunda farklı açılarda yapılan ilerleyici rotator kılıf egzersizlerinin ağrı, fonksiyon ve akromiohumeral mesafeye etkisi
Bu çalışmanın amacı, subakromial ağrı sendromunda (SAS) skapula temelli (STE) ve skapula-rotator kılıf temelli egzersiz (SRTE) eğitimlerinin ağrı, fonksiyon ve akromiohumeral mesafe (AHM) üzerine etkisinin araştırılması ve AHM değerlerinin sağlıklı kontroller ile kıyaslanmasıydı. Çalışmaya 18-45 yaş arası 33 SAS'lı hasta ile 16 sağlıklı kontrol (ort. yaş: 28 (6,3) yıl; VKİ: 23,8 (3,3) kg/m2) dahil edildi. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Her iki gruba 12 hafta süreli soğuk uygulama, manuel terapi ve egzersizlerden oluşan rehabilitasyon programı uygulandı. STE grubuna (n=17; ort. yaş: 28,8 (7,04) yıl; VKİ: 22,5 (2,5) kg/m2) periskapular kontrol egzersizleri, SRTE grubuna (n=16; ort. yaş: 30,3 (8,7) yıl; VKİ: 22,7 (3,1) kg/m2) ise bu programa ek olarak doğrudan rotator kılıf egzersizleri verildi. Hastaların eğitim öncesi-sonrası Görsel Analog Skalası (GAS) ile ağrı şiddeti, Omuz Ağrı ve Özür İndeksi (SPADİ) ile fonksiyonel aktivite düzeyi değerlendirildi. AHM değerleri gerçek zamanlı ultrasonografi ile 5 farklı abduksiyon pozisyonunda (0°, 30°, 45°, 60° ve 90°) ölçüldü. İstatistiksel analizde, hastaların ağrı ve fonksiyonel aktivite düzeylerinin grup içi karşılaştırmalarında iki eş arasındaki farkın anlamlılık testi, gruplar arası karşılaştırmalarında bağımsız gruplar için t-testi kullanıldı. Grupların 5 farklı abdüksiyon pozisyonundaki AHM değerlerinin karşılaştırılmasında iki yönlü tekrarlı varyans analizi kullanıldı. Grup içi analizlerde her iki grupta da; ağrı şiddetinin azaltılması (p<0,001), fonksiyonel aktivite düzeyinin (p<0,001) ve AHM'nin (p<0,001) artırılmasında eğitim öncesine göre fark bulundu. Gruplar arası karşılaştırmalarda; SRTE grubunda aktivite ağrısında (p=0,036), SPADİ-Özür (p=0,003), SPADİ-Toplam (p=0,009) skorlarındaki azalma ve AHM değerlerindeki (p<0,001) artış STE grubundan daha fazla bulundu. Çalışmamızın sonucunda SRTE eğitimlerinin SAS'lı hastalarda aktivite ağrısının azaltılmasında, fonksiyonelliğin ve AHM'nin artırılmasında daha etkili olduğu bulundu. SRTE eğitimlerinin SAS'lı hastaların rehabilitasyonunda kullanılabilecek alternatif bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Omuz, subakromial ağrı sendromu, egzersiz, ağrı, akromiohumeral mesafe
Posterior omuz gerginliği olan voleybolcularda germe programının omuz performansına etkisi
Bu çalışma, posterior omuz gerginliği olan voleybol oyuncularına uygulanan 6 haftalık germe programının posterior omuz kaslarının viskoelastik özelliklerine, omuz fonksiyonel performansına ve eklem hareket açıklığına olan etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya posterior omuz gerginliği bulunan profesyonel ligde oynayan yaşları 18-30 arasında olan 34 erkek voleybol oyuncusu dahil edildi. Sporcular rastgele bir şekilde germe (yaş:22,2±2 yıl; Vücut Kütle İndeksi (VKİ):22,1±0,9 kg/m2) ve kontrol (yaş:20,9±1,8 yıl; VKİ:22,1±1,4 kg/m2) gruplarına ayrıldı. Germe grubundaki sporcular 6 hafta boyunca sleeper stretch ve cross body stretch egzersizlerinin kombinasyonundan oluşan germe programlarını uygularken, kontrol grubuna herhangi bir müdahalede bulunulmadı. İlk değerlendirme ve 6 hafta sonra yapılan değerlendirmede omuz internal ve eksternal rotasyon eklem hareket açıklığı, smaç hızı, oturarak tek kol top fırlatma testi ile mesafe, 60°/sn ve 300°/sn açısal hızlarda omuz internal ve eksternal rotator konsantrik kas kuvveti izokinetik ölçümü ve shear wave elastografi ile infraspinatus – posterior deltoid kaslarının doku sertliği değerlendirildi. İstatiksel analizlerde 2x2 Factorial ANOVA yöntemi kullanıldı. İstatistiksel eşik değer p<0,05 olarak kabul edildi. Altı hafta sonunda germe programının omuz internal rotasyon eklem hareket açıklığı (p<0,01), smaç hızı (p=0,03) ve oturarak tek kol top fırlatma mesafesini (p<0,01) artırmada etkili olduğu bulundu. Germe programı 60°/sn ve 300°/sn açısal hızlarda ölçülen omuz internal ve eksternal rotator konsantrik kas kuvveti ve doku sertliği üzerinde etkili bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak, sleeper stretch ve cross body stretch germe egzersizlerinin kombinasyonu ile oluşturulan posterior omuz germe programının en az 6 haftalık uygulanmasının internal rotasyon eklem hareket açıklığını ve özellikle patlayıcı kuvveti geliştirmede etkili olduğu gösterildi.
Profesyonel adölesan yüzücülerde omuz sağlık profili ve yüzme branşlarının etkisi
Yüzme 4 farklı stilden oluşan, özellikle omuz ekleminde tekrarlı elevasyon ve rotasyonel hareketlerin kullanıldığı bir spordur. Literatürde profesyonel adölesan yüzücüler ile yapılan çalışmalarda genellikle omuz yaralanma oranları ile omuz kas kuvveti, glenohumeral internal rotasyon defisiti (GIRD), skapulotorasik ritm gibi konular detaylı incelenmiştir. Genel olarak adölesan yüzücülerin, profesyonel olarak yüzme sporu ile ilgilenmeyen adölesan bireyler ile karşılaştırıldığı çalışmalar ve yüzme branşının (kelebek, sırt, kurbağa, serbest) omuz profiline etkisinin araştırıldığı çalışmalar yetersizdir. Dolayısıyla, bu çalışma (1) profesyonel adölesan yüzücülerin omuz sağlık profilini, profesyonel olarak yüzme sporu ile ilgilenmeyen adölesan bireyler ile karşılaştırarak araştırmayı, ek olarak (2) yüzme branşlarının omuz sağlık profili üzerine etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Planlanan bu vaka-kontrol çalışmasında 13-18 yaş aralığında, en az 5 yıldır yüzme sporu ile ilgilenen sporcular ve yüzme sporu ile profesyonel olarak ilgilenmeyen fiziksel olarak aktif, yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş adölesan bireylerin (kontrol) dahil edilmesi planlanmaktadır. Sporcular ve kontroller için, glenohumeral eklem rotasyonel hareket açıklığı, 2-boyutlu skapular kinematik (skapular yukarı doğru rotasyon eklem hareket açıklığı), gözlemsel skapular diskinezi varlığı, glenohumeral eklem kas kuvveti (IR/ER oranı), skapular kas kuvveti, posterior omuz esnekliği, pektoralis minör kısalığı değerlendirilecek ve omuz-dirsek fonksiyonelliği için Kerlan – Jobe Omuz Dirsek Skoru – Türkçe Versiyonu (KJOC-Tr) anketi kullanılacaktır. Elde edilen veriler öncelikle profesyonel sporcular ve kontroller arasında, ikincil olarak da sporcularda yüzme branşlarına göre karşılaştırılacaktır. Bu araştırmanın sonucunda yüzücü omuz sağlık profili detaylı bir şekilde incelenecek, olası adaptasyonlar ve omuz ilişkili spora özgü problemler raporlanacaktır. Böylelikle sporcu rehabilitasyonuna ve gelecek araştırmalara yol gösterecek bilgiler elde edilecektir.
Baş boyun kanserli hastalarda radyoterapinin boyun, omuz fonksiyonları ve ağız açıklığı üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Giriş: Baş boyun kanseri tedavisi kompleks bir süreçtir. Tedavisinde cerrahi, radyoterapi (RT) ve kemoterapi yöntemleri tek başına veya kombine olarak kullanılabilmektedir. Baş boyun kanserli hastalarda tedaviye bağlı olarak pek çok komplikasyon gelişebilmektedir. Literatürde RT'nin boyun, omuz fonksiyonu ve ağız açıklığı üzerine etkilerinin birlikte ve prospektif olarak değerlendirildiği çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada, baş boyun kanseri nedeniyle RT alan hastalarda boyun, omuz fonksiyonlarını ve ağız açıklığını değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 22.06.2020 - 15.06.2021 tarihleri arasında Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalına başvurup, baş boyun kanseri tanısı ile RT alması planlanan, 30 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar RT öncesi, sonrası ve RT'den 3 ay sonra değerlendirildi. Tüm hastaların demografik ve klinik bilgileri kaydedildi. Aktif, pasif boyun ve omuz eklem hareket açıklığı (EHA), ağız açıklığı ölçümleri yapıldı. Boyun, omuz ve orofasiyal ağrı şiddetini değerlendirmek için Vizüel Analog Skala (VAS) kullanıldı. Algometre ile belirli noktalardan basınç ağrı eşiği (BAE) ölçümü yapıldı. Boyun ve omuz disabilitesi sırasıyla Boyun Disabilite İndeksi ve Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi ile değerlendirildi. Bulgular: Analizler üç değerlendirmeyi de tamamlayan 20 hasta üzerinden yapıldı. Hastaların yaş ortalaması 54,6±12,5 yıl (aralık, 35-91) idi. RT'den 3 ay sonra, RT sonrasına göre boynun hem aktif (p=0,008) hem de pasif (p=0,03) fleksiyonu istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu. RT'den 3 ay sonra, RT öncesine göre sadece sol omuz aktif fleksiyonunun daha az olduğu görüldü (p=0,01). RT öncesine kıyasla, RT sonrası ve 3 ay sonraki kontrolde boyun disabilite (sırasıyla, p=0,009, p=0,02) ve omuz disabilite skorlarının (sırasıyla, p=0,002, p=0,01) ortalama değerleri istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksekti. RT sonrası yapılan ölçümlerde baş boyun bölgesinde BAE değerlerinin azalmaya başladığı ve 3 ay sonra bu farkın istatiksel olarak anlamlı düzeye ulaştığı saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada baş boyun kanserli hastalarda RT'den hemen sonra boyun ve omuz fonksiyonlarında, maksimum yardımlı ve yardımsız ağız açma değerlerinde azalma meydana geldiği ve bu durumun RT'den 3 ay sonra da devam ettiği tespit edilmiştir. Bu olumsuz etkileri azaltmak için yüksek riskli hastalara rehabilitasyonun gecikmeden başlanabilmesi oldukça önemlidir. Dolayısıyla baş boyun kanserli hastalarda boyun, omuz disabilitesi ve trismus gelişiminde rol oynayan risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla daha fazla hastanın dahil edildiği ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.