Evil
59 theses under this subject heading
Kötülük probleminin felsefi açıdan incelenmesi
Kötülük, farklı tanımları olmakla birlikte herkesin açık bir şekilde sezinlediği bir fenomendir. Düşünce tarihinin en eski ve en çok tartışılan problemlerinden biri de bu fenomenden yola çıkılarak ortaya atılmaktadır. Mutlak kudretli, mutlak alim ve mutlak iyi bir Tanrı fikri ile yeryüzündeki kötülüğün varlığı arasında çelişki olduğu iddiası, ortaya kötülük problemini çıkarmaktadır. Hume bu problemi şöyle dile getirir: "Tanrı kötülüğü önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor? Öyleyse o güçsüzdür (mutlak kudretli değildir). Kötülüğü önlemeye gücü yetiyor da önlemek istemiyor mu? O halde kötü niyetlidir (mutlak iyi değildir). Hem güçlü hem de iyi ise o halde kötülük nerden geliyor?" Kötülük probleminin çözümüne yönelik yöntemleri kabaca iki başlıkta toplamak mümkündür. Bunlardan "Savunma", formüle edilen problemin aslında bir tutarsızlık içermediğini göstermeye çalışan bir yöntemdir. "Teodise"de ise bir adım ileriye giderek tutarsızlık olmadığı gibi, Tanrı'nın kötülüğe izin vermesinin gerekçesi ortaya konmaya çalışılır. İrade ile işlenen "ahlaki kötülüğe" karşı Alvin Plantinga'nın tatmin edici bir açıklama getirdiği, modern din felsefesi literatüründe genel kabul görmüştür. "Doğal kötülük" ün açıklanması konusunda ise Richard Swinburne'ün yaklaşımı yardımcı olabilir. İnsanların bir imtihan ortamında olduklarına dair yaklaşım ise her iki kötülük türünü açıklayıcı güce sahiptir. Bu çalışmada "Özgür İrade Savunması" hem ahlaki hem de doğal kötülük bağlamında incelenecek, itirazlar değerlendirilecek ve bu çözümlerin imtihan paradigması ile ilişkisi ortaya konulacaktır. Ayrıca kötülük kavramının ontolojik temellendirmesinin kötülük probleminin çözümündeki rolü tartışılarak teizmin ateizm karşısındaki pozisyonu analiz edilecektir.
Kelâmî ahlâk bağlamında iyi ve kötünün tabiatı ve insan fiilleri
Duyulur âlemde iyilik ve kötülüğün reel varlığından hareketle kaynağının tespiti ve insan fiilleri ile irtibatlandırılması kelâmî ahlâkın temel problemidir. İnsanın ahlâkî eylemlerinin sorumluluğunu üstlenebilmesi açısından Tanrı-insan ilişkisinin açıklanması gerekir. Kelâm'da önemli bir yere sahip olan hüsün ve kubuh anlayışlarının incelenmeye tabi tutulması, kelâmî ahlâkın sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesine zemin oluşturmaktadır. Yükümlülük, sorumluluğun dayanağı; sorumluluk da ahlâkî fiillerin meydana gelmesinde ve adaletin gerçekleşmesinde önemli bir katkı sağlamaktadır. Yükümlülüklerin kaynağı olarak sadece akıl bir öncül olarak ele alınamaz. İnsanı yükümlüklerini yerine getirmekten alı koyan bazı hususlar bulunmaktadır. Herbir sorumluluk, ortam ve duruma göre farklılık arz eder. Aklı olan herkes sorumluluğu oranında değerlendirilir. Allah'ın varlığına ve birliğine inananlar, onun Kur'an'da kendisine atfettiği vasıflara sahip olmanın yanında adaletli olduğu ve adaleti tesis ettiği hususunda hemfikirdirler. Ancak kelâm ekolleri fiillerin insanî boyutu söz konusu olduğunda özellikle hem Allah'ı acz içeren fiillerden uzak tutabilmek hem de insanı yaptıklarından sorumlu kılabilmek amacıyla fiillerin kime nispet edileceği konusunda farklı düşüncelere sahiptirler. Bu itibarla ahlâkın üç önemli boyutu olan iyilik ve kötülüğün tabiatı, ilâhî kudret ve adalet, ahlâkî özgürlük ve sorumluluk çalışmamızın iskeletini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kelami Ahlâk, Hüsün ve Kubuh, Ef'al-i İbad, Kaza ve Kader, Hikmet, Kudret ve Adalet
Cumhuriyet Dönemi hikâyelerinde kötülük olgusu
Olumsuzluk ile eşdeğer tutulan "kötülük" kavramı; din, felsefe, psikoloji, edebiyat gibi alanların çeşitli tanım ve incelemede bulunduğu bir kavram olarak belirir. Kötülüğün tanımından ziyade kötülüğün nasıl bir eylem olarak ortaya çıktığı birçok araştırmacının anlamlandırmaya çalıştığı asıl konudur. Bu anlamlandırma çalışmaları beraberinde "kötülük problemi" olarak adlandırılan bir sorunu doğurur. Kötülük problemi daha çok teolojinin ilgi alanına girer. Teoloji ve felsefe kötülüğü tanrı ile ilişkilendirerek bu konuyu ele alır. Psikoloji ve edebiyat gibi alanlar ise daha ziyade insanın yaşam serüveninden yola çıkar. Kötülüğe dair zengin malzemelerin en yoğun bulunduğu alan edebiyattır. Edebî eserlere bakıldığında hemen hemen her türünde kötülüğün izlerine rastlanır. Edebî tür olarak hikâyeler, hayatın gerçekliğine daha yakın bir düzlem yaratması sebebiyle bu çalışmanın hedef noktasıdır. Türk edebiyatında hikâye, Tanzimat'tan sonra gittikçe gelişme göstererek modern hikâyeyi ortaya çıkarır. Modern hikâyenin edebiyattaki zenginliği Cumhuriyet Dönemi'nde gerçekleşir. Cumhuriyet devri hikâyesi, sosyal gerçekçilik çerçevesinde şekillenerek kendi içerisinde dönemlere ayrılır. Bu dönem hikâyeleri psikoloji ve toplumsal içerikli olmasının yanı sıra kötülüğe dair çeşitli unsurları içinde barındırır. Çalışmada Cumhuriyet Dönemi'ne ait yirmi hikâye kötülük bağlamında incelenir. Çalışmanın amacı; kötülük algısının Cumhuriyet Dönemi hikâyelerinde nasıl yer edindiğini irdeleyerek insanın kurmacaya yansıttığı kötülük ve kötülüğe dair konuları daha anlaşılır kılmaktır.
Zeki Demirkubuz sinemasında kötülüğün sıradanlığı
İnsanoğlu var olduğu günden itibaren hayatı anlamlandırma çabası içinde olmuştur. Bu noktada kötülük kavramı, insanlığın temel uğraşlarından biri haline gelmiştir. Kötülükle doğrudan ya da dolaylı olarak ilişki içinde bulunan insan, kötülüğü tanımlamaya ve anlamlandırmaya çalışmıştır. Bu sebeple değişen dünya düzeni içinde kötülük kavramı farklı zamanlarda farklı temellerde tartışılmıştır. Zamanla kötülüğün varlığı, ifade aracına dönüşerek sanat dallarına yansımıştır. Yedinci sanat olarak kabul görülen sinema, kötülük kavramından en fazla beslenen sanat dallarının başında gelmiştir. Görsel ve işitsel duyuya hitap eden sinema, kötülüğün temsilinde bir araç görevi görmüştür. Toplum yaşantısı ve sinema arasında doğrudan bir ilişki vardır. Türk sineması, başlangıcından günümüze kadar toplumu yansıtan bir ayna görevi görmüştür. Özellikle 1980'li dönemlerde Türkiye coğrafyasında yaşanan gelişmeler, Türk toplumu ve Türk sineması üzerinde doğrudan etkili olmuştur. Bu durum kötülük anlayışını da şekillendirmiştir. 1990'lı yıllarda sinemaya başlayan Zeki Demirkubuz toplumsal sorunları birey üzerinden anlatma yolunu seçerek, kötülük kavramıyla doğrudan ilgilenmiştir. Bu çalışma, kötülüğün günümüzde sıradanlaşması ve sıradanlaşan kötülüğün Zeki Demirkubuz filmlerinde temsillerini göstermeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla birinci bölümde kötülük kavramı tanımlanmaya çalışılarak, kötülüğün Antik Yunan'dan günümüze kadar felsefi boyutta ele alınma biçimlerine değinilmiştir. İkinci bölümde Türk sinemasının gelişim sürecine, bu süreçte kötülüğün ele alınma biçimlerine ve Zeki Demirkubuz sinemasının genel özellikleri dahil kötülük anlayışına yer verilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Zeki Demirkubuz'un Üçüncü Sayfa, Yazgı ve Yeraltı filmlerinin analizi yapılarak, bu filmler üzerinden kötülük olgusu incelenmiştir.
Kötülük problemine iki bakış: Augustinus ve Spinoza
Kötülük problemi felsefe tarihinde epistemoloji, ontoloji, siyaset, etik vb. birçok alanda tartışılan önemli bir konu olmuştur. İnsan var olduğu günden itibaren farklı düzeylerde de olsa bu meseleyle ilgilenmiş, evrendeki kötülükleri anlamlandırma çabasına girmiştir. Çalışmada ele alınacak filozoflardan Augustinus kötülük problemini, teodise ekseninde ele almaktadır. Kötülüğün kaynağını insanın özgür istencinde bulan Augustinus, Tanrı'nın evrendeki kötülüklerden sorumlu olmadığı görüşüyle Ortaçağ düşüncesinde etkili bir isim olmuştur. Çalışmanın diğer filozofu, Modern Dönemin ve Kıta rasyonalistlerinin önemli isimlerinden Spinoza ise kötülük problemini, meşhur Tanrı/Doğa anlayışı üzerine temellendirmiş, meseleyi ele alırken tek töz olarak içkin bir Tanrı anlayışına uygun açıklamalar yapmıştır. Kötülük problemini açıklarken mutluluğa ve dolayısıyla iyiye giden yol olarak gördüğü erdemlilik anlayışını, yaşamda kalmayı sürdürme eğilimi olarak gördüğü conatus öğretisiyle birlikte ele alarak iyi-kötü anlayışını ortaya koymuştur. Bu çalışmada Augustinus ve Spinoza'nın kötülük problemi hakkındaki düşünceleri, kendi felsefe anlayışları ve yaşadıkları çağ içerisinde ele alınacak, iki farklı çağda söz konusu meseleyle ilgili benzerlik ve farklılıklara dikkat çekilecektir.
İslam düşüncesinde engellilik
Engellilik tüm toplumlarda rastlanılan bir durum olması açısından evrensel bir niteliğe sahiptir. Bu yönüyle, dinin sahip olduğu evrensellikle de paralellik göstermektedir. Bundan dolayı ilahiyat alanında yapılması gereken çalışmalarda engellilik konusu önemli bir yer tutmalıdır. Bizim engelliliği konu edindiğimiz araştırmamız da, alanda yapılacak çalışmalara mütevazi bir katkı sağlama teşebbüsüdür. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öncelikle engellilik kavramının çeşitli zeminlerde ki tanımlarına yer verilmiştir. Daha sonra bu tanımlardan hareketle engelliliği ifade edebilecek en makul ifadelerin neler olması gerektiği tartışılmıştır. Son olarak, engelliliğin tarihi seyrine bakılarak belirli dönem ve medeniyetlerde kavramın nasıl yorumlandığı tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde, engelliliğin teolojik yönü irdelenmiştir. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet gibi üç büyük dinin öncülüğünde başlayan bu teolojik araştırma, sınırlı bir şekilde ilkel dinler ve yerel dinlerde de konunun nasıl işlendiğine ışık tutmuştur. Dinlerin engellilik üzerine yorumlarının nerelerde benzeşip nerelerde ayrıştığı bu bölümün muhtevasında yer etmiştir. Üçüncü ve son bölümde Kelam ve İslam Felsefesi alanlarında yer alan engellilik anlatımları işlenmiştir. Kelam'da Mutezile, Eşari ve Maturidi okullarının konu hakkındaki yorumları mercek altına alınırken İslam Felsefesin'de, İbn Sina, Farabi ve İbn Rüşd gibi isimlerin engelliliği hangi başlıklarda ve ne şekilde işlediklerine odaklanılmıştır.
Siyaset, modernite ve postmodernite bağlamında bir kötülük eleştirisi: Hannah arendt ve Zygmunt Bauman ekseninde bir tartışma
Dünya üzerinde birçok zıtlık bir arada bulunmaktadır. İyilik ve kötülük kavramlarının oluşturduğu zıtlık da bunlardan biridir. Bu çalışmada kötülük kavramının bireysel ve toplumsal yönleri değerlendirilerek söz konusu kavramın siyaset arenasına yansımasına kadar izlediği yolda geçirdiği süreçler açıklanmıştır. İnsan doğasında beliren kötülüğün çevreye yansıtılmasında etkili olan seçimler, bir kötülüğün ortaya çıkmasında etkili olan bireysel etkenler ve durumsal etkenler, söz konusu kötülüğün siyasi arenadaki temel yansımaları Adorno, Milgram ve Zimbardo'nun çalışmaları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Arendt ve Bauman ekseninde tartışılan kötülük kavramının kaynakları Arendt'in eserleri üzerinden bireysel ve toplumsal olarak ayrı ayrı ele alınarak üç temel başlık altında belirtilmiş ve Bauman üzerinden modern ve post-modern ayrımı dâhilinde kategorize edilmiştir. Sonuç itibariyle, kötülük kavramının siyasi arenaya taşınması bireysel ve durumsal etkenlerin bileşkesi sonucunda gerçekleşmektedir. Bu sebeple, söz konusu taşınmaya zaman yahut mekân yönüyle bir sınırlandırma getirilememektedir. Dolayısıyla, bu noktada modern yahut post-modern dünyanın hiçbir noktasındaki olası tehlikeler bir diğer noktasındaki olası tehlikelerden ayrı tutulmamalıdır.
Klasik Türk şiirinde kötülüğü temsil eden varlıklar
İnsanlık tarihi iyi ve kötünün mücadelesi ile geçmiştir. Toplum hayatını derinden etkileyen bu mücadelenin edebi metinlere yansıması kadar doğal bir durum olamaz. Klasik Türk şiiri de bu tespitin içindedir. Tercihini iyiden taraf yapan klasik Türk şiiri iyinin daha belirgin hale gelmesi için de kötüye ait unsurları kullanmıştır. Bu tez klasik Türk şiirinde karşılaşılan kötülük düşüncesinin temsilcisi olan varlık ve şahsiyetleri öncelikle tespit etmeyi sonrasında da onların edebi metinlere nasıl yansıdığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Tez; metafizik kötü varlıklar, Kur'ân-ı Kerim'de yer alan kötü şahıslar, dinî muhtevalı eserler ile İslam mitolojisinde yer alan kötü şahıslar ve tarihi kaynaklarda geçen kötü şahıslar ve bunların klasik Türk şiirine yansımaları üzerinde durmaktadır. Kötülüğün temsilcisi şahsiyet veya varlıklar klasik Türk şiirinde özellikle sevgilinin âşığa, rakibin aşığa yaptığı eziyetler ve övülen şahsın devrinde yaşanan kötü olaylar çerçevesinde teşbih unsuru olarak kullanılmıştır. Yine din büyüklerine yapılan haksızlıklarda rol oynayan kötü şahıs ve varlıklar doğrudan objektivasyona başvurulmadan klasik Türk şiirine yansımaktadır. Kısaca tez, kötülük düşüncesinin temsilcisi varlık ve şahısların klasik Türk şiirindeki görünüşü üzerinde dururken aynı zamanda bu şiirin muhteva zenginliğinin bir yönünü de göstermeyi hedeflemektedir.
Filmlerle ahlak felsefesi: İyinin ve kötünün gösterimi üzerine bir soruşturma
İyi ve kötü değerleri, yalnızca günlük hayatın işlerlerinde değil aynı zamanda gerçekliğin aktarımı olarak sinemanın kendi operasyonlarıyla da sıkça önümüze sunulur. Eğer insan davranışına ait belli kuram veya formüller üzerine yoğunlaşmak Etik Felsefesinin başlıca bir göreviyse; eyleme, dönüşüme, gerçekleşmeye ve var olmaya ilişkin sunulara en yatkın sanat olan sinema sanatı da ahlakın iyi'si ve kötü'sü üzerine çokça düşünebilmektedir. Tez, bu anlayış ile birlikte sadece ahlak felsefesinin değil, sinemanın da eylemlere atfettiği değerleri Utanç (Bergman, 1968) filmiyle rasyonel iyi ve kötü, Onur Savaşı (Vinterberg, 2012) filmiyle duygusal iyi ve kötü ve son olarak da Notre Dame'ın Kamburu (Delannoy, 1956) filmiyle estetik iyi ve kötü olarak üçe böler. Anlaşılması ve gelecek sinema felsefesi çalışmalarına ilham olması ümidiyle tez, ahlakın üç kategorisi üzerine düşünürken bunları, filmlerin kendi doğal dünyalarıyla çatışmaya sokar. Dördüncü bölüm ve sonuç bölümünde ise bu kategorileştirmeyi camın dışından izlemeyi önerir. Çalışma, Ahlak Felsefesi adına pek çok kavramdan bahsetmekle kalmaz, bunların yıkım veya tekrardan inşası için okuyucuya birçok ipuçları verir. Sonuç bölümündeyse ahlak felsefesine ait mefhumlar üzerine sinematik çıkarımlarda bulunur.
Anadolu masallarında iyilik ve kötülük motifi
Kolektif bilincin taşıyıcısı olan masallar, geçmişten günümüze kadar geleneksel olanı simgeleyerek varlığını devam ettirmiştir. Masallar, Türk kültür geleneğinin derin izlerini yansıtarak sembollerin diliyle insanlara öğütler vermekte ve toplumsal normlara bağlılığı ifade etmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde sembolik olarak çeşitli anlamlar içermekte ve insan hayatına yön vermektedir. Semboller, farklı varlıklarla ifade edilmekte ve bu varlıklar üzerinden görünür kılınmaya çalışılmaktadır. Masallarda yer alan kötücül güç ve varlıklarla mücadelede hayvanların, insanların, keramet ehli/yardımcı ihtiyarların, doğaüstü/olağanüstü varlıkların, obje/nesne ve sözlerin önemli bir yeri vardır. Kahramanların gölge yanlarını fark ederek bu yanlarından uzaklaşmalarına, bilinç dışı unsurlardan sıyrılarak bireyleşim süreçlerini tamamlamalarına yardımcı olan her türlü varlık, nesne ve sözler kahramanların iyiliği için çalışmakta, kötüleri ve kötülükleri defetmektedir. Gerçek hayat ile hayal edilen hayatın bütünleşmesinden meydana gelen ve geçmiş ile günümüz arasındaki bağlantıyı sağlayarak bugünün şekillenmesine yardımcı olan, bunu yaparken de sembollerin ifade gücünden yararlanan masallar; hayvanlar, insanlar, keramet ehli/yardımcı ihtiyarlar, doğaüstü/olağanüstü varlıklar, obje/nesne ve sözler aracılığıyla kahramanların ruh hallerini, kötülüklerle mücadelelerini, erginlenme yolundaki başarılarını ifade etmeye çalışır. Bu aşamalar, bir yardımcı/rehber/yüce birey ya da yüce ana/yüce ananın yansıması olan varlıklar/mekânlar tarafından desteklenir. Masallarda yer alan hayvanlar, insanlar, obje/nesne ve sözler, kimi zaman rehber/yol gösterici vasıflarıyla kahramanların en büyük yardımcısı ve destekçisiyken kimi zaman engelleyici/yıkıcı/zorba güçler olarak kahramanların aşama kaydetmesinin önündeki en büyük engeldir. Kahraman, zorluklarla/zıtlıklarla mücadele edebildiği ölçüde bu mücadelenin sonunda galip çıkar. Haklı bir galibiyetle sonuçlanan masallarda iyilik yüceltilir. İyilik eden en güzel şekilde mükâfatlandırılırken kötülük eden en ağır cezaya çarptırılır. Masallarda öğreticilik, doğruyu gösterme, anlatılanlardan ders çıkarma ön planda olduğundan masalların değer aktarımındaki rolü de oldukça fazladır. Toplumsal değerlerin korunması ve gelecek nesillere aktarılması masalın ana görevlerinden biridir. Değer yargıları, bir toplumun çoğu tarafından kabul edilen ahlaki ilke ve inançlardır. Değerler, sosyo-kültürel ögelerin anlamlandırılması adına önemli birer araçtır. Toplum hayatında önemli bir yeri olan ve masallara da yansıyan doğruluk, dürüstlük, yalan söylememe, emanete ihanet etmeme, büyüklerin sözünü dinleme, yardıma ihtiyacı olan varlıklara iyilikte bulunma, doğaya zarar vermeme gibi değer yargıları masallar aracılığıyla toplumu oluşturan bireylere kazandırılmaya çalışılmaktadır. Bireylere aktarılmaya çalışılan değer yargılarının insanları eğitme amacı bulunmaktadır. Masallar, değerler eğitimi açısından birçok iletiye sahiptir. Etik iletiler olarak doğruluk, dürüstlük, yalan; sosyolojik iletiler olarak aile, yönetici; psikolojik iletiler olarak umutsuzluğa kapılmamak, sabır ve kararlılık, umut ve şans, iyilik ve kötülük, haklılık ve haksızlık, zekâ ve dikkat, dostluk, arkadaşlık, saygı ve sevgi, bağışlayıcılık ve incelik, cömertlik, hırslarına yenik düşmeden paylaşımda bulunabilme; ekonomik iletiler paranın gücü ve ekonomik dayanışma olarak masallarda görünür kılınmaktadır. Tüm bunlara ek olarak insanlara ve doğaya sevgiyle yaklaşma söz konusudur. İnsanlar, üzerine düşen görev ve sorumlulukların bilincine vararak hareket etmelidir.
Leibniz ve Kant'ta Teodise
Mutlak iyi bir Tanrı'nın varlığına rağmen yeryüzünde hâlâ kötülüğün bulunması, Antik dönemde de filozofların zihinlerini meşgul etmişti. Antik Yunan felsefesinin içerisinden çıkan kötülük problemi, Hristiyan ve Müslüman düşünürler tarafından da ele alınmıştır. Bu problem henüz genç yaştan itibaren Leibniz'in de ilgisini cezbetmiştir. Onun felsefesini incelediğimizde öne çıkan iki unsurun tözler meselesi ve kötülük problemi olduğunu görürüz. Nitekim 17. yüzyıl sonlarından itibaren Leibniz'in ortaya koyduğu monadlar öğretisi Kartezyenizmin sıkı bir eleştirisi olmakla kalmamış, o dönem Katoliklik ve Protestanlık mezhepleri arasındaki pek çok tartışma konusundan birisi olan kötülük ve günahın mahiyeti alanına da uzanan neticeleri olmuştur. Tarihi gidişat Leibniz felsefesinin aleyhine gelişmiş ve Leibniz'e yöneltilen eleştiriler onun monadlar öğretisi üzerine değil, o öğretinin bir uzantısı olan 'mümkünlerin en iyisi' kavramı üstünde yoğunlaşmıştır. Aldığı eğitim gereği Leibniz felsefesini yakından tanıyan Immanuel Kant ise tarihi olgulardan dolayı henüz kariyerinin başındayken kötülük ve Tanrı'nın inayeti hakkında makaleler yazmak durumunda kalmıştır. Kant'ın erken dönemindeki felsefesinde Leibnizci eğilimler görürüz fakat olgunluk döneminde ise bunun yerini özgün bir felsefe almıştır. Kant'ın Leibnizci düşünceye bakışı, ona getirdiği eleştiriler ve kendisini Leibnizci teodiseden sıyırarak, kötülük problemine kendi felsefesi içerisinde tutarlı bir cevap verme girişimi, Leibniz'in felsefesine daha eleştirel bakabilmemizi sağlamaya hizmet eder. Ayrıca Kant'ın kendi teodise görüşü de, felsefe tarihinin bu en köklü problemlerinden birisini aydınlatma hususunda bizatihi önemlidir. Bu çalışma, problemin kısa bir tarihçesini sunduktan sonra Leibniz ve Kant teodiselerinin birbirleriyle hem temeldeki hem de sonuçtaki ilişki ve farklılıklarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Kötülük Problemi, Tanrısal İnayet, Teodise, Leibnizci Teodise, Kantçı Teodise.
Kötülük olgusu ve Tanzimat Devri Türk romanında kötülük
İyilik ve kötülük, birbirine karşıt iki basit kavram olmaktan çok birbirinde tamamlanan derinlikli kavramlardır. Aydınlanma düşüncesi ile birlikte dünyanın düzeni değişirken değerler sistemi de önemli oranda değişmiştir. Tanrı'nın dünyadan kovulması ve imanın yerini aklın almasıyla iyilik, içi boş bir kavrama dönüşürken kötülük de bağımsızlığını ilan etmiştir. Tanzimat Devri de Aydınlanma düşüncesinin Osmanlıya girdiği ve bu sebeple düşünce sisteminde pek çok yeniliğin ortaya çıktığı bir dönemdir. Bu değişim, öncelikle Tanzimat aydınının Tanrı tasavvurunu değiştirmiş ardından bu değişim evren, insan, mekân ve zaman şeklinde genişlemiştir. Bu değişimlerin odak noktası iyi ve kötü algısıdır. Tanzimat Devri Türk Edebiyatı bu açıdan klasik formların ve geleneksel anlayışın dışına çıkılan bir devrin edebiyatıdır. Yine bu edebi değişimin odağında da iyi ve kötü algısı bulunmaktadır. Tanzimat Devri Türk romanında kötülüğü incelediğimiz çalışmamızda kötülüğün gerek bir problem olarak ortaya çıkışını gerekse estetik bir değer olarak kurgulanışını ele almaya çalıştık ve bunu bir devrin değişim perspektifinden değerlendirmeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Kötülük, kötü, kötücül, iyilik, iyi, iyicil, Tanzimat romanı.
İhvan-ı Safa risalelerinde kötülük problemi
Kötülük problemi, Din Felsefesi Bilim Dalı'nın ilgilendiği temel problemlerden birisidir. Bu problemin temeli, varlık âlemindeki çeşitli kötülüklerin, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, mutlak adalet ve iyilik sahibi bir Tanrı'nın varlığı ile çeliştiğine dair iddiadır. Bu iddia, Tanrı'nın varlığını reddeden ateistler, O'nun varlığı veya yokluğunu bilmemiz imkânsızdır diyen agnostikler ile O'nun varlığı konusunda şüphe içerisinde kalan septiklerin temel dayanaklarından birisidir. Bu çalışmada, Kindi ve Farabi ile birlikte İslam Felsefesinin ilk temsilcilerinden sayılan İhvan-ı Safa'nın kötülük problemine bakış açısı ve onun çözümüne yönelik önerdiği çözüm yolları ele alınmıştır. İhvan-ı Safa'ya göre, her şeyi yoktan var eden, mutlak ilim, kudret, hikmet ve iyilik sahibi, ezeli ve ebedi olan, hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu bir Tanrı vardır. Bu âlem ve içindeki her şey, Tanrı tarafından yaratılmıştır. Bu âlemin yaratılışında ve düzeninde hiçbir problem yoktur. Bu âlemde var olan her şey, olması gerektiği zaman, mekân ve şekilde var olmuştur. Bazı zamanlarda, bazı tikel varlıkları olumsuz etkileyen sınırlı sayıdaki birtakım gelişmeler, tümelin yararına olduğu için, kötülük olarak değerlendirilip sorumluluğu Tanrı'ya yüklenemez. İnsanların özgür iradeleriyle işledikleri kötülüklerin sorumluluğu ise, bu kötülüğe sebep olan kişilere aittir. Bu tür kötülükler, ahirette failleri cezalandırılarak, mağdurları ise ödüllendirilerek telafi edilecektir. Anahtar Kelimeler: İhvan-ı Safa, Tanrı, Âlem, İyilik, Kötülük, Tümel Varlık,Tikel Varlık.
Immanuel Kant'a göre radikal kötülük bağlamında erdemli toplumun imkânı meselesi
Bu çalışma, Kantçı bir bakış açısına göre erdem toplumunun imkânını, ahlak, hukuk, din, radikal kötülük ve bu ana meselelerin ihata ettiği diğer alt kavramlar çerçevesinde tartışmıştır. Fakat bunu yapmak için gerekli olan ahlak kavramının tanımı, özgürlüğün mahiyeti ve bu mahiyet bağlamında, Tanrı ve ruhun ölümsüzlüğünün ne ifade ettiğine dair Kantçı projenin temel argümanlarını da ele almıştır. Ayrıca bir toplumun oluşma sürecini ifade eden sözleşme, mülkiyet, sensus communis (müşterek his) ve devlet gibi mefhumları da irdelemiştir. Tüm bunları yaparken bahsi geçen kavramlar arasındaki bağlamı tesis etmek için yargı gücü ve alt başlıkları da (güzel, yüce, ereksel doğa, tarihsel ilerleme) konumuzun çerçevesini aşmayacak şekilde işlenmiştir.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hikâye ve romanlarında kötülük olgusu
Bu tez çalışmasındaki temel amaç, farklı disiplin alanları içerisinde tartışılan kötülük olgusunu Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hikâye ve romanlarında incelemektir. Çalışma; "Giriş", "Sonuç" ve "Kaynakça" başlıkları dışında iki ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın kuramsal çerçevesinin çizildiği "Kötülük" başlığını taşıyan ilk bölümünde, öncelikle kötülük kavramı ele alınmış ve kavram mitolojik, dini ve psikolojik açıdan irdelenmiştir. Çalışmanın temelini oluşturan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın roman ve hikâyeleri, "İnceleme" başlığını taşıyan ikinci bölümde; kötülük olgusu etrafında incelenmiştir. Bu bölümde Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hikâye ve romanları hem tema hem de kahramanlar açısından ele alınmıştır. Öncelikle edebi eserler "Arzu", "Ölüm" ve "Medeniyetin Çöküşü" alt başlıklarında tematik açıdan incelenmiş; ardından toplumsal değişimler ile birlikte meydana gelen ahlaki, sosyal ve psikolojik kötülük unsurları ortaya konmaya çalışılmıştır. Daha sonra "Kötücül Kahramanlar" ve "Kötülüğe Maruz Kalan Kahramanlar" alt başlıklarında kötülük olgusu kahramanlar ve kahramanların birbirleri ile ilişkileri üzerinden irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ahmet Hamdi Tanpınar, Kötülük, Kötücül Kahramanlar.
Peyami Safa'nın romanlarında kötülük olgusu
Bu tez çalışmasındaki temel amaç, farklı disiplinlerde tartışılan kötülük olgusunu Peyami Safa'nın romanlarında incelemektir. Çalışma; "Giriş", "Sonuç" ve "Kaynakça" haricinde üç ana bölümden oluşmuştur. Çalışmanın çerçevesinin çizildiği "Kötülük" isimli ilk bölümde kötülük ve kötülükle ilişkili kavramlar "Felsefede Kötülük", "Dinde Kötülük" ve "Psikolojide Kötülük" başlıkları altında irdelenmiştir. Çalışmanın Peyami Safa ile ilgili temellerin atıldığı "Peyami Safa'nın Hayatı ve Edebi Kişiliği" isimli ikinci bölümde; sanatçının hayatı, edebi şahsiyeti ve romanlarına yönelik bilgiler verilerek yaşadığı döneme ilişkin önemli bilgiler sunulmuştur. Çalışmanın temelini oluşturan Peyami Safa'nın romanları, "İnceleme" başlığını taşıyan üçüncü bölümde; kötülük olgusu etrafında değerlendirilmiştir. "Şahıslar Kadrosunun Kötülük Açısından Değerlendirilmesi" isimli ilk başlıkta; kötülük olgusu kahramanlar ve kahramanların birbirleri ile ilişkileri iyi ve karşıt güçler üzerinden kronolojik bir sırayla irdelenmiştir. Böylelikle kahramanların kötülüğe kazandırdıkları aktif rol sunulmuştur. Çalışmanın ikinci başlığı "Bireysel olarak Kötülüğün Kökenleri" altında kötülük; "Arzu", "Beden", "Madde", "İrade" alt başlıklarıyla incelenmiştir. Bunun akabinde "Toplumsal Olarak Kötülüğün Kökenleri" başlığında ise toplumsal sınırlar ve bu sınırlara ait değer yargıları çerçevesinde meydana gelen kötülükler; "Medeniyet Krizi ve Kültürel Çatışmalar", "Savaş", "Aile Yoksunluğu" ve "Evlilik ve Sadakatsizlik" isimli alt başlıklar üzerinden irdelenmiştir. Ardından bireysel ve toplumsal değişimler ile birlikte meydana gelen ahlaki, sosyal ve psikolojik kötülük; "Kötülüğün Sonuçları ve Ceza" başlığı altında "Ölüm" ve "Hastalık" alt başlıkları etrafında incelenmiştir. Daha sonra "Kötülüğün Mekân Üzerinden Kurgulanışı" başlığıyla mekânlar ve kahramanların ilişkisi kötülük olgusu etrafında irdelenmiş ve çalışma tamamlanmıştır.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun romanlarında kötülük olgusu
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Cumhuriyet döneminin en önemli yazarlarından biridir. İmparatorluktan Cumhuriyet'e doğru yaşanan değişimler ve dönüşümler, onun eserlerinde kendini göstermektedir. Yakup Kadri'nin eserleri belirli açılardan incelenmeye uygun bir nitelik taşımaktadır. Kötülük olgusu çerçevesinde yapılabilecek bir çalışma da bu açılardan biridir. Bu tez çalışması, kötülük olgusunu Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun romanlarında incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, "Giriş", 'Kuramsal Çerçeve", "İnceleme", "Sonuç" ve "Kaynakça"dan meydana gelmektedir. Kötülük olgusunun kuramsal çerçevesinin ele alındığı "Kötülük" başlıklı bölümde, kötü ve kötülük kavramı irdelenmiş, kötülük mitolojik, dini ve psikolojik açıdan ele alınmıştır. Çalışmanın inceleme bölümünde Yakup Kadri'nin yaşamı, edebi kişiliği ve eserleri ele alınmıştır. Bu bölümde Yakup Kadri'nin romanları kötülük olgusu çerçevesinde incelenmiştir. Yakup Kadri'nin romanları öncelikle "Arzu", "Medeniyet Değişimi ve Ahlaki Yozlaşma", "Savaş" başlıkları altında tematik yönden ele alınmış; ardından romanlar "Kötü Kahramanlar" ve "Kötülüğe Maruz Kalan Kahramanlar" alt başlıklarında kahramanlar düzeyinde irdelenmiştir. Daha sonrasında ise "Kötülük ve Mekân" başlığı ile romanlarda kötülük ve mekân ilişkisi incelenmiş ve çalışma tamamlanmıştır. Yapılan çalışmanın, Yakup Kadri'nin romancılığına ve Türk edebiyatı çalışmalarına katkısının olması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Kötülük, Kötücül Kahramanlar.
Kelam ilmi açısından Kur'an'da Allah'ın şer ile ilişkisi
Neredeyse insanlık tarihi kadar kadim bir geçmişe sahip olan "dış dünyadaki kötülükler ile sonsuz merhamet ve adalet sahibi bir tanrının varlığını uzlaştırma sorunu" olarak ifade edilebileceğimiz kötülük problemi, tarih boyunca hemen hemen tüm dinlerin gündemini meşgul etmiş, hatta bazı dinlerin öğretilerinin şekillenmesinde büyük ölçüde rol oynamıştır. Özellikle "tüm eksikliklerden münezzeh bir tanrı" tasavvurunun merkezde olduğu teist dinler için mevzu bahis olan bu problemin iz düşümlerine İslam düşünce tarihinde de rastlamak mümkündür. İslam düşünce geleneğinde, İslami ilimlerin itikadi/inanç boyutunu oluşturan kelam ilminin sahasında tartışılan bu konu, aslî bir mevzu olmaktan çok talî bir mevzu olarak "Ef‟âl- i İbâd" bölümünün alt konuları kapsamında değerlendirilmiştir. Bu çalışmada şer kelimesinin kavramsal çerçevesine değinmek suretiyle konuya giriş yapıldıktan sonra, birinci bölümde şer problemi ve ona bağlı olarak da teodise girişimlerinin tarihi serüveni ele alınmış, bu anlamda kelam ilminin ef‟al-i ibad bölümündeki alt konular şer problemi bağlamında ve kelam ekolleri (Mu‟tezile-Maturidi-Eş‟ari) eksenli olarak irdelenmiş, ikinci bölümde ise şer olgusunun Kur‟an-ı Kerim‟de ele alınışı incelenmek suretiyle Kur‟an muhtevasından bir teodise örneğinin mevcudiyyeti temellendirilmeye çalışılmıştır. Son olarak da kelam ekollerinin probleme dair izahatları Kur‟an süzgecinden geçirilerek, kelam geleneğinde ilahi adalet adına Kur‟an‟ın beyanları ile paralel olarak hem akıl hem de vahiyle uyumlu en makul savunu tespit edilerek, ateizmin en güçlü argümanlarından biri olarak kabul edilen kötülük probleminin çözümüne katkı sunulmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler Kötülük, Şer, Teodise, Adalet, Zulüm, Ef‟al-i İbad, Kelam, Kur‟an.
Russell Felsefesinde tanrı ve kötülük problemi
Bu çalışmamızda Russell'ın Tanrı ve kötülükle ilgili düşüncelerini din felsefesi açısından incelemeye çalıştık. Russell Kilise'nin tutumundan hayatı boyunca son derece rahatsız olmuştur. Özellikle insanların özgürlüklerine müdahale edilmesi acımasızca ve adeta işkence mahiyetince cezaların uygulanması din karşı bir soğukluk geliştirmesine sebep olmuştur. Ayrıca Russell bir taraftan Tanrı'nın varlığı ispatlama noktasında agnostik olduğunu söylerken diğer taraftan Tanrı'nın ispatlanamayacağı yönünde görüş belirtmeyi tercih etmiştir. Bu da onun çelişkili yönlerinden biridir. Russell'ın inancının kaynağı olarak korku, nefret, adalet gibi duyguları dile getirmesi de dine karşı aldığı olumsuz tavrı göstermektedir. Ancak tün insanların bu sebepten dolayı dine inanması fikri tutarlı bir fikir değildir. Tanrının varlığı probleminin yanı sıra Russell'ın Din felsefesinin önemli konularından birisi olan Kötülük Problemini Tanrı'nın varlığı aleyhine kullanıp kullanmadığını analitik bir metotla incelemeye çalıştık. Tezimizde Russell'ın tabi kötülük ve ahlaki kötülük delilini kullanarak Tanrı'nın iyi, adil ve merhametli olduğu şeklindeki anlayışa getirmiş olduğu itirazları tahlil etmeye çalıştık. Görebildiğimiz kadarıyla, Russell'ın itirazları teistik ahlaka yönelerek Tanrı'nın iyi, adil ve merhametli olmasına rağmen tabii ve ahlaki kötülüğe dünyada izin vermesinin kabul edilmez olduğu noktasında toplanmaktadır. Bizim Russell'a karşı yapmaya çalıştığımız kötülük problemi çabasında ise, Tanrı'nın adaletiyle kudreti arasındaki ikileme dikkat çekilmiştir. Kanaatimizce, bu ikilemin çözümü, teolojik ahlakın değil, ahlak teolojisinin Tanrı tasavvurunda bulunmaktadır. Russell, bu ikisi arasındaki farka dikkat etmeksizin teizmi "dogmatik bir inanç" olarak kabul ettiği ve ahlak teolojisindeki değeri görmediği için Tanrı, insan ve evren tasavvurunda teizmi haksız bir şekilde eleştirmiştir. Diyebiliriz ki, Russell'ın iddia ettiği şekliyle kötülük problemi, monoteist dinler için bir tehlike oluşturmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Tanrı, Russell, Ahlak, İnanç, Mantık, Kötülük.
Mevlânâ'nın Mesnevî'sinde kötülük problemi
Kötülük probleminden bahseden farklı kişi ve düşünce ekollerinin bu probleme değişik çözüm önerileri sunduğu görülmektedir. Kötülük ve iyilik kavramlarına, bir sûfi gözüyle bakan Mevlânâ, kötülük çeşitlerinden en çok ahlâkî olanı üzerinde durur. O'nun asıl gayesi insanın mutluluğuna engel olan sebepleri belirlemek ve bunları ortadan kaldırmaktır. Mevlânâ'ya göre kötülüğe yönelten âmiller Şeytan, nefs, aklı kullanamama ve kötü çevredir. Onun düşüncesinde mutlak kötülük diye bir anlayışın yer almadığı, kötülüklere göreceli bir anlayışla bakmak gerektiği üzerinde durduğu görülmektedir.Mevlânâ Celaleddin er-Rûmî'nin Tanrı anlayışı optimisttir. Allah'ı mutlak iyi ve mükemmel varlık olarak gören Mevlânâ, O'nun takdir ettiği her şeyin de bu iyiliğin bir sonucu olduğunu düşünür. Allah'ın isim, sıfat ve fiillerinin iyiliği, O'nun iyiliğine kanıt olarak gösterilebilir. İnsanı değerli olarak yaratması da bu kanıtlardan sayılır. Mevlânâ, kötülük diye ileri sürülenlerle Tanrı'nın iyiliğini şu gerekçelerle uzlaştırmaktadır: İmtihan için kötülük, sınırlı bilgiden dolayı kötü sanılan iyilik, hikmeti kavrayamama, göreceli iyilik, iyinin kıymetinin bilinmesi için kötülük ve ruhi olgunluk için kötülük. Mevlânâ, kötülüklere karşı takınılması gereken tavır ve tutumun nasıl olması gerektiği konusunda da tavsiyelerde bulunur.Mevlânâ, felsefede kötülük problemi veya teodise olarak kabul edilen bu konuyu, kendi düşünce sistemi içinde oldukça tatmin edici bir şekilde çözmüştür. Allah sevgisini anlayışının merkezine koymuş olan Mevlânâ, kötülük problemini de bu çerçevede ele almıştır. O'na göre, Allah'ın kötülükleri vermesi (paradoksal gibi gözükse de) O'nun Kemâl'indendir.Anahtar Kelimeler: Mevlânâ, Tanrı'nın İyiliği, Kötülük Problemi, Mesnevî.
Frederick Robert Tennant'ta kötülük-günah ilişkisi
?Frederick Robert Tennant'ta Kötülük- Günah İlişkisi? adlı bu çalışma ile din felsefesi alanında önemli problem olarak karşımıza çıkan ?kötülük problemi? ve Hıristiyan teolojinin temelini oluşturan ?günah? kavramını Tennant'ın eserleri kapsamında inceledik. ?Günah? kavramında asli günah ve düşüş kavramlarını açıklayarak, bu minvalde Teizmin karşısına çıkan güçlükleri tespit etmeye çalıştık. Problem tespiti ve kavramların açıklanmasından sonra Tennant'a göre kötülük-günah ilişkisini ortaya koymaya çabaladık. Bu çalışma ile Tennant'ın kötülük-günah ilişkisine bakışını açıklamayı gaye edindik.Giriş Bölümü'nde, daha önce kendisi hakkında her hangi bir bilimsel çalışma yapılmadığı için Tennant'ın hayatı ve eserleri hakkında açıklamalar da bulunduk. Bu kısımda onun akademik arka planına, çalıştığı akademik birimlere ve bir din adamı olarak aldığı unvanlara değindik. Daha sonra, kronolojik sıralamayı dikkate alarak Tennant'ın çalışmalarının içeriğine dair bilgilere yer verdik. Ayrıca onun kişisel ayırt edici özellikleri ve düşünce sistemi hakkında bilgi sunmaya gayret ettik.I. Bölüm'de, Tennant'ın felsefe sisteminde kötülük problemini iki başlık altında ele aldık. İlk başlıkta Tennant'ın sınıflandırmasına göre ?fiziki kötülük ve Tanrının iradesi ile ilişkisi?ne, ikinci başlıkta ise ?ahlaki kötülük ve bunun insan iradesi ile ilişkisi?ne değinerek özgürlük hakkında Tennant'ın düşüncelerini ifade etmeye çalıştık.II. bölüm'de, ?günah? kavramı, bu kavramla birlikte Teizmin karşılaştığı güçlükler ve Tennant'ın Teizmi savunması, delillendirmesi hakkındadır. Onun kendi eserlerinden yola çıkarak açıklamaya çalıştığımız `asli günah' ve `düşüş' kavramlarına da bu doğrultuda yer verdik.III. bölüm'de, Tennant'ın empirik metodunu temel alarak, ilk iki bölümde açıklamaya çalıştığımız kötülük problemi ve günah kavramı arasında ilişki kurmaya çalıştık. Bu ilişkide onun felsefe sistemine kısaca değinerek konuyu ana hatlarıyla açıklamaya gayret ettik.Sonuç bölümünde ise, çalışmamızın temelini oluşturan kavramlar ve bu kavramların ilişkilendirilmesine değinerek Tennant'ın eserlerinin içerik ve metodunu, bu ilişki hakkındaki açıklamalarını değerlendirdik.
Revisiting the canon: Evolution of evil in American Gothic short fiction
Literature, since its beginning, has aimed to portray man?s complex nature. In addition to this, criticising its own era and the values and beliefs that shaped that era is one of the main motives of literature. Especially, since 17th century, along with ?modernization? of man, these motives have gained acceleration. When the popularity of desire for progress and rationalism have merged with the dogmatic religion, which normally stands at the opposite of rational thinking, the necessary ground for the birth of gothic as a literary genre has become mature. In this respect, Gothic literature since its birth, have served to reveal comparatively darker aspects of history and human nature along with the tensions of the era it has been written through the bizarre and extreme emotions it creates. American Gothic fiction enables American writers to present an alternative criticism of their culture and history. This literary genre also allows them to reach and reflect dark and hidden parts of human psyche to its readers at the same time. These writers convey a nightmarish American experience through using the elements unique to their own culture in addition to some universal elements. These writers present another reality beyond the traditional plot and perceptions and tell stories about evil, good and bad, virtue, humankind and world embellished with awesome and eerie images, suspense and terror in their fiction. Gilman and Hawthorne, whom I have chosen for their tendency to different subjects with a similar approach, tell us the story of a desperate individual, whose experience is shaped by his/her complex inborn psychology as well as the social construction of the era which also has a great influence on human psychology and behaviours, in a fascinating way.Key Words: 1) Gothic Literature 2) American Gothic Short Fiction 3) Psychoanalysis 4) Charlotte Perkins Gilman 5) Nathaniel Hawthorne
Arthur Schopenhauer'ın din anlayışı
Bu tezin amacı, Arthur Schopenhauer'ın din anlayışını ele almaktır. Çalışmada, Arthur Schopenhauer'ın tek ve çok tanrılı dinlere yönelik yaklaşımı irdelenmiştir. Çalışma kapsamında, Schopenhauer'ın dinin kaynağına ve dinin gerekli olup olmadığına dair düşüncelerinin yanı sıra din-sanat ve din-bilgi ilişkisi hakkındaki kanaatleri de ele alınmıştır. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümü, Schopenhauer'ın hayatını ve eserlerini konu edinmektedir. Yaşadığı dönemin genel nitelikleri Schopenhauer'ın düşüncesi üzerinde yarattığı etkiler göz önünde bulundurularak bu bölüm dâhilinde ayrıca tartışılmıştır. Schopenhauer'ın insan ve irade anlayışının tartışıldığı ikinci bölüm temel olarak onun din anlayışını ele almaktadır. Üçüncü bölümde ise filozofun ölüm ve ölümsüzlük düşüncesi ile Budizm ve buna bağlı olarak insanın kurtuluş yolları hakkındaki kanaatleri tartışılmaktadır. Schopenhauer'ın genel anlamda dinlere karşı olumsuz bir tavır sergilediği görülmektedir. Fakat bu olumsuz tavrın daha çok tek tanrılı dinlere karşı olduğu söylenebilir. Schopenhauer Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam gibi dinleri hoşgörüsüz, gaddar ve hakikatten uzak olarak görürken eski Yunan dinî inanışlarını ise hoşgörüye dayalı ve daha ılımlı bulmaktadır. Tek tanrılı dinlerin vahiy, mucize ve dogmalar ile hakikatten uzaklaştığını dile getiren Schopenhauer, dinleri ahlakı olumlu yönde tetikleyen ve kötülüklerin azalmasını sağlayan birer faktör olarak kabul etmemektedir. O, hayatın bizatihi acı ve kötülükten ibaret olduğunu, insanın bu kötülükten 'istenç' olgusuna karşı çıkarak ve sanata önem vererek kurtulacağını ifade etmektedir. Anahtar Sözcükler: Schopenhauer, Din, Kötülük, İstenç, Budizm
Platon'da kötülüğün teolojik kökenleri
Platon'un felsefe anlayışı içerisinde kötülüğün ortaya çıkışı ve konumlandırılması hem anlam olarak teolojik ve mitsel açıdan ele alınacak hem de kavram takibi yapılmıştır. Platon'un ahlak anlayışı içerisinde kötülük kavramı, devlet için kötülük, insana bağlı ve insandan bağımsız kötülük gibi kavramsal olarak birbirlerinden farklı şekillerde kullanılmıştır. Platon'un felsefesinde kötülüğün ortaya çıkışının teolojik nedenleri, Homeros, Hesiodos ve Orfik metinler gibi mitolojik metinler yardımıyla ele alınarak incelenecek ve farklı kavramsal kötülük kullanımları takip edilmiştir. Platon ruh anlayışı üzerinden şekillendirdiği devlet yapısı içerisinde kötüyü nasıl konumlandırdığı incelenmiştir. Timaios metninde tanrısal bir yaratım ile oluşan her şeyin içerisinde kötünün varlığı soruşturulacak. Yasalar eseri ile tanrısal yasalar koyarak kötü olan şeylerden toplumu korumanın yöntemi araştırılmıştır. Platon'un kötülüğü adlandırırken farklı kavramlar kullanması nedeniyle, kötülüğü ifade etmek için kullandığı kavramları, etkilendiği filozoflar ve daha temel olarak mitolojik metinler üzerinden kavramsal takibi yapılarak kavramların dönüşümü ortaya konmaya çalışılmıştır. Temel diyaloglar olarak Timaios, Yasalar ve Devlet diyalogları üzerinde durulmuştur. Platon'un diyaloglarında mitolojik metinlere yaptığı atıflar kötülük kavramı çerçevesinde yeniden ele alınarak analiz edilmiştir. Platon'un felsefesi içerisinde kötülüğün oluşumunun tarihsel ve kavramsal arka planı takip edilerek kötülüğün nasıl bir değişim geçirdiği ortaya konmuştur. Platon'un kötülük anlayışının tam olarak nereden beslenerek ortaya çıktığı ve kendi düşünce dünyasında nasıl değiştiği net bir şekilde otaya konmuştur.