Identification
107 theses under this subject heading
TBMM'de bir terör örgütünün metaforik yeniden-kimliklendirilmesi: FETÖ/PDY örneği
Bu tez çalışması, bir terör örgütü olarak FETÖ/PDY'nin Türkiye'nin yasama organı ve milletvekilleri tarafından, 2011 ile 2018 tarihleri arasında nasıl bir yeniden-kimliklendirilme sürecine tabi tutulduğunu anlamaya çalışmaktadır. Bu amaçla tezde, söz konusu dönemdeki meclis konuşmaları, metafor analizi aracılığıyla incelenmiştir. Terör örgütlerine yönelik kullanılan metaforların Türkiye özelindeki bir yansımasını sunmayı amaçlayan bu çalışmada, ilk olarak örgütün tarihsel süreç içerisinde kendi kimliğini ne şekilde inşa ettiği gösterilmiştir. Devamında ise örgütün en çok gündemde olduğu ve ulusal düzeyde bir tehdit olarak ortaya çıktığı dönemlerde kamuoyuna hangi metaforlar aracılığıyla yeniden-sunulduğu incelenmiştir. Yapılan analiz sonucunda örgütün, "FETÖ/PDY mesiyanik bir terör örgütüdür", "FETÖ/PDY devletin kurumlarına sızan bir illegal yapılanmadır", "FETÖ/PDY varoluşsal bir tehdittir" ve "FETÖ/PDY dış devletlerin Türkiye'ye yönelik kullandığı bir araçtır" şeklindeki dört temel metafor üzerinden bir yeniden-kimliklendirilmeye tabi tutulduğu öne sürülmüştür.
Emek pazarı ve kimliklenme ilişkisi: İzmir Urla Sıra Mahallesi Romanları örneği
Bu çalışma, emek pazarıyla temasın, Roman kimliğine etkisini konu edinmektedir. Bu çalışmanın yöneldiği özgün soru, hipergetto bir yerleşke olan Sıra Mahallesi'nde yaşayan Romanların, kendi kültürel kimliklerinin penceresinden ve değer setlerinden hareketle emek piyasalarını nasıl gördükleridir. Çalışmada Romanların yaşam koşullarını, onların sesleri ve bakışı, taktikleri ve eylem pratikleri üzerinden görmek hedeflenmiştir ve yoksul, hipergetto bir mahalle olan Sıra mahallesinde (Urla-İzmir) yaklaşık iki yıl boyunca etnografik saha çalışması gerçekleştirilmiştir. Tez, Romanların mekan, eğitim ve çalışma deneyimlerine odaklanırken, yaşam alanlarına ilişkin detaylı, mikro bir perspektif sunmaktadır. Toplumsal alanlarda hakim pozisyonlarda bulunan ve emek pazarını hakimiyetinde bulunduran Gaco (Roman olmayanlar), dikte ettiği kültürel değer ve yaşam biçimleri ile Romanların yaşamlarını da büyük ölçüde belirlemektedir. Tezde, emek pazarı ile ilişkilenen Romanların, tahakküm-direniş ilişkisi üzerinden Gaco ile nasıl bir kültürlerarası bir müzakere sürdürdüğü ve güç asimetrisi içeren bu müzakerenin bir sonucu olarak Roman kimliklenmesinin nasıl gerçekleştiği incelenmiştir. Yoksulluğa dair kuramsal tartışmalar ve yoksulların norm-dışı davranışlarına odaklanan literatürün ışığında, etno-ırksal ve maduniyet ekseninde gerçekleşen Roman kimliklenmesindeki faillik sorgulanmış ve Romanların yaşam tercihlerinde kültürel değerlerin ve sınıfsal bağlamın nasıl yer bulduğu irdelenmiştir. Mevcut yoksulluk literatüründe genellikle yoksulluğun yapısal şartlarına odaklanılırken, yoksul bireylerin, topluma ve emek piyasalarına eklemlenmek arzusu taşıdığı varsayımından hareket edilmektedir. Yoksullara emek piyasasına eklemlenme arzusu atfetmek yerine, Romanlar örneğinde doğrudan onların gözünden piyasaya bakmak, normalleştirilmiş/meşrulaştırılmış kimlik-emek ilişkisini sorgulamak için verimli bir başlangıç noktası olmuştur. Bu çerçeveden yoksulluğun ve başarısızlığın yükünü maduna yükleyen egemen bakışı sorgulamak hedeflenmiştir.
Fibromiyalji sendromunda özdeşleşme düzeneğinin erken dönem nesne ilişkileri bağlamında incelenmesi
Bu çalışmada, fibromiyalji sendromu tanısı almış kişilerle psikanalitik yönelimli, klinik gözlem ve görüşme ile nitel bir çalışma yürütülmüştür. Çalışmanın ilk bölümünde, çalışmanın konusuna ilişkin olarak fibromiyalji sendromunun etiyolojisi, psikanalitik kuramda beden, ağrı, özdeşleşme düzeneği ve erken dönem nesne ilişkileri incelenmiştir. Bu inceleme, fibromiyalji sendromunda özellikle öznenin kurulumunun oldukça temel bir rol oynadığını göstermektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde, 25 yaş üstü, 2 kadın katılımcı ile -16 ve 10 hafta olarak- yürütülen psikanalitik yönelimli klinik gözlem ve görüşme değerlendirmesi sunulmuştur. Seanslar yaklaşık 45 dakika olarak planlanmıştır. Çalışma sürecinde düzenli olarak süpervizyon desteği alınmıştır. Bu bağlamda, bu çalışma göstermektedir ki Öteki ile ayrışma, öznenin kurulumu psikosomatik klinikte ve özellikle fibromiyalji sendromunun deneyimlenmesinde oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Ancak gözlenmiş olan iki vakada da ayrılık ya da bir yakının kaybı psikosomatik semptomların başlangıcını ve artarak devam edişini etkilemektedir. Bu bedensel semptomlar, zihinselleştirme yetisindeki yetersizliğe bağlı olarak simgesel anlamdan yoksundur. Bu sebeple bu semptomlar için doğrudan beden gerçeğinden söz edilebilir.
Gezi parkı olayları sürecinde polis kimliğinin medyada temsili
Kültür teması altında incelenen 'kimlik' meselesinin önemi, günümüzde gerek siyaset alanında gerek bilimsel çalışmalarda ortaya çıkmaktadır. Kimliği medyanın büyük ölçüde şekillendirdiği gerçeği kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Hal böyle iken kimlik çalışmalarına kayıtsız kalmak imkansızdır. Çalışmada ele alınan "polis kimliği" devlet tarihi kadar eskidir ve devlete dair büyük ipuçları ve derin anlamlar taşımaktadır. Totaliter rejimde devleti koruyan, devlet için tehlike olan tüm iç tehdit unsurlarıyla savaşan, halkın dışında kendi içinde yaşayan bu kimlik araştırıldığında devlete ve ideolojiye daha yakından bakılmış olacaktır. Yakın geçmişimizde yaşanmış olan ve Türkiye'yi derinden etkileyen Gezi Parkı olayları unutulmamıştır ve olumlu veya olumsuz etkileri hala görülmektedir. Tüm dünyada süregelen eylemlerin Türkiye'de de yaşanması, darbe gören kuşağın yüreğini ağzına getirmiş, ülke bir isyandan dönmüştür. Olaylar sürecinde yüzlerce yaralı ve onlarca ölü haberi gelmiştir. Polisin eylemcileri durdurmak için kullandığı yöntemler "orantısız güç" diye tabir edilmiş, taraflar birbirine düşmancasına saldırmıştır. Gezi Parkı Olayları sürecinde haberlerin polis-eylemci ekseninde yapıldığı göz önüne alındığında burada bir kimlik oluşturulmadığını söylemek doğru olmaz. Bu çalışma da bu düşünceden hareket ile internet haber sitelerinde Gezi Parkı olaylarına ilişkin yapılan haberlerde inşa edilen polis kimliğini ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Medyanın gerçeği; ideolojilerine göre yeniden şekillendirip yeni bir gerçek oluşturduğu varsayımı, bu tezin çıkış noktası olmuştur. Haberler Teun A. van Dijk'ın eleştirel söylem çözümlemesi yöntemiyle ele alınmıştır. Haberler yöntem doğrultusunda incelendiği zaman, gerçeğin yeniden yazıldığı ve kimliklerin ideolojik çerçeve ile inşa edildiği sonucuna varılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Gezi Parkı olayları, polis kimliği, internet haberleri, eleştirel söylem çözümlemesi
Melankolik öznede özdeşleşme ile intihar üzerine söylemsel bir analiz: Sylvia Plath ve Nilgün Marmara örneği
Bu çalışmanın temel amacı, intihar kavramını melankoli ve özdeşleşme kavramları üzerinden tartışmaktır. Bu amaç doğrultusunda intihar kavramının açıklandığı diğer teorilerin yanı sıra intiharın melankoli sonucu meydana gelmiş özdeşleşme kavramıyla tartışılması amaçlanmıştır. Çalışma, Lacan'ın özdeşleşme teorisi bağlamında intihar kavramını açıklamaktadır. Bu bağlamda ilk olarak intihar kavramının tarihsel süreci ele alınmış olup karşılaştırmalı kuramlar çerçevesinde ele alınmıştır. Bu doğrultuda ele alınan intihar kavramının ardından, melankoli kavramının tarihsel süreçlerde kendini ne şekilde inşa ettiği tartışılmıştır. Melankolik öznenin ne olduğu ve bu doğrultuda bu öznenin intiharının nasıl gerçekleştiği teorik olarak açıklanmıştır. Bunun ardından çalışmanın dayanağını aldığı Lacanyen bir bakış olan özdeşleşme kuramı üzerinden melankolik öznenin intiharının ne olduğu tartışılmıştır. Bu anlamda kayıp deneyimi yaşamış öznelerin, yaşamlarını sürdürmedeki isteksizliklerindeki temel faktörlere odaklanarak; toplumsal cinsiyet rollerinin bu deneyimi hangi derecede etkilediğini tartışılmıştır. Çalışmada yöntem olarak nitel araştırma yöntemlerinden biri olan söylem analizi kullanılmış; çalışmanın vaka olarak seçmiş olduğu Sylvia Plath ve Nilgün Marmara'nın yaşamları ve eserleri bu yöntem ile analiz edilmiştir. Öncelikle Plath'ın Günlükler'i (2014), Sırça Fanus'u (1987), Ariel ve Seçme Şiirler'i (2016) ile ölümünün ardından eşi Ted'in yayına hazırladığı Sylvia Plath'ın Günceleri (1998) isimli eseri incelenmiştir. Ardından Nilgün Marmara'da ise Kırmızı-Kahverengi Defterler (1994), Daktiloya Çekilmiş Şiirler (2008), Metinler (2015) ve Sylvia Plath'ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi (2016) metinleri incelenmiştir. Çalışmanın sonucu elde edilen veriler aracılığıyla, bir kayıp sonrası (sevilen kişinin kaybı, bir yer veya nesne kaybı, bir duygunun kaybı vb.) meydana gelen yas halinin melankoliye dönüşmesinin ve bunun ardından bu kayıp olgusuyla özdeşleşen öznenin intiharının hangi faktörler aracılığıyla gerçekleştiği analiz edilmiştir. Buradan hareketle Sylvia Plath ve Nilgün Marmara'nın intiharları da Lacan'ın özdeşleşme teorisi üzerinden açıklanarak; kayıp sonrası melankolikleşen ve bunun ardından yaşanılan özdeşleşme ile intiharın ne şekilde meydana geldiği tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İntihar, Melankoli, Melankolik Özdeşleşme, Melankolik Özne
Öğretmenlerin örgütsel bağlılık düzeyleri
Bu araştırmanın amacı, Mardin ili Midyat İlçesinde bulunan temel eğitim okullarında görev yapan öğretmenlerin örgütsel bağlılık düzeylerini belirlemektir. Araştırma ile öğretmenlerin örgütsel bağlılık düzeyinin ne ölçüde olduğunun belirlenmesine çalışılmıştır. Bu araştırmada, tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini, Mardin il sınırları içerisindeki Midyat ilçesinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 144 temel eğitim okulunda 2017–2018 eğitim öğretim yılında görev yapan 1623 öğretmen oluşturmaktadır. Örneklemi oluşturan katılımcılara, Balay (2000) tarafından geliştirilen "örgütsel bağlılık ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programında çözümlenmesi sağlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öğretmenlerinin örgütsel bağlılık düzeyine ilişkin görüşlerinin ortalaması "Pek çok" seviyesindedir. Örgütsel bağlılık düzeyine ilişkin kadın ve erkek öğretmenlerin görüşleri arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Örgütsel bağlılığın, "uyum" alt boyutunda bayanlar lehine anlamlı fark bulunurken, "özdeşleşme" ve "içselleştirme" alt boyutlarına ilişkin öğretmen görüşleri arasında cinsiyet bakımından anlamlı bir fark göstermediği saptanmıştır. Öğretmenlerin örgütsel bağlılıkları ile ilgili görüşlerinin öğrenim durumu değişkenine göre "uyum" ve "içselleştirme" alt boyutlarında farklılık görülmezken "özdeşleşme" alt boyutunda ve örgütsel "bağlılık" ölçeğinin tamamında anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır. Bu farklılığın yüksekokul mezunları lehine olduğu tespit edilmiştir. Okuldaki öğretmen sayısı değişkenine göre ÖBÖ' nün tamamında ve tüm alt boyutlarında anlamlı bir farklılık göstermediği belirlenmiştir. Öğretmenlerin örgütsel bağlılık ölçeğinin "uyum", "özdeşleşme", "içselleştirme" alt boyutları ile tümü bağlamındaki görüşlerinin okul müdürüyle mesleki ilişki düzeyi bakımından anlamlı bir fark gösterdiğini ortaya koymaktadır. Öğretmenlerin ÖBÖ' nün "uyum", "özdeşleşme", "içselleştirme", alt boyutları ile tümü bağlamındaki görüşlerinin okul müdürüyle arkadaşlık ilişki düzeyi bakımından anlamlı bir fark gösterdiği belirlenmiştir.
The effects of political ideology on interpersonal interaction: Does exposure to opposing ideology lead to resource depletion?
The present study compared conservatives and liberals? use of self-regulatory resources and stereotypical knowledge while they anticipated an interaction with an opposing- or a similar-view other. Previous research indicated a relationship between conservatism (high level of resistance to change and opposition to equality in society) and intolerance for dissimilar `others?. In the present study, conservatives anticipating an interaction with an opposing-view other (i.e., a liberal person) were hypothesized to rely on their self-regulatory resources (and experience resource depletion as a result) more than liberals in the same situation (i.e., anticipating an interaction with a conservative person) and also more than both liberals and conservatives anticipating an interaction with ideologically similar other. The results showed that the amount of resource depletion experienced, operationalized by Stroop task performance, in these four conditions (conservative/liberal participant and opposing/similar-other) did not differ from one another. Nevertheless, conservatives had their outgroup and ingroup stereotypes (for ideological groups) more accessible than liberals in both similar and opposing-other conditions. In the opposing?other condition alone, as participants? outgroup and ingroup stereotypes became more accessible, they experienced less resource depletion (i.e., showed better self-control), suggesting that stereotypes served an energy-saving function. Intergroup anxiety, ingroup identification, and chronic self-control strength did not have an effect on the relationship between political ideology and resource depletion. Implications of these findings were discussed.
Distal tibia ve kalkaneus epifizinin adli yaş tahmininde uygulanabilirliğinin manyetik rezonans görüntüleme ile değerlendirilmesi
Amaç: Adli tıp uygulamalarında ilk aşama kimlik teşhisidir. Kimlik teşhisinin de en önemli aşaması yaş tahminidir. Günümüzde radyasyon içermeyen yöntemlerle yaş tahminine yönelik araştırmalar giderek artmakta ve uygulamada daha fazla tercih edilmeye başlamıştır. Bu çalışmanın amacı 8-25 yaş arası bireylerin ayak ve ayak bileği manyetik rezonans görüntülerinin incelenerek, daha önce başka kemik bölgeleri için kullanılabilir olduğu gösterilmiş Vieth ve Dedouit evreleme yöntemlerinin distal tibia epifizi ve kalkaneus apofizi için uygulanabilirliğinin araştırılması ve fizis kalınlığının adli yaş tahmininde kullanılabilirliğinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Ocak 2010- Aralık 2022 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalına başvurarak ayak bileği manyetik rezonans görüntülemesi (1.5 Tesla) yaptıran 8-25 yaş bireylerin görüntüleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Çalışma kriterlerimize uyan 342 bireyin 172'si erkek 169'u kadındır. Distal tibia epifizi ve kalkaneus apofizi Vieth ve Dedouit sınıflandırmasına göre değerlendirilmiştir. Distal tibia ve kalkaneus fizis kıkırdağı kalınlıkları da ölçülerek değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızın sonucuna göre; distal tibia Dedouit sınıflandırmasına göre Evre 3-4-5 Vieth'e göre Evre 4-5-6 olan tüm bireylerin cinsiyet fark etmeksizin 12 yaş üzerinde olduğu, Dedouit'e göre Evre 4-5 Vieth'e göre Evre 5-6 olan tüm bireylerin cinsiyet fark etmeksizin 15 yaş üzerinde olduğu ve Dedouit'e göre Evre 5 Vieth'e göre Evre 6 olan tüm erkek bireylerin 18 yaş üzerinde olduğu tespit edildi. Kalkaneus evreleri Dedouit'e göre Evre 1-2-3 Vieth'e göre Evre 2-3-4 olan erkeklerin tamamının 18 yaşın altında, kadınların ise 15 yaşın altında olduğu tespit edilmiştir. Distal tibia için belirlenen kesme değerlerinin pozitif olabilirlik oranları <12 Kadın (OO+:18,6) ve <15 Kadın (OO+: 34,42) gruplarında 10'un üzerinde ve testin geçerliliğinin yüksek olduğu, <15 Erkek grubunda geçerliliğin orta düzeyde, diğer gruplarda ise yeterli düzeyde olduğu tespit edildi. 18 yaş üzerinde olan kişilerden ROC analizi için yeterli sayıda ölçüm olmadığı için kalkaneus fizis kalınlığı sadece <12 ve <15 yaş grupları için değerlendirilmiştir. Kesme noktaları distal tibiaya kıyasla daha ince idi. <12 erkeklerde olabilirlik oranı 3,76 ile en düşük değerdi ve tüm gruplarda kalkaneus fizis kalınlığının adli yaş tahmininde kullanılabilir olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Adli yaş tahmininde multidisipliner bir değerlendirme ile birden fazla yöntem kullanmak hata payını en aza indirir. Ayak bileği MRG kesitleri de adli yaş tahmininde kullanılabilir olarak görünmektedir. Hem yaş ortalamaları hem de minimum maksimum yaş konseptine göre mevcut çalışmada kayda değer sonuçlar elde edilmiştir. Ayrıca mevcut çalışmada büyüme plağı kalınlığının da ölçülerek adli yaş tahmininde kullanılabilirliğinin değerlendirilmesine yönelik analizlerde fizis kalınlığının 12, 15 ve 18 yaş sınırlarının değerlendirilmesinde ümit vadeden bir teknik olabileceği gösterilmiştir. Ancak sosyoekonomik düzey, boy-kilo, demografik özellik verilerinin daha ayrıntılı olarak değerlendirildiği daha yüksek örneklem büyüklüğüne sahip prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar sözcükler: Adli yaş tahmini, manyetik rezonans görüntüleme, Vieth metodu, Dedouit metodu, kimliklendirme.
Biyometrik kimliklendirmede yüz tanımanın adli bilişim süreçlerine etkisi ve analizi
Son yıllarda, bilgi ve iletişim teknolojisinin yaygınlaştığı görmekteyiz. Bu da siber suçların kurbanı olma olasılığımızı arttırmaktadır. Teknolojinin ve modern iletişim araçlarının yayılıp çoğaldığı bu çağda, her ne kadar dünya çapında iletişimi kolaylaştırmak için kullanılıyor olsa da, bu araçların iki ucunun keskin bir kılıç gibi olduğunu unutmamak gerekir. Fakat buna rağmen bilgi ve iletişim teknolojisi, artık neredeyse yer yüzündeki insanların tüm yaşam alanlarına nüfuz etmiş durumdadır. Ek olarak, insanlar tarafından bilgi ve iletişim teknolojisine artan merak ve beraberinde gelen bağımlılık, toplumları, veri ve bilgisayar sistemlerine karşı veya bunlar aracılığıyla işlenen siber suçlar gibi tehditlere karşı savunmasız hale getirmektedir. Dolayısıyla bu tehditlere karşı mücadele etme konusunda da karşımıza Adli Bilimler kapsamında yer alan Adli Bilişim Bilimi çıkmaktadır. Adli bilişim; gerek Türkiye'de gerekse diğer dünya ülkelerinde gelişimini henüz tamamlamış bir disiplin değildir. Fakat adaletin tecelli etmesi amacına hizmet eden bir bilim dalı olarak karşımıza çıkmaktadır. Teknolojik gelişmelere bağlı olarak kendini her geçen gün yenilemekte ve ilerletmekte, hizmet alanını genişletmekte olan, adli bilişim süreçlerini dikkatli ve titiz bir şekilde yürütmekle ve sonuçlandırmakla mükellef olan, süreç sonucunu ilgili mercilere sunmak üzere olayları araştırma odaklı, şeffaf ve tarafsız bir şekilde belgeleme ve raporlama sorumluluğu olan bir disiplindir. Bu araştırma, adli bilişim disiplinine bağlı olarak biyometri teknolojisine bilhassa biyometrik yüz tanıma sistemlerine bir giriş sağlar. Biyometri, insanların fiziksel ve davranışsal özelliklerinden yararlanarak kişileri birbirinden ayırma yeteneğine sahip olmakla birlikte geniş bir uygulama alanı olan bir teknolojidir. Ayrıca biyometrinin en büyük avantajı, gelişmiş güvenlik teknolojisine ve doğruluk oranının yüksek olmasına sahip olmasıdır. Bu nedenle biyometrik kimliklendirme sistemleri, kişilerin artan sayıda ve türde suça karışması ile beraber, işlenen suçlara dair olay yerinden toplanan verilerin incelenmesinde ve analizinde, adli bilişim uzmanlarına hızlı ve doğru bir şekilde suçun aydınlatılması ve suçlunun kimliğinin tespit edilmesinde önemli katkılar sunmaktadır. Ek olarak, biyometrinin pek çok işlevselliği mevcut olup, her biyometrik sistemin, göstergelerine göre farklı değişkenlikleri vardır. Buna karşın her biyometri yöntemin kendine göre avantajları ve dezavantajları olduğunu da ifade etmek gerekir. Biyometrinin en yaygın ve etkili yöntemlerinden biri yüz tanımadır. Yüz kendine has özelliklere, girinti ve çıkıntılara sahiptir. Nitekim yüz özellikleri incelendiğinde, her bir yüz farklı pek çok ayırt edici referans noktası taşımaktadır. İnsan yüzünde yaklaşık 80 tane düğüm noktası olarak ifade edilen referans noktası vardır. Bu düğüm noktaları rakamsal bir değerle kodlanır ve bu kodlara yüz izi denir. Yüz tanıma sistemleri aracılığı ile düğüm noktası olarak adlandırılan bu özellikler çıkarıldığında, suçlunun kimliğinin tespit edilmesi yapay zeka ve derin öğrenme algoritmaları ile kolay ve mümkün olacaktır. Bu çalışmada, araştırmacılara açık erişimli [MIT CBCL Face Recognition Database (2003-2005) ve FEI Face Database Disclaimer (2005-2006)] olan iki ayrı veriseti kullanılmıştır. Ek olarak bu çalışmada, iki temel yüz tanıma yöntemi ele alınmıştır. Bu yöntemler, kriminal inceleme amaçlı fotoğraftan fotoğrafa sorgulama yöntemi ve kent güvenlik yönetim sisteminde kullanılan canlı yüz tanıma yöntemidir. Sonuç olarak; biyometrik kimliklendirme de yüz tanıma sistemlerinin performansını değerlendirmek üzere bir takım senaryo kurgulanmış ve gerekli testler yapılmıştır. Yapılan testlerin analiz sonuçları bulgular bölümünde kapsamlı bir şekilde sunulmuştur.
Yangın olgularına adli antropolojik bakış açısı
Ülkemizde afetler zaman zaman meydana gelmektedir. Afetler sonrasında can ve mal kaybı yaşanması kaçınılmazdır. Olay yeri inceleme çalışmalarında gösterilen titizlik hayatını kaybeden felaket kurbanlarının kimliklendirilmesinde oldukça büyük rol oynamaktadır. Bulunan insan kalıntılarının doğru bir şekilde uzmanlar tarafından incelenmesi sonucunda hayatını kaybetmiş kişilerin doğru kimliklendirilmesi için adli antropolog, diş hekimi, biyolog, entomolog bir arada çalışmalıdır. Yangın afetine maruz kalmış felaket kurbanlarının kemiklerinde yüksek ısıdan dolayı belirli değişimler görülmektedir. Bu değişimler bireylerin ölüm şeklini, insan kaynaklı yangınlarda ise yangının nasıl başlatıldığını ortaya koymakta ve felaket kurbanlarının kimliklendirilmesinin doğru yapılmasını sağlamaktadır.
Kranial MR görüntülemelerinde sfenooksipital sinkondroz eklemin yaşa göre kapanma derecesinin adli tıbbi yaş tayininde kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi ve antiepileptik ilaç kullanımının kapanma zamanını etkileyip etkilemediğinin araştırılması
Amaç: Yaş tahmini adli tıp uygulamalarının başında gelen kimliklendirmenin önemli bir parametresidir. Günümüzde radyolojik görüntüleme yöntemleri ile yaş tahmini yapılmasına dayanan çalışmalara ağırlık verilmektedir. Direkt grafilerden daha detaylı görüntü sunan bilgisayarlı tomografi, radyasyon maruziyeti nedeni ile etik olarak sorgulanmakta bu sebeple son zamanlarda manyetik rezonans görüntüleme yöntemi ile yaş tahmini çalışmaları ön plana çıkmaktadır. Sfenooksipital sinkondroz eklem literatürde direkt grafi ve bilgisayarlı tomografi ile birçok kez incelenmiş, manyetik rezonans görüntüleme ile de değerlendirilebileceği bildirilmiştir. Çalışmamızda sfenooksipital sinkondroz eklem manyetik rezonans görüntüler üzerinden değerlendirilmiş ve adli tıbbi yaş tahmininde kullanılabilirliğini sorgulanmıştır. Ayrıca antiepileptik ilaç kullanımını olan bireylerin sağlıklı popülasyondan farklılık gösterip göstermediği de değerlendirilmeye çalışılmıştır. Gereç ve Yöntem: İlgili sfenooksipital sinkondroz eklem bölgesini değerlendirmek için Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı tarafından 2015-2021 yılları arasında çekilmiş kranial manyetik rezonans görüntülemeleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Yaş aralığı 8-25 olarak belirlenmiş, dahil edilme kriterlerini sağlayan bireylerin görüntüleri T1 sekansında midsagittal kesitte incelenmiştir. Çalışmaya 562 kadın, 504 erkek olmak üzere toplam 1066 görüntüleme dahil edilmiştir. 1066 görüntülemenin 180 tanesi antiepileptik kullanan olgulara aittir. Sfenooksipital sinkondroz eklemi değerlendirmek için Powell ve Brodie'nin tanımladığı, Bassed ve arkadaşlarının modifiye ettiği 5 evreli tanımlama sistemi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda 5 evreli olarak çalışılan sfenooksipital sinkondroz eklemin kapanması sonucunda elde edilen verilere göre sağlıklı popülasyonda 8 yaşında her iki cinsiyette de eklemin tamamen açık olduğu, ilk kapanma bulgusunun (evre 2) her iki cinsiyette de 9 yaşında görüldüğü, kadınlarda en geç 16, erkeklerde 19 yaşında eklemin tamamen açık (evre 1) görüldüğü, yarım kapanmayı temsil eden evre 3'ün kadınlarda 11-17 yaşları arasında, erkeklerde 12-17 yaşları arasında görüldüğü, en erken tam kapanmanın (evre 4) kadınlarda 12, erkeklerde 13 yaşında görüldüğü, kadınlarda 18 yaş ve üzerinde, erkeklerde 20 yaş ve üzerinde bütün olgularda eklemin tamamen kapalı (evre 4 ve 5) olduğu tespit edilmiştir. Antiepileptik ilaç kullanımı olan grupta ise her iki cinsiyette 8-10 yaşlarında eklemin tamamen açık (evre 1) olduğu, ilk kapanma bulgusunun (evre 2) kadınlar ve erkeklerde 11 yaşında görüldüğü, hala açık (evre 3) en geç yaşın kadınlarda 17, erkeklerde 18 yaş olduğu, kadınlarda 18 yaş ve üzerinde eklemin tamamen kapalı (evre 4 ve 5) olduğu tespit edilmiştir. Yaş ve evre arasında pozitif yönde güçlü korelasyon saptanmıştır. Erkeklerde sağlık durumu değişkeni anlamsız, kadınlarda ise zayıf ilişkili bulunmuştur. Ayrıca popülasyonun geneli değerlendirildiğinde; erkekler için evredeki her bir artışın 2,671 yılı (%95 güven aralığında 2,648-2,873) gösterdiği, burdan yola çıkılarak yaş=7,667+2,761xEvre denklemi oluşturulmuştur. Kadınlar için bu değerlerin 2,846 yıl (%95 güven aralığında 2,730-2,962) olduğu görülmüş yaş=6,479+2,846xEvre denklemi oluşturulmuştur. Sonuç: Adli tıbbi açıdan yaş tahmininde farklı yöntemler ile yapılan değerlendirmelerin artırılması ve multidisipliner yaklaşımlar ile hata payı en aza indirgenmelidir. Sfenooksipital sinkondroz eklemin MR görüntülemelerinden yola çıkılarak %95 güven aralığında yaş tahmini yapılabilir. Yine de uç olguların da bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Daha büyük örneklemler ile sosyoekonomik düzey, boy-kilo, ırk gibi kemik yaşını etkilediği bildirilen verilerin de göz önüne alındığı çalışmalara ve kronik hastalıkların etkisinin gösterildiği çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Sözcükler: adli yaş tayini, manyetik rezonans görüntüleme, sfenooksipital sinkondroz, kimliklendirme, kemik yaşı.
Hızlı ve yavaş üst çene genişletme tedavilerinin palatal ruga morfolojisindeki değişimlere etkisinin adli kimliklendirmedeki önemi
Bu çalışmada hızlı ve yavaş üst çene genişletme tedavisi uygulanmış hastaların palatal ruga morfolojisinde oluşan değişimlerin üç boyutlu olarak belirlenmesi ve adli kimlik tespitinde palatal ruga bölgesinin doğru kullanımının tespiti amaçlanmıştır. Sekiz ilâ 28 yaş arası daha önce ortodontik tedavi görmemiş olan, posterior çapraz kapanışı olan, dil itimi veya parmak emme gibi alışkanlıkları olmayan, palatinal ruga bölgesinde herhangi bir patolojisi bulunmayan, tedavi öncesi ve sonrası alçı modelleri iyi kalitede olan, çekimli ve/veya çekimsiz tedavi edilmiş kız ve erkek bireyler çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dâhil etme şartlarını sağlayan hastalardan, hızlı üst çene genişletme tedavisi görmüş (1.grup), yavaş üst çene genişletme tedavisi görmüş (2.grup) ve sabit ortodontik tedavi görmüş (3.grup) olmak üzere üç grup oluşturulmuştur. Hızlı ve yavaş ortodontik genişletme tedavisi deney grubunu, sabit ortodontik tedavi kontrol grubunu temsil etmektedir. Hızlı üst çene genişletme (RPE) tedavisi görmüş 24 hasta, yavaş üst çene genişletme (SME) tedavisi görmüş 22 hasta ve sabit ortodontik tedavi görmüş 18 hasta çalışma içerisine dâhil edilmiştir. Hızlı ve yavaş üst çene genişletme tedavisi ve sabit ortodontik tedavi görmüş hastaların alçı modelleri ağızdışı model tarayıcısı (Sirona inEos X5, Dentsply Sirona, Bensheim, Germany) ile tarandı ve STL (stereolitografi) dosyaları şeklinde kaydedildi. Üretilen STL dosyaları Mimics (Materialise Mimics Innovation Suite 23, 3-matic Version Medical 17, Materialise) yazılımına aktarıldı. Lysell'in palatal ruga sınıflandırma yöntemine göre sınıflandırılan rugalar; en öndeki birinci ruga, ikinci ruga ve en arkadaki üçüncü ruga olacak şekilde isimlendirildi. Üst çene palatal ruga antero-posterior (ön-arka) noktalar, transverse noktalar, angular açı ölçüm noktaları, palatal alan ve hacim noktaları işaretlendi. Tedavi başlangıcında alınan alçı modeller (pre-ekspansiyon) T1 olarak, tedavi sonunda alınan alçı modeller (post-ekspansiyon) T2 olarak kaydedildi. Anteroposterior yönde genişletme tedavileri gören hastalarda anteriorda ve mezialde bulunan rugalarının stabil olmadığı tespit edildi. Sabit ortodontik tedavi gören hastalarda ise 2.-3. Ruga bölgesi ve genel olarak distal sonlanım noktalarının stabilite açısından güvenli olmadığı ortaya konuldu. RPE ve SME grubunda transverse-1 ve transverse-2 ölçümlerinde en fazla değişim 1. Rugada ölçülmüştür. Sabit ortodontik tedavi gören kontrol grubunun anteroposterior-1, anteroposterior-2 ve transverse-1 yönlerde mezial sonlanım noktalarının stabilitesinin daha güvenli olduğu sonucuna varılmıştır. Kontrol grubunda transverse-1 ve transverse-2 ölçümlerinde en fazla değişim 3. Rugada ölçülmüştür. Çalışmada elde ettiğimiz sonuçlara göre anteroposterior ve transverse düzlemlerde kontrol grubunda 1. Ruga daha stabil bulunmuştur. Bu tez çalışmasının sonucu olarak elde ettiğimiz bulguların toplumumuzda yapılan palatal tedavilerle palatal ruga bölgesinde görülebilecek değişiminlerde yol gösterici olacağı sonucuna varılmıştır. Buna göre üst çene genişletme tedavileri ve sabit ortodontik tedavinin palatal ruga bölgesinde değişime sebep olacağı ve kimlik tespitinde güvenilir olmayacağı düşünülmektedir.
Turks' prejudice against Kurds and Syrians: The role of contact, identification, and threat
This study examined the effect of imagined contact on Turks' prejudice against Kurds and Syrians, with a focus on the moderating role of in-group identification and the mediating role of intergroup threat in the imagined contact-prejudice relationship. An experiment was conducted among 335 Turkish undergraduate students (154 males, 180 females; Mage = 20.30, SD = 1.38). Participants were presented with measures assessing their ethnic and national identification, realistic and symbolic threat, and explicit and implicit prejudice after the imagined contact manipulation. The results showed that imagined contact did not have a prejudice-reducing effect. Accordingly, there was neither a moderating role of in-group identification nor a mediating role of intergroup threat. However, identification and threat significantly predicted prejudice. Ethnic identification was positively related to prejudice against Kurds and Syrians, while national identification was negatively related to prejudice against only Kurds. Realistic and symbolic threat were positively associated with prejudice against both groups. The results were discussed in relation to social identity theory, common in-group identity model, and intergroup threat theory. Theoretical refinement to the imagined contact hypothesis was also discussed.
Prejudice against Syrians in Turkey: The role of age, moral perception, group identification, and contact
When Syrians fled Syria and took refuge in Turkey as the result of a civil war, various disturbances arose among Turkish people. In order to find out how they perceive Syrians in Turkey, distinct research was conducted. The present study examined the role of age of Turkish people in their moral perception of Syrians, group identification, contact quality, and prejudice against Syrians in Turkey. A total of 310 Turkish citizens (156 females, Meanage= 36.36) living close to the Syrian border (Şanlıurfa) and far away from the border (Istanbul) were surveyed. Prejudice was measured in terms of both behavioral and affective components. The results revealed that as people got older, they identified more with their language, nation, and civic group. Identification fully mediated the relationship between age and how warm one felt towards Syrians, and partially mediated the relationship between age and behavioral prejudice against Syrians. The older the people were, the greater behavioral prejudice they had against Syrians. Moral perception was not a mediator in the age and prejudice relationship, but it partially mediated the relationship between contact quality and prejudice. The finding suggesting that as the contact quality increased, the Syrians were perceived higher in morality may have further implications.
The politics of civic identity in Turkey: 2011-2017
When the Peoples' Democratic Party (HDP) succeeded in gaining significant support amongst the non-Kurdish electorate in the June 2015 election, many believed Türkiyelileşme – the political strategy of appealing to the non-Kurdish electorate across Turkey through broad alliances with Turkish progressive movements – was the reason behind HDP's success. Due to this, much literature tended to emphasise how HDP's Türkiyelileşme discourse was a transformation from their more ethno-nationalist predecessor parties. Through a historical discursive analysis of pro-Kurdish political party activism since the 1960s until the emergence of the HDP, this thesis instead argues that the discourse displayed by Kurdish activists since the emergence of pro-Kurdish parties in the 1990s has always displayed a Türkiyelileşme discourse. Moreover, this thesis analyses different periods where pro-Kurdish parties have utilised a more ethno-nationalist discourse and periods characterised by a Türkiyelileşme agenda. While many have interpreted pro-Kurdish activism as either ethno-nationalist or Türkiyelileşme, I argue that party activism is defined by both extremes. While the more inclusive Türkiyelileşme characterises pro-Kurdish party activism during periods of relative peace and stability, when state coercion is used against the party, pro-Kurdish activists tend to 'return to their heartlands' and utilise a more ethno-nationalist political stance. Thus, this thesis aims to draw links between the level of pressure asserted on pro-Kurdish politics and the political strategy with which HDP and its predecessor parties have chosen to follow.
Özdeşleşme ve kişi-örgüt uyumunun sağlanmasında kurum kültürü ve organizasyonel yapı etkisi
Kurumların amaçlarına ulaşmalarında arzu edilen çalışan profilini seçme, geliştirme ve elde tutmada belirleyici örgütsel değişkenlerden biri örgüt kültürü olmakta, bireylerin olumlu iş tutumlarının ortaya çıkmasında kurum kültürü öncül bir faktör olarak nitelendirilebilmektedir. Kurum kültürünün değerlerle anlamsal ilişkisi nedeniyle, yakın ilişki kurulacak bir değişken olan kişi-örgüt uyumunun ortaya çıkması bu nedenle örgüt kültürüne bağlı olabilecektir. Kurumlarda artan düzeyde takım çalışmaları grup dinamiklerinin örgütsel bağlamda incelenmesine daha çok dikkatleri çekmiş ve bireylerin çalışma grupları ile özdeşleşmeleri incelemeye değer bir çalışma konusu niteliği kazanmıştır. Kurum tarafından çalışanlarca geliştirilmesi arzu edilen bir tutum olan grupla özdeşleşme bu nedenle kurumun kendi kültüründen etkilenebilmektedir. Bu çalışmada kurum kültürünün çalışanların kişi-örgüt uyumu ve çalışma grupları ile geliştirecekleri sosyal kimliğe bağlı özdeşleşmeye olan etkisi incelenmiş ve söz konusu ilişkileri, organizasyonel yapı için tanımlanacak karakteristik özelliklerin ne ölçüde değiştirilebileceği (moderator) teşhis edilmiştir. Araştırmaya hizmet ve üretim sektörlerinde kolayda örnekleme yolu ile belirlenmiş alt iş kolları ve toplamda 11 işletmeden 436 beyaz yakalı çalışan katılmıştır. Nicel araştırma yönteminin seçildiği çalışmada veri toplama yöntemi olarak envanter tekniğinden yararlanmış ve ölçekler kullanılmıştır. SPSS programı ile önerilen ilişkilerin test edildiği çalışmada çoklu doğrusal ve hiyerarşik regresyon analizi, grafik gösterim ve doğruların eğim testlerinden yararlanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, bir kültür boyutu olarak vizyon-müşteri odaklı esneklik ve koordinasyon kişi-örgüt uyumunu, takım çalışması ve yetenek geliştirme-örgütsel öğrenme kültür boyutu grupla özdeşleşme ve kişi-örgüt uyumunu, yetkilendirme-değişim kültür boyutu grupla özdeşleşmeyi, stratejik plan ve kurum içi işbirliği-talep izleme boyutu kişi-örgüt uyumunu olumlu yönde, paylaşılan vizyon ve iş usulleri/değerleri kültür boyutu ise grupla özdeşleşme ve kişi-örgüt uyumundaki değişimi olumsuz yönde anlamlı olarak açıklamıştır. Organizasyon yapısının bir boyutu yetkilendirme-değişim kültür boyutu ve paylaşılan vizyon-iş usulleri/değerleri kültür boyutunun grupla özdeşleşme ile olan ilişkisinde şartlı değişken etkisi göstermiştir.
Küreselleşme ve kimlik
Sınıf öğretmenlerinin örgütsel bağlılık ve yetkilendirilmelerine ilişkin görüşleri
Küreselleşme ve bilişim teknolojilerinin ortaya çıkardığı toplumlarda rekabet ve değişim çabaları, sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda dönüşüme sebep olurken, bir yandan da örgütsel yapılarda da yapısal bir dönüşüm yaratmaktadır. İşgörenlerin örgütle bütünleşmesinin, örgütü benimsemesinin, kalite ve verimlilik kavramlarının önem arz ettiği bu süreçte bağlılık ve yetkilendirme kavramları tüm örgütlerde olduğu kadar eğitim sisteminde yer alan ve en çok okul, öğrenci ve öğretmen sayısına sahip olan ilköğretim okulları için de öne çıkmaktadır.Bu araştırmanın amacı, devlet ilköğretim okullarında görev yapan sınıf öğretmenlerinin örgütsel bağlılık ve öğretmen yetkilendirmesine ilişkin görüşlerini belirlemektir. Araştırmada yarı-yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın uygulaması, 2008-2009 öğretim yılı bahar döneminde Eskişehir ilinde bulunan 8 ilköğretim okulunda gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya, ilköğretimde görev yapmakta olan 22 sınıf öğretmeni katılmıştır. Araştırma verileri, öğretmenlerin uygun oldukları saatlerde görev yaptıkları okuldaki belirlenen odalarda 12.02.2009-24.02.2009 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan ?Yarı-yapılandırılmış Görüşme Formu? ve ?Öğretmen Kişisel Bilgi Formu? aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma verileri betimsel analiz yoluyla çözümlenmiş, daha sonra, araştırma soruları temel alınarak bulgular tanımlanmış ve yorumlanmıştır.Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara dayalı olarak şu sonuçlar ortaya çıkmıştır:Örgütsel bağlılık boyutlarından uyum boyutuyla ilgili olarak en fazla dile getirilen görüşler, dosya ve evrak işlerinin zorunlu olarak yapıldığı ve gereğine inanılmadığı yönündedir. Bağlılığın özdeşleşme boyutuna ilişkin olarak; sınıf öğretmenlerinin yaklaşık yarısının okul örgütleriyle özdeşleşmeye dönük görüşler ifade ettiği ve bunlardan dört öğretmenin mesleğiyle ilgili her şeyi severek yaptığını belirttiği görülmüştür. Araştırmaya katılan iki öğretmenin okullarında çalışmanın ve okul yöneticisinin sağladığı ortamın kendilerini mutlu ettiği, okullarında çalıştıkları için kendilerini şanslı gördükleri biçimindeki görüşleri, içselleştirme düzeyinde bir bağlılığa işaret etmektedir.Sınıf öğretmenlerinin yarıdan fazlası örgütüne uyum boyutunda, bir kısmı özdeşleşme, ikisi ise içselleştirme boyutunda bağlılık gösterdiklerine ilişkin görüşler belirtirken, bağlılığın genel anlamda çalıştıkları okul örgütünden çok mesleklerine olan bağlılık olduğu görülmüştür. Araştırmanın öğretmenlerin örgütsel bağlılıklarına ilişkin başka bir bulgusu ise yöneticilerin adaletli, destekleyici, dürüst ve ılımlı tavrına vurgu yapan tüm öğretmenlerin örgütsel bağlılığa ilişkin olumlu görüşler belirttiği biçimindedir.Araştırmada, öğretmenlerin kararlarda söz sahibi olmalarına ilişkin olarak öğretmenlerin tamamına yakını olumlu görüş belirtirken, bir kısmı okul yönetiminin inisiyatifi dışındaki etmenler sebebiyle kararların uygulanmasında engeller yaşanabildiğini ifade etmiştir. Bununla birlikte öğretmenlerin hemen hemen hepsi mesleki gelişimlerinin artırılması için yapılan etkinliklerin kalite ve verimlilik düzeylerinin az olduğu ve hem eğitim verenlerin hem de etkinlik içeriklerinin geliştirilmesi gerektiği konusunda görüş belirtmişlerdir. Okulda sahip olunan özgürlük, diğer bir deyişle otonomi konusunda ise beş öğretmen ders kitaplarını seçme dışında okulda tamamen özgür olduğunu ifade ederken, beşi okul yönetiminin müdahale etmediği, karışmadığı, dördü yasa ve yönetmelikler çerçevesinde özgür olduğu şeklinde görüş bildirmiştir.Araştırmaya katılan öğretmenlerin tümü sahip oldukları statüyle ilgili görüş bildirmişlerdir. Bu görüşlerin yarısından fazlası saygınlık anlamında manevi doyumun çok olduğu bir meslek yapıldığına, yedisi meslektaşları ile iyi ilişkilere sahip olduğuna, beşi yönetici, öğrenci ve veliler açısından saygınlık hissettiğine, üçü saygınlığı önemli bulduğuna ve mesleğini severek yaptığına ilişkin görüşlerdir. Ayrıca, öğretmenlerin öz yeterliliklerini gösterebilmedeki sorunlara ilişkin olarak belirtilen görüşlerin yarısından fazlası bunun sebebinin öğrencilerin ve okulun sosyo-ekonomik düzeyinin düşük olması, yarısı öğretim materyallerinin eksik ve teknolojik olanaksızlıkların çok olması biçimindedir. Öz yeterlilikleri gösterebilmedeki güçlü yönlere ilişkin olarak ise, öğretmenlerin yedisi bireysel farklılıklara dikkat etmede, altısı bütün mesleki yeterliliklerde, dördü okul aile işbirliğinde kendini etkili görmektedir.Araştırmada, örgütsel bağlılık boyutlarından en çok, uyum boyutunda bağlılığa ilişkin görüşler yer almaktadır. Ayrıca öğretmenlerin bağlılığının genel anlamda çalıştıkları okul örgütünden çok mesleklerine olan bağlılık olduğu görülmektedir. Yöneticilerin olumlu tavırları ise, öğretmenlerin örgütsel bağlılığını artırmaktadır. Bununla birlikte öğretmenlerin mesleki gelişim olanaklarına sahip olma düzeyi, motivasyonlarına ve bağlılıklarına katkı sağlamaktadır. Öğretmenlerin kararlarda ve yeterliliklerini gösterebilmede etkili olduğuna dair inancı örgütsel bağlılığın düzeyini artırmaktadır. Örgüte koşulsuz olarak bağlı öğretmen bulunmamakla birlikte, okulun yetkilendirme anlamında sağladığı olanaklar bağlılığın düzeyini etkilemektedir.
Televizyon haberlerinde milli kimliğin yeniden üretimi: Davos krizi örneği
Modern dünyanın devlet örgütlenmesi biçimi olan ulus-devletin kuruluş aşamasında, ulus-devlet ve milli kimlik inşa süreci yaşanır. Ulus-devlet kurulduktan sonra milli kimlik ve ulus-devlet inşası son bulmaz. Sürekli olarak, farklı yollarla kendini yeniden üretir ve bir ulus-devlet yapılanması olduğunu yeniden yeniden hatırlatır. Kitle iletişim araçları, bu yeniden üretici ve hatırlatıcılardan birisidir. Yirminci yüzyıl ileri kapitalizminde, kültürel ve siyasal alanda belirleyici olan kitle iletişim araçları sürekli olarak anlam, pratik ve değerler inşa eder. Türkiye Cumhuriyeti de aynı süreçler içinden geçerek, sürekli olarak farklı milliyetçilik görünümlerini yansıtarak yeniden kurulmaya devam etmektedir. Çalışma, 2009 yılı Dünya Ekonomik Forumu'nda, moderatör David Ignatius, Şimon Peres ve Recep Tayyip Erdoğan üçgeni arasında yaşanan gerilimi konu edinmektedir. `Davos Krizi' olarak anılan bu olayın haber bültenlerine yansıması ele alınarak, haberlerin ulus-devletin yeniden inşası ve milli kimliğin üretimi sürecinde nasıl söylemler yapılandırdığı, nasıl bir kimlik kurduğu incelenmiştir. Olayın haber bültenlerinde yer almaya başladığı 30 Ocak 2009 günü ve izleyen bir hafta, izlenme oranları ve sahiplik yapıları göz önünde bulundurularak örnekleme dâhil edilmiş, 5 kanalın, Kanal D, ATV, Show TV, NTV ve TRT'nin haber bültenleri söylem analizi metoduyla incelenmiştir. Elde edilen veriler sonucu, milli kimliğin, Davos Krizi'ni konu edinen haber bültenlerinde sürekli olarak farklı biçimlerde yeniden inşa edildiği görülmüş, milliyetçiliğin birçok türünün birbirine eklemlendiği saptanmış ve AKP iktidarıyla yeni-Osmanlıcılık söylemini içeren bir milli kimlik kurgusu üretildiği belirlenmiştir.
Öğrencilerin öğrenim gördükleri üniversiteye ait olma gereksinimlerinin incelenmesi
Araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin, öğrenim gördükleri yükseköğrenim kurumlarında, ait olma gereksinimlerinin karşılanma düzeylerini belirlemeye yönelik ?Üniversiteye Ait Olma Ölçeği? (ÜAÖ) geliştirmek ve öğrencilerin öğrenim gördükleri üniversiteye ait olma durumlarını çeşitli değişkenler açısından incelemektir. Araştırmanın evrenini Ordu Üniversitesi yerleşkesinde eğitim gören üniversite öğrencileri kapsamaktadır. Çalışmada 5'li Likert tipi bir ölçek oluşturulmuştur.Ölçeğin geliştirilmesi için yapılan istatistiksel analizlerde SPSS 15 ve Lisrel-8.15 programlarından yararlanılmıştır. Geçerlilik analizi için kapsam geçerliliği ve yapı geçerliliği teknikleri kullanılmıştır. Üniversiteye Ait Olma Ölçeği'nin iç tutarlılık denetimi yapılmıştır.Araştırma verileri ortalama ve yüzde olarak verilmiş, üniversiteye ait olma değerleri ile gruplar arasındaki farkların belirlenmesi amacıyla t-testi ve tek yönlü varyans analizi yapılmıştır.Ölçeğin iç tutarlılık Cronbach ? güvenirlik katsayı değerleri ve test-tekrar test güvenirliği sonuçları yeterli bulunmuştur. Ölçeğin yapı geçerliliği için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri yapılarak üç boyuta (Motivasyon, Beklenti ve Özdeşleşme) ulaşılmıştır.Geçerliliği ve güvenirliliği test edilen ölçeğin, üniversite öğrencilerinin öğrenim gördükleri üniversiteye ait olma düzeyleri incelenmiş ve elde edilen sonuçlara bağlı olarak öneriler sunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Üniversiteye Ait Olma Ölçeği, Üniversite Öğrencileri, Beklenti, Motivasyon, Özdeşleşme
Çalışanlarda farklılıkların yönetimi ve örgütsel özdeşleşme ilişkisi
Günümüzde uluslararası sınırların da ortadan kalkması ve özellikle bilgi iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin de yaygınlaşmasıyla küresel pazarda örgütlerin işgücündeki çeşitliliği artmış, farklı özelliklere sahip bireylerin bir arada çalışması kaçınılmaz olmuştur. Özellikle her alanda yaşanan teknolojik atılımlar "insan" unsurunu daha da çekici ve değerli hale getirmiştir. Bireysel ve kültürel farklılıkların uluslararası platformda önemli bir unsur ve rekabet avantajı sağlamada bir değer olarak kabul edilmesi, aynı zamanda bu çeşitliliğin iyi bir şekilde yönetilmesini de gerektirmektedir. Nitekim bireysel farklılıkların iyi yönetilmesi pek çok faydayı beraberinde getirerek çalışanlarda olumlu davranışların oluşmasını sağlamaktadır. Çalışanlarda olumlu davranışların oluşması bireyin örgütü ile özdeşleşmesine ve örgütün değerleriyle, inançlarıyla ve beklentileriyle uyumu yakalayabilmesine bağlıdır. Bu uyumun oluşması örgütsel amaçların gerçekleştirilmesini mümkün hale getirmektedir. Bu görüşler çerçevesinde çevrimiçi anket yöntemi ile gerçekleştirilen bu çalışmada, çalışanların farklılıkların yönetimine ilişkin algılarının belirlenmesi ve bu algının çalışanların örgütsel özdeşleşme düzeyine etkisinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Elde edilen verilerin analiz edilmesiyle çalışanlarda farklılıkların yönetiminin örgütsel özdeşleşmelerini etkilediği görülmüştür. Ayrıca çalışanların sosyo-demografik özellikleri ile farklılıkların yönetimi algıları ve örgütsel özdeşleşme düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir.
Kriminal (adli) Antropoloji'nin adli bilimler'e katkısı
Adli Bilimler, suçun ispatında maddi delillerin ortaya çıkarılması, suçlunun veya mağdurun ispatı ile uğraşan bir bilimler demetidir. Maddi gerçeği ortaya çıkarırken çeşitli bilim dallarından destek almaktadır. Destek aldığı bilim dallarından bir tanesi de Kriminal (Adli) Antropoloji'dir. Kelime anlamı "İnsan Bilimi" olan Antropoloji, günümüz ve geçmiş dönemlerde yaşayan insan toplulukları üzerinde biyolojik, morfolojik, genetik, evrimsel ve patolojik araştırmalar yapan bilim dalıdır. Bu araştırmalar çok geniş bir çalışma alanına sahip olduğu için Antropoloji kendi içerisinde çeşitli alana ayrılır. Fizik Antropoloji (diğer alt bilim dalları da dahil) kendi içerisinde çalışma alanına göre farklı alt dallara da ayrılmaktadır. Bunlardan bir tanesi çalışmanın bel kemiğini oluşturan Kriminal (Adli) Antropoloji'dir. Adli olaylara farklı bir perspektiften bakmakta olan Kriminal (Adli) Antropoloji genel olarak iskelet materyali üzerinde suç unsurlarını bulmayı hedefler. Kriminal (Adli) Antropoloji laboratuvarlarında gerçekleştirilen bu çalışmalar farklı kimliklendirme yöntemlerine dayanmaktadır. Antropolojik incelemeler, adli vakaların çözümlenmesinde Fiziki Antropoloji, Adli Osteoloji ve Paleoantropolojik yöntemlerin adli amaçlı kullanımı olarak tanımlanabilir. Literatüre bakıldığında Kriminal (Adli) Antropoloji'nin, Adli Bilimler'e katkısı bir başlık altında toplanmamış ve tartışılmamıştır. Kriminal (Adli) Antropoloji'nin Adli Bilimler'e katkısı ve bu amaçla iskelet üzerinde gerçekleştirmiş olduğu teknik ve yöntemler çalışmada önemli bir yer tutacaktır. Yaş tahmin ve cinsiyet tayin çalışmalarının araştırmacılar tarafından farklı oranlarda olsa dahi doğruluk verdiği yapılan çalışmalarla kanıtlanmış haldedir. Kriminal (Adli) Antropoloji'de yaş ve cinsiyet çalışmalarında, tek bir kemikten doğruluğu %70'in altına düşmeyen bireysel özellikler tespit edilebilmektedir. En yüksek oran ise; iskelet materyalinin eksiksiz olması halinde %100'dür. Sonuç olarak: Kriminal (Adli) Antropoloji kimliklendirme teknikleri, insan bedeninde ciddi parçalanma, yanma veya karışmanın meydana geldiği olaylarda, kitlesel felaketlerde, tanımlanamayan insan kalıntılarının olduğu adli vakalarda alternatif değil kullanılması mecburiyet olan teknik ve yöntemleri içermektedir.
Tios bizans iskeletlerinde adli antropolojide kullanılan kimliklendirme metotlarının kullanılabilirliği
Adli olgularda soruşturmaların ana hedef ve amaçlarından biri, olaya dahil olan birey ya da bireylerin kimliklerinin kısa zamanda ve doğrulukla saptanmasıdır. Adli olgu niteliği kazanmış olan olaylarda yapısal bütünlüğünü kaybetmiş, zamanla birikte çürümüş ve ileri derecede yanarak tanınmaz hale gelmiş iskelet materyaller ile karşılaşılmaktadır. İskelet haline gelerek yumuşak dokusunu kaybetmiş kalıntıların adli kimliklendirilmelerinin yapılması adli antropoloji çalışmalarının titizlik ve özen gerektiren kavramlarından birisidir. Yapılmış olan çalışmaların bilimsel literatürde yer bularak gerçeklik ve güvenilirliğininde kanıtlanmış olması gerekmektedir. Hitit Üniversitesi antropoloji laboratuvarında yapılmış olan tez çalışmamızda, adli antropolojik tekniklerin ortaya çıkış süreci, bilimsel camiada yer bulmuş olan metotların detaylıca açıklanması, hangi durumlara göre ne tür adli antropolojik kimliklendirme metodlarının kullanılması gerektiği ile ilgili değerlendirme ve tartışma yapılmıştır. Bu çalışma Bizans dönemine tarihlendirilmiş olan Zonguldak ilinin Çaycuma ilçesine bağlı bulunan Tios antik kentinden çıkarılmış olan iskeletlerin adli antropolojide kullanılan morfolojik yöntemler ile kimliklendirilmesini amaç edinmektedir. Tios antik kenti popülasyonuna ait 55 adet iskelet materyalde, morfolojik yöntemlere dayalı adli antropolojik kimliklendirme tekniklerinin iskelet materyallere uygulanabilirliği denenmiştir.
İnsan ve doğal kaynaklı afetlerde kimliklendirmede dental görüntüleme tekniklerinden panoramik röntgen kullanımı
Dental biyometri, doğal ve insan kaynaklı felaketlerde ölenlerin kimliklendirilmesinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Diş kayıtlarının kalıcılığı, geleneksel biyometrik teknikler olan parmak izi ve yüz ile irisin kullanımına göre daha iyi bir seçenek olarak görülmektedir. Pek çok çalışma, insan kimliklendirmesinde diş kayıtlarının kullanılmasının DNA analizine göre daha hızlı, güvenilir ve ucuz olduğunu göstermiştir. Kafatası, pelvisten sonra cinsiyetin saptanmasında yüksek dimorfizm gösteren ve en güvenilir şekilde kullanılan ve güvenilirliği %92 olan bir iskelet parçasıdır. Mandibula, kafatasının en güçlü ve en büyük kemiği olduğu için cinsiyet belirleniminde rolü büyüktür. Ramus bölgesinde ölçülen parametreler şunlardır: Minimum ramus genişliği, maksimum ramus genişliği, izdüşümsel ramus yüksekliği, maksimum ramus yüksekliği, kondil yüksekliği, koronoid yüksekliği, bigonial genişlik, gonial açı. Panoramik radyografiler eğer AM olarak mevcutsa insan kimliklendirilmesinde, dijital olarak çakıştırma, veri tabanında arama ve veri tabanı oluşturmak için kullanılmaktadır. Çalışmada 100 erkek ve 100 kadın panoramik röntgeni üzerinde, üç ayrı araştırmacı tarafından bütün parametreler için yapılan ölçümlerde uyum değerlendirmesi yapılmıştır. Çalışmada sağ ve sol ramus genişliği, sağ ve sol condyl yüksekliği ve bigonial genişlik değerleri ayrı ayrı incelenerek elde edilen cinsiyet durumu için tanı testi olarak kullanıp kullanılamayacağı analiz edilmiştir. Bunun için öncelikle ilgili parametreler kadın ve erkek olarak iki grup için lojistik modeli kurulmuştur. Bir bağımsız değişken ile kurulan modelden elde edilen olasılıklar hesaplanmış ve tanı testi yapılarak bu olasılıklar üzerinden ROC analizi yapılmış olup Youden indeksine göre kesim noktası belirlenmiştir. Kesim noktasına göre duyarlılık ve seçicilik değerleri hesaplanmıştır. Her araştırmacıya ait karşılaştırmalar, uyumlu ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş, adli kimliklendirmede kullanılabilirliği ve cinsiyet tayini yapılabilirliğini de ortaya konmuştur.