Endometrium

Bu konu başlığı altında 92 tez

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Endometrioid endometrial karsinom ve atipili hiperplazi/endometrioid intraepitelyal neoplazi olgularında PFK-P (Fosfofruktokinaz-platelet) ve PEA-15 (Phosphoprotein enriched in astrocytes-15kDa) ekspresyonunun önemi

Endometrial kanser, kadınlarda sık görülen kanserlerden biridir. Endometrial atipili hiperplazi/endometrioid intraepitelyal neoplazi (EAH/EIN) ise endometrial endometrioid karsinomun (EEK) prekanseröz lezyonudur ve ortak genetik değişiklikler içerir. PFK-P glikolizde görevli bir enzim olup hız kısıtlayıcı basamakta yer alır. PEA-15, hücre büyümesi ve metabolizması üzerinde etkileri olan ölüm efektör domain ailesi üyesidir. Kanserlerde PFK-P ve PEA-15'in ekspresyonun arttığı, sağkalım ile ilişkili olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızda normal endometrium, EAH/EIN ve EEK gruplarında immünohistokimyasal olarak PFK-P ve PEA-15 ekspresyonunun farklı olup olmadığının belirlenmesi amaçlandı. Ek olarak, karsinom olgularında ekspresyon düzeyinin prognostik faktörler ile ilişkilisinin ortaya konması hedeflendi. Çalışmaya 2010-2015 yılları arasında EEK tanısı almış hastalar dâhil edildi. Küretaj materyalinde EAH/EIN, rezeksiyonunda EEK tanısı alan 32 hasta ile neoplazi dışı nedenle opere edilen 19 hastanın histerektomi materyalleri kontrol grubu olarak dâhil edildi. EEK grubunda PFK-P ekspresyonu EAH/EIN ve normal endometriuma göre daha yüksekti. PFK-P'nin karsinomlarda yüksek ekspresyonu karsinogenezde rol oynadığını düşündürmektedir. EAH/EIN'lerde PEA-15 boyanan tümöral hücre yüzdesi karsinoma göre daha düşüktü. PFK-P ve PEA-15 ekspresyon düzeyi EEK olgularında klinikopatolojik özellikler ve sağkalım ile ilişkili değildi. PFK-P ve PEA-15 ekspresyonunun karsinogenez sürecindeki rolünün ortaya konması ve prognostik öneminin belirlenmesi için ek çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: PFK-P, PEA-15, endometrioid endometrial karsinom, endometrioid intraepitelyal neoplazi, prognoz

Endometrial hiperplaziEndometrial neoplazmlarEndometriyum+6
Balça Begüm Cengiz
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Histeroskopik endometriyal polip eksizyonunun endmoetriyal reseptivite markerları olan hoxa 10, hoxa 11 ve lif gen ekspresyonu üzerine etkisi

Endometriyal polipler hem gland hem de stroma içeren endometriyumun hiperplastik aşırı büyümeleridir. Bu lezyonların büyük çoğunluğu benigndir. Polipler tek ya da çoklu lezyonlar halinde bulunabilirler, büyüklükleri milimetre boyutundan santimetrelerce büyüklüklere ulaşabilir, pedinküllü ya da sesil olabilirler.İmplantasyon endometriyum kavitesi içerisinde serbest halde hareket eden blastokistin endometriyum ile temasını içeren bir proçestir. İmplantasyon sürecinde endometriyum ile konseptus arasında çözünebilir büyüme faktörleri, hormonlar, adezyon molekülleri, ekstraselüler matriks ve prostoglandinlerin katıldığı kompleks diyaloglar gerçekleşir.Açıklanamayan infertil kadınların %25'inden fazlasında histeroskopik olarak endometriyal polip saptanmaktadır. Ancak endometriyal poliplerin bu hastaların fertiliteleri ve endometriyal reseptiviteleri üzerindeki etkileri belli değildir.HOXA 10, HOXA 11 ve LİF insan endometriyumunda, proliferatif fazda, stroma ve glandlarda eksprese edilmektedirler. Bu genlerin ekspresyonu mid-sekretuar, implantasyon döneminde glandlarda artmaktadır.Endometriyum üzerine endometriyal poliplerin etkilerini endometriyal reseptivite markerları olan HOXA 10, HOXA 11 ve LİF ekspresyonuyla araştırdık. Çalışmaya endometriyal polip tanısı olan 25 kadını dâhil ettik. Tüm hastalar proliferatif fazda histeroskopi ile değerlendirildi. Endometriyal polip saptandığında histeroskopik olarak çıkarıldı. Endometriyal örnekler histeroskopi öncesi ve sonrasında siklusun 21. gününde, implantasyon döneminde alındı. Her endometriyal doku 1ml RNAlater solüsyonuna koyuldu. Histeroskopik polipekomi öncesi ve sonrası dönemde reseptivite markerları olan HOXA 10, HOXA 11 ve LİF mRNA'larına bakıldı. mRNA seviyeleri kantitatif real time reverse-transkriptaz polimeraz zincir reaksiyonu ile belirlendi (RT-PCR). Histeroskopi öncesi ve sonrası iki grupta istatistiksel anlamlı fark bulunmadı (p>0.05).Anahtar Kelimeler: Endometriyal polipler, endometriyal reseptivite, HOX genleri, LIF

EndometriyumGenler-HoxGlikoproteinler+2
Engin Yıldırım
İnönü University
2012
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Endometrioma tanısı alan hastaların servikal sürüntülerinde spektroskopik değişimlerin saptanması

Amaç: Bu araştırma ile endometrioması olan kadınlarda servikal sürüntü örneklerinde Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopi (Fourier transform infrared spectroscopy - FTIR) bulgularının sağlıklı kontrollere göre farklılık gösterip göstermediğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Endometrioma tanısı ile takip edilen 52 hasta ile jinekolojik yakınması veya tanısı konulmuş jinekolojik bir hastalığı olmayıp rutin servikal sürüntü taraması için polikliniğe başvuran 52 sağlıklı kadın araştırmaya dahil edilmiştir. Katılımcılardan sitobrush ile Pap smear alınmasını takiben pamuklu çubuk vasıtasıyla sürüntü örnekleri alınmıştır. Örneklerin FTIR spektrumları zayıflatılmış toplam yansıma (attenuated total reflectance - ATR) yöntemi ile 4000-600 cm-1 aralığında kaydedilmiştir. Bulgular: Analiz sonucunda elde edilen örnek spektrumları görsel olarak morfolojik yönden incelenerek dalga paternleri yönünden benzerlik gösteren spektrumlara sahip örnekler istatistik analiz için seçilmiştir. İstatistiksel analize endometrioma grubundan 24 ve kontrol grubundan 20 katılımcının örnek spektrumları dahil edilmiştir. 2350 cm-1 'de karbondioksit molekülünü yansıtan tepe ve 1050 cm-1 'de oligosakkarid ve polisakkarid içeriğini yansıtan tepe altında kalan alanların ortalama değerlerinin endometriozis grubunda, sağlıklı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha fazla olduğu bulunmuştur (sırasıyla U= 151,0, P < 0,05 ve U= 154,0, P < 0,05). Lipid, yağ asidi, protein, nükleik asit, fosforile protein ve fosfolipid bileşenlerini yansıtan dalga numaralarında tepe altında kalan alanlarda gruplar arası anlamlı fark bulunamamıştır. Sonuç: Servikal sürüntü örneklerinin FTIR spektroskopisinin, endometriomanın neden olduğu moleküler değişiklikler hakkında bilgi verme potansiyeline sahip olduğu düşünülebilir. FTIR spektroskopinin tanıda kullanımı için daha fazla bilimsel veriye ve daha büyük bir örneklemde, cerrahi yolla tanı konulmuş endometrioma vakalarının dahil edildiği, ileri kemometrik analizlerin sürece eklendiği araştırmalara ihtiyaç bulunmaktadır.

BiyobelirteçlerEndometriyumKızılötesi spektroskopi+2
Aslı Karakaşlı
Hitit University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İleri evre endometrium kanserine etki eden faktörler ve histopatolojik tip ile sırı'nin önemi

2014-2020 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde opere edilen ve patoloji sonuçları endometrium kanseri ile uyumlu gelen 219 hastanın verileri retrospektif olarak incelenmiştir. Evrelendirme yapılarak hastaların yaş, gravida, parite, grade, BMI, LVSI, tümör çapı, myometrial invazyonları, servikal, adneksiyel ve omental tutulumları, lenf nodu metastazları incelendi. Preoperatif dönemdeki görüntüleme yöntemleri; preoperatif ve postoperatif Ca 125 ve Ca 19-9 seviyeleri arşivden taranarak değerlendirildi. Hastalar endometrioid ve non-endometrioid endometrium kanseri; erken evre ve ileri evre endometrium kanseri olarak 2 ye ayrılarak histopatolojik tipe ve ileri evre evrelendirmeye etki eden faktörler incelendi. Sayısal ve kategorik değişkenler için tanımlayıcı istatistik, univariable sayısal normal dağılan değişkenler için student's t-testi, normal dağılmayan sayısal değişkenler için Mann-Whitney U testi kullanıldı. Kategorik değişkenler için ki-kare testi kullanılarak veriler değerlendirildi. Non-endometrioid endometrium kanserine sahip olan hastaların endometrioid tiptekilere göre daha ileri yaşta (p=0.02) ve ileri evrede (p=0.03) olduğu, postmenopozal süreç açısından karşılaştırıldığında bu hastalarda sayı ve oranın daha fazla (p=0.01) olduğu, BMI'ın anlamlı olarak daha düşük (p<0.0001) olduğu tespit edilmiştir. Evre açısından bakıldığında ise histolojik tip, BMI, preoperatif ve postoperatif grade, batın sitoloji, tümör boyutu, LVSI, preoperatif Ca 125 değerleri ve SIRI anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Özellikle histolojik tip ve SIRI'nin ileri evre endometrium kanserinde önemli bir belirleyici faktör olabileceğini tahmin etmekteyiz. Prospektif ve hasta sayısının daha fazla olduğu çalışmalarla daha anlamlı sonuçlar elde edilebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: "endometrium kanseri"; "ileri evre"; "SIRI"; "histopatoloji

Endometrial neoplazmlarEndometriyumHistopatoloji+3
Duygu Alime Almalı
Gaziantep University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Erken evre endometrium kanseri tanısıyla opere edilen hastalarda lenfovasküler alan invazyonu ile diğer prognostik faktörlerin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada Erken Evre Endometrium kanserinde (Evre 1-2) lenfovasküler alan invazyonu ile ilişkili prognostik faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda, 2010-2020 yılları arasında kliniğimizde erken evre (Evre 1-2) endometrium kanseri tanısı ile birincil tedavide total histerektomi, bilateral salpingooferektomi ve/veya pelvik ve/veya paraaortik lenfadenektomi yapılan patoloji sonucu erken evre endometrium kanseri (Evre 1-2) olarak raporlanan 461 hastanın dosyaları taranmıştır. Hastaların klinikopatolojik ve demografik özellikleri değerlendirilmiştir. Hastaların yaş, kilogram, doğum sayısı, postmenopoz olup olmaması, histolojik tipine (Tip 1, Tip 2), histolojik grade'i(Grade 1-2-3), myometrial derinliği(1/2 myometriumu aşmış, aşmamış), alınan peritoneal sitolojisinin malign veya benign olması ile lenfovasküler invazyon olup olmaması karşılaştırılmıştır. Observed outcome ve predicted outcome arasındaki ilişki için Loess algoritması kullanılmıştır. Algoritmalar arasindaki ayırımını c-index(AUC) hesaplanarak değerlendirilmiştir. Bulgular: LVSI olan hastalar ile ileri yaş (p=0.006), menopozun varlığı (p=0.03), histolojik tip olarak Tip 2 olması (p=<0.0001), histolojik grade'in ileri olması (p=<0.0001), preoperatif CA 125 değerlerinin yüksek olması (p=0.001), peritoneal sitolojisin malign olması(p=<0.0001), servikal tutulum olması (p=<0.0001), tümörün myometrial derinliğinin 1/2'yi aşmış olması (p=<0.0001) ilişkili bulunmuştur. Yaptığımız modellemeye göre 3 açıklayıcı değişken ile LVSI güçlü bir şekilde ilişkili bulunmuş olup bu faktörler; myometrial invazyon (OR:3.72 0.18-7.6 %95 CI), histolojik grade (OR:1.82 0.11-2.94 %95 CI), peritoneal sitolojisi (OR:3.1 0.14-6.48 %95 CI). Bununla birlikte kilonun anlamlı olmadığı (p=0.9), doğum sayısının az veya çok olmasının anlamlı olmadığı (p=0.9), diyabetin olup olmamasının anlamlı olmadığı (p=0.9), hipertansiyon olup olmamasının anlamlı olmadığı (p=0.3), preoperatif smear ASCUS altı, CIN-3 üzeri olmasının anlamlı olmadığı (p=0.5)ve hpv değerlerine bakıldığında pozitif veya negatif olmasının anlamlı olmadığı (p=0.5) bulunmuştur. Sonuç: İleri yaş, post-menopoz dönemi, histolojik olarak tip 2, preoperatif CA 125 düzeyinin yüksek, serviks tutulumunun olması ile lenfovasküler alan invazyonu olan hastalar arasında ilişki olabileceği gözlemlenmiştir. Özellikle myometrial derinliğin ½ myometriumu aşmış, peritoneal sitolojisinin malign ve histolojik grade'in ileri olmasıyla lenfovasküler alan invazyonu olan hastalar arasında güçlü bir şekilde ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Sistemik hastalıklar (diyabet, hipertansiyon), kilo, doğum sayısı, preoperatif bakılan smear ve HPV'nin ise lenfovasküler invazyonu olan ve olmayan hastalar arasında anlamlı fark olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Erken evre endometrium kanseri, prognostik faktörler, lenfovasküler alan invazyonu

CerrahiCerrahi tedaviEndometrial neoplazmlar+5
İbrahim Taşkum
Gaziantep University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tekrarlayan gebelik kaybı olan olgularda endometriyal CD56+ Natural Killer hücrelerinin araştırılması

Amaç: Tekrarlayan gebelik kayıplarında, endometriyumda bulunan CD56pozitif Natural Killer hücrelerinin etiyolojideki rolünü araştırmak.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya, Şubat 2006-Mayıs 2008 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı polikliniğine başvuran, hiçbir düşük nedeni bulunmayan 2 veya daha fazla gebelik kaybı olan kadınlar hasta grubu olarak; 2 veya daha fazla canlı doğum yapmış, düşüğü olmayan kadınlar ise kontrol grubu olarak alındı. Çalışma vaka-kontrol şeklinde yapıldı. CD56pozitif Natural Killer hücresi bakmak için alınan endometriyal biyopsiler menstruel siklusun 21-24. günlerinde Pipelle aleti ile alındı. Dokular parafin blok yapıldıktan sonra kesilerek CD56 birincil antikoru ile boyandı ve ışık mikroskobunda 400 büyütme ile 10 alanda CD56 ile pozitif boyanan hücre sayıldı. Hasta ve kontrol grubundaki bütün kadınlardan biyopsi alındığı gün de serumda progesteron değerine bakıldı.Bulgular: Hasta ve kontrol grubu yaş ve gebelik sayısı açısından benzerdi. Endometriumdan elde edilen CD56poziitif Natural Killer hücre sayısı hasta grubunda daha az bulundu (p>0,05).Sonuç: Bu çalışmaya göre tekrarlayan gebelik kaybı için düşük etyolojisini açıklamakta uterin CD56pozitif NK hücre sayısı anlamlı değildir.Anahtar kelimeler: CD 56, natural killer hücresi, tekrarlayan gebelik kaybı

AbortusEndometriyumGebelik+1
Hale Erbaş
Çukurova University
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Normal insan endometriyumu ve endometriotik dokularda monosit kemotaktik protein 2 ve tümör nekroz faktör alfa dağılımının immünohistokimyasal olarak gösterilmesi

Endometriyozis, endometriyal bezlerin ve stromanın uterus kavitesi dışında vücudun diğer doku ve organlarında yerleşmesiyle karakterize jinekolojik bir hastalıktır. Yaklaşık olarak üreme çağındaki kadınların %6-10'unu etkileyen bu hastalığın pelvik ağrı, dismenore ve infertilite gibi önemli sorunlara neden olduğu bilinmektedir. Endometriyozis günümüze kadar, üzerinde en çok araştırma yapılan hastalıklardan birisi olmasına rağmen patogenezi hala tam olarak aydınlatılmış değildir. Son yıllarda yapılan çalışmalar, endometiyozis oluşumu ve enflamatuvar cevaplar ile olan ilişkisi üzerinde yoğunlaşmıştır. Endometriyozisli hastaların vücut sıvılarında immün sistem hücrelerinin sayılarında ve bu hücrelerin sekresyonları olan sitokin ve kemokinlerin miktarında önemli artışların meydana geldiği rapor edilmiştir. Sitokinler, hormon benzeri mediyatörler olup genellikle parakrin tarzda etki gösteren, immün yanıtın düzenlenmesinden sorumlu, kemotaksis, hücre çoğalması, hücre aktivasyonu, motilite, adezyon ve morfogenezde rol alan, protein veya glikoprotein yapısındaki maddelerdir. Tümör nekroz faktör alfa (TNF-?), makrofaj, monosit, nötrofil lökosit, T hücreleri ve natural killer hücreleri tarafından salgılanan proenflamatuvar bir sitokin olup ortamda kemokin miktarının artmasına neden olmaktadır. Monosit kemotaksik protein 2 (MCP-2), monositlerin enflamasyon alanında birikmelerini sağlayan bir kemokindir.Bu çalışmada, insanda normal endometriyum ve endometriyotik dokuların ince yapı özellikleri ile TNF-? ve MCP-2'nin hücresel ekspresyonlarının immünohistokimyasal olarak araştırılması amaçlanmıştır.Yaşları 20-41 arasında değişen, 21 kadından endometriyum ve endometriyotik doku örnekleri alındı. Ayrıca infertilite tedavisi amacıyla başvuru yapan, endometriyozise sahip olmayan, 5 kadından elde edilen endometriyum biyopsileri de kontrol amacıyla kullanıldı. Dokular uygun yöntemlerle hazırlanarak ışık ve elektron mikroskopta incelendi. Endometriyotik dokularda TNF-? ve MCP-2 immünreaktivitesinin epitel hücrelerinde belirgin olarak artış gösterdiği bulundu. Ötopik endometriyumda da yüzey ve bez epitelinde TNF-? ve MCP-2 ekspresyonunun kontrol grubuna göre belirgin olarak arttığı tespit edildi. Bunların yanında, endometriyotik dokularda, makrofajların stromadaki sayılarının anlamlı olarak yükseldiği gösterildi. Ultrastrüktürel olarak proliferatif evrede yüzey ve bez epitelinde yalnızca mikrovilluslu ve silyalı hücrelerin bulunduğu gösterildi.Sonuç olarak TNF-? ve MCP-2'nin normal endometriyum biyolojisi yanında, endometriyozis gelişimi ve patogenezinde rol alabilecekleri kanaatine varıldı.

EndometriyozEndometriyumKemotaktik faktörler+3
Tiinçe Aksak
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bozok Üniversitesi Tıp fakültesi, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı'nda 2012-2019 yılları arasında tanı konulan kanser olgularının araştırılması

AMAÇ: Bu çalışmanın amacı Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı'nda 01.01.2012-30.06.2019 yılları arasında tanı konulmuş kanser olgularının özelliklerini, yaş, cinsiyet ve yıllara göre dağılımlarını incelemektir. Ayrıca elde edilen sonuçlara göre bu sonuçlara yol açabilecek olası nedenler üzerinde durmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: 01.01.2012-30.06.2019 tarihleri arasında Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı'nda kanser tanısı alan hastaların demografik özellikleri, yaş ve cinsiyet dağılımları incelenmiştir. Hastaların dosyalarından retrospektif olarak elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. BULGULAR: Çalışmamızda 763'ü erkek ve 412'si kadın olan toplamda 1 175 hasta değerlendirmeye alındı. Hastaların ortalama yaşının 63,73+14,03 olduğu gözlendi. Bu değerin erkek hastalarda 66,49+12,12 iken, kadın hastalarda 58,63+15,79 olduğu tespit edildi. İncelemeye alınan hastalarda cinsiyet ayrımı olmadan en fazla görülen kanserlerin sıklık sırasına göre 227'sinin (%19,3) prostat kanseri, 137'sinin (%11,7) mesane kanseri, 127'sinin (%10,2) akciğer kanseri, 112'sinin (%9,5) meme kanseri ve 100'ünün (%9,5) kolorektal kanser olduğu saptandı. Cinsiyetler göz önünde bulundurulduğunda, erkek hastaların sırasıyla 227'sinde (%29,8) prostat kanseri, 124'ünde (%16,3) mesane kanseri, 105'inde (%13,8) akciğer kanseri, 60'ında (%7,9) kolorektal kanser ve 51'inde (%6,7) mide kanseri tespit edildi. Kadın hastalarda ise sırasıyla 108 (%26,2) meme kanseri, 62 (%15,1) tiroid kanseri, 45 (%10,9) jinekolojik kanser, 40 (%9,7) kolorektal kanser ve 29 (%7,0) mide kanseri saptandı. Kanserlerin yıllara göre dağılımı ele alındığında erkeklerde prostat kanseri, kadınlarda ise jinekolojik ve mesane kanserlerinin giderek artış gösterdiği dikkati çekti. SONUÇ: Çalışmamızda erkeklerde prostat kanseri diğer kanser türleri içinde görülme sıklığı olarak ilk sırada yer alırken, kadınlarda ise meme kanserinin ilk sırada yer aldığı tespit edildi. Erkeklerde biyopsi öncesi radyolojik görüntüleme, prostat kanserinin erken evrede yakalanmasına olanak sağlayacaktır. Kadınlarda bilinçlenme, hastalık için farkındalık yaratma, kendi kendine muayene, klinik muayene ve tarama mammografisi ile meme kanserinin erken evre tanısında faydalı olacaktır. Kanserin en sık karşılaşılan tiplerin bilinmesinin, erken tanı yöntemlerinin ve tedavilerinin geliştirilmesinin, mortalite riskinin azaltılmasında önemli olduğu düşünülmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Kanser; prostat; endometrium; mesane.

CinsiyetDağılımEndometriyum+5
Betül Aytekin
Yozgat Bozok University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Prognostic factors determining recurrence ın the early stage endometrium cancer

Amaç: Endometrial karsinom, endüstriyel ülkelerde görülen en sık jinekolojik malignitedir. Endometrial karsinomlu vakaların büyük çoğunluğu iyi prognozlu ve ekstrauterin yayılımı olmayan erken evre hastalardır. Bu çalışmanın amacı erken evre endometrium kanserlerinde rekürrens paternlerini ve rekürrens olan populasyondaki klinik açıdan önemli prognostik faktörleri tanımlamaktır.Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde 2000-2011 yılları arasında erken evre endometrium kanseri nedeniyle primer cerrahi uygulanan 223 vaka retrospektif olarak değerlendirildi (FIGO 1988-evre 1A ve 1B, FIGO 2009-evre 1A). Hastalar ortalama 36±2 aylık takip süresine alındı. Bu süre içerisinde rekürrens gelişmeyen hastalar grup 1 (n=200), rekürrens gelişen hastalar grup 2 (n=23) olarak sınıflandırıldı. Rekürrens yerleri izole vajen, pelvik ve ekstrapelvik tutulum olarak tanımlandı. Rekürrens gelişiminin öngörüsünde önemli olan yaş, parite, histolojik grade, histopatolojik tip, alt uterin segment tutulumu, lenfovasküler alan invazyonu, myometrial invazyon derinliği, myometrial kalınlık, myometrial invazyon yüzdesi, tumor free-distance ve tümör boyutu her iki grup arasında karşılaştırmalı olarak analiz edildi. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki Kare test istatistiği kullanıldı. Gruplar arasında sürekli ölçümlerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi kullanıldı. Risk ölçütü olarak Odds Ratio hesaplandı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi p değeri < 0,05 olarak alındı.Bulgular: Birinci grupta 200 hasta, ikinci grupta ise 23 hasta yer almaktadır. Grup 1'de yaş ortalaması 56,4 iken, ikinci grupta 63,8 olarak bulundu (p=0,0001). Grup 1' in ortalama parite değeri 3,7 iken, grup 2'de 1,9 olarak bulundu (p=0,0001). Grup 1'deki hastalarda grade 1 histoloji oranı % 63,5 iken, grup 2'deki hastalarda grade 1 histoloji bulunmadı. Grade 3 histolojiye sahip vakaların hepsi grup 2 içerisinde saptandı (p=0,0001). Grup 1'de en sık görülen histolojik tip % 96 ile endometrioid adenokarsinom iken, grup 2'de % 58,3 ile endometrioid adenokarsinom, skuamöz diferansiasyon gösteren varyant olarak bulundu (p= 0,0001, OR 9,3, % 95 GA 3,77-23,28). Grup 1'de alt uterin segment tutulumu oranı % 10 iken, grup 2'de % 86,9 olarak bulundu (p=0,0001, OR 45,0, % 95 GA 13,9-144,8). Grup 1'de lenfovasküler alan invazyonu oranı % 16,5 iken, grup 2'de % 86,9 olarak bulundu (p=0,0001, OR 25,3, % 95 GA 8,1-78,8). Grup 1'de 2 cm üzeri tümör boyutu oranı % 13,5 iken, grup 2'de % 56,6 olarak bulundu (p=0,0001, OR 6,4, % 95 GA 2,6-15,7). Grup 1'de ortalama myometrial invazyon derinliği 4,2 mm iken, grup 2'de ortalama 5,1 mm olarak bulundu (p=0,0001). Grup 1'de ortalama myometrial kalınlık 20,3 mm iken, grup 2'de 14,5 mm olarak bulundu (p=0,0001). Grup 1'de myometrial invazyon yüzdesi 20,9 iken, grup 2'de 35,8 olarak bulundu (p=0,0001). Grup 1'de tumor free-distance ortalaması 16,1 mm iken, grup 2'de 9,4 mm olarak bulundu (p=0,0001). Grup 2'de % 62,5 oranla en sık izole vajinal rekürrensler olduğu saptandı (p=0,0001).Sonuç: Erken evre endometrium kanserinde klinikopatolojik prognostik faktörler olan yaş, parite, histolojik grade, histopatolojik tip, alt uterin segment tutulumu, lenfovasküler alan invazyonu, tümör boyutu, tumor free-distance, myometrial invazyon derinliği, myometrial kalınlık ve myometrial invazyon yüzdesi ile rekürrens gelişimi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır.Anahtar Kelimeler: Erken evre endometrium kanseri, prognostik faktörler, rekürrens

Endometrial neoplazmlarEndometriyumNeoplazmlar+2
Selim Mısırlıoğlu
Çukurova University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Endometrial hiperplazilerde formalin ile fikse parafine gömülü doku örneklerinde mirna 204-5P, mirna 138-5P ve mirna 133-3P'nin ekspresyon düzeylerinin kıyaslanması ve prognostik değeri

Çalışmamızın amacı, endometriyal hiperplazilerde (EH) formalinle fikse parafine gömülü (FFPE) doku örneklerinde miRNA 204-5p, miRNA 138-5p ve miRNA 133-3p ekspresyon düzeylerini saptayıp kıyaslamak ve böylece endometriyal kansere dönüşümlerini öngörme ve önleme konusunda yapılan çalışmalara yol gösterici olmaktır. Ocak 2005 – Şubat 2015 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'ne başvuran 38 adet atipili EH tanısı almış (1. hasta grubu), 44 adet atipisiz EH tanısı almış (2. hasta grubu) ve 44 adet benign endometriyal örnekleme tanısı almış hasta (kontrol grubu) çalışmaya dahil edildi. qRT-PCR yöntemiyle üç grubun miRNA 204-5p, miRNA 138-5p ve miRNA 133-3p ekspresyon düzeyleri değerlendirildi. İstatistiksel değerlendirmede Kolmogorov Smirnov, Kruskal Wallis ve Dunn testleri uygulandı. P değeri 0,05'in altında ise anlamlı olarak kabul edildi. Atipili ve atipisiz EH gruplarına ait miRNA 204-5p ekspresyon düzeyi, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulundu (sırasıyla p=0,004 ve 0,001). miRNA-138-5p ve miRNA 133-3p ekspresyon düzeyleri kontrol grubuyla karşılaştırıldığında atipili EH olgularında anlamlı şekilde artmış (sırasıyla p=0,005 ve p=0,001); atipisiz EH olgularındaysa anlamlı şekilde azalmış olarak bulundu (sırasıyla p=0,001 ve p=0,001). Atipili hiperplazilerde miRNA 138-5p ve miRNA 133-3p düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı şekilde artmış olması, literatürdeki verilerin tersine çıktığından bu durumun klinik açıdan önemi değerlendirilemedi. Çalışmamız, endometriyal hiperplazilere ait FFPE dokularda miRNA ekspresyon düzeylerini 126 olguyu kapsayan geniş bir örnek hacminde değerlendiren literatürdeki ilk araştırmadır. EH olgularında miRNA 204-5p ekspresyon düzeylerini istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde düşük olduğunu saptadık. Bu sonuçlar, miRNA 204-5p'nin endometriyal hiperplazilerin kansere dönüşümünü öngörmede potansiyel biyobelirteçlerden biri olabileceğini düşündürmektedir

BiyobelirteçlerBiyobelirteçler-tümörEndometrial hiperplazi+6
Emre Akçil
Gaziantep University
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Endometriyotik dokularda interlökin 6 ve tümör nekroz faktör alfa ekspresyonunun immünohistokimyasal olarak gösterilmesi

Endometriyum, üreme periyodu boyunca yapısal ve fonksiyonel değişim gösteren, insan vücudunun eşsiz bir parçasıdır. Endometriyozis, endometriyal dokunun normal uterus mukozası dışında vücudun diğer doku ve organlarına yerleşmesi sonucu oluşan bir hastalıktır. Üreme çağındaki kadınların yaklaşık %10-15'inde görülen bu hastalığın, kronik pelvik ağrı, dismenore ve infertilite sorunları olan hastalarda görülme sıklığı %50 oranına kadar çıkmaktadır. Endometriyozis günümüze kadar, üzerinde pek çok araştırma yapılan hastalıklardan birisi olmakla birlikte, oluşumu ve patogenezi hala tam olarak açık değildir. Retrograd menstrüasyon teorisi, günümüzde endometriyozis oluşumunu açıklayan ve en çok kabul gören görüş olma özelliğini korumaktadır. Hastalığın patogenezinde genetik, hormonal, immünolojik ve çevresel faktörlerin kombinasyonunun birlikte etken olabilecekleri kabul edilmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalar, endometriyozis oluşumu ile enflamatuvar reaksiyonlar arasında yakın bir ilişkinin varlığını göstermektedir. Bu bağlamda peritoneal sıvı içerisinde yer alan hücre popülasyonu ile başlıca sitokinler ve diğer çözünebilen faktörlerin endometriyozisin implantasyonu ve ilerlemesinden sorumlu olduğu düşünülmektedir. Sitokinler, hücresel gelişim ve büyüme, doku onarımı, homeostaz, tümör oluşumu, bağışıklık ve hemopoieziste anahtar rol oynayan, multifonksiyonel proteinlerdir. Tümör nekroz faktör alfa (TNF-α) doku yaralanması veya kronik enflamasyona tepki olarak üretilen en etkili proenflamatuvar sitokindir. İnterlökin 6 (IL-6) ise, enflamasyonun düzenlenmesinde, hücre farklılaşmasında, hücre çoğalmasında, bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde, hemopoieziste ve tümör oluşumunda rol oynayan diğer bir sitokindir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda, TNF-α ve IL-6 varlığı endometriyozise sahip hastalarda, çeşitli yöntemlerle gösterilmiş olmasına rağmen, normal ve endometriyotik dokulardaki varlıkları ile hücre tiplerindeki dağılımlarını gösteren karşılaştırmalı immünohistokimyasal bir çalışmaya literatürde rastlanmamıştır. Bu çalışmada, insanda normal endometriyum ve endometriyotik dokularda TNF-α ve IL-6 ekspresyonlarının immünohistokimyasal yöntemler ile araştırılması amaçlandı. Çalışmada incelenen doku kesitleri, 20-40 yaşları arasındaki 24 kadından alınan ektopik endometriyum doku biyopsilerinden elde edildi. Ayrıca herhangi bir endometriyal fonksiyon bozukluğu bulunmayan, ancak dilatasyon veya küretaj nedeniyle, 10 hastadan elde edilen endometriyum dokularından alınan kesitler de kontrol grubu olarak değerlendirildi. Işık mikroskobik ve immünohistokimyasal yöntemler ile hazırlanan doku kesitleri, ışık mikroskopta incelendi. TNF-α ve IL-6 ekspresyonunun kontrol grubunda yüzey ve bez epitelinde zayıftan orta dereceye kadar değişen düzeylerde olduğu gözlendi. Buna karşın stromal hücrelerde belirgin bir boyanmaya rastlanmadı. TNF-α ve IL-6'nın endometriyotik dokulardaki immünreaktivitesinin kontrol endometriyum ile karşılaştırıldığında, epitel hücreleri ile stromal hücreler ve makrofajlarda belirgin olarak artış gösterdiği bulundu. TNF-α ve IL-6 ekspresyonlarının, ektopik endometriyal dokuda, güçlü olarak eksprese olması, her iki sitokinin de hastalığın oluşumu ve gelişimi sürecinde, birbirleriyle paralel etkilere sahip olabileceklerini düşündürmektedir. Sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde, TNF-α ve IL-6'nın endometriyozis oluşumu ve patogenezinde rol alan önemli sitokinler oldukları kanaatine varıldı.

EndometriyozEndometriyumTümör nekroz faktörleri+2
Nimet Fulya Furucu
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nedeni açıklanamayan infertilite tanısı konulan kadınlarda sekretuvar fazdaki endometriyum epitelinin ultrastrüktürel özellikleri ve epitelde musin-1 ekspresyonu

Nedeni açıklanamayan infertilite tanısı konulan kadınlarda, implantasyondaki yetersizlik, yardımla üreme tekniklerinin başarısını sınırlayan en önemli etkenlerden birisidir. İmplantasyon başarısızlığında; endometriyal reseptivite üzerine etkili birçok moleküler ve yapısal belirteçlerin olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, fertil ve nedeni açıklanamayan infertilite tanısı konulan kadınların implantasyon penceresi dönemindeki endometriyum dokularının ışık ve elektron mikroskobik düzeyde yapısal özellikleri ile implantasyonda önemli rol oynayan MUC-1'in immünohistokimyasal ifadesi ve biyokimyasal değerleri karşılaştırılarak sonuçların implantasyon başarısındaki rolünün değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezi'ne nedeni açıklanamayan infertilite sebebi ile başvuran 18 hastadan ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalına çeşitli jinekolojik şikayetler ile başvuran 18 fertil kadından ovulasyondan sonra 5., 6 ve 7. günlerde endometriyum biyopsileri alınarak çalışma ve kontrol grupları oluşturuldu. Endometriyal doku örneklerinin bir bölümü ışık mikroskobik, bir bölümü ise elektron mikroskobik doku hazırlama yöntemlerine uygun olarak hazırlandı. Işık mikroskobik inceleme için hazırlanan dokulara Hematoksilen-Eozin boyası ve MUC-1'in belirlenmesi için immünohistokimyasal yöntemler uygulandı. Ayrıca menstrüel siklusun 2. gününde ve biyopsi esnasında kan örnekleri de alınarak, serum hormon düzeyleri belirlendi. Serum FSH, LH, TSH, östrojen, progesteron ve total testosteron düzeylerinin tüm gruplar arasında önemli bir fark göstermediği, ancak prolaktin değerinin infertil grupta daha yüksek olduğu saptandı. İnfertil kadınlarda endometriyum yüzey epitelinin yer yer psödostratifiye ve çok katlı yassı epitel yamaları içerdiği, basit prizmatik epitelin olduğu bölgelerde, mikrovillüstan zengin hücrelerin yaygın olduğu, pinopodlu ve vesiküllü hücrelerin oldukça azaldığı, pinopod gelişiminin fertil gruptakilere oranla yetersiz olduğu, hücrelerarasında intraepitelyal lenfositlere sıklıkla rastlanıldığı görüldü. Endometriyal bezlerde ise gelişimin fertil gruptakilere göre daha zayıf olduğu, bez hücrelerinde mitoz bölünmenin devam ettiği izlendi. MUC-1 immünreaktivitesinin ise iki grup arasında fark göstermediği görüldü. Tüm bu bulgular dikkate alındığında infertil hastalarda endometriyumda yüzey ve bez epitelinde gözlenen bu yapısal farklılıkların, bu hücrelerin steroid hormonlara cevabındaki yetersizlikten kaynaklanabileceği ve bu değişikliklerin blastokistin endometriyuma implantasyonunu etkileyebileceği kanaatine varıldı.

EndometriyumKısırlıkKısırlık-kadın+4
Özdem Karaoğlan
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Endometrium kanserli olgularda preoperatif monosit sayısı, nötrofil lenfosit oranı, ortalama trombosit hacmi, ortalama trombosit hacminin trombosit sayısına oranı ve trombosit lenfosit oranının prognoza etkisi

Amaç: Monosit sayısı, Nötrofil/lenfosit oranı (NLO), ortalama trombosit hacmi (MPV), PLO (platelet/ lenfosit oranı) gibi hematolojik faktörlerin çeşitli kanser türlerinde prognostik belirteçler olarak kullanımı son yıllarda ilgi odağı olmuştur. Biz çalışmamızda endometriyum kanserinde; preoperatif NLO, monosit sayısı, MPV, PLO, ortalama trombosit hacminin trombosit sayısına oranının (MPV/PO) prognoz ile ilişkisi olup olmadığını değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ocak 1991- Şubat 2016 tarihleri arasında, Çukurova Üni-versitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde opere edilen ve takibi yapılan, prognozlarına ulaşılabilen 763 endometrium kanserli olgu değerlendirmeye alınmıştır. Hastaların preoperatif hematolojik parametreleri ve histopatolojik tip, grade, servikal tutulum, myometrial invazyon derecesi, LN tutulumu, cerrahi evresi, operasyon özellikleri gibi klinik ve patolojik özellikleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Bu faktörlerin prognoz üzerine etkileri Kaplan Meir ve Cox Regresyonu gibi istatistiksel yöntemler ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 763 hastanın ortalama yaşı 57,2 ±10,5 ve ortancası 58'dir (27-91). Hastaların % 74,2' si evre I, % 7,5'u evre II, % 15,2'si evre III ve % 2,4' ü evre IV olarak saptandı. Histolojik tiplendirmede 573 (%76,2) olgu endo-metriod adenokarsinom (tip 1), 179 (%23,8) olgu tip 2 (seröz, clear, karsinosarkom ve mikst) endometriyum kanserine sahipti. Hastaların ortalama sağkalım süreleri 194,1 (GA:175,0-213,1) aydır. Beş yıllık yaşama olasılıkları %86'dır. Ortalama yaşam süresi (ay) için NLO değeri (p=0,017) anlamlı bulunurken; PLO değeri (p=0,283), Monosit değeri (p=0,670), MPVPO değeri (p=0,122) ve MPV değeri için (p=0,452) anlamlı bir farklılık saptanmadı. NLO değerleri yüksek olanların sağkalımı kısa olmuştur. NLO'nun evre, metastatik lenf nodu, myometrial invazyon, servikal invazyon, lenfovasküler invazyon, adneksiyel tutulum, sitoloji pozitifliği, histoloji ve hayattaki durum ile ilgili olduğu görüldü. PLO'nun evre, metastatik lenf nodu, myometrial invazyon, servikal invazyon, lenfovasküler invazyon ve adneksiyel tutulum ile ilgili olduğu görüldü. Monosit sayısının evre, metastatik lenf nodu, grade, sitoloji pozitifliği ve hayattaki durum ile ilgili olduğu görüldü. MPVPO' nun evre ve metastatik lenf nodu ile ilgili olduğu görüldü. Sonuç: Yaş, komorbidite, histopatolojik tip, evre, grade, lenfovasküler invazyon, servikal invazyon, metastatik lenf nodu, myometrial invazyon, kemoterapi, NLO ve tedavi şekli endometrium kanserinde prognostik faktörler olarak bulunurken çok değişkenli analizde total sağkalım üzerinde yaş, evre, komorbidite ve servikal invazyon bağımsız prognostik faktörler olarak saptanmıştır.

Endometrial neoplazmlarEndometriyumKan trombositleri+5
İsa Temur
Çukurova University
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hidrosalpinks cerrahi tedavisinin insan endometriyumu üzerine ultrastrüktürel etkileri

Hidrosalpinks, kadınlarda oldukça yaygın gözlenen ve tuba uterinaların overlere yakın, distal kısımlarında, içi sıvı dolu kese şeklindeki tıkanıklık ile karakterize bir hastalıktır. Hidrosalpinksin, sıklıkla cinsel yolla bulaşan, Gonorrhea ve Chlamydia enfeksiyonları sonucu oluşan, pelvik enflamatuvar hastalığa bağlı, tuba uterinada meydana gelen iltihabi reaksiyonlar sonucu oluştuğu düşünülmektedir. Cerrahi komplikasyonlar, endometriyozis, tubal veya ovariyan kanserler ile tubal tuberkülozun da hastalığa neden olabileceği kaydedilmiştir. Günümüze kadar yapılan araştırmalarda, hidrosalpinksin kadınlarda gebelik ve implantasyon oranını belirgin olarak azalttığı ve düşük riskini de arttırdığı rapor edilmiştir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda, hidrosalpinks varlığının in vitro fertilizasyon tedavisi uygulanan hastalarda gebe kalma olasılığını yaklaşık %50 oranında azalttığı, oluşan gebeliklerin de yüksek oranda düşük riski taşıdığı rapor edilmiştir. Hidrosalpinksli hastalarda, implantasyon oranındaki bu azalmanın kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, uterus kaslarında oluşan peristaltik kasılmalar, reflüye bağlı intrauterin sıvı akışı, hidrosalpinks sıvısının embriyo üzerine olası toksik etkileri ile endometriyum reseptivitesinde meydana gelen değişikliklerin etkili olabileceği kabul edilmektedir Hidrosalpinks varlığında, embriyonun uterusa implantasyonunun belirgin olarak düşmesi ve oluşan gebeliklerde düşük oranının artması, hastalığın uterus endometriyumuna olan etkilerini ön plana çıkarmaktadır. Hidrosalpinkse sahip infertil hastalar ile hidrosalpinksli olmayan veya herhangi bir pelvik enflamatuvar hastalığı bulunmayan hastaların endometriyumları üzerine çeşitli integrinler, transkripsiyon faktörleri ve hücre yüzey markırları gibi çeşitli faktörlerin etkileriyle ilgili çok sayıda araştırma yapılmış olmasına rağmen, literatürde hidrosalpinkse sahip kadınlarda cerrahi tedavi öncesi ve sonrasında endometriyum ultrastrüktürü ile ilgili bir araştırmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmada, hidrosalpinks hastalığına sahip olan kadınlardan cerrahi tedavi öncesi ve sonrasında alınan endometriyum doku örneklerinin ışık ve elektron mikroskobik düzeyde incelenmesi amaçlanmıştır. Yaşları 19-46 arasında değişen, bilateral hidrosalpinkse sahip 24 kadından, cerrahi tedavi öncesi ve sonrası endometriyum doku örnekleri elde edildi. Ayrıca infertilite tedavisi amacıyla başvuru yapan, hidrosalpinkse sahip olmayan 5 kadından elde edilen endometriyum biyopsileri de kontrol amacıyla kullanıldı. Alınan endometriyum dokuları mikroskobik incelemeler için hazırlandı. Hidrosalpinksli hastalara ait endometriyum örneklerinde; yüzey epitelinde incelme, mikrovilluslu hücrelerde mikrovillus sayılarında azalma, çekirdekte heterokromatin artışı ve piknotik değişiklikler, apikal sitoplazmada endoplazmik retikülüm sisternalarında genişleme ve vakuolizasyon, organel harabiyetine bağlı membranöz whorl yapıları, ödemi temsil eden geniş ve düzensiz interselüler boşluklar ile intraepitelyal makrofaj ve lenfositlere sıklıkla rastlandı. Ayrıca endometriyal bez epitelinde, interselüler aralıklarda genişleme ve bez epitel hücrelerinde organel harabiyetlerinin varlığı da gözlendi. Bunların yanında endometriyal stromada ödem alanlarını temsil eden geniş interselüler aralıklar ile stromal hücrelerde yapısal değişiklikler belirlendi. Hidrosalpinksin cerrahi tedavisi sonrası elde edilen endometriyum dokularında, her ne kadar bazı alanlarda hafif yapısal değişiklikler gözlense de, yüzey epiteli ile bez ve stromal hücrelerin yapılarının daha çok kontrol endometriyum örneklerine benzerlik gösterdiği dikkati çekti. Sonuç olarak, hidrosalpinksli hastalara ait endometriyum dokularında ciddi yapısal değişikliklerin meydana geldiği, cerrahi tedavi sonrasında bu yapısal bozuklukların ortadan kalktığı, bu nedenle de hidrosalpinks hastalığında cerrahi tedavinin etkin olduğu kanaatine varıldı.

CerrahiCerrahi tedaviCerrahi-ürogenital+5
Tuğçe Sapmaz
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diyabetik rat modelinde PRP'nin over ve endometrium üzerine etkisi

AMAÇ: Bu çalışmada Diyabetes Mellitus'un mikrovasküler hasar ve fibrozis yapıcı etkisi AMH, VEGF, TGFbeta, Pentraxin-3 üzerinden incelenerek, PRP tedavisinin over ve endometrium üzerindeki tedavi edici ve koruyucu etkinliğinin araştırılması amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamızda sıçanlar üzerinde STZ aracılığı ile deneysel diyabet modeli oluşturuldu. Diyabetin fibrozis yapıcı etkisi belirli markerlar aracılığı ile histopatolojik yöntemlerle, histokimyasal boyamalarla ve biyokimyasal olarak incelendi. PRP tedavisin etkisi endometrium, ovaryum ve kan örnekleri üzerinden incelendi. Elde edilen bulgular ile gruplar arasındaki farklılık istatistiksel olarak değerlendirildi. BULGULAR: Diyabetin overde atretik folikülleri indüklediği, over rezervini azalttığı, endometriumda fibrozisi arttırıp epitel bütünlüğünü bozduğu ve anjiogenezi azalttığı saptandı. PRP tedavisi verilen grupta AMH seviyesi hem intrauterin hem intraovaryan olarak diğer gruplara göre anlamlı artarken, VEGF seviyesi artmasına rağmen anlamlı farklılık saptanmadı. Tedavi verilen grupta TGFβ seviyeleri intraovaryan ve biyokimyasal olarak azalmasına rağmen endometrial olarak artmış saptandı. PTX3 seviyesi ise intrauterin azalmasına rağmen biyokimyasal ve intraovaryan olarak anlamlı farklılık saptanmadı. SONUÇ: Diyabetik ratlarda PRP tedavisi sonrası over rezervinin, endometrial bütünlüğün arttığı görülürken fibrozisin azaldığı saptandı. PRP kadın doğum kliniğinde klasik tedavilere destek olarak umut vadedici olabilir. ANAHTAR KELİMELER: PRP, Diyabetes Mellitus, TGFbeta, AMH, VEGF, PENTRAXİN-3

Antimüllerian hormonDiabetes mellitusEndometriyum+7
Nigar Çetinkaya
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Endometrial kanserlerde PTEN ekspresyonunun prognostik faktörlerle karşılaştırılması

Endometrium kanseri günümüzde kadınlarda görülen kanserler içinde dördüncü sıradadır ve Amerika'da en sık görülen kadın kanseridir. Endometriyal karsinomlar kadın genital sisteminin en sık görülen malign tümörü olup, %80-85 olguda östrojen bağımlı iken, %10-15 olguda östrojen bağımlı değildir. Endometriyal karsinomlar tip I ve tip II olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Tip I endometriyal karsinomlar anovulasyon ya da östrojen replasman tedavisi öyküsüne sahip 40-60 yaşları arasındaki genç hasta grubunda görülür. Genellikle iyi diferansiye, miyometriyum invazyonu olmayan ve endometriyal hiperplazi ile ilişkili olan karsinomlardır. Tip II endometriyal karsinomlar ise hiperplazi ve östrojen fazlası ile ilişkisi olmayan saldırgan tümörlerdir. Bunlar endometriyal atrofi zemininden gelişirler. Hastalar daha çok postmenapozal dönemde olup, tip I tümörlere göre daha ileri yaştadır. Tümör supresör gen PTEN (phosphatase ve tensin homolog), endometrial kanserlerde sıklıkla mutasyona uğrayan genlerdir. PTEN, tümör supresor gendir ve mutasyon oranı %30-50'dir. PTEN, 10.kromozomun uzun kolunda (q), 23.3 pozisyonunda lokalize olup, primer hedefi PIP3 adı verilen lipid molekülü olan, bir fosfataz kodlar. PIP3, hücre büyümesi ve apoptozu regüle eden sinyal iletim yolu üzerinde çalışır. PTEN ayrıca, iki hücre iskelet proteini ile büyük homoloji gösterir. Bu da hücre adezyon ve migrasyonunda da etkili olduğuna işaret eder. PTEN' in, tümör büyümesinde supresor, gelişim ve metastazında ise inhibitör rol oynadığı gösterilmiştir. PTEN geninde homozigot ve heterozigot delesyon olan farelerle yapılan deneyde, PTEN tümör supresor genin gelişim sırasında oldukça önemli rolü olduğu izlenmiştir. PTEN inaktivasyonunun, histomorfolojik değişikliklerin yokluğunda bile görüldüğü tanımlanmıştır. Hiperplazilerde de yaklaşık %20 oranında görülür. Bu bulgular, PTEN inaktivasyonunun, endometrioid karsinom patogenezinin erken basamaklarında etkili olduğunu düşündürmektedir. Bu çalışmada amacımız, düşük yaş aralığındaki tip 2 endometrial kanserlerde erken basamaklarda geliştiği düşünülen PTEN proteinin ekspresyonundaki değişiklikleri Real time PCR, immunohistokimyasal yöntemler ile rutin prognostik parametrelerle karşılaştırılarak, değerlendirmektir.

Endometrial neoplazmlarEndometriyumGen ifadesi+4
Mesut Can
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tekrarlanan kök hücre uygulamasının deneysel asherman modeli üzerine etkisi ile implantasyon ve gebelikte görülen sonuçları

Amaç: Çalışmamızda kemik iliği kaynaklı kök hücrelerin (KİMKH), sıçanlarda meydana getirilen Asherman sendromu modellemesinde oluşan adezyonun ortadan kaldırılması ve blastokistin endometriyuma implantasyonunda ki rolü ile bu süreçte yer alan moleküller üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Asherman modeli kimyasal olarak oluşturularak tedavisi; besiyeri (BY), kemik iliği kaynaklı mezenkimal kök hücre (KİMKH) ve 48 saatlik besiyeri (Niş) ile sağlanmaya çalışılan dört farklı grup oluşturuldu. Birinci grup (G1); Asherman+ BY, ikinci grup (G2); Asherman + Niş, üçüncü grup (G3); Asherman + KİMKH ve dördüncü grup (G4); Asherman + KİMKH + Niş olarak ayrıldı. Her bir grup kendi içerisinde üç alt gruba ayrılarak, histokimyasal olarak hematoksilen-eozin ve masson trikrom boyamları ile imunohistokmyasal olarak ise TGF-β1, PCNA, eNOS, VEGF, Stro-1, c-Kit, Laminin, Fibronektin, L- Selektin boyamaları yapıldı. Apoptozis için ise TUNEL boyması yapıldı. Bulgular: Grupların hem histolojik hemde yeni doğan sayısına göre morfolojik değerlendirmelerinde KİMKH ve KİMKH + Niş verilen gruplarda diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı fark (p<0,05) saptanmıştır. KİMKH ile Nişinin uterin adezyonlarda yapışıklıkları ortadan kaldırabildiği, endometriyumu implantasyon için daha uygun hale getirdiği saptandı. Sonuçlar: Tedavi gruplarında endometriyal kalınlığın, bez sayısının ve vaskülarizasyonun artması, fibröz alanların azalması, adeziv alanlarda da embryoların implante olması ve yeni doğan sayısının artmış olması deneysel Asherman çalışmlarının kliniğe taşınmabilmesi açısından ümit vericidir. KİMKH ve Niş uygulamalarının, infertiliteye neden olan mekanizmaların içerisinde yer alan adezyon molekülleri üzerinden tedavi ile kliniğe katkı sağlayabileceği gösterildi. Anahtar Sözcükler: Asherman, İmplantasyon, Kemik iliği kaynaklı mezenkimal kök hücre, Histoloji.

AdezyonlarEmbriyo implantasyonuEndometriyum+4
Şamil Öztürk
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mezenkimal kök hücrelerin kimyasal olarak indüklenmiş endometrial yaşlanma modeli üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmada insan endometrial epitelyal hücre hattında (RL95-2) hidroksiüre (HU) kullanılarak oluşturulmuş kimyasal yaşlanma modeli ile insan mezenkimal kök hücrelerinin (iMKH) ko-kültürü sonrasında, endometrial hücreler üzerindeki yaşlanma belirteçlerindeki değişimin analizi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma dört grupta yapılmıştır. (i)Kontrol grubu RL95-2, (ii)HU uygulaması ile yaşlandırılan RL95-2, (iii) HU ile yaşlandırılan ve sonrasında iMKH ile ko-kültür edilen RL95-2, (iv)yaşlandırma olmaksızın iMKH ile ko-kültür edilen RL95-2 hücreleri. Kültür süreleri sonunda hücreler X-gal boyaması, p16Ink4a ve Lamin-B1 antikorlarıyla immünositokimya boyaması yapılmıştır. qRT-PCR analiziyle p16Ink4a ve IL-6 mRNA ifade seviyeleri, hücre kültür vasatlarında IL-1α ve IL-6 ELISA analizi ile protein seviyeleri belirlenmiştir. Bulgular: Çalışma sonuçlarına göre; HU ile yaşlandırılan RL95-2 hücrelerinde kontrole kıyasla p16Ink4a ve IL1α ve IL-6 seviyeleri artmış, Lamin-B1 seviyesi azalmış ve X-gal pozitif hücre oranı yükselmiştir. HU sonrası iMKH ile ko-kültür yapılan grupta yaşlandırma grubuna kıyasla ise p16Ink4a, IL1α ve IL-6 seviyeleri azalmış, Lamin-B1 seviyesi artmış ve X-gal pozitif hücre oranı azalmıştır. Sonuç ve Yorum: Bu bulgular doğrultusunda mezenkimal kök hücrelerin endometrial yaşlanma modeli üzerinde, yaşlanma belirteçlerinde azalmaya sebep olurken, aynı zamanda yaşlanmaya bağlı sekretuvar fenotipi de baskılayarak inflamasyonu da engelleyici etkiler gösterdiği söylenebilir. Daha ileri çalışmalar sonrasında ileri yaş infertilite sebeplerinden birisi olan uterus yaşlanması ve buna bağlı olarak gelişen implantasyon problemlerinde yeni hücresel tedavi yaklaşımları geliştirilebilir. Anahtar Kelimeler: Endometrium, Hücresel Yaşlanma, Kök Hücre

EndometriyumHücre yaşlanmasıKök hücreler+1
Muhammed Yusuf Pekmezci
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Endometriozis tanısı almış infertil kadınlarda D vitamini düzeyleri

Amaç: Çalışmada kliniğimizde takipli endometriozis tanısı almış infertil hastalar ile endometriozisi olmayan infertil hastaların serum D vitamini düzeyleri karşılaştırılmıştır. Endometirozis ve D vitamini arasındaki ilişkiyi göstermek amacıyla yapılan çalışmada endometriozisin tedavisinde D vitamini eksikliği saptanan hastalarda D vitaminin yerine koyulmasında önemli olduğu ucuz, kolay erişilebilir olması sebebiyle maliyet etkin bir tedavi olarak kullanılabilirliği gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın Yapıldığı Yer: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Reprodüktif Endokrinoloji ve İnfertilite Bilim Dalı Yöntem ve Gereçler: Çalışma 2016-2020 yılları arasında, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi kadın doğum ve hastalıkları polikliniğine başvuran kadın hastaları içermektedir. Çalışmadaki hastalar endometriozis tanısı olan infertil kadınlar ve endometriozis dışı infertilite faktörü sebebiyle polikliniğe başvuran kadınlar olarak iki gruba ayrılmıştır. Çalışmaya katılan tüm hastalardan ayrıntılı anamnez alındı, fizik muayeneleri yapıldı. Hastaların primer tanısı, yaşı, kilosu, boyu, sigara kullanıp kullanmadığı, menarj yaşı, gebelik öyküsü, doğum şekli, infertilite süresi, ek hastalıkları, operasyon öyküsü, eğitim durumu ve mesleği sorgulandı. Buradan elde edilecek veriler kodlanarak bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Gerekli istatistiki değerlendirmeler yapılarak tablolar ile sonuç raporu hazırlanmıştır. Beklenen Yararlar: Çalışmamımızın sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda infertil hastalarda D vitamini eksikliği düzeyi ve endometriozis-D vitamini eksikliği ilişkisi belirlenecektir. Elde edilen tanımlayıcı bilgiler ışığında D vitamini desteğinin önemi ile ilgili bilgi isteyen hastalara bilgi verilecektir. Kişinin ek komorbit durmularının infertilite ve D vitamini eksikliği sürecinde büyük payı olduğunu düşünürsek sağlığı ve çiftlerin çocuk sahibi olmalarını etkileyecek bu durumun belirlenmesi, konuya dikkat çekilmesi ve gerekli girişimlerin planlanması önlemlerin alınması açısından önem taşımaktadır. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubu hastaları arasında demografik özellikler açısından anlamlı fark yoktu. Ortalama AMH serum düzeyleri ve ortalama serum D vitamini düzeyleri arasında anlamlı bir fark yoktu ancak her iki grupta 15-25 yaş arası hastaların serum D vitamini düzeyleri arasında anlamlı fark vardı. (p < 0.05) Endometriozisi olan 15-25 yaş grubundaki hastalarda şiddetli D vitamini eksikliği saptandı. Endometriozisi olan grupta sigara kullanım oranı çalışma grubuna göre anlamlı olarak daha fazlaydı. (p < 0.05) Kontrol grubunda ek hastalık açısından endometriozisi olan gruba göre daha fazla ek hastalık mevcuttu buda istatistiki olarak anlamlı bulundu. (p < 0.05) Sonuçlar: D vitaminin kadın infertilitesinde önemli bir rolü olan endometrioziste düşük olduğu ayrıca infertil hasta grubunda da yine D vitamini düzeylerinin düşük olduğu anlaşılmıştır. Çalışmaya katılan hastaların yanlızca %3'ünün normal serum D vitamini düzeylerine sahip olduğu görülmüştür. Sigara kullanımında endometriozis için risk faktörü olduğu anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: D vitamini, İnfertilite, Endometriozis, Endometrioma

EndometriyozEndometriyumKısırlık+3
Berin Bayat
Çukurova University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Deneysel endometriozis modelinde ketotifen, dienogest ve danazol'un tedavi edici etkilerinin histolojik parametrelerle incelenmesi

Materyal ve metod: Sıçanlar üzerinde deneysel endometriozis modeli oluşturuldu. Her grupta 8 sıçan olacak şekilde ketotifen, dienogest , danazol , ısolyte-s ve kontrol grupları olmak üzere 5 gruba ayrıldı. Ketotifen 1mg/kg ,dienogest 0.3mg/kg ve danazol 100 mg/kg ısolyte-s 1ml/kg 28 gün boyunca oral yoldan uygulandı. Medikayon periyodu sonunda relaparatomi yapılarak endometriotik implantlar hacimleri ölçüldü, ardından eksize edildi ve batın sitolojisi alındı. Batın sıvısında TNF-α düzeyleri ölçüldü. Eksize edilen implantlarda Ki-67, triptaz , TNF-α düzeyleri ve mast hücre yoğunlukları incelendi. Sonuç: ketotifen grubunda endometriotik implant hacimlerinde azalmanın dienogest ve danazole benzer etkinlikte olduğu görüldü. Yine ketotifen grubunda mast hücre yoğunluklarında ve stromal TNFα seviylerinde azalma olduğu görüldü. Mevcut bulgular ketotifenin endometriozis tedavisinde kullanılabilcek bir molekül olduğunu düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: endometriozis ,ketotifen, danazol, dienogest, mast hücresi

DanazolDienogestEndometriyoz+4
Yasemin Varol Gem
Manisa Celal Bayar University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Fare endometriyumundan geliştirilen organoidde implantasyon potansiyeli

Bu çalışmada fareden endometrial organoid oluşturulması, oluşturulan endometrial organoide blastokistlerin implantasyon potansiyelinin incelenmesi ve insan kökenli mezenkimal kök hücrelerin hem organoid oluşumu hemde implantasyon başarısındaki yerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla östrus dönemindeki 6-8 haftalık Balb-c dişi fareler kullanıldı. Eş zamanlı olarak östrus dönemindeki 3 adet dişi farelerden embriyonik 3,5. günde toplanan blastokistler çalışma gruplarına göre eklenerek kültüre edildi. Çalışma grupları; proliferasyon evresindeki endometrial organoid kültürü (grup 1), proliferasyon evresindeki endometrial organoid + iMKH ile 48 saat indirekt ko-kültürü (grup 2), sekresyon evresindeki endometrial organoid kültürü (grup 3a), sekresyon evresindeki endometrial organoid +blaskosit kültürü (grup 3b), sekresyon evresindeki endometrial organoid + iMKH 48 saat indirekt ko-kültürü (grup 4a) ve sekresyon evresindeki endometrial organoid + iMKH 48 saat indirekt ko-kültürü+ blastokist kültürü (grup 4b) şeklinde oluşturuldu. Çalışma sonrasında model histokimyasal analiz için hematoksilen-eozin boyaması ile immunohistokimyasal analiz için LIFR, pan-sitokeratin, müsin 1, MMP9 ve CD146 dağılımları image j analiz yöntemi ile değerlendirildi. Çalışma gruplarına göre Hematoksilen-Eozin ile boyanmasında bez ve epitel yapıları açıkça görüldü. Yapılan indirekt immunohistokimya boyamasında çalışma gruplarına göre incelenen protein immünoreaktivitelerinin normal endometriyum dokusunu yansıtacak düzeyde farklılıkların olduğu görüldü.Çalışmada uygulanan protokol ve kullanılan faktörler ile proliferasyon-sekretuar dönemdeki, iMKH ve blastokist ilave edilen gruplardaki farklılıkların anlamlı olmasıyla in vitro endometrial organoid modelin oluşturulabildiği sonucuna varıldı.

EndometriyumFarelerKısırlık+1
Sema Gencür
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Endometrium kanserlerinde P53, PTEM ve mikrosatellitesinin hastalığın prognuzu üzerine etkisinin incelenmesi

Endometrium kanserlerinde PTEN, p53 ve mikrosatellit instabilitesi' in hastalığın prognozu üzerindeki etkisinin incelenmesi AMAÇ: Endometrium kanserinin yönetiminde son zamanlarda histo-patolojik faktörlere moleküler analizler eklenerek prognoz hakkında daha doğru bilgiler edinilmeye başlanmıştır. 2013'te Genom Atlas Pro-jesinde endometrium kanser 4 alt grupta toplanmıştır. Bunlar i) POLE ultra-mutant, (ii) MSI hipermutated, (iii) copy-number low ve (iv) copy-number high olarak sınıflandırılmıştır. Biz de bu çalışmada tümör doku-sunda PTEN, p53 ve mikrosatellit instabilitesi' inin endometrium kanse-rindeki bilinen prognostik faktörler ve sağ kalım arasındaki ilişkiyi incele-dik. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2016- Aralık 2019 yılları arasında Ce-lal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Do-ğum Anabilim Dalı onkoloji polikliniğindeki endometrium kanseri olgula-rının retrospektif dosya taraması yapılarak çalışma için 50 hasta belir-lenmiştir. Bu hastalara ait formalinle fikse parafin bloklardan pozitif yüklü elektrostatik lamlara 4 mikronluk kesitler alınarak 58°C'lik etüvde 4 saat bekletilmiştir. Her olguya ait lam barkodları hazırlanan kesitlere yapıştı-rılarak tam otomatik immunohistokimyasal boyama cihazına (Bench-mark Ultra automated IHC/ISH slide staining system, Ventana Medical Systems) yerleştirilmiştir. İmmünohistokimyasal boyama için cihaz ile uyumlu Ultraview Universal DAB Detection Kit ve EZ prep, Reaction Buffer Concentrate solüsyonları, Endogenous Biotin Blocking Kit, He-matoksilen ve Blue Reagent kullanılmıştır. Tüm bloklara PTEN, p53 ve mikrosatellit instabilite markerları (MLH1, MSH2, MSH6 ve PMS2) ve ilgili immunohistokimyasal boyaları uygulanmıştır. Tüm değerlendirme-ler standart ışık mikroskobunda yapılmıştır. PTEN (sitoplazmik bo-yanma) ve p53 (nükleer boyanma) için tümör hücrelerindeki boyanma yüzdesi skorlanmıştır. Mikrosatellit markerler olan MLH1, MSH2, MSH6 ve PMS2 için tümör hücrelerinde nükleer boyanma olup olmaması değerlendirilmiştir. Markerlardan biriyle hiç boyanma olmaması kayıp olarak kabul edilmiştir. Dört markerden hiçbirinde kayıp yoksa mikrosa-tellit stabil, birinde kayıp varsa düşük mikrosatellit instabil ve iki ve daha fazlasında kayıp varsa yüksek mikrosatellit instabil olarak kabul edilmiş-tir. BULGULAR: Çalışmamızda histolojik tiplere göre değerlendirildi-ğinde 43 (%86) hastanın endometrioid tip, 3 (%6) hastanın seröz ve 4 (%8) hastanın mikst tip olduğu tespit edilmiştir. Endometrioid tip olan hastaların arasında ise; grade 1 olan 15 (%30) hasta iken grade 2 olan 23(%46) hasta ve grade 3 olan 10 (%20) hasta bulunmaktadır. Histopa-tolojik değerlendirmede olguların 27 (%54) hastada myometrial invaz-yon, 13(%26) hastada servikal tutulum olduğu belirlenmiştir. Çalışma-mızdaki 10 (%20) hastada ise pelvik lenf nodu ya da pelvik-paraaortik lenf nodu tutulumu olduğu tespit edilmiştir. Bu hastalar arasından 6 has-tada pelvik lenf nodu, 1 hasta paraaortik lenf nodu ve 3 hasta hem pelvik hem de paraaortik lenf nodu tutulumu mevcuttur. 2 (4%) hastanın batın sitolojisi ise malign özelliktedir ve 12 (%24) hastada ise lenfovasküler tutulum olduğu görülmüştür. Adjuvan tedaviler değerlendirildiğinde 31 (%62) hastada, olguya adjuvan tedavi verilmiştir. Bu hastalar arasında 20 hasta radyoterapi, 12 (%60) hasta external, 8 (%40) hasta brakiterapi almıştır. Bu olguların arasında 11 (%22) hastaya kemoterapi ve radyo-terapi uygulanmıştır. Çalışmamızda hastaların %54'ünün p53 ve %28'in PTEN ile boyandığı, %30'unun ise MSI kayıp olduğu saptanmıştır. PTEN ile boyanan hastaların %2'sinin güçlü boyanma, %8'sinin orta ve %18'sinin zayıf boyandığını; p53 ile boyanan hastaların ise %8'i güçlü, %10'nun orta ve %36'sının zayıf boyandığı görülmüştür. MSI kayıpla-rına bakıldığında ise %28'sinin MLH1PMS2 ve %2'sinin ise kaybı ol-duğu görülmüştür SONUÇ: Endometrium kanserinde immunohistokimyasal değerlen-dirme sonucu PTEN ile hastalığın evresi, lenf nodu ve servikal alan tu-tulumu arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. MSI ile hastalığın evresi ara-sında anlamlı ilişki bulunmuştur. P53'ün prognostik faktörler ile anlamlı ilişki saptanmamıştır. Ancak kötü prognostik belirteçlerinde diğer çalışılan immünohistokimyasal belirteçlere göre daha yüksek oranda ol-duğu görülmüştür.. Çalışmamızda hastalığın nüks ve sağ kalım ara-sında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Anahtar sözcükler: endometrium kanseri, p53, PTEN, Mikrosatellit ins-tabilites

Endometrial neoplazmlarEndometriyumGenler-P53+2
Mutlu Öğüt
Manisa Celal Bayar University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tekrarlayan implantasyon başarısızlığında endometrial hasarlanmanın endometriumdaki etkileri

Amaç: Tekrarlayan implantasyon başarısızlığı (TİB) olan hastalarda IVF'in başarısı endometrium ile blastokistin uyumlu gelişimine bağlıdır. TİB'in sebepleri arasında, embriyo ve endometrium ile bağlantılı problemler olduğu ileri sürülmektedir. TİB olan kadınlarda iyi kalitede embriyo transferi yapılmasına rağmen gebeliğin oluşmaması sebebiyle endometrial faktörlerin değerlendirilmesi görüşü ön plana çıkmaktadır. Endometrium 'implantasyon penceresi' olarak adlandırılan zaman dilimi içinde embriyoyu kabul eder. Endometriumdan pipel yardımı ile biyopsi alınmasıyla yaratılan endometrial hasarlamanın endometrial reseptiviteyi arttırdığına yönelik birçok çalışma yayınlanmasına rağmen endometrial hasarlanmanın hangi mekanizma ile bunu yaptığı net olarak bilinmemektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda TİB tanısı konulmuş 19 hastaya, menstrüel siklusun 19-21. günleri arasında tanısal histeroskopi ile endometriumun yapısal ve histolojik patolojisi olmadığı saptandı ve alınan materyal endometrial reseptivite belirteçlerinden LIF, integrin αvβ3, östrojen alpha reseptörü için immunohistokimyasal değerlendirmeye, pinopod oluşumları açısından elektron mikroskopisi değerlendirmesine alındı. Aynı hasta grubunda takip eden bir sonraki siklusta yine 19-21. günler arasında tedaviye yanıt araştırması için yapılan endometrial örnekleme materyalleri de endometrial reseptivite belirteçleri için değerlendirildi. Herhangi bir endometrial patolojisi olmayan tedavisiz gebe kalabilmiş kadınlardan oluşan endometrial reseptivite referans grubunun sonuçları alınarak karşılaştırma yapıldı. Bulgular ve Sonuç: TİB tanılı hastaların hasarlandırma öncesinde endometriumlarında fertil kadınlardan farklı saptanan ultrastrüktüel bulguların hasarlandırma sonrasında fertil kadınların endometirumuna benzeyen özelliklere dönüştüğü saptandı. İmmunohistokimyasal olarak LIF düzeylerinin hasarlandırma ile arttığı, Östrojen alpha reseptörünün ve İntegrin αvβ3 düzeylerinin hasarlandırma ile anlamlı farklılık oluşturmadığı saptandı.

Embriyo implantasyonuEndometriyumFertilizasyon+3
Ömer Faruk Geçkil
Çukurova University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

PKOS modeli oluşturulmuş sıçanlarda adjuvanların endometrial reseptivite ve infertilite üzerine etkileri

AMAÇ: Biz bu çalışma ile antioksidan etkisi olan quercetinin, insülin direncini azaltmada etkileri gösterilen irisinin, kısırlık tedavisinde adjuvan olarak ümit vaad eden büyüme hormonunun Polikistik over sendromu oluşturulmuş sıçanlarda endometrial reseptiviteye ve oosit maturasyonuna olan etkisini araştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: 4 haftalık dişi Wistar Albino sıçanlar kullanılarak kontrol, PKOS, PKOS + Etanol, PKOS + Quercetin, PKOS + İrisin ve PKOS + Growth Hormon olmak üzere altı grup oluşturuldu. PKOS modeli oluşturmak için 1mg/kg letrozol kullanıldı. Tedavi sonunda alınan serum örnekleri ile biyokimyasal inceleme, uterin ve ovaryum dokularıyla histolojik ve immünohistokimyasal değerlendirme yapıldı. Bu amaçla endometrial reseptivite için αvβ3 integrin, LIF Muc-1, EGF, oosit maturasyonu için GDF 9 ve BMP 15 antikorlarının dağılımına bakıldı. BULGULAR: Tedavi gruplarında graff foliküllerin varlığı ayrıca korpus luteum ve korpus albikans görülmesi, GDF 9 ve BMP 15 immunreaktivitesi incelendiğinde ise tüm foliküllerde pozitif olduğunun görülmesi, PKOS'daki over morfolojisinin düzeldiğini ve immünohistokimyasal sonuçları destekler nitelikte olduğunu gösterdi. Tedavi gruplarında PKOS endometriumuna kıyasla αvβ3 integrin, LIF ve EGF immunreaktivitesinde istatistiksel anlamlı fark saptandı (p<0,05). Muc-1'de ise PKOS ve tedavi grupları karşılaştırıldığında anlamlı olabilecek istatistiksel fark saptanmadı (p>0,05). SONUÇ: Quercetin, İrisin, Growth Hormon'nun endometriyal reseptiviteye, over morfolojisine, ovulasyona anlamlı faydası olduğu gösterilmiştir. Quercetin, İrisin ve Growth Hormon, PKOS tedavisinde klasik tedavilere destek olarak umut vaat edici ajanlar olabilir.

Büyüme hormonuDuyarlılıkEndometriyum+6
Özlem Oruç
Manisa Celal Bayar University
2022
00

İlgili konular