Haçlı seferleri

56 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Antakya Haçlı Prensliği tarihi (1119-1161)

Antakya Haçlı Prensliği Birinci Haçlı Seferi sırasında 1098 yılında kuruldu. Haçlılar, Antakya'da 170 yıllık hâkimiyetleri boyunca kurulduğu bölgenin siyasetinde etkili oldular. Prenslik için en büyük tehlike Bizans İmparatorluğu ve Halep'te bulunan Müslümanlardır. İncelenen dönem Doğu'da Müslümanların birlik ve beraberlik içerisinde Haçlılarla mücadeleye başladığı ve onların bölgede yayılmasının engellendiği bir süreçtir. Prenslik 1119-1161 yılları arasında Kudüs Kralı II.Baudouin, II.Bohemund, Raymond de Poitiers ve Renaud de Chatillon tarafından yönetildi. Bu dönemde özellikle Artukoğlu İlgazi, İmadeddîn Zengî ve Nureddîn Zengî gibi Müslüman liderler Antakya Haçlılarına büyük kayıplar verdirdi. Özellikle Nureddîn Zengî'nin yaptığı fetihlerle prenslik sahil şeridine sıkıştırıldı. Müslümanlara karşı verilen kayıpları telafi etmek ise Antakya Haçlıları için kolay olmadı. Bu durum prensliğin gücünü zayıflattı. Bu dönemde Bizans İmparatoru II.Ioannes Komnenos Antakya'yı kendi ülkesinin sınırlarına dahil etmek için 1137 ve 1142 yıllarında Kilikya ve Antakya'ya sefer düzenlese de başarılı olamadı. İmparator I.Manuel Komnenos ise 1159 yılında Antakya'ya gelerek prensliği vassalı yaptı. İncelenen dönemde (1119-1161) Antakya Haçlı Prensliği'nin çoğunlukla naibler ile yönetildiği, özellikle 1119 yılındaki Tell Afrîn Savaşı'nda (Kanlı Meydan Savaşı) kaybettiği askeri gücünü geri toparlamakta zorlandığı, bundan sonra ise Müslümanlara karşı taarruzdan çok kaybettiği toprakları geri almak ya da kendilerini savunmak üzerine kurulu bir strateji geliştirdikleri ve Müslümanlara karşı giriştikleri mücadelede dışarıdan gelecek desteğe ihtiyaç duydukları görülür. Dönemin Haçlı müelliflerinin ise Haçlıların kazandığı başarıları abarttıkları bunun tam tersi Müslümanların Haçlılara karşı kazandığı zaferlere ise kısaca değindikleri tespit edilmiştir. Buna az da olsa Müslüman müellifler de başvurmuşlardır.

12. yüzyılAntakya Haçlı PrinkepsliğiDinler tarihi+3
Rahime Deniz
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Haçlı Seferlerinde Muînüddin Üner ve Şam

Dünya Tarihinin ve İslam Tarihinin başat konularından olan Haçlı Seferleri'nde, açıkça bir "Hıristiyan – İslam", diğer bir ifadeyle "Haç - Hilal" mücadelesi görülür. Bu seferlerden, on ikinci yüzyılın ilk yarısındaki İkinci Haçlı Seferi, İslam Tarihi açısından ayrı bir önem arzeder. Suriye Selçuklu Devleti'nin devamı durumundaki Dımaşk Tuğteginli / Böri Atabegliği, henüz yarım yüzyılını doldurmamışken, Atabegliğin merkezi Dımaşk İkinci Haçlı Seferi'yle kuşatılmıştır. Bu sırada Dımaşk Atabegliği'nde kudretli vezir, Atabeg Muînüddin Üner bulunmaktaydı. Dımaşk, Kudüslü Haçlılarla gerektiğinde ittifak yaparken, bu defa daha techizatlı ve kalabalık Haçlı ordusu tarafından İkinci Haçlı Seferi kapsamında kuşatılmıştı. Muînüddin Üner askerî ve diplomatik becerileriyle kuşatmayı dördüncü gününde yarmış ve Dımaşk'ı işgalden kurtararak İkinci Haçlı Seferi'nin tartışmasız galibi olmuştur. Bu çalışma, XII. yüzyılın ilk yarısında vaki olan ve doğrudan Dımaşk'ı kuşatan İkinci Haçlı Seferine karşı, zekice bir savunma yaparak, Birleşik Haçlı Ordusunu dört günde geldikleri yere geri göndermeyi başaran bir kahramanın, Dımaşk Atabegi Muînüddin Üner'in biyografisini konu edinmektedir. Çalışma, Muînüddin Üner'in İkinci Haçlı Seferi tarihçileri tarafından ihmal edildiğini ve onun, asker, devlet adamı ve siyasetçi olarak çağdaşlarından farklı bir kişilik olduğunu tespit etmektedir. Dımaşk Atabegliği'nin elli yıllık siyasî tarihinin yirmi yıllık bir döneminde etkin söz sahibi olan Atabeg Muînüddin Üner'in kahramanlığını ve başarılı yönetimini ortaya koymaktadır. Anahtar Kavramlar: Atabeg, Dımaşk, Haçlı, Muînüddin Üner, Zengî

12. yüzyılAtabegAtabeg+6
Ahmet Nuri Koca
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Haçlı seferlerinde Halep (1097-1124

Halep şehri, IX. X. ve XI. yüzyıllarda stratejik konumu nedeniyle hem İslâm devletleri hem de Bizans için önemli bir konumda bulunuyordu. Haçlıların bölgeye gelmesiyle önemi daha da artan Halep, istila hareketlerine sahne olmuştur. Çevresinde bulunan pek çok yer Haçlıların eline geçmiştir. Ancak Halep, güçlü bir kaleye sahip olması ve siyasi anlaşmalar nedeniyle Haçlılar tarafından ele geçirilememiştir. Bu çalışmada Haçlı Seferlerinde Halep'in 1097-1124 yılları arasındaki siyasi ve sosyal tarihi hakkında bilgi verilmektedir. İlkçağlardaki Halep ve İslâmî dönem ile birlikte Türklerin bölgedeki mücadelelerine değinilmiştir. Bunun yanında, Haçlıların Halep Selçuklu Meliki Rıdvân döneminde Suriye bölgesine geldikleri için bu dönem geniş bir şekilde anlatılmaktadır. Bâtınîler ile olan ilişkisinden bahsedilmektedir. Bu çalışmanın amaçlarında biri de Bâtınîlerin Halep'teki gücünü tespit etmektir. Melik Rıdvân'ın Bâtınîler adına Halep'te bir dârü'd-da've (propaganda merkezi) kurması onlara verdiği değeri ve onlardan ne denli etkilendiğini göstermektedir. 18 yıllık hâkimiyeti boyunca Rıdvân, Halep'in başta Haçlılar olmak üzere başka ellere geçmemesi için çabalamıştır. Rıdvân'ın ölümü üzerine melikliğin başına geçen oğlu Alparslan el-Ahras, bir yıl kadar kısa bir süre tahtta kalabilmiş, Bâtınîler ile mücadele etmiştir. Onun ölümünden sonra yerine kardeşi Sultanşah geçmiştir. Ancak Sultanşah'ın küçük yaşta olmasından dolayı Halep'in yönetimi Atabeg Lü'lü'nün eline bırakılmıştır. Ancak, onun yanlış politikaları Halep halkı şehrin yönetimi için, Artukoğlu İlgazi'ye haber göndermiştir. İlgazi'nin, yönetimi ele almasıyla Halep sıkıntılı günlerinden kurtulmaya başlamış ve ölümüne kadar geçen sürede Haçlılar ile sürekli mücadele içinde olmuştur. İlgazi'nin ölümünden kısa bir süre sonra ise bölgeye Belek b. Behram hâkim olmuş o da amcası İlgazi gibi Haçlılar'a karşı başarılı mücadeler vermiştir. Anahtar Kavramlar: Artukoğlu İlgazi, Bâtınîler, Haçlılar, Halep, Melik Rıdvân.

Artukoğlu İlgaziBatınilerHaçlı seferleri+5
Melek Kurtbaş
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

V. Haçlı Seferi (1217-1221)

Hristiyanların sözde Doğulu dindaşlarını kurtarmak için giriştiği 1095-1291 yılları arasında gerçekleşen Haçlı Seferleri, Avrupa ile İslâm Dünyası üzerinde derin etkiler bırakmış tarihi olaylar zinciridir. Tezimize Konu olan V. Haçlı Seferi, Selâhaddîn Eyyûbî'nin Mısır'da hâkimiyetini sağlamlaştırmasının ardından, Haçlıların bölgeye yaptıkları en geniş kapsamlı askerî hareket olmuştur. Bundan sonra yapılan Haçlı Seferlerine bir de Moğol sorunu eklenince, İslam Dünyası oldukça çetin bir mücadele ile karşı karşıya kalmıştır. Müslümanlar, mevcut her iki tehlike karşısında hâkimiyetlerini korumayı başardıkları gibi, bölgedeki Latin Krallıklarına da son verebilmişlerdir. V. Haçlı Seferi 1221 yılında Haçlıların yenilgisi ile son bulmuştur. Anahtar Kavramlar: Haçlılar, V. Haçlı Seferi, Eyyûbîler

EyyubilerEyyubiler DevletiHaçlı Seferleri V+3
Sema Tatar
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yedinci haçlı seferi

Tez konumuzu teşkil eden VII. Haçlı Seferi 1248-1254 yılları arasında gerçekleşmiştir. VII. Haçlı Seferi; doğuda bulunan Haçlıların, Eyyubiler ve Harezmli askerler tarafından La Forbie (El-Harbiya) savaşında (1244), Hittin savaşından (1187) daha ağır bir yenilgiye uğratılmalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu sırada Avrupa; Almanya ve İtalya, II. Friedrich ve Papa arasındaki sorunlarla boğuşuyordu. Aynı zamanda Orta Avrupa'ya kadar ilerlemiş olan Moğolların etkileri de bu dönemde hala hissediliyor ve Moğol istilacılarının geri dönme ihtimalinin tedirginliğini yaşıyorlardı. 1245 yılında Fransa'nın Lyon kentinde bir konsil düzenlendi. Bu konsilde; Kilisenin sorunları, Kudüs'ün Müslümanlar tarafından alınması ve Moğol tehlikesi hakkında bazı kararlar alındı. Alınan kararlardan biri de Fransa kralı IX. Louis'nin önderliğinde İslam dünyasının en önemli merkezlerinden birisi olan Mısır'a düzenlenecek bir Haçlı Seferi olmuştur. Yedinci Haçlı Seferi, İslam dünyasına etkileri bakımından oldukça önemli bir konuma sahiptir. Haçlılar, Dimyat şehrini ele geçirdiklerinde Eyyubi sultanı Salih Necmeddin Eyyub ağır hastaydı ve Dimyat'ın ele geçirildiğini öğrendikten bir süre sonra vefat etmişti. Salih Necmeddin'in hayatta olan tek oğlu Tûrânşâh ise bu sırada Hısn-ı Keyfa'da bulunuyordu. Sultanın eşi Şecerüddür, ordudan ve halktan sultanın ölümünü gizleyerek Tûrânşâh'ı devletin başına geçmesi için haber gönderdi. Haçlıların Dimyat'ı alarak Mansura'ye ilerledikleri kritik bir dönemde bir felaketin önüne geçilmiş oldu. Tûrânşâh'ın Mısır'a geldiğini duyan ordu moral buldu ve Haçlılar'ın ilerleyişi durdurularak yenilgiye uğratıldı. Bu yenilgi sonucunda Haçlılar, 800,000 dinar fidye ödemek ve Dimyat'ı Müslümanlara teslim etmek zorunda kaldı. Savaşın kazanılmasından bir süre sonra Tûrânşâh'ın tavırlarından rahatsız olan Memlük grubu Tûrânşâh'ı öldürerek yerine üvey annesi Şecerüddür'ü sultan ilan etti. Böylece Mısır'da Eyyubi hakimiyetine son verilerek Memlük devri başlamış oldu. Eyyubi devletinin savaşı kazanmasının ardından son sultanları olan Tûrânşâh'ın öldürülmesi ile yerine üvey annesi Şecerüddür geçmiş ve Mısır'da Eyyubi ailesinin hakimiyeti son bularak Türk Memlüklerin hakimiyetinde Memlük Devleti kurulmuştur. Anahtar Kavramlar: Dimyat, IX. Louis, Salih Necmeddin Eyyub, Memlük.

El-Meliküs-Salih Necmeddin EyyubEyyubilerEyyubiler Devleti+5
Kübra Gül Özdemir
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

III. Haçlı Seferi

Haçlı Seferleri, XI. yüzyılın sonlarında Batı Avrupa dünyasının "Kutsal toprakları kurtarmak" sloganı ile Türkleri Anadolu'dan çıkarmak ve bütün Yakındoğu'ya hâkim olmak amacıyla başlattığı dinî motifli siyasî-askerî bir harekâttır. Yaklaşık iki asır boyu (1096-1293) devam eden bu büyük kolonizasyon hareketi, ilk olarak Birinci Haçlı Seferi (1096-1099) ile kendini göstermiş, sonuç olarak Urfa, Antakya, Kudüs ve Trablus'ta Haçlı devletleri oluşmuştur. Bu dört devletin yanısıra, Filistin'in sahil boyunun bir kısmı ile Suriye topraklarından bazı yerler Haçlılar tarafından ele geçirilmiştir. Bu seferden çok sonraları Urfa'nın kaybına (1144) bir tepki olarak ortaya çıkan ve sonuçsuz kalan İkinci Haçlı Seferi (1147-1148) neticesinde Müslümanların önce Sûriye'de, ardından Mısır'da birliği sağlamasıyla beraber savunma durumundan atağa geçme dönemi başlamış, Selâhaddîn-i Eyyûbî liderliğindeki Müslümanlar, Haçlı ordusunu Hittin'de büyük bir bozguna uğratmıştı (1187). Bu başarıdan sonra gelen fetih hareketleri Kudüs'ün ele geçirilmesiyle sonuçlanmış ve yaklaşık bir asır süren Haçlı hâkimiyetinin son bulmasını sağlamıştır. Bu yenilgiye Batı'nın cevabı gecikmemiş ve Üçüncü Haçlı Seferi (1189-1192) ile cevap vermişlerdir. İlk iki haçlı seferinde olduğu gibi Papa, dini kimliğini kullanarak ve bu savaşa kutsallak atfederek Batı'da yeni bir ateşin fitilini yakmış ve bütün Avrupa'yı harekete geçirmiştir. Almanya, İngiltere, Fransa, Sicilya, Avusturya Kudüs'ü tekrar ele geçirmek için bu mücadeleye katılmıştır. Asiller, baronlar ve ülke genelindeki şövalyeler Papa'nın davetine olumlu karşılık vermişlerdir. Bu sefer sırasında Alman İmparatoru ölmüş, krallar ülkelerine dönmüş, kahramanlık göstermek için ihtiraslı olan bir kısım şövalyeler Filistin topraklarında can vermiştir. Buna rağmen Üçüncü Haçlı Seferi ile Frankların Suriye ve Filistin'deki varlıkları bir asır daha devam etmiştir. Özellikle Kıbrıs'ın Bizans'tan alınması, Haçlıların bundan sonraki mücadelelerinde onlara önemli bir üs olmasına sebeb olmuştur. 3 Eylül 1192'de Remle'de yapılan bir antlaşma ile Üçüncü Haçlı Seferi son bulmuştur. Bu anlaşma üç yıl sekiz ay sürecek şekilde imzalanmıştır. Anlaşmaya göre, Batı dünyası kutsal bölgeleri sivil ve silahsız olmak kaydıyla özgürce ziyaret edebilecek, Müslümanlar ve Hrıstiyanlar karşılıklı olarak birbirlerinin ülkelerinde seyahat ve ticaret yapabilecekler, Askalan şehri ise yıkılacaktır.

Filistin-KudüsHaçlı Seferleri IIIHaçlı seferleri+3
Hüseyin İpek
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklu-Haçlı münasebetleri 1097-1192

1095'te Fransa'nın Clermont şehrinde Papa II. Urbanus tarafından başlatılan Haçlı Seferleri'nde 1190 yılına kadar Anadolu Selçukluları'nın hüküm sürdüğü Türkiye toprakları Kudüs'e uzanan yolda önemli bir geçiş noktası idi. 1096'da Anadolu'ya geçen Halkın Haçlıları olarak bilinen grup, kolayca Selçuklular tarafından imhâ edildiler. Ancak daha sonra gelen profesyonel ordu, Anadolu Selçuklu başkenti İznik'i Doğu Roma'nın da yardımı ile ele geçirdiği gibi, Eskişehir'de de Selçuklu ve Danişmend'li ordusunu mağlup etti. Bu olaylardan yaklaşık 4 yıl sonra Kudüs'teki kardeşlerine yardıma giden Haçlıların, 1101 Haçlı Seferleri olarak bilinen seferinde ise Anadolu Selçukluları büyük bir galibiyet elde ettiler. 1144 yılında İmâdüddin Zengî'nin Urfa Haçlı Kontluğu'nu sona erdirmesinden sonra yeni bir Haçlı seferi düzenlendi. Bu kez sefere Alman İmparatoru ve Fransa Kralı büyük orduları ile katıldılar ve Doğu Roma tarafından Anadolu'ya geçirildiler. Daha önceki olaylardan deneyim kazanan Anadolu Selçukluları, önce Eskişehir'de Alman Haçlıları'nı mağlup ederek büyük bir zafer kazandılar. Ardından da Fransızlarla birleşen Almanlar, Antalya limanına giden yollarda yeniden mağlup edildiler. Bundan sonra ise geri kalan Haçlılar'a deniz yolu ile Anatakya'nın Süveydiye Limanı'na gitmekten başka çare kalmadı. Gemilerle gidemeyenler ise Doğu Romalılar tarafından soyuldular. Bu seferin belki de en akılda kalan tarafı ise bu Haçlıların Anadolu Selçukluları tarafından karınlarının doyurularak, giydirilmeleri oldu. 3.000'e yakın Haçlı'nın bu şekilde Müslüman olması ise Haçlı seferlerine farklı bir anlam yükledi. Selahaddin Eyyubi'nin 1187 yılında Kudüs'ü fethetmesi ile gerçekleşen Üçüncü Haçlı Seferi esnasında Fransız ve İngilizler deniz yolunu seçerken Almanlar yine Anadolu üzerinden Kudüs'e ulaşmaya çalıştılar. Bu sırada Selçuklular'ın kudretli sultanı II. Kılıcarslan, yaşlandığı için oğulları arasında başlayan taht kavgaları ile uğraşmış, Haçlılarla mücadeleye gereken önemi verememişti. Ancak buna rağmen Alman Haçlıları ile gerilla savaşı yaparak onları yıpratmaktan da geri kalmadı. Konya'yı işgal etmelerine rağmen, burada fazla oyalanmayan Alman Haçlılar da zorlu bir yolculuktan sonra Silifke Çayı'na ulaşdılar. Burada İmparator I. Frederich'in boğularak ölmesi, Üçüncü Haçlı Seferi'nin Anadolu'daki bölümünü de sonlandırdı. Bundan sonra ise Haçlılar bir daha Anadolu topraklarından geçmeye çalışmadılar, deniz yolu ile Suriye ve Mısır üzerine yapacakları Haçlı seferlerinin planladılar.

Anadolu SelçuklularıBursa-İznikBüyük Selçuklular+7
Cemil Haluk Özalp
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Memlük-Haçlı ilişkileri (1250-1291)

Asker olarak yetiştirilmek üzere Mısır topraklarına getirilen Memlükler, kabiliyet, liyakat, disiplin, cesaret ve savaşçılık gibi üstün vasıflarıyla ön plana çıkmıştır. Tıbak denilen özel okullarda eğitim gören Memlükler, ilk önce hakim askeri sınıf, daha sonra ise yönetici elit kesimi oluşturmuştur. Memlükler, Haçlı şövalyelerini Mansûra'da bozguna uğratarak Eyyûbî Devleti'nin de otorite boşluğunu değerlendirip kendi isimleriyle adlandırılan Memlük Devleti'ni Mısır'da 648/1250 yılında kurmuşlardır. Müslümanların sıkıntılı bir dönem geçirdiği bir zaman diliminde kurulan Memlük Devleti, Moğol ve Haçlılarla yapmış olduğu mücadeleyle Müslümanların hamiliğini üstlenmiş ve İslam tarihinde önemli bir yere sahip olmuştur. Şecerüddür ve Aybek dönemi devletin kuruluş yılları olduğu için Haçlılarla mücadele edilmemiştir. Sultan Kutuz, 657/1258 yılında Bağdat'ı yerle bir eden, Abbasi halifeliğini ortadan kaldıran, Müslümanlar için büyük bir felaketin habercisi olan Moğolları, 1260 yılında tarihte ilk kez Aynicâlût savaşında yenerek Müslümanları büyük bir felaketten kurtarmıştır. Sultan Baybars, yeni kurulan Memlük Devleti'ni kısa zamanda teşkilatlandırarak, disiplinli bir ordu kurup Moğolların Müslümanlar üzerindeki baskısını kaldırmıştır. Haçlılarla mücadeleye Kaysâriyye'yi alarak başlayan Baybars, Haçlıların en önemli şehri olan Antakya'yı ele geçirmiştir. Daha sonra sahildeki ve diğer kalelerini almıştır. Antakya alındıktan sonra Suriye topraklarındaki Haçlılar giderek zayıflamıştır. Baybars, yaptıkları suikast ve cinayetlerle devlet adamlarına ve toplumun her kesimine korku salan İsmailiyye'leri (Haşhaşi) de ortadan kaldırarak topluma rahat bir nefes aldırmıştır. Ayrıca Moğol ve Haçlılara her türlü desteği sağlayan, Anadolu-Mısır ticaretine engel olan Ermenilere de büyük bir darbe vurarak Memlük Devleti'ni ekonomik yönden rahatlatmıştır. Sultan Kalavun, Memlük tahtına geçtikten sonra siyasi iç karışıklıklarla mücadele etmiştir. Kalavun, siyasi birliği sağladıktan sonra Müslümanlar için bir tehdit olan Moğolları, Humus savaşında yenmiştir. Daha sonra ise Suriye sahil bölgesindeki Haçlılarla mücadele ederek onlara ait stratejik öneme sahip Markab, Merrakiye, Lazkiye ve Trablus gibi önemli şehirleri ele geçirmiştir. Ermenistan üzerine yaptığı seferle de Müslüman tüccarların güvenliğini sağlamıştır. Sultan Kalavun, Akkâ kuşatması için hazırlık yaparken vefat etmiştir. Eşref Halil, Memlük tahtına geçince babası Kalavun'a söz verdiği Akkâ kuşatması için gerekli olan hazırlıkları yapmıştır. Daha sonra bütün Müslümanların desteğiyle Akkâ kuşatılmış ve diğer Haçlı kalelerini alarak Haçlıları Suriye topraklarından tamamen çıkarmıştır. Yine Memlük Devleti için tehlike arz eden, Moğol ve Haçlılarla iş birliği yapıp Müslüman tüccarlara saldıran Ermeniler üzerine de sefer düzenleyerek Ermeni tehlikesini ortadan kaldırmıştır. Anahtar Kavramlar: Memlük, Haçlı, Baybars, Kalavun, Eşref Halil.

13. yüzyılHaçlı seferleriHaçlılar+5
Musa Demir
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

I. Alexios Komnenos döneminde Bizasn'ın doğu siyaseti (1081-1118)

Asya ve Avrupa'nın kesiştiği bir bölgede kurulan, Roma İmparatorluğu'nun devamı niteliğinde olan Bizans İmparatorluğu kurulduğu 330 senesinden siyasi hayatının bittiği 1453 senesine kadar yaklaşık 11 asır boyunca tarih sahnesinde kalmayı başarmıştır. Konumundan dolayı tarih boyunca doğu, batı, kuzey ve güneyden çeşitli kavimlerin baskısına maruz kalmıştır. Kavimler Göçü'yle birlikte kuzeyde Avrupa Hunları, Avar, Bulgar, Peçenek, Kuman, Kıpçak kavimlerinin tehditleri uzun asırlar boyunca kuzey sınırlarında İmparatorluk için önemli bir tehdit unsuru olmaya devam etmiştir. X. asrın sonlarında Selçuklu Türklerinin Turan'dan İran'a inmeye başlaması ve İslamiyeti kabul etmesi ile birlikte Doğu Roma İmparatorluğu için doğu sınırlarında bu kez daha öncekilerle kıyaslanamayacak güçte bir düşman ortaya çıkmıştır. Maveraünnehir ve Horosan'da teşkilatlanmaya başlayan Selçuklu Türkleri, kısa zamanda Anadolu sınırlarında görünmeye başlamışlardır. Önceleri bu tehditi çok fazla önemsemeyen Doğu Roma İmparatorluğu, Büyük Selçuklu Devleti'nin güçlenmesi ve Pasinler Savaşı'nda alınan yenilgiyle birlikte Türk tehlikesinin ciddiyetini fark etmişlerdir. Bu andan itibaren Doğu Roma İmparatorluğu'nun en önemli hedeflerinden biri Türkleri doğu sınırlarından uzaklaştırmak olmuştur. Büyük bir heyecan ve ümitle tahta çıkarılan Romen Diyojen, Türkler'i Anadolu'dan atmak için hazırlıklarına başlamıştır. Büyük bir ordu toplayarak yola çıkan İmparatorun haberini alan Sultan Alparslan da Mısır seferine gitmek üzereyken bu kararından vazgeçmiş o da ordusunu hazırlayarak harekete geçmiştir. 26 Ağustos 1071 Malazgirt Savaşı'nda Sultan Alparslan'ın, Romen Diyojen'i mağlup etmesiyle, Anadolu'daki Türk hâkimiyeti başlamıştır. Yapılan taht mücadeleri sonrasında 1081 yılında I. Aleksios Komnenos tahta çıkmıştır. 1118 yılına kadar tahtta kalacak olan bu imparator adeta Doğu Roma İmparatorluğu'nun kaderi üzerinde etkili olmuştur. İmparatorluk her ne kadar askeri, siyasi, ekonomik açıdan zayıflamış olsa da onun izlediği diplomasi sayesinde ayakta kalmayı başarmıştır. I. Aleksios Komnenos'un ilk hedefleri arasında imparatorluğu yeniden eski gücüne ulaştırmak ve Türkleri Anadolu'dan atmak ön planda yer almıştır.

Anadolu SelçuklularıBizans İmparatorluğuHaçlı seferleri+3
Mediye Yıldırım
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tapınak Şövalyeleri tarikatı: Kuruluşu, örgüt yapılanması ve yargılanmaları

Süleyman'ın Mabedi ve İsa'nın Yoksul Şövalyeleri ya da en bilinen adıyla Tapınak Şövalyeleri, I. Haçlı Seferi sonucunda Hıristiyanlar tarafından ele geçirilen Kudüs'te kurulan Latin Krallığı bünyesinde hayat bulmuş askeri-dini nitelikli bir tarikattır. Kutsal toprakları ziyarete gelen hacı adaylarını korumak gibi bir ülküyle kurulmuş olan tarikat, Hıristiyan manastır yaşamını benimsemiş savaşçı keşişlerden oluşuyordu. En temel prensipleri olan yoksunluk ve yoksulluk ilkelerine rağmen Papalık tarafından resmi olarak tanınmasının hemen akabinde özellikle Avrupa soylularının yüklü bağışları sayesinde muazzam bir zenginliğe ulaşmıştı. Avrupa'da sahip oldukları sayısız mülk ve geniş topraklarla zenginleşen Tapınakçılar, krallara ve soylulara yüksek miktarlarda borç para veriyorlardı. Avrupa ve kutsal topraklarda bulunan Tapınak evleri vasıtasıyla bir nevi para transferi sistemi kuran Tapınakçılar, modern bankacılığın temelini de atmışlardır. Kısa sürede zenginleşmesine rağmen özellikle kutsal topraklarda üst üste gelen askeri başarısızlıklardan sorumlu tutulmuşlardı. Kuruluşundan itibaren yaklaşık iki yüz yıl boyunca Orta Çağ Avrupa'sının dini, askeri, ekonomik, sosyal ve mimari yapısını etkileyen Tapınak Şövalyeleri'nin düşüşü de yükselişleri gibi hızlı olmuştu. XIV. yüzyılın başında Fransa topraklarının önemli bir bölümüne sahip olan Tapınakçılara yüklü miktarda borcu bulunan Fransa Kralı IV. Philippe tarafından isnat edilen heretiklik, Haç'a hakaret, Şeytan'a tapınma ve İsa'yı inkâr gibi suçlamalar neticesinde aralarında son Tapınak Üstadı Jaques de Molay'ın da bulunduğu pek çok tarikat mensubu tutuklanmıştı. Engizisyon yargılamaları neticesinde suçlu bulunan Tapınakçılar son üstadın idam edilmesiyle birlikte resmi olarak tarih sahnesinden silinmiştir. Tapınak Şövalyeleri Tarikatı'nın kuruluşundan tarih sahnesinden çekilişine kadar olan seyrini incelediğimiz çalışmamızda Roma Kilisesi'nin dünyevi otorite kurma ve Hıristiyanlıkta kutsal savaş olgusunu geliştirerek Haçlı Seferlerine zemin oluşturma çabalarına yer verdik. Manastır yaşamı ile şövalyelik kurumunun bir araya getirildiği Tapınak Şövalyeleri Tarikatı'nın organizasyon yapısı, faaliyetleri ve engizisyon tarafından sorgulanmaları ise çalışmamızın ikinci bölümünü teşkil etmiştir.

Haçlı seferleriOrta ÇağTapınak Şövalyeleri+5
Satılmış Gökbayır
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Fransa Kralı IX. Louis Dönemi (1226-1270)

Bu çalışma Fransa tahtına on iki yaşında çıkan IX. Louis'in hayatı ve döneminde yaşanan olayları birçok açıdan ele almak amacı ile hazırlanmıştır. IX. Louis 25 Nisan 1214'de dünyaya gelmiştir. Taç giydiği 1226 yılından ölüm yılı olan 1270'e kadar Fransa için iyi bir hükümdar olmuştur. Halkına ve tanrıya karşı beslediği büyük sevgi uğruna birçok kez ölüm tehlikesi atlatmıştır. Bu da Fransız toplumunun krallarına olan sevgisini ve saygısını daimi kılmıştır. Haçlı seferlerindeki başarısızlıkları dahi Kralın toplumun gözündeki değerine etki etmemiştir. Çünkü kral her koşulda halkının iyiliğini istemiş ve bu amaçla bir çok çalışma yapmıştır. Yayınladığı fermanlar ve adil yönetim şekli ile ülkesinin modern Fransaya evrilmesinde önemli rol oynamıştır. Ard arda iki Haçlı seferi gerçekleştiren kral ilk Seferdeki yenilgisinin ardından utanarak pes etmemiş Avrupa kralları arasından bu inanç ve dirayeti sayesinde sıyrılabilmiştir. Düşmanı olan Müslümanları dahi dürüst davranışları ile etkileyebilmiştir. Tanrı'nın emirlerine sonuna kadar itaat etmesi sebebiyle tarihte Dindar Louis olarak anılan bu Kral'a ölümünden sonra Papa IV. Martin ve kardinaller tarafından hak ettiği şekilde Azizlik unvanı verilmiştir. IX. Louis'in erken dönem hayatı ve isyanları haricinde çalışmamızın önemli bir kısmını ele alan Haçlı seferleri konusunda Türkçe'ye çevrilmiş ya da yazılmış pek çok kaynak olsa da IX. Louis'in VII. ve VIII. Haçlı Seferi konularına çok az bir kısım yer verilmiştir. Ayrıca IX. Louis dönemi hakkında yabancı birçok eser bulunmasına karşı Türkçe bir çalışma mevcut değildir. Yapılan bu çalışmanın bu iki konu ile ilgili araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu sebeple araştırmada çok az bir miktar Türkçe kaynaktan faydalanmakla beraber daha çok yabancı ana kaynaklardan ve araştırma eserlerden yararlanılmıştır. Hazırlanan bu çalışma özgünlüğü açısından Türk araştırmacılar için bir kaynak olarak literatüre katkı sağlayacaktır.

FransaHaçlı seferleriLouis IX
Büşra Gerz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Tapınak Şövalyeleri (Kuruluşu, yükselişi, kurumsal yapısı ve düşüşü)

XI. yüzyılın sonlarına gelindiğinde dünya, Batı'da Katolik Hristiyan Kilisesi, Doğu'da Ortodoks Kilisesi, Müslüman Türk ve Arapların oluşturduğu güç denkleminin Ortadoğu coğrafyasındaki büyük mücadelesine sahne oldu. Papa II. Urbanus tarafından 1095 Clermont Konsili'nde tohumları atılan ve yaklaşık iki asır boyunca devam eden bu savaş silsilesi, "Haçlı Seferleri" gibi dinî bir tabirle ifade edilse de, politik ve ekonomik çıkarların ön plana çıktığı uluslararası bir savaş halini aldı. Kudüs'ü kurtarma sloganıyla 1096'da Doğu'ya gelen Birinci Haçlı orduları, 1099 yılında Kudüs'ü Müslümanlardan alarak burada siyasi bir otorite kurdular. Kudüs'ün Müslümanlardan alınması, Avrupa toplumunda büyük bir sevinç yaratmış ve Avrupa toplumunun neredeyse her kesiminden insanlar, hac ibadetlerini ifa etmek için Kudüs'e akın etmeye başlamıştı. Tapınak Şövalyeleri de, hac ibadetinin yarattığı coşku ve şartların bir tezahürü olarak ortaya çıkan bir örgüt oldu. Avrupa'dan Kudüs'e gelen hacı adaylarını Müslümanların saldırılarından koruma gibi bir amaç edinen Tapınak Şövalyeleri, yoksulluk, itaat ve erdenlik yemini ederek o dönem için emsali olmayan dinî-askeri karakterli bir örgüt olarak ortaya çıktı. Kuruluşundan çok kısa bir süre sonra, Papalık tarafından resmi bir örgüt olarak tanınan Tapınak Şövalyeleri, bu durumla birlikte büyük bir yükseliş göstererek Avrupa'nın en zengin ve en prestijli örgütü haline geldi. Sahip olduğu zenginlik ve askeri karakteriyle Haçlı Seferleri'nin asli bir unsuru haline gelen Tapınak Şövalyeleri, bu seferlerin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra sorgulanmaya hatta ihanetle suçlanmaya başlamışlardı. Yükselişleri gibi düşüşleri de çok hızlı gerçekleşen Tapınak Şövalyeleri, 1312 yılında Papalık tarafından resmi olarak ilga edilmiş, fakat arkalarında bitmek bilmeyen soru işaretleri bırakmışlardı. Çalışmamızda, Tapınak Şövalyeleri'nin asıl kuruluş amaçlarının ne olduğu, kısa sürede yükselerek dönemin en zengin ve en güçlü örgütü haline gelemelerini sağlayan faktörlerin neler olduğunu, Haçlı Sefeleri'nde hangi anlamda nasıl aktif bir rol üstlendiklerini ve yargılanmalarına sebep olan olayların perde arkasında yatan gerçeklerin neler olduğunu dönemin kaynakları ve modern çalışmaların desteğiyle ortaya koymaya çalışacağız. Anahtar Kelimeler: Tapınak Şövalyeleri, Süleyman Tapınağı, Haçlı Seferleri, Kudüs, Papalık, Kral IV. Philip.

Dinler tarihiFilistin-KudüsHaçlı seferleri+2
Muhittin Çeken
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

7. YY'dan haçlı hâkimiyetine kadar Kudüs tarihi

Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan Kudüs tarih sahnesine ilk defa erken bronz çağda çıkmıştır. Hz. Davud'un Krallığı'na başkent seçtiği Kudüs, yüzyıllar boyu birçok kez saldırı ve istilaya uğradı. Kudüs, 638 yılında Hz. Ömer tarafından fethedildi ve Müslüman hâkimiyetine girdi. Bu tarihten sonra şehir, 1097 haçlı işgaline kadar İslam Devletleri hâkimiyetinde kaldı. Sırasıyla Emeviler, Abbasiler, Tolunoğulları, Ihşitler, Fatımiler ve Selçukluların hâkimiyetine girdi. Müslüman idaresi boyunca nispeten barış ve sükûnet hâkim oldu. Haçlıların şehri istila edişinin ardından ise tarihinin en kanlı günlerini yaşayan şehirde halk vahşice katledildi.

7. yüzyılFilistin-KudüsHaçlı seferleri+2
Asiye Derya Tetik
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Haçlı Seferleri ve Doğu Hıristiyanları

Tarih boyunca pek çok kültür ve inanç, savaşlar sebebiyle farklı kültür ve inanca sahip devletlerin hakimiyeti altında bulunmuş ya da bazı inançlar ayrı fikirlere sahip milletlerin bağrında ortaya çıkmış ve güçleninceye kadar onların idaresi altında yaşamak zorunda kalmıştır. Genelde farklı inanç ve kültürler üzerinde hakimiyet tesis eden devletlerin, diğer milletleri kültür ve medeniyet bakımından kendilerine tabi kıldıkları, inanç ve değerlerini zorla değiştirmeye çalıştıkları tarihin sık sık kaydettiği bir olgudur. Hıristiyanlık tarihinin başlangıcında putperest Romalıların Hıristiyanlara yaptığı zulümler, Sasaniler'in Ermeniler'i ateşe tapmaya zorlamaları, Yahudi Himyer Krallığı'nın Hıristiyanlara dinlerini değiştirmeleri için uyguladığı baskılar zulüm tarihinin sadece birkaç sayfasıdır.İslamiyet tarih sahnesinde görülen bu zulüm perdelerini kapatmak için çaba gösterdi. İslamiyet fethettiği yerlerde insanları yok ederek ya da sürerek o topraklarda sadece kendi hakimiyetini tesis etmeyi değil, aksine olabildiğince fazla sayıda insanın İslam olgusunu tanımasını hedeflemiştir. Dolayısıyla ilk etapta İslam gerçeğini reddeden gayri Müslimlere zamanla İslamiyet'i daha iyi tanıyabilecekleri bir ortamın hazırlandığını ve hür iradeleri ile din seçiminin kendilerine bırakıldığını ifade etmek yanlış olmayacaktır.Hıristiyanlar sosyal hakların en önemli unsurlarından birisi olan fikir ve düşünce özgürlüğünden de olabildiğince faydalanmışlar, günümüze ulaşan pek çok eser bırakmışlardır. Onlara bu hususta baskı uygulandığına dair bir bilgiye kaynaklarda rastlanmamaktadır.İslam birliğinin bozulması ve Bizanslıların pek çok yeri ele geçirmesi bu topraklarda yaşayan gayri Müslimler üzerinde yaşayan olumsuz tesirler bırakmıştır. Haçlı Seferleri'nin başlangıcında özellikle Bizans Kilisesi'ne bağlı Ermeni Hıristiyanları ihanet içine girmişlerdir. Daha sonra ise pişman oldukları ayrı bir gerçektir.Çalışmamızdaki örneklerden de anlaşılacağı gibi bu seferler sırasındaki yaşanan olaylarda Müslüman askerlerin ve Haçlı askerlerinin davranış ve tutumları Doğu Hristiyanlarının hangi düşünce yapısında daha rahat ve özgür bulunduklarını anlamamız açısından önemlidir. Müslüman Türk askerleri savaş sırasında bile mert ve adil davranışlarda bulunarak savaşmışlardır. Eskilerin Hristiyan tarihçileri dahi Türklerin yiğitlik ve cesaretlerini beğenip,takdir ederek, ?bu Türklerin tam ve mükemmel olduklarını ve Haçlılar ile kıyas ve karşılaştırmaya kabul edilebilmeleri için yalnız Hristiyan olmamaktan başka bir eksiklikleri olmadığını? ilave ederler.Haçlı Seferleri ile bozulan İslam dünyasındaki gayri Müslimlerin durumları Doğu Hıristiyanlara felaket getirdi. Haçlı seferlerinden önce her konuda hoşgörü ortamında bulunan Doğu Hıristiyanları, bu seferler sırasında Batı Hıristiyanlarının kendilerine yaptıkları ile büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar. Doğu Hıristiyanları tam bir hayal kırıldığına uğradıkları ve İslam idaresinde sahip oldukları hakları kaybettikleri bilinen bir husustur. Batı'nın Doğu Hıristiyanlarına yardım götürmek, onları bulundukları Müslüman egemenliğinden kurtarmak amacıyla düzenlenen Haçlı Seferleri Doğu Hıristiyanlarına yardımdan çok felaket getirmiştir. Birçok tarihçiye göre Haçlı Seferleri kilise tarafından organize edilen bir harekettir. Fakat bu seferlerin sömürgesi bir karakter taşıdığı da tartışılmaz bir gerçektir.Medeniyete karşı barbarlığın taarruzu olarak görülmesi gereken Haçlı Seferlerinin sonucunda Doğudaki Hristiyan halkın bu yıkım sonucunda toplanıp yeniden ayağa kalkması zaman alıcaktır. Sözde Doğu Hristiyanlarına yardım ve huzur götüren Haçlılar, Seferlerini sonunda var olan huzuruda yok edip ülkelerine dönmüşlerdir. Doğu Hristiyanlarına fayda götürme girişimleri asıl seferlerin sonunda ülkelerine döndüklerinde medeniyetten pay kapmış olan haçlılara fayda sağlamıştır.

Haçlı seferleriHaçlılarHristiyanlar+1
Tuğba Akın
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklular Döneminde Musul hâkimlerinin (Valilerinin) haçlılar ile mücadelesi (1098-1146)

Haçlı seferleri olarak bilinen ve Yakındoğu coğrafyasını hedef edinen askeri harekâtlar uzun soluklu mücadelelerin nedeni olarak karşımıza çıkar. Bu seferler Katolik inancın hâkim unsur olma yönündeki hedefinden neşet etmiş gibi gözükmesine rağmen perde arkasına bakıldığında Avrupa'da çeşitli siyasi, dini ve içtimai unsurların da rol oynadığı görülecektir. Bizans'ın basit bir yardım çağrısının ürünü olarak zemin kazansa da bu seferler ilerleyen süreçlerde en çok yardım isteyenleri pişman etme noktasına getirecekti. Seferlerin en uygun zamanda düzenlenmesi ise doğuda Haçlılar ile çarpışacak olan Türklerin hazırlıksız yakalandığı ve birlikten yoksun oldukları bir sürece rastlamış gibi gözükmektedir. Elbette bu bir tesadüf sonucu değildir. Birinci ve İkinci Haçlı seferleri arasında Türklerin önderlik edip sürdüreceği bu mücadelelerde yakın doğuda yerleşip kalıcılık sağlamak isteyen Haçlılara karşı el-Cezîre'nin merkezi addedilen Musul'da hâkim valilerin harekâtları önemli rol oynar. Önce el-Cezîre'nin savunulması üstlenilmiş ve Haçlı yayılması engellenmiş, ardından Haçlılar üzerine gidilmişti. Haçlıların saldırgan politikaları, bu müdahaleler sonrasında kırılmış ve artık Haçlılar savunma pozisyonuna itilmişti. Suriye, Anadolu ve el-Cezîre şehirleri arasında cereyan eden mücadelelerin seyri Musul'dan Haçlılar üzerine yapılan harekâtlar ile şekillendi. İmkânsız gibi gözüken ancak gerçekleşen ittifaklar ve çıkar çatışmalarına rağmen Kürboğa, Çökürmüş ve Çavlı gibi komutanlar fırsatlar kaçırsa da mücadele olgunlaşma safhasına geçmekteydi. Siyasi dengelerin inişli çıkışlı seyri Musul hâkimlerinin Haçlılara karşı girişeceği mücadeleleri de titizlikle sürdürme gerekliliği arz ediyordu. Bölgede çok fazla unsur vardı ve bunun avantaja dönüştürülüp mücadelenin Türkler lehine sonuçlanması Mevdud, Aksungur el-Porsukî ve İmâdeddîn Zengî gibi komutanların birbirini takip eden politikaları sonucu gerçekleşecekti. Mücadele üssü olarak Kürboğa, Çökürmüş, Çavlı, Mevdud, Aksungur el-Porsukî ve İmâdeddîn Zengî tarafından kullanılan Musul ile el-Cezîre'nin savunulması yapılmış ve savaş Haçlılara karşı daha dar ve uzak alanlarda yürütülmüştür. Halep'in Haçlı tehdidinden kurtarılması ve Urfa'nın fethedilmesi sayesinde Haçlılar ile mücadelede bir merhale daha geçilmiş olup kendilerinden sonra gelecek olan Müslüman Türk hâkimlerin Haçlılara karşı yürüttükleri politikaların hazırlayıcısı olmuşlardı. Haçlıların istila ettiği bu coğrafyanın topyekûn savunulması ve kurtarılması için gereken politikalar bu dönemde (1098-1146) oluşmaya başlamıştı.

Haçlı seferleriHaçlılarIrak-Musul+4
Mustafa Yegin
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Beşinci Haçlı Seferi (1217-1221)

1097 yılında başlayan ilk Haçlı Seferi sonucunda Frenkler, İslâm Dünyası'na bir hançer gibi saplanarak Urfa, Antakya, Kudüs ve Trablus'ta birer devlet kurdular. Müslümanlar'ın 1044 yılında Urfa, 1087 yılında da Kudüs'ü geri almaları üzerine düzenlenen İkinci (1147) ve Üçüncü Haçlı Seferi (1190) Frenkler'e bir başarı getirmedi. Outremer'e gitmek üzere yola çıkan Dördüncü Haçlı Seferi (1204), hedefinden saparak İstanbul'un işgali ile sonuçlandı. Büyüklerin başaramadığını masum çocukların başarabileceği sloganı ile 1212 yılında Fransa ve Almanya'dan hareket eden binlerce çocuk, emellerine ulaşamadan hazin bir son ile yok oldu. Bu başarısızlıklar karşısında Papa III. İnnocentius, kilisenin sarsılan otoritesini korumak uğruna, Beşinci Haçlı Seferi için tüm Avrupa'yı harekete geçirdi. Mısır'ı öncelikli hedef olarak belirleyen Haçlılar, 1219 yılında Dimyat'ı zorlukla da olsa ele geçirebildiler. İmparator II. Frederich'in gelmesini beklemeden Haçlı ordularını Kahire üzerine süren Kardinal Pelagius, Akdeniz'in ve Nil'in yükselen sularını hesaba katmamıştı. Karargâhları sular altında kalan Haçlılar, Eyyûbî Sultanı el-Kâmil ile bir antlaşma yapmak zorunda kaldılar. Dimyat'ı yeniden Müslümanlar'a iade edip onurları kırılmış bir halde ülkelerine geri döndüler. Anahtar kelimeler; III. İnnocentius, Haçlılar, Pelagius, Kudüs, Dimyat, el-Kâmil.

Filistin-KudüsHaçlı Seferleri VHaçlı seferleri+1
Sebahattin Çelik
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Danişmendli-Haçlı münasebetleri

Türk tarihinin en ağır vatan savunmalarından biri Haçlılar karşısında verilmiş; ancak Danişmendliler'in bu vatan savunmasındaki önemi üzerinde yeterince durulmamıştır. Araştırmada hem Danişmendlilerin kim olduğu, hem de Selçukluların çağrısı üzerine aradaki anlaşmazlıkları bir tarafa bırakıp vatan savunmasına verdiği destek ortaya koyulmaya çalışılmıştır.Türkler, anavatanları olan Orta Asya'dan farklı zamanlarda sayısız göçler yapmıştır. Bu akınların bir safhasını oluşturan Anadolu muhaceretinde Türklerin amacı, Anadolu'yu yağmalamak değil; bu toprakları kendilerine vatan yapmaktır. XII. asırdan itibaren Avrupa kaynaklarında Anadolu'nun ?Türkiya? olarak geçmesi, Anadolu'nun artık bir Türk yurdu olduğunun en önemli göstergesidir.Haçlı Seferleri, XI. yüzyılın sonlarında, Avrupa'nın Kudüs'ü kurtarma sloganıyla Türkleri Anadolu'dan atmak ve bütün yakın doğuyu ele geçirmek için başlattığı siyasi amaçlı askeri seferler bütünüdür. Haçlıların 1096'da başlayan Anadolu yürüyüşü, 10 Mart 1098 Urfa Haçlı Kontluğu'nun kuruluşu ile devam etmiştir. Haçlılar 20 Ekim 1097'de Antakya önlerine gelmiştir. 7 aylık direnme sonunda bir ihanetle 1098 yılında Antakya Haçlıların eline geçmiştir. Haçlıların yolculuğu, yola çıktıktan üç yıl sonra, 15 Temmuz 1099'da Kudüs'ün zaptı ile son bulmuştur.Danişmendlilerin Haçlılarla karşılaşması, ilk kez 1 Temmuz 1097'de Eskişehir savaşında olmuştur. Kılıç Arslan, Haçlı seli karşısında, Danişmendli Gümüştekin ile Kayseri Selçuklu Beyi Hasan Bey'i yardımına çağırmıştır. Bu savaştan sonra yıllarca devam eden Haçlı saldırılarında Danişmendli beyleri Haçlılarla defalarca karşı karşıya gelir. Anadolu topraklarının savunulmasında her zaman yer alan Danişmendliler, özellikle 1101 yılı Haçlı ordularına karşı yapılan mücadelelerde Danişmendli Beyi Gümüş Tekin'in idaresinde büyük bir rol oynamıştır. Batılılar için tam bir hezimetle sonuçlanan 1101 yılındaki Haçlı hareketi, bütün Haçlı Seferleri dönemini etkileyen büyük bir öneme sahiptir.Emir Gazi'nin 1131'de çıktığı Çukurova seferi sonunda, Ermeni hâkimi I. Leon haraç vermeyi kabul etmiştir. Emir Gazi'nin Haçlılar ve Ermeniler karşısında kazandığı zaferler, Türk-İslam dünyasında takdirle karşılanmıştır. Melik Muhammed, 1139'da Çukurova'ya sefer düzenleyip Feke ve Gabon gibi bazı kaleleri ele geçirmişti. Selçuklu Sultanı ile Danişmendli Yağıbasan, Ermeni prensinin Türkiye Selçuklu Devleti'ne de saldırılarda bulunması üzerine, harekete geçer; fakat Toros'un itaatini bildirmesi ile savaşılmadan geri dönülür. II. Haçlı Seferi esnasında, Urfa Haçlı Kontu II. Joscelin'in Türkler tarafından esir alınmasından sonra, Aynüddevle ile Artuklu Kara Arslan, Haçlılara ve Ermenilere karşı birlikte harekete geçmiştir. Adıyaman, Palu, Kâhta ve Gerger ele geçirilmiş ve pek çok esir alınmıştır (1151).Danişmendliler, Haçlılara ve Ermenilere karşı verdikleri bu mücadele ile Anadolu'nun Türk vatanı haline gelmesinde tarihi bir rol oynamıştır.Anahtar Kelimeler: Haçlı Seferleri, Danişmend Gazi, Emir Gazi, Bohemond, Kılıç Arslan

AnadoluDanişmendlilerHaçlı seferleri+3
Emrah Canatan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Nureddin Mahmud b. Zengi'nin Haçlılar ile mücadelesi

Musul Atabegliği, Büyük Selçuklu Devleti'ne tabi bir devlet iken, Selçuklu Devleti'nin parçalanmaya yüz tuttuğu bir dönemde müstakil hareket etmeye başlamıştır. Selçuklulardaki bu Atabeglik ünvanı, sultan çocuklarının terbiyesi ile uğraşan kişilere verilmiştir. Bu ünvan ilk olarak Selçuklu Veziri, Nizâmü'l-Mülk'e verilmiştir. Atabegler, Selçuklu hanedanına mensup şehzâdeyi sultan ilan edebilmek için uğraşırken, devletin zayıflamasıyla birlikte kendi hâkimiyetlerini kurmaya başlamışlardır. Zengîler de bu şekilde ortaya çıktı. Nureddin Mahmut b. Zengî, Zengîlerin en meşhurlarındandır. Bu beyliğin kurucusu olan İmâdeddin Zengî, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâh'ın ünlü komutanlarından ve Halep valisi olan Kasîmü'd-Devle Aksungur'un oğludur. Aksungur 1126'da şehid edildi. Nureddin Mahmud b. Zengî, 1118 yılında dünyaya geldi. Babasının 1146'da ölümünden sonra Halep'e gelerek ülkenin batısına hâkim oldu. Doğusuna da kardeşi Seyfeddin Gâzî hâkim oldu. Ancak Nureddin Mahmud b. Zengî'ye tabi olarak hüküm sürdü. Nureddin Mahmud b. Zengî 28 yıllık hükümdarlığı müddetince, Müslümanlar arasında birliği sağlayarak Haçlılara karşı büyük başarılar kazandı. Nureddin Mahmud b. Zengî, Hristiyanların eline geçen Kudüs'ü fethettikten sonra İstanbul'u dahi fethetmeyi düşünen, adaletiyle Hz. Ömer ve Ömer b. Abdülaziz'den sonra, en âdil hükümdâr olarak tarihe geçen büyük bir devlet adamıdır. Nureddin Mahmud b. Zengî'nin ölümünden sonra bir müddet daha varlığını devam ettiren Zengîler, Eyyûbîlerden Bedreddin Lülü'nün hâkimiyeti altına girerek 1233 yılına kadar hüküm sürmüştür. Nureddin Mahmud b. Zengî, Türk tarihinde silinmez izler bırakmış olmasına rağmen üzerinde fazla durulmamış büyük bir devlet adamıdır. Bu çalışmada Nureddin Mahmud b. Zengî'nin hayatı, yaşadığı dönem ve özellikle de Haçlılar ile olan mücadelesi tüm yönleriyle incelenerek ortaya konacaktır. Bu tez; giriş, değerlendirme ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Girişte; çalışmada kullanılan kaynaklar ve atabeylik müessesi hakkında bilgi verilecektir. Birinci bölümde, Zengîler'in tarih sahnesini çıkışı, Nureddin Mahmud b. Zengî'nin hayatı ve şahsiyeti hakkında bilgi verilecek, son bölümde ise Nureddin Mahmud b. Zengî'nin Haçlılarla mücadelesi incelenecektir. Türk-İslâm tarihinde büyük bir öneme sahip olan Zengîler ailesine mensup Nureddin Mahmud b. Zengî, bütün saltanatı boyunca, ömrünü Haçlılar ile mücadeleye adamıştır. Nureddin Mahmud b. Zengî'nin en büyük hayali Haçlılara komşu olan İslâm ülkeleri arasında tam bir işbirliği sağlayarak onları kendi idaresi altında birleştirip Haçlılara karşı sağlam bir cephe kurmaktı. Nureddin Mahmud b. Zengî bu düşüncesi doğrultusunda tüm gücü ile Haçlılar ile mücadeleye girişmiştir. Bu çalışmada özellikle bu mücadeleler üzerinde durulacaktır. Anahtar Kelime: Nureddin Mahmud Zengî, Zengîler, Haçlılar, Halep, Musul, İmadeddin, Atabeg, Selçuklu, Kudüs, Urfa Haçlı Kontluğu.

AtabegHaçlı seferleriHaçlılar+3
Mehmet Emin Yağmur
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Normanlar döneminde Sicilya Adası (11-12. yüzyıllar)

Sicilya Adası, Akdeniz'in en büyük ve önemli adasıdır. Normanlar egemenliğindeki dönem boyunca ise Sicilya, yalnız Akdeniz için değil aynı zamanda Avrupa için de çok önemli bir konuma sahipti. Kuzey Avrupa'nın en uç bölgesinden hareketle başlayan Norman istilası, Akdeniz'in bu müstesna adasına kadar uzanmıştı. Kuzey Avrupa'nın barbar kavimleri arasında yer alan Normanlar, özellikle 10. ve 11. yüzyıllarda İtalya'da görünmeye başadılar. Özellikle güney İtalya'da ücretli asker olarak hizmet veren Normanlar arasından Hauteville kardeşler sıyrılarak bölgedeki Normanlar'a liderlik yaptılar. Hauteville kardeşlerin öncülüğünde Normanlar, önce güney İtalya'yı daha sonrasında da Sicilya'yı istila etmeye başladılar. Hauteville kardeşlerden I. Roger, Müslümanlar'dan yaklaşık olarak iki yüz yıl boyunca egemen oldukları Sicilya'yı almayı başardı. Ancak Normanlar, kuzey Avrupa'dan birer barbar olarak başladıkları serüvenlerinin sonunda Sicilya'da dönemlerinin en modern, zengin ve ileri kültür seviyesiyle karşılaştılar. Sicilya Adası'nın İslâm, Bizans ve Latin kültürlerinden oluşan zengin mirasını devralan Normanlar, yeni bir kültür sentenzini oluşturmayı başardılar. Normanlar döneminde oluşan bu sentez kültür, Rönesans öncesi Avrupa'nın kültürel değerlerinin oluşumuna önemli ölüçüde katkıda bulundu. Ayrıca Normanlar egemenliğindeki Sicilya'da birçok farklı kültür ve inanca sahip toplulukların barış ve uzlaşı içindeki yaşamları, yalnız kendi dönemleri için değil günümüz modern dünyasına dahi örnek teşkil edecek bir düzeydi. Haçlı seferlerinin başlangıç döneminde Sicilya'yı ele geçiren Normanlar, Avrupa'da oluşan Haçlı ruhu'nun tersine egemen oldukları topraklarda başta Müslümanlar olmak üzere tüm tebaalarıyla barış içinde olmuşlardı.Anahtar Kelimeler: Sicilya, İtalya, Normanlar, İslâm kültürü, Haçlı Seferleri, Bizans.

11. yüzyıl12. yüzyılBizanslılar+6
Seyhun Şahin
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Selçuklular Döneminde Ortadoğu`da ticaret (XI-XIII. yüzyıllar)

Ortadoğu bölgesi sahip olduğu doğal zenginlik ve coğrafi konumundan dolayı, çok eski dönemlerden itibaren yoğun bir iktisadi ve ticari canlılık yaşamaktaydı. Zira Ortadoğu dönemin önemli ticari emtialarının bulunmasından, yine Avrupa ile Uzakdoğu arasında bir köprü vazifesi görmesinden dolayı, tarihin her döneminde büyük bir öneme mazhar olmuştur. İslamiyetin yayılışı döneminde özellikle Avrupalı tüccarlara kapanan bölge, Haçlı Seferleri ile yeniden eski canlılığına kavuşmuştur. Böylece Haçlı Seferleri dini boyutu yanında iktisadi ve ticari boyutuyla ön plana çıkmıştır. Selçuklu Devleti, bu dönemde ticareti teşvik amacıyla tüccar milletlerle antlaşmalar yaparak, bir takım imtiyazlar dahi vermiştir. Yine Selçuklu devleti, ticari hayatın daha rahat ve iyi işleyebilmesi için buna yönelik alt yapı hizmetlerini de ihmal etmemiştir. XI. - XIII. yüzyıllarda Ortadoğu ve Avrupa'da ticari işlemlerin daha hızlı ve daha güvenli yapılmasını sağlayacak, bankacılık, çek, havele ve senet gibi işlemler daha yaygın bir halde kullanılmıştır. Yine bu dönemde tüccarlar sermaye ve emeklerini birleştirerek şirketler kurarken, aralarında dayanışmayı sağlayan hak ve hukuklarını koruyan tüccar birlikleri kurulmuştur. Selçuklular döneminde Ortadoğu ticaretini etkileyen siyasi ve beşeri olaylar da meydana gelmiştir.Anahtar Kelimeler : Ticaret, Ortadoğu, Selçuklular, Yollar, Haçlı Seferleri

Haçlı seferleriOrtadoğuSelçuklular Dönemi+1
Sezgin Güçlüay
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1999
00
DoctorateOpen AccessTR

Fuzûlî'nin Leylâ ve Mecnûn'uyla Shakespeare'in Romeo ve Juliet'inin karşılaştırılması

Ülkemizde gelişme aşamasında olan karşılaştırmalı edebiyat çalışmaları daha çok modern eserler arasında veya genellikle yakın kültürlerin edebi ürünleri arasında yapılmaktadır. Klasik Türk edebiyatı ürünleriyle Batı edebiyatı ürünleri arasındaki ilişkilerin incelendiği çalışmaların sayısı oldukça azdır. Doğu ve Batı edebiyatlarında çok çeşitli versiyonları olan Leylâ ve Mecnûn ile Romeo ve Juliet anlatıları arasındaki kurgu, tema, duygu ve söyleyişe dayalı güçlü benzerliklere daha önce Süleyman Tevfik, Âgâh Sırrı Levend, Ali Asgar Hikmet gibi yazarlar tarafından dikkat çekilmiş, ancak iki eser arasındaki ilişkileri inceleyen kapsamlı bir inceleme yapılmadığı tespit edilmiştir. Gerek Endülüs Emevîleri döneminde gerek Haçlı Seferleri sırasında çok sayıda Doğulu edebiyat ürününün Batı'ya aktarıldığı bilinmektedir. Leylâ ve Mecnûn hikâyesi de bu yollarla Batı'ya aktarılan edebi ürünler arasında yer alır. Bu çalışmada Doğu'da ve Batı'da aşkın sembolü haline gelen Leylâ ve Mecnûn ile Romeo ve Juliet hikâyeleri arasındaki açıklanmaya muhtaç benzerlikler, bu hikâyelerin en güzel versiyonları olan Fuzûlî'nin ve Shakespeare'in eserleri üzerinden karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Tezin giriş bölümünde Doğu ve Batı arasındaki kültürel etkileşimlerin tarihi, Doğu edebiyatındaki zengin kurguların (fiction) Batı'ya aktarılması ve Avrupa edebiyatına olan etkileri ele alınmıştır. Birinci bölümde Fuzûlî'nin Leylâ ve Mecnûn'uyla Shakespeare'in Romeo ve Juliet'i karşılaştırmalı edebiyat biliminin krenoloji yöntemiyle incelenmiş ve iki eserin de kurguları bakımından Orta Doğu folklorunun ürünü olduğu tespit edilmiştir. Fuzûlî'nin eserini yazarken model olarak aldığı Nizâmî'nin eseriyle Shakespeare'in kaynak olarak kullandığı Brooke'un eserleri mesoloji yöntemiyle incelenmiş, farklılıklar tespit edilerek Fuzûlî ve Shakespeare'in hikâyeye katkıları ön plana çıkarılmıştır. İkinci bölümde iki eserin olay örgüleri, zaman-mekân unsurları ve karakterleri karşılaştırılmış ve iki eserin kurgusu arasındaki benzerliklerin tesadüfle açıklanamayacak denli yoğun olduğu tespit edilmiştir. Üçüncü bölümde tematoloji yöntemiyle iki eserdeki temalar incelenmiş ve temlerin işlenişinde duygu ve düşünce anlamında güçlü benzerlikler tespit edilmiştir. Leylâ ve Mecnûn ile Romeo ve Juliet eserleri arasındaki ilişki ve benzerliklerin kapsamlı olarak incelendiği ilk çalışma olan bu tez, farklı yöntemlerle yapılacak yeni karşılaştırmalı çalışmalar için yol gösterici olacaktır.

Batı medeniyetiDoğu medeniyetiEndülüs+7
Sacide Akcan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci Haçlı Seferi`nin başlaması ve Anadolu`da haçlı istilası

Haçlı Seterleri Tarihi Türkiye'de üzerinde fazla yoğunlaşılmamış konulardan biridir. Haçlı Seferlerinin sebepleriyle ilgili bahislere daha çok Batı kaynaklarında rastlanmaktadır. Doğu kaynaklarının verdiği bilgiler bu noktada pek sınırlı kalmaktadır. Haçlı Seferlerinin sebepleri çok yönlüdür. Batı'daki aktörleri Normanlar, Şövalyelik kurumu, Kilise ve Papalık olarak gösterilebilir. Doğu'da Haçlı Seferinin oluşmasında etkili olan ana unsur ve olaylar ise Bizans, Doğu kilisesi, Ermeniler, Türklerin baskısı, Arapların Yakındoğu'da siyasi üstünlüğü kaybetmesi olarak gösterilebilir. İlk Haçlılar diye bilinen ordu bildiğimiz anlamda klasik ordu yapısından çok farklı ve dağınık bir görünüme sahiptir. Öyle ki, her grup farklı zamanlarda, farklı güzergahlar izleyerek Anadolu'ya kadar gelmiş vs tüm sefer boyunca bir komuta birliği sağlanamamıştır. İlk Haçlı ordusunun sayısı hakKinda çeşitli mülahazalar vardır. Kaynakların verdiği rakamlara göre bir kanaat belirtmek gerekirse İlk Haçlıların sayısı Avrupa'dan çıkış itibariyle 100.000 Antakya'ya varış itibariyle 30.000 civarındadır. Hristiyanlık ibtidai fikri yapısı itibariyle mistik bir din olup, azizlerin gayretleriyle savaşçı bir anlayışa bürünmüştür. Doğal olarak, Roma Kilisesi'nin savaşçı bir anlayışa sıcak bakmaya başlamasıyla ve Doğu Kilisesi'nin de eski dini mistik tartışmaları sürdürmesiyle Hristiyan aleminde kiliseler arası rekabet iyiden iyiye alevlenmişti. 1054 Schism107 olayıyla birlikte Roma'nın üstünlük çabaları daha da artmış ve Papalar Hristiyanlığın kutsal şehirlerini elde etme sevdasına kapılmışlardır. Batılı milletlerin hemen hepsinden ve her sınıfından katılanların bulunduğu sefer tam bir kilise organizasyonu görünümündedir. İlk Haçlı Seferi Balkanlardan itibaren Hristiyanları da olumsuz yönde etkilemiştir. Yahudiler ise Müslümanlardan daha amansız bir düşman olarak görülmüşlerdir. Balkanlarda binlerce Yahudi katledilmiştir. Bu olay kadim Yahudi-Hristiyan düşmanlığını derinleştirmiştir. "Haçlı" adıyla tarif edilen şey nihayette siyasi yoruma açık bir siyasi tarih olayıdır. Birinci Haçlı Seferi ile Haçlılar Anadolu'yu çok kısa bir süre için de olsa istila etmişlerdir.

AnadoluHaçlı seferleriHaçlılar+1
Güray Kırpık
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2000
00
Master'sOpen AccessTR

I. ve II. Haçlı seferleri sürecinde Ermeni-Haçlı ilişkileri

Ortaçağ tarihinin en önemli olayları arasında yer alan Haçlı Seferleri Doğu'da ortak bir dini mirası paylaşan iki kültürü, Frank ve Ermenileri bir araya getirdi. Haçlı Seferlerinin başlamasında Bizans'tan çok Ermenilerin etkisi olmuştur. Ermeniler, Haçlı Seferlerinin başlamasından 15 yıl önce Papa VII. Gregory'e Doğu Hıristiyanlarını kurtarması için yardım talebinde bulunmuştu. Dönemin şartlarında karşılığını bulamayan bu düşünce doğudaki Türk ilerleyişini durduramayan Bizans imparatoru Aleksios Komnenos'un batıdan ücretli asker talebinde bulunmasıyla tekrar gün ışığına çıkmıştı. Esasında batıdan sadece asker talebinde bulunan Bizans, bu talebin Haçlı Seferlerine dönüşeceğini beklemiyordu. Bu nedenle Bizans doğuya gelen Haçlı ordularına temkinli yaklaşırken, onlara kucak açan Ermeniler olmuştu. Haçlıların Anadolu'ya geldikleri XI. yüzyılın sonlarında bölgede birbirinden bağımsız, siyasi birlikten yoksun küçük Ermeni prenslikleri mevcuttu. Bizans ve Türk hâkimiyetleri arasında sıkışmış olan bu Ermeni prenslikleri, Haçlıların Anadolu'ya gelmesiyle bağımsızlıklarına kavuşacaklarına inanmışlardı Onların varlığı siyasi gelecekleri açısından büyük bir umuda kapılmalarını sağlamıştı. Bu nedenle I. ve II. Haçlı Seferleri sürecinde Haçlılara ellerinden gelen desteği sağlamışlardır. Haçlılar ise Anadolu topraklarına girdiklerinde kendilerine hâkimiyet sahası olarak daha kolay yayılabilecekleri Ermenilerin çoğunlukta olduğu bölgeleri seçmiş Ermeni ileri gelenlerinin kızlarıyla evlenerek bölgedeki etkilerini güçlendirmişlerdir. Ermeniler özellikle I. Haçlı Seferi sırasında verdikleri destekle Urfa Haçlı Kontluğu ve Antakya Haçlı Prensliği gibi İslam dünyasını bölecek iki siyasal yapının kurulmasında önemli bir rol üstlenerek I. Haçlı Seferinin kaderini tayin eden taraf olmuştur. Ancak çok geçmeden II. Haçlı Seferi öncesinde Haçlılar Ermeni prensliklerini ele geçirmeye başlamış özellikle Antakya Haçlı Prensliği Ermenilerin anavatan olarak saydıkları Kilikya bölgesini yayılma sahası olarak seçmiş ve Ermenilerle mücadele içerisine girmiştir. Ermeniler ise kurtarıcı olarak gördükleri ve her türlü desteği sağladıkları Haçlılardan umduklarını bulamamışlardır.

ErmenilerHaçlı Seferleri IHaçlı Seferleri II+3
Tuğba Yiğit
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Haçlıların Anadolu'da kuşattığı kaleler ve Türk savunması

Kudüs'ü kurtarmak amacıyla başlatılan Haçlı Seferleri, kavramsal olarak görünürde dinî, ancak temelde sosyal, siyasî, askerî ve ekonomik sebeplere dayalı bir süreci temsil eder. Bizans'ın paralı asker talebine karşılık Avrupa'da Papa'nın önderliğinde, çıkara dayalı bir Haçlı ruhunun oluşmasıyla yola çıkan bu kitlelerin Müslümanlara olan darbelerini bastırması gereken ise yine Anadolu'daki Türk kuvvetleri olmuştur. Türklerin Anadolu'yu yurt edinmesi zamanına denk düşen bu seferlere katılanların, Anadolu topraklarında Türk kuvvetleri ile yaptıkları mücadeleler, tarihte derin bir etki ve yankı bırakmıştır. Anadolu ve Ortadoğu'da iki yüzyıla yakın sürecek olan büyük mücadeleler, kale kuşatmaları ve savunma stratejilerine bağlı olarak şekillenmiştir. Türkler Birinci Haçlı Seferi'nin hemen sonrasında Anadolu'da siyasî olarak mevcudiyetlerini sürdürmek isteyen ve Anadolu ile Ortadoğu'ya bir bıçak gibi saplanmış olan bu yeni düşmana karşı çok çetin bir savunma savaşı vermiştir. Ortaçağ'ın en büyük mücadelelerine sebep olan Haçlı Seferleri'nin Anadolu topraklarındaki geçişi güçlü kuşatmalara ve savaşlara da sahne olmuştur. Anahtar Kelimeler: Haçlılar, Anadolu, Kale, Selçuklular, KuĢatmalar,Savunma SavaĢı, Haçlı Seferleri.

AnadoluHaçlı seferleriHaçlılar+4
Şafak Efe
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00

Related subjects