Global warming
92 theses under this subject heading
Küresel ısınmanın Türkiye'de tarım sektörü üzerine etkisi: Bir ARDL modeli uygulaması
Atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun artması ile yer küre ve denizlerde meydana gelen sıcaklık artışlarına küresel ısınma denilmektedir. Küresel ısınma sonucunda ortaya çıkan iklim değişikliği tarım sektörünü olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmada, 1985-2016 zaman periyodunda küresel ısınmanın Türkiye'de tarım sektörü üzerine etkilerinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Bu amaçla, tarımsal GSYH, buğday üretimi, mısır üretimi, çeltik üretimi değişkenlerinin her biri ile ortalama sıcaklık, toplam yağış, toplam karbondioksit miktarı arasındaki ilişki ARDL modeli ile yıllık veri seti kullanılarak tahmin edilmiştir. Elde edilen tahmin sonuçlarına göre, tarımsal GSYH ile karbondioksit ve yağış miktarı arasında negatif bir ilişki vardır. Sıcaklık ile tarımsal GSYH arasında negatif bir ilişki bulunamamıştır. Buna karşın, iklim değişikliğinin genel etkisi negatif yöndedir. Yapılan analizlerde çeltik üretimi ile sıcaklık ve yağış değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamazken, karbondioksit miktarının çeltik üretimi üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığı ortaya çıkmıştır. Mısır üretimi ile iklim değişikliği ilişkisi incelendiğinde ise kısa dönemde yağış ve karbondioksit miktarının üretimi negatif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Buna karşın uzun dönemde mısır üretimi ile iklim değişikliği arasında anlamlı bir sonuç bulunamamıştır. Buğday üretimi ile sıcaklık, yağış ve karbondioksit değişkenleri arasında ise bir eşbütünleşme ilişkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Küresel Isınma, İklim Değişikliği, Tarım Sektörü, ARDL.
Küresel iklim değişikliğinde tarım ve bir çözüm önerisi olarak modern tarım uygulamaları
Küresel iklim değişikliğinin tek sorunlusu insan değildir. Fakat en büyük sorumluluk insanındır. Çevre, yüzyıllar boyunca olumsuz etkiye maruz kalmıştır. Bu etki Sanayi Devrimi öncesi doğal nitelikteyken Sanayi Devrimi sonrası yapay nitelik kazanmıştır. Sanayi Devrimi ve çeşitli insan faaliyetleriyle hız kazanan olumsuz çevresel etkiler, küresel boyutta felaketlere neden olmuştur. Sebep olduğu küresel iklim değişikliğinin farkına varan insanlık, uluslararası düzeyde çözümler üretmeye ve önlemler almaya çalışmıştır. Küresel iklim değişikliği birçok alanı olumsuz etkilemektedir. Fakat bu alanlar arasında tarımın yeri ayrıca önemlidir. Çünkü tarım ile küresel iklim değişikliği arasında karşılıklı bir ilişki vardır. Küresel iklim değişikliği sonucunda meydana gelen kuraklık, yağış farklılığı, iklim kayması gibi olumsuz sonuçlar doğrudan tarımsal üretimi etkilemektedir. Buna karşılık tarımsal üretimdeki çevreye zararlı girdiler, sera gazı salınımı, verimsiz doğal kaynak kullanımı gibi hususlar küresel iklim değişikliğine negatif etki etmektedir. Ayrıca tarım; gıda güvencesi kapsamında da ayrıca önemlidir. Küresel iklim değişikliğiyle tarım arasındaki karşılıklı ilişki göz önünde bulundurulduğunda iklim değişikliğine uyumlu tarımsal üretimin önemi anlaşılmaktadır. Bunu sağlamak için modern tarım uygulamalarının tarımsal üretimde kullanılması gerekmektedir. Bu gelişmeler doğrultusunda çalışmanın amacı küresel iklim değişikliği ve uluslararası düzeyde alınan önlemlerin neler olduğunu tartışmaktır. Sonrasında küresel iklim değişikliğiyle tarım arasındaki ilişkinin ne olduğunu ortaya koymaktır. Son olarak küresel iklim değişikliğine uyum kapsamında modern tarım uygulamalarını ele almaktır. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak iklim değişikliğiyle ilgili literatür taraması yapılmıştır. Ardından küresel iklim değişikliği ve tarım kapsamında literatür taraması ve uzman kişilerin birikimlerine başvurulmuştur. Son olarak iklim değişikliğine uyumlu modern tarım uygulamalarını konu alan çalışmalar ve literatür taranmış ve çalışma kapsamında uygun bulunan tarımsal uygulamalar saptanmıştır. Toplanan veriler sonucunda iklim değişikliğine uygun modern tarımsal uygulamalara çalışma içerisinde yer verilmiştir. Sonuç olarak küresel iklim değişikliği çevresel bir felakettir ve tüm canlı yaşamını etkilemektedir. Tarım, küresel iklim değişikliği kapsamında önemli bir konumdadır. Tarım iklime bağımlı olduğu için iklim değişikliğinden doğrudan etkilenir. Fakat tarım küresel iklim değişikliğine neden olan unsurlar arasında da yer almaktadır. Tarımda kullanılan çevreye zararlı girdiler ve tarım kaynaklı sera gazı salınımları iklim değişikliğini hızlandırmaktadır. Dolayısıyla küresel iklim değişikliğine uyum kapsamında tarımın rolü önemlidir. Fakat daha çevreci tarımsal üretim yapabilmek için modern ve yeşil tarımsal üretim uygulamalarının hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Çorum il özel idaresi asfalt plent tesisi karbon ayak izi hesaplanması
Bu çalışma, insan faaliyetlerinin çevresel etkilerini ölçmede kullanılan karbon ayak izi kavramını incelemektedir. Bu çalışma kapsamında, küresel ısınma ve iklim değişikliği, sera gazları, Türkiye'nin sera gazı emisyonları, sektörel bazda iklim değişikliği, karbon ayak izinin tanımı, karbon ayak izinin hesaplanma yöntemleri, temel bileşenleri ve azaltılmasına yönelik stratejiler ele alınmıştır. Ülkemizde ve dünyadaki karbon ayak izi karşılaştırmaları yapılmış olup sektörlere olan etkileri, asfalt plent tesisi, asfalt bitüm çeşitleri ve üretim süreçleri incelenmiştir. Ek olarak literatürdeki karbon ayak izi ile ilgili yapılmış çalışmalar ile diğer sektörlerde hesaplanan karbon ayak izi verileri belirtilmiştir. Bu çalışma ekseninde Çorum İl Özel İdare Asfalt Plent tesisi ele alınmış ve tesise ait son 3 yılın karbon ayak izi hesaplamaları gerçekleştirilmiştir. Karbon ayak izi hesaplamaları dört başlıkta (elektrik doğalgaz su ve ulaşım) incelenmiş olup gerekli veriler kurum yetkililerinden alınmıştır. 2023 yılı için ulaşım kaynaklı 0,2662 Gg CO2, elektrik kaynaklı 0,107 Gg CO2, doğalgaz kaynaklı 0,517 Gg CO2 ve su kaynaklı 0,000012 Gg CO2 olarak hesaplanmıştır. 2022 yılı için ulaşım kaynaklı 0,1525 Gg CO2, elektrik kaynaklı 0,006 Gg CO2, doğalgaz kaynaklı 0,348 Gg CO2 ve su kaynaklı 0,000008 Gg CO2 olarak hesaplanmış olup 2021 yılı için ise ulaşım kaynaklı 0,2045 Gg CO2, elektrik kaynaklı 0,089 Gg CO2, doğalgaz kaynaklı 0,319 Gg CO2 ve su kaynaklı 0,0000096 Gg CO2 olarak hesaplanmıştır. Hesaplanan veriler ile hesaplanan veriler literatürdeki veriler ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca karbon ayak izinin ulaşım, elektrik, doğalgaz ve su kaynaklı azaltılması ile ilgili tespitler ve öneriler belirtilmiştir.
Küresel ısınmanın sektörler bazında oluşturduğu risk sendromları ve çözüm yolları: Kuşadası bölgesi yiyecek içecek işletmelerinde bir uygulama
Sanayi, tarım ve hizmet sektörlerinde üretimden tüketime kadar olan süreçte kullanılan yöntemler ve bu süreçte ortaya çıkan sera gazları, dünyanın daha fazla ısınmasına, aşırı hava olaylarına sebep olmuştur. Küresel ısınma olarak adlandırılan bu sorun, dünyanın geleceğini tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Bilim ve teknolojideki gelişmeler, dünyanın küresel tek pazara dönüşmesi, başta enerji olmak üzere hammadde ihtiyacına olan talep yoğunluğu ve artan nüfus hem doğal kaynakların hızla yok edilmesine hem de, bu süreçte ortaya çıkan sera gazlarının etkisiyle iklimin doğal döngüsü dışında değişmesine yol açmıştır. Aşırı hava olaylarının görülme sıklığı da, tarımsal alanlardan turizme kadar tüm canlıların yaşamını olumsuz etkilemeye başlamıştır. Bu çalışmada, küresel ısınmanın kavramsal çerçevesi; tarihsel gelişimi, yürütülen önleyici çalışmalar ve gelecekteki muhtemel beklentileri ile açıklanmıştır. Tarım, sanayi ve hizmet sektöründeki gelişmeler ve riskler küresel ısınma boyutunda incelenmiştir. Önleyici tedbirlerin yanında, muhtemel çözümler ortaya konulmuştur. Tüketime yönelik olması, katı ve sıvı atıkların yoğun olarak görülmesi, sunduğu hizmetlerin tedarik boyutunda tarım, sanayi ve hizmet sektörleri ile ilişkili olması ve toplumlardaki bireylerin tamamına yakınının uğrak yerleri arasında yer alması sebebiyle yiyecek içecek işletmeleri uygulama alanı olarak incelenmiştir.
Çağdaş seramik formlarda insan kaynaklı doğa tahribatı
Sanat, sanatçının yaşadığı dönemin kültürü, inancını, felsefi ve siyasi düşünce yapısını, toplumsal ve çevresel koşullarını yansıtan bir aynadır. Sanatçılar ise duygu ve düşüncelerini duygusal ve estetik deneyimlerle eleştirel ya da destekleyici bir şekilde ifade eden özel yeteneklere sahip bireylerdir. Bu kapsamda sanat, birçok olayda olduğu gibi doğa-insan ilişkisinin ifade edilmesinde önemli bir araçtır. Özellikle son yıllarda çevre ve ekoloji temalarına odaklanan çağdaş sanatçılar doğa-insan ilişkisinde doğal kaynakların sürdürülebilirliği, çevre kirliliği, doğa tahribatı gibi konuları gündeme getirerek toplumsal farkındalığı artırmayı istemişlerdir. Bu tez çalışmasında da tarihsel açıdan insan ve doğa ilişkisinin sanatsal yansımalarına değinildikten sonra çağdaş sanatta ve seramik sanatında doğa ilişkisi literatüre göre açıklanmıştır. Eski çağlarda doğayı anlamaya çalışan insanlar, bir yandan ondan yararlanmışlar diğer yandan üstesinden gelemedikleri olağanüstü güçlere karşı da ona saygı duymayı öğrenmişlerdir. Tarım ve endüstriyel gelişmelerle birlikte doğadan daha fazla faydalanma arzusu, doğanın yağmalanmasına neden olmuştur. 20, yüzyıldan itibaren çevre sorunlarıyla mücadele edilmesi gereken bir döneme girilmiş olması tüm insanlar gibi sanatçıların da doğaya bakış açılarını değiştirmiştir. Kimi zaman sanatında doğayı içselleştiren sanatçılar kimi zaman tüketim kültürünün esiri olmuşlardır. Son yıllarda ise çevre felaketlerinin üst üste gelişmesi sanatçılara da eserlerinde doğa ve çevre bilincinin oluşturulmasında bir sorumluluk yüklemiştir. Sonuç olarak, üretilen sanat eserleriyle insan ve doğa ilişkisinde insanın çevreye karşı duyarsızlığının gelecekte tamiri mümkün olmayan sonuçlara yol açabileceği gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Atık, Doğa, Ekoloji, Sanat, İnsan
Kısıtlı su olanaklarının keçilerde sıcaklık düzenleme mekanizması (termoregülasyon) ve davranış üzerine etkileri
Araştırma, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliği Süt Keçiciliği tesislerinde toplam 20 baş Balcalı genotipinden dişi çepiç üzerinde yürütülmüştür. Bu amaçla Haziran ayında 20 baş Balcalı çepiç canlı ağırlık ortalamaları eşit olacak şekilde seçilerek sıcaklık zorlanımının maksimum düzeyde olduğu Temmuz ayında araştırma başlatılmıştır. Denemeye 30 gün boyunca devam edilmiştir. Seçilen 5 baş çepiç kontrol grubunu diğer 15 baş çepiç ise muamele grubunu oluşturmuştur. Kontrol grubu çepiçler normal besleme ve manejman düzeninde devam ederken muamele gruplarına normal rasyona ilaveten tüketilen kuru madde oranı dikkate alınarak değişen miktarlarda su verilmiştir. Buna bağlı olarak muamele gruplarına günlük 2 lt., 3 lt. ve 4 lt. su verilerek yem tüketimi, fizyolojik adaptasyon ve biyokimyasal kan parametreleri ile beslenme ve su tüketimi davranışları takip edilmiştir. Ayrıca canlı ağırlıkları da takip edilerek su kısıtlamasının etkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır.Elde edilen bulgular ve analiz sonuçları incelendiğinde kısıtlı su uygulamasının muamele grupları arasında istatistiki olarak önemli farklılıklara neden olduğu tespit edilmiştir. Hayvanların tükettiği su miktarı azaldıkça yem tüketimi ve canlı ağırlıkta gerileme meydana gelmektedir (p<0.01). Hayvanların rektal ve deri sıcaklıklarında yükselme meydana gelirken, solunum sayısı ve nabız hızında azalma tespit edilmiştir (p<0.01). Su miktarındaki azalmayla birlikte kan glukoz, kolesterol, üre, kreatinin, sodyum ve ADH düzeylerinde artış meydana gelirken, kan potasyum seviyesinde azalma olduğu tespit edilmiştir (p<0.01). Hayvanların ruminasyon ve yürüme davranışında kısıtlı su uygulamasıyla birlikte düşüş yaşanırken; ayakta durma ve dinlenme davranışlarında hem frekans hem süre olarak artış gözlemlenmiştir (p<0.01).
Küresel iklim değişikliği çerçevesinde Doğu Akdeniz Bölgesi ekosistem hizmetlerinin karbon temelli modellenmesi
Bu çalışmada, Türkiye Doğu Akdeniz Havzası'nda yer alan araştırma alanında karbon depolama ve karbon tutulumu süreci "Ekosistem Hizmetleri (ES)" çerçevesinde modellenmiştir. Karasal karbon depolama ve karbon tutulum hizmetine yönelik birim alanda; (i) toprak üstü biyokütle karbonu, (ii) toprak altı biyokütle karbonu, (iii) toprak karbonu ve (iv) döküntü karbonu dinamikleri Uzaktan Algılama (UA) ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) yardımı ile haritalanmıştır. Karbon tutulumunun belirlenmesi sürecinde geçmiş (1990-2003) ve güncel (2014) arazi örtüsüne ait mevcut eğilimler dikkate alınarak gelecek arazi örtüsü (2025-2055) tahmin edilmiştir. ES hiyerarşisinde iklim düzenleme hizmeti kapsamında değerlendirilen karbon depolama ve tutulumunun ekonomik değerini belirlemek amacı ile Regional Integrated Model of Climate and Economy (RICE) modelinden yararlanılarak, antropojen etki ile atmosfere salınan bir ton CO2 salınımın sosyal maliyeti ülkemize yönelik modellenmiştir. Araştırmanın son aşamasında araştırma alanına ait karbon depolama havuzları/yutakları, güncel-gelecek arazi örtüsü dinamikleri ve karbonun sosyal maliyeti (SCC) bileşenlerine ait sonuçlar Integrated Valuation of Ecosystem Services and Tradeoffs (InVEST) yaklaşımı aracılığı ile modellenmiştir. Anahtar kelimeler:Ekosistem hizmetleri, Karbon depolama, Karbon tutulumu, Karbonun Sosyal Maliyeti (SCC), InVEST
İklim değişikliğinin Türkiye'de sigorta sektörü üzerine etkilerinin incelenmesi
İklim değişikliği, gezegendeki en büyük yaşamsal tehditlerden biri olmak ile beraber gerekli önlemlerin alınmaması halinde ekonomik sistem üzerinde de olumsuz etkiler yaratacağı aşikardır. İklim değişikliği gün geçtikçe etkisini arttırmakta ve büyük mali kayıplara sebep olmaktadır. Sigorta sektörü, iklim değişikliği sonuçlarından en çok etkilenen sektörlerin başında gelmektedir. Sigorta şirketlerinin hasar olması durumunda katlanmaları gereken maliyeti azaltmaları için araştırma, anlama, risk analizi ve risk yönetimlerine önem vermeleri gerekmektedir. İklim değişikliği sektör için bir risk olması ile birlikte yeni fırsatlarda yaratmaktadır. İklim değişikliğinin ortaya çıkardığı etkileri en aza indirmeye yönelik çalışmaların yapılması, farkındalık oluşturulması günümüzde zorunluluk haline gelmiştir. İklim değişikliği sebebi ile meydana gelen hava olaylarının şiddet etkileri; yıllık ortalama sıcaklık, yıllık toplam yağış miktarı ve ekstrem olay sayısı olarak sayılabilir. Bu çalışmada, iklim değişikliğinin kaza branşı, hastalık/ sağlık branşı, nakliyat branşı, tarım branşı ve yangın sigorta branşlarında ödenen tazminatlara etkisi incelenmiştir. 1990 – 2021 yılları arası beş branşta ödenen hasar tazminatları ve meteorolojik veriler standart birim kök testleri, yapısal kırılma analizleri ile sınanmış ve ARDL eşbütünleşme testi ile aralarındaki ilişki tespit edilmiştir. Değişkenler arasında anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler; İklim Değişikliği, Küresel Isınma, Sigorta, Parametrik Sigorta
Küresel ısınmayla mücadelede yeşil vergiler: Seçilmiş ülkeler ve Türkiye değerlendirmesi
Araştırmada, küresel ısınmanın ve küresel ısınmayla müacadelede uygulanan yeşil vergilerin teorik temelleri üzerinde durularak yeşil vergileri uygulayan seçilmiş ülkelerden örnekler ile Türkiye' deki mevcut uygulamalar incelenecek. Genel bir karşılaştırma yapılacaktır.
Fen bilgisi öğretmen adaylarının küresel ısınma hakkında bilgi ve tutum düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmada Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümünde okuyan öğrencilerin küresel ısınma hakkında tutum ve bilgi düzeyleri, bunların hangi değişkenlere göre farklılık gösterdiği ve aralarındaki ilişkinin araştırılması hedeflenmektedir. Tarama modelinin kullanıldığı bu araştırmada veriler 2018-2019 ve 2019-2020 eğitim öğretim yıllarında toplanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Kırşehir ili Ahi Evran Üniversitesi fen bilgisi öğretmenliği 1,2,3 ve 4. sınıflarda okuyan 110 öğrenci ve Ankara ili Hacettepe Üniversitesi fen bilgisi öğretmenliği 1,2,3 ve 4.sınıflarda okuyan 150 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, literatürden alınan Küresel Isınma Bilgi Testi ve Küresel Isınma Tutum Ölçeği olarak Likert tipi 5 dereceli iki farklı veri toplama aracı ile toplanmıştır. Toplanan nicel veriler SPSS istatistik paket programıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucuna göre öğrencilerin küresel ısınma tutum düzeyleri ile bilgi düzeyleri arasında zayıf düzeyde ve pozitif yönde ilişki bulunmuştur. Öğretmen adaylarının bilgi düzeyleri ve tutumlarının cinsiyet ve sınıf düzeyine bağlı olarak anlamlı şekilde farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Öğretmen adaylarının küresel ısınma konusundaki bilgi düzeylerinin cinsiyete bağlı olarak istatistiksel açıdan anlamlı şekilde farklılaştığı anlaşılmaktadır. Öğretmen adaylarının küresel ısınmaya yönelik tutumlarının üniversitelere göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklılaşmadığı görülmektedir. Fen Bilgisi öğretmen adaylarının küresel ısınma konularına çok daha fazla önem vermelerinin ve öğretmen adaylarının küresel ısınma konusuna yeterli bilgi ve donanıma sahip olabilmeleri için bu konuya lisans programlarında daha fazla yer ayırmalarının yerinde olacağı önerilmiştir.
Savaşların iklim değişikliğine etkisi: İkinci Dünya Savaşı örneği
Dünya var olmaya başladığı zamandan bu yana sürekli ısınma ve soğuma döngüsünü takip etmektedir. Bu döngü zaman zaman canlı yaşamına zarar verse de dünyada var olan düzenin bir parçası olarak devam etmiş canlılar da bu değişimlere ayak uydurmayı başarmıştır. Dünya üzerinde yaşanan bu soğuma ve ısınma döngüsü yüzyıllar içerisinde oluşmaktadır. Ancak günümüzde meydana gelen ve küresel ısıma olarak tanımladığımız bu durum beşerî etkenlerden kaynaklı olarak çok kısa bir zaman zarfında oluşmaktadır. Bu durum da var olan küresel ısınmanın dünyanın doğal döngüsünden kaynaklı olmadığını beşerî faktörlerle tehlikeli bir şekilde gerçekleştiğini göstermektedir. Beşerî faktörler arasında birçok sebepten en bilindik olanları aşırı sanayileşme ve fosil yakıtların kullanımıdır. Bu faktörler, sera gazlarının atmosferde oranını artırarak küresel ısınmaya ve ona bağlı olarak da iklim değişikliğine neden olmaktadır. Günümüzde sorgulanması gereken soru ise küresel ısınma sebepleri arasında savaşlar neden yeterince yer bulamamaktadır? Savaşlar hem sanayileşmenin artmasına hem fosil yakıtların kullanımda artışa sebep olduğu kadar kullanılan konvansiyonel, nükleer, kimyasal ve biyolojik silah teknolojisi, ordular, savaş araç ve gereçleri gibi birçok unsurun birleşimi hava, toprak ve denizleri kirletirken havaya çok miktarda zararlı ve sera etkisi yapabilecek gaz salınımı oluşturmaktadır. Savaşlar sadece o an var olan canlıların hayatlarını yok etmekle kalmamakta gelecek yaşamları da tehlikeye atmaktadır. Yapılmakta olan iklim anlaşmalarında sera gazı etkisini azaltma yöntemleri tartışılıp hayata geçirmek için birçok önlem düşünülürken, bu önlemlerin arasında savaşların ve savaş teknolojilerin engellenmesine yönelik herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. İki büyük dünya savaşı atlatan dünyamız kullanılan silah teknolojileri yüzünden büyük yaralar almıştır. Özellik İkinci Dünya Savaşı sırasında kullanılan birçok askeri araç, teçhizat, nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar havaya çok miktarda zararlı gaz salınımına neden olurken toprak ve denizlerin kirlenmesine neden olmuştur. Ayrıca bu savaş, savunma sanayilerinin artmasına neden olmuş ve silah üretiminin hız kazanmasına neden olarak büyük çevre felaketlerinin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu çalışmada ise yukarıda sözü edilen savaş teknolojilerinin iklim değişikliğine etkileri ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Küresel Isınma, Çevre, İklim Değişikliği, Savaş
Küresel ısınmaya bir çözüm olarak yeşil şehirler ve yeşil altyapı sistemleri: Kamu maliyesi açısından bir değerlendirme
Küresel ısınma ve iklim değişikliği günümüzde uluslararası boyutta karşılaşılan en önemli sorunlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Atmosferdeki karbondioksit miktarında ve sera gazının miktarında meydana gelen artışlar ve bu artışların yeryüzüne etkisi olarak adlandırılan küresel iklim değişikliği hem şimdiki hem de gelecek nesillere daha yaşanılır bir dünya bırakmak açısından çözümlenmesi gereken önemli bir konudur. Birçok ekonomik faaliyet iklim değişikliğinden etkilenmektedir. Özellikle kalkınma ve ekonomiyi olumsuz yönde etkilemekte olan bu küresel problem ülkelerin iş birliği ile önlenmesi mecburi bir sorun olarak görülmektedir. Ülkeler gerek ulusal politikalarla gerekse uluslararası iş birlikleri ile yaşanan bu sorunun çözümü için ortak bir paydada buluşmaktadır. Uluslararası çalışmalarda önemli bir yere sahip olan iklim değişikliğini önleme konusunda IPCC ile başlayan süreçle birlikte birçok anlaşma imzalanmıştır. İmzalanan anlaşmaların içeriği genel olarak devletlerin bu küresel krizle mücadele için uygulaması gereken mali politikalardan oluşmaktadır. Küresel ısınmanın önlenmesi için uluslararası kuruluşların da oluşturulması ve bu konuda çalışmalar yapmasıyla devletlerin mali politikaları içinde iklim değişikliği sorununu önlemeye yarayan yeşil politikalar uygulanmaya başlanmıştır. Küresel ısınmayla mücadelede öne çıkan çevresel ve temiz politikalar, uygulanan politikalar arasında en önemli konumdadır. Sanayinin ve sanayi faaliyetlerinin atmosferdeki kirli gaz oranlarını yükseltmesi sonucunda, özellikle sanayi faaliyetlerinden ortaya çıkan kirlenmelerin önlenmesi için yeşil ve çevresel politikalara başvurulmaktadır. Çevre vergilerinin uygulanmaya başlanması ve piyasa ekonomisi çözümlerinin küresel ısınmayla mücadelede kullanılmasıyla birlikte yeşil politikaların yaygınlaşması kolaylaşmıştır. Özellikle günümüzde kullanımı hızla yayılan yeşil şehir ve yeşil altyapı politikaları sayesinde yaşanan küresel iklim krizine çözümler bulunmaya başlanmıştır. Bu çalışma ile küresel ısınma ve iklim değişikliğinin önlenmesi amacıyla ülkelerde uygulanan mali politikalar ele alınarak mevcut politikalar değerlendirilirken, mevcut politikalara ek olarak neler yapılabileceği irdelenmiştir. Ülkelerin küresel ısınmayla mücadelede uyguladıkları mali politikalar incelenmiş, yeni yeşil düzen olarak adlandırılan ve iklim değişikliği sürecinde ülkelerde uygulamaya konulan yeşil politikalar ele alınmıştır. Küresel ısınmaya neden olan, çevre ve hava kirliliğinin önlenmesi için en önemli araçlardan yeşil vergi ve çevre vergileri detaylı bir biçimde açıklanarak küresel ısınmanın önlenmesi amacıyla ülkelerin uyguladıkları çeşitli vergiler incelenmiştir ve ülkelerin uyguladıkları karbon ve emisyon vergi miktarları ayrıca ele alınmıştır. Küresel ısınmayla mücadelede devletin üstlenmesi gereken sorumluluklar ve politikaların önemine vurgu yapılmıştır. Çalışma kapsamında yeni yeşil düzenin ortaya çıkardığı yeşil şehir ve yeşil altyapı sistemlerinin iklim değişikliğinin önlenmesindeki önemi ortaya konularak ülkelerin bu yeni sistem için sağladığı teşvikler ve yardımlar şehirler aracılığıyla örneklendirilmiştir. Yeşil altyapı ve sürdürülebilir altyapı kavramının ilişkisi, bahsedilen kavramların küresel ısınmayla mücadeledeki önemi ortaya konulmuş, mevcut yeşil altyapı çalışmaları örneklendirilmiştir. Çalışmada genel olarak gelişmiş ülkelerin uygulama örneklerinden bahsedilmiş, bahsedilen ülkelerin harcama politikasında çevreye ayrılan harcamaları büyüklükleri esas alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Küresel ısınma, iklim değişimi, yeşil şehirler, yeşil altyapı, sürdürülebilir altyapı
Küresel ısınma kaynaklı iklim mülteciliğinin Türkiye'ye yönelik muhtemel hareketlerinin risk değerlendirmesi
Birbirinin tetikleyicisi olan küresel ısınma ve iklim değişikliği son yıllarda sıkça gündeme gelmeye başlamıştır. Küresel ısınma ve iklim değişikliği nedeniyle aşırı hava olaylarının sıklığının artması, deniz seviyesinin yükselmesi, ormansızlaşma, kuraklık ve çölleşme, su ve gıda güvenliği sorunları, kıtlık, tarımda toprağın verimsizleşmesi gibi çevresel, ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda çeşitli olumsuz etkiler ortaya çıkmıştır. Özellikle iklim değişikliği ve doğal afetler başta olmak üzere çevre sorunlarının sebep olacağı toplu göçler ile iklim mülteciliği konusu uluslararası alanda çözülmesi gereken başlıca sorunlardan biri olacaktır. Dünyada 2050 yılına kadar yaklaşık 50 ile 200 milyon arasında insanın iklim mültecisi olarak göç edeceği tahmin edilmektedir. Türkiye'ye ise 30 milyon insanın iklim değişikliği nedeniyle göç edeceği düşünülmektedir. Çalışma çerçevesinde gerçekleştirilen görüşmelerde küresel ısınma ve iklim değişikliğinin neden olduğu çevresel sorunlar ve doğal afetler neticesinde coğrafi konumu itibariyle göç yolları üzerinde bulunan Türkiye'nin iklim mültecileri ve toplu göçten orantısız bir şekilde etkileneceği kanısına varılmıştır. Araştırma sonunda iklim mültecilerinin Türkiye'ye muhtemel göç riskine karşı etkili politika ve strateji önerileri sunulmuştur.
İklim değişikliğinin tarihi yapılar üzerindeki etkisi
Bugünün dünyasında küresel ısınma ve iklim değişikliği tüm insanlığın ortak problemidir. İnsan nüfusunun artmasıyla birlikte artan tüketim; sera gazı emisyonlarını arttırarak ozon tabakasının incelmesine, küresel sıcaklık değerlerinin artmasına ve iklim değişikliğine neden olmaktadır. Birçok canlı organizma iklim değişikliğinden etkilenirken, tarihi yapılar da zarar görmektedir. Küresel ısınma ve iklim değişikliğini hızlandıran insan kaynaklı etkilerden biri de barajlar ve hidroelektrik santrallerdir. Gelişmiş ülkelerde yapımı durdurulan, gelişmekte olan ülkelerde ise hızla süren barajlar inşa edildikleri bölgelerin ikliminde değişikliğe neden olmaktadır. Baraj göllerinden salınan sera gazları da küresel ısınmayı hızlandırmaktadır. Baraj inşası ile birçok arkeolojik alan ve tarihi yapı sular altında kalırken, baraj gölü dışında kalan yapılar ise baraj gölünün etkisiyle hasarlar almaktadır. Bu tez hazırlanırken; barajların yapıldıkları bölgede bulunan tarihi yığma yapılara olan etkilerinin tespiti amaçlanmıştır. Bu doğrultuda; uzun süredir baraj gölü etkisindeki Halfeti ve yakın zamanda baraj gölü etkisinde olan Hasankeyf bölgelerinde barajın yığma tarihi yapılar üzerindeki etkisi incelenmiştir. Halfeti'de yapıların geçmişe ait bulunan fotoğrafları ile bugün çekilen fotoğrafları; Hasankeyf'te baraj suyu yükselmeden önce çekilen fotoğraflar ile kısa süre sonra çekilen fotoğraflar doğrultusunda tarihi yapılarda oluşan hasarların tespiti yapılmıştır. Tezin birinci bölümünde; problem tanımlanıp, tezin amacı, önemi ve yöntemi açıklanmış; literatür özeti verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde; küresel ısınma ve iklim değişikliği tanımı yapılıp, dünya ve Türkiye üzerindeki etkileri verilmiştir. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin tarihi yapılar üzerindeki etkileri dünyadan ve Türkiye'den örneklerle ifade edilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde; yığma taş yapı hasarları verilmiştir. Tezin dördüncü bölümünde; Halfeti ve Hasankeyf bölgelerinde bulunan tarihi yığma yapılar incelenerek, barajların yapılar üzerinde oluşturduğu hasarlar tespit edilmiştir. Tezin son bölümünde ise; tespit edilen hasarlar doğrultusunda; barajların tarihi yapılar üzerindeki etkilerinden bahsedilip, gelecekte yapılması planlanan baraj projeleri için öneri sunulmuştur.
Kırsal bölge ilköğretim 7.sınıf öğrencilerinin küresel ısınma ve iklim değişiklikleriyle ilgili algıları
Bu çalışmada kırsal bölge ilköğretim 7.sınıf öğrencilerinin yerel çevre sorunlarına ilişkin algıları ile küresel ısınma ve iklim değişiklikleriyle ilgili algıları araştırılmıştır.
The analysis of Donald Trump's decision to pull out the United States from the Paris Agreement
Global warming and climate change are one of the most important problems waiting for humanity. The Paris Agreement, which sets out the new path of international cooperation against global climate change, was adopted in December 2015 and entered into force in November 2016. Paris Agreement is an international agreement within the scope of the 1992 United Nations Framework Convention on Climate Change, which constitutes the general framework for cooperation against climate change, it is quite different from the studies carried out so far. The Paris Agreement, which is the product of the search to continue the international fight against climate change with a new method, created a new model of international cooperation based on national conditions. The Paris Agreement's recognition as a historic achievement is due to the purpose it has defined for efforts to combat climate change at the global level. The agreement derives its influence and power on political, economic and social actors from this purpose. However, the 45th President of the USA, Donald Trump, has shocked the whole world by declaring that his country will withdraw from the Paris Agreement. This situation created a big gap in the Paris Agreement, which is the turning point of the global fight against climate change, and slowed down the process. American foreign policy, unlike other states, has a very wide range of action. The active involvement of the US in almost all international issues has caused every step of such a power to be examined in the field of climate change. Trump's decision to withdraw from the Paris Agreement is an example of a decision completely independent of traditional foreign policy decision-making mechanisms for the US, where public opinion has come to the forefront. Therefore, focusing on what can be learned from the US not joining the 1997 Kyoto Protocol, the analysis of the potential reasons for the US withdrawal from the Paris Agreement has become very important. Because evaluating the participation of the US in multilateral environmental agreements in terms of policy analysis specific to the Paris Agreement sheds light on future agreements. The subject of this study is to analyse the decision of the USA to withdraw from the Paris Agreement within the Discipline of International Relations. In this context, general information about global warming and climate change is presented and the relationship between society and climate is explained. Along with the 21st century climate change policies of the USA, the reasons that led the USA to the decision to withdraw from the Paris agreement are presented. In this study, which aims to show the US decision-making dynamics on the Paris Agreement, it has been determined that Donald Trump's decision to withdraw the US from the Paris Agreement cannot be explained only with his leadership characteristics. According to this study, Donald Trump's decision to pull out the US from the Paris Agreement was mainly due to his personal values, public opinion, expectations from the Republican Party, pressure and interest groups, and the structure of the International System. Keywords: Climate Change, Climate and Society, USA, Paris Agreement, Trump
Türkiye'de iklim değişikliğinin yerel yönetimler üzerindeki etkisinin mekânsal veri analizi ile modellenmesi
Son yıllarda iklim değişikliği ve küresel ısınma dünya gündeminin ilk sıralarında yer alan konuların başında gelmektedir. Daha önceleri fark edilemeyen değişim küresel bir olguya dönüşerek gözle görülür bir hal almıştır. Yüzey sıcaklıkların küresel boyutta artış göstermesi ekosistemin dengesinin bozulmasına, deniz seviyesinin yükselmesine, kar ve buz örtüsünün eriyerek alanlarının daralmasına, salgın hastalıkların hızla artmasına doğrudan ve dolaylı olarak insanların sosyoekonomik yaşamını etkilemeye başlamıştır. Bu dönüşüm süreci gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun, ekonomiler üzerinde ciddi maliyetleri de beraberinde getirmiştir. Dünya ekonomisine farklı boyutta baskı uygulayan bu olgu son yıllarda ekonomileri uluslararası perspektiften ulusal boyuta hatta yerelden bölgesele yeni çevre politikaları oluşturmasına yönlendirmiştir. Çevre ile ilgili sorunların çözümünde yapılan çalışmalar genellikle merkezi hükümet kapsamında gerçekleştirilse de, yerel yönetimlerinde bu konuda önleyici faaliyetleri gerçekleştirmek üzere çevresel harcamaları söz konusu olmaktadır. Esasında birer tepki niteliğinde doğan ve şekillenen yeşil yerel yönetim akımları genellikle daha iyi bir yaşamın inancından hareket etmektedir. Çevre kirliliğinin önlenmesinde merkezi hükümet yanında yerel yönetimlerinde bazı görevleri üstlenmesi gerekmektedir. Türkiye çevre politikasının ana hedefi, sürdürülebilir kalkınma ile birlikte çevrenin korunması ve geliştirilmesi olarak belirlenmiştir. Bu politikanın ana ilkesi, doğal kaynakların yönetimi, insan sağlığı ve doğal dengenin korunması şartıyla sürdürülebilir bir kalkınmanın sağlanması ve gelecek nesiller için yaşanabilir doğal fiziksel ve sosyal bir çevrenin bırakılmasıdır. Bu bağlamda çalışmada yerel yönetimler tarafından gerçekleştirilen çevre harcamalarının ve tehlikeli madde bertarafına yönelik yaptıkları çalışmaların hava kalitesi üzerinde nasıl bir etki oluşturduğu konusunda mekânsal bir analiz yapılması hedeflenmiştir. Çalışmada 2009, 2014 ve 2019 yerel seçim dönemleri esas alınmış ve değişkenlerin mekânsal dağılımı LİSA istatistiği yardımıyla ortaya koyulmak istenmiştir. Çalışma 81 ili esas almaktadır. Ayrıca çalışmada mekânsal veri analizi ile değişkenlerin 2019 yılı için hava kalitesine etkisi uygun model belirlenmiş, böylece yapılan harcama ve faaliyetlerin hava kalitesi üzerine etkisi değerlendirilerek sonuçlar ortaya konulmuştur.
Fen bilgisi öğretmen adaylarının küresel ısınma hakkındaki informal muhakemeleri üzerinde bilimin doğasının etkisinin araştırılması
Araştırmanın amacı Fen bilgisi öğretmen adaylarının küresel ısınma konusu hakkındaki informal muhakemelerinde bilimin doğasını nasıl kavramsallaştırdıklarının ortaya konulmasıdır. Bu amaç doğrultusunda araştırmada nitel araştırma yaklaşımlarından durum çalışması yöntemi kullanılmıştır. Araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk olarak bir devlet üniversitesinde öğrenim gören ikinci sınıf 38 Fen Bilgisi öğretmen adayı belirlenerek bilimin doğasına yönelik kavramsallaştırmalarına ulaşılmıştır. Yapılan analizlerin ardından 38 Fen Bilgisi öğretmen adayı arasından dört Fen Bilgisi öğretmen adayı seçilerek ikinci aşamaya geçilmiştir. Bu aşamada ise dört Fen Bilgisi öğretmen adayının informal muhakeme süreçlerini bilimin doğasına yönelik kavramsallaştırmalarını nasıl etkilemekte olduğu araştırılmıştır. Veri analizlerinde betimsel analiz ve içerik analizinden yararlanılmıştır.Ortaya çıkan bulgulara göre Fen Bilgisi öğretmen adaylarının informal muhakeme süreçlerinde sosyobilimsel bir konu olan küresel ısınma hakkında bilimsel verileri tanımlamakta zorlandıkları, deney ve gözlemi bilimin temel unsurları olarak nitelendirdikleri ortaya çıkmıştır. Fen Bilgisi öğretmen adaylarının informal muhakeme süreçlerinde bilimin doğasının ?bilimsel bilginin değişebilirliği? unsurunun etkileri incelendiğinde ortaya çıkan genel kanı, bilimsel bilginin farklı faktörlerin etkisinde değişime uğrayabileceği yönünde olduğu şeklindedir. Araştırmaya katılan dört Fen Bilgisi öğretmen adayının bilimsel bilginin sosyal ve kültürel yapı ile olan ilişkilerine yönelik kavramsallaştırmaları incelendiğinde ise öğretmen adaylarının bu konuda net bir fikir ortaya koyamadıkları ve sonuç odaklı bir informal muhakeme süreci içinde oldukları söylenebilir.
Artırılmış gerçeklik uygulamalarının öğretmen adaylarının bilimsel epistemolojik inançları ve kavram yanılgılarına etkisi: Küresel ısınma konusu
Bu araştırmanın amacı artırılmış gerçeklik (AG) uygulaması ile sosyo bilimsel konulardan küresel ısınma konusunda öğretmen adaylarının bilimsel epistemolojik inançlarına, kavram yanılgılarına etkisi ve öğretmen adaylarının uygulamaya yönelik görüşlerini belirlemektir. Araştırmada yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2016-2017 öğretim yılında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Anabilim dalında 2. sınıfta öğrenim görmekte olan 64 (32 Deney grubu, 32 Kontrol grubu) öğretmen adayından oluşmaktadır. Bağımlı değişkenlere göre denkleştirilen şubeler rastgele olarak deney ve kontrol gruplarına atanmıştır. Araştırma boyunca deney grubunda artırılmış gerçeklik öğrenme materyali kullanılırken, kontrol grubunda ise normal ders materyalleri (basılı materyaller, animasyon vb.) ile öğretim gerçekleştirilmiştir. Veri toplama araçları olarak, araştırmanın nicel sürecinde bilimsel epistemolojik inanç ölçeği, kavram yanılgısı testi ve artırılmış gerçeklik görüş anketi kullanılmıştır. Nitel süreçte ise öğretmen adaylarıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılarak veriler toplanmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, deney ve kontrol arasında "Geleneksel Bilim Anlayışı ve Bilimsel Epistemolojik İnanç son test toplam puanlarında anlamlı bir fark görülürken, "Geleneksel Olmayan Bilim Anlayışı" alt faktöründe her iki grup için anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Artırılmış gerçeklik stop motion (AG-SM) öğrenme materyali uygulamalarının kullanıldığı deney grubundaki öğretmen adaylarının kontrol grubundaki öğretmen adaylarına göre kavram yanılgılarını gidermede daha etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Öğretmen adaylarının AG-SM ile öğrenmeye yönelik görüşlerinin olumlu düzeyde olduğu belirlenmiştir. Özellikle öğretmen adayları AG-SM uygulamasının genel olarak eğlenceli, ilgi çekici, etkili, motive edici, gerçeklik hissini arttıran, konuyu somutlaştıran, yenilikçi olarak faydalı olduğunu vurgulamışlardır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, küresel ısınma konusunda yapılan eğitimde AG-SM uygulamalarının kullanılması etkili, verimli bir öğrenme sağlamaktadır. Bunun yanı sıra öğretmen adaylarının artırılmış gerçeklik öğrenme materyalini kolaylıkla kullanabildikleri ve tekrar kullanmak istedikleri sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle AG-SM uygulamalarının diğer sosyo bilimsel konuların öğretimiyle bütünleştirilmesi yararlı olacaktır.
Eğitim düzeyleri farklı bireylerin küresel ısınma konusundaki bilgileri ve aile yaşamındaki uygulamaları
Bu araştırma, Konya ili Ereğli ilçesinde yaşayan eğitim düzeyleri farklı bireylerin küresel ısınma konusundaki bilgilerinin ve aile yaşamındaki uygulamalarının belirlenmesini saptamak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma kapsamına alınan bireyler, araştırmacının görev yaptığı ilçe merkezinde görev yapan öğretmenler ve öğrenci velileri basit tesadüfî örneklem yoluyla seçilmiştir. Elde edilen verilerin sayı ve yüzde oranları tablolara yansıtılmıştır.Araştırmaya 125 üniversite öğrenim düzeyi ve 125 lise ve altı öğrenim düzeyine sahip olmak üzere toplam 250 birey katılmıştır.Verilerin toplanması amacıyla, bireylerin demografik bilgileri, küresel ısınma ve konutta enerji tasarrufu konusundaki bilgileri ve küresel ısınma, konutta enerji tasarrufu ve çevre koruma ile ilgili davranışlarının tespitine yönelik 76 sorudan oluşan anket formu kullanılmıştır.Değerlendirmeler sonucunda, üniversite düzeyinde öğrenim gören bireylerin küresel ısınma, ev araçları, ısınma, aydınlanmaya ilişkin bilgilerinin lise ve altı düzeyinde öğrenim gören bireylerden daha fazla olduğu saptanmıştır. Üniversite düzeyinde öğrenim gören bireylerin küresel ısınma, evsel atık, su tasarrufuna ilişkin davranışlarına lise ve altı düzeyinde öğrenim gören bireylerden daha fazla dikkat ettikleri, lise ve altı düzeyinde öğrenim gören bireylerin elektrik tasarrufuna ilişkin davranışlarının üniversite düzeyinde öğrenim gören bireylerden daha fazla dikkat ettikleri görülmüştür.Araştırmalardan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, bireylerin küresel ısınma, enerji tasarrufu, su tasarrufu, evsel atık, aydınlanma, ev araçları konusundaki bilgi ve uygulamalarının yükseltilmesine yönelik gerekli önlemlerin alınması önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Küresel ısınma, enerji tasarrufu, aile, eğitim düzeyi.
İlköğretim öğrencilerinin küresel ısınma ve sera etkisi konularındaki bilgi düzeylerinin ve yanlış kavramalarının belirlenmesi üzerine bir çalışma
Bu çalışmanın amacı, ilköğretim öğrencilerinin küresel ısınma ve sera etkisi konularındaki bilgi düzeylerini ve yanlış kavramalarını tespit etmektir.Çalışma, karşılaştırmalı nicel bir ?Ex Post Facto? (Geriye Dönük) araştırma olup verilerin toplanmasında tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın genel evrenini 4. sınıftan 8. sınıfa kadar ilköğretim öğrencileri ve çalışma evrenini 2009-2010 öğretim yılında Erzincan ili Tercan ilçesi Mamahatun 17 Şubat ilköğretim okulu 4., 5., 6., 7. ve 8. sınıflarda okuyan öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi toplam 200 öğrenciden meydana gelmiştir. Araştırmanın verileri, literatürden alınan `Sera Etkisi Bilgi Testi' (SEBT) ve araştırmacı tarafından geliştirilen `Küresel Isınma Bilgi Testi' (KIBT) (güvenirlik katsayısı, ? = 0.80) ile toplanmıştır. KIBT ve SEBT sırası ile 20 ve 16 maddeden oluşan üç dereceli Likert tipi ankettir.İlköğretim seviyesi (Kademe 1, n = 61 ve Kademe 2, n = 139), Sınıf (Sınıf 4, n = 28, Sınıf 5, n = 33, Sınıf 6, n = 46, Sınıf 7, n = 44 ve Sınıf 8, n = 49) ve Cinsiyet (Kız, n = 92 ve Erkek, n = 108) bağımsız değişkenleri ve iki bağımlı değişken (SEBT ve KIBT başarı puanları) ile ilgili araştırmanın hipotezleri (null hipotezleri), SPSS 10.0 programı kullanılarak İlişkisiz Örneklem t-Testi, Tek Faktörlü ANOVA, İlişkili Örneklem t-Testi ve korelasyonal analiz teknikleri ile test edilmiştir. Analiz öncesi, parametrik hipotez testlerinin normallik varsayımı, Kolmogorov-Smirnov testi veya Shapiro-Wilk testi ile test edilmiştir. Bu varsayım, ya sağlanmış, ya da gruplar yeterince büyük olduğu için gözardı edilmiştir. Hipotez testlerinde anlamlılık düzeyi, geleneksel anlamlılık düzeyi olan ? = .05 olarak belirlenmiştir.İlişkili Örneklem t-Testi sonuçları, ilköğretim kademelerinin hem SEBT ve hem de KIBT başarıları arasında anlamlı farkın bulunduğunu göstermiştir. Bu fark, her iki testte de ikinci kademenin lehinedir. ANOVA sonuçları, sınıfların hem SEBT ve hem de KIBT ortalamaları arasında anlamlı farklara işaret etmiştir. LSD çoklu karşılaştırma testi, her iki test için de sınıf seviyesi arttıkça öğrenci başarısının da arttığını ortaya koymuştur. İlişkisiz Örneklem t-Testi sonuçları, her iki testte de kız ve erkek öğrencilerin ortalama başarıları arasında anlamlı bir farkın olmadığını göstermiştir. Pearson korelasyonal analiz sonuçları, örneklemin SEBT ve KIBT başarıları arasında anlamlı bir ilişkinin olduğunu işaret etmiştir. İlişkili Örneklem t-Testi sonuçları, örneklemin SEBT ve KIBT başarıları arasında anlamlı bir farkın olduğunu göstermiştir. Bu fark, KIBT lehinedir. Bir bütün olarak örneklemin SEBT ortalaması %70.20 ve KIBT ortalaması %74.65 tir ve bu ortalamalar oldukça iyidir.Sonuçların ışığında, örneklemden elde edilen bulgular evrene genellenirse, bu çalışma, ilköğretim öğrencilerinin gerek sera etkisi konusunda ve gerekse küresel ısınma konusunda bazı eksikleri olmasına rağmen, hemen hemen yeterli bir bilgiye sahip olduklarını göstermiştir. Küresel ısınmanın ve sera etkisinin dünyamız için bir tehdit olduğu düşünülürse, daha ilköğretim seviyesinde öğrencilerimizin bu konuda bilinçli olmaları sevindiricidir. Eğitimsel bir çıkarım olarak, başarılı bir fen eğitimi için, fen öğretmenlerinin ve fen programı geliştiricilerinin sera etkisi ve küresel ısınma konularına çok daha fazla önem vermelerinin, fen programlarında daha fazla yer ayırmalarının yerinde olacağı sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: İlköğretim, Fen Eğitimi, Sera Etkisi, Küresel IsınmaSayfa Sayısı: 123
Enerji kaynaklı sera gazlarının azaltılması: Kyoto Protokolü esneklik mekanizmaları ve Türkiye
1850'li yıllarda başlayan sanayileşme ile birlikte başta fosil yakıtların aşırı kullanımı olmak üzere, arazi kullanım değişikliği, ormansızlaşma ve sanayi süreçleri gibi insan etkinlikleri sonucunda, sera gazları atmosferde normalin üzerinde birikerek küresel ısınma ve iklim değişikliği sorununa yol açmıştır. Tüm dünyayı ilgilendiren bu soruna uluslararası platformlarda çözüm bulmak amacıyla sırasıyla Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü yürürlüğe girmiştir. İklim değişikliğinden en çok etkilenecek olan Doğu Akdeniz havzasında yer alan Türkiye de, sürecin yakın takipçisi olmuş, bu anlamda her iki anlaşmayı da imzalamıştır. Gelişmiş ülke taraflarına sayısallaştırılmış sera gazı salım azaltım yükümlülüğü getiren Kyoto Protokolü imzaya açıldığında Sözleşmeye henüz taraf olmayan Türkiye, yükümlülüklerin yer aldığı Ek-B listesine dahil olmamış, bu çerçevede 2012 sonuna kadar (Kyoto yükümlülük dönemi sonuna kadar) sayısal bir sera gazı azaltım veya sınırlama yükümlülüğü almamıştır.İklim değişikliğine ilişkin atılan en önemli adım sayılabilecek Kyoto Protokolü, beraberinde bazı esneklik mekanizmaları getirmiş, emisyon ticareti, JI ve CDM'den oluşan bu mekanizmalar sayesinde karbondioksit alınıp, satılmaya başlayan bir meta haline dönüşmüştür. Bugün itibariyle 144 Milyar ABD Dolarına ulaşan zorunlu piyasada, 8,7 Milyar Ton CO2 eşdeğeri miktarında karbon işlem görmektedir. Türkiye, mevcut konumu itibariyle, zorunlu piyasanın yanında işlem hacmi daha düşük kalan gönüllü karbon piyasasında faaliyet göstermektedir. Bununla birlikte 2012'ye kadarki süreçte yararlanabileceği tek seçenek olan gönüllü karbon piyasasında ağırlığı gün geçtikçe artmaktadır.2012 sonrası iklim değişikliği rejimine, dolayısıyla Türkiye'nin uluslararası anlaşmalar karşısındaki konumuna ilişkin belirsizlik halen devam etmekle birlikte, 29 Kasım-10 Aralık 2010 tarihlerinde Meksika/Cancun'da düzenlenecek olan 16. Taraflar Konferansında, bağlayıcı bir anlaşmanın oluşması beklenmektedir. Bu sürece kadar, mevcut durum ve gelecek döneme ilişkin senaryolar çerçevesinde, Türkiye'nin gelişen karbon piyasasındaki konumuna ilişkin yapılacak çalışmalar önem kazanmaktadır.Tüm bu değerlendirmeler ışığında çalışmanın amacı, Kyoto Protokolü esneklik mekanizmalarını ve Türkiye'nin içinde yer aldığı gönüllü emisyon ticareti uygulamaları inceleyerek, ülkenin süreçten azami fayda sağlayabilmesini ve gelişen karbon piyasalarından payına düşeni alabilmesini teminen, eksiklikleri tespit etmek, riskleri ortaya koymak ve sistem önerilerinde bulunmaktır.Bu anlamda çalışmada, emisyon ticaretinin iktisadi temelleri ve en iyi uygulama örnekleri incelenmiş, sonrasında ise ülkenin içinde yer aldığı gönüllü karbon piyasasına ilişkin çözümlemeler yapılmıştır. Çalışmada, Türkiye'deki gönüllü faaliyetlerin önündeki engeller sıralanmış, bunlara ilişkin çözüm önerileri getirilmiştir. 2012 sonrası dönemde, Ek'ler dışında çıkabilmek için halihazırda bir mücadele veren Türkiye'nin, gelişmiş ülkelerle birlikte sınıflandırılması ihtimali dikkate alınarak, pilot bir emisyon ticaret sisteminin kurulması önerilmiş, bu yapılırken de sistemin getirebileceği bazı risklerin altı çizilmiştir.
Eskişehir ilindeki enerji tüketim kaynaklı sera gazlarının envanterinin belirlenmesi ve analizi
Dünyada insan faaliyetleri sonucu atmosfere salınan sera gazları sanayi devrimden bu yana hızla artmaktadır. Bu gazların emisyonlarındaki artış nedeniyle gezegenimizde yaşanmaya başlayan küresel ısınma ve iklim değişikliği, tüm ülkelerde farklı düzeyde sosyo-ekonomik ve sosyo-ekolojik zararların yaşanmasını hızlandırmıştır. Bu sürecin bir sonucu olan iklim değişikliği ile mücadelenin ilk ve en önemli aşamasını ise farklı kaynaklardan gerçekleşen kentsel sera gazı emisyonlarının envanterinin hazırlanması oluşturmaktadır. Bu yüksek lisans tez çalışmasında, 2019 yılında Eskişehir ilinde gerçekleşen elektrik, doğalgaz, akaryakıt ve LPG tüketiminden kaynaklanan sera gaz envanteri çıkarılarak analiz edilmesi amaçlanmıştır. Sera gazı emisyonlarına ilişkin hesaplamalar yapılırken IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) tarafından belirlenen uluslararası geçerliliği olan default emisyon ve dönüşüm faktörleri kullanılarak tüm sera gazları karbondioksit eşdeğerlerine dönüştürülerek hesaplanmıştır. Bu tez çalışmasında, elde edilen sonuçlara baktığımızda 2019 yılı için toplam 13.792.308,95 MWh'lik bir tüketime karşılık 4.000.830,72 tCO2(eşd) salımı gerçekleştiği belirlenmiştir. Ayrıca kişi başına gerçekleşen sera gazı salımı ise 4,45 tCO2(eşd) olarak hesaplanmıştır. İklim değişikliğiyle mücadele politikalarının evrenselde yerele belirlendiği, ancak bu politikalara dayalı uygulamalarının yerelden evrensele gerçekleşmesinin öngörüldüğü düşünüldüğünde, ortaya konulan sonuçların Eskişehir için yapılacak stratejik iklim değişikliği eylem planlamaları için önemli bir veri tabanı oluşturacağına inanıyoruz.
Türkiye'deki önemli doğal karbon yutakları olan aktif turba alanlarının iklim değişikliğine bağlı olarak karbon tutma kapasiteleri ve çözünmüş organik karbon miktarlarındaki değişimlerin yapay turba ekosistemler (Peatcosm) yöntemiyle
Gerçekleştirilen bu çalışma ile Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli tarafından yayınlanan üç farklı iklim değişikliği senaryosuna (RCP2.6, RCP4.5, RCP8.5) göre 2050 ve 2070 yıllarındaki ortam koşulları simüle edilerek iklim değişikliğinin turbalık alanlar üzerindeki etkileri belirlenmiştir. Bu kapsamda; her bir senaryo içerisindeki turba örneklerinin fiziko-kimyasal analizleri (pH, EC, redoks, çözünmüş oksijen), çözünmüş organik karbon analizi, toprak enzim aktivitelerindeki değişimler belirlenmiştir. Ayrıca bu sistem içerisinde yetiştirilen bitki örneklerinin fotosentetik pigment analizleri, biyokütle analizleri, nispi gelişim oranları, bitki antioksidan enzim aktiviteleri gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen verilere göre; Typha latifolia türünün, tüm iklim senaryolarında sağlıklı bir şekilde gelişim göstermeye devam ettiği belirlenmiştir. Ek olarak, turbalık alanlar içerisinde bu türün mevcudiyeti topraktaki çözünmüş organik karbon miktarının azaltılmasını da sağlamıştır. Sonuçlarımız, Typha latifolia'nın, gelişimi sırasında değişen ortam koşulları ve CO2 konsantrasyonundaki önemli yükselişe rağmen turba yapısının bozulmasını büyük oranda engelleyebildiği, gelecekte yapısı bozulmaya başlayan turbalık alanların restorasyonunda ve okside olmuş turbalık alanların tekrar ekosisteme kazandırılmasında kullanılabileceğini göstermiştir.