Emergency medical services
93 theses under this subject heading
TÖTM acil servisine başvuran hastaların değerlendirilmesinde modifiye erken uyarı skoru ve mainz acil değerlendirme skoru kullanımının hasta prognozunu öngörmedeki etkinliği
Giriş ve Amaç: Son yıllarda, acil servisler ve yoğun bakım birimlerinde kritik hastaların taburculuk ve hastalık ciddiyetinin değerlendirilmesinde kullanılabilecek skorlama sistemlerine olan ilgi giderek artmaktadır. Bu çalışmada amacımız acil servise başvuran hastaların hastalık ciddiyetlerini belirleme ve hastaneye yatırılan hastaların sonlanımlarını öngörmede MEES ve mEWS sistemlerinin etkinliğini araştırmaktır.Materyal ve Metot: 01 Ocak ? 15 Şubat 2011 tarihleri arasında, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Acil Servisi'ne herhangi bir yakınma ile başvuran ve acil serviste müdahale edilen veya gözlem altında tutulan tüm hastalar arasından hastaneye yatışı gerçekleştirilen 1051 hasta çalışma evrenimizi oluşturdu. Çalışmaya alınan hastaların yaşının, cinsiyetinin, triaj kategorisinin, acil servise başvuru saatlerinin, mEWS ve MEES parametrelerinin herhangi bir kliniğe yatırıldığında yatış yerlerine ve mortalitelerine göre etkileri araştırıldı. İstatistiksel verilerin analizinde windows için SPSS paket programının 16.0 nolu versiyonu kullanıldı. Veriler ortalama, standart sapma (SD), ve yüzde olarak özetlendi. Risk faktörlerinin hesaplanması amacıyla univariate ve multivariate analizler kullanıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalamaları 58±19'du ve bunların 467'si (%44) kadın, 584'ü (%56) erkekti. Hastaların 21'i (%2) triaj 1 kategorisi, 646'sı (%61) triaj 2 kategorisi ve 384'ü ise (%37) triaj 3 kategorisindeydi. Bu hastaların 341'i (%32) yoğun bakıma, 710'u ise (%68) herhangi bir sevise yatırıldı. Çalışmaya alınan 1051 hastadan 935'i (%89) hastaneden taburcu edilirken, 116 hasta (%11) hastanede ex oldu. Hastaların mortalitelerine göre GKS, AVPU ve mEWS değerleri istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.0001).Hastaların mortalitelerine göre delta MEES değerleri istatistiksel olarak anlamsız olarak bulundu (p<0.127). Yapılan multivariate analizde hastaların mortalitelerini belirlemede hasta yaş grupları, GKS ve mEWS değerleri ve yatış yerlerini belirlemede ise yaş grupları, GKS ve AVPU değerleri etkin faktörler olarak bulundu.Sonuç: Çalışmamızın sonuçları mEWS değerlendirmesinin acil serviste kullanımının hasta prognozunu ön görmede ve hastaların yatacağı birimlerin belirlenmesinde etkin ve güvenilir bir araç olduğunu desteklemektedir. Aynı zamanda acil servislerde kolayca kullanılabilen GKS ve AVPU değerlerinin de güvenilir yol göstericiler olduğunu ortaya koymuştur. Diğer yandan MEES değerleri acil servislerde kullanım için uygun bulunmamıştır.
Acil serviste kardiyopulmoner resüsitasyon uygulanan erişkin hastalarda serum SCUBE 1 düzeyinin spontan dolaşımın geri dönüşü ile ilişkisi
Amaç: Signal peptide-CUB (complement C1r/C1s, Uegf, and Bmp1)-EGF (epidermal Growth factor)-like domain-containing protein 1 (SCUBE 1)'in son güncel çalışmalarda miyokart enfarktüsü, inme, mezenter iskemi, gastrik kanser gibi hastalıklarda biyobelirteç olarak kullanılabilirliği üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR) uygulanan hastalardaki SCUBE 1 değerinin spontan dolaşımın geri dönüşü (SDGD) ile ilişkisi araştırıldı. Materyal ve Metod: Acil serviste KPR yapılan 18 yaş üzerindeki gebe olmayan hastalar, KPR sonucuna göre exitus kabul edilenler (grup I) ve SDGD sağlananlar (grup II) olarak iki gruba ayrıldı. İki gruba da 25 hasta alındı. İlk başvuru anında alınan kan örneğinden SCUBE 1 ve diğer rutin biyokimyasal parametreler çalışıldı. Bulgular: İki grup arasında cinsiyet dağılımı ve hastaların yaşı arasında anlamlı farklılık görülmedi (p=0.248). SCUBE 1 değerleri SDGD sağlanan grupta exitus kabul edilen gruba göre anlamlı oranda yüksek bulundu (p=0.002). Cut off 9 ng/mL değerinde duyarlılığı %100, pozitif kestirim değeri %65.8, özgüllük %48, negatif kestirim değeri %100 olan sonuçlar elde edildi. Bakılan diğer parametreler( Hgb, pH, PCO₂, HCO₃, nötrofil lenfosit oranı, lökosit sayısı, Trombosit sayısı, AST, ALT, LDH, CK, CK-MB, Troponin-I, üre, D-Dimer, INR, kreatinin) için iki grup arasında anlamlı farklılık görülmedi (p > 0.05). Sonuç: Çalışmamızda KPR sırasında ölçülen SCUBE 1 değeri SDGD sağlanan hastalarda exitus olanlara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0.002). Bu veriler bize KPR'nin sonucu ile ilgili bir öngörüde bulunulabileceğini, ancak daha net yargılar ortaya konulabilmesi için kardiyopulmoner arrest (KPA) etyolojilerine göre daha büyük alt gruplar ile daha kapsamlı çalışma yapılmasına gerek olduğunu düşündürmektedir.
COVID-19 pandemisi sürecinde acil sağlık hizmetleri çalışanlarında anksiyete, koronavirüs fobisi, uyku kalitesi ve psikolojik esneklik durumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma; Covid-19 pandemi döneminde Acil Sağlık Hizmetleri çalışanlarının anksiyete durumlarında, uyku düzenlerinde ve psikolojik esnekliklerinde herhangi bir değişiklik olup olmadığının araştırılması ve varsa bu değişikliklerin koronavirüs enfeksiyonu ile ilişkisinin ortaya konması amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla; salgınla mücadelede büyük rol oynayan, hastaların tedavi ve tanı süreçlerinde bizzat bulunan yoğun çalışma temposu, riskli alanlarda çalışma ve ölüm haberleri üzerine salgınla mücadele eden sağlık çalışanlarının, özellikle birinci basamakta olan sağlık personeli tercih edilmiştir. Tanımlayıcı ve kesitsel araştırma Ağustos 2020 – Ocak 2021 tarihleri arasında İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi Acil Servis çalışanları, Siirt Devlet Hastanesi Acil Servis çalışanları, VM Medicalpark Kocaeli Hastanesi Acil Servis çalışanları ile Kocaeli 112 Acil Sağlık Hizmetleri sağlık çalışanları ile gerçekleştirilmiştir. Veriler uzman görüşleri ve literatür bilgisi çerçevesinde; Sosyodemografik Bilgi Formu, Koronavirüs 19 Fobisi (Cp19-S) Ölçeği, Yaygın Anksiyete Bozukluğu-7 Ölçeği (YAB-7), Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ) ve Kabul ve Eylem Formu-2 (KEF-2) anket formları ile toplanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular SPSS 21.0 programında değerlendirilmiştir. Normal dağılıma uygun verilerin analizinde parametrik testler student t testi ve One way Anova, Pearson Korelasyon Analizi ve Ki-Kare testi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar %95 güven aralığında ve anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmadaki 287 katılımcının %43,2'si erkek, %56.8'i kadın, %78'i 20-34 yaş arası, %22'si 35-55 yaş arası, %46,3'ü evli, %53,7'si bekar, %63,1'i çocuksuz, %19,5'i 1 çocuk sahibi, %16,0'ı 2 çocuk sahibi, %1,4'ü 3 çocuk sahibi iken; katılımcıların %35,2'si 0-5 i, %41,1'i 6-10, %23,7'si 11 yıl ve üstü çalışma süresine sahiptir. %36,9'u haftada 0-48 saat, %38,7'si haftada 49-64 saat, %24,4'ü haftada 65 saat üzeri çalışmaktadır. %32,1'i ATT, %28,2'si AABT, %7,3'ü sağlık memuru, %20,9'u hemşire ve %11,5'i doktor olarak görev yapmaktadır. 62,11 ortalama ile en yüksek koronavirüs fobisi ATT'lerde görülmüştür. Somatik ve Sosyal alt boyut değerleri sırasıyla 13,14 ve 16,70 ortalama ile en yüksek ATT'lerde, YAB-7 değeri 9,46 ortalama ile en yüksek ATT'lerde, PUKİ ortalaması 11,28 ile en yüksek Siirt DH'sinde, PUKİ ortalaması 9,85 ile en yüksek hemşirelerde, PUKİ ortalaması 9,47 ile en yüksek bekarlarda, uykuda geçirilen saat değerleri 6,51 ortalama ile en yüksek evlilerde, haftalık çalışma saat değerlerine göre PUKİ ortalaması 10,27 ile en yüksek 0-48 saat aralığı çalışanlarda, uykuda geçirilen saat ortalaması 6,59 ile 49-65 saat aralığı çalışanlarda gözlemlendi. Araştırma sonucunda koronavirüs fobisinin en yüksek olduğu meslek grupları ATT ve sağlık memurları iken onları AABT'ler ve hemşireler izledi, en düşük fobi düzeyi doktorlarda tespit edildi. Anksiyete düzeyleri en yüksek ATT'lerde tespit edildi, ATT'leri sırasıyla; AABT'ler, doktorlar, hemşireler izledi, en düşük oran sağlık memurlarında tespit edildi. Sağlık personellerindeki uyku kalitesi en düşük olan sağlık kurumu Siirt Devlet Hastanesi olarak tespit edilirken, onu sırasıyla; Kocaeli 112 ve Göztepe EAH izlerken, kurumlar arasındaki en iyi uyku kalitesine sahip sağlık çalışanlarının Kocaeli Özel VM Medikalpark'ın sağlık çalışanları olduğu belirlendi. En düşük uyku kalitesi hemşirelerde tespit edildi, hemşireleri sırasıyla; ATT'ler, AABT'ler, doktorlar ve sağlık memurları izledi. Evlilerin bekarlara göre uykuda geçirilen saat değeri ve uyku kaliteleri daha yüksek tespit edildi. En düşük uyku kalitesi ve uykuda geçirilen en düşük saat değerleri, haftalık çalışma saatleri 0-48 saat arasında olanlarda tespit edilirken onları sırasıyla; haftalık 65 saat ve üstü çalışanlar ve 49-65 arası haftalık çalışma saati olanlar izledi. Psikolojik esneklik düzeyleri düşük tespit edilen sağlık çalışanlarında; anksiyete düzeyleri ile Covid-19 fobileri daha yüksek gözlemlenirken uyku kalite düzeylerinin de daha düşük olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Uyku Kalitesi, Anksiyete, Psikolojik Esneklik, Sağlık Çalışanları
Hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinde yeni bir birim olan vaka formu onay biriminin retrospektif analizi
Bu çalışmada hastane öncesi acil sağlık hizmetini yürüten İstanbul Acil Sağlık Hizmetlerine bağlı çalışan 112 İl Ambulans Servisi Başhekimliği (Avrupa) bünyesinde 2019 Aralık ayında kurulmuş olan Vaka Formu Onay Biriminin 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonları tarafından ASOS'a (Acil Sağlık Otomasyon Sistemi) manuel olarak bilgilerin girildiği Vaka Formlarını incelediği ve hatalarla ilgili geri bildirimde bulunarak hastanın tıbbi geçmişi, sağlık personelinin yaptığı uygulamalar, kullanılan malzemeler ve faturalandırma açısından iyileştirmeye sebep olup olmadığını incelemeyi amaçlamaktadır. Retrospektif bir analiz olan çalışmada Ki-kare testi, bağımsız örneklem t testi ve varyans analizi kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini İstanbul 112 İl Ambulans Servisi Başhekimliği (Avrupa) yakasında hizmet veren Acil Sağlık Hizmetleri istasyonlarına bağlı sağlık personellerinin 2020 Ocak - 2020 Kasım ayları arasında doldurduğu 614.957 vaka formu oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemi olarak 11 ay içerisinde hata tespit edilen 26.919 vaka formu incelenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programı ile çözümlenmiştir. Bu çalışmada Vaka Formu Onay Biriminin aktif olarak çalışmasının vaka formlarında var olan vaka bilgisi, uygulama, malzeme hatalarının tamamında azalmaya yol açtığını göstermiştir. Çalışmada incelenen veriler istasyonların bulunduğu ilçelere ve aylara göre incelenmiştir. Hataların tamamı ay bazından incelendiğinde Ocak ayı itibariyle kademeli olarak hataların vaka bilgisi, malzeme ve uygulama alanlarının tamamında %90'dan fazla oranında azalma olduğu tespit edilmiştir.
Minor kafa travması ve kamçı ucu travması sonrası acil servise gelen hastalardaki postravmatik başağrısı sıklığı
Amaç: Bu çalışmada minör kafa ve kamçıucu travması sonrası acil servise başvuran hastalarda travma sonrasında ortaya çıkan posttravmatik başağrılarının (PTBA) sıklığı, hasta ve travmanın temel özelliklerinin bu olaya katkısı, PTBA klinik temel özellikleri, sonrasında tedaviye verdiği yanıt ve sosyal boyutunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Prospektif olarak yapılan bu çalışmada 119 olgu çalışma materyalini oluşturmaktadır. Posttravmatik başağrısı tanısında ICHD-II kriterleri esas alınmıştır. Olgulara serebral tomografi görüntüleme incelemesi yapılmış ve bilinç düzeyi Glasgow Koma Skalası (GKS) skorlamasına göre değerlendirilmiştir.Bulgular: Travma sonrası acil servise başvuran olguların travma oluş şekilleri; araç içi trafik kazası geçiren %36.1(43), araç dışı (yaya) %32.8(39), düşme olguları %11.8(14), darp %10.9(13), bisiklet-motor %8.4(10) olarak saptanmıştır. Olgularda ki kafa travmasının şekli; sadece kafa travması %38.7(46), kafa+servikal travma %36.1(43), kafa+servikal+kamçıucu travması %25.2(30) olarak belirlenmiştir. Vakalar da PTBA oranı %68 olup, sadece kafa travması sonrası başağrısı gelişen %87(40), kafa+servikal travma sonrası başağrısı olan%88.4(38), kafa+servikal+kamçıucu travma sonrası başağrısı olan ise %93.3 (28)'dir. Kadın cinsiyet, olayın oluş şekli, kafa travmasının şekli, olguda psikiyatrik hastalık öyküsünün varlığı, madde bağımlılığı, alkol alımı, antidepresan ilaç kullanımı öyküsü, kamçıucu travmasının varlığı ve travma sonrası posttravmatik sendromun gelişmesi posttravmatik başağrısı gelişim oranını arttırdığı belirlenmiştir.Sonuç: Ülkemizde ve bölgemizde farklı nedenlere bağlı kafa travmalarının yoğun yaşandığı bilinmektedir. Özellikle bu travmaların erken dönemlerinde ortaya çıkan, dalgalı bir seyir gösteren duygudurum bozuklukları ve bu duruma eşlik eden başağrısı şikayetleriyle sık karşılaşılabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.Kadın cinsiyet, psikiyatrik öykü, madde ve alkol kötü kullanımı bulunan olgularda PTBA gelişimi açısından dikkatli olunmalıdır. Bu olgular erken evrede, PTBA ve ona eşlik eden posttravmatik sendrom açısından bilgilendirilmeli ve yönlendirilmelidir.Anahtar Kelimeler: Glasgow Koma Skalası (GKS), ICHD-II PTBA kriterleri, Kamçıucu travması (Whiplash), Minör kafa travması, Posttravmatik Başağrısı (PTBA), Posttravmatik Sendrom
Acil servisten dahiliye yoğun bakıma yatan yaşlı hastalarda inflamatuvar belirteçler ile mortalite arasındaki ilişki
Yoğun bakımda yatan yaşlı hastalarda mortalite oranı oldukça yüksektir. Bu çalışmada dahiliye yoğun bakıma yatan yaşlı hastaların (55 yaş üstü) mortalitesini tahmin etmemize yardımcı olan inflamatuvar belirteçler ve GKS, APACHE-II, SAPS -II, skorlarınıda kullanarak bunların birbirleriyle olan ilişkisini saptamaya çalıştık.Çalışmamıza, 48'i (% 65.8) erkek, 25'i (% 34.2) kadın olmak üzere toplam 73 hasta aldık. Hastalarda mortaliteyi tahmin etmek için kullanılan belirteçler olarak; yaş, APACHE II skoru, SAPS -II skoru, GKS, serumda lökosit sayısı, hemoglobin, CRP (c reaktif protein), IL-1 (interlökin-1), IL-6 (interlökin-6),IL-10 (interlökin-10), TNF-alfa (tümör nekroz faktör-alfa), PTZ (protrombin zamanı), aPTT (aktive parsiyel tromboblastin zamanı), Albumin, ferritin belirlendi.Eksitus ve taburcu olan hastalar arasında yaş ortalaması istatistiksel olarak anlamlı değildi. Ortalama yatış süresi ise anlamlı bulundu.Prognostik belirteçlerinden, APACHE II skoru, lökosit sayısı, PTZ, IL-1, IL-6, TNF-alfa, hemoglobin'in istatistiksel olarak mortalite ile ilişkisi bulunamadı. Ferritin, aPTT, GKS, SAPS -II'nin yüksekliği ve albümin düşüklüğü ile mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu.CRP, TNF-alfa, IL-1, IL-6, IL-10 düzeylerinin mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı.Sonuç olarak DYBÜ'ne yatan yaşlı hastaların mortalite tahmininde; SAPS -II, GKS, ferritin, albümin, aPTT ölçümlerinin kullanılabileceği tespit edildi.Anahtar Sözcükler: Albumin, APACHE-II, aPTT, ferritin, GKS, mortalite, SAPS-II, sitokin, yaşlı hastalar, yoğun bakım.
Acil servise zehirlenme sonucu gelen hastaların sosyodemografik özellikleri ve psikiyatrik analizi
Amaç: Ölüme götüreceğini bilerek bireyin gerçekleştirdiği tüm eylemler özkıyım olarak tanımlanabilir. Zehirlenme bireyin kimyasal bir maddeye maruz kalması sonucu yaşamsal fonksiyonlarının etkilenmesidir. Tüm toplumlarda özkıyım sıklığı giderek artan bir halk sağlığı sorunudur. Özkıyım davranışının gelişimine katkıda bulunan psikiyatrik, çevresel, sosyal, ekonomik ve ailesel faktörler göz önünde bulundurulmalıdır. Bizim amacımız özkıyım düşüncesi ve davranışının altında yatan nedenleri araştırmak, hastaların özkıyım öncesinde ve esnasında içinde bulundukları psikiyatrik tabloyu tanımlayarak gerekli medikal ve psikoterapinin sağlanmasıyla ileride gelişebilecek özkıyım girişimlerini önlemektir.Gereç ve Yöntem: İleriye dönük olarak planlanan bu çalışmada fakülte etik kurul onayı alındıktan sonra 2009-2011 yılları arasında üniversitemiz acil servisine başvuran 18 yaş üstü, çalışmamıza katılmayı kabul eden, bilinçli olarak özkıyım davranışında bulunan 38'i erkek (% 31,1) ve 84'ü (% 68,9) kadın toplam 122 hasta alındı. Çalışmamız için hastaların sosyodemografik özelliklerini çözümlemeye yönelik oluşturduğumuz anket formundaki sorular yöneltildi. Hastaların istatistiksel analizi SPSS 15.0 veri analiz paket programı ile yapıldı.Bulgular: Özkıyım girişiminde bulunan hastaların 67'sinin (% 54,9) 18-24 yaş grubunda olduğu, 61'inin (% 50) bekar olduğu, 80'inin (% 65,6) çalışmadığı görülmüştür. Hastaların ortak özelliklerine baktığımızda bekar, bayan, genç yaş grubu, işsiz oldukları görülmektedir. Zehirlenme tedavileri bittikten sonra psikiyatri ile konsülte edilen hastaların 55'inde (% 45,1) depresyon en fazla konulan tanı oldu.Sonuç: Bireyin yaşadığı toplumsal, ekonomik, ailesel ve psikiyatrik sorunlar sonucu başvurduğu bir yöntem olan özkıyım davranışı, bireye göre alternatif bir çözüm yolu veya kendini ifade etme biçimidir. Özkıyım davranışında bulunan bireylere verilecek destek ile bu kişilerin özkıyım riskinde azalma sağlanabilir. Bu amaçla özkıyımda bulunan hastaların sosyodemografik özellikleri bilinmeli ve psikiyatri tarafından değerlendirilmelidir.Anahtar kelimeler: Acil servis, Zehirlenme, Özkıyım, Psikiyatri
Derin ven trombozu tanısında acil hekimi tarafından yapılan renkli doppler ultrasonografi ve infrared kamera ölçümlerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı; derin ven trombozu (DVT) düşünülen hastaların değerlendirilmesinde, Wells skoru, d-dimer testi, infrared kamera (IR) ölçümü, acil ve radyoloji hekiminin yaptığı renkli Doppler ultrasonografinin (RDUSG) etkinliğinin analiz edilmesidir. Gereç Ve Yöntem: Bu çalışma DVT'den şüphelenilen 71 hasta ve 60 kişilik kontrol grubu ile prospektif olarak yapıldı. DVT semptomları ile başvuran hastaların yaş, cinsiyet, ek hastalık, ilaç kullanımı, ateş, arteryel tansiyon, nabız, periferik oksijen saturasyonu, Wells skorları kaydedildi. Hastaların IR ve RDUSG görüntülemeleri, eğitim almış 4 acil tıp asistanı tarafından yapıldı. Ayrıca hastalara radyoloji asistanlarınca RDUSG tekrar yapıldı. İstatiksel analiz için SPSS 18.0 paket programı kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 71 hastanın 15'inde (%21.1) akut DVT, 7'sinde (%9.9) subakut DVT, 4'ünde (%5.6) kronik DVT tespit edilirken, 13'ünde (%18.3) sellülit tespit edildi. Kontrol grubunda bireylerin her iki bacak için ortalama sıcaklık farkı 0.17 °C olarak ölçülüp istatistiksel olarak anlamsız bulunurken (p=0.289), çalışma grubunun genelinde bu fark 0.72 °C olarak tespit edildi ve bu istatistiksel olarak anlamlı idi (p=0.04). Çalışmada kullanılan tanısal yöntemlerin sensitivite ve spesifite sırasıyla; IR kamera için %88.5- %35.6, acil RDUSG için %100-%95.5, d-dimer için %96.2-%24.4, Wells skoru için%96.2-%6.7 olarak bulundu. IR kamera ile 15 akut DVT'nin tamamında oluşturulan yapay zeka programı ile anlamlı fark tespit edilirken, 7 subakut DVT'nin 1 tanesinde, 4 kronik DVT'nin 2'sinde anlamlı ısı farkı bulunamadı. DVT şüphesi olan tüm hastalara sadece acil yatakbaşı RDUSG yapılsaydı, 2 hastaya gereksiz antikoagülan tedavi başlanacaktı. Hastalara IR kamera, d-dimer ve acil yatakbaşı RDUSG ile oluşturulan algoritma uygulandığında, 1 hastada DVT tanısı atlanırken, 2 hastaya gereksiz tedavi başlanmış olacaktı. Sonuç: Alt ekstremite DVT tanısında acil hekimi tarafından yapılan USG ile hastaların tanısı daha kısa sürede, yüksek doğruluk oranı ile konularak, tedavideki gecikme, maliyet artışı ve hastaların acil serviste uzun süre beklemesi gibi faktörlerde iyileşme sağlanabilir. IR kamera özellikle DVT'nin akut döneminde bir öntest olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Derin Ven Trombozu, Venöz tromboemboli, Renkli Doppler Ultrasonografi, İnfrared görüntüleme, Yapay Zeka, Acil Servis
Ağrılı kriz ile acil servise başvuran orak hücre anemili hastalarda biyokimyasal parametrelerin düzeyinin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışmada acil servise ağrılı kriz nedeni ile başvuran hastalarda tam kan düzeyi, sedimentasyon düzeyi, laktat düzeyi, kan gazı düzeyi ve semptomlarla ayaktan tedavi süresi arasındaki ilişkiyi göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya 21 erkek 19 kadın toplam 40 hasta alındı. Hastaların acil servise başvurudaki semptomları sorgulandıktan sonra ağrı skalaları üzerindeki ağrı şiddetlerini işaretlemeleri söylendi. Sonrada hastalardan tam kan, laktat, sedimentasyon ve kan gazı düzeyleri çalışıldı. Hastaların ayaktan tedavi süresi kayıt edildi. Semptomlar, ağrı skala ölçümleri, kan biyokimyasal düzeyleri ile ayaktan tedavi süresi istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması ve standart sapması 28,65±6,841'idi. Hastaların 35'inde (%87,5) eklem ağrısı ve 24'ünde (%60) göğüs ağrısı başvuruda en sık görülen semptomlardı. Hastaların ağrı şiddetlerinin ortalaması ve standart sapması visüel analog skalada (VAS) 7,84±1,408; sayısal ağrı skalasında (SAS) 7,95±1,449; Wong Baker yüz skalasında 4,08±0,616'idi. Biyokimyasal parametrelerin ortalaması ve standart sapması: pH:7,39±0,041, pO2:45,69±11,02, pCO2:39,52±6,68, HCO3:23,94±3,15, lökosit:16,59±6,73, hemoglobin:8,31±1,03, hematokrit:24,35±3,50, trombosit:456±216,03, laktat:1,43±1,10, sedimentasyon:5±4,86 olarak tespit edildi. Ayaktan tedavi edilen 22 hastanın ayaktan tedavi sürelerinin ortalaması ve standart sapması 5,23±2,65 saat olarak hesaplanırken; yatırılarak tedavisi devam ettirilen 18 hastanın tedavi sürelerinin ortalaması ve standart sapması 6,27±4,50 gün olarak hesaplandı. Hastalar en sık 2 saat (%15) ve 4 saat (%15) ayaktan tedavi aldı. En uzun süre ayaktan tedavi alan hasta 12 saat (%2,5) acil serviste takip ve tedavi edildi. Hastaların biyokimyasal parametreleri ile ayaktan tedavi süreleri karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı sonuç bulunamadı(p değeri˃0,05). Sonuç: Acil servise ağrılı kriz ile gelen hastalarda bakılan kan biyokimyasal parametreleri ile ayaktan tedavi süresi arasında bir ilişki bulunamamıştır.
Alt ve üst solunum yolu enfeksiyonu ile çocuk acile başvuran çocuklarda viral etyoloji sıklığının araştırılması
Amaç: Solunum yolu enfeksiyonları çok yaygın olup en sık nedeni genellikle virüslerdir. Çocuk acile solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle getirilen çocuklarda solunum yolu virüslerinin varlığı, sıklığı, tehlike etmenlerinin belirlenmesi, bu hastaların yaşları, cinsiyetleri, başvuru sırasındaki belirti ve bulguları, tedavi seçenekleri, prognoz gibi özelliklerin belirlenmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Kasım 2014 ve Nisan 2015 tarihleri arasında Çocuk Acil'e getirilen viral solunum yolu enfeksiyonu olduğu düşünülen 118 hastadan nazofaringiyal sürüntü örneği alındı. Alınan örnekler Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Viroloji Laboratuvarı'nda solunum yolu virusları olan, Adenovirus, Respiratuvar sinsisyal virus (RSV), Human metapnömovirus (hMPV), Parainfluenzavirus (PIV), İnfluenza A ve B, İnfluenza H1N1 ve Rinovirus varlığı real-time PCR testleri kullanılarak araştırıldı. Olguların cinsiyeti, yakınmaları, tehlike etmenleri, fizik muayene bulguları kaydedildi. Klinik tanıları ve uygulanan tedaviler kaydedildi. Bulgular: Çocuk Acil'e getirilen hastaların başvuru sırasında klinik ve laboratuvar bulgularına göre 3 hasta (%2,5) tonsillofarenjit, 11'i (%9,3) krup, 49'u (%41,5) bronşiyolit, 55'i (%46,6) pnömoni tanısı almıştı. Çalışmaya dahil edilen hastalar en çok %94,1 öksürük, %95,8 hırıltı, %80,5 solunum güçlüğü, %81,4 takipne yakınması ile başvurmuştu. Solunum yolu enfeksiyonu olan toplam 118 hastanın real-time PCR yöntemi ile 115'inde (%97,4) solunum yolu virüsü saptandı. Bütün hastaların 16'sında (%13,6) tek virüs, 99'unda (%83,9) çoğul üremeler mevcuttu. En sık izole edilen virüs H1N1 olurken bunu RSV ve RV izledi. En sık başvurunun Ocak, Şubat ve Mart aylarında olduğu görüldü. Sonuç: Çalışmamızda viral solunum yolu enfeksiyonları %97,4 gibi yüksek oranda saptanmıştır. Bu nedenle viral solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan çok sayıda virüsleri aynı anda, kısa sürede ve yüksek duyarlılıkla tespit edilmesinin klinik yaklaşımın doğru olarak yönlendirilmesi, gereksiz antibiyotik kullanımının engellenmesi konusunda yararlı olacağı kanısındayız. Anahtar Kelimeler:Çocuk, solunum yolu enfeksiyonları, virüsler, real-time PCR.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'nde atriyoventriküler tam blok tanısı konulan hastalarda atriyoventriküler tam blok nedenleri
Amaç: Atriyoventrilüler tam blok sinüs uyarılarının ventriküle iletilememesinden kaynaklanan önemli bir ritm bozukluğudur. Bu çalışmanın amacı; acil serviste atriyoventriküler tam blok tanısı konulan hastalarda demografik verileri araştırmak ve nedenleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 1 Şubat 2013-1 Eylül 2015 tarihleri arasında Dr. Ali Boz'un çalıştığı mesai saatlerinde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Servisi'ne başvuran ve atriyoventriküler tam blok tanısı konulan, 18 yaş üstü 30 hasta dahil edildi. Bu hastaların anamnezleri alınıp fizik muayeneleri yapıldı. Rutin biyokimya, hemogram, tiroid fonksiyon testleri bakılarak EKG çekildi. Hastaların 24'üne ekokardiyografik inceleme, 10'una koroner anjiyografi yapıldı. Bulgular: hastaların %60'ı (n=18) erkek olup %40'ı (n=12) kadındır. Yaş ortalaması 65,46±15,98'dir. 11 hastada (%36,7) başvuruda senkop mevcuttur. Etyolojileri incelendiğinde ilk sırada kronik iskemik kalp hastalığı (%33,3; n=10) sonrasında akut iskemik kalp hastalığı (%23,3; n=7) ve ikili-üçlü antiaritmik ilaç kullanımı (%23,3; n=7) gelmektedir. Hiperkalemi %20 (n=6) hastada bulunmuştur. Hastaların %3,3'ünde (n=1) hiperpotasemiye hiponatremi, %3,3'ünde (n=1) aort stenozu, %3,3'ünde (n=1) ikili antiaritmik ilaç kullanımı eşlik etmektedir. Tüm hastaların %6,7'sinde (n=2) akut iskemik kalp hastalığı hiperpotasemiye eşlik etmektedir. Hastaların %6,7'sinde (n=2) ilaç intoksikasyonu, %6,7'sinde (n=2) pacemaker disfonksiyonu, %3,3'ünde (n=1) myokardit saptanmıştır. Sonuç: Atriyoventriküler tam bloklu hastalarda neden araştırılırken sık görülen akut ve kronik iskemik kalp hastalğı yanı sıra diğer nedenleri ortaya çıkarmaya yönelik ayrıntılı anamnez alınıp fizik muayene yapılmalıdır. Geri dönüşümlü nedenler olmaları sebebiyle; ilaç kullanım öyküsü sorgulanmalı ve elektrolit değerlerine dikkat edilmelidir. Etyolojide zehirlenme olabileceğine dikkat edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Acil Tıp, atriyoventriküler tam blok, etyoloji.
Acil servise başvuran zehirlenme olgularının değerlendirilmesi
Acil Servise Başvuran Zehirlenme Olgularının Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışmada; acil servise başvuran ve zehirlenme tanısı alan hastaların demografik analizini yapmayı, toksik madde veya ilaçları ve mortalite oranlarını çıkartmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Kliniğine 1 Ocak 2013 -1 Eylül 2015 tarihleri arasında başvuran ve zehirlenme tanısı alan 1008 hasta alındı. Hastalar retrospektif olarak acil kayıt formları ve yatış dosyalarının incelenmesi ile değerlendirildi. Hastaların yaşları, cinsiyetleri, acil servise başvuru tarihleri, tıbbı özgeçmişleri, ne ile nasıl zehirlendikleri, başvuru anındaki bilinç düzeyleri, acil serviste hastaların sonlanımı, mortalite oranları kaydedildi. Bulgular: 1008 hastanın %56,3'ü kadındı. Zehirlenme en sık 24-40 yaş grubunda görüldü (%44,9). Hastalar en sık yaz aylarında başvurmuşlardı (%28). Zehirlenmeler en sık çoklu ilaç alımıyla olup en sık neden suisiddi (%69,7). Zehirlenmeler en sık oral yolla olmuştu (%78,4). Hastaların %87,8'i acil serviste tedavileri yapılıp gözlendikten sonra taburcu edildi. Sonuç: Zehirlenme vakalarının azalması için halkın ve ailelerin bilgilendirilmesi, reçetesiz ilaç satışının engellenmesi, tarımsal kimyasalların dikkatli kullanılması ve temizlik malzemelerinin, böcek ilaçlarının güvenli kutularda saklanması gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Acil servis, ilaç, zehirlenme.
Acile solunum sıkıntısı ile başvuran hastalarda noninvaziv mekanik ventilatör uygulamasının değerlendirilmesi
Amaç: Solunum sıkıntısı ile acil servise başvuran hiperkapnik solunum yetmezliği olan hastalarda non invaziv mekanik ventilasyon uygulamasının etkinliği araştırılacaktır. Çalışmaya cinsiyet, hastalık farkı gözetmeksizin şuuru açık olan ve 18 yaşından büyük hastalar alınıp, şuuru kapalı olan ve 18 yaş altındaki hastalar çalışma dışı bırakılacaktır. Gereç ve Yöntem: Prospektif yöntemle yapılacak çalışma Ç.Ü.T.F. Acil Tıp A.B.D.'na solunum sıkıntısı ile başvuran cinsiyet, hastalık farkı gözetmeksizin şuuru açık olan ve 18 yaşından büyük hiperkapnik solunum yetmezliği olan hastalar alınacaktır. Bu hastalara non-invaziv mekanik ventilasyon uygulanacak ve yöntemin etkinliği araştırılacaktır. Non-invaziv ventilasyon, invaziv olana göre daha konforlu, daha kolay uygulanabilir ve daha az maliyetli bir yöntemdir. Bu yöntemle yoğun bakım yatış ihtiyacı ve hastenede kalım süresi belirgin kısalmaktadır. Bulgular: Çalışmaya acile solunum sıkıntısı ile başvuran ve arteryel kan gazında hiperkapnik solunum yetmezliği saptanan toplam 51 vaka alındı. Hastaların gelişindeki pCO2 değerleri 45,8-91,7 arasında değişmekte olup pCO2 değerlerinin ortalaması 63,69±11,13 idi. NIV sonrası pCO2 değerleri 35,9-87,7 arasında değişmekte olup ortalaması 53,75±10,58 idi. Hastanede yatış süreleri 0-18 gün arasında değişmekte olup ortalaması 4,18±4,80 idi. Çalışma sonunda hastaların arteryel pCO2 düzeyleri ve hastanede yatış ve yoğun bakım yatış süreleri belirgin kısaldığı gözlendi. Sonuç: Non-invaziv mekanik ventilatör uygulaması ile acile solunum sıkıntısı ile başvurup, şuuru açık olan hiperkapnik solunum yetmezliğinde mortalite ve hastanede kalış süresini kısaltmak mümkündür. Anahtar Kelimeler: Acil Tıp, hiperkapnik solunum yetmezliği, non invaziv mekanik ventilatör
Yılan ısırması vakalarında prognozu etkileyen faktörler
Amaç: Bölgemizdeki yılan ısırmalarında, hastane öncesi alandan başlayarak, acil serviste ve yatışı sırasında, hastanede kalış süresini uzatan, hastanın taburculuğunu etkileyen faktörleri tespit etmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na Mayıs 2013- Ağustos 2016 tarihleri arasında, yılan ısırması nedeniyle başvuran, ardışık 38 hasta çalışmaya alındı. Hastaların acil başvurusunda, alınan kan örneklerinde, tam kan sayımı, kanama diatezi parametreleri ve biyokimyasal testlerine bakıldı. Hastalar klinik olarak evrelendirildi. Hastanın ısırık-iğne ve hastanede kalış süresi, kullanılan antivenom dozu, sonlanım şekli kaydedildi. Elde edilen veriler SPSS 17 versiyonuyla analiz edildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil ettiğimiz 38 hastanın 21'i (% 55,3) erkek, 17'si (%44,7) kadındı. Hastaların 35'i yanlış ilk yardım uygulamasına maruz kalırken, 30 hastaya antibiyoterapi gerekti. Hastaların 9'unda profilaktik antibiyotik tedavisine rağmen yumuşak doku enfeksiyonu gelişti. Hastaların 20'sinde ısırık bölgesi alt ekstremite, 17'sinde üst ekstremite, 1'inde ise toraks bölgesiydi. Hastalarımızın 9'u Evre 1, 24'ü Evre 2, 5'i Evre 3 idi. Evre 2'ye 3,33±1,29, Evre 3'e 4,40±1,14 vial antivenom verildi. Hastaların ısırık-iğne(Antivenom alma) süresinin ortalaması 80,92±47,57dakika bulunurken, ısırık iğne süresi kısa olan hastaların, hastanede kalış süresinin anlamlı derecede kısa olduğu görüldü. (P=0,000) Sadece bir hastada antivenoma karşı alerjik reaksiyon gelişti. VKİ'ne göre 18 hasta normal kilolu (BMI=25-29,9 kg/m2, 20 hasta fazla kilolu(30-39,9 kg/m2) sınıfındaydı. Fazla kilolu hastaların hastanede kalış süresinin daha uzun olduğu tespit edildi. (p=0,027) Biyokimyasal parametrelere bakıldığında ALT değeri ile evreleme arasında ilişki olduğu(p=0,032), hemoglobin ve platelet değeri düşük, kreatinin kinaz değeri yüksek hastaların yatış süresinin uzun olduğu tespit edildi.(p<0.05) Vakalarımız da uzuv kaybı yada mortalite görülmedi Sonuç: Yılan ısırması vakalarında günümüzde bile turnike, kesi gibi yanlış ilk yardım uygulaması oranları oldukça yüksek olup, özellikle kırsal alanda halkın bilinçlendirilmesi önem taşımaktadır. Yılan ısırığında etkin tedaviyle, düşük doz antivenomla iyileşme saptanmış olup, geçmiş yıllara bakıldığında gelişen üretim teknolojisiyle, antivenom reaksiyon sıklığının oldukça azaldığı tespit edilmiştir. Isırık iğne saati düşük olup, erken antivenom tedavi alan hastalarda yatış süresinin kısalığı, antivenom tedavinin önemini göstermektedir. Fazla kilolu hastaların yatış süresinin uzunluğu bu hastalarda komorbidite yaratan faktörlerin yara iyileşmesini yavaşlattığını düşündürmüştür. Platelet ve hemoglobini düşük, kreatinin kinaz değeri yüksek olan hastaların yatış süresi uzun olması, ALT değerinin klinik ciddiyetle olan ilişkisi kötü prognostik belirteçler olarak değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Yılan Isırması, Prognoz.
Acil serviste çalışan hemşirelerin duygu yükleri ve duygu yönetim becerilerinin belirlenmesi
Acil servisler farklı nedenlerle gelen vakaların aynı anda bakıldığı, olguların yaşamları ile ilgili kritik kararların kısa zamanda verildiği, mortalitenin yüksek olduğu birimlerdir. Bundan dolayı çalışanlar açısından oldukça stresli bir servistir. Acil serviste çalışanlar vaka yoğunluğu nedeni ile çoğu kez yeme-içme gibi fizyolojik gereksinimlerini dahi karşılayamamakta, bitkinlik derecesinde yorgunluk yaşamakta, bu da çalışanlarda gerginlik yaratabilmektedir. Kritik halde acile getirilen vakaların aileleri, yakınları, arkadaşları belirsizlik, endişe ve korku yaşamakta; tedavi konusunda fazla beklenti içinde olunması, maddi sorunlar, tedaviye rağmen bazen hastanın kurtarılamaması vb. gibi nedenlerle acil servis çalışanları rahat bir şekilde suçlanabilmekte, sözlü ya da fiziksel şiddette bulunabilmekte; bu duruma ünitede çalışanların yorgunluk, gerginlik, anlayışsızlık ve düşük toleransları da eklendiğinde saldırganlığın şiddeti artabilmektedir. Bu araştırma acil servislerde çalışan hemşirelerin olumlu-olumsuz duygu yüklerini belirlemek ve duygu yönetimlerini incelemek amacıyla 10.02.2017-10.08.2017 tarihleri arasında Suruç ilçe Devlet Hastanesi acil servisinde çalışan 30 hemşire ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmadaki veriler araştırmacı tarafından geliştirilen "Sosyo Demokrafik Özellikler Formu", "Duyguları Yönetme Becerileri Ölçeği" ve ''Pozitif-Negatif Duygu Ölçeği'' kullanılarak toplandı. Veriler SPSS (Statistical Package for Social Science for Windows) 18.0 paket programı kullanılarak değerlendirildi. Tanımlayıcı değişkenler ortalama ve yüzdelik değerlerle sunuldu. Sosyo-demografik özelliklere göre oluşturulan gruplar (cinsiyet, medeni durum vb.) arası karşılaştırmalar normal dağılımlar için İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi (İndependent Samples T test) analizleri kullanıldı ve normal olmayan dağılımlar için Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis Testi kullanılarak analiz edildi. Araştırmada p<0.05 değeri istatistiksel anlamlılık sınırı olarak kabul edildi. Araştırmanın sonucunda Olumsuz Bedensel Tepkiler Ortalaması erkek hemşirelerde (13.50±2.78), mesleği isteyerek seçmeyen hemşirelerde (13.67±2.18), hizmet içi eğitimlere hiç katılmayan hemşirelerde (14.50±2.889) daha yüksek çıkmıştır ve sözel ifade edebilme alt boyut puan ortalaması çalıştığı bölüme atamayla gelen hemşirelerde (24.44±5.04) daha yüksek çıkmıştır. Gruplar arsındaki farkın istatiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Pozitif-Negatif Duygu Ölçeğinde; Pozitif Duygu Yükü Ortalaması, ön lisans mezunu hemşirelerde (46.67±19.40) ve negatif duygu yükü ortalaması sürekli gecede çalışan hemşirelerde (38.00±14.14) daha yüksek çıkmıştır. Gruplar arsındaki farkın istatiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Duyguları Yönetme Becerisi, Pozitif-Negatif Duygu, Hemşire
Non ST segment elevasyonlu akut koroner sendrom hastalarında plasma st2'nin prognostik değeri
ARKA PLAN: Akut koroner sendromlar; klinik, iskemi derecesi, koroner anatomi ve prognoz açısından heterojen bir gruptan oluşurlar. Bu geniş yelpazenin içinde birden fazla klinik sorun olup, ortak özelliği hızlı karar verilip tedavi planı yapılması gereken klinik durumlar olmasıdır. Akut koroner sendrom terimi, ST segment elevasyonu olan (STEMI) ve olmayan (NSTEMI) miyokard infraktüsü ve kararsız (unstable) angina pektoris (UA) ortak olarak verilen bir isimdir. NSTEMI hastalarında göğüs ağrısına eşlik eden Elektrokardiyografi (EKG) bulgularında ST segment çökmesi veya T dalgalarında tersine dönme gibi bulgular olabilir fakat bu bulgular, hastaların %30-50'sinde görülür. Bu hastaların değerlendirilmesinde biyobelirteçler köşetaşları kadar önemlidirler. Miyokardiyal nekroz ve miyokardiyal disfonksiyonu gösteren biyobelirteçlerin (örneğin kardiyak troponin I-T, B-tipi natriüretik peptid (BNP) hastalar için uygun tedaviyi seçmede olduğu kadar risk değerlendirmesinde de kanıtlanmış faydaları vardır. Bu nedenle bu biyobelirteçler faydalı klinik testler olarak kabul edilirler. İnflamatuar sistemden köken alan tümör oluşumunu baskılayan biyobelirteç 2 (ST2), akut koroner sendrom vakalarında dikkate değer ölçüde prognostik bilgi sağladığı gösterilmiştir. AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, acil servise göğüs ağrısı ile başvuran ve yapılan tetkikler sonucunda NSTEMI tanısı alan hastalarda plazma ST2 konsantrasyonlarını tespit etmek ve 28 günlük mortalite ile ilişkisini araştırmaktır. YÖNTEMLER: Bu çalışma prospektif, gözlemsel , tek merkezli , kesitsel bir çalışma olarak Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Acil Servisi'nde yapılmış bir çalışmadır. Acil servise göğüs ağrısı ile başvuran hastalardan hızlı bir şekilde ağrının öyküsü, özellikleri alınmış ve eş zamanlı olarak EKG çekimi ve fizik muayeneleri yapılmıştır. Fizik muayene, EKG bulguları ve troponin sonucuna göre NSTEMI tanısı alıp çalışmaya dahil edilmesinde engel olmayan hastaların plazma ST2 değerleri belirlenmiştir. Bu hastalar başvuru sonrası 28 günlük periyotta mortalite açısından takip edilmişlerdir. BULGULAR: NSTEMI tanılı toplam 88 hasta çalışmaya dahil edilip 28 gün boyunca takip edildi. 28 günlük takip süresinin sonunda 18 (%20.5) hasta ölürken 70 (%79,5) hasta hayattaydı. Çalışmaya alınan hastalardan yaşayan 70 hastanın ortalama ST2 değeri 651.37±985.66 pg/mL, ölen 18 hastanın ortalama ST2 değeri 2253.66±1721.15 pg/mL olarak bulunmuştur, p<0.001. ST2 değeri ölenlerde, 28 günlük takip sonucu yaşayanlara göre daha yüksek olup mortalite ile ilişkili olduğu görülmüştür. ST2 kesme değeri %72.2 sensitivite %20.0 spesifite ile 1000 pg/mL bulunmuştur. SONUÇ: Bu çalışmanın sonucuna göre; acil serviste NSTEMI tanısı alan hastalardan 28 günlük takip süreleri içerisinde ölmüş olan hastaların başvurudaki ST2 seviyeleri anlamlı şekilde hayatta kalanlara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. ST2 seviyesi NSTEMI tanılı hastalarda 28 günlük mortaliteyi göstermede güvenilir bir biyobelirteç olarak kabul edilmiştir.
Gaziantep ili 112 acil ambulanslarının 3 yıllık çalışma sonuçları
Bu çalışmamızda Gaziantep ilinde 2006?2008 yılları arasındaki 3 yıllık dönemde ambulans çalışma düzenini inceledik.Çalışmada 112 ambulanslarında çalışan personel sayısı, acil hastalar için günlük yapılan çıkış sayıları, hastaya ulaşma ve en yakın sağlık kurumuna ulaştırma süreleri, hastaların hastalıklarına göre dağılımı, vakaların cinsiyet ve yaşa göre dağılımı istasyon başına düşen nüfus ve 112 acil komuta merkezi ile hastaneler arasındaki otomasyon incelendi. Elde edilen veriler Microsoft Office Excel programı kullanılarak analiz edildi.Cinsiyete göre erkek vakalar bayan vakalardan fazla bulundu. 65 yaşın üzerinde bayan vaka sayısı erkek vaka sayısından fazla bulundu. En fazla vaka erkeklerde 16-25 yaş grubunda, bayanlarda 65 yaş üzeri grupta bulundu. Vaka sayısının her yıl arttığı tespit edildi. Çağrı nedenlerine vakaların %54.6'sı medikal vakalar, %16.3'ü trafik kazaları olarak tespit edildi. Ön tanılara göre travma vakalarının giderek azalmakta olduğu, buna karşılık kardiyovasküler sistemle ilgili vakaların ise artmakta olduğu tespit edildi. Vakaların büyük çoğunluğunun sağlık bakanlığı hastanelerine nakledildiği tespit edildi. Vakaların büyük çoğunluğuna ilk 20 dakika içerisinde ulaşıldığı görüldü. Ambulans çıkışlarının %62.5'i hastaneye nakil, %13.5'i yerinde müdahele ve %9.5'i hastaneler arası nakille sonuçlandığı görüldü. Ambulans çıkış sayılarının her geçen yıl artmakta olduğu tespit edildi.Bu çalışmayla ambulans kullanım oranının giderek artması nedeniyle acil vakaya ulaşımda gecikmeye neden olmamak için planlamaya gidilmesi gerektiği, bununla birlikte hastanelere nakil sırasında bekleme süresini en aza indirmek için komuta merkezi ile hastaneler arası iletişim üst düzeyde olması gerektiği ve hastanelerin dolu ve boş yatak listelerini sık güncellemeleri gerektiği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Ambulans, 112, Otomasyon
Yapay zekâ optimizasyon yöntemleri ile yaralı toplanma merkezlerinin konuşlandırılması
Yaralı toplanma merkezleri, deprem, kasırga, sel veya savaş gibi büyük afetlerde çok sayıda yaralıya bir anda acil sağlık hizmeti verebilen ilk müdahale merkezleridir. Bu merkezlerin yerleri en uygun şekilde önceden saptanmalı ve olası bir afette halk, hangi merkezlerden hizmet alacağını bilmelidir. Bu çalışmada, Düzce ili için oluşturulacak yaralı toplanma merkezlerinin (YTM) optimum belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik, tesis yerleştirme problemlerinin çözümü için yaygın olarak kullanılan P- Medyan Tesis Yerleştirme Modeli seçilmiştir. Çalışmanın uygulandığı bölgede toplanma merkezi olabilecek yerler ve sayısı, bölge sınır koordinatları, yerleşim birimleri koordinatları ve güncel nüfus verileri Düzce il valiliği ilgili birimlerinden alınmıştır. Bu veriler kullanılarak yerleşim birimleri ve aday toplanma merkezleri arası uzaklıklar Google Maps programı vasıtasıyla hesaplanmıştır. Çalışmanın matematiksel modelini analiz etmek için Sitation tesis yerleştirme yazılımı kullanılmıştır. Sitation yazılımının ara yüzleri kullanılarak çalışmanın modeli hem Lagrange Çarpanları yöntemi hem de Genetik Algoritma yöntemi ile ayrı ayrı analiz edilerek karşılaştırılmıştır. Çalışmanın modeli, ilk olarak Düzce il merkezindeki 56 yerleşim biriminde kurulacak üç adet Yaralı Toplanma Merkezi ile maksimum talebin karşılanması için Lagrange Çarpanları yöntemi kullanılarak kapsama mesafesi 2 km için analiz edildiğinde Düzce merkez nüfusunun % 99.44'ü yani 142217 kişinin talebi Kültür, Sallar ve Çamköy merkezleri ile karşılanmıştır. Bir yerleşim biriminin (Kemal Işıldak) yani 800 kişinin talebi karşılanamamıştır. Daha sonra model Genetik Algoritma yöntemi kullanılarak kapsama mesafesi 2 km için analiz edildiğinde Düzce merkez nüfusunun % 99.46'sı yani 142245 kişinin talebi Bayram Gökmen, Bahçelievler ve Kültür yaralı toplanma merkezleri ile karşılanmıştır. Bir yerleşim biriminin (Soğukpınar) yani 773 kişinin talebi karşılanamamıştır. İki farklı optimizasyon yöntemi ile yapılan analizler karşılaştırıldığında Genetik Algoritma ile yapılan analiz sonuçlarının optimum ve daha fazla toplumsal fayda oluşturduğu izlenmiştir. Elde edilen sonuçlar afet koordinasyon yetkilileri ile paylaşılmış ve ilgili afet planlarına dâhil edilmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tesis Yerleştirme Problemleri, P-medyan Tesis Yerleştirme Modeli, Yaralı Toplanma Merkezleri
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi çocuk acil servis başvurularının adli olgular yönünden incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı bir eğitim araştırma hastanesi acil servisine başvuran çocuk adli olguların demografik epidemiyolojik özelliklerini ortaya koymak, başvuru nedenlerini, başvuru zamanlarını, yatış ve ölüm oranlarını belirlemektir. Böylece kliniğimizde sık karşılaşılan adli olgulara farkındalığı arttırmak, adli olguların nitelikleri ve sonuçları hakkında ulusal ve uluslararası karşılaştırma yapabilmek için veri tabanı oluşturmaktır. Gereç ve Yöntem: Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Acil Ünitesine 01.01.2012 ile 31.12.2014 tarihleri arasında 3 yıl boyunca başvuran 0- 18 yaş arası 605 adli olgu geriye yönelik olarak incelendi. Her bir olgu yaşı, cinsiyeti, başvuru saati-günü-ayı, başvuru şekli, izlendiği yer, geliş nedenleri, ikametgahları ve doğum yeri yönlerinden incelendi. Çalışma sonucu elde edilen veriler, tanımlayıcı yöntemler (ortalama standart sapma), t test ve ki-kare testleri kullanılarak değerlendirildi. Sonuçlar %95'lik güven aralığında ortalama±SD olarak verildi, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 590 hasta dahil edildi. Erkeklerin yaş ortalaması 6,6 yıl ve standart sapması 5,6 yıl iken; kızların yaş ortalaması 8,4 yıl ve standart sapması 6,4 yıl saptandı. Hastaların 319 (%54)'u kız, 271(%46)'i erkek idi. 0-6 yaş grubu hasta sayısı (n=342, %57,9) diğerlerine oranla fazla saptandı(p<0,0001). Yaz mevsimi başvuruların en sık gözlendiği mevsim idi. En sık başvuru yapılan saat dilimi 16:00-23:59 arası saptandı. En sık başvuru nedeni kaza ile ilaç alımı (n=162, %27,4) ikinci sırada ise intihar amaçlı ilaç alımı (n=104, %17,7) saptandı. Hastanemiz çocuk acil polikliniğine başvuran olguların 467 'si (%80) il içinden 123'ü(%20) il dışından gelmiştir. Adli olgulara bağlı ölüm vakasına rastlanmadı. Sonuç: Çalışmamızda 0-6 yaş grubu adli vakaların büyük kısmı (n=303, %51,3) zehirlenme nedeniyle başvurmuş ve bu zehirlenmelerin kaza gibi tedbir alınarak önlenebilecek zehirlenmeler olduğu görülmüştür. Buna istinaden toksik maddelerin kilitli kapaklı ambalajlarda saklanması, ev içinde güvenlik tedbirlerine iii önem verilmesi ve buna yönelik eğitim verilmesi zehirlenme sıklığını azaltabileceği düşünüldü. Erken müdahale ve tedavi ile ölüm oranlarının düşük olduğu saptanmış olup, sağlık personelinin zehirlenme konusunda bilgilerinin güncellenmesi acil ünitelerinin güçlendirilmesi gerektiği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Çocuk Acil Servisi; adli vaka; çocuk hasta; zehirlenmeler
Senkop ile gelen olgularda elektrokardiyografik ve ekokardiyografik özelliklerin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Senkop, serebral perfüzyonun geçici olarak bozulması sonucu kısa sürede gelişen, spontan iyileşme ile sonuçlanan, ani bilinç ve postural tonusun kaybıdır(1). Senkop acil serviste sık karşılaşılan tıbbi bir problem olup acil servise başvuruların %3 ile %5'ini oluşturmaktadır(1). Hastaneye yatışların ise % l-6'sını oluşturmaktadır(1). Oldukça benign etyolojilerden hayatı tehdit edebilecek ciddi aritmilere kadar geniş bir yelpazede yer alan birçok hastalık senkop ile sonuçlanabilir(2). Senkop olgusunun değerlendirilmesi için birçok tanısal test vardır. Kardiyak nedenlere bağlı senkopun prognozu diğer nedenlere bağlı senkopa göre daha kötüdür(3). Günümüzde elektrokardiyografi ve ekokardiyografi senkop hastalarının kardiyak nedenli olan kısmını araştırmak için kullanılmaktadır. Bu gereçler senkop hastalarının bir kısmında nedene yönelik bilgi vermektedir, tanı koymayı sağlamaktadır. Acil servise senkop nedeni ile gelen hastalarda çoğu kez etyoloji tam olarak aydınlatılamamakla beraber riskli hasta grubu da belirlenememektedir. Bu çalışmanın amacı senkop ile acil sevise gelen hastalarda, elektrokardiyografi(EKG) ve ekokardiyografi(EKO) bulguları ile senkop nedenini ve senkop özelliklerini ortaya koymak, elektrokardiyografik ve ekokardiyografik parametrelerle ilşsini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Acil Servisi'ne 01.01.2016 ila 31.12.2016 tarihleri arasında senkop nedeniyle başvuran 18 yaş üstü toplam 90 hasta çalışmaya dâhil edilmiştir. Prospektif bir vaka kontrol çalışması olarak tasarlanmıştır. Hastalara gelişinde ve 6. saatinde EKG ve ekokardiyografi(EKO) tetkikleri yapılmış ve sonuçları incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya dâhil edilen hastaların yaşları ile ejeksiyon fraksiyonu(EF) arasında negatif korelasyon saptanmıştır. Yaş ile senkop süresi(SS) arasında düşük derecede pozitif bir ilişki saptanmıştır. Yaş ile pulmoner arter basıncı ve QT ve QT6 arasında pozitif korelasyon saptanmıştır. SS ile hastanın başvuru sırasındaki kalp hızı arasında düşük derecede negatif bir ilişki saptanmıştır. SS ile EKO basınç ölçümleri arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır. Yatış olan hastalar ile EF arasında negatif, PAB(pulmoner arter basıncı) ile pozitif bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Senkop nedeniyle acil servise başvuran hastalarda, acil hekimleri tarafından mutlaka yüksek riskli hasta grubu saptanmalıdır. Senkop nedeniyle başvuran tüm hastalara EKG ve EKO uygulanması kardiyak kökenli senkop hastalarını ayırt etmek, senkopa neden olan hastalığın tanısını koymak ve riskli hasta grubunu saptamakta oldukça faydalıdır. Çalışmamızdaki sınırlılıkların da giderildiği daha ileri araştırmalara ihtiyaç vardır. Böylece daha anlamlı sonuçlara ulaşılabilecektir. Anahtar kelimeler: Senkop, Elektrokardiyografi, Ekokardiyografi
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi acil servisine başvuran mantar zehirlenmesi olgularının analizi
Dünyada yaklaşık olarak 5000 dolayında mantar sınıflandırılmış olup, bunlardan 100 dolayında türün zehirli olduğu tespit edilmiştir. Bunlar arasında yaklaşık 10 türün ölümcül zehirlenmelere neden olduğu bilinmektedir. Zehirli mantarlar arasında en iyi bilineni Amanita phalloides türüdür. Bu mantar içinde birçok toksin tanımlanmıştır. Genel olarak bu toksinler amanitinler (amatoksinler, amanotoksinler) ve fallotoksinler olarak 2 sınıfa ayrılırlar. Ulusal Zehir Danışma Merkezi 2008 verilerine göre gıda kaynaklı intoksikasyonlar tüm intoksikasyonların %3,3‟ünü, mantar intoksikasyonları ise gıda kaynaklı intoksikasyonların %43,5‟ini oluşturmaktadır. Mantar zehirlenmeleri bitkisel kaynaklı zehirlenmelerin neden olduğu ölümlerin %50„sini oluşturmaktadır. Düzce ili bol yağış alması sebebiyle çok sayıda mantar türü yetişmekte ve acil servislere mantar yeme ile ilişkili olabilecek şikayetler nedeniyle başvurular da sıkça görülmektedir. Bu çalışmada mantar yedikten sonra rahatsızlanan ve acil servisimize başvuran 33 hastanın demografik, klinik ve laboratuar özelliklerini inceleyerek elde edilen veriler ışığında günlük acil tıp pratiğinde hekime tanı, tedavi, takip ve prognoz tahmininde yardımcı olabilmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Acil Servisi‟ne 01.09.2015-30.06.2016 tarihleri arasında mantar yeme sonucu semptom ve bulgular gelişmesi nedeniyle başvuran 18 yaşından büyük toplam 33 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Mantar yeme öyküsü olmayan 33 olgu da kontrol grubu olarak çalışmaya dâhil edilmiştir. Çalışmamız prospektif bir olgu kontrol çalışması olarak tasarlanmıştır. Hastaların demografik özellikleri, acil servise başvuru semptomları, mantarın acil servise başvurudan ne kadar süre önce alındığı, acil serviste takip süreci ve aldığı tedaviler değerlendirilmiştir. Hastalardan alınan venöz kan örneklerinde temel biyokimyasal değerler incelenmiştir. Ayrıca hastalardan alınan serum ve idrarda alfa amanitin düzeyi de ELİSA ile kitlerde belirtilen standart yöntem ile çalışılmıştır. Veriler kontrol grubu ile kıyaslanarak istatistiksel değerlendirmeler, Statistical Package for the Social Science (SPSS v22) programında yapılmıştır. Bulgular: Mantar alan hastalarda ve kontrol grubundan alınan kan ve idrar örneklerinde alfa amanitin saptanmamıştır. Erkek kadın oranı 5/6 idi. Hastaların yaşları 20 ile 80 arasında değişmekte olup, ortanca yaş 50 olarak bulundu. En sık görülen semptomlar bulantı (%94) ve kusma (%85) idi. Mantar alımından sonra acil servise başvuru zamanı ortanca 11 (min:2 – max:25) saatti. Mantar zehirlenmesi sonucu başvuran bireylerin %67 (n= 22) ‟sine mide lavajı yapılmıştır ve %88 (n= 29) ‟ine aktif kömür tedavisi verilmiştir. Hastaların tamamına intravenöz sıvı tedavisi uygulanmıştır. Hastaların %75,8 (n= 25)‟i acil servisten taburcu olurken, %24,2 (n= 8)‟sinin servise yatışı yapılmıştır. Sonuç: Bu çalışma, tanısı konamadığında ciddi komplikasyonlar hatta ölüme yol açabilen mantar zehirlenmeleri hakkında bilim insanlarına katkı sağlayacaktır. Acil servise bulantı ve kusma ile başvuran hastalarda, acil hekimi tarafından mantar yeme öyküsü mutlaka sorgulanmalıdır. Batı Karadeniz Bölgesinde mantar tüketimine bağlı zehirlenmeler oldukça sık görülmektedir. Özellikle kırsal kesimde doğadan toplanan yabani mantarların tüketimine bağlı zehirlenme olgularının sıklığı nedeniyle bölge halkı eğitilmelidir. Pazarlarda kontrolsüz satılan yabani mantarlara karşı halk sağlığı birimleri koruyucu önlemler almalıdır. Mantar zehirlenmeleri konusunda sağlık çalışanlarının eğitimi hasta yönetimi konusunda faydalı olacaktır. Mantar zehirlenmesi önlenebilir bir sağlık sorunu ve ölüm nedenidir. Mantar zehirlenmesi nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvuruların sayısını azaltarak sağlık sistemi üzerindeki yükü hafifletmek ve can kayıplarını da azaltmak için doğadan toplanan yabani mantarların yenmemesi konusunda toplum bilinçlendirilmelidir. Anahtar kelimeler: Mantar zehirlenmesi, alfa amanitin, Amanita phalloides.
Düzce acil sağlık hizmetleri çalışanlarının etik iklim algılarının örgütsel güven ve örgütsel bağlılık ile ilişkisi
Acil sağlık hizmetlerinin başarılı bir şekilde yerine getirilmesinde insan faktörü büyük öneme sahiptir. Çünkü tüm hizmetler insanlar tarafından sunulmaktadır. Bu nedenle kaliteli bir acil sağlık hizmeti için çalışanların kurumuna bağlı, yöneticisine ve kurumuna güvenen, etik kurallara uyan kişilerden oluşması gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, Düzce acil sağlık hizmetleri çalışanlarının etik iklim algılarının örgütsel güven ve örgütsel bağlılık ile ilişkisinin ortaya konmasıdır. Araştırmada nicel veri analiz tekniklerinden tarama modeli kullanılmış olup, saha araştırması kapsamında hazırlanan anket formu çalışanlara uygulanmıştır. Çalışanlara uygulanan anket formunun ilk bölümünde katılımcıların demografik bilgileri, ikinci bölümünde örgütsel bağlılık ölçeği, üçüncü bölümünde örgütsel güven ölçeği ve son bölümünde de etik iklim ölçeği yer almaktadır. Araştırma sonuçlarına göre; Acil sağlık hizmetleri çalışanlarının etik iklim algıları ile örgütsel güvenleri arasında pozitif yönde kuvvetli bir ilişkinin olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, çalışanların etik iklim algıları ile örgütsel bağlılıkları arasında pozitif yönde kuvvetli bir ilişkinin olduğu ve son olarak da çalışanların örgütsel güvenleri ile örgütsel bağlılıkları arasında pozitif yönde kuvvetli bir ilişkinin olduğu ortaya çıkmıştır.
Türkiye'deki acil tıp uzman ve araştırma görevlisi doktorların geriatrik hastalara bakış açısı
Dünya'da ve Türkiye'de teknolojik gelişmelerin yaşam koşullarına katkıları, sağlık hizmetlerindeki olumlu gelişmelerin yanı sıra pek çok ülkede doğurganlığın azalması, çocuk ölüm hızlarının düşmesi, enfeksiyon hastalıklarının kontrol altına alınması ve toplumun eğitim düzeyinin artması gibi faktörler nedeniyle yaşlı nüfus diğer tüm yaş gruplarına oranla en hızlı büyüyen grup haline gelmiştir. Gençlerin sağlık sorunları üzerine yoğunlaşmış olan mevcut sağlık hizmetleri yaşlı hastaların karmaşık sorunlarını saptamada ve ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Acil servis hekimleri yaşlı hastalarla en çok karşı karşıya kalan hekim grubu olup, acil servis hekimlerinin bu konudaki yaklaşımları, istekleri, eğitim durumları ve sorunları bilinmemektedir.Çalışmamızda Acil Tıp hekimlerinin geriatrik hastalara bakış açısı ve yaklaşımı belirlenmek istenmiş olup; bu sonuçlardan yola çıkılarak çalışmamızın Acil Tıp eğitim müfredatı oluşturmada ve hasta bakım kalitesinde artışa kılavuz olması amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmamız tanımlayıcı nitelikte bir araştırma olup; anket çalışması olarak dizayn edilmiştir. Anketler 22.02.2012 ile 22.03.2012 tarihleri arasında http://www.tatd.in/redcap/ (www.acilarastirma.net) adresi üzerinden katılımcıların elektronik posta adreslerine ulaştırılmıştır. Veriler SPSS for Windows 15.0 (SPSS Inc.®, Chicago, ABD) programına kaydedilerek istatistiksel analizleri yapılmıştır. Parametreler arasındaki ilişkiyi bulmak için Ki-Kare, Yates Düzeltmeli ve Fisher's Exact testi kullanılmıştır.Bulgular: Katılımcıların %74.7'sinin çalıştığı kurumda Geriatri bilim dalının ve servisinin olmadığı tespit edildi. Üniversite hastanelerinde diğer hastane türleriyle karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha çok geriatri bilim dalı ve servisi olduğu bulundu. (Ki-Kare Testi, p<0.05) Katılımcıların %79.4'ü çalıştıkları kurumda diğer hasta gruplarına oranla yaşlı hastaların hastaneye yatırılmasından kaçınıldığını düşündüğünü belirtti. %60.5'unun çalıştıkları kurumda geriatri ile ilgilenen spesifik bir anabilim dalı yoktu. Yaşlı hastalar acil servislere en sık genel durum bozukluğu, solunum sistemi ve nörolojik sistemden kaynaklanan hastalıkların neden olduğu şikayetlerle başvurmaktalar. Araştırma görevlilerinin %37.3'ü, uzmanların ise %13.1'i geriatri ile ilgili hiç eğitim almadığını belirtti. Ünvanlar arasında eğitim alma açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. . (Ki-Kare Testi, p<0.05) Acil Tıp doktorlarının çoğunluğu eğitim programları dahilinde ara sıra geriatri eğitimi aldığını ve kliniğinde anlatılan her dersin sonunda özel durumlar arasında geriatrik hastalardan bahsedilmesi şeklinde eğitim almak istediğini bildirdi. Katılımcıların %68.2'si yaşlı hastaya yaklaşımda, %67'si yaşlı hastalarla iletişimde kendisini yeterli hissettiğini belirtti. Katılımcıların yeterlilik hisleri ile çalışma süresi ve ünvanları bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Çalışmaya katılan Acil Tıp doktorlarının en çok eğitim almak istedikleri konuların ilaç etkileşimleri, yaşlı istismarı ve iletişim olduğu bulundu. Katılımcıların %54.1'i yaşlı hastaları acil servis kalabalığını arttıran bir neden olarak gördüğünü ve %57'si yaşlı hasta sayısının fazla olmasını acil servisler için tehdit olarak gördüğünü belirtti. %90.9'u evde bakım hizmetlerinin acil servis kalabalığını azaltacağını bildirdi. Katılımcıların %68.9'unun istismara maruz kalmış yaşlı hastası olduğu bulundu. %72.8'i onkolojik hastalığı olmayan ve terminal dönem kabul edilmeyen yaşlı hastalara resüsitasyon yapması gerektiğinde sadece ileri yaşta olmaları nedeniyle isteksizlik duymadığını belirtti. %62.2'si geriatrinin Acil Tıp yan dalı olmasına sıcak bakmadığını bildirdi.Sonuç: Yaşlı hasta bakımı özellikli bir konu olup, bu yaş grubuna özgü çalışmalar, sağlık ve sosyal alandaki hizmetler yetersiz kalmaktadır. Türkiye'deki Acil Tıp doktorlarının yaşlı hasta sayısındaki artışın beraberinde getirdiği sorunların farkında olduğu bulunmuştur. Yaşlı hastalar ile ilgili eğitim düzeyi eksik olup, bu konuda eğitim ile ilgili yeni bir müfredata ihtiyaç duyulmaktadır.
Dispne nedeni ile acil servise başvuran hasta senaryoları ile hemşirelik öğrencilerinin triyaj uygulamalarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma, dispne nedeni ile acil servise başvuran hasta senaryoları ile hemşirelik öğrencilerinin triyaj uygulamalarının değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntemler: Araştırmanın ilk bölümü 22.02.2016 – 30.02.2016 tarihleri arasında gerçekleştirilen araştırmada benzer içerikte triyaj eğitimi alan öğrenciler evreni oluşturdu. Örneklemi ise araştırmaya katılmaya istekli öğrencilerden simülasyon laboratuvarında uygulama eğitimi alan (simülasyon uygulanan grup, n=38) ve almayan simülasyon uygulanmayan grup, n=38) iki grup öğrenci oluşturdu. Veri toplama aracı olarak; Kişisel bilgi formu, Çalışma değerlendirme formu kullanıldı. Veriler, çalışmaya katılan öğrencilerin senaryolar (Pnömotoraks, KOAH) üzerinden, hastaların acil servise başvuru şikayeti ile verilen vital bulguların (tansiyon, nabız, solunum sayısı, ateş ve SPO2, akciğer sesleri) birlikte değerlendirilmesi sonucunda doğru triyaj alanını seçmesi istendi. Araştırmaya katılan 76 öğrenciye ilişkin veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 17 istatistik yazılım paket program ile değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin, Pnömotoraks senaryosunda tüm öğrencilerin n=48'i sarı triyaj kartı seçerek doğru cevabı vermiştir. KOAH senaryosunda ise tüm öğrencilerin n=58'i kırmızı triyaj kartı seçerek doğru cevabı vermiştir (N=76). Simülasyon uygulanan ve uygulanmayan grup arasında her iki senayoda triyaj kartı seçiminde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (Pnömotoraks; p=0.154, KOAH p=0.280). Solunum çabası değerlendirmede ise; simülasyon uygulanmayan grup istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0.006). Sonuç: Hemşirelik öğrencilerinin dispne nedeni ile acile başvuran hastaya doğru triyaj uygulamada başarılı oldukları, aldıkları uygulama eğitimine bakmaksızın, başarı oranlarının paralel olduğu belirlendi. Çalışmanın geliştirilerek farklı senaryolar ile tekrarlaması önerilmektedir.