Eleştirel söylem çözümlemesi
115 theses under this subject heading
Yavuz Turgul filmlerinin feminist kuram perspektifinden analizi
Feminist teori, toplumsal cinsiyetin, özellikle de kadın deneyimlerinin sosyal, kültürel ve siyasi bağlamlar tarafından nasıl şekillendirildiğini inceleyen bir kuramdır. Feminist kuram, geleneksel ataerkil yapılara meydan okumakta ve cinsiyete dayalı eşitsizliklerin ortadan kaldırılması gerektiğini savunmaktadır. Feminist film teorisi ise 1970'lerde sinemadaki erkek egemen anlatılara ve kadınların sinemada seyirlik bir obje gibi kullanılmasına karşı çıkan bir kuramdır. Feminist film teorisi, filmin erkek egemen cinsiyet rollerini nasıl pekiştirdiğini ya da bunlara nasıl meydan okuduğunu incelemek için kullanılır. Bu çalışmanın amacı Yavuz Turgul'un yönetmenliğini üstlendiği filmlerdeki kadın temsillerini feminist kuram çerçevesinde analiz etmektir. Çalışma söylem analizi ve içerik analizinin bir arada kullanıldığı nitel bir araştırmadır. Bu analiz, Türk sinemasındaki kadın olgusunun daha derinlemesine anlaşılmasını sağlayabilir. Yavuz Turgul'un filmleri 1980'lerden başlayarak 2017 yılına kadar uzanan bir dönemi içermektedir. Bu süre Türk toplumunda ve sinemada önemli değişikliklerin olduğu dönemleri kapsamaktadır. Turgul'un yönetmenliğini üstlendiği filmlerin tamamının bir arada değerlendiriliyor olması, hem Türk toplumunun cinsiyet algısındaki dönüşümleri hem de sinemadaki yansımalarını ele almak bakımından da önemli bir kaynak sunmaktadır. Bu bakımdan; çalışmanın, hem sinema araştırmalarına hem de toplumsal cinsiyet çalışmalarına önemli bir katkı sunacağı düşünülmektedir. Turgul'un filmografisi bir bütün olarak değerlendirildiğinde erkekler etrafında şekillenen hikâyeler, kurban rolünde pasif kadınlar ve suskun kadınlar ya da susmak zorunda kalan kadın karakterler dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın sonucunda Yavuz Turgul'un yönetmenliğini üstlendiği filmlerde çoğunlukla ataerkil egemenliği sürdüren, erkek hikâyeleri yazdığı, bunun tek istisnasının ise Fahriye Abla olduğu görülmektedir.
İktidar muhalefet haberlerini merkez-çevre çatışması bağlamında okumak
Bu çalışmanın amacı, iktidar muhalefet haberlerini merkez-çevre çatışması bağlamında okumaktır. Bu bağlamda, CHP ile AKP arasındaki polemikler merkez-çevre çatışması bağlamında incelenmiştir. Cumhuriyet, Hürriyet, Vatan, Star, Yenişafak ve Zaman gazeteleri çalışma kapsamında incelenmiştir. Bahsi geçen gazeteler, eleştirel söylem çözümlemesi yöntemine göre incelenmiştir. Çalışma, birinci bölümde Türkiye siyasetinde belirleyici olan merkez-çevre çatışmasına odaklanmıştır. Bu bağlamda, modernleşme ve batılılaşma olguları incelenmiştir. Çalışmada, Osmanlı-Türkiye modernleşmesinde basının rolüne de değinilmiştir. Bu bağlamda, modernleşme sürecinde basının önemi öne çıkarılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, Türkiye basınından seçilen gazeteler eleştirel söylem çözümlemesi yöntemine göre incelenmiştir. Elde edilen bulgular, çalışmanın birinci bölümünde yer alan kuramsal kısım bağlamında değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, gazetelerde yer alan iktidar muhalefet polemiklerinin nasıl bir söylemle haberleştirildiği incelenmiştir. Farklı ideolojik referanslı 6 gazetede yer alan polemik haberlerinde, CHP ile AKP arasında merkez-çevre çatışması okumasına olanak veren polemiklerin yaşandığı görülmüştür. Cumhuriyet gazetesi iktidara muhalif bir haber söylemi kurmuştur. Hürriyet ve Vatan gazeteleri her iki tarafın söylemlerini yeniden üretmiştir. Star, Yenişafak ve Zaman gazeteleri ise iktidarın söylemlerini destekler bir eğilim göstermiştir. Sonuç olarak, güncel siyasetten hareketle CHP-AKP arasındaki polemik konularının merkez-çevre çatışması okumasına olanak verdiğini ve incelenen gazetelerdeki söylemlerden hareketle merkez-çevre çatışmasının devam ettiğini söylemek mümkündür. Anahtar kelimeler: İktidar, muhalefet, merkez, çevre, modernleşme, batılılaşma, basın.
Eleştirel medya okuryazarlığı kuramı: Eskişehir okulları ölçeğinde bir alan araştırması
Medya okuryazarlığı eğitimi yaklaşımları, bilimin farklı alanlarından yararlanılarak oluşturulmuş varsayımlara dayalı çerçeveler biçiminde betimlenebilir. Bazı yaklaşımlar, kuramsal tutarlılık gösterse de; çoğunlukla, iyi tanımlanmış bir bağlamdan yoksun ve değişken çerçeveler, eğitim uygulamalarına temel olmuştur. Ancak, farklı koşullar karşısında çözüm getiren, kuramsal anlamda bütünlüklü dayanaklar olmadan, toplumsal boyuttaki uygulamaların başarı şansı düşüktür. Türkiye'de medya okuryazarlığı eğitimi alanında yaşananlar bu durumun son örneği olabilir. Dahası, tüm dünyada, bürokrasinin tercihlerine etki eden çıkar gruplarının varlığı, sorunu, kuramsal çalışma yapmanın ve uygulama için yordam önermenin ötesine taşımaktadır. Mülkiyet ya da toplumsal güç ilişkileri ekseninde konumlanmış bu gruplar, medya okuryazarlığı kavramını bağlamından kopararak işlevsiz hale getirmek açısından oldukça etkili olmuşlardır. Konuya benzer yaklaşan akademisyenleri, kendi aralarında uzlaştıracak; ayrıca, karşıt görüşte olanları tutarlı biçimde değerlendirmelerine yardım edecek bir kuramsal çerçeve, açmazları aşmaya ve akademik alanda geliştirilen çözümleri savunmaya yardımcı olabilir. Medya okuryazarlığı çalışmaları alanında gözlenen durum, bilim insanlarının kişisel hatalarından çok, modernlik ekseninde bilimin ve toplumsallaşmanın girdiği yönelimle açıklanabilir. Geç modern çağda, yapılandırılmış olanın, gerçekliğin kendisi olarak sunulmasına dayalı kültür ve insan aklının, içinde yaşadığı gerçekliği okumasını engelleyen bir algı hali, söz konusu yönelimin görünümleridir. Bu çerçevede, iletişimin medyalaşması, sistemin önerdiği tarzların, insan varoluşunun tek biçimi olarak algılanması açısından kritiktir. Ancak, yayıncılık, toplumsal yaşamı belli bir eylem modeli ekseninde tutan bu genel sistemin aracıları olan medyalardan sadece birisidir. Dolayısıyla, bireylerin, deneyimledikleri olayların ya da okudukları metinlerin nesne ve öznelerini birbirinden ayırması, toplumsal süreçleri okuyabilmenin ilk adımıdır. Bu başarıldığında, bireylerin, yaşadıkları toplum içinde özgür seçilmiş sorumluluklar üstlenmeleri mümkün olabilir. Söz konusu amaç etrafında uygun yordamları açıklayacak kuramsal bir çerçeve, eleştirel medya okuryazarlığı eğitiminin koşuludur. Eleştirel medya okuryazarlığı için kuramsal bir çerçeve öneren bu çalışma, insan aklının tek yönelime hapsedilmesiyle bağlantılı bir modernlik anlayışını ve başat paradigmayı sorgulayan geniş bir alan yazınından yararlanmıştır. Eskişehir kentinde, lise çağında okuyan ergen gençler arasında gerçekleştirilen alan araştırması ise, kuramsal çerçeveye uygun bir yöntemsel yaklaşım önermiş ve çalışmanın kendi varsayımlarını sınamıştır. Araştırma için, farklı niteliklere sahip liselerin birinci sınıf öğrencileri arasından, tesadüfi olarak seçilen yirmi dört kız ve yirmi dört erkek gönüllü, ilköğretim seçmeli medya okuryazarlığı dersi alıp almama ölçütüne göre gruplandırılmıştır. Her katılımcıya, demografik değişkenlere yönelik on soruyla birlikte, altmışar adet yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme sorusu yöneltilmiş; daha sonra yanıtlar, nitel olarak çözümlenerek modern toplumda dünya algısını biçimlendiren sistem ve yaşam-dünyası arasında konumlandırılmıştır. İçerdikleri yönelimlere göre kodlanan yanıtlar arasındaki farklılıklar, eleştirel medya okuryazarlığı düzeylerini destekleyen ya da baskılayan toplumsal unsurları açıklamak için kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları, medyayı ve toplumu eleştirel okuyabilmenin; bilişsel baskılanmaya engel olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, kendisi için ve başkaları için iyi olanı sorgulayan eleştirellik, kişisel ya da toplumsal anlamda kendini gerçekleştirmenin koşuludur. Sistemin önerdiklerine karşı, kalıcı/içsel değeri aramak ve toplumsal sorumluluk temelinde kendi eylemlerini seçebilmek, temel toplumsallaşma ve eğitim arasındaki uyumla olasıdır. Türkiye özelinde, kurulu güç ilişkileri içinde eleştirel okuryazarlığın dışlanması ya da bürokrasinin medya okuryazarlığı dersini iletişim fakültesi mezunlarının vermesine karşı çıkması çerçevesinde gözlenen sorunlar, bu olasılığın gerçekleşmesini engellemektedir. Dünya genelinde ise, araçsalcı modernlik, toplumların bilişsel anlamda özgürleşmesini engelleyen stratejiler üzerinden sürmektedir. Çalışmanın kuramsal bağlamı ve araştırma bulgular ekseninde, liseler için geliştirilmiş bir eleştirel medya okuryazarlığı ders programının genel hatları, tezin sonunda, ekler içinde önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gazetecilik, medya okur-yazarlığı, iletişimsel eylem kuramı, araçsalcılık, evrensel pragmatik, modernlik, dünya algılarının rasyonelleşmesi, sistem ve yaşam-dünyası, medyalaşma
Avrupa Birliği liderlerinin yeni göçmen dalgası politikalarının söylem analizi: Almanya, İngiltere ve Fransa örnekleri
Küreselleşmenin etkisiyle günümüzde Avrupa Birliği gibi ulus üstü siyasi birlikler olarak tanımlanabilecek yapıların ulus devletlerin ürettiği politikaların önüne geçtiği, bir ideal ve amaç uğruna bir araya gelerek politikalar ürettiği görülmektedir. Avrupa Birliği'nin temel değerleri olarak görülebilecek olan "Avrupa Vatandaşlığı" ve "serbest dolaşım hakkı" ulus üstü birliklerin ortaya koyduğu politikaların en etkin örneklerindendir. Bu noktada bu üretilen politikaların ortak ideal çerçevesinde olumlu iklim içinde karşılıklı çıkarlar dahilinde ortaya konulduğu unutulmamalıdır. "Avrupa Vatandaşlığı", "Avrupa İdeali", "serbest dolaşım hakkı", "özgürlük" ve "çok kültürlülük" gibi Avrupa Birliği'nin şiddetle desteklediği olguların Birlik üyesi devletlerin çıkarlarıyla çeliştiği noktada ne tür değişim ve dönüşümlere uğrayacağı önemlidir. Kökeni 1950'lere dayanan Avrupa Birliği, Avro ortak para bölgesi ve serbest dolaşım hakkı gibi ortak politikalar üretse de 1990'larda Avrupa'nın ortasındaki Sırp-Boşnak Savaşı'nda ortak bir dış politika ve güvenlik politikası ortaya koyamamıştır. Bu sürecin hemen ardından dağılan Sovyetler Birliği ülkelerinden ve Orta Doğu'daki istikrarsızlıklardan kaçanlar için Avrupa Birliği'nin Batı kanadı cazibe merkezi olmuştur. Bu nedenle Avrupa Birliği göç konusunda ortak politikalar üretme çabası içerisine girmiştir. Bu noktada göç olgusu Birlik üyesi devletlerin ulusal çıkarlarıyla çelişmeye başlamıştır. Özellikle Avrupa Birliği'nin Yunanistan, Bulgaristan ve İtalya gibi doğu ve güney sınırları üzerinden Birliğe giren göçmenlerin oluşturduğu kargaşa ortamı Birlik içerisinde görüş ayrılıklarına neden olmuştur. Suriye Savaşı'nın ortaya çıkardığı göç dalgasının Avrupa Birliği sınırlarına dayanmasıyla birlikte Avrupa Birliği'ne liderlik eden Almanya, Fransa ve İngiltere'nin iç ve dış politika söylemleri hatta Birliğin öncelik verdiği özgürlük ve çok kültürlü politikalara dair söylemler değişmeye başlamıştır. Liderlerin söylemlerindeki değişiklikler Avrupa Birliği'nin göçmenlere karşı geliştirdiği politikalarda ve hukuksal düzenlemelerde de değişikliklere neden olmuştur. Bu çalışmada Avrupa Birliği'ne yön veren Almanya, Fransa ve İngiltere liderlerinin Suriye Savaşı'nın sonucunda ortaya çıkan göç dalgasına dair 2015-2016-2017 yıllarına ait söylemlerinin analizleri Reuters'in resmi internet sitesinde yayınladığı haberlerin yorumlanması ile yapılmıştır. Liderlerin söylemleri temelde söylem analizi tekniğiyle incelenmiştir. Aynı zamanda içerik çözümlemesi tekniğinden de faydalanılmıştır.
İlhan Engin romanlarının roman tekniği açısından çözümlenmesi
Çalışmaya konu olacak olan isim bulunmadan önce; çeşitli roman çözümleme kitapları, yazarlar hakkında hazırlanmış tezler ve ansiklopedik maddeler üzerinde araştırmalar yapılmış ve bu araştırmalar sonucunda çalışmaya konu olan isim İlhan Engin olarak belirlenmiştir. Bu ismin en önemli özelliği, daha önce hakkında çalışma yapılmamış olmasıdır. Bu çalışma İlhan Engin'in romanlarının roman tekniği açısından çözümlenmesi yoluyla hazırlanmıştır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, yazarın hayatına ve eserlerine ayrılmıştır. İkinci bölümde ise roman çözümlemeleri mevcuttur. Çalışmaya konu olan sekiz roman bulunmaktadır. Bu romanlar çözümlenirken roman çözümleme teknikleri, kavramları ve ayrıntılarını içeren bir merkez kaynak kullanılmış ve her roman merkez kaynakta yer alan ölçütlere göre çözümlenmiştir. Bu çalışma, edebiyat sahasına ait olmasına rağmen, roman çözümleme aşamalarında gerektiği yerlerde tarih, psikoloji, sosyoloji ve dil bilimi gibi bilim dallarına da yönelim sağlanmış ve çalışmaya çok yönlü bir kimlik kazandırılmıştır. Çalışmanın amacı, İlhan Engin'i yazmış olduğu romanları ve romanlarının çözümlenmesi noktasında değerlendirmek ve bu yolla da yazarı Türk edebiyatına tanıtmaktır. Çözümlenen romanlarda her kavramın ve başlığın aynı oranda etki göstermediği görülmekle birlikte, yazarın romanlarını daha çok aşk, ayrılık, savaş ve göç gibi konular çerçevesinde kurguladığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: İlhan Engin, Roman, Roman Tekniği, Roman Çözümleme, Türk Edebiyatı.
Toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretimi: Diyarbakır mezar taşları
Bu çalışma, Diyarbakır'daki mezar taşlarını toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretimi bağlamında ele almaktadır. Ataerkil ideolojiye içkin hiyerarşilerin mezar taşlarındaki temsilini sorunsallaştıran bu tez, toplumsal cinsiyet rollerinin bu temsiller üzerinden nasıl yeniden üretildiğini söylem analizi yöntemiyle incelemektedir. Mezar taşlarındaki toplumsal cinsiyet temsillerinin analizi, sosyo-kültürel statü ve sınıfsal konum gibi ayrımları göz önünde bulunduran bir kavram seti çerçevesinde gerçekleşmektedir. Örneklem analizinde, ataerkil ideolojinin mezar taşlarındaki temsiller aracılığıyla, kadın kimliğinin sosyal, sınıfsal ve kültürel sınırlarını belirlediği tespit edilmektedir. Mezar taşlarındaki temsillerde erkek ile bağı üzerinden tanımlanan kadınlar, çoğunlukla "çaresiz", "zayıf", "güçsüz" gibi ifadelerle anılmakta ve böylece geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri teyit edilmektedir. Anahtar Kelimler: Toplumsal cinsiyet, Mezar taşları, Diyarbakır, Eleştirel söylem analizi, İdeoloji, Kimlik.
A critical analysis of work accidents in Turkey
Although work accidents are a serious problem almost everywhere in the world, it is seen that there are proportionally more accidents and deaths in Turkey. This study, which tries to understand why work accidents and related deaths are much more serious in Turkey than in other countries and why they could not be prevented, aims to reveal not only the factors behind work accidents but also the naturalization process that develops afterwards and has an effective role in the increase of work accidents. Since the naturalization of work accidents is the most critical issue in this context, revealing how this process works stands out as the primary goal. For this purpose, CDA developed for the analysis of newspaper news by van Dijk has been determined as the primary analysis method of the study. This primary analysis was supported and enhanced by corpus and thematic analyses and the manipulation model, which is also developed by van Dijk. Analysis of the relevant literature reveals that four important factors, namely the political context, neoliberal policies specific to Turkey, legal problems and trade union issues, play an active role behind work accidents. The following significant findings have been reached as a result of the analyses carried out with the national newspaper news of the 15 most fatal work accidents that took place in Turkey between 01.01.2000 and 31.12.2019. First, the data not only supported the effectiveness of these factors but also revealed that the naturalization of the issue by the dominant power is effective in the functioning of these factors. Naturalization also makes it difficult for work accidents to elicit an effective societal reaction. Secondly, a five-phase naturalization process was discovered, and it was revealed that the fundamental motivation behind this process was the performance-oriented economic mentality. Moreover, it has been observed that legitimacy and ceremonial adoptions and practices (decoupling) play significant roles in this context. At the same time, important findings have been revealed in terms of the anti-performativity and de-naturalization principles of CMS. Finally, it has been understood that the news media in Turkey is divided into two poles: those who reduce work accidents to an isolated incident and those who oppose this reductionist approach. However, with the increasing power of the dominant power, it has been understood that while the approach that reduces the issue to an isolated incident with a reductionist approach and naturalizes the issue becomes more dominant, the opposing view gradually has lost its effectiveness. Although the printed news newspapers are the most appropriate unit of analysis due to the period in which the study focuses, the discourses of the newspapers, which have been used extensively since the mid-2010s, in the social media organs and the reactions of their readers to them are also considered important in terms of understanding how the society and the reader have responded to the issue. Therefore, it is recommended that future studies should consider these organs as well.
Siyasi partilerin göç iletişimine yönelik içerik analizi: 2023 Türkiye Genel Seçimleri örneği
Günümüzde küresel düzeyde önemli bir yere sahip olan göç, Türkiye'de de politik, ekonomik ve sosyal konularda öne çıkmaktadır. Toplumun göç olgusuna bakış açısı çeşitli açılardan olabilirken, bazı kesimler tarafından olumsuz olarak karşılanabilmektedir. Bu bakımdan, toplumdaki mülteci ve göçmenlere dair genel bakış açısı aslında ağırlıklı olarak medyada nasıl anlatıldıkları üzerinden şekillenmektedir. Bu sebeple, medya ve medyadaki haberler göçe dair görüşlerde temel referans kaynağı alınan yer olarak karşımıza çıkmaktadır. Göçmenleri hedef alan olumsuz söylemler, toplumda gerilimleri tetikleyerek ayrımcılık ve önyargıya neden olabilir ve bunun sonucunda nefret söyleminin ve toplumda göçmen karşıtlığının artmasına sebep olabilmektedir. Bu noktada, medyanın kullanımı, olumsuz başlıklar, göçmenlerin temsil edilme biçimleri, ayrımcı dil, nefret içeren söylemler ve görsel temsiller göçmenlere yönelik olumsuz algılara sebep olabilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, siyasi partilerin seçim sürecinde yürütmüş oldukları kampanya kapsamında göç ve göçmenlere ilişkin söylemlerini analiz ederek, toplumun göç olgusuna olan bakış açısını nasıl etkilediğini, Türkiye'de göç meselesinin siyasal iletişime nasıl etki ettiğini, siyasi partilerin iletişim politikalarında nasıl bir yer edindiğini değerlendirmektir. Ayrıca göç konusundaki siyasi söylemlerin, sosyal medyada nasıl bir etki ettiğine dair kayıtlara geçmesidir. Bu doğrultuda bu çalışma özellikle seçim sürecinde göç ve göçmenlerle ilgili söylemlerin toplumda nefret, ayrımcılık gibi duyguları açığa çıkararak göçmenlere karşı bakış açısını nasıl etkilediğini siyasal iletişim bağlamında incelemiştir. Çalışma 2023 Türkiye Genel Seçim süreciyle sınırlandırılmıştır. Çalışma, yöntem olarak siyasal iletişim bağlamında değerlendirileceğinden nitel içerik analizi yöntemi olarak değerlendirilebilecek eleştirel söylem analizi kullanılmıştır. Bu dönemde siyasi partilerin "göç" konusunda yapmış olduğu söylemler, seçim çalışmaları, propagandalar, sosyal medya paylaşımları vb. incelenecektir. İncelemede elde edilen veriler, sosyal medya üzerinden paylaşılan bu söylemlerin toplumda nasıl karşılık bulduğu nitel içerik analiz yöntemiyle analiz edilerek söylem analizi çözümlemesiyle sonuçlandırılacaktır.
A critical study on ELT course books regarding general competences presented in the common European Framework of Reference for Languages
No language use is neutral (Fairclough, 1992). All kinds of texts, spoken or written, intentionally or unintentionally transmit certain ideologies. However, some texts such as newspaper articles, political speeches, educational materials, advertisements which are produced towards creating specific desired effects on the audience may be assumed to have more intense ideological load. One of the most widely encountered text types in this regard are course books which are systematically designed towards implementing the dominating policies of the state via education. As Crawford puts forward, "Textbooks are the dominant definition of the curriculum in schools and are a representation of cultural, economic and political battles and compromises" (2000, p.1). For these reasons, it is vital to carry out studies considering the contents of course books. This study examines the texts of three English language course books for 8th grades that are officially approved by the Ministry of Education and widely used in state schools in Turkey focusing on the General Competence Categories (Declarative Knowledge, Skills and Know-how, Existential Competence and Ability to Learn) presented in the Common European Framework of Reference (2001) in the units investigated. The study also aims to uncover the ideologies regarding General Competence categories presented in the CEFR in the course books under investigation. The study was conducted through a Critical Discourse Analytical perspective (Fairclough, 1992, 1995; Van Dijk, 1998; Wodak, 1995) and specifically, Fairclough's (2001) Critical Discourse Analysis Framework was used to identify the possible ideological implications promoted through the General Competence categories presented in the course books. Keywords: General competences, the CEFR, critical discourse analysis, ideology, ELT course books
X'te Suriyeli göçmenlere yönelik nefret söylemi
Bu çalışmada Teun van Dijk'ın eleştirel söylem analizi yöntemiyle X'te Suriyeli göçmenlere yönelik nefret söylemi incelenmiştir. Bunun için öncelikli olarak söylem kavramı değerlendirilmiştir. Söylem kavramına içkin hegemonyaya dayalı güç ilişkilerine değinilerek toplumsal güç ilişkileri bakımından hiyerarşinin altında kalan grupların yeni medyada temsili analiz edilmiştir. Yeni medyanın kendine has özellikleri ile algoritmaların çalışma prensiplerinin sosyal medya platformlarında Suriyeli göçmen algısını nasıl etkilediği tartışılmıştır. Sosyal medya platformlarında nefret söyleminin nasıl yaygınlaştığı ve grupları nasıl hedef gösterdiği açıklanmış ve seçilen örneklerle X'te Suriyeli göçmenlere yönelik üretilen nefret içerikli paylaşımlar analiz edilmiştir. Yapılan analizler doğrultusunda sosyal medya kullanıcıları tarafından üretilen nefret içerikli söylemlerin dönemin mevcut egemen söylemleriyle oldukça paralel olduğu ve bu söylemlerin argümanlarının Van Dijk'ın belirlediği kategoriler ile benzer olduğu gözlemlenmiştir.
Şanlıurfa basınında kadın imgesi
Bu çalışmanın amacı, Şanlıurfa yerel basınında yer alan haberlerde kadın temsillerini ele alarak yerel basının kadını nerede konumlandırdığını incelemektir. Günümüzde medyanın ürettiği içerikler, yarattığı imgeler, toplumsal algı, tutum ve davranışları etkilediği inkâr edilemez bir gerçekliktir. Medya içerikleri egemen ideolojiyi barındırmakta, bu da bize sunulan haber söylemlerinde ortaya çıkmaktadır. İdeolojik faktörlerle kurgulanan haberlerde yaratılan temsiller söylem aracılığıyla izleyici/ okuyucunun toplumsal algısında yönlendirici olmaktadır. Bu açıdan, medyada kadının nasıl bir inşa sürecinden geçtiğini tanımlayabilmek, yaratılan kadın imgelerini ele almak için literatür taraması yapılarak, çalışmanın "yöntem ve örneklem" bölümünde "eleştirel söylem analizi" kullanılmıştır. Böylece kadının Şanlıurfa basınında yer alan haberlerde nasıl temsil edildiği ele alınmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Medya, Kadın İmgesi, temsil, Şanlıurfa Yerel Basını, Eleştirel Söylem Analizi, İdeoloji, Söylem
On the role of short films in enhancing reading comprehension skills: Critical discourse analysis of perceptions of EFL students
The historical background of using technology in EFL classrooms has an important role for the development of 21st century perspectives. This study aimed to investigate whether short films have a role in improving English reading comprehension skills of preparatory school students in a state university in Turkey. Also, this research aimed to analyse the students' perceptions on the effects of short films which were integrated into the classes for 12 weeks. This study employed an experimental research design based on a mixed approach. For quantitative data, a reading test which was given as pre-test and post-test was benefitted to investigate whether the students enhance their English reading comprehension skills and do better after the treatment, namely watching short films during the targeted period. For qualitative data, semi-structured interviews including a set of open-ended questions were conducted with randomly selected 13 students at the end of the treatment period. The analysis results of the quantitative data collected through pre-test & post-test which had been applied to both control group and experimental group demonstrated that there was a statistically significant difference between the experimental group and the control group (t=-13.805; p=.000). Besides, the critical discourse analysis of the qualitative obtained from semi-structured interviews made with randomly selected 13 participants at the end of the 12-week treatment period revealed that integration of short films was an effective and useful method in enhancing English reading comprehension skills of EFL learners. Key Words: Reading comprehension, short films, EFL classrooms, critical discourse analysis
Ulusal gazetelerdeki orman kaynakları haberlerinin eleştirel söylem analizi: Cumhuriyet, Posta ve Sabah örneği
Orman ekosistemleriyle ilgili haberlere kamuoyunun ilgisi artmış, paralel olarak basın bu konularda yapılan haberlerin sayısını artırmıştır. Bu çalışmada Türkiye'de ormancılık ve orman kaynakları haberlerinin eleştirel söylem analizi yapılmıştır. Bu maksatla, üç ulusal gazetedeki (Cumhuriyet, Posta ve Sabah) ilgili haberler analiz edilmiştir. 2010-2020 yılları arasındaki araştırma konusuyla ilişkili haberler çalışmanın materyalini oluşturmuştur. Çok sayıda orman yangını çıkan 2021 yılının orman yangını haberleri de veri setine dâhil edilmiştir. Haberler Teun A. van Dijk'in eleştirel söylem analizi tekniği ile analiz edilmiştir. Haberler, ormansızlaşma ve orman tahribatı, orman yangınları, ağaçlandırma ve diğer ormancılık meseleleri olmak üzere dört ana temada toplanmıştır. Eleştirel söylem analizi tekniğiyle; toplam 87 haberde makro ve mikro yapı analiz edilmiştir. Ormancılık ve orman kaynaklarına ilişkin söylemler ve haberlerin sunumu bakımından gazeteler arasında farklılık olduğu ve bu farklılığın gazetelerin ideolojik duruşlarıyla uyumlu olduğu belirlenmiştir. Cumhuriyet, genel olarak hükümete ve özel olarak da ormancılık kurumlarına karşı çok daha eleştirel bir söylemi tercih etmiştir. Posta ve Sabah Gazeteleri'nin, orman kaynakları haberlerinin söylemini neoliberal çerçevenin etkisinde oluşturduğu belirlenmiştir. Orman kaynakları meselelerine ilişkin tartışmaları daha ziyade gazetecilerin yönlendirdiği; uzman görüşlerine, bilimsel kaynaklara ve istatistiklere sınırlı düzeyde başvurulduğu belirlenmiştir. Hem haber söylemlerinin oluşumuna müdahil olmak hem de medyayı ormancılık meseleleri hakkında bilgilendirmek için, ilgili ormancılık kurumlarının halkla ilişkiler ve iletişim kapasitesinin geliştirilmesi önerilmiştir.
Hayat dergisinde (1956-1960) kadının meta olarak sunumu ve popülerleştirilmesi
Dünya var olduğundan beri üretimle ayakta durmaktadır. Üretimin ana kaynağı ise hep insan olmuştur. Ancak üretim denilen olgu makineyle tanışınca işler eskisi gibi gitmemeye başlamıştır. Toprağa demir değmiştir. Demir değen toprağın üretimi artmış insana olan ihtiyacı azalmıştır. İnsanlar ise şehre akın etmiştir. Çünkü toprağa değen demir, aynı zamanda şehri şehir yapan olmuştur. Şehirli olunca ev halkının hepsi için dışarıda iş hayatı başlamıştır. Bu arada insanlara üretmeden tüketmenin yolları gösterilmiştir. İnsanların temel ihtiyacı üretmeye değil tüketmeye dönüşmüştür. "Kadın"lar ise bu tüketimin tam ortasına yerleştirilmiştir. Böylece "kadın"ların tüketime yönlendirilmesi, magazin dergiciliğinin üzerinde en çok durduğu konulardan biri haline gelmiştir. Magazin dergilerinin içerikleri bu tüketime hizmet etmek üzere biçimlendirilmiştir. Bu dergilerde en çok da "kadın"lar üzerinden "kadın"ları tüketime yönlendirme çabası görülmüştür. Bu yönlendirmede malzeme olarak "kadın"ın bedeni kullanılmıştır. Çalışmaya konu olan "Hayat" dergisinin tercih edilmesinin sebebi ise "kadın" çıplaklığını öne çıkarması, bedeni reklamlarda ve haberlerde aracılandırmasıdır. "Hayat" dergisi incelenirken Van Dijk'ın "Eleştirel Söylem Analizi" yöntem olarak seçilmiştir. Bu yöntemden yola çıkılarak "Hayat" dergisinin 1956-1960 yılları arasında çıkan sayıları makro-mikro yapı analizi içinde ele alınmıştır. Çalışma kapsamında haberlerde, reklamlarda ve görsel malzemede "kadın"ın "meta" olarak kullanıldığının ispatına çalışılmıştır. "Kadın"ların özellikle hangi öğelerin yanında verildiği ya da tam tersine hangi öğelerin "kadın"ların yanında görsellik açısından sunulduğu incelenmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde dünyada ve Türkiye'de dergicilikten, dergiciliğin tarihçesinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde "kadın" bedenine, nesne-"meta" unsurlarına, cinselliğe, tüketime ve "kadın"ın tüketime katılımına değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise tezin yöntemi, yöntemin uygulanışı ve "Hayat" dergisinde "kadın"ın sunumu incelenmiş ve elde edilen bulgulara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: "Kadın", "Hayat", "Meta".
Selective media coverages of Trump's Middle East plan
In this study, the 45th President of the U.S., Donald Trump's "Middle East" plan, which is claimed to aim to find a solution to the Israeli-Palestinian conflict and is named the "Deal of the Century", is discussed. The study aims to reveal the differences in the handling of the news by two different broadcasters, the websites of TRT World and Al Arabiya English news channels. While determining the working range, the news on 28 January 2020, when the plan was announced, and the news on the next day were examined. In the research, analysis was tried to be made based on van Dijk's Critical Discourse Analysis method. By examining the Critical Discourse Analysis, a general framework was drawn regarding the broadcasters' approach to the plan in line with the foreign policies of their own countries. It was determined that TRT used a discourse against Trump's "Middle East" plan in line with the views of the Turkish public and the foreign policy of the government, but Al Arabiya defended the plan with a very clear discourse, which the Saudi Arabian government supported, albeit with contradictory, vague and open-to-interpretation sentences. It has been determined that media organizations produce discourse in line with the policies, interests and ideologies of the structures that control and finance them.
The effects of ideological differences and changing political atmosphere on the representation of Syrian refugees in the media
This thesis is aimed to find out how framing styles and discourses of two ideologically different newspapers on Syrian refugees were transformed with the effect of the political atmosphere in Turkey. Yeni Şafak (pro-government) and Sözcü (opposite) newspapers have been selected for this study. Thirty news from each newspaper were collected and the method of critical discourse analysis was used to examine the detailed meanings of the words used in the news. The periods analyzed in the study are 2012-2015, 2016-2019 and 2019-2020 when political atmosphere changes in general and different phases of the Syrian civil war were experienced. When these three periods were compared, it was observed that discourses of Yeni Şafak and Sözcü newspapers varied until the third period. Sözcü objected the stay of Syrian refugees in Turkey in the first and second periods while Yeni Şafak supported the stay of Syrian refugees in Turkey in the first two periods. It was found out that despite their different ideological stances, both of the newspapers converged with each other on adopting a nationalist discourse in the third period (2019-2020). In addition, the political atmosphere during said periods played an important role in the transformation of the discourse of both newspapers on Syrian refugees. Regarding such a transformation, it has been observed that the government's immigration policies are effective due to the changing political atmosphere. As a result, the main factor that determines the framing styles and discourses of the newspapers is their ideological stance, but the changing political atmosphere has defined the way newspapers reflect and frame Syrian refugees. Keywords: Syrian Refugees, critical discourse analysis, ideological differences, political atmosphere
Islamophobia & the western media: A comparative critical discourse analysis of Anglo-American news media's approach to terror attacks targeting Muslims and non-muslims and the applied double standards
The main purpose of the present study is to analyze the discourse employed by the agenda-setting Anglo-American newspapers, having a wide outreach and the potential to influence public opinion and action, to cover the six devastating terrorist attacks carried out against both Muslims and non-Muslims within the last decade. In accordance with this purpose, the publicly available online archives of Anglo-American news media outlets are searched through to gather the required data to conduct this study, in consequence of which twenty-four news reports in total are selected through purposive sampling. By drawing on Teun van Dijk's qualitative and interdisciplinary Critical Discourse Analysis (CDA) method, which has been initially developed to examine the discursive features of news reports and their implications, and by building on the Orientalist and post-colonial scholarship headed by Edward Said, the selected news reports are both comparatively and critically analyzed in terms of the micro and macrostructures such as the headlines, leads, visuals, sentence structures, and rhetoric embedded in their narratives. As a result of the detailed comparative and critical discourse analyses, it is determined that Anglo-American news media outlets play a pivotal role in the fabrication and amplification of Islamophobia, which has escalated specifically in the aftermath of the 9/11 terrorist attacks and currently manifests itself in a great variety of platforms ranging from Hollywood movies to mass media, by way of both the sweeping generalizations they make about the religion of Islam and Muslims, and double standards they systematically apply on the basis of the religious affiliation of both victims and perpetrators of the terrorist incidents. So much so that, while they associate terrorism with Islam and thus incriminating both the religion of Islam and all the Muslims around the globe for the actions of a handful of terrorists, they adopt a protectionist and humanizing stance towards the non-Muslim perpetrators whose religious affiliation they do not even mention once. Key Words: Islamophobia, Critical Discourse Analysis, Anglo-American News Media, Terrorist Attack, Double Standards, Orientalism
Nijerya ve Türk basınında kadına yönelik şiddetin temsili
Gerek fiziksel gerekse psikolojik ya da sözel kadına yönelik şiddet artık küresel bir sorun haline gelmiştir. Şiddetin yaygınlaşmasına sebep olan etmenlere bakıldığında ataerkil tahakkümü içeresinde yetiştirilen cinsiyetçi söylemin başlıca neden olduğu görülmektedir. Bununla birlikte toplumsal, siyasi ve ekonomik yapıların en etkili aktörlerin erkekler olduğu görülürken, kadınların ikincilleştirildiği, eril şiddete maruz kaldığı görülmektedir. Yazılı ve görsel medya ise şiddeti magazinleştirerek konunun önemini yok saymakta, sıradanlaştırarak meşrulaştırmaktadır. Dolayısıyla kadına şiddet meselesini söylem analizi çerçevesinde incelemek önemlidir. Özellikle van Dijk'in söylem çözümlemesi yöntemiyle, Nijerya ve Türk basınında kadına şiddetin nasıl haberleştirildiği karşılaştırarak tüm boyutlarıyla ortaya koymak bu çalışmanın temel problemi oluşturmaktadır. Bu bağlamda Türk basınında görüşleri birbirinden farklı 4 gazete: Sözcü, Sabah, Hürriyet ve Bianet incelenirken, Nijerya basınından yine birbirden görüş olarak farklı olan Vanguard, This Day, Premium Times ve The Punch gazeteleri incelenmiştir. Söz konusu gazetelerin her birinden 2016 ila 2020 yılları arasında yer alan 5 haber toplam 40 tane haber incelenmiştir. İnceleme sonucu iki basının da kadına şiddet olayını ticaret haline getirerek sattığı görülmüştür. Türk basınında magazinsel anlatım tarzıyla tiraj hedeflenirken, Nijerya gazeteleri belli kitlesine edebi anlatım ağırlıklı haber metinleri sattığı tespit edilmiştir. İki taraftan da incelenen 8 gazeteler arasında kadına yönelik şiddet konusunda olumlu adımlar attan yalnızca 3 gazete olduğu tespit edilmiştir: Sözcü, Bianet ve Premium Times. Bu üç gazete kendi bünyelerinde ürettiği "karşıt ideoloji" ile kadına şiddet konusunda ilerlerken, diğer gazetelerin iktidar ve egemen yapının belirlediği bir çizgi üzerinde yürüdüğü tespit edilmiştir. Anahtar sözcük: Kadına yönelik şiddet, Eleştirel söylem analizi, van Dijk, ataerkil, tahakküm, temsil
Hegemonı̇k erı̇llı̇ğı̇n ı̇nşası bağlamında GQ, Esquire ve Men's Health dergı̇lerı̇nde sembolı̇k erkek kı̇mlı̇ğı̇ sunumunun ı̇ncelenmesı̇
Toplumsal cinsiyetin erkekler üzerinde kurduğu hegemonyanın bir sonucu olan hegemonik erillik kavramı, feminist hareketin ikinci dalgasından itibaren incelenmeye başlanmış, Erkeklik Çalışmaları alanının ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bu alanda yapılan araştırmaların gösterdiği üzere; tek bir erkeklik biçiminden söz etmek mümkün değildir ve hegemonik erkeklik dışında erkeklikler de bulunmaktadır. Erkek yaşam tarzı dergileri, ürettikleri söylemler ve reklamlar aracılığıyla modern ve yeni erkek kimlikleri inşa etme görevini üstlenirken aynı zamanda okurlarını tüketim odaklı ve lüks yaşam biçimlerine teşvik etmektedir. Erkeklere rehberlik etme amacı taşıyan bu dergiler, idealleştirilen erkekliğin ve sembolik erkek kimliklerinin açıkça görülebildiği tüketim unsurlarıdır. Bu çalışmada hegemonik erilliğin ve sembolik erkek kimliklerinin, erkek dergilerindeki söylemler aracılığıyla nasıl inşa edildiği ve sunulduğu analiz edilmektedir. Çalışmanın örneklemi olan GQ, Esquire ve Men's Health erkek dergilerinin, 2013-2018 yılları arasında Türkiye'de yayımlanan toplam 18 sayısında yer alan metinler, Teun A. van Dijk'ın eleştirel söylem çözümlemesi yöntemi ile incelenmiştir. Araştırmanın bulgularına göre, erkek dergileri hegemonik erilliği pekiştirmekte ve söylem yoluyla yeniden inşa etmektedir. Erkek dergilerinde yer alan tüm erkek kimlikleri, tüketim ekseninde oluşan ve değişim gösteren kimliklerdir. Dergilerde yer alan söylemler, hayal edilen erkeklik biçimine ulaşmanın yollarını öğütleyerek, toplumsal cinsiyet bağlamında erkeklik mücadelesinin sürekli devam ettiğini doğrulamaktadır.
2007 Cumhurbaşkanlığı seçimleri bağlamında Türkiye'de rejim tartışmalarının basında ideolojik inşası
2007 Cumhurbaşkanlığı seçimleri söylemde egemenlik mücadelesine sahne olmuştur. AK Parti adayı Abdullah Gül'ü Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi Ulusalcılar tarafından ?son kalenin fethi? ve laik cumhuriyeti bir Ilımlı İslam devletine dönüştürme olarak algılanmıştır. Buna karşılık muhafazakâr demokratlar bu görevlendirmeyi milli iradenin tecellisi olarak görmüş ve AK Parti'nin zaferini devletle milletin barışması olarak kutlamışlardır.Bu tez, gücün ideolojisini yansıtan metinlerde egemen söylemi analiz etmiştir. Cumhuriyet, Milliyet ve Zaman gazetelerinin internet sitelerinden derlenen haber ve köşe yazılarında açık edilen ya da gizlenen ideolojiyi eleştirel söylem çözümlemesi kullanılarak yorumlamaya çalışmıştır. Gazetelerin ideolojik üretimi ve karşıtlıkları kurması, süreçte öne çıkan gelişmeler ve kavramlarla şekillenen temalarda çözümlenmiştir.Tez, medya söyleminin toplumdaki güç ve egemenlik ilişkilerini doğrulayıp, meşrulaştırıp yeniden ürettiği sonucuna varmıştır. Söylem bu ideolojik görevi, cumhuriyetçilik karşısında demokrasi, laiklik karşısında din, rejim tehdidi karşısında darbe tehdidi gibi kavramları kullanıp karşıtını (onları) tanımlayarak grup kimliğini (bizi) inşa etmek suretiyle gerçekleştirmiş ve toplumdaki kutuplaşmaları yeniden üretmiştir.
Kemalizm'i eleştiren bir Kemalist: Emin Türk Eliçin
Kemalizm kavramının Türkiye tarihinde çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Hatta Kemalizm öyle bir kavramdır ki tarihin olduğu kadar günümüzün de siyasal, iktisadi ve sosyal alanlarında kendine yer bulmakta ve bu alandaki tartışmalara konu olmaktadır. Kemalizm, Türk toplumu için yabancı bir kavram olmamakla beraber, içeriği sürekli tartışma konusudur. Türkiye'nin temellerini, kurucu unsurlarını oluşturduğu ve Cumhuriyet boyunca devamlı olarak gölgesini göstereceğini söyleyenler olduğu kadar; eskidiği, güncellenmesi gerektiğini söyleyenler hatta tamamen ortadan kaldırılmasını söyleyenler dahi bulunmaktadır. Siyasi söylemlerde sıkça kendine yer bulmakta, Kemalizm söylemiyle aidiyet duygusu yaratılmaya çalışılmaktadır. Bunlara ek olarak, Türkiye'nin siyasi tarihinde siyasi partilerden ayrı olarak askeri müdahalelerde bir söylem olarak ön plana çıkmış ve her alanda yapılan çalışmaların meşruiyetini sağlamada tüm kesimlere dayanak görevi görmüştür ve görmeye devam etmektedir. Kemalizm'in kavram olarak açıklaması üzerinde birçok farklı yorumlar olduğu gibi; ideoloji olup olmadığı konusunda dahi tartışmalar yapılmakta, ideoloji olduğunu savunanlar ise savlarını desteklemek için ideolojik açıklamalar getirmektedir. Yine Kemalizm'in ateşli savunucuları olduğu kadar eleştirenler de bulunmaktadır. Bu eksende Kemalizm'e eleştiri getirenlerden biri de Kemalist kimliği ile öne çıkan Emin Türk Eliçin'dir. Çalışmanın amacı da Kemalizm'i bir Kemalist olarak eleştiren Emin Türk Eliçin'in Kemalizm'e bakışını, kendisini Kemalizm'i eleştirmeye yönelten sebepleri ve eleştirilerini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda çalışmada literatür taraması ve derleme yöntemleri kullanılmıştır. Yapılan çalışma neticesinde Eliçin'in, Kemalizm'in vadettikleri ile sundukları arasında farklar olduğunu, ideolojik temellere yeterince sahip olmadığını, uygulamalarda eksiklikler bulunduğunu ve Kemalizm'in iddia ettiği kadar başarılı olmadığını öne sürdüğü sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kemalizm, Kemalizm Eleştirisi, Emin Türk Eliçin, Kemalist, İdeoloji
A synchronic study on gender voices in an 8th grade ELT coursebook prepared for Turkish elementary students
The aim of this study is to investigate how females and males are represented in a currently used 8th grade coursebook which was designed by the Ministry of National Education to meet the English language needs of Turkish students. Considering the fact that educational materials play a significant role in children?s development of gender identity, the present study further aims to create awareness about the importance of gender mainstreaming among teachers and coursebook writers. Critical Discourse Analysis covering a content analysis and discourse analysis was employed to reveal any possible points contrary to gender mainstreaming in both texts and visuals. With a view to see how femininity and masculinity are represented in the coursebook, the following categories were set for the content analysis: sex visibility, domestic roles, occupations, spare time activities and interests and personality traits. It also investigates whether gender-related ideologies and government policies are reflected in the female and male characters. Besides, linguistic ways which convey sexist attitudes such as generic constructions, order of mention and address forms are investigated. To bring into the open any possible power relation asymmetries between opposite sexes, a discourse analysis was applied to all the speech acts employed in the fourteen sex-mixed dialogues in the coursebook. The findings reveal that the analysed coursebook exhibits fairly egalitarian representations of both females and males in terms of visibility, spare time activities and interests, personality traits, gender ideologies, linguistic ways such as generic construction, and speech acts. However, some imbalances detectable in especially domestic roles, occupations, order of mention in sex pairs and address forms suggest that gender-related stereotypes are still unconsciously reinforced, and thus there is still room for improvement in the coursebook.
Eleştirel teori bağlamında teknoloji ve sanat ilişkileri
Eleştirel teori, hayatımızda yer alan birçok kavramın kültürel çözümlemelerinde veya akademik hayatın içinde yer bulmuş, giderek büyüyen ve geliştirilen en önemli alanlardan biri olmaktadır. Kültürel çalışmalar ve teorik bilgiler tamda bu bağlamda şekillenmiştir. Kültürlerin ve hâkim olduğumuz kendi kültürümüzün işleyişini kavramak ve fikir üretebilmek açısından ileri derecede katkı sağlamaktadır. Niteliksel arama teknikleri kullanılarak kapsamlı bir literatür taraması gerçekleştirilerek; eleştirel bir bakış açısıyla teknoloji ve sanat ilişkilerinin olumlu ve olumsuz yanları araştırılmış, karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmiştir. Frankfurt Okulu düşünürleri ile açıklanmaya çalışılmıştır.
A critical discourse analysis of European Commission Turkey 2021 report
This research study focuses on the hegemonic discourse in the European Commission Turkey 2021 Report employing Critical Discourse Analysis and Systemic Functional Grammar. The study reveals ideological and political discourse structures in the target text. The overall methodological nature of this research is a textual examination of the target text's lexical, grammatical, graphological, pragmatic, and semantic manifestations of ideology, hegemony, and politics. Therefore, the study makes educated deductions and interpretations based on the findings of its analysis. The first analytic item is modality, which is a fertile semantic domain in the study of political and ideological discourse for it presents a number of semantic nuances. The study found that the report used deontic modality meaning that an external source exerts power and hegemony over the addressee. The external source is the European Union, and the addressee is Turkey. What makes the use of deontic modality significant for the study is that deontic modals accompany concepts, values and criteria emanating from a source of authority, which is the EU within the context of this study. Graphology was found to be another discursive strategy in the report. The use of 228 bold linguistic structures- including individual words, groups of words, phrases, and sentences (personal names, country names and names of institutions excluded) with negative neighbouring statements meant that the text placed a special emphasis on negativity and degradation. The ideological rhetoric of the text, which employs bold forceful terms and negative words, has the capacity to criticise and undermine Turkey. Such discourse structures in political texts of this kind serve to control and change the minds, attitudes, and postures of the reader. The study included 102 normative sentences with should, which reveals the EU's normative power identity at this level of study. Therefore, the study claims that such a discourse is a manifestation of a self-construction process that results in a distinct EU identity over non-EU or non-member countries, which can be defined as follows: EU norms vs. non-EU norms, or self- and others' norms. Political discourse has a general inclination to give greater weight to negative entities, based on both innate predispositions and experience of its producers. Therefore, political, and ideological texts are characterised by their negative potency, suggesting that negative entities are more powerful than equivalent positive entities. The report was no exception with the use of 1208 occurrences of negative words. The use of the quantity word some in sentences conveying a positive meaning about Turkey was interpreted as the very existence of a vague language in the text making the meaning and the message in these sentences less precise, valuable, respectable, or appreciable.