Old Age history

157 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Güney İtalya'da M.Ö. 750 ve 550 yıllarında Yunan kolonileri

Karanlık Çağdan Hellenistik döneme kadar geçen süre Yunan tarihinin önemli bir aşamasını oluşturmaktadır. Yunan halkının MÖ VIII. yüzyıl ortalarında, Ege'deki anavatanlarından farklı bölgelere doğru başlatmış oldukları geniş çaplı göç hareketi iki yüz yıldan fazla sürmüş, çeşitli şekil ve boyutlarıyla kurmuş oldukları yerleşimler Akdeniz'e kadar uzanmıştır. MÖ 500 civarında ise Yunan dünyası batıda İspanya'dan doğuda Karadeniz'in uç noktasına, güneyde Afrika'nın kuzey kıyılarına ve kuzeyde Ukrayna'ya kadar genişlemiştir. Yunan halkının farklı coğrafyalar üzerine yönelmeleri ve gittikleri bölgelerde kurmuş oldukları yapılanmaya ise tarihsel terminolojide kolonizasyon adı verilmiştir. Zaman ve mekanda koloniciliği konu edinen araştırmacılar dönemin gittikçe merak uyandıran bir özellik kazandığını göstererek; Yunan kolonizasyonu nedenlerinin basit gerekçelerle açıklanamayacağını ve bununla birlikte sistematik bir bütünlük içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Kolonizasyon hareketliliğinin her biri yüzyıldan fazla süren, iki aşamasından biri olan Batı Akdeniz ve İtalya'da gerçekleşen faaliyetler de bu bütünlüğün önemli bir parçası olmuş ve İtalya'nın güneyi ile Sicilya bölgesinde kurulan çok sayıda koloni ile bölge Megale Hellas olarak adlandırılmıştır.

Batı AkdenizBatı Akdeniz bölgesiEski Çağ tarihi+5
Özge Yılmaz
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni Assur Krallığı'nda haremağaları

Tez çalışmamızda buluntularına rastlanan Haremağalarıyla ilgili betimlemelerin değerlendirilmesi yapılmıştır. Haremağaları ile ilgili bilgileri yazılı kaynaklardan ve tasvirli sanat eserlerinden edinmekteyiz. Bu bilgiler ışığında haremağalarının birçok görevinin olduğunu da anlamaktayız. Haremağalarının işlendiği konular, çoğunlukla saray kabartmaları ve mühürler üzerinde gösterilmiştir. İşlenen konular bütünlüğüne bakıldığı zaman Haremağaları kimi zaman kral ile beraber görülürken kimi zaman tek başına görülmektedir. Yeni Assur döneminde Haremağalarının gösterildiği betimlemeler genellikle III. Şulmanu- aşerid (MÖ 858-824), III. Tiglat- Pileser (MÖ 745-727), Şarrukin (MÖ 721-705), Sin-ahhe- riba (MÖ704-681) dönemine aittir. Assur görsel sanatları dışında Haremağaları birçok yazılı metinde karşımıza çıkmıştır. Bu yazılı metinlerde Haremağalarının Assur Krallığı içindeki önemleri de anlaşılmaktadır. Urartu ve Geç Hitit dönemlerine ait mühürlerde Yeni Assur özellikli görsel verilere ve benzer sahnelere bakıldığında Yeni Assur, Urartu ve Geç Hitit arasındaki ilişkiyi görmek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Haremağaları, Baş Hadım, Harem, Yeni Assur, Urartu, Geç Hitit. Sayfa Sayısı: 151 Tez Danışmanı: Dr. Ögr. Üyesi İsmail COŞKUN

AsurlularEski ÇağEski Çağ tarihi+6
Muhammed Onur Öztürk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

1950 sonrası Türkiye'de Eskiçağ tarihinin (Doğu) gelişimi: Kişiler, kurumlar, yayınlar ve tarihçilik

İktidar ve onun ideolojilerinden büyük ölçüde etkilenen eskiçağ tarihi araştırmaları Türkiye'de Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında başlamıştır. 1930'lu yıllarda Türkiye'de açılmış olan üniversiteler vasıtası ile Hititoloji ve Sümeroloji gibi disiplinlerin temelleri atılmış ve bu alanlarda çok değerli bilim insanları yetiştirilerek önemli çalışmalar yapılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatı ve sonrasında değişen devlet yönetimleri itibarı ile bu durum değişmeye başlamıştır. Özellikle çalışmamızda ele aldığımız 1950 yılı itibarı ile eskiçağ tarihinin önemini kaybettiği ve devlet tarafından beklenen desteği görmediği gözlemlenmiştir. Bu çalışmada bu durumun sebepleri ve eskiçağ tarihi ile siyaset arasındaki nasıl bir ilişkinin olduğu üzerinde durulmuştur. Zira 1930'lu yıllarda eskiçağ tarihine yönelik ilgi çok daha fazla olsa da sonraki yıllar içindeki alanın gelişimi geri planda kalmıştır. Çalışmamızda eskiçağ tarihinin ülkemizde geçirmiş olduğu tarihsel süreç, bu alanda yetişmiş ve alana büyük katkılar sağlamış olan eskiçağ (doğu) tarihçileri ile onların çalışmaları ve ülkemizde eskiçağ tarihçiliği bakımından önemli olan bazı araştırma kurumları ele alınmaya çalışılacaktır.

Eski Çağ tarihiMezopotamyaTarih+4
Raziye Ünal
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mezopotamya kaynaklarına göre dilmun ülkesi

Tezimizde, Mezopotamya kaynaklarına bağlı kalarak Dilmun Ülkesi hakkında bilgi verdik. Özellikle Dilmun'un ticari faaliyetleri ve Mezopotamya ile olan ilişkilerini irdelemeye çalıştık. Böylece aynı zamanda Mezopotamya'nın da ticari hayatına başka bir açıdan bakma şansımız oldu. Şöyle ki Mezoptamya'nın genelde İran ve Anadolu ile olan ticari bağlantılarını bilinirken deniz aşırı ülkelerle nasıl iletişim sağladığını pek fazla irdelenmiyordu. Fakat Mezopotamya doğal kaynaklar açısından kıt bir coğrafyada bulunduğundan civar ülkelerin kaynaklarına erişmek maksadıyla deniz yollarını da kullanıyordu. Tezde Dilmun'un bu deniz aşırı ülkeler ile Mezopotamya arasında nasıl aracılık yaptığını irdeledik. Diğer bir açıdan, Mezopotamya şiirlerinde geçen efsanevi Dilmun ile yoğun ticari faaliyetler içinde olan "gerçek Dilmun"u karşılaştırdık. Özet olarak, Dilmun'u gerek edebi, gerekse ticari belgeler ışığında yazılmış kaynaklardan faydalanarak genel hatlarıyla aktarmış olduk.

DilmunEski ÇağEski Çağ tarihi+5
Özge Zöngür
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

İmparator Hadrianus'un Anadolu gezileri

İmparator Hadrianus, saltanatının yarısında Roma eyaletlerini gezdi. Bu gezilerinin amacı yönettiği imparatorluğu daha iyi tanımaktı. Gittiği eyaletlerde legionları teftiş etti, silahları geliştirdi. Hendekler kazdırdı, duvarlar inşa etti. Barbarlar ile Romalılar arasına kesin sınırlar oluşturdu. İmparatorluğu yönetilebilir bir hale getirdi. Hadrianus, çıkmış olduğu gezilerde diğer bölgelere olduğu gibi Anadolu'ya da geldi. İmparator ilan edildikten sonra Roma'ya gitmek için bir kez, üç kez de sonraki zamanlarda Anadolu'da bulundu. Onun Anadolu'daki varlığı pek çok kentte büyük değişimlere neden oldu. Yürüttüğü imar faaliyetleri, kentlere yaptığı yardımlar, yeni kentler kurması Anadolu'da yeni bir çağın başlamasına neden oldu. Hadrianus, yardımını gördüğü kentler tarafından euergetes (benefector) olarak görüldü. Adına sunaklar (altar), heykeller, çeşmeler (nymphaion), hamamlar, tapınaklar yapıldı. Kentler tarafından tanrı olarak kabul edildi. Çalışmamız kapsamında İmparator Hadrianus'un Anadolu'daki gezilerine odaklanılmıştır. Bu gezilerinde kentler tarafından onurlandırılması, kentlere yaptığı maddi yardımlar, kent maliyelerine müdahalesi, yayınlamış olduğu kanunlar ile kentlere getirdiği düzen ortaya konmuştur. Dört kez Anadolu'da bulunmuş olan imparator Hadrianus, kurduğu şehirler, koloniler, adına yapılan tapınaklar, kent kapıları ile hala Anadolu'da varlığını devam ettirmektedir.

AnadoluBizans İmparatorluğuEski Çağ tarihi+4
Ahmet Akşar
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Roma Cumhuriyet Dönemi'nde kadın

İnsan türünün sayısının, onun üretim ve işgücünün yarısını oluşturan kadının tarihi uzun zamandır görmezden gelinmiş ve yeteri kadar araştırılmamıştır. Bu çalışmanın araştırma konusu Roma toplumu gibi ataerkil kurallar barındıran bir toplum içinde var olmuş kadının hangi koşullarda yaşadığı, toplum tarafından onlara hangi roller verildiğidir. Romalı tarih yazarları kadınların toplumdaki varlığını ve faaliyetlerini de kendi düşünce yapılarıyla değerlendirmiş ve eserlerine aktarmıştır. Romalı bir kadının ''nasıl iyi bir kadın'' olacağı da onlar tarafından belirlenmiş, hatta topluma da empoze edilmiştir. Roma'da, cumhuriyet rejimin kurulması ve Caesar'ın suikasti sonrası gelişmelerin de katkısı ile zamanla, cumhuriyet rejimin sona erdiği süreçte kadınların toplumsal olaylardaki etkilerinin ve bu etkilerin antik kaynaklardaki yansımalarının konu edildiği bu çalışmada Romalı tarih yazarlarının kendi eserlerinde bahsettikleri bazı Romalı kadınların yaşadıkları tarihsel olaylardan bahsedilecektir. Söz konusu kadınlar ve olaylar, aile, din ve siyaset çerçevisinde değerlendirilmiş, toplumsal cinsiyet baağlamında yorumlanmıştır.

AileCumhuriyet DönemiDin+4
Burcu Okay
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nda faiz uygulamaları

Faiz uygulamalarının ilk temelleri erken dönemlere kadar tarihlenmektedir. İlk uygulamalar Mezopotamya'da ticari faaliyetlerin ortaya çıkmasıyla başlamıştır. Bu uygulamalar, önceleri merkeziyetçi özelliğe sahipken Er Hanedanlar Dönemi'yle başlayan yönetimdeki seküler anlayışla birlikte III. Ur Dönemi'ne gelindiğinde daha özgür ticari faaliyetlerle geliştirilmiştir. Daha sonra, ilk ilkel liberal ekonomik anlayışın gelişmesiyle aile veya kurumlar tarafından devam ettirilmiştir. Bu özellikteki yapılardan birisi ise, M.Ö. 2. bin yılın başlarına tarihlenen, Anadolu'da Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nda kişisel çıkarlara dayalı aile kurumlarının oluşturduğu ticari oligarşidir.

Asur Ticaret Kolonileri ÇağıAsurlularEkonomi+5
Harun Deniz
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Yunan'da polisin ortaya çıkışı

Polis birçok araştırmada hatalı bir şekilde kent-devleti olarak tanımlanmıştır. Ancak polis konusu, devlet olduğu kavramından başlayarak her noktasında tartışmaya açık bir konudur. Devlet olarak kabul edildiğinde, polisin Yakın Doğu'daki benzerleriyle olan karşılaştırmaları sonucu, bu yapının kent-devleti olarak nitelendirilmesi tartışma konusu yaratmaktadır. Gerçekten de polisi sadece kent-devleti olarak adlandırmak onun tüm dinamiklerini açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Polisin anlamına dair bahsedilen tartışmalardan sonra bu kavramın Yunan bölgesinde ne zaman ortaya çıkmış olabileceği önem teşkil etmektedir. Bu amaç doğrultusunda da polisin en temelinde ikili bir anlamı olduğunun bilinmesi gerekir. Bu anlamlar: Kentsel anlamda polis ve politik anlamda polistir. Kentsel anlam tek başına ele alındığında Zagora, Herakleion gibi erken yerleşimler bu başlangıca kanıt olarak gösterilebilir. Ancak politik birliktelik ele alındığında, bu ideolojik yapılanmanın M.Ö. 8. yüzyılda başlamış olabileceği düşünülmektedir. Bunun sebebi olarak da M.Ö. 8. yüzyılda yaşanan yoğun sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik değişimler gösterilmektedir. Bu noktada polisin ortaya çıkışını, genel kanı olarak, M.Ö. 8. yüzyıla tarihlemek doğru olacaktır. Polisin bahsedilen bu dualistik anlamını kavramak onun içsel dinamiklerini tanımaktan geçmektedir. Polisin içsel dinamikleri de kendisi gibi somut ve soyut kavramlardan oluşur. Bu oluşumlar polisi yaratan toplumun yapısı hakkında bize bilgi vermesi bakımından önemlidir. Bu yapıların incelemesiyle polisin, ortaya çıkmasına sebep olmuş, daha sonra yarattıkları bu yapının vatandaşları olan toplum ile ilişkisi de anlaşılmış olacaktır. Polisin bu bahsedilen anlamları anlaşıldığında da onun ortaya çıkmasına sebep olan dinamikleri ve süreci fark etmemiz daha kolay olacaktır.

Antik YunanAntik kültürEski Çağ tarihi+7
Mehmet Özgönül
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Arkaik Dönem eski Yunan dünyasında kahramanlık kültü

Kökeni Myken Dönemi'ne kadar giden ve tarihsel süreç içinde birçok türüyle karşılaşılan kahramanlar, Arkaik Dönem'de bir kült sisteminin parçası olur. Kahramanlık kültünün ortaya çıkışı ve uzun süre geniş bir coğrafyada etkili oluşu, onun işlevsel özellikleri sayesindedir. Gücün simgesi ve toprağın sahibi olarak görülmeleri, antik Yunan kentlerinde hem kent içinde hem de kentler arasında bir hak elde etme mücadelesine dönüşür. Siyasi ve ekonomik işlevlere zamanla dini çıkarlar da eklenir. Böylece kahramanlık kültü, çeşitli ihtiyaçları karşılamak üzere belirli aralıklarla tekrar eden ritüel pratiklerin olduğu dini bir nitelik kazanır. Antik dönemdeki birçok gizem kültünde rastlanan kutsal alan, sunak, kurban etme, yapılan davranışları belirli aralıklarla tekrar eden bir düzen içinde sunan anlayış burada da mevcuttur. Bu anlayışın doğası gereği yapılan her hareket bir ritüelin parçası olarak görülmüş, bazı davranışların açıklanması ya da kutsal alan ve tapınaklarda bazı yerlere girilmesinin yasaklanması kültü ilgi çekici ve korkutucu olmasını sağlamıştır. Doğaüstü güçlerinin olduğuna inanılması bunu güçlendirmiştir. Arkaik Dönem destan ve şiirlerinin konusunu oluşturan, çoğu zaman üstün yeteneklerinin övüldüğü kahramanlar ve hikayeleri, mitsel öğelerin altında tarihsel bir gerçekliğe sahiptir. Bu abartılmış gerçeklik, Arkaik Dönem Yunan medeniyeti hakkında az sayıda kaynağın olduğu bu dönem için oldukça değerlidir. Kahramanlık kültü, antik Yunan dini ve mitolojisinin önemli bir unsurudur. Anahtar Kelimeler: Arkaik Dönem, Antik Yunan dini, Antik Yunan mitolojisi, gizem kültleri, kahramanlık kültü

Antik YunanArkaik DönemEski Çağ+7
Berna Şirvan
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

III. Ur döneminde Güney Mezopotamya'nın tarihi coğrafyası

Akkad krallığı yıkıldıktan yaklaşık 50 yıl sonra bölgede hakimiyet kuran III. Ur Devleti son Sümer dönemini oluşturmaktadır. Güney Mezopotamya ile sınırlı kalmayan III. Ur devletinin sınırları Diyala bölgesine ve kuzeydeki Asur kentine, belki Elam topraklarına kadar yayılmıştır. Ur kralları hâkim oldukları yerlere ensi denilen yöneticiler atamışlardır. Sümer Kral Listesine göre Ur kralları toplam 108 yıl hüküm sürmüştür. Bu kralların sonuncusu olan İbbi-Suen Elamlılara yenilince, III. Ur devleti son buldu. Arkeolojik kazılar sayesinde III. Ur dönemini aydınlatacak binlerce tablete ulaşılmıştır. Bunların pek çoğu Girsu, Nippur, Puzriş-Dagan, Umma gibi büyük kentlerden gelmektedir. Dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda olan III. Ur yazıtlarının birçoğu bugün okunmuş ve yayınlanmış durumdadır. III. Ur dönemi kentlerinin bir kısmı ele geçirilen tabletler aracılığıyla ortaya çıkarılmıştır. Metinlerde geçen yerlerden birçoğunun yerleşimi belirsiz olmasına karşın, yeni bulgular ve araştırmalar sayesinde bunların konumu hakkında önemli gelişmeler kaydedilmektedir. Bu sebeple tezimizde, konumları kesin olarak bilinen ve belirsiz olan yerler ilgili görüşler iki ayrı grup halinde sunulmuştur. İlk grupta kentlerin nasıl keşfedildiği, coğrafyası, III. Ur dönemindeki konumları gibi konulardan bahsedilmiştir. İkinci grupta konumları bilinmeyen yerler hakkında coğrafi değerlendirmeler yapılmıştır. Ayrıca çalışmamıza görsel bir destekleyici olarak haritalar da eklenmiştir.

CoğrafyaEski ÇağEski Çağ tarihi+6
Cansu Altun
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessEN

The economic landscape of Bagratid Armenia and foundations of Byzantium's Eastward expansion (949-1045)

The Armenian Bagratid Kingdom operated as a prominent political, religious, and economic force in Eastern Anatolia between 884 and 1045. This thesis, focusing on the aforementioned period, is structured into two main sections. The first section investigates the sources of the region's prosperity by focusing on the Bagratid Kingdom, other Armenian principalities, and Arab emirates. Topics covered include the economic geography, topographical features, natural resources, production, and commercial routes and centers used for exports. The second section examines Byzantine expansion eastward, beginning with the capture of the city of Theodosiopolis in 949 and continuing through the annexations of Taron, Tayk, Vaspurakan, and Ani. It also seeks to answer the question of whether there was an economic motive behind Byzantine expansion. Even though the economic and commercial potential to exploit was not the primary factor, internal rebellions during Basil II's reign had significantly weakened central authority and impacted the empire economically. The primary rationale behind the annexation of Armenian territories and the resettlement of Armenians into the interior of Anatolia was to balance the power of local aristocratic families. This policy probably aimed to indirectly prevent potential future aristocratic rebellions and to indirectly mitigate economic strain on the empire that would be caused by such rebellions. Considering the circumstances before 1071, such actions should be evaluated as a politically prudent and beneficial move for the Byzantine Empire in terms of cost-benefit analysis.

Military historyEconomic geographyOld Age history+1
Hakan Berke Erkan
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Çağ'da Denizli (Çal, Çivril ve Baklan yöreleri)

Bu çalışma, Batı Anadolu'nun iç kesimlerinde yer alan Yukarı Menderes Havzası'na dâhil olan Çal, Çivril ve Baklan yörelerindeki Prehistorik ve Tarihi Çağ yerleşimlerini arkeolojik ve jeoarkeolojik veriler ışığında incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın ilk bölümünde, Prehistorik Çağ'a ait yerleşimler detaylı şekilde ele alınmış; özellikle Ekşi Höyük (Çal), Beycesultan Höyüğü (Çivril) ve Çalkebir Höyük (Baklan) gibi arkeolojik alanlar kazı buluntuları, mimari kalıntılar, stratigrafik ve çevresel verilerle değerlendirilmiştir. Çalışmanın daha sonra ki bölümlerinde ise tarihi dönemler de söz konusu yöreler de gelişen sosyal siyasi ve kültürel hadiselerin yazılı kaynaklara yansıyanları değerlendirilmiştir. Ekşi Höyük, Neolitik Dönem'den itibaren kesintisiz bir iskân süreci gösteren ve hem yerleşim hem de nekropol alanı olarak işlev gören bir merkezdir. Aynı şekilde Beycesultan Höyüğü, özellikle Geç Kalkolitik ve Tunç Çağı'na ait zengin kültürel katmanlarıyla dikkat çekerken, Miken ve Minos etkilerinin görüldüğü çanak çömlek buluntuları, havzanın dış dünyayla olan etkileşimini göstermektedir. Baklan Ovası ise alüvyonlu toprakları, sulak alanlara yakınlığı ve doğal geçitlerin kontrol edilebildiği konumu sayesinde tarih öncesi topluluklar için cazip bir yaşam alanı sunmuştur. Yerleşimlerin hafif yükseltilerde konumlanması, çevresel tehditlerden korunma amacı taşıdığını göstermekte; çanak çömlek ve taş alet buluntuları ise bu bölgenin Neolitik Çağ'dan Tunç Çağı'na kadar uzun süreli iskân gördüğüne işaret etmektedir. Bunun yanı sıra Beycesultan Höyüğü'nde ortaya çıkarılan seramiklerin üzerinde Luwi hiyeroglif yazısına benzer işaretlerin bulunması buranın Luwi asıllı Arzawa Beyliklerinden biri olan Mira Beyliği'nin başkenti olduğu düşüncesini akla getirmiştir. Bu durum MÖ 2. bin yıldan itibaren de yörede iskânların devam ettiğini siyasi ve sosyal hadiselerin yoğunlaşarak yaşadığını göstermektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Yukarı Menderes Havzası'nın tarihî süreç içindeki dönüşümü ele alınmış; MÖ 2. bin yıldan itibaren Hitit, Frig, Hellenistik ve Roma Dönemlerinde bölgenin geçirdiği kültürel ve siyasi değişimler değerlendirilmiştir. Bu dönemlerde, Çal, Çivril ve Baklan yöreleri; tarımsal üretim potansiyelleri, stratejik ulaşım güzergâhlarındaki konumları ve dini yapıları sayesinde, sadece yerel değil bölgesel ölçekte de önemli merkezler haline gelmiştir. Yazılı kaynaklar, yüzey araştırmaları ve arkeolojik kazılardan elde edilen bulgular, bu bölgelerin sadece tarımsal üretim merkezleri değil; aynı zamanda dini, ticari ve askeri işlevleri olan merkezler olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, Yukarı Menderes Havzası'nın tarih öncesi ve tarihi çağlar boyunca kültürel süreklilik, coğrafi strateji ve çevresel uyum açısından zengin ve bütüncül bir arkeolojik panorama sunduğunu kanıtlamaktadır. Aynı zamanda, bölgenin yeterince araştırılmamış olmasının, arkeolojik literatür açısından önemli bir eksiklik olduğu vurgulanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Denizli eski çağ havzası, Çal, Çivril ve Baklan yöreleri, arkeolojik buluntular, prehistorik çağ, tarihi çağ.

Arkeolojik kazılarDenizli-BaklanDenizli-Çal+4
Ayşe Betül Çopur
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Çağ'da Kilikya Bölgesi'ndeki korsanlık faaliyetleri (MÖ. 4-1.yy.)

Bu tez, Antik Çağ'da Kilikya bölgesinde MÖ 4. yüzyıldan 1. yüzyıla kadar ortaya çıkan korsanlık faaliyetlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Kilikya, coğrafi konumu itibarıyla karasal ulaşımı zor, deniz kıyılarının ise çok sayıda doğal liman ve sığınaklarla donatılmış olması nedeniyle korsanlar için ideal bir bölge olmuştur. Tez kapsamında, Kilikya'daki korsanlığın sosyo-politik, ekonomik ve stratejik boyutları ele alınmaktadır. Büyük İskender'in ölümünün ardından ortaya çıkan siyasi boşluk ve Hellenistik krallar arasındaki güç mücadeleleri, Akdeniz'in kontrolünün merkezi otoritelerden kopmasına ve korsanların güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Korsanlar, yalnızca deniz ticaret yollarını tehdit etmekle kalmamış, aynı zamanda bazı Hellenistik krallarla işbirliği yaparak siyasi güç kazanmışlardır. Tezde, bu dönemde korsanların kullandığı kentler, stratejik üsler, filolar ve yönetim biçimleri arkeolojik ve edebi kaynaklar ışığında incelenmektedir. Ayrıca Kilikya korsanlığının Roma Cumhuriyeti ve İmparatorluğu üzerindeki etkisi, Roma'nın doğu Akdeniz politikaları çerçevesinde değerlendirilmektedir. Korsanlık faaliyetlerinin Roma tarafından bastırılması süreci, bölgedeki siyasi, ekonomik ve askeri yapının yeniden şekillenmesine katkı sağlamıştır. Sonuç olarak tez, Kilikya'daki korsanlığın sadece bir suç veya kanunsuzluk olgusu olmadığını; aynı zamanda bölgesel güç dinamiklerini etkileyen, Hellenistik ve Roma döneminin siyasi ve ekonomik tarihini anlamada önemli bir olgu olduğunu ortaya koymaktadır.

Antik RomaEski Çağ tarihiKilikya+2
Necati Erten
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Mezopotamya'da resim ve heykel sanatı

Bu çalışmada, Eski Mezopotamya halklarının, Sumer, Akad, Babil ve Asur uygarlıklarının meydana getirdikleri heykeller, çeşitli konuları içeren kabartmalar (rölyefler), steller, levhalar, ve mühürler gibi sanat eserleri ile günlük hayatta kullanılan çeşitli nesneler (vazolar, süs eşyaları (takılar) vb.) ele alınmış ve konumuz çerçevesinde değerlendirilmiştir. Tarihte ve sanatta derin izler bırakan bu uygarlıkların, sanat eserlerini meydana getirme süreçleri incelenmiştir. Sanatın, coğrafi, siyasi ve dini koşullardan etkilendiği ortaya konulmuştur. Sumerlerin özellikle heykel sanatında gelişme gösterdikleri, "Sumer kralı Gudea" (Res. 1, 2), "Adab kralı Lugal-Dalu" (Res. 3), "Sumer rahip ve yönetim görevlisi Ebih-İl" (Res.7) ile "Kare Tapınağı'nda bulunan adak heykelleri"nden (Res. 16) yola çı- kılarak sanatın sanat veya toplum için değil, iktidar için yapıldığı anlatılmıştır. Sumerlerin, tapınak mimarisine verdikleri önem, "Lagaş kralı Ur-Nanşe'nin eşi ve çocuklarıyla birlikte bir tapınağın inşası için başındaki sepette tuğla taşırken" betimlendiği duvar levhasındaki kabartmadan (Res. 36) ve yine bir tapınağın inşasını ve dinsel bir töreni anlatan Yeni Sumer Çağı eserlerinden, "Ur-Nammu Steli"ndeki kabartmadan (Res. 29) anlaşılmaktadır. Savaş sahnelerinin yer aldığı sanatsal eserler de oluşturulmuş, Sumer kralı Eannatum'un "Akbabalar Steli" adı verilen eser (Res.28), bu konudaki en çarpıcı örneği teşkil etmiştir. Tanrılaştırılmış Kral Naram-Sin'in stellerinde de açıkça görülen savaş ve kahramanlık konuları bütün Akad sanatı boyunca etkinliğini sürdürmüştür. "Sargon Başı" ve Naram-Sin heykeli olduğu tahmin edilen "Bassetki Heykeli"nin alt ve çıplak kısmı devrin sanat özelliklerini içeren eserler arasında sıralanmıştır. Akadlılardan günümüze çok az sanat eseri kalmasının sebebi Elamlıların Akad kentlerine saldırıları sırasında bu eserleri yağmalayarak başkentleri Sus'a götürmüş olmaları şeklinde açıklanmıştır. Akadlıların aksine, Babil sanatı tüm ihtişamı ve zenginliği ile sadece Mezopotamya bölgesini etkisi altına almamış, kendisinden yüzlerce, binlerce yıl sonra yaşayan başka Eskiçağ uygarlıklarının da kayıtlarına konu olmuştur. ( Heredot Tarihi gibi) Zevkin, debdebenin, zenginliğin hat safhada yaşandığı Babil'de estetiğin ön plana çıktığı, "İštar Kapısı Aslanlı Tören Yolu"," II. Nabukadnezar taht odası bezeme kuşağı", II. Nabukadnezar'ın memleket hasreti çeken ve Mezopotamya'nın bunaltıcı sıcağından bıkan eşi kraliçe Semiramis için yaptırdığı söylenen "Babil 'in Asma Bahçeleri", cennete ve tanrıya ulaşmak için kralın emriyle yaptırıldığına inanılan "Babil Kulesi" gibi Yeni Babil Dönemi sanat eserlerinin yanı sıra, Hammurabi Kanunlarının da yer aldığı "Hammurabi Steli" gibi gerçeği yansıtmayı başarabilmiş Eski Babil Dönemi sanat eserleri anlatılmıştır. Akadlılarda olduğu gibi yeni yerler fethetmedeki en büyük amaçlarının ganimet elde etmek olduğu anlaşılan Asurluların savaş ve av sahnelerinin geniş yer tuttuğu saray kabartmaları, sarayların sırası esas alınacak biçimde , Nimrud, Korsabad ve Ninive gibi başkentlerin saray duvarlarını baştanbaşa süslemiş, keskin ifade, gerçekçilik, perspektif ve ayrıntı gibi sanatsal özellikleri yansıtmıştır. Mezopotamya sanatının içinde bulunduğu dönemin koşullarından etkilendiğini ortaya koymak amacıyla yapılmış bu çalışmada; siyasi, dini ve coğrafi etmenlerin sanatsal eserleri oluşturmadaki etkilerinin önemli bir yer tuttuğu tespit edilmiştir. Günümüze az sayıda sanat eseri ulaşmasının en önemli nedenlerinden biri Mezopotamya'da taşın az olması sebebiyle, Fırat ve Dicle'nin getirdiği dayanıksız bir malzeme olan kilin, kabartmadan heykele pek çok sanat eserinde kullanılmış olmasından kay- naklandığı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Eski Mezopotamya, resim, heykel, sanat, din

AkadBabilEski Anadolu medeniyetleri+6
Aysun İnanç
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessEN

The Byzantine perception of India in late antique literary sources

This study focuses on the Byzantine perception of India according to the descriptions found in a selected group of late antique literary sources. Belonging to diverse literary genres and describing different aspects of India in relation with their own literary contexts, these sources can to a large extent reflect the Byzantine attitude toward such a remote geographical location. By placing the Byzantine sources in question within a framework that stretches from Antiquity as far as the Middle Ages, this study aims at observing the literary depictions of India in the Byzantine era and understanding the Byzantine perception of this land. Thus, it analyzes the impact of classical (Greco-Roman) literary modalities, Christian discourse, and commercial networks between the Byzantine Empire and India on the Byzantine ethnographical and geographical perception of India.

Ancient AgesByzantine PeriodByzantines+6
Bilal Adigüzel
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Text and image in dialogue: Revisiting iron age Neo-Hittite stelae

Monumental Hieroglyphic Luwian inscriptions proliferated in the southeastern Anatolia and northern Syria in the Iron Age, after their emergence at the end of the Bronze Age in Hittite Anatolia. These inscriptions were carved in a pictographic writing system called the Anatolian hieroglyphs. This thesis investigates the connections between textual and visual aspects of Anatolian hieroglyphic writing by scrutinizing three stelae, all produced around the 9th century B.C., presenting an inscription together with an image of the Storm-god Tarhunzas. Recently, when the writing system was deciphered and the language was identified, the focus of the scientific endeavors was on the linguistic and morphological aspects of the inscriptions. Because writing is primarily a visual mode of expression, however, the imageness of the inscription is as significant as its textual content in understanding a monument as comprehensively as possible. Therefore, this study discusses the textual content of the inscriptions, the visual and semantic organization of the inscriptions on monuments; execution, appearance and placement of individual pictograms; and the connections between texts, signs and the Storm-god figures by applying a wholistic and comparative approach. These are not individual and isolated aspects of Anatolian hieroglyphic monumental inscriptions. They rather affect each other, take form with reference to each other and intersect to form a single monument that exist in a semantic integrity. Thus, as this thesis argues, while textual and visual signification take place codependently at the same time through the Anatolian hieroglyphs, the monument becomes the setting of a text-image cross-over.

Iron AgeOld AgeOld Age history+5
Sait Kutay Şen
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Hellen coğrafyasında genelev kültürü ve fahişelik

Tarih sahnesinde perde arkasında bırakılan konulardan biri olan fahişelik kurumu, her ne kadar konuşulmaktan çekinilse de toplumlarda ve kültürlerde varlığını sürdürmüş bir fenomendir. Günümüz koşullarında tabulaşmış bu kurum, Eskiçağ'ın önde gelen medeniyetlerinde gündelik yaşamın görünür bir parçasıdır. Bireysel kümelerden kentleşmelere giden süreçte fahişelik kurumu, yalnızca dinsel yapısıyla toplumda var olmakla kalmamış günümüzden de aşina olduğumuz ticari meta haline gelmiştir. Fahişeliği kalabalıklar içerisinde barındıran Hellen kültürü, bu kurumu neredeyse yasal kılan medeniyetlerden biridir. Tezde, fahişelik konusu bağlamında Hellen kültürü merkeze alınmıştır ve odak noktasından çok uzaklaşılmadan bu kurumun incelemesi yapılmıştır. Yapılan incelemede amaçlanan, sınırlı antik kaynaklar ve akademik çalışmaların incelenmesiyle birlikte, üzerine çalışılmaktan çekinilen bu konunun toplumu etkileyen önemli unsurlardan biri olduğunu ortaya koymaktır. Ayrıca, tezin konusu sebebiyle oluşmuş literatür kısırlığını azaltmak da amaçlanmıştır. Hellen kültürü ile bağlantılı sosyal konularda diğerlerinden geri kalmayan hatta din, siyaset, sosyal yaşantı, mimari gibi önemli kültürel değerlerde izler barındıran bu kurumun incelenmesi, geçmişten günümüze kadar yansıyan fahişelik kültürü tohumlarının nerede ekildiğine de yanıt olmuştur.

CinsellikEski ÇağEski Çağ tarihi+6
Ekin Ulaş Çelik
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi ve arkeolojik veriler ışığında Besni

Çalışma sahasını oluşturan Besni ilçesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin, Orta Fırat bölümünde yer alan Adıyaman iline bağlıdır. Antik dönemde Kommagene bölgesinin sınırları içerisinde yer alan Besni yöresi, zengin su kaynaklarına ve verimli ovalara sahiptir. Bu nedenle yapılan araştırmalar dahilinde Besni bölgesinin Prehistorik dönemlerden günümüze kadar yerleşim görmüş olduğu ortaya çıkmıştır. Besni ve çevresinde su kaynaklarının oluşturduğu akarsu boylarında yükselen sarp kayalık yamaçlarında çok sayıda doğal mağaralar bulunmaktadır. Paleolitik Çağ insanının barınmasına elverişli bu bölgede, Paleolitik döneme ait ilk araştırmalar 1937-1938 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Besni bölgesinde Paleolitik Çağ'a ait aletlerin tespit edilmesi, Eski Çağ tarihi açısından önem arz etmektedir. Besni'nin, Eski Çağlarda ticaret ve askeri yolların kesiştiği kavşak bir noktada yer alması bu bölgeyi stratejik açıdan önemli kılmıştır. Bölgede bulunan antik yol ağlarının kalıntıları, Asur Koloniler Çağ'ından itibaren inşa edilmiş Osmanlı Devleti dönemine kadar kullanılmıştır. Besni bölgesi, doğu-batı arasında köprü niteliği taşıdığından dolayı birçok kültürün etkisinde kalmıştır. Bölgede yürütülen kazı ve yüzey çalışmaları sonucunda ilçenin güneyindeki Keysun ve Fal Ovalarında çok sayıda höyük, ilçenin sarp, kayalık yamaçlarında ve yerleşim alanlarına yakın bölgelerinde Geç Hellenistik ile Roma kültürüne ait çok sayıda nekropol alanları, kaya mezarları tespit edilmiştir. İlçenin Üçgöz köyünde, Şambayat beldesinde ve Zormağara gibi yerlerde Geç Hellenistik ve Roma kültürünü yansıtan tümülüsler saptanmıştır. Ayrıca Bölgenin Demir Çağı ve Geç Hellenistik dönemlerine ışık tutan yazılı kaynaklar bulunmuştur.

Adıyaman-BesniArkeolojiArkeolojik alanlar+7
Ziya Bayhan
Hatay Mustafa Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi ve arkeolojik veriler ışığında Altınözü

Çalışma sahasını oluşturan Altınözü, Hatay'ın güneydoğusunda bulunmaktadır. Türkiye-Suriye sınırının 52 km'lik kısmını oluşturan Altınözü'nün sınırlarını, büyük oranla doğusunda bulunan Asi Nehri ve Kuseyr Platosu oluşturmaktadır. Altınözü'nün güneybatısında Yayladağı ilçesi, doğusunda Suriye ve Asi Nehri, kuzeyinde Amik Ovası, batısında ise Habib-i Neccar Dağı bulunmaktadır. Altınözü'nde yapılan ilk bilimsel çalışmalar, 1954 yılında Paleolitik Dönem çalışmaları şeklinde gerçekleşmiştir. Altınözü ilçesinde yapılan çalışmalar bölgenin, Kalkolitik ve Tunç Çağı ile birlikte Hellenistik ve Roma dönemlerinde de hareketli bir yerleşim alanı olarak kullanıldığı ortaya çıkarmıştır. Yapılan yüzey araştırmaları sonucunda Altınözü'nde önceden tespit edilmiş 15 höyük, 2 nekropol alanı, 1 kale, 3 kaya mezarı, 34 adet yerleşim alanı tespit edilmiştir. 2021 ve 2022 yılları arasında Altınözü'nde tarafımızca yüzey araştırmaları gerçekleştirilmiştir. Yapmış olduğumuz yüzey araştırması sonucunda 1 adet höyük, 1 adet nekropol alanı ve 4 adet yerleşim yeri tespit etmiş bulunmaktayız. Yapmış olduğumuz araştırmada elde edilen sonuçlar önceki araştırmalarda bulunanlarla birlikte değerlendirilmiştir. Tespit edilen merkezlerin çoğu Kalkolitik, Tunç, Demir Çağı, Hellenistik, Roma, Bizans ve İslami Döneme tarihlendirilmiştir. Ayrıca bu bölge Amik Ovası'na göre daha kırsal ve yüksek bir bölge olduğundan Amik Ovası'nın aksine çok fazla çalışma gerçekleştirilememiştir. Dolayısıyla gerçekleşecek olan çalışmalar kırsal bölgenin yerleşmeleri hakkında bilgilerimizi arttıracaktır. Altınözü'nde tespit edilen höyüklerin çoğu Pazar Deresi etrafında verimli sulak alanda konumlanmıştır. Bölgede bulunan höyükler önemli yol ağları, tarım arazileri, su kaynaklarının etrafında ve coğrafyayı kontrol altında tutan stratejik konumlarda bulunmaktadır. Yüzey araştırmaları sırasında tespit edilen höyüklerde bulunan keramikler, bölgenin Eski çağ tarihi için oldukça önemlidir. Kalkolitik Dönem, Tunç Çağı, Hellenistik ve Orta Çağ'a tarihlendirilen keramikler bölgenin zengin bir geçmişi olduğunu kanıtlar niteliktedir. Yapmış olduğumuz tez çalışmasının, Türkiye-Suriye sınırında bulunan Altınözü'nün Eski Çağ tarihine ışık tutarak, bölge tarihinin aydınlatılmasına yardımcı olacağının kanaatindeyiz. ANAHTAR KELİMELER Eski Çağ, Hatay, Kuseyr Platosu, Altınözü, Yüzey Araştırması

ArkeolojiArkeolojik yerleşimEski Çağ+5
Betül Dağlı
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Frontinusun Savaş Stratejileri (Strategemata) adlı eseri

Tez Frontinus'un savaş stratejileri (Strategemata) adlı eserini incelemeyi amaç edinmiştir. Romalı Frontinus MS 40 yılından MS 104 yılına kadar devleti adına farklı görevlerde bulunmuştur. MS 97 yılında curator aqua (su kemeri baş denetçisi) olarak görevlendirildiğinde su kaynaklarının kullanımıyla ve su kemerlerinin durumuyla ilgili olarak De Aquis Urbis Romae adlı çalışmasını hazırlamıştır. De Aquis Urbis Romae adlı eserinin dışında Frontinus'un bilinen diğer bir eseri Hellen ve Roma askeri stratejileri hakkında bilgi veren ve generallerin kullanması için hazırlanmış Strategemata'dır. Frontinus'un Imperator Domitianus'a sunduğu Strategemata dört kitaptan oluşmaktadır. Strategema teriminin savaş stratejileri bağlamında kullanımı Frontinus ile anlam kazanmıştır ve bu türün tek Latince örneği MS 84/8 yılları arasında Frontinus tarafından yazılmış Strategemata'dır. Frontinus kendini askeri bilim teorisyeni olarak nitelemektedir. Bunun nedeniyse çalışma alanı olarak doğrudan tarihin engin gövdesine dağılmış savaş stratejileriyle alakalı birbirinden farklı kişi, topluluk, mekân ve dönem özellikleri gösteren örneklerin peşine düşerek onları okuyucuya aktarma girişiminde bulunmasıdır. Bu bilgi aktarımını da sadece Hellen ve Roma medeniyetleriyle sınırlı tutmamış bu medeniyetlerle müttefik veya rakip olan milletlerin taktikleri hakkında da bilgi vermiştir. Strategemata'da bahsedilen bilgiler gerek antik kaynaklar gerek modern kaynaklar bakımından incelemeye tabi tutulacaktır. Aynı zamanda Strategemata'da geçen maddelerden hangileri diğer antik kaynaklardan alıntılandıysa bunlar da ortaya çıkarılacaktır. Frontinus'un savaşan taraflar, mekân ve zaman bakımıyla ayrıntılı bilgi vermediği veya eksik bilgi verdiği örneklerdeyse tarihi gerçekler bağlamında akıl yürütülmesi şeklinde çıkarımlar yapılacaktır.

Askeri stratejilerEski ÇağEski Çağ tarihi+2
Kemal Esmek
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Yunan kaynaklarında Euhemeristik unsurlar

Antik Yunan sözlü kültür geleneği ve üretilen yazınların tamamı esasen yaşamsal karşılığı olan bir temele dayanır. Bu temel, prehistorik dönemin her türlü koşulunu içinde barındırır ve tıpkı evrensel fizik kanunlarında olduğu gibi kaotik bir bütünlük olarak bize geri yansır. Bu tarihtir ve tarihi süreçleri yansıtan yazınlar dikkatli incelendiğinde, dönem koşullarının kapsamlı etkileriyle karşılaşılır. Öyle ki, prehistorik dönem içerisinde meydana gelen kimi gelişmeler, insanların yalnızca biyolojik gelişim süreçlerini etkilemekle kalmayıp, aynı zamanda düşünsel sıçrama eşikleri yaşamalarına da neden olur. Dahası, söz konusu sıçramanın bir sonucu olan soyut algılama kabiliyeti, insanların zaman gibi, inanç gibi, ahlâk gibi pek çok karmaşık yapıyı oluşturmasına ve organize etmesine yol açar. Nitekim bu dönemde meydana gelen; zorunlu göç hareketleri, alet yapımı, ateşin evcilleştirilmesi vb. bazı gelişmeler, insan algı ve inanç sistemi üzerinde belirleyici bir etkisi bulunur. Özellikle ateşin evcilleştirilmesi, muhtemelen ortaya çıkan artı zaman nedeniyle düşünsel sürecin gelişimini tetikleyerek, soyut algılama potansiyelini artırır. Bu durum, gerek ahlâki yapıların oluşmasında gerekse inançsal-kültürel farklılaşmada kendini gösterirken ancak yazının icadıyla tespit edilebilir hale gelir. Antik Yunan yazın geleneğinde yer alan kahramanlık hikâyeleri, kültler ya da teolojik unsurlar, temelde psikogenetik hafızanın bir yansısı olmakla birlikte insan zihnindeki gelişmeye paralel olarak, farklı zamanlarda farklı yaklaşımların konusu haline gelmeye başlar. Bu noktada Euhemeros'un Yunan pantheonum yönelik, 'gerçekte yaşamış kişilerdi' iddiasına yoğunlaşmak, tarih öncesi dönemle aralarında kurulabilecek muhtemel bağ nedeniyle önemlidir. Zira antik Yunan kaynaklarında Euhemeristik unsurları tespit etmek, temelde insan türünün prehistorik sürecini takip etmek anlamına gelir. Bu çalışma söz konusu dönemden Euhemeros'a, soyut algılama yetisine neden olan etkenleri değerlendirerek, antik Yunan yazınlarındaki karşılıklarını ifşa etmek ve Euhemeros'un teolojik yaklaşımının günümüze ulaşma sürecini takip etmek üzerine yoğunlaşacaktır.

Antik YunanEski ÇağEski Çağ tarihi+4
Lale Karaarslan
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Antik Yunan dünyasında deniz savaşları (MÖ 800-400)

Deniz, Antik Yunan dünyasında coğrafi, politik, kavramsal ve özellikle askeri olarak önemli bir unsurdu. Dahası stratejik koşullar, birçok kentin yerel savunma için olduğu kadar daha büyük ittifaklara ve koalisyonlara katkıda bulunması için de bir donanmayı idame etmesi gerektiğini göstermiştir. Bu bağlamda Pers-Hellen Savaşları ve Peloponnesos Savaşı sürecinde meydana gelen deniz savaşlarını konu edindiğimiz bu çalışmada daha çok savaşların stratejik ve taktiksel yönleri ele alınarak donanmaların savaşlardaki esas rölü üzerinde durulmuştur. Buna paralel olarak deniz kuvvetlerinin faaliyetleri incelenerek antikçağda deniz gücünün önemi ve bu gücün ne ölçüde kullanıldığı ortaya konmuştur.

Antik YunanDeniz gücüDeniz savaşları+6
Alifer Çiftci
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Phryglerde din ve askerî yapı ilişkisi

Günümüzden binlerce yıl önce yaşayan ve Anadolu'nun en eski sakinlerinden biri olan Phrygler, yarattıkları özgün kültürleri ile Anadolu tarihinde önemli bir yere sahiplerdir. MÖ 13. yüzyılın sonlarından itibaren meydana gelen ve Ege Göçleri olarak bilinen kitlesel göç hareketleri birçok değişimi de beraberinde getirmiştir. Öyle ki bu göç hareketleri Anadolu'yu da yakından etkilemiş ve yeni bir dönemin başlangıcını temsil etmiştir. Ege Göçleri ile Anadolu'ya giriş yaptıkları düşünülen Phrygler, bu göçlerin de etkisiyle yıkılan Hitit Devleti'nin (MÖ 1650-1200) ardından bölgenin yeni siyasi aktörü olmuşlardır. MÖ 1. binyılın ilk yarısında Anadolu'da merkezî bir güç olarak tarih sahnesine çıkan Phrygler, en parlak dönemlerini özellikle MÖ 8. yüzyılın ikinci yarısında Midas dönemi ile birlikte yaşamışlardır. Phrygler, çok tanrılı bir dinî inanca sahiptir. Fakat bu inanç içerisinde Ana Tanrıça Kybele'nin tekil konumu çok özeldir. Kybele'nin gücünün ve nüfuzunun karşısında diğer Phryg tanrıları ikincil bir konuma sahip olmuşlardır. Phryglerin Ana Tanrıça Kybele'ye olan inançlarını ve bağlılıklarını göstermek için gerçekleştirdikleri gizemini hâlen koruyan bir birtakım dikkat çekici dinî ritüeller, onların siyasi ve askerî politikalarında belirleyici bir unsur olmuştur. Bu tez çalışmasında, Kybele inancının Phryg askerî yapısını etkileyerek Phryg siyasetini nasıl şekillendirdiğinin üzerinde durulacak ve Midas döneminde Anadolu'da önemli bir güç hâline gelen Phryglerin bu gücünün kaynağı üzerine değerlendirmeler yapılacaktır.

Askeri yapıDinEski Anadolu+5
Oğuzhan Altın
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Roma İmparatorluk Döneminde Prusias ad Hypium

Roma'nın Anadolu'daki ilk eyaletlerinden biri olan Bithynia'nın doğusunda, eskiden Mariandyni ülkesi olarak bilinen coğrafyada, günümüzde ise Düzce ilinin 8 km kuzeyinde yer alan Konuralp adı verilen yerleşimin altında kalmış olan Prusias ad Hypium kenti, Roma İmparatorluğu döneminde bölgenin önemli kentleri arasına girmiş ve bu durumunu uzun bir süre korumuştur. Roma öncesine dair bilgilerimizin sınırlı olduğu kent, Roma'ya hizmet etmiş olan idari ve askeri sınıfa mensup pek çok önemli şahsiyetin de yurdu olmuştur. Çalışmamızda Roma İmparatorluk Döneminde, Prusias ad Hypium kenti ele alınmaktadır. Bu kapsamda, kentin tarihi, sosyokültürel ve idari yapısı vb. gibi birçok konu hakkında çok yönlü bir kaynak taraması yapılmıştır. Kaynak taramasından sonra çalışmamızda, II. el kaynak niteliğindeki Modern çalışmalar ile I. el kaynak olarak değerlendirebileceğimiz, epigrafik, nümizmatik ve filolojik bilgi ve belgelerden yararlanılmış ve bu belgelerin orijinal hallerine de çalışmada yer verilmiştir. Bu doğrultuda çalışmamızda, özellikle İmparatorluk döneminde ünlenen Prusias ad Hypium kentinin Grek kolonistler tarafından kurulduğu ilk yıllardan, Roma İmparatorluğu egemenliğinde timokrasiyle yönetilen aristokratlar şehri haline geldiği zamana kadar geçen süre tüm yönleriyle ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Prusias ad Hypium, Roma İmparatorluğu, Bithynia, Karadeniz,Soylular

BithyniaEski Çağ tarihiKaradeniz+4
Onur Sadık Karakuş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00

Related subjects