Hemodynamics

127 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Fontan prosedürü uygulanmış tek ventriküllü hastalarda hemodinamik, vasküler ve kassal parametrelerin maksimal ve submaksimal egzersiz kapasitesi üzerine etkileri

Fontan prosedürü uygulanan hastalarda morbidite ve mortalite riski ile egzersiz kapasitesi ilişkilidir. Bu nedenle bu hastalarda egzersiz kapasitesi ve etkileyebileceği düşünülen kardiyovasküler ve periferik faktörlerin araştırılması önem kazanmaktadır. Bu Çalışma Fontan prosedürü uygulanmış tek ventriküllü bireylerde hemodinamik, vasküler ve kassal parametrelerin maksimal ve submaksimal egzersiz kapasitesi üzerine etkilerini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya ortanca yaşı 18 yıl (7-31 yıl) olan 31 Fontan hastası ve ortanca yaşı 18 (7-32 yıl) olan 30 kontrol birey dahil edildi. Tüm katılımcıların demografik ve klinik özellikleri kaydedildi. Maksimal egzersiz kapasitesi, "breathe by-breathe" yöntemiyle bir koşu bandı ergometresinde modifiye Bruce protokollü kardiyopulmoner egzersiz testi (KPET) ile; submaksimal egzersiz kapasitesi 6 dakika yürüme testi (6DYT) ile değerlendirildi. Atrial strain ölçümleri için transtorasik ekokardiyografi ölçümleri gerçekleştirildi ve speckle tracking (benek takibi) yöntemi kullanılarak atrial strain için reservuar faz (LASr), kondüit faz (LAScd) ve kontraksiyon fazı (LASct) değerleri kaydedildi. El kavrama kuvveti ve diz ekstansör kas kuvveti bir el dinamometresi kullanılarak değerlendirildi. Kas oksijenizasyonu (SmO2) ise KPET ve 6DYT sırasında, yakın kızılötesi spektroskopi kullanarak kas kapillerindeki lokal SmO2 ve toplam hemoglobini (THb) ölçen bir cihaz (Moxy, Fortiori Design LLC, Minnesota, USA) ile kaydedildi. Aortik sertlik, aortik nabız dalga hızı (aNDH) tekniği kullanılarak ekokardiyografik ölçümler ile değerlendirildi. Fontanlı hastalar ve kontrol bireyler arasında yaş ve cinsiyet dağılımı açısından anlamlı fark yoktu (p>0,05). Fontanlı hastaların ve kontrol bireylerin vücut kompozisyonu parametreleri, dominant el kavrama kuvveti (kg) ve dominant diz ekstansör kuvveti (kg) benzer idi (p>0,05). Fontanlı hastalarda 6DYT istirahat SmO2, minimum SmO2, toparlanma SmO2 kontrol bireylere göre daha düşük iken (p<0,05); KPET istirahat SmO2, minimum SmO2 ve toparlanma SmO2 kontrol bireylere göre daha düşüktü (p<0,05). Ayrıca Fontanlı hastaların LASr, LAScd, LASct ve LASct/LASr değerleri kontrol bireylere göre daha düşüktü (p<0,05). aNDH Fontanlı hastalarda kontrol bireylere göre daha yüksekti (p<0,05). Fontanlı hastaların zirve oksijen tüketimi ve 6DYT yürüme mesafesi de kontrol bireylere göre düşük idi (p<0,05). Çoklu regresyon modellerine göre ise dominant diz ekstansör kuvveti, yaş, LASct ve aNDH zirveVO2'nin; dominant diz ekstansör kuvveti ve aNDH 6DYT mesafesinin bağımsız belirleyicileri olarak kaydedildi. Çalışmamızın sonuçlarına göre Fontanlı hastalarda diz ekstansör kas kuvveti, yaş, atrial kontraktil strain ve aortik sertlik maksimal egzersiz kapasitesinin bağımsız belirleyicileridir. Ayrıca diz ekstansör kuvveti ve aortik sertlik ise Fontanlı hastalarda submaksimal egzersiz kapasitesinin bağımsız belirleyiciledir. Fontanlı hastaların optimal klinik yönetimi için rutin laboratuvar ve klinik testlerin yanı sıra egzersiz kapasitesi ve etkileyen faktörlerin de değerlendirilmesi önem taşımaktadır.

AterosklerozAtriyumEgzersiz+4
Haluk Tekerlek
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Agmatinin deneysel sıçan septik şok modelinde bozulmuş vasküler yanıta etkisi

Sepsis, konağın enfeksiyon odağına geliştirdiği inflamatuvar yanıttır. İnflamasyonun şiddetinden bağımsız olarak bozulmuş hemodinamik homeostaz aracılı organ işlevindeki yetersizlik nedeniyle mortalite gözlemlenmektedir. Bu sebeple kardiyovasküler sistemi destekleyen tedavi protokollerinin prognoza katkısı vardır. Tedavi protokollerinin süreç içinde etkililiğini yitirmesi, ayrıca mücadelede yararlı yolakları etkilemesi sebebiyle etkileşim oranını düşüren protokollere ihtiyaç artmaktadır. Agmatin imidazolin reseptör agonisti, α2-adrenerjik reseptör modülatörü, nitrik oksit sentaz inhibitörüdür. Santral sinir sistemi aracılığıyla kan basıncını artırabilmektedir. Periferal vasküler yapıya doğrudan etkisi ile vazodilatasyona sebep olmaktadır. İki farklı agmatin dozunun (3 mg/kg ve 10 mg/kg) etkisi, septik şokun hipodinamik profilini (düşük kan basıncı, süreğen vazokonstriksiyon) sıçanda oluşturabilen 4 mg/kg intraperitoneal lipopolisakkarit enjeksiyonu modelinde incelenmiştir. Lipopolisakkarit enjeksiyonu ardından femoral arterden girişimsel teknik ile ölçülen in vivo ortalama kan basıncı ve superior mezenter arterden ölçülen kan akımı hızı ile norepinefrin yanıtı azalmış; abdominal aort ve torasik aort preparatında fenilefrin, asetilkolin dozuna bağımlı ex vivo kasılma-gevşeme yanıtı baskılanmıştır. Serum TNF-α ve IL-1β konsantrasyonu artmıştır. Lipopolisakkarit ardından agmatin uygulanan gruplarda ise kan akım hızı artmış; baskılanan norepinefrin yanıtı ve abdominal aorta preparatında fenilefrin, asetilkolin yanıtları geri kazanılmıştır. Serum TNF-α ve IL-1β üzerine agmatin etkisi bulunmamıştır. Agmatin, azalmış mezenter kan akım hızını artırması ve vasküler yapının yanıt profilini düzenlemesi sebebiyle sepsis sürecinde hemodinamik homeostazı sağlayabilir.

AgmatineHemodinamiHomeostaz+3
Esin Özçelebi
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal anestezi ile yapılan transüretral cerrahilerde preoperatif ısıtmanın hasta hemodinamisi ve post operatif titreme üzerine etkilerinin araştırılması

Giriş ve Amaç: Titreme, spinal anestezi sonrası %39 oranında görülebilen bir komplikasyon olmasına rağmen klinik uygulamalarda çoğu zaman dikkatten kaçan bir durumdur. Ancak titremenin oksijen tüketimini (%400'e kadar), karbondioksit üretimini ve metabolik hızı arttırdığı, böylece arteriyel hipoksi ve asidoza katkıda bulunduğu gösterilmiştir. Basınçlı hava ısıtıcılar ile hipotermi ve titreme gelişmesi engellenebilir, ancak bu cihazların intraoperatif etkisi kısıtlıdır. Bu çalışmayla preoperatif basınçlı hava ısıtıcılarının 45-80 yaş arası hastalarda perioperatif hipotermi ve titreme üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışma için etik kurul onamı Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulundan (17.04.2019/09) alındı. Elektif transüretral cerrahi planlanan, ASA skoru I-II, yaşları 45-80 arasında değişen, 120 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar kapalı zarf yöntemi ile randomize edilerek, 3 gruba ayrıldı. Hastalar operasyondan 60 dakika önce preoperatif değerlendirme odasına alındı. Bütün hastalara geniş damar yolu açılıp i.v. 10cc/kg dozunda kristalloid mayi verildi. Non invaziv kan basıncı, kalp atım hızı, periferik oksijen saturasyonu ve timpanik membran sıcaklıkları değerlendirildi. Grup A operasyondan 60 dakika önce, Grup B operasyondan 30 dakika önce 38 0C'ye ayarlanmış basınçlı hava ısıtma sistemiyle ısıtıldı. Grup C ise preoperatif değerlendirme odasına alınıp değerlendirildi ancak ısıtma işlemi uygulanmadı. Hastalar oturur pozisyonda gerekli asepsi ve antisepsi koşulları sağlandıktan sonra L2-L3 veya L3-L4 spinal aralıktan, 25 G Quincke tip, spinal iğne kullanılarak spinal anestezi işlemi uygulandı. Cerrahi süre, hasta ve cerrah memnuniyeti (iyi, kötü ve orta olarak) değerlendirilip kayıt edildi. Postoperatif dönemde titreme Crossley ve Mahajan tarafından oluşturulan titreme testi ile değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizi yapılarak yorumlandı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Bulgular: Gruplar arasında demografik veriler arasında fark saptanmadı (p>0.05). Grup A ve Grup B'de, Grup C'ye kıyasla hipotermi ve titreme dereceleri anlamlı derecede daha düşük bulundu (p<0.05). Tüm gruplarda hemodinamik parametreler arasında ise anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0.05). Sonuç: Preoperatif ısıtmanın, intraoperatif hipotermi ve titreme derecelerini düşürdüğü, kan basınçları, kalp atım hızı ve periferik oksijenasyon üzerine anlamlı etkileri olmadığı, hasta ve cerrah memnuniyetini ise arttırdığı sonucuna vardık.

Anestezi-genelAnestezi-spinalAnestezi-spinal+6
Yusuf Can Mulamahmutoğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnotropik ajanların hematolojik ve koagülasyon parametreleri üzerine etkileri

İnotropik özelliği olan ajanlar sempatik sistem üzerinden (adrenerjik reseptörler) endotel hücreleri ve trombositleri uyarırlar. Uyarılan bu hücrelerden vWF, TPA ve karaciğerden faktör 8 gibi mediyatörler salgılatarak koagulasyon kaskadını etkilerler. İnotropik ajanların aynı zamanda trombosit adezyon ve agregasyonunu indüklediği, ortalama trombosit hacmini de arttırdığı yönünde çalışmalar mevcuttur. Ancak, inotropik ajanların hematolojik ve koagulasyon parametreleri üzerine etkileri tam olarak araştırılmamıştır. Bu çalışmada sık kullanılan inotropik ajanların rutin koagülasyon testleri ve hemogram parametreleri üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metod: Bu çalışma öncesinde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulundan (03.10.2019 -2019/09) izin alındı. Çalışmada 250-300 gram arasında değişen toplam 28 adet sağlıklı Wistar Albino türü rat kullanıldı. Ratlar rastgele her grupta 7 rat olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Gruplar; kontrol grubu (grup K, n=7), Epinefrin Grubu (Grup E, n=7), Norepinefrin Grubu (Grup NE, n= 7), Dopamin Grubu (Grup D, n=7): olarak belirlendi. Tüm gruplara 50 mg/kg ketamin, 10 mg/kg ksilazin intraperitoneal olarak uygulandı. Ratlara SF, epinefrin, norepinefrin ve dopamin uygulamasından 30 dakika sonra kan numuneleri alındı. Alınan kan numunelerinden hemogram ve koagülasyon parametreleri çalışıldı. İşlem sonrası hayvanlar servikal dislokasyon tekniği ile sakrifiye edildi. Çalışılan değerler, gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Dopamin grubunda granülosit değeri epinefrin, norepinefrin ve serum fizyolojik grubundan anlamlı olarak daha düşük bulundu. Norepinefrin ve serum fizyolojik grubunda hemoglobin ve hematokrit değeri epinefrin grubundan anlamlı olarak daha düşük tespit edildi. Epinefrin grubunda hemoglobin ve hematoktit değeri dopamin grubundan anlamlı olarak farklı bulunmadı. Norepinefrin, dopamin ve serum fizyolojik grupları arasında hemoglobin değerleri arasında anlamlı fark bulunmadı. Dopamin grubunda periferik yaymada trombosit küme sayısı epinefrin, norepinefrin ve serum fizyolojik grubundan anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Çalışılan diğer parametrelerde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi. Sonuç: Epinefrin ve dopaminin her ikiside hemoglobin ve hematokrit değerlerini arttırır, bu etki epinefrinde daha belirgindir. Dopaminin granülosit değerlerini düşürdüğü ve periferik yaymada trombosit agregasyonunu arttırdığını tespit ettik. Ancak inotropik ajanların koagulasyon parametreleri üzerine herhangi bir değişikliğe sebep olmadıklarını saptadık.

Adrenerjik alfa agonistleriDopaminEpinefrin+7
Yunus Emre Tunçdemir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rinoplasti girişimlerinde kontrollü hipotansiyon için uygulanan nikardipin ve esmololün hemodinami ve rejyonal renal oksijenizasyon üzerine etkisi

Amaç: Rinoplasti girişimlerinde kontrollü hipotansiyon için uygulanan nikardipin ve esmololün hemodinami ve rejyonal renal oksijenizasyon üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya elektif rinoplasti cerrahisi geçiren ve kontrollü hipotansiyon uygulanmasına karar verilen, 80 hasta konu hakkında bilgilendirilmiş ve yazılı onamları alınmış olan, 18-60 yaş arası, ASA I-II sınıfındaki hastalar dâhil edildi. Hastalar kapalı zarf yöntemiyle 40'ar kişiden oluşan Grup N (Nikardipin) ve Grup E (Esmolol) diye 2 gruba ayrıldı. Kontrollü hipotansiyon oluşturmak için intraoperatif sürede 40 hastaya nikardipin, 40 hastaya da esmolol infüzyonu uygulandı. Anestezi idamesi süresince nikardipin ve esmolol infüzyonunun kontrollü hipotansiyon oluşturma potansiyeli, kardiyovasküler hemodinami, renal fonksiyonlar ve rejyonal renal perfüzyon (NIRS) değerleri ölçüldü. Her iki grup için ek opioid ve ek kas gevşetici kullanım sayıları kaydedildi. Postoperatif olarak her iki grup için cerrahi memnuniyet ve cerrahi alandaki kanama miktarları kaydedildi. Bulgular: Grup N'de intraoperatif ek opioid kullanım oranı Grup E'den daha yüksekti (p= 0.000). Postoperatif ölçülen cerrahi kanama miktarı (p= 0.000) ve cerrahi memmnuniyet Grup N'de, Grup E'ye göre anlamlı yüksekti (p= 0.002). Nabız değerleri istatistiksel olarak Grup E'de anlamlı yüksekti (p= 0.000). Sistolik kan basıncı (0.-10.-15.-20. dakikalar haricinde) Grup E'de istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p ˂ 0.05). Grup içi karşılaştırmada her iki grupta da postop kreatin değerlerinin preop değerlere göre anlamlı azaldığı saptandı (p<0.05). Ancak grup içi üre ve grupararası üre/kreatinin değerleri farklı değildi (p>0.05). Grup N de ölçülen tüm periferik SpO2 değerleri Grup E'den anlamlı düşüktü (p˂0.05). Grup N'de intraoperatif dönemde (10.-15.-20.-25.-30.-35.-40. 45.-50.-55.dakika) sol renal rSO₂ (NIRS) değeri Grup E'den anlamlı yüksekti (p˂ 0.05). Sonuç: Esmolol ile yapılan kontrollü hipotansiyonda nikardipine göre daha stabil tansiyon ve kalp tepe atımı değerleri elde edilmesi, daha az ek kas gevşetici ve ek opioid kullanımı ve cerrahi memnuniyetin daha iyi olması nedeniyle kontrollü hipotansiyon uygulanacak vakalarda güvenle kullanılabileceği ve öncelikli tercih edilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Nikardipin rejyonal renal doku perfüzyonu üzerinde daha iyi bir ajan olup, renal fonksiyonlar üzerine olumsuz bir etki oluşturmamıştır. Ancak kontrollü hipotansiyon oluşturmak için kullanıldığında ek opioid ihtiyacı artmış, hemodinami labil seyretmiştir.

EsmololHemodinamiHipotansiyon+3
Kamil Cintan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anjiyografik trombektomi yapılan hastalarda kullanılan anestezi yönteminin hemodinamik stabilite ve postoperatif sağ kalıma etkisinin araştırılması

Yönteminin Hemodinamik Stabilite Ve Postoperatif Sağkalıma Etkisinin Araştırılması. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD. Uzmanlık Tezi. Ankara 2020. Akut iskemik inme tedavisinde endovasküler trombektomi kanıta dayalı şekilde altın standart tedavi yöntemidir. Endovasküler trombektomi, genel anestezi veya bilinçli sedasyon altında uygulanabilmektedir. İşlem sonucunda ise başarılı rekanalizasyona rağmen klinik iyileşme her zaman sağlanamamaktadır. Bu çalışmanın amacı, işlem sırasında uygulanan anestezi yönetiminin, işlem süresince ve sonrasında hastaların genel durumlarını ve sağ kalımlarını nasıl etkilediğini retrospektif olarak incelemektir. Etik kurul onamı alınmasını takiben, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 1 Ocak 2015 – 31 Aralık 2019 tarihleri arasında akut iskemik inme tanısıyla girişimsel radyoloji tarafından endovasküler trombektomi işlemi yapılan hastaların dosyaları incelenmiş, arşiv ve sistem kayıtlarından toplam 203 hastaya ulaşılmıştır. Anestezi, endovasküler trombektomi işlemi ve nöroloji yoğun bakım tedavi bilgilerine ulaşılabilen 102 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Uygulanan anestezi protokolü, hastaların demografik verileri, işlem süresince kan basıncı, SpO2, EtCO2, kan glikoz düzeyi, vücut sıcaklığı anestezi kayıtlarından, postoperatif mortalite ve sağkalım süreleri ise sistem kayıtlarından bulunarak değerlendirilmiştir. Hastaların demografik verileri, ASA sınıflaması ve eşlik eden hastalıkların tipi ve görülme sıklıkları açısından anlamlı fark görülmemiştir. Çalışmamızın sonuçlarına göre 90 günlük sağkalım açısından en belirleyici faktörlerin intraoperatif kan şekeri düzeyleri ve anestezi süresi olduğu belirlenmiştir. Diğer faktörlerden bağımsız olarak intraoperatif dönemde kan şekerinin 140 g/dL'den yüksek olmasının mortalite riskini 4,712 kat arttırdığı görülmüştür. Anestezi süresindeki her 60 dakikalık artış ise mortalite riskini diğer faktörlerden bağımsız olarak 1,996 kat arttırdığı görülmüştür.Çalışmamızda değerlendirdiğimiz parametrelerden elde ettiğimiz sonuçlara göre, bu hasta grubunda mortalite oranını en aza indirmek amacıyla peroperatif dönemde sıkı şekilde kan şekeri kontrolü yapılmasının mutlak bir gereklilik olduğu düşünülmektedir. Anestezi süresinin mortaliteye etkisi düşünüldüğünde ise hazırlıkların tam olarak yapıldıktan sonra işleme başlanması, işlem uzadığında ekibin konuyla ilgili bilgilendirilmesi ve sonrasında da bu hastaların yoğun bakım şartlarında çok yakın takibinin yapılması gerektiği kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: Akut iskemik inme, endovasküler trombektomi, nöroradyoloji, anestezi süresi, 90 günlük sağkalım

AnesteziAnestezi ve analjeziAnjiyografi+5
Sabına Umudova
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesinde yatan hastalarda pasif bacak kaldırma öncesi ve sonrası inferior vena kava ve internal juguler ven respiratuar varyasyon oranlarının karşılaştırılması

İnferior vena kava (IVC) çapı ve solunumsal varyasyonu, ultrasonografi (USG) ile kolayca ölçülebilir ve kritik hastaların hemodinamik değerlendirmesi için kullanılabilir. İnternal juguler ven (IJV) solunumsal varyasyonu ise hemodinamik durum değerlendirmesinde son dönemde yeni bir parametre olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı pasif bacak kaldırma manevrası öncesi ve sonrasında IJV ve IVC solunumsal varyasyon oranları arasındaki korelasyonu araştırmaktır. Bir diğer amacımız ise USG konusunda farklı tecrübe düzeyindeki doktorların, USG ölçümleri arasındaki varyasyonu belirlemektir. Mekanik ventilasyon uygulanan 44 kritik hastada, USG kullanılarak IJV ve IVC çap ölçümü yapıldı. Tüm ölçümler USG konusunda farklı tecrübe düzeyindeki üç farklı doktor tarafından gerçekleştirildi. IVC ve IJV ölçümleri hem supin pozisyonda hem de pasif bacak kaldırma manevrası sonrası gerçekleştirildi Distansibilite ve kollapsibilite indeksleri hesaplandı. Farklı doktorların yaptığı USG ölçümleri arasında güçlü düzeyde korelasyon saptandı. (p<0.005). IJV ve IVC distansibilite ve kollapsibilite indeksleri arasında, supin pozisyonda, pozitif ekspiryum sonu basıncı (PEEP) değeri 5 cmH20 ve altında olan hastalarda orta düzeyde, diüretik kullanan hastalarda ise güçlü düzeyde korelasyon saptanırken (p<0.05); bu alt gruplar dışında supin pozisyonda korelasyon saptanmadı. Pasif bacak kaldırma sonrası IJV ve IVC distansibilite ve kollapsibilite indeksleri arasında vazopressör verilmeyen hasta grubunda orta düzeyde, vazodilatör verilen grupta ise yüksek düzeyde korelasyon saptandı (p>0.05). Pasif bacak kaldırma sonrasında diğer gruplarda korelasyon saptanmadı. Anahtar Kelimeler: ultrason, sıvı dengesi, hemodinamik monitörizasyon, inferior vena kava, juguler venler

HemodinamiklerJugular venlerMonitörizasyon-fizyolojik+5
Aslı Melek
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sol ventrikül destek cihazı hastalarında outflow grefti ile asendan aorta açısının pompa trombozu ile ilişkisi

AMAÇ: Son dönem kalp yetmezliği, toplumda daha uzun yaşam beklentisi ile artan sıklıkta görülen, nefes almada güçlük, yorulma, terleme şikayetleri ile kendisini gösteren, mortalite ve morbiditesi yüksek bir hastalıktır. Son dönem kalp yetmezliğinin güncel tedavisinde kalp yetmezliği ilaçları, yatarak geçici inotrop destek tedavisi, ve mekanik dolaşım desteği cihazları yer almaktadır. Hastanın taburculuk sonrası yaşam beklentisi ve kalitesini arttırmayı amaçlayan uzun dönem mekanik dolaşım desteği cihazları, güncel tıpta sol ventrikül destek cihazı (LVAD) olarak geliştirilmişlerdir. Bu cihazların hastaların sağkalımlarını ve fonksiyonel kapasitelerini yükselttiğine dair pek çok kanıt olmakla beraber kendilerine ait istenmeyen pek çok yan etkileri vardır. Bu yan etkilerden önemli bir tanesi cihaz aksamı içindeki pompanın trombüs ile tıkanmasıdır. Bu çalışmada cihazın vücut içine cerrahi yerleştirilmesi aşamasında dikkat edilecek detaylar ile pompa tıkanmasının azaltılabilmesinin olasılığı araştırılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmada LVAD implante edilmiş, LVAD outflow grefti asendan aortaya anastomoze edilmiş ve implantasyon sonrası herhangi bir endikasyon ile Toraks BT anjiografi çekilmiş 109 hasta incelenmiştir. Toraks BT anjiografi görüntülerinin 3 boyutlu rekonsrüksiyonları ile sagital ve transvers açılanmalar ölçülmüş, 3 boyutlu net açı bu iki açı ile hesaplanılmıştır. BULGULAR: Pompa trombozu öyküsü veya sıklığı ile outflowgreftinasendan aorta ile yaptığı açı arasında sagital planda (p=0,35), transvers planda (p=0,35), ya da 3 boyutlu rekonstrüksiyon ile elde edilen açıda (p=0,53) anlamlı ilişki bulunmamıştır. Dikkate değer olarak araştırmamızda ek bir bulgu hastalarında LVAD destek süreleri ile pompa trombozu sıklığı arasında da anlamlı bir ilişki olmamasıdır (p=0,11) SONUÇ: Literatürdeki bilgisayar simülasyonlarıyla yapılan çalışmalardaki bulguların aksine, gerçek klinik vakalarda hesaplanılmış outflowgreft açısı ise pompa trombozu sıklığı arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur. Klinik uygulamada pompa trombozu nedeniyle başvuran bir hastada etiyoloji araştırırken outflow greft açısı öncelikli düşünülmeyebilir.

HemodinamiklerKalpKalp destek cihazları+3
Emir Kalyoncu
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal stabilizasyon uygulanan hastalarda intraabdominal basıncın intraoperatif kanama miktarı, ventilasyon parametreleri, hemodinamik parametreler ve postoperatif akut böbrek hasarı gelişimi üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Spinal stabilizasyon operasyonları prone pozisyonda gerçekleştirilen operasyonlar olup pozisyona ve cerrahiye bağlı artan intraabdominal basınç solunum sistemi, dolaşım sistemi, intraabdominal organ perfüzyonları ve kanama miktarı üzerine olumsuz etkilere sahiptir. Bu amaçla hastanemizde 2022-2023 tarihleri arasında Beyin Cerrahi Anabilim dalı tarafından prone pozisyonda opere edilen lomber ve torakal spinal stabilizasyon operasyonu olan hastaların kanama miktarları, solunumsal parametrelerin değişimi, hemodinamik parametrelerin değişimi ve postoperatif akut böbrek hasarı gelişimlerini incelemeyi amaçladık. Araştırmamıza prone pozisyonda lomber veya torakal spinal stabilizasyon uygulanacak 18 yaş üzeri bilinen kanama pıhtılaşma problemi olmayan antikoagülan ve antiplatelet ilaç kullanmayan daha önce spinal veya intraabdominal cerrahi geçirmemiş 62 hasta dahil edildi. Hastaların intraoperatif supin pozisyonda ve prone pozisyonda her saat başı intraabdominal basınç ölçümleri, hemodinamik ve solunumsal parametreleri, kanama miktarları, kan gazı analizleri kaydedilmiştir. Ayrıca preoperatif ve postoperatif böbrek fonksiyon testleri, karaciğer fonksiyon testleri incelenmiştir. Çalışmamızda obez hastalardaki kanama miktarı normal hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla olmuştur. Obez hastaların prone pozisyona bağlı hemodinamik açıdan daha fazla baskılanmaya maruz kaldığı, akciğer basınçlarının daha fazla arttığı tespit edilmiştir. Hastaların hiçbirinde KDIGO kriterlerine göre akut böbrek hasrı gözlemlenmemiştir. Sonuç olarak prone pozisyon İAB artışı ve buna sekonder intraoperatif kanama ile ilişkili bulunmuştur. Hastalara pozisyon verilirken batının serbestleştirilmesi önem arz etmektedir. Hastaların intraoperatif kanama miktarı yakından takip edilerek yeterli miktarda sıvı ve gerekiyorsa eritrosit replasmanında geç kalınmamalıdır. Hastaların alveoler barotravma riskini azaltmak için inspiratuar tepe basıncı başta olmak üzere ventilatör parametrelerinin yakın takibi gereklidir. Hastalar postoperatif AKİ açısından mutlaka değerlendirildikten sonra taburculuk düşünülmelidir.

Akut böbrek hasarıHemodinamiklerHemorajiler+5
Mustafa Ali Karataş
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kardiyak cerrahi yapılan hastalarda arteriyel stiffness değerinin hemodinamik parametrelerle ilişkisi

Amaç: Genel anestezi indüksiyonu ile cerrahi başlangıcı arasındaki sürede daha çok görülen hipotansiyon hem kardiyak hem de kardiyak dışı cerrahi yapılan hastalarda olumsuz sonuçlarla ilişkilidir. Çalışmamızın amacı doppler ultrasonografi (USG) ile karotis/femoral nabız dalga hızı ölçümlerinden elde edilen arteriyel stiffness (sertlik) değerinin kardiyak cerrahi yapılan hastalarda başlıca hipotansiyon olmak üzere hemodinamik parametreler, hastanede ve yoğun bakım ünitesinde kalış zamanı ve mortalite ile ilişkilerinin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmaya kardiyak cerrahi yapılacak 121 hasta dahil edildi. Hastalara rutin monitörizasyona ek olarak USG'nin 3 lead elektrokardiyogram (EKG) kabloları da bağlandı. Ölçüm öncesi tüm hastalara sedasyon uygulandı. Supin pozisyonda sağ ana karotis arter ve femoral arterden doppler akım ölçümleri ile karotis/femoral nabız dalga hızı elde edildi. USG M modu ile sağ ana karotis arter ve internal juguler ven (İJV) maksimum ve minimum çap ölçümleri yapıldı. Parametreler arteriyel sertlik, sertlik indeksi, İJV kollapsibilite indeksi ve İJV/karotis indeksi olarak belirlendi. Nabız dalga hızı ölçümleri için hem ana karotis arter hem de femoral arterde doppler dalgasının başlangıç noktası ile EKG'de R dalgası arasındaki gecikme süresi belirlendi. Daha sonra görüntülemenin yapıldığı ana karotis arter ve femoral arter arası mesafe ölçüldü. İki nokta arasındaki mesafe gecikme süresi ile oranlandı. Üç ardışık dalga üzerinde ölçümler yapılarak ortalaması alındı. Elde edilen sonuçlar nabız dalga hızı metre/saniye olarak nitelendirildi. Bu değer arteriyel sertlik derecesi olarak kabul edildi. USG M mod ile ana karotis arter ve internal juguler ven maksimum ve minimum çaplarından sertlik indeksi, İJV kollapsibilite indeksi ve İJV/karotis indeksi hesaplandı. Tüm hastalara standart anestezi indüksiyonu sağlandı. Hipotansiyonu tanımlamak için çeşitli sistolik arter basıncı ve ortalama arter basıncının mutlak ve bazal eşik değerlerinde azalma kullanıldı. Operasyon boyunca hemodinamik yanıt analizleri vazoaktif inotropik skor (VİS) ile yapıldı. Postoperatif hastanede, yoğun bakım ünitesinde kalış süreleri ve mortalite oranları da kaydedildi. Bulgular: Arteriyel sertlik ile yaş ve minimum karotis çapı arasında ve sertlik indeksi ile bazal sistolik arter basıncı ve minimum karotis çapı arasında zayıf korelasyon görülmüştür (p˂0,05). Arteriyel sertlik, sertlik indeksi ve İJV/karotis indeksi parametrelerinin mortalite üzerindeki etki düzeyleri incelenmiş ve anlamlı bir etki profili veya anlamlı bir prediktif özellik tespit edilmemiştir (p>0,05). Arteriyel sertlik değerinin hipotansiyon üzerindeki etki düzeyleri ve hipotansiyona yönelik prediktif kabiliyetleri analiz edilmiş, parametrelerin her biri için ayrı ayrı olarak lojistik regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Hipotansiyon için belirlenmiş sınırlar baz alınarak yapılan incelemelerde parametrelerde anlamlı bir etki düzeyi ve/veya prediktif özellik görülmemiştir (p>0,05). Eksitus olan hastalarda toplam vazoaktif inotropik skor (p=0,012) ve yoğun bakım ünitesinde kalış süreleri (p=0,019) daha yüksek olarak görülmüş ve anlamlılık teşkil etmiştir. Sonuç: Kardiyak cerrahi hastalarında yapılan bu çalışmada USG ile değerlendirilen arteriyel sertlik, sertlik indeksi, İJV/karotis indeksi ve İJV kollapsibilite indeksi ile hipotansiyon, yoğun bakım ünitesinde ve hastanede kalış süreleri ve mortalite arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Arteriyel sertlik ölçümünde USG kullanımı ve arteriyel sertlik değerinin hemodinamik bir indeks göstergesi olarak kullanılabilmesi için daha geniş kapsamlı, prospektif, randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Arteriyel sertlik, doppler ultrasonografi, hemodinami, kardiyak cerrahi, nabız dalga hızı, sertlik indeksi

ArterlerArteryel oklüzif hastalıklarAteroskleroz+5
Mustafa Aydemir
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Posterior füzyon ve enstrümentasyon uygulanan skolyoz cerrahisinde hedef kontrollü infüzyon ile uygulanan remifentanil ve morfin'in hemodinami, weak up süresi ve postoperatif ağrı üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada skolyoz cerrahisinde morfin infüzyonunun çeşitli parametreler üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. ASA I-II grubu 40 olgu rastgele iki gruba ayrıldı. Anestezi indüksiyonu iki grupta da standart uygulandı. İdamede ise Grup M'de propofol 50-200 mcq/kg/dk,morfin 0.5-2.5 mcq/kg/dk,Grup R'de propofol 50-200 mcq/kg/dk,remifentanil 0.1-0.3 mcq/kg/dk infüzyonları BİS değeri 40-60 arasında tutulacak ve ortalama arter basıncı 60-70 mmHg olacak şekilde infüzyon dozları ayarlanarak uygulandı. Her iki grupta %50 O2+%50 N2O karışımı ile hastalarda Ppeak<30 mmHg ETCO2 35-40 mmHg arasında tutulmak kaydıyla PCV-VG modunda ventilasyon sağlandı. Olgular wake up test süreleri,wake up testi öncesi ve sonrası sistolik,diastolik,ortalama arter basınçları(SAB,DAB,OAB)kalp atım hızı(KAH) ,postoperatif yan etkiler,ekstübasyon ve yoğun bakımda kalış süreleri,tramadol ve ek hipotansif ajan ihtiyacı,somatosensorial evoked potansiyel(SSEP) verilerinin anestezik ajanlardan etkilenimi ve maliyet kriterleri bakımından değerlendirildi. Çalışmamızda gruplar arası karşılaştırmada wake up testi öncesi ve sonrasında SAB ve KAH grup m'de anlamlı olarak düşük bulunmuştur.Wake up test süresi grup r 'de anlamlı kısa bulunmuştur. Gruplar arasında yan etki profili açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır. Ekstübasyon süreleri grup r'de anlamlı olarak kısa bulunmuştur. YBÜ'nde kalış süreleri açısından bir fark saptanmamıştır. Postoperatif analjezik ve ek hipotansif ajan ihtiyacı grup r'de anlamlı olarak fazla bulunmuştur. SSEP verilerinden memnuniyetsizlik grup r'de anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Maliyet grup m'de anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Tüm bu veriler eşliğinde morfin infüzyonunun spinal cerrahide remifentanile alternatif bir ajan olarak kullanılabileceği kanaatine vardık. Anahtar kelimeler: Remifentanil, Morfin, Weak up süresi, Skolyoz cerrahisi

Ağrı-postoperatifCerrahiHemodinami+3
Egemen Eken
Demiroğlu Bilim University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İleri evre kalp yetersizliğinde sağ ventrikül stroke work indeksinin klinik sonlanım noktalarıyla arasındaki ilişkinin araştırılması

Amaç: Kalp yetersizliğinde sağ ventrikül fonksiyonlarının prognostik öneme sahip olduğu çeşitli non-invaziv sağ ventrikül fonksiyon parametrelerinin kullanıldığı çalışmalarda gösterilmiştir. Sağ ventrikül fonksiyonları invaziv ve non-invaziv parametrelerle değerlendirilebilmektedir. Çalışmamızda ileri evre kalp yetersizliğinin prognozunda sağ ventrikül fonksiyonlarının invaziv hemodinamik belirteçlerinden sağ ventrikül stroke work indeksinin mortalite öngördürücülüğü, tedavi planlamalarındaki yönlendiriciliği ve kardiyak olaylı ve olaysız sağkalım ile arasındaki ilişkinin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmamıza, hastanemiz kardiyoloji polikliniğine Nisan 2011- Kasım 2012 yılları arasında başvurmuş ileri evre kalp yetersizliği tanısıyla izlenen 132 hasta dahil edilmiştir. Kardiyoloji ana bilim dalı arşivindeki dosyalar geriye dönük taranıp, ileri evre kalp yetersizliği tanısı olan ve kalp yetersiziği polikliniğinde değerlendirilmiş olan hastalar geriye dönük tespit edilmiştir. Tüm hastalar telefonla aranarak ölen ve sağ kalanlar kaydedilmiştir. Tüm olguların demografik özellikleri, kardiyovasküler hastalık risk faktörleri, komorbid hastalıkları, NYHA fonksiyonel sınıfları, ekokardiyografik incelemeleri ve bazal sağ kalp kateterizasyonu hemodinamik verileri alınıp, sağ ventrikül sistolik fonksiyon göstergesi olan sağ ventrikül stroke work indeksinin (RV SWI) değerleri ile takiplerinde gelişen kalp transplantasyonu, ventrikül destek cihazları uygulaması, kardiyak resenkronizasyon tedavisi uygulaması, dekompansasyon nedeniyle rehospitalizasyon birleşik olaylı sonlanım noktaları ve ölüm ile ilişkilendirilmiştir. İleri evre kalp yetersizliği tanısı; hastanın kalp yetersizliği NYHA III veya IV semptomlarla hastaneye başvurusu olması, radyolojik veya klinik olarak pulmoner ve/veya periferik konjesyon bulguları olması, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunun hastanemizde yapılan ekokardiyografi ile <%35 saptanması olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda 18(%13,6) hastada ölüm saptandı. RV SWI?nın mortaliteyle arasındaki ilişki istatiksel anlamlılığa ulaşmadı (p=0,773). Mortalite izlenen olgularda RV SWI?nın ortalama değeri 7,5±3,4 gr/m2 /atım olup, sağkalan hastalarda ortalama 8,0±3,4 gr/m2 /atım saptandı. Mortaliteyi belirleyen parametrelerin sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (p<0,001) ve ekokardiyografik sağ ventrikül sistolik çap (p<0,001) olduğu belirlendi. Sağ kalan 114 hastanın 47(%41,2)?sinde olaysız sağkalım, 67(%58,7) olaylı sağkalım saptandı. Olaysız sağkalımla seyreden hastalarda RV SWI ortalama değeri 9,1±3,9 gr/m2 /atım olup, olaylı sağkalımla seyreden hastalarda ortalama değer 7,2±2,8 gr/m2 /atım saptandı. RV SWI?nın olaylı ve olaysız sağkalımla arasındaki ilişki istatiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,003). Sağ ventrikül stroke work indeksi değeri daha arttıkça hastalarda olaysız sağkalımın arttığı saptandı. Kardiyak dekompansasyon izlenen hastaların incelemesinde RV SWI ortalaması 6,1±2,5 gr/m2 /atım olup, dekompansasyon sonlanımı izlenmeyen hastalarda ortalama 8,5±3,4 gr/m2 /atım bulundu. İki grup arasındaki bu fark istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001). Sağ ventrikül stroke work indeksinin sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu ve pulmoner arter basıncıyla korelasyonu saptanmadı. Sonuç: Sağ ventrikül stroke work indeksi, ileri evre kalp yetersizliği hastalarında kardiyak dekompansasyonu ve olaysız sağkalımı öngörmektedir. Çalışmamızda RV SWI, tek başına tüm nedenli mortalite öngördürücüsü olarak bulunmamıştır. Bunda RV SWI?nın sadece kardiyak nedenli ölümle ilişkilendirilmemesi etken olabilir. İleri evre kalp yetersizliğinin takibinde tüm nedenlere bağlı mortaliteyi öngörmede invaziv, non-invaziv ve klinik parametrenin bir arada değerlendirildiği risk modellerinin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

HemodinamiKalp hastalıklarıKalp yetmezliği+4
Ebru Özenç
Demiroğlu Bilim University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alveolar recruitment manevrasının intraoperatif hemodinami üzerine etkisi

Amaç: Laparoskopik histerektomi sırasında oluşturulan pnömoperitoneum ve Trendelenburg pozisyonu, intraabdominal ve intratorasik basıncı artırarak akciğer kompliyansını düşürür ve atelektazi riskini arttırır. Çalışmamızda; laparoskopik histerektomi hastalarında recruitment manevrası'nın (RM) hemodinami, akciğer kompliyansı ve oksijenizasyon üzerine etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Yöntem: Etik kurul onayı alınarak elektif laparoskopik histerektomi planlanan ASA I-II, 70 hasta çalışmaya alındı. Hastalara standart anestezi monitörizasyonuna ek olarak radial arter kanülasyonu yapılarak arteriyel dalga formu analizi ile kardiyak output (CO) monitörizasyonu uygulandı. Rutin genel anestezi indüksiyonu ve entübasyon sonrasında hastalar RM uygulanan (Grup I) ve uygulanmayan (Grup II) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Grup I'deki hastalara intraoperatif dönemde iki kez çok kademeli RM uygulandı. Hastaların operasyon süresince hemodinamik parametreleri, kan gazları ve kompliyansları kaydedildi. Cerrahi, anestezi ve postoperatif bakım ünitesinde (PABÜ) kalma süreleri kaydedilen hastalar, postoperatif 1. ve 3. gün pulmoner komplikasyonlar açısından değerlendirildi. Bulgular: Demografik veriler benzer bulundu. Anestezi, cerrahi ve PABÜ'de kalma süreleri açısından fark izlenmedi (p>0,05). Grup I ve Grup II'de pozitif inotrop ihtiyacı, intraoperatif verilen sıvı miktarları benzer bulundu. Gruplar arasında kalp atım hızları (KAH) benzer olmasına karşın Grup I'de Grup II'ye göre ortalama arter basıncı (OAB), kardiyak indeks (CI), atım hacmi indeksi (SVI) yüksek, atım hacmi değişimi (SVV), nabız basıncı değişimi (PVV) ile sistemik vasküler direnç indeksi (SVRI) ise düşük bulundu (p<0,05). Bu hemodinamik değişimler Grup I'de RM sırasında tepe basınç düzeyinde daha belirgin olarak izlendi (p<0,05). Grup I'de uygulanan RM, akciğerin dinamik kompliyansını (Cdyn), PaO2 ve PaO2/FiO2 oranlarını da anlamlı şekilde arttırdı (p<0,05). Sonuç: Laparoskopik histerektomilerde uyguladığımız RM'nin klinik olarak ciddi hemodinamik instabiliteye neden olmadan intraoperatif akciğer kompliyansını ve oksijenizasyonu iyileştirdiği gözlenmiştir. Bu nedenle laparoskopik cerrahilerde intraoperatif dönemde RM uygulamasının faydalı olacağı kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Alveolar Recruitment Manevrası, Hemodinami, Oksijenizasyon, Kompliyans, Laparoskopik Cerrahi

HemodinamiLaparoskopiRekruitment manevrası
Hasan Duman
Balıkesir University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında sol atriyum fonksiyonları ve non-invaziv hemodinamik parametrelerin ekokardiyografi ile değerlendirilmesi

Giriş: Kardiyovasküler hastalıklar, hemodiyaliz hastalarında oldukça sık görülmektedir ve bu hasta grubunda önde gelen mortalite nedenidir. Kronik böbrek hastalığı nedeni ile ortaya çıkan fizyopatolojik birçok faktör sol atriyal remodelinge (yeniden yapılanma) neden olarak sol atriyum mekaniklerinin bozulmasına ve sol atriyal çapta artışa neden olur. Sol atriyum yapısında meydana gelen değişiklikler doku doppler ekokardiyografi, pulse wave ekokardiyografi ile değerlendirilebilir. Son yıllarda benek takip ekokardiyografi ile strain(gerinim)değerlendirmesi subklinik miyokardiyal disfonksiyonun belirlenmesinde önem kazanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kasım 2017 ile Mart 2020 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Hemodiyaliz Ünitesi'nde kronik HD tedavisi uygulanan ve bilinen majör kardiyovasküler hastalığı olmayan 39 HD hastası çalışmamıza dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, ek hastalıkları, kullandıkları ilaçlar, HD süresi(ay), HD ilişkili takip verileri, daha önce aldıkları renal replasman tedavisi (RRT) çeşitleri ve ekokardiyografinin yapıldığı zamandaki laboratuvar tetkik sonuçları kaydedildi. Hastaların HD seansının 1 saat öncesinde ve sonrasında pulsed wave doppler ekokardiyografi ve doku Doppler ekokardiyografi ile erken transmitral pik velositesi (E) , geç transmitral pik velositesi (A) ,deselerasyon zamanı, mitral medial ve lateral annülüsten e' (erken anüler doku doppler velositesi), a'(geç anüler doku doppler velositesi) ve s' (sistolik anüler velosite) ile birlikte bunların oranları E/A, E/e (ortalama) ve "nagueh formülü 1.24 x E/e'(ortalama) +1.9" ile ePCWP(estimated pulmonary capillary wedge pressure) hesaplandı. İki boyutlu benek takibi ekokardiyografi ile rezervuar (LASr) ,iletici (LAS-cd) ve kontraksiyon (LAS-ct) fazlarında sol atriyal strain ile global longitudinal strain (GLS) ölçümleri ile sol atriyum maksimum hacmi (LAV-max), sol atriyum minimum hacmi (LAV-min), sol atriyum atriyal kontraksiyonundan önceki hacmi (LAV-PreA) ve total sol atriyum emptying (boşalma) fraksiyonu (LAEF) hesaplandı. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 53.9 ± 13.9 yıl; 20'si (%51.3) kadın,19'u (%48.7) erkekti ve tümüne AV fistül yoluyla HD uygulanmaktaydı. Ortalama HD süresi 65.3 (4-300) aydı. Hastalardan 4'ü (%10.3) haftada 2 gün, 35'i ( %89.7) haftanın 3 günü HD'ye girmekteydi. Ekokardiyografinin yapıldığı HD seansında ortalama UF miktarı 2.7 ± 0.8 litre, UF yüzdesi ortalama %3.9 ± 1.3 olarak saptandı. Geleneksel iki boyutlu ekokardiyografi ve doku doppler ekokardiyografi ile HD öncesi ve sonrası yapılan değerlendirmelerde; mitral E, mitral A, mitral lateral s', mitral lateral e' ve ePCWP değerlerinde anlamlı olarak azalma görülürken, (sırasıyla p:<0.001, p:0.011, p:0.029, p:0.023 ve p:0.005) HD sonrası mitral E/A ve mitral E/e' değerlerindeki değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. İki boyutlu BTE'de ise hastaların HD sonrası LAV-max, LAV-min ve LAV-preA değerleri anlamlı olarak azaldı. (sırasıyla p:0.001, p:0.014, p:0.033) Hastaların HD sonrası GLS değeri anlamlı olarak bozuldu (HD öncesi %-16.7 ± 3.11, HD sonrası %-14.2 ± 3.5, p: 0.000). Hastaların HD sonrası LASr, LAS-cd ve LAS-ct değerlerindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı değildi.(HD öncesi; LASr: % 22.95 ± 9.42, LAS-cd: % -12.71 ± 6.84, LAS-ct: %-11.24 ± 7.57; HD sonrası; LASr: % 20.58 ± 8.77, LAS-cd: % -10.87 ± 6.68, LAS-ct: % -10.32 ± 5.36.) Hastaların HD sonrası LAEF değerlerindeki azalma anlamlı değildi. (HD öncesi LAEF: % 50.03±12.30 HD sonrası LAEF: %49.39±10.97.) Sonuç: HD seansı sonrasında, hastaların doku doppler ve pulse wave ekokardiyografi ile değerlendirilen parametrelerde değişme olurken, sol atriyal strain'in üç fazında da strain parametreleri değişmedi. Kronik HD hastalarında volüm değişikliklerinin sol atriyum strain üzerine etkisini değerlendiren daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Hemodiyaliz, sol atriyum, strain, ekokardiyografi

AtriyumDiyalizEkokardiyografi+5
Ayda Aydoğan
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lomber stabilizasyon cerrahisi sırasında farklı dozlarda uygulanan lidokain infüzyonunun postoperatif ağrı ve hemodinami üzerine etkisinin karşılaştırılması

AMAÇ Lomber stabilizasyon cerrahisi, operasyon sonrası ağrı insidansı yüksek olan cerrahi girişimler arasındadır. Postoperatif ağrının kontrol altına alınması ve derlenmenin erken sağlanması, erken nörolojik değerlendirme açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı lomber stabilizasyon yapılan hastalarda intraoperatif dönemde intravenöz olarak farklı dozlarda lidokain infüzyonunun, postoperatif ağrı, postoperatif opioid kullanımı, opioid ilişkili yan etkiler ve intraoperatif hemodinami üzerine etkilerini araştırmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM Lomber stabilizasyon geçirecek 80 hasta L1 grubu (39 hasta) ve L2 grubu (41 hasta) olmak üzere iki gruba ayrıldı. L1 grubuna indüksiyondan sonra 1 mg/kg/sa lidokain infüzyonu uygulandı, L2 grubuna ise 2 mg/kg/sa lidokain infüzyonu uygulandı. Her iki gruba ait demografik bilgiler, operasyon boyunca kan basıncı, kalp hızı, saturasyon değerleri ve operasyon sonrası cerrahi süre kaydedildi. Derlenme ünitesinde 15. dakikada hastalarda Modifiye Aldrete Skoru değerlendirildi. Postoperatif dönemde hastalara 30. dakika, 2., 3., 6. ve 12. saatte VAS skoru kullanılarak sübjektif ağrı değerlendirmesi yapıldı. Postoperatif dönemde hastalara fentanil kullanılarak hasta kontrollü analjezi (HKA) uygulandı, opioid tüketimi ve opioid ilişkili yan etkiler kaydedildi. BULGULAR Çalışmaya 46'sı kadın(%57,5) 34'ü erkek(%42,5) toplam 80 hasta dahil edildi. Cinsiyet, VKI, ASA ve cerrahi süre bakımından L1 ve L2 grupları arasından anlamlı bir fark bulunmadı (p >0,05). Lidokain infüzyon hızı 2 mg/kg/sa olarak uygulanan hasta grubunda, 1mg/kg/sa olarak uygulanan hasta grubuna göre sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı ve ortalama kan basıncı değerleri anlamlı olarak daha düşük bulundu (p<0,05). Derlenme ünitesinde kurtarıcı analjezik kullanılan hasta sayısı oranı L1 grubunda L2 grubuna göre daha yüksek tespit edildi (p<0,001). L2 grubunda postoperatif 30. dk, 2., 3.,6. ve 12. saatteki VAS skorlarının L1 grubuna göre anlamlı olarak daha düşük olduğu gözlendi (p<0,05). Postoperatif fentanil kullanım miktarı L1 grubunda L2 grubuna göre takip edilen saatlerde daha yüksekti ve bu fark 12. saat dışındaki zamanlarda istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0,05). Postoperatif opioid ilişkili yan etkiler 30. dakika, 2. saatte, 3. saatte, 6. saatte ve 12. saatte değerlendirildiğinde bulantı, kusma ve kaşıntı görülen hastaların sayısı bakımından ilk 3 saatte gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. 6. ve 12. saatte iki grupta da yan etki gözlenmedi. Gruplar arasında Modifiye Aldrete Skoru bakımından anlamlı fark gözlenmedi (p=0,053). SONUÇ Lomber stabilizasyon cerrahisi geçiren hastalarda intraoperatif dönemde 2 mg/kg/sa infüzyon dozunda lidokain uygulanması ile 1mg/kg/sa infüzyon dozunda uygulanması karşılaştırıldığında, 2 mg/kg/sa infüzyon dozları ile kan basıncı artışlarını önleyerek daha iyi hemodinamik stabilite elde edilmiştir. Aynı zamanda daha etkili postoperatif analjezi sağlanmış ve postoperatif opioid kullanımı azaltılmıştır. Anahtar kelimeler: lidokain, postoperatif ağrı, analjezi, mutimodal, stabilizasyon, lidokain infüzyon, intraoperatif

Analjezikler-opioidAğrıAğrı-postoperatif+5
Ozan Uyan
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fotopletismografik dalga analizi teknolojisi ile kan basıncı tahmini sunan giyilebilir aksesuarların invaziv kan basıncı monitorizasyonu ile kıyaslanması ve anestezi pratiğinde hemodinamik parametrelerin takibinde non invaziv erken prediktör olarak kullanılabilirliği

Amaç: Giyilebilir aksesuarlarda bulunan gelişmiş biyosensörler ile vital bulgular elde edilebilmekte ve kablosuz olarak iletilebilmektedir. Yakın zamanda fotopletismografi dalgalarının derin analizi ile kan basıncı verisi sunabilen bu cihazlar genelde günlük kullanımda ve hipertansiyon takibi için incelenirken çalışmamızda kurguladığımız potansiyel yazılım değişiklikleri ile bu cihazlara farklı bir yaklaşım ile analiz ederek klinik alanda vital bulguları sürekli takip eden ve kritik değerleri kablosuz olarak uyaran bir takip sistemi tasarladık ve tasarıma uyarlanan performans değerlendirmesi yaptık. Böylece Fotopletismografi Dalga Analizi (PWA)'nin etkinliğini ve güvenilirliğini klinik alanda kullanım için değerlendirmeyi hedefledik. Materyal ve metod: Resmi veri tabanı araştırılarak çalışma için uygun ürün olan Samsung Galaxy Watch 4 SM-R870 Samsung Electronics Co., Ltd. temin edildi; hasta güvenliği ve etik konular göz önünde bulundurularak kılavuza uygun şekilde 40 hastadan kan basıncı değerleri eş zamanlı olarak hasta başı monitörle birlikte kayıt altına alındıktan sonra Vital Erken Uyarı Sistemi tasarlandı ve analiz için kritik değerler atandı. Oksijen saturasyonu, kalp atım hızı, EKG, biyoimpedans analizi ve stres seviyesi de kayıt altına alındı. Veriler post-hoc analiz edildi ve korelasyonun yanında tasarlanan VEUS sisteminin potansiyel başarısı incelendi. Ayrıca giyilebilir aksesuarların günlük hayatta ve klinikte kullanımı hakkında yeni sistemler tasarlandı ve potansiyeli hakkında yorumlarda bulunuldu. Bulgular: Kan basıncı genel olarak orta-yüksek seviyede korelasyon göstermekle beraber tasarlanan VEUS sisteminin genel başarısı %71.3 olarak hesaplandı. %28.7 olarak gözüken olumsuz durumlarda ise yalancı negatiflik sadece ek izlem olduğun için zararsız bulunurken, yanlış pozitiflik durumunda ise geri bildirimler sayesinde teknolojinin gelişmesinde daha çok veri sunması açısından katkı sağlayabileceği yorumu yapıldı. Diğer parametrelerde bazı sapmalar olsa da istatiksel olarak anlamlı farkının bulunması, ek monitorizasyon olması ve vital parametreler sunması açısından faydalı bulundu. Sonuç: Oldukça kompakt, ekonomik ve kolay kurulumu olacak şekilde tasarlanan sistemin kritik durumlar için önemli bilgiler sunabilmesi açısından yüksek potansiyeli olduğu kanısına varıldı ve bu sistemlerin geliştirilmesi için teknoloji firmaları ve sağlık çalışanlarının daha çok iş birliği içinde çalışmalar yapmasının faydalı olacağı düşünüldü.

AnesteziDalga analiziFotopletismografi+7
Gökhan Tanfer
Maltepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mekanik ventilatöre bağlı ve spontan solunum yapan hastalarda koruyucu yatış pozisyonlarının hemodinamik parametrelere etkisi

Amaç: Araştırma mekanik ventilatöre (MV) bağlı ve spontan solunum yapan hastalarda koruyucu yatış pozisyonlarının hemodinamik parametrelere etkisini incelemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, tek gruplu son test tasarımlı yarı deneysel olarak, 15.11.2021- 15.05.2022 tarihleri arasında, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi'nin Dahiliye Yoğun Bakım (YB) Ünitesi'nde yapıldı. Araştırmanın örneklemini YB 'da yatan MV bağlı (n=30) ve spontan solunum yapan (n=30) hastalar oluşturdu. Veriler, hasta tanıtım formu ve hemodinamik parametreler izlem formu ile toplandı. Hastalara 3 gün 09-17 saatleri arasında 2 saatte bir sağ lateral, semi Fowler's, sol lateral ve supine pozisyonları uygulandı ve sonrasında 10. dakikada, 1. saatte ve 2. saatte nabız hızı, solunum sayısı, sistolik kan basıncı (SKB), diastolik kan basıncı (DKB) ve oksijen satürasyonu (SpO₂) ölçüldü. Veriler analizinde sayı, aritmetik ortalama, standart sapma, ki-kare, bağımsız gruplarda t testi ve tek yönlü ANOVA testi kullanıldı. Bulgular: Çalışmamızda MV'ye bağlı hastaların yaş ortalaması 69,33±9,50 olup, %56,7'si erkek, çoğu (%60) hipertansiyon hastasıdır. Spontan solunum yapan hastaların yaş ortalaması 70,03±14,75 olup, %53,3'ü kadın, çoğu (%46,7) hipertansiyon hastasıdır. Hem MV'ye bağlı hem de spontan solunum yapan hastaların pozisyon değişikliklerinin farklı sürelerinde karşılaştırılan nabız hızı ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Spontan solunum yapan hastalarda 2. gün sağ lateral pozisyonunun 1 saatinde ölçülen SKB ortalamasının diğer pozisyonlardaki SKB ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı belirlenirken (p<0.05), MV'ye bağlı hastaların farklı pozisyonlardaki SKB ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Spontan solunum yapan hastalarda 2. gün semi Fowler's pozisyonunun 1. saatinde ölçülen DKB ortalaması, diğer pozisyonlardaki DKB ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı belirlenirken (p<0.05), MV'ye bağlı hastaların farklı pozisyonlardaki DKB ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark belirlenmedi (p>0.05). Spontan solunum yapan hastalarda 3. gün semi Fowler's pozisyonunun 1. saatinde ölçülen solunum sayısı ortalamasının diğer pozisyonlardaki solunum sayısı ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı saptanırken (p<0.05), MV'ye bağlı hastaların farklı pozisyonlardaki solunum sayısı ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). MV'ye bağlı hastalarda 3. gün sağ lateral pozisyonunun 10. dakikasında ölçülen SpO₂ ortalamasının diğer pozisyonlarındaki değerlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenirken (p<0.05), spontan solunum hastaların farklı pozisyonlarında SpO₂ ortalamalarının istatistiksel olarak değişmediği belirlendi (p>0.05). Sonuç: Hastalara uygulanan pozisyonların nabız hızını değiştirmediği, spontan solunum yapan hastalarda SKB'nın sağ lateral pozisyonda, DKB ve solunum sayısının semi Fowler's pozisyonunda değiştiği, MV'ye bağlı hastalarda SpO₂ değerinin sağ lateral pozisyonunda değiştiği, ancak bu değişimlerin süreklilik göstermediği sonucuna ulaşıldı.

HareketsizlikHasta bakımıHemodinamikler+7
Özlem Korkaya
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Santral sinir sistemi tutulumu olan ve olmayan sistemik lupus eritematozuslu hastalarda perfüzyon mayetik rezonans görüntüleme ile beyin hemodinamiğinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada Sistemik Lupus Eritematozis (SLE) tanısı alan olgularda klinik, radyolojik bulgular ile nöro-psikiyatrik (NP) beyin tutulumu gösteren ve beyin tutulumu saptanmayan (MRG'de) olgular arasında farklı beyin lokalizasyonlarında Perfüzyon MRG'de MTT (Mean Transit Time, Ortalama Geçiş Zamanı), TTP (Time to Peak, Zirveye ulaşma zamanı), rCBV (relative cerebral blood volume, göreceli serebral kan volümü) ve rCBF (relative cerebral blood flow, göreceli serebral kan akımı) parametreleri kulanarak perfüzyon değişikliklerinin olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır.Çalışmaya 19-56 yaşlarında 21 kadın ve 3 erkek toplam 24 olgu dahil edildi.. Olgular MRG cihazı 1.5T whole-body imager (Gyroscan Intera Master, Philips) ile standart kafa koili kullanılarak çekimler yapıldı. Tüm olgulara TSE (turbo spin eko) sekansı ile aksiyel T2 ağırlıklı, FLAIR ve T1 ağırlıklı konvansiyonel inceleme ve gradient eko (FFE) sekansı (TE:30, TR:500) ile dinamik perfüzyon inceleme yapıldı. 16 slice ve 50 dinamik kesit ve kesit kalınlığı 7 mm şeklinde idi. Enjektör pompası kullanılarak IV 18 G kateter ile 0, 2 mmol/kg kontrast madde (gadolinyum) verildi. 7 sn gecikme süresi ile kesitler elde edildi.Literatürde bildirilen en sık etkilenen bölgeler göz önüne alınarak ortalama ROI (region of interest) genişliği belirleyerek ; frontal BC (80-120 mm2), temporal lob BC (70-90 mm2), oksipital BC (70-100 mm2), Caudat nukleus (20-30) mm2, lentiform nukleus (140-200 mm2), pons (100-130 mm2), serebellum (120-160 mm2), internal kapsül posterior bacağı (60-80 mm2) lokalizasyonlarından beyin sol yarısından ölçüm yapılarak perfüzyon haritaları ve rCBV, MTT, rCBF, TTP değerleri elde edildi.24 olgudan, 14 Nöro-psikiyatrik tutulumu olan SLE hastalar (12K, 2E, 36.7±11.8 yıl), 10 Nöro-psikiyatrik tutulumu olmayan SLE (9K, 1E, 38.4±10.8yıl) ve 15 sağlıklı kontrol (10K, 5E, 35.1±10.5 yıl) grubu üzerinde yapıldı. Beyin MRG çekilen 24 hastanın 9'inde (%37.5) anormal MRG özellikleri mevcuttu. NPSLE (+) olan hastalarda %42.9 oranında anormal MRG bulguları izlenirken NPSLE (-) olan hastalarda %30 oranında anormal MRG bulguları saptandı. En sık anormallik beyaz cevher lezyonlarıydı ve bunu infarktlar izledi. 4 hastada birden fazla MRG lezyonu mevcuttu.Gruplar arasında beynin değişik bölgelerinde perfüzyon MRG'de rCBV, rCBF, MTT ve TTP değerleri istatistiksel olarak karşılaştırıldı. NPSLE+ ile NPSLE ? gruplar karşılaştırıldığında frontal lob, temporal lob, paryetal, oksipital lob beyaz cevher, pons, internal kapsül posterior bacağı, lentiform nukleus, kaudat nukleus, serebeller beyaz cevherde tüm parametreler (CBV, CBF, MTT, TTP) arasında anlamlı fark saptanmamıştır..NPSLE (+) ile normal gruplar karşılaştırıldığında frontal lob beyaz cevherde CBF değerleri anlamlı azalma (p=0.036), temporal lob beyaz cevherde CBF değerleri anlamlı azalma (p=0.038), oksipital lob beyaz cevherde CBF azalma ve MTT uzama (p=0.019, p=0.003), kaudat nükleus da CBF azalma ve MTT uzama (p=0.045, p=0.036), lentiform nükleus da CBF azalma ve MTT uzama (p=0.031, p=0.003), pons da CBF azalma MTT değerinde uzama (p=0.092, p=0.003), serebeller beyaz cevher de MTT değerinde uzama.(p=0.089) İnternal kapsül posterior bacağında MTT değerinde uzama (p=0.047) saptandı.NPSLE- ile kontrol grubu karşılaştırıldığında frontal lob beyaz cevherde CBF değerleri anlamlı azalma saptanmıştır (p=0.045), temporal lob beyaz cevherde CBF değerlerinde anlamlı azalma (p=0.014), oksipital lob beyaz cevherde CBF azalma ve MTT uzama (p=0.021, p=0.006), kaudat nükleus da CBF azalmave MTT uzama (p=0.026, p=0.023), lentiform nükleus da CBF azalma ve MTT uzama (p=0.015, p=0.015), pons da CBF azalma ve MTT değerinde uzama (p=0.006, p=0.0089), serebeller beyaz cevher de MTT değerinde uzama (p=0.035) İnternal kapsül posterior bacağında da MTT değerlerinde uzama (p=0.002) saptanmıştır.NPSLE+ ile kontrol grubu, NPSLE- ile kontrol grubu, NPSLE+ ile NPSLE ? gruplar karşılaştırıldığında paryetal beyaz cevherde tüm parametreler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı.Sonuç olarak Lupuslu hastalar kontrol grubuyla karşılaştırıldığında beynin multıpl bölgelerinde frontal, temporal, oksipital, , serebellar beyaz cevher, pons, internal kapsül posterior bacağı, lentiform nukleus, kaudat nukleus alanlarında hipoperfüzyon saptanmış olup paryetal beyaz cevherde hipoperfüzyon saptanmamıştır.Anahtar kelimeler: MRG, Perfüzyon, SLE, SSS tutulumu

BeyinHemodinamiLupus eritematozus-sistemik+3
Sibel Kanbay
İnönü University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğer transplantasyonunda intraoperatif sıvı yanıtının iki farklı monitörizasyon yöntemi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, karaciğer transplantasyonun (KT)'da, Masimo® SET Rainbow sistemi ile elde edilen pletismografik değişkenlik indeksi (PVI)'nin sıvıya yanıtı öngörmedeki yeterliliğini test etmek ve PICCO2 monitörü ile ölçülen ön yük ve sıvı yanıtını değerlendirme parametreleri ile karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya son dönem kronik karaciğer yetmezliği nedeniyle ortotopik KT planlanan, 18 yaş üstü, 25 hasta çalışmaya dahil edildi. Standart anestezi indüksiyonu sonrası hastalar PVI yazılımına sahip Masimo monitörüne bağlanarak, PVI ve perfüzyon indeksi ölçüldü. Santral venöz basınç ve PICCO2 monitörizasyonları yapılarak transpulmoner termodilüsyon yöntemi ile kardiyak indeks (CI), stroke volüm indeks (SVI), stroke volüm değişimi (SVV), puls basınç değişimi (PPV), global end-diastolik indeks (GEDI) ve intratorasik kan volümü (ITBV) ölçüldü. Her iki monitörden belirlenen zamanlarda elde edilen parametreler eş zamanlı olarak kaydedildi. Ayrıca, diseksiyon fazında asit boşaltılması sonrası ve anhepatik fazda vena kava klempajı sonrası 10 mL/kg % 6 hidroksietil nişasta ile sıvı yüklemesi yapıldı. Sıvı infüzyonu sonrası hastalar, CI'de %15 ve üzerinde değişim olanlar (yanıt veren) veya altında değişim olanlar (yanıt vermeyen) olarak ikiye ayrıldı.Bulgular: Diseksiyon fazında sıvı yüklemesine yanıt veren/vermeyen hasta oranı 14/11 iken anhepatik fazda 18/6 idi. Yanıt veren ve vermeyen hastalar arasında sıvı yüklemesi öncesi PVI değerleri açısından fark bulunmadı. Her iki fazda da sadece SVV değeri yanıt veren hastalarda vermeyenden anlamlı olarak daha yüksekti. Diseksiyon fazında PVI ?7 değeri için eğri altında kalan alan (AUC) değeri 0.56 (sensitivite %35 ve spesifite 90, p=0.58). Anhepatik fazda PVI > 16 için AUC değeri 0.55 (sensitivite %55 ve spesifite % 66, p=0.72) idi. Tüm parametreler arasında en yüksek AUC değeri SVV'ye aitti. Sıvı yüklemesi öncesi PVI, SVB, PPV, GEDI ve ITBV değerleri ile ?CI arasında korelasyon saptanmaz iken SVV değeri ile ?CI arasında anlamlı pozitif korelasyon bulundu (diseksiyon r=0.60, p=0.001; anhepatik r=0.44, p=0.02). ?PVI ile ?SVV ve ?PPV arasında korelasyon saptanmadı.Sonuç: PVI değişkeninin, KT gibi periferik perfüzyonun oldukça değişken ve vazokonstriktör kullanımının fazla olduğu cerrahilerde, sıvı yanıtını belirlemek için yeterince güvenilir olmadığı, buna karşı, PICCO2 sistemi ile ölçülen SVV değişkenin iyi bir gösterge olduğu kanaatindeyiz.

HemodinamiKaraciğer nakliPletismografi+1
Hüseyin Konur
İnönü University
2013
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter hastalarında sevofluran ile anestezi indüksiyonunda oluşan qt intervali değişikliklerine magnezyumun etkisi

Giriş ve Amaç: Koroner arter bypas cerrahisi için anestezi; dolaşım fizyolojisi, farmakolojisi ve patofizyolojisi hakkında doğru ve yeterli bilgi ile birlikte, kardiyopulmoner bypass, miyokardın korunması ve cerrahi teknikler hakkında eksiksiz bir bilgi gerektirir. Koroner arter hastalığı olan olguların perioperatif dönemde aritmiye eğilimleri vardır. QT aralığının 440 ms uzun olması Uzun QT Sendromu olarak adlandırılır. İskemik kalp hastalığı olanlarda mortalitenin 2-5 kat artmasına neden olan oldukça mortal seyreden nadir görülen bir hastalıktır. Uzun QT Sendromu idiyopatik, iyatrojenik veya doğumsal (akkiz) olabilir. Çalışmamızda koroner arter hastalığında rutin olarak kullandığımız sevofluranla anestezi indüksiyonunda Mg+2?un potansiyel antiaritmik etkinliği (Elektrokardiyografi değişikliklerine; QT uzaması) ve hemodinamiye etkisini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metot: Bu çalışma İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu?nun onayı alınarak Turgut Özal Tıp Merkezi hastanesinde elektif koroner arter bypas cerrahisi yapılması planlanan koroner arter hastalıklı 40-70 yaşlar arasında, ASAII-III, 89 olguda gerçekleştirildi. Olgular Sevofluran grubu (Grup S, n=41) ve Sevofluran-Mg+2 grubu (Grup SM, n=48) olarak ikiye ayrıldı. Grup S?de olgular 8 L/dk oksijen/medikal hava karışımı ile FiO2:0.3 olacak şekilde sevofluran ile havalandırılmaya başlandı. Grup SM?de end tidal sevofluran %2.5 olunca 50 mg/kg olacak ve 20 dk sürecek şekilde Mg+2 başlandı. Olgularda T1 (Giriş): hasta operasyon odasına alındıktan hemen sonra, T2: Sevoflurane-Mg+2 sülfat infüzyonu sonlandığında, T3: entübasyondan hemen önce, T4: entübasyonun 30. sn sonra, T5: entübasyonun 1. dakikası ve T6: entübasyonun 5. dakikası olarak 6 farklı zamanda kalp atım hızı, kan basınçı, satürasyon ve elektrokardiyografi değişiklikleri kaydedildi. Bulgular: Olgular yaş, kilo, boy ve cinsiyet yönünden benzerdi (Tablo;1). Grup içi değerlendirmede her iki grupta QTc intervali, bazal değere göre tüm dönemlerde anlamlı olarak arttı ancak gruplar arası değerlendirmede anlamlı fark yoktu. Grup S?de QTc intervali T3 dönemine göre T5 ve T6? da Grup SM?de ise T4, T5 ve T6?da anlamlı olarak arttı yine gruplar arası fark yoktu. Her iki grupta Tp-e intervali değerleri ise hem grup içi, hem de gruplar arası fark yoktu. Her iki grupta ortalama arter basıncı; giriş değerine göre tüm dönemlerde anlamlı azalırken, bu azalma Grup SM?de daha fazla idi. Her iki grupta ortalama arter basıncı; T3 dönemine göre T4, T5 ve T6?da anlamlı arttı. Bu artış Grup S?de daha fazla idi. Kalp atım hızı her iki grupta giriş değerine göre tüm dönemlerde anlamlı azalırken, bu azalma Grup SM için T3, T4 ve T5 döneminde daha fazla idi. T3 dönemine göre Grup S?de kalp atım hızı; T4 ve T5?de, Grup SM?de T4, T5 ve T6?da anlamlı arttı. Bu artış T4 dönemi için Grup S? de daha fazla idi. Sonuç: Koroner arter hastalığı olan olguların sevofluranla yapılan anestezi indüksiyonunda bolus 50 mg/kg Mg+2 kullanımı sevoflurana bağlı QTc intervali uzamasına ve Tp-e intervaline etki etmedi. Her iki ilaç güvenle kullanılabilir. Ve Mg+2 entübasyona hemodinamik yanıtı daha fazla baskıladığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Koroner Arter Hastalığı, Sevofluran, Magnezyum, QT İntervali

AnestetiklerElektrokardiyografiHemodinami+3
Hasan Ergin
İnönü University
2013
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik ayak operasyonlarında tek enjeksiyon ve devamlı infüzyon popliteal sinir bloğunun ağrı ve hemodinami üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Diyabetik ayak nedeniyle cerrahi girişim planlanan hastalarda kontrolsüz diyabetten dolayı, nöroaksiyal veya genel anesteziye bağlı komplikasyonlar görülebilir. Bunları engelleyebilmek için rejyonel anestezi yöntemleri tercih edilebilir. Bu çalışmada, diyabetik ayak nedeniyle cerrahi girişim planlanan hastalarda, sürekli infüzyon ve tek enjeksiyon yöntemi ile popliteal sinir bloğu uygulamasının hemodinamik etkiler ve ağrı açısından sonuçları karşılaştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Etik kurul onamını takiben, diyabetik ayak cerrahisi için anestezi yöntemi olarak popliteal sinir bloğu yapılacak ASA II-IV risk grubunda 63 olgu, iki gruba randomize edildi. Grup 1 (n:32) hastalara popliteal sinir etrafına ultrasonografi ve sinir stimülatörü eşliğinde 30 mL lokal anestezik verildi. Grup 2'de (n:31) yer alan hastalara ise ek olarak kateter iğne ucunun 4-5 cm ötesinde olacak şekilde yerleştirildi. 2 mL/sa hızla %0,25 bupivakain infüzyonu için elastomerik pompa hazırlandı. Blok öncesi ve sonrası hemodinamik parametreler kaydedildi. Blok başlangıç ve sonlanım zamanları kaydedildi. Postoperatif ağrı skorları, hemodinamik parametreler, analjezik ihtiyacı zamanı, hasta memnuniyeti ve taburculuk süresi takip edildi. Bulgular: Grup 1'de postoperatif 12. saatten sonra, Grup 2'de 60. saatten sonra ağrı skorları yüksek seyretmiştir (sırasıyla P=0,006, P < 0,01). Grup 2'de postoperatif 60. saate kadar Grup 1'e göre daha düşük, sonrasında anlamlı olarak daha yüksek seyretmiştir. Blok süresi Grup 1'de ortalama 631,56 ± 218,72 dakika, Grup 2'de ortalama 733,26 ± 435,83 dakika idi. İlk analjezik ihtiyacına kadar geçen süre Grup 1'de ortalama 804,64 ± 1020,8 dakika, Grup 2'de ortalama 2012,78 ± 1424 dakika idi ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (P=0,072). Blok işleminden önce ve başarılı blokaj sonrasında ölçülen sistolik, diyastolik, ortalama arteryal kan basıncı ve kalp hızı gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmadı (P > 0,5). Sonuçlar: Sürekli infüzyon yöntemi ile popliteal sinir bloğunun daha uzun ağrısız dönem sağladığı ortaya çıkmıştır. Her iki yöntemde de benzer hemodinamik veriler ve düşük ağrı skorları olduğu görülmüştür. Sürekli infüzyon yönteminin daha iyi analjezi sağladığı görülse de, işlem maliyeti, teknik zorluklar ve hasta konforuna olumsuz etkileri de göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Popliteal Sinir Bloğu, Diyabetik Ayak, Ağrı, Tek Enjeksiyon, Sürekli.İnfüzyon

AğrıAğrı yönetimiDiabetes mellitus+4
Sibel Önen Özdemir
Hitit University
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Numerical investigation of hemodynamics in the artificial artery-aorta anastomosis and the inflow cannula in ventricular assist systems to prevent complications

Cardiovascular diseases are the most frequent cause of fatality among older populations. Congestive heart failure makes up a considerably large portion of cardiovascular diseases. Ventricular assist devices, which have an increasing success rate in clinical applications, are used to solve these problems. But even with optimized heart pumps fatal complications can occur because of the deformations around the inflow cannula or through the artificial artery ? aorta anastomosis. Due to high rotational speeds of heart pumps, blood cells pass through the pump rapidly and usually without undergoing any deformation. As blood cells flow from the left ventricle into the inflow cannula, flow velocity decreases and reverse flow zones occur, both of which may lead to hemolysis and thrombosis. Similarly, the change in the hemodynamics through the artificial artery ? aorta anastomosis causes deformation of blood cells and endothelium. To investigate the inflow cannula of heart pumps and the artificial artery ? aorta anastomosis and possible clinical consequences, in order to decrease complications and increase the success rate of ventricular assist devices, which is a very difficult and expensive therapy option, computational fluid dynamics analysis were performed using patient-specific geometrical models and boundary conditions. The simulations indicate that the positions of the anastomosis and the cannula have important effects on flow. CFD results provide insight on the altered hemodynamics in the aforementioned regions.

Flow modelsHemodynamicsHeart failure-congestive+1
Gizem Inci
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk hastada genel anestezi süresince enerji değişimi ve hemodinamik değerlerin incelenmesi

Davranış problemi yaşayan ya da engelleri nedeni ile diş tedavilerinin genel anestezi altında yapılması gereken çocuklar, Pedodonti'de önemli bir yer teşkil etmektedirler. Bu noktada genel anestezi ve lokal anestezi kombinasyonu altında yapılan dental işlemler bir takım sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Hastalar tedavileri sırasında cerrahi travmaya maruz kalabilirler ve bu travma; organizmada travmanın büyüklüğü (restorasyon, amputasyon, çekim vb.) ile doğru orantılı olarak hasara neden olabilir. Belirtilen travma ve genel anestezi öncesinde yer alan 3 saatlik preoperatif açlık, çocukta bir stres yanıt oluşmasına neden olmaktadır. Ayrıca bu uyumsuz ya da engelli olan çocukların cerrahi beklentisi, ağrı duyma korkusu ve aileden ayrılma ile yüz yüze kalmaları; yaşlarına ve gelişimlerine göre değişik derecelerde kaygıya neden olabilmektedir. Bu durum da çocuklarda ayrıca strese neden olmaktadır.Perioperatif doku hasarı, nöroendokrin stres yanıt ile karakterizedir. Hasara yanıt; katekolaminler, kortizol, glukagon, tiroksin, anjiotensin, aldosteron, büyüme hormonu, adrenokortikotropik hormon, antidiüretik hormon ve tiroid stimüle edici hormonun artışı ile görülmektedir. İnsülin hormonu başlangıçta azalmakta, ancak büyüme hormonunun artan düzeyine bağlı olarak daha sonra da artabilmektedir. İnsülin düzeyinin azalmasına bağlı olarak kan şeker düzeyi de artmaktadır.Yeditepe Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı'na dental tedavilerini yaptırmak üzere başvuran hastalar arasından kooperasyon problemi yaşayan ASA I sınıfı ve engelleri nedeni ile tedavi yaptıramayan ASA II sınıfı çocuk hastalar çalışma kapsamına alınmıştır. Çalışmaya dahil edilmek üzere yukarıda belirtilen kriterlere uygun 30 hasta, Şubat 2009 ? Nisan 2010 tarihleri arasında randomize olarak seçilmiştir. Çalışmaya dahil edilen çocuk hastaların ebeveynlerinden; tedavi öncesinde bilgilendirilmiş gönüllü olur onayı, gerekli tıbbi ve dental anamnez alınmıştır. Seçilen bu çocuk hastalar, 2 gruba (n:15) ayrılmıştır. A grubu, normal sağlıklı sadece diş tedavileri sırasında uyum problemi yaşayan ASA I sınıfı çocuk hastalardan, B grubu ise, mental retardasyon ve engeli bulunan ASA II sınıfı çocuk hastalardan oluşturulmuştur.Operasyon sırasında, olguların; inspiryumdaki oksijen miktarları, ekspiryumdaki karbondioksit miktarları (%35-%40) sabit tutulmaya çalışılarak ve uygun alveolar ventilasyon sağlanarak; kalp atım hızları, sistolik, diastolik ve ortalama arter basınçları, periferik ısı dereceleri ve kan şekeri değerleri belirli sürelerle kaydedilmiştir.Hastaların hemodinamik değerleri, periferik ısıları ve kan şekeri düzeyleri genel anestezi altında gerçekleştirilen operasyon başında, 30. dakikada, 60. dakikada ve operasyon sonunda kaydedilmiştir. Kan şeker değerleri dijital şeker ölçer (SmartScan?, Lifescan, Johnson&Johnson Co, Milpitos, CA, ABD) ile ölçülmüştür. Bu değerlerin sonucuna göre; genel anestezi ve lokal anestezi kombinasyonu altında diş tedavileri yapılan çocuk hastalarda ortaya çıkan stres yanıtın, çocuğun metabolizmasında yaptığı değişiklikler; hemodinamik değerler, periferik ısı derecesi ve kan şekeri düzeyi ile araştırılmıştır.Çalışmanın sonuçlarına göre; A grubunun tüm zamanlardaki kalp atım hızı ortalamaları, B grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. B grubunun Operasyon sonu sistolik arter basıncı ortalamaları, A grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. A grubunun Operasyon sonu periferik ısı ortalamaları, B grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur.A Grubunun tüm zamanlardaki kan şekeri ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı değişim gözlenmiştir. Operasyon başlangıcı kan şekeri ortalamaları, operasyon sonu kan şekeri ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Operasyon sonu kan şekeri ortalamaları; 60. dk kan şekeri ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş, diğer zamanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir.B grubunun tüm zamanlardaki kan şekeri ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı değişim gözlenmiştir. Operasyon başlangıcı kan şekeri ortalamaları; 60. dk, operasyon sonu kan şekeri ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Diğer zamanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir.Tüm grupların, tüm zamanlardaki kalp atım hızı değerleri ile lokal anestezi değerleri arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki gözlenmiştir.B grubunun Operasyon başlangıcı diastolik arter basıncı değerleri ile toplam işlem değerleri arasında anlamlı ilişki gözlenmiştir.A grubunun Operasyon sonu kan şekeri değerleri ile lokal anestezi değerleri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki gözlenmiştir.Sonuç olarak; genel anestezi altında yapılan diş tedavileri süresince çocuğun hemodinamik değerlerinin, periferik ısı derecesinin ve kan şekeri düzeyinin takibi oldukça önemlidir ve bu değerlere; sadece operasyon başında ve sonunda değil operasyon sırasında da bakılması gerekmektedir.Anahtar Sözcükler: Genel anestezi, hemodinamik değerler, kan şekeri, lokal anestezi, stres

Anestezi-genelAnestezi-lokalHemodinami+2
Sedef Ağcabay
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektif nonkardiyak cerrahi geçiren yaşlı hastalarda anestezi uygulamalarının kognitif fonksiyonlar ve hemodinamik parametreler üzerine etkisinin değerlendirilmesi

eknolojinin gelişmesi ve insan ömrünün uzaması ile geriatrik hastalarda yapılan cerrahiler artmakta olup bu hastaların pulmoner ve kardiyak rezervlerindeki azalma nedeniyle anestezik ilaçlar intraoperatif hemodinamiyi daha fazla etkilemektedir. Bununla birlikte anestezi uygulamaları geriatrik hastalarda kognitif bozukluklara da yol açabilmektedir. Çalışmamızda Ocak 2022-Ağustos 2022 tarihleri arasında elektif non-kardiyak cerrahi geçiren 65 yaş üstü hastalarda anestezi uygulamalarının intraoperatif hemodinamik parametreler ve yakın dönem kognitif fonksiyonlar üzerine etkilerini araştırdık. Bu amaçla verilerine eksiksiz ulaşılabilen 569 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar anestezi tekniğine göre; genel (Grup G, n:343), spinal (Grup S, n:106), epidural (Grup E, n:73) ve periferal blok (Grup P, n:47) anestezisi olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Hastaların demografik özellikleri ve pre/postoperatif mini-mental test (MMT) skorları hasta dosyalarından, intraoperatif hemodinamik veriler ise anestezi gözlem formlarından kayıt edildi. Hastaların demografik verileri incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmedi. ASA skorunun en düşük Grup S'de, en yüksek Grup P'de olduğu, en kısa anestezi ve cerrahi sürenin de yine Grup S'de olduğu gözlendi. Tüm gruplarda operasyon öncesine göre taburculuktaki MMT skorunun daha düşük olduğu tespit edildi. Bununla birlikte en düşük MMT skorları Grup P'de gözlendi. Ancak MMT skorlarındaki istatistiksel olarak anlamlı azalmanın sadece Grup G'de olduğu tespit edildi. İntraoperatif hemodinamik parametrelerdeki belirgin değişikliklerin de yine Grup G'de olduğu gözlendi. Sonuç olarak, ASA skoru yüksek olan hastalarda anestezi tercihimizin periferal blok uygulaması yönünde olduğunu gözlemledik. Yakın dönem postoperatif kognitif disfonksiyon gelişme riskinin genel anestezi uygulamalarında daha yüksek olduğunu tespit ettik. Rejyonel ve periferal blok uygulamalarının, genel anestezi uygulamalarına göre geriatrik hasta grubunda tercih edilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Kognitif disfonksiyon, Genel anestezi, Rejyonel anestezi, Periferik sinir bloğu, Minimental test

Anestezi ve analjeziAnestezi-kondüksiyonBiliş bozuklukları+6
Ufuk Karbaş
Fırat University
2023
00

Related subjects