European Union law
109 theses under this subject heading
Avrupa Birliği hukuku ile karşılaştırmalı olarak tüketici hukukunda haksız ticari uygulama
Bu çalışmanın odak noktası, haksız ticari uygulama kavramının Avrupa Birliği hukuku ile Türk hukuku bakımından incelenmesidir. Bu incelemenin ardından girişimciler tarafından gerçekleştirilen haksız ticari uygulamalara karşı tüketicilerin korunması için başvurulabilecek yolların tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda öncelikle haksız ticari uygulamanın ne olduğu en geniş hâliyle incelenmiş ve daha sonra Avrupa Birliği hukuku bakımından görünüş biçimleri ele alınmıştır. Haksız ticari uygulama kavramının gelişim süreci ortaya konduktan sonra Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi'nin Haksız Ticari Uygulamalar Direktifi'nin kapsamı değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerin ardından Türk hukukunda haksız ticari uygulama kavramı açıklanmış ve bu kapsamda öncelikle Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği olmak üzere mevcut ulusal düzenlemeler incelenerek Haksız Ticari Uygulamalar Direktifi'ne uyum düzeyi değerlendirilmiştir. Daha sonra haksız ticari uygulamalara karşı tüketicilerin korunmasına ilişkin hukukî ve idari yaptırımlar ele alınarak haksız ticari uygulamanın Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un yanı sıra Türk Ticaret Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu bakımından doğurduğu sonuçlar ortaya konmuştur.
Farklılaştırılmış entegrasyon yaklaşımı ve AB göç politikası: İstatistiksel bir analiz
Bu tez, Avrupa Birliği (AB) üye devletlerinin göç politikalarında homojen bir yakınsamadan ziyade sistematik farklılaşma sergilediğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmanın temel amacı, üye devletlerin göç yönetim başarılarının sayısal yöntemlerle analiz edilerek hem AB göç politikalarının kapsayıcılığını değerlendirmek hem de entegrasyon sürecinin ulus-üstü bir yönelime mi yoksa Yeni Hükümetlerarasıcılık (New Intergovernmentalism- NI) yaklaşımının öngördüğü şekilde hükümetlerarası bir yapıya mı evrildiğini tespit etmektir. Bu konunun seçilme nedeni, göçün AB'nin en tartışmalı politika alanlarından biri olması ve farklılaşmanın Birliğin bütünleşme idealini nasıl etkilediğini anlamanın hem akademik literatür hem de politika yapıcılar açısından kritik önem taşımasıdır. Bu kapsamda çalışmanın ilk hipotezi, üye devletlerin göç politikalarında farklılaştırılmış entegrasyon sergilediği; ikincisi ise, NI yaklaşımının bu farklılaşmayı açıklamada etkili bir çerçeve sunması olarak belirlenmiştir. Çalışmada, AB'nin 27 üye devletinin (AB27) göç politikaları Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (Sustainable Development Goals, SDG) 10.7.2 göstergelerine dayalı altı boyut üzerinden değerlendirilmiştir. Bu göstergeler, Uluslararası Göç Örgütü (International Organization for Migration, IOM) tarafından oluşturulan Göç Yönetişim Çerçevesi (Migration Governance Framework, MiGOF) aracılığıyla sayısallaştırılmıştır. Veriler, RStudio programında K-means kümeleme analizi ve One-way ANOVA testine tabi tutulmuştur. Analiz sonuçları, ülkelerin yüksek, orta ve düşük performans grupları olarak üç kümeye ayrıldığını ve altı ana kriterin beşinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılaşma bulunduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, Ortak Avrupa Sığınma Sistemi (Common European Asylum System, CEAS) direktiflerinin iç hukuka aktarımında sistematik ihlaller tespit edilmiş; ayrıca, Avrupa Göç ve İltica Paktı'na (Pact on Migration and Asylum) yönelik tutumlar, Visegrad Dörtlüsü ülkelerinin sert muhalefeti ile Akdeniz ülkelerinin şartlı desteği arasındaki farklılaşmayı teyit etmiştir. Sonuç olarak, elde edilen bulgular NI yaklaşımının temel hipotezlerini desteklemekte ve farklılaştırılmış entegrasyonun AB göç politikalarında kalıcı ve yapısal bir norm haline geldiğini ampirik olarak ortaya koymaktadır.
Avrupa Birliği pilot icra uygulamalarının Trabzon bazlı etkileri üzerine bir araştırma
Bu araştırmada iş yükü günden güne artan icra dairelerinin iş ve işlem yükünün azaltılması, güvenli, etkin ve hızlı hale getirilmesi için Avrupa Birliği üyesi 3 ülke ile gerçekleştirilen entegrasyonun Trabzon iline etkileri araştırılmıştır. Pilot İcra Entegrasyonu adı verilen bu süreçte icra dairelerinin bir yandan şeffaf ve ulaşılabilir, diğer yandan da sistemli ve hızlı çalışabilmesi için Yunanistan, İspanya ve Almanya modelleri baz alınmıştır. Kısaltmaları bile aynı olan Avrupa Birliği ile Adalet Bakanlığı arasındaki kan uyuşması önemli bir merak konusuydu. Çünkü icra dairelerinde herkes her işe bakıyor, işlemler gecikiyor, para alış verişi muvazaaya yol açıyor, sürekli evrak kayboluyordu. Araştırmanın başında Yunan uzmanın verdiği ilk rapor, durumun vahametini doğrudan ortaya koyar nitelikte idi: "Sizin icra dairelerine gelen birisi muhatap bulamıyor. Çalan telefonlara bakan yok. Aynı talep için her sorumlu müdür farklı kararlar yazıyor. Hiç bir evrakı tarayıp kaydetmiyorsunuz. Bunları yadırgadım ve kısmen anlayabildim. Kalemleriniz, bürolarınız ve arşivler, niçin makam odalarının yarısı kadar; bunu gerçekten anlayamadım." Eşleşme işte bu vurgu ile başladı. Ve çalışmamızda hem eski model ve uygulamalar, hem de üç ülkeden alınan yeni sistem üzerinde tetkikler gerçekleştirildi. Çalışma ile; Osmanlı'dan bugüne icra iflas uygulamalarımızın nasıl seyrettiğini harmanlayarak çokca değişikliğe uğrayan 2004 model İcra İflas Kanunu'nun AB ile eşleşmeden sonra nasıl uygulandığı Trabzon ölçeğinde ortaya çıkarılmış oldu. Buna karşılık, örnek aldığımız 3 ülkenin icra ile ilgili uygulamaları da değerlendirildi. İcra dairelerinde çalışan personelin yanı sıra dosyası bulunan vatandaş ve avukatlarla birebir yapılandırılmış anket çalışmaları yapıldı. Dairelerin tüm birimleri hem teknik hem fiziki şekilde izlendi, gözlendi ve AB bazlı icra uygulamalarının Trabzon üzerinde ortaya çıkardığı neticelere ulaşıldı. Anahtar Kavramlar: İcra, AB, Yenilenme, Entegrasyon
Avrupa ürün sorumluluğu direktifi ile karşılaştırmalı olarak 7223 sayılı ürün güvenliği teknik düzenlemeler kanunu uyarınca ürün sorumluluğu
Ürün sorumluluğu, piyasaya sürülmüş olan ayıplı bir ürünün sebep olduğu kişilere ve eşyalara gelen zararlardan, ürünün üreticisinin veya üretici gibi sorumlu olan kişilerin tazminat sorumluluğunu ifade etmektedir. Günümüz sorumluluk hukukundaki hâkim anlayışa göre ürün sorumluluğu, kusurdan bağımsız akit dışı bir sorumluluktur. Ürün sorumluluğu, ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri hukukunda ortaya çıkmıştır. Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri hukukundan etkilenen Avrupa Topluluğu tarafından 85/374 sayılı Direktif ile Avrupa hukukunda da pozitif düzenleme altına alınmıştır. Türk hukuku açısından ürün sorumluluğu geçmişten günümüze problemli hukuki düzenlemelere konu olmuştur. Kanunkoyucu Avrupa'daki gelişmeleri takiben ve Avrupa Birliği'ne üyelik başvuru süreci ile birlikte hukukun uyumlaştırılması ve tüketicilerin etkin şekilde korunması için 4077 sayılı mülga Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna yaptığı bir ekleme ile hukukumuzda ilk kez ürün sorumluluğunu düzenlemiştir. İlgili düzenlemeler hukukumuz açısından amaçlarına ulaşamamış ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile yürürlükten kaldırılmış, böylece Türk hukukunda ürün sorumluluğu açısından bir boşluk meydana gelmiştir. 7223 sayılı Ürün Güvenliği Teknik Düzenlemeler Kanunu 6. maddesi ile üreticinin, uygunsuz ürünler nedeniyle kusursuz sorumluluğunu düzenleyerek bu boşluğu ortadan kaldırmıştır. Ne var ki ilgili düzenleme kamu hukukuna ilişkin ürün güvenliği ile özel hukuka ilişkin ürün sorumluluğunu bir arada düzenleyerek bir takım sorunlara neden olmuştur. Çalışmamız kapsamında ilgili kanun ile düzenlenen ürün sorumluluğu tazminatı Avrupa hukuku ile karşılaştırmalı bir perspektif ile incelenmiştir.
Kitle fonlaması platformlarının hukuki sorumluluğu
Şirketlerin kuruluş aşamalarından itibaren sürdürülebilir bir büyüme ve faaliyet devamlılığı sağlayabilmeleri açısından finansman kaynaklarına erişim hayati bir öneme sahiptir. Ancak küreselleşen piyasaların rekabet düzeyindeki artış, dönemsel ekonomik krizler, özellikle çekirdek ya da erken aşamadaki girişimci ve girişimlerin dış finansmana ulaşımını oldukça zorlaştırmıştır. Bankacılık sektörünü hedef alan düzenleyici kısıtlamalar ve sermaye piyasalarına erişim süreçlerindeki yüksek maliyetler, bu boyuttaki şirketlerin alternatif finansman yolları aramalarına sebep olmuştur. Finansal teknoloji (Fintek) alanındaki gelişmelerin etkisiyle geleneksel kaynaklara alternatif olarak geliştirilen yöntemlerden biri olan kitle fonlaması, fon arayan girişimciler ile bireysel yatırımcıları çevrimiçi platformlar aracılığıyla bir araya getiren yenilikçi bir model olarak ortaya çıkmıştır. Bu üçlü yapı üzerinden işleyen sistemde, platformlar yalnızca teknik bir aracı değil, aynı zamanda fonlama sürecinin şeffaflığı ve güvenilirliği açısından kritik sorumluluklar üstlenmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türk sermaye piyasası mevzuatında yeni bir alan teşkil eden kitle fonlama platformlarının hukuki sorumluluğunu çok boyutlu olarak ele almaktır. Bu çerçevede, çalışmanın birinci bölümünde kitle fonlamasının tanımı, temel ilkeleri, farklı model türleri ve karşılaştırmalı hukuk düzenlemeleri incelenmiştir. İkinci bölümde, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (SPKn) kapsamında kitle fonlaması süreçleri ile platformların rolü açıklanmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise hem karşılaştırmalı hukuk hem de Türk hukuku çerçevesinde platformların hukuki sorumluluk rejimi analiz edilmiş; olası sorumluluk hâlleri, hukukî sorumluluk bağlamında ortaya çıkabilecek bazı özel durumlar ve yargı yollarına başvuru imkânları değerlendirilmiştir.
Avrupa Birliği, İngiliz ve Türk hukukları çerçevesinde yabancı unsurlu mirasa uygulanacak hukuk
Avrupa Birliği, İngiliz ve Türk Hukukları Çerçevesinde Yabancı Unsurlu Mirasa Uygulanacak Hukuk başlığını taşıyan çalışmamız, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Bu konuyu seçmemizin başlıca nedeni nüfus hareketlilikleri ve yabancı topraklarda mülk edinme eğiliminin artması ile milletlerarası unsurlu miras uyuşmazlıklarının artış göstermesi ve ülkelerin bu konuda benimsedikleri farklı sistemlerin, karşılaştırmalı bir çalışmayı gerekli kılması olmuştur. Çalışmamızın giriş kısmında, genel olarak maddi hukukta miras kavramı incelenerek yabancı unsurlu miras ve vasıflandırma konuları ele alınmıştır. Devamında mirasa uygulanacak hukukta benimsenen birlik, ayrılık sistemleri ile karma sistem incelenmiş ve yabancı unsurlu mirasa uygulanacak hukuk ile ilgili Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler açıklanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, Avrupa Birliği (AB) ve İngiliz Hukuklarında Yabancı Unsurlu Mirasa Uygulanacak Hukuk başlığı altında, öncelikle 650 sayılı AB Miras Tüzüğü'ndeki mirasla ilgili bağlama kuralları detaylı olarak incelenmiş ve konuya ışık tutması açısından AB'nin konuyla ilgili çalışmalarına da değinilmiştir. Ardından Birleşik Krallık hukukundaki yabancı unsurlu mirasa ilişkin bağlama kuralları sistemi incelenmiştir. Common law hukukunun Türk hukukundan farklılığı da düşünülerek, konunun daha iyi anlaşılması için, İngiliz maddi miras hukukuyla ilgili açıklamalara da yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci ve son bölümünde ise Türk hukukunda yabancı unsurlu mirasa uygulanacak hukuk incelenmiştir. Bu bölümde öncelikle Türk hukukunda mirasın gelişimi ve miras hukukunun temel ilke ve kavramları ele alınarak ardından, güncel hukukumuzda yabancı unsurlu mirasa uygulanacak hukuka ilişkin bağlama kuralları detaylı olarak incelenmiştir.
Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye raporunda ekonomi başlıklarına hukuki çözümler
Bu tez, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) tam üyelik sürecinde özellikle ekonomi ve maliye ekseninde karşılaştığı sorunları, Avrupa Komisyonu Türkiye Raporları temelinde ve hukuki bir perspektifle analiz etmektedir. Çalışmanın hareket noktası, üyelik sürecindeki yavaşlamanın literatürde çoğunlukla siyasal kriterler üzerinden açıklanmasına karşın ekonomik ve mali uyumun, Kopenhag ve Maastricht kriterleri bakımından belirleyici bir ağırlığa sahip olmasıdır. Bu bağlamda tez, ekonomik uyumun yalnızca makro göstergelerle değil, aynı zamanda hukuki düzenlemelerin niteliği, kurumsal kapasite ve uygulama-denetim mekanizmalarının etkinliği üzerinden anlaşılabileceği varsayımıyla kurgulanmıştır. Araştırmada nitel yöntem benimsenmiş; temel veri kaynağı olarak Avrupa Komisyonu'nun 2021–2024 Türkiye Raporları kullanılmıştır. Raporlarda yer alan tespitler, AB müktesebatının ilgili çerçevesi ve Türkiye'deki hukuki-kurumsal yapılanma ile birlikte değerlendirilmiş; karşılaştırmalı bir okuma yoluyla uyum ve uyumsuzluk alanları görünür kılınmıştır. Tezin analitik ağırlık merkezi, ekonomi ve para politikası, vergilendirme, sosyal politika ve istihdam, işletme ve sanayi politikası, mali ve bütçesel hükümler, malların ve sermayenin serbest dolaşımı, mali hizmetler, istatistik ve mali kontrol başlıklarından oluşmaktadır. Sonuç olarak tez, raporlarda tekrar eden eleştirilerin önemli bir bölümünün normatif eksiklikten çok uygulama açığı ve denetim kapasitesi sorunlarıyla ilişkili olduğunu tartışmakta; bu tespitler üzerinden mevzuat, kurumsal koordinasyon ve hesap verebilirlik ekseninde hukuki çözüm önerileri sunmayı hedeflemektedir.
Bilişim hukukunda çocuğun dijital haklarının sosyal medyada korunması
Teknolojik gelişmelerin artmasıyla birlikte bilişim sistemlerinin kullanımı yaygınlaşmıştır. Sosyal medya kullanımı da artmaya başladıkça iletişim ve paylaşım biçimleri ağırlıklı olarak dijital ortamda gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Kullanıcılar fotoğraf, video, ses ve metin paylaşımı gerçekleştirirken başka kişilerin kişilik hakkı veya kişisel verileri zedelenebilmektedir. Bu bağlamda çocuklar da tehlike altındadır. Zira çocuklar üçüncü kişilerden gelen siber zorbalık ve istismar gibi tehlikelere maruz kalabilmektedir. Ebeveynler de çocuklarının kişisel verilerini sosyal medyada paylaşarak paylaşım ebeveynliği gerçekleştirmektedirler. Bu gerekçelerle çocukların sosyal medyada korunma gereksinimi olduğu açıktır. Çocukların kişilik haklarının korunabilmesi açısından Türk Medeni Kanunu'nda öngörülen koruyucu davalar bulunmaktadır. Bununla birlikte "Kişisel Verilerin Korunması Kanunu" bağlamında korumaya başvurulması da mümkündür. 5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun" ile öngörülen düzenlemelere başvurulması da mümkün bulunmaktadır. Avrupa Birliği hukukunda "Genel Veri Koruma Tüzüğü" (GDPR) uyarınca çocukların kişisel verileri korunmaktadır. İngiltere'de yürürlükte olan "Veri Koruma Tüzüğü" ile koruma sağlanırken Almanya'da "Federal Veri Koruma Tüzüğü" yürürlüktedir. Amerika Birleşik Devletleri'nde ise "Çocukların Çevrimiçi Platformlarda Mahremiyetinin Korunmasına İlişkin Kanun" kabul edilmiştir. Bu çalışmada çocukların dijital hakları kapsamında kişilik hakları ile kişisel verilerinin sosyal medyada korunmasının yolları Türk hukukunda ve mukayeseli hukukta incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Çocuk Hakları, Sosyal Medya, Sosyal Medya Hukuku, Dijital Hak, Çocuğun Mahremiyeit, Çocuğun Kişilik Hakkı, Çocuğun Kişisel Verileri, Paylaşım Ebeveynliği, Siber Zorbalık.
Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği hukukunda kişisel sağlık verilerinin gizliliğinin mukayeseli analizi
Dijitalleşmenin etkisiyle birlikte kişisel verilerin korunması, çağdaş hukuk sistemlerinde temel hak ve özgürlükler bağlamında yeniden ele alınması gereken öncelikli bir konu hâline gelmiştir. Özellikle sağlık verileri, bireyin özel yaşamına ilişkin en hassas bilgileri içermesi ve doğrudan insan onuruyla bağlantılı olması nedeniyle, en yüksek düzeyde hukuki koruma gerektiren veri kategorilerinden birini oluşturmaktadır. Bu çalışmada, kişisel sağlık verilerinin korunmasına yönelik teorik esaslar ile ulusal ve uluslararası düzenlemeler ve yargı kararları; Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Türkiye bakımından mukayeseli hukuk yöntemiyle incelenmiş; sistemler arasındaki farklılıklara yer verilmiş ve uyumun sağlanmasına yönelik öneriler sunulmuştur.
Teknoloji transferi anlaşmalarının rekabete etkisinin AB, ABD ve Türk yargı sistemlerinde karşılaştırmalı analizi
Yenilik; yeni ürünler ve yeni süreçlerin önemli bir kaynağı olup, rekabeti arttıran bir unsurdur. Pek çok teknoloji lisansı, rekabetçi bir yaklaşımla sunulmakta ve bu nedenle, rekabet otoriteleri tarafından teşvik edilmektedir. Ancak bununla birlikte, yasal ve ekonomik alanlarda, fikri mülkiyet hakları ile Rekabet Hukuku arasındaki bağlantı, her iki politikanın çelişen amaçlara sahip olması nedeniyle konuyu bir o kadar önemli hale getirmekte ve tartışmayı kalıcı kılmaktadır. Fikri mülkiyet hakları ve Rekabet Hukukunun ikisi de tüketici refahının teşviğini sürdürdüğü için tamamlayıcı nitelikte olmasına karşın, aynı hedefe ulaşmak için farklı yöntemler kullanmaktadır. Fikri mülkiyet hakları üzerine regülâsyonlar, yeniliği yapan kişinin gayretlerini ödüllendirmek amacı gütmektedir. Teknolojik gelişmeye paralel olarak, tüketicilerin nihai kârlarını arttırmakta ve bu konudaki regülâsyonlar, bu şekilde tüketici refahını arttırmayı hedeflemektedir. Rekabet Kanunları, rekabeti etkin piyasaların kaynağı olarak görüp, bunun korunması suretiyle en düşük fiyata en kaliteli ürünleri tüketicilere sunmayı sağlayarak tüketici refahını arttırmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, rekabet politikalarının, fikri mülkiyet hakları yasalarına ne derece müdahale ettiği ve her iki politika arasında iyi bir denge kurmanın herhangi bir yolu olup olmadığını araştırmaktır. Bu konuda, iki büyük yargı sistemi olan AB ve ABD uygulamalarını analiz etmek ve aralarındaki belirgin benzerlik ve farklılıkları ortaya koymak ve en nihayetinde Türkiye'nin konunun neresinde olduğunu tespit etmek amaçlanmaktadır. Yapılan incelemeler, ABD Rekabet Yasalarının en temel motivasyon kaynağının, verimlilik ve serbest ticaret politikaları olduğunu göstermekle birlikte, aksine, AB Rekabet Yasaları, entegre bir Avrupa pazarının geliştirilmesine dayanmaktadır. Türkiye ise, AB müktesebatını benimsemiştir. Ancak, mevcut düzenlemeleri, 772/2004 sayılı Teknoloji Transferi Grup Muafiyeti Tüzüğüne uyarlı olup, son revizeleri regülasyonlarına geçirmemiştir.
İş Hukuku'nda eşitlik ilkesi
Bu çalışmanın konusunu, Türk ve Uluslararası İş Hukuku sistemlerinde yer alan eşitlik ilkesi oluşturmaktadır. İlk çağlardan günümüze kadar oluşan toplumlar, heterojen bir yapıya sahip olup, kişi veya kişi grupları benzer özelliklere sahip değildir. Hem ülkemizde hem de dünyada, kişi veya kişi grupları başka bir kişi veya kişi grubu ile arasında bulunan fiziksel durumdan, bulundukları konumdan, düşünce yapılarından veya başka sebeplerden oluşan farklılıklardan dolayı ayrımcı davranışlara maruz bırakılmıştır. Özellikle çalışma hayatında kişi veya kişi gruplarının maruz kaldığı ayrımcılıkların artmasıyla, eşitlik ilkesine ihtiyaç geçmişten günümüze kadar artarak devam etmiştir. Eşitlik ilkesinin bir gereği olarak ayrımcılık yasağı getirilerek, Türk ve Uluslararası Hukuk Sistemlerinde işverenin karşı yükümlülükleri ve yaptırımları kanunlardaki düzenlemelerde yerini bulmuş, işçi korunmaya çalışılmıştır. Çalışmada, Türk, Avrupa Birliği ve Amerikan hukuk sistemlerinde yer alan kanunlar ve uluslararası belgeler ışığında işçinin maruz kaldığı ayrımcılıklar ve bunlara karşı alınan önlemler ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler: Türk Hukuku, Avrupa Birliği Hukuku, Amerikan Hukuku, Eşitlik İlkesi, Ayrımcılık Yasağı
Piyasa dolandırıcılığı (Manipülasyon) suçu
Günümüzde borsaya olan ilgi hızla artmaktadır. Borsanın güvenilirliğini sağlamak için bu ilgi, borsanın izlenmesi ve denetlenmesinde de önemli bir konu haline gelmiştir. Son yıllarda Türk borsasına milyonlarca yeni yatırımcı katılmıştır. Yeni ve deneyimsiz yatırımcıların bu konuda manipüle edilme ihtimalinin daha yüksek olduğu söylenebilir. Sermaye Piyasası Kanunu (SerPK), bilgi suistimali, piyasa dolandırıcılığı gibi piyasayı bozan eylemleri suç saymaktadır. Aslında bu eylemlerin önlenmesi, tespit edilmesi, yasaklanması ve cezalandırılması yatırımcıların korunması ve piyasa güveninin artırılması açısından kritik önem taşımaktadır. Yatırımcıların piyasaya yönelik olumlu algısı ile yatırımcıların hak ve menfaatleri korunarak sermaye piyasalarında suç oluşmasını engellemektedir. Çalışmamızda sermaye piyasasının etkin ve güvenli işlemesini engelleyen piyasa dolandırıcılığı suçu incelenmiştir. Bu kapsamda Türk Hukuku mevzuatı ile mukayeseli hukuk kapsamında İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği mevzuatından bahsedilmiştir. Ayrıca, piyasa dolandırıcılığı suçunun yapay zekâ kullanarak işlenebilirliği konusundan da bahsedilmiştir.
Tüketici hukukunda dijital içerik ve hizmetlerde sözleşmeye uygunluk
Yazılımlardan dijital video mecralarına, elektronik kitaplardan bilgisayar oyunlarına kadar birçok çeşidi olan dijital içerik ve hizmetler, yaygın bir şekilde tüketici işlemlerinin konusunu oluşturmaktadır. Söz konusu işlemlerde, sözleşme hukukuna dair karşılaşılabilecek problemlerden biri, ifanın konusuyla ilişkili tüm hususlarda tam ve doğru bir ifayı gerçekleştirme yükümlülüğü anlamına gelen sözleşmeye uygunluk hâlini ilgilendirmektedir. Dijital içerik ve hizmetler, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da normatif olarak mal kategorisinde değerlendirilmektedir (TKHK m. 3/h). Türk Hukukundaki tüketiciyi koruyan düzenlemelerde doğrudan bir karşılığı bulunmamakla birlikte sözleşmeye uygunluğun ayıptan ari ifa hâliyle özdeşleştirilmesi mümkündür. Yani dijital içerik ve hizmetlerde sözleşmeye uygunluk, TKHK'deki ayıplı mallara ilişkin hükümlere tabidir. Ancak bu hükümler, genellikle sofistike özellikler taşıyan dijital içerik ve hizmetlerin konu edildiği sözleşme ilişkilerinde tüketici menfaatlerini korumakta yetersiz kalmaktadır. Mesela Kanun'da öngörülen lüzumlu vasıf kriterleri, dijital içerik ve hizmetler için oldukça soyuttur. Yine ayıplı mal hükümlerinin, bulut bilişim hizmetlerindeki gibi sürekli edimle temin edilen dijital içerik ve hizmetlere uygulanmasında çeşitli problemler doğabilir. Ayrıca 99/44 sayılı mehaz Direktif'te sözleşmeye uygunluk kavramına yer verilmesine rağmen TKHK'de ayıp kavramına başvurulması, ayıbın kapsamına ilişkin TBK'daki tartışmaların TKHK'ye taşınmasına yol açmıştır. Anılan problemlerin çözümü amacıyla oluşturulmuş bir yargı içtihadına rastlanmamıştır. Parasal sınır nedeniyle temyiz yoluna başvurmanın genellikle mümkün olmadığı tüketici uyuşmazlıkları için bu tür bir içtihadın oluşmasını beklemek de gerçekçi görünmemektedir. Öyleyse Türk Hukuku için bu konuda bir reform ihtiyacı doğmuştur. Gerçekleştirilecek reformda, bir dünya standardı hâline gelmesi muhtemel olan AB ve Alman Hukuku düzenlemeleri model alınabilir. Konuya ilişkin Avrupa Birliği 2019/770 sayılı Dijital İçerik Direktifi ile Alman Medeni Kanunu (BGB) § 327 vd. hükümlerinde, dijital içerik ve hizmetlerin sofistike özellikleri dikkate alınarak tüketicinin dijital dünyadaki menfaatlerinin korunmasına hizmet eden bir anlayış benimsenmiştir. Ne var ki bu hükümler, esasa ilişkin bazı yönlerden eleştiriye muhtaç olduğu gibi regülasyon yöntemi açısından da taşıması gereken nitelikler olan öz ve kolay anlaşılır olmaktan uzaktır. Bu kapsamda çalışmada AB ve Alman Hukukunun anılan düzenlemeleri mercek altına alınarak Türk Hukukunda nasıl bir çözüm üretilmesi gerektiğine yoğunlaşılmaktadır.
Internal functionality of the EU's external border management: An Analysis beyond effectiveness
The external border management policies and practices of the European Union are often criticized for being ineffective in meeting the official policy objectives and expectations. Yet, these policies and practices are constantly proliferating. This is where the central puzzle of this research arises: why are these policies disproportionately increasing despite a myriad of criticisms and their unproven success? Contrary to the widespread interest in explaining the effectiveness and external impact of the EU border management policies, this dissertation draws attention to the internal functionality of the EU's external policies to delve into this question. The EU external border management (EU EBM) field, covering three policy areas, namely, migration, asylum and border management, constitutes the major case of this research. Based on the rationale of the internal functionality approach proposed by Christopher Bickerton for an analysis of the EU foreign policy, this dissertation argues that the EU EBM field is extensively driven by the dominant actors' internal ambitions and preferences rather than their concern for effectiveness. In other words, the EU EBM field serves institutional interests of the Council of the European Union, the European Commission, and the European Parliament, albeit in different degrees. In the data collection and analysis phases, this study extensively benefited from the insights of the Narrative Policy Framework, the Advocacy Coalition Framework and the Structural (Sociological) Constructivism to account for the power of policy narratives in legitimization of certain policy designs, the resistance of the policy core beliefs to change, and the lack of strategic planning in policy-making process, respectively. A qualitative analysis of the policy narratives and belief systems of the EU institutions yielded two major findings: first, the EU EBM field serves as a venue for political competition among the EU institutions, and second, the emerging initiatives or policy designs in the field (e.g., legislative acts and Frontex) are largely epiphenomenal given that they are not necessarily direct responses to the challenges in the external environment, but products of inter-institutional turf wars. The findings of this study are promising in understanding the non-sovereign political order of the EU and the very reason for the EU's falling short of the external expectations for its effectiveness. Keywords: EU EBM, internal functionality, turf wars, epiphenomenal policy, effectiveness, the Council of the European Union, the European Commission, the European Parliament.
Tax discrimination in EU Law and the OECD model tax convention
The use of taxes by states as a tool to protect their nationals and domestic products constitutes a problem, tax discrimination, to be avoided in the international arena. Tax discrimination creates a heavy tax burden on foreign goods, services and persons as an obstacle to international trade. Increased mobility as a result of globalization caused high pressure about the elimination of barriers to trade and the fight against discrimination. With this pressure, the principle of non-discrimination is introduced by international organizations, economic integrations and treaties. The last two constitute the main levels of non-discrimination rules. For the treaties level, model tax treaties such as the OECD and the UN Models are important. For the second level, regulations of economic integrations such as EU or NAFTA are instances. To reach a more comprehensive, effective and fair rule globally, these different levels should be compared. For this study, EU law and the OECD Model are chosen due to their wide practices and spheres of influence. With evaluating their existing interactions and differences, the possible interactions have been discussed and many suggestions have been made such as the utilization of the CJEU's case law in the OECD Model, adding concepts such as indirect or reverse discrimination to the OECD Model, transferring practices like eliminating the objective justifications to EU law. Besides, Turkish tax and tax treaty systems have been compared with EU law and the OECD Model. Because the principle of non-discrimination is significant for Turkey due to being an EU candidate and applying the OECD Model in tax treaties. Moreover, some suggestions have been made for a better practice in Turkey such as involving the protection of stateless persons or the last paragraph of Article 24, reflecting the case law of the CJEU.
Türk ve Avrupa Birliği düzenlemeleri ışığında elektronik para
Para, insanlık tarihi boyunca önemini koruyup artırmış bir meta olarak günümüze kadar serüvenini sürdürmüştür. Bugüne gelene kadar para birçok farklı şekil almıştır. Para öncesi zamanlarda insanlar ödeme işlemini trampa usulü ile gerçekleştiriyorlardı. Zamanla herkesin ihtiyacı olan belirli malların öne çıkmasıyla trampa sistemi mal para sistemine evrilmiştir. Mal para sisteminde de dayanıklılığı sebebiyle değerli metallerin öne çıkmasıyla birlikte insanlar kullanımından ayrı bir şekilde bu metallere zatî değerler atfetmiş ve bu da madeni para sistemine geçişi doğurmuştur. Bir noktadan sonra madeni paraların taşınması ve güvenliği sorun teşkil etmeye başlayınca madeni paraların temsili olarak banknotlar basılmış, son olarak da kâğıt paraların temsil özellikleri kaldırılarak kendiliğinden değerlerinin olduğu kâğıt para sistemine geçilmiştir. Geçtiğimiz 40 yılda paralar kâğıt hallerinden yavaşça soyutlanarak dijitalleşmeye başlamıştır. Banka hesaplarındaki rakamlardan ibaret paralar elektronik kartlar aracılığıyla kullanılmaya başlanmıştır. Bu akımla beraber ortaya çıkan elektronik para da günümüze kadar işlerliğini artırmıştır. Elektronik para hususunu düzenlemek adına ülkemizde kısa zaman önce yasalaştırma çalışmaları yapılmış ve konuya ilişkin kanun, yönetmelik ve tebliğler çıkarılarak hukukî altyapı oluşturulmuştur. Tezin amacı ülkemizdeki ve Avrupa'daki düzenlemeler bağlamında henüz yeni sayılabilecek elektronik para kavramını inceleyerek mahiyetini açıklamaktır. Tez kapsamında öncelikle para kavramı kısaca incelenmiş arkasından elektronik para kavramı; tanımı, özellikleri, örnekleri ve hukukî düzenlemeleri üzerinden açıklanmıştır. Hukukî düzenlemeler kısmında Avrupa Birliği düzenlemeleri ve ulusal düzenlemelerimiz incelenerek aralarındaki benzerlik ve farklılıklar irdelenmiştir.
Avrupa Birliği sürecinde Türkiye'de polis kaynaklı insan hakları ihlalleri ve çözüm arayışları
İnsan hakları, insanlığın ortak değerleri olarak 21 yüzyılın üstün değerlerinden biri haline gelmiştir. Uzun süren bir mücadele sonrasında insanın haklarının farkında lığına varması ve onu yücelterek bir koruma mekanizmasıyla taçlandırması, tüm insanlığın bu değerlere sahip çıkmasını gerektirmektedir. İnsan hakları en geniş anamda siyasal meşruluğun bir ölçütüdür. Devletler insan haklarını korudukları ölçüde meşrudurlar. Günümüz koşulları, toplumları, bölgesel birlikteliklere zorlamaktadır. Türkiye, Avrupa Birliği üyelik sürecindeki kararlılığını altına imza koyduğu uluslararası sözleşme/anlaşmalarla ortaya koymuştur. Bu kararlılık Türk toplumunun tüm kesimlerinde olduğu gibi polis teşkilatının da gelişmelere duyarlı olarak daha hassas hareket etmesini ve yeni atılımlar yapmasını zorunlu kılmaktadır. Bu atılımların motor gücünü Avrupa Birliği süreci oluşturmakla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlık sebebi olan ve yapılacak her türlü iyileştirmeye fazlasıyla layık olan Türk insanının huzurlu ve müreffeh bir hayata kavuşması elbette en başta devletin görevidir.Bu çalışmada temel olarak; Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde yaşadığı değişimlerin Türk Polis Teşkilatı'na yansımaları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda polis uygulamalarının değerlendirilerek, insan hakları ihlallerine neden olan etkenler ve bunları ortadan kaldırmaya yönelik çözüm arayışları ele alınmıştır. Tarama modeli kullanılarak tez konusuyla ilgili yazılı belgeler sistemli bir şekilde incelenmiş ve alan yazın (literatür) taraması yapılmış, sonuçların ortaya konulmasından sonra sonuç ve öneriler izah edilmiştir.Kaynak ve literatür taraması yapılarak oluşturulan çalışmamızda kısaca şu sonuçlara varılmıştır: Türkiye'de polis uygulamalarından kaynaklanan bir insan hakları sorunu vardır. Ve fakat bu sorunu cesurca ortaya koyup, polisi kötü muameleye iten problemleri çözmeyi amaçlayan yapısal girişimler olması gerekenden azdır. Türkiye, Avrupa Birliği sürecinde etkili bir değişim geçirmektedir. Bu değişim toplumsal yapıyı ve dolayısıyla Türk Polis Teşkilatı'nı da olumlu yönde etkilemektedir. AİHM kararları incelendiğinde Türkiye aleyhine verilen ve adeta demokratikleşme ölçütü kabul edilen mahkûmiyet kararlarının, polis teşkilatında yapılacak zaruri düzenlemelerle asgariye indirileceği açıktır.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Polis Teşkilatı, İnsan Hakları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kolluk
Hakim durumun fahiş fiyat yoluyla kötüye kullanılması
Tez konusu olan Hakim Durumun Fahiş Fiyat Yoluyla Kötüye Kullanılması büyük ölçüde Türk Rekabet Kurulu kararları çerçevesinde incelenmiştir. Konuya ışık tutmakta yardımcı olduğu ölçüde ABD ve AB uygulamalarına da yer verilmiştir. İncelemelerimizde genel olarak Hakim Durum ve Kötüye Kullanma konularına yer verilmemiş, özel olarak fahiş fiyat konusunun gerektirdiği ölçüde değinmekle yetinilmiştir. Böylece tezin sınırları, tez konusu ile sınırlı tutulmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede fahiş fiyat incelemelerinin rekabet hukuku kapsamında soruşturulmasının hem ABD hem AB hem de Türk Hukuku'nda istisnai bir durum olduğu tespit edilmiştir. Rekabet Otoriteleri fahiş fiyata özellikle fiili veya yasal tekel, ya da doğal tekel hallerinde müdahale etmektedirler. Rekabet Otoriteleri fahişliğin tespitinin çok zor olduğunu kabul etmekle beraber EDT (ekonomik değer testi) denilen bir test ile sonuca ulaşmaya çalışmaktadırlar. EDT, iki aşamalı bir test olarak karşımıza çıkmaktadır. Birinci aşamada maliyetler ile fiyat karşılaştırılarak arada makul sayılamayacak bir fark olup olmadığını tespit etmektedirler. Ancak neyin makul olduğunu tespit etmekteki zorluklar daha fazla incelemeyi zorunlu kılmaktadır. EDT' nin ikinci aşamasında ise teşebbüsün fiyatları rakiplerle mukayese edilmektedir. Ancak teşebbüsün tekel durumunda olduğu düşünülecek olursa ilgili pazarda mukayese edebilecek bir rakip bulmak çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Bu durumda ise ekonomik ve hukuki çevresi birbiri ile benzer olan pazarlar araştırılmakta ve bu pazarlardaki benzer teşebbüslerle soruşturma konusu teşebbüs karşılaştırılmaktadır. Ancak hemen fark edileceği gibi ekonomik ve hukuki bakımdan birbirine benzeyen pazarlar bulmakta da ciddi sıkıntılar yaşanmakta, bu nedenle fahiş fiyatlar nedeniyle kötüye kullanma kararları çok zor verilebilmektedir. Rekabet Otoriteleri bu incelemeleri yaparken fahişlik tespit etseler bile bunun arızi bir durum olup olmadığını, teşebbüsün sistematik politikasının olup olmadığını da tespit etmek için fahiş fiyat uygulanan sürelerin ne kadar sürdüğünü araştırmaktadırlar. Çok kısa süreli yüksek fiyatlar kötüye kullanma olarak kabul edilmemektedir. İncelediğimiz kararlardan çıkan diğer bir sonuç ilgili piyasanın regüle bir piyasa olup olmamasıdır. Genellikle fiyatları regüle eden bir düzenleyici kurum varsa Rekabet Otoriteleri konunun çözümüne müdahil olmaktan kaçınmakta, çözümü sektörel düzenleyici kuruma bırakmaktadırlar. Yukarıda özetlediğimiz hususlar tüm ABD, AB ve Türk kararlarında aşağı yukarı aynı olmakla birlikte buna istisna teşkil eden tek bir karar bulunmaktadır. O da ceza ile sonuçlanan son Tüpraş kararıdır. Konuya müdahil olan bir düzenleyici kurul (EPDK) olmasına karşın Rekabet Kurulu %14-15 gibi bir yüksek fiyatın kriz döneminde 2,5 ay gibi kısa bir süre ile uygulanmasını kötüye kullanma saymıştır.
Türkiye-AB ortaklık hukuku kapsamında Gümrük Birliği ve Gümrük Birliğinin güncellenmesi
Bu tezin amacı Türkiye - Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği'nin mevcut durumu ve güncellenmesi gerekliliklerini hukuki açıdan incelemek ve olası bir güncellemenin yöntemini ele almaktır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye-AB arasındaki ilişkinin tarihsel gelişimi başta olmak üzere; ortaklık ilişkisinin hukuki boyutu ve gümrük birliği ilişkisinin kapsamı ve işleyişi detaylı olarak incelenmektedir. Taraflar arasında kurulan Gümrük Birliği'nin aksayan yönleri ve buna ilişkin çözüm önerilerinin Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın konu ile ilgili içtihatları ile ele alındığı çalışmada son olarak güncelleme ihtiyacının nedenleri ve güncelleme yöntemi alternatiflerine yer verilmektedir.
Mültecilerin ekonomik entegrasyonu (Avrupa Birliği ve Türkiye özelinde)
Bu yüksek lisans tez çalışmasının amacı günümüz dünyasının temel sorun alanlarından biri olan mülteci sorununun sosyal ve ekonomik etkileri ile bu sorunun çözümünde önemli rol üstlenen aktörleri irdeleyip, sığınmacı ve mültecilerin ekonomik entegrasyonuna ilişkin çerçeveleri ve hukuki temelde yürütülen çalışmaları ve uygulamaları ortaya koymak, Türkiye ve AB perspektifinden konuyu değerlendirmek, sürecin işleyişi ve gelişimi hakkında hukuki, mali ve sosyal sonuçları hakkında bilgi vermektir. Tezin amacı kapsamında öncelikle göç olgusu çok boyutlu olarak ele alınmış, konunun tarihsel süreci ve yıllara göre gelişimi, ulusal/ uluslararası anlaşmalar ve protokoller incelenmek suretiyle ortaya konmuştur. Mülteci ve sığınmacılarla birlikte ortaya çıkan ekonomik ve sosyal etkilerin araştırılması ulusal/ uluslararası alanda ihdas edilen yardım politikalarının değerlendirilmesi, göçün ekonomik ve sosyal etkileri ile ele alınması, tezin yazılmasındaki temel amaçlardandır. Mülteci ve sığınmacıların, sığındıkları ülke ekonomisine olumlu/ olumsuz etkileri irdelenirken, olayın insani boyutu ayrıca vurgulanmıştır. Sığınmacı ve mültecilerin bu göç hareketinde nihai hedefleri olan AB ülkelerinden birine sığınma ve yerleşme arzusu karşında AB ülkelerinin bu sorunsala karşı bakış açıları çok boyutlu olarak incelenerek, Türkiye'ye olan ekonomik, sosyal ve hukuki yansımaları değerlendirilmiştir. Tezin son bölümünde mültecilerin ekonomik entegrasyonları ile Türkiye-AB ülkeleri arasında istatistiki bilgilere yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Göç, Mülteci, Sığınmacı, Ekonomik Entegrasyon, Avrupa Birliği
Çeşitli hukuk sistemlerinde internet ortamında yalan haberin önlenmesi
Bu çalışmada yalan haber kavramı hukuki açıdan ele alınmaktadır. Sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasına bağlı olarak dezenformatif paylaşımların artışı ile bireylerin hak ve menfaatlerinin ihlâllerinden toplumsal krizlere yol açacak kadar ciddi bir tehdit unsuru olan yalan haberler ortaya çıkmıştır. 2016 yılı Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimleri başta olmak üzere farklı dünya ülkelerinde önemli toplumsal olaylar söz konusu olduğunda, bu haberlerin birey ve toplum üzerinde ciddi boyutlarda olumsuz etkilerinin olduğu görülmüştür. Dolayısıyla temel hak ve özgürlükleri koruyabilmek ve kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek adına yalan haber sorununun düzenlemelere konu olması gerektiği anlaşılmıştır. Avrupa Birliği bünyesinde yapılan araştırmalar ile farklı ülkelerin mevzuatları incelendiğinde, öncelikle yalan haberin tanımlanması ayrı bir sorun olarak değerlendirilmektedir. Bu sebeple çalışmada yalan haberin hukuki niteliği ile kapsadığı türler incelenmiştir. Ayrıca yeni nesil dezenformasyon teknikleri irdelenerek yapılacak hukuki düzenlemelere konu olması düşünülen hususlar tartışılmıştır. Türkiye'de mevcut düzenlemeler detaylı olarak incelenerek hukuki zeminde hangi normlar çerçevesinde mücadele edildiği ve bu normların etkinliği araştırılmış ve yer yer somut örnekler üzerinden normların etkinliği üzerine tartışmalar yapılmıştır. Karşılaştırmalı hukuktaki örnekler incelendiğinde farklı hukuk sistemlerinin konuya yaklaşımları ve düzenleme örnekleri görülmüş, bu çerçevede Türkiye'de mevcut düzenlemelerin ne şekilde iyileştirilebileceğine dair sonuçlar elde edilmiştir. Neticede sosyal ağ sağlayıcılar ve şebekeler üstü hizmet sağlayıcılar için yeni kurallar oluşturulması gerektiği anlaşılmıştır. Yeni düzenlemeler yapılana kadar, sosyal ağ sağlayıcılar ve şebekeler üstü hizmet sağlayıcılar için getirilmiş olan kuralların etkin bir şekilde kullanılarak konunun platformların insiyatifine bırakılmaması gerektiği, düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlıklı bir şekilde tesis edilebileceği ortamın sağlanması için ise gerekli tedbirlerin ivedilikle alınması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Avrupa Birliği hukukunda elektronik ticaretin regülasyonu ve Türk hukukuna regülasyon önerileri
Dijital dönüşümün merkezinde yer alan platform ekonomisi; ağ etkileri, veri temelli pazar gücü ve sınır aşan yapısıyla geleneksel hukuk mekanizmalarını işlevsiz kılmakta ve "hukukun teknolojiye ayak uyduramaması" (pacing problem) sorununu derinleştirmektedir. Bu çalışmada, Avrupa Birliği'nin Dijital Piyasalar Yasası (DMA) ve Dijital Hizmetler Yasası (DSA) ile geliştirdiği yeni nesil kurallar, regülasyon teorisi ışığında analiz edilerek Türk hukuku ile karşılaştırmalı bir değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Çalışmada öncelikle siber özgürlükçülük, siberpaternalizm ve ağ komüniteryanizmi teorileri incelenmiş; emir ve kontrol, piyasa temelli, mutabakata dayalı ve sözleşme ile tasarım yoluyla regülasyon yöntemlerinin dijital piyasalardaki etkinliği tartışılmıştır. Bu kapsamda DMA'nın, rekabet hukukunun ex-post müdahale yetersizliğini gidermek amacıyla eşik bekçisi kavramı üzerinden kurguladığı ex-ante düzenleme modeli ile DSA'nın sorumluluktan hesap verebilirliğe geçişi sağlayan risk temelli ve çok katmanlı denetim mimarisinin, hibrit bir regülasyon anlayışını temsil ettiği tespit edilmiştir. Türk hukuku incelendiğinde, 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve 5651 sayılı Kanun'da yapılan değişikliklere rağmen, yaklaşımın büyük ölçüde parçalı, reaktif ve katı nicel eşiklere dayalı bir emir ve kontrol mekanizmasına sıkıştığı görülmektedir. Tezin temel argümanı, Türk hukukunun dijital piyasalarda rekabet edilebilirliği ve temel hakları güvence altına almak için, salt yasaklamalara dayalı rejimden; sistemsel risk yönetimine, algoritmik şeffaflığa ve tasarım yoluyla regülasyon ilkelerine dayalı bütüncül bir modele evrilmesi gerektiğidir. Çalışma sonucunda, bu dönüşüm için güvenilir işaretçi mekanizması, bağımsız denetim ve iç uyum birimi içeren somut de lege ferenda öneriler üzerinden somut bir reform haritası sunulmaktadır.
Avrupa Birliği'nin görsel işitsel medya politikaları ve Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyi'nin 14 Kasım 2018 tarih ve 2018/1808 EU sayılı direktifi
Bu çalışma ile Avrupa Birliği'nin görsel işitsel medya hizmetlerine ilişkin hukuki düzenlemeleri, Avrupa Birliği'nin görsel işitsel politikaları çerçevesinde incelenmiştir. Bu kapsamda yayıncılığın Avrupa Birliği'nde çıkış noktasından başlamak üzere günümüze kadar ki dönemde çeşitli tarihlerde revize edilen Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyi'nin Direktifleri anlatılmış; özellikle en son 2018 yılındaki revize sonucunda oluşan 2018/1808 EU sayılı Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyi'nin Direktifi ayrıntılı olarak incelenmiştir.
Avrupa Birliğinde sermayenin serbest dolaşımı ve Türkiye
Bu çalışmada, Avrupa Birliğindeki dört dolaşım özgürlüğünden biri olan sermayenin serbest dolaşımı konusu, esas olarak Avrupa Birliğinin İşleyişine Dair Antlaşmanın ilgili hükümleri ve Avrupa Birliği Adalet Divanı kararları ışığında incelenmiştir.Sermayenin serbest dolaşımını düzenleyen ve Avrupa Ekonomik Topluluğunu Kuran Antlaşmanın ilk halinde yer alan hükümler diğer dolaşım özgürlüklerini düzenleyen hükümlere kıyasla daha esnek biçimde kaleme alınmıştır. Bunun sonucu olarak da sermayenin serbest dolaşımı diğer dolaşım özgürlüklerine göre daha geç hayata geçmiştir.Bugün konuya ilişkin hükümlere Avrupa Birliğinin İşleyişine Dair Antlaşmanın 63-66. maddelerinde yer verilmektedir.Türkiye-AB ortaklık ilişkisi çerçevesinde ise Ankara Anlaşması'nın 19. ve 20. maddelerinde ve Katma Protokolün Üçüncü Kısmının İkinci Bölümü olan ?Ekonomi Politikası? başlığı altında 50, 51 ve 52. maddelerde konuya yer verilmiştir.Anahtar Sözcükler:1. Avrupa Birliği2. Sermayenin Serbest Dolaşımı3. Ekonomik Entegrasyon4. Türkiye- Avrupa Birliği