Married couples
202 theses under this subject heading
Evli bireylerde cinsel doyum: Cinsel benlik şemaları, meta-duygudurum ve duygu ifadesinin rolü
İnsanlık tarihi boyunca ele alınıp tartışılan cinsel doyumun kavramsallaştırılması hususunda farklı fikirler bulunmakla birlikte evlilikler için önemi konusu araştırmacıları ortak bir paydada toplamıştır. Evlilikler için büyük öneme sahip cinsel doyumun elde edilmesinde pek çok faktörün etkili olabildiği bilinmektedir. Cinsel doyumun elde edilmesine yönelik çalışmalar incelendiğinde, bireylerin duygularını işlemleme becerileri, bireyin kendi cinselliği hakkındaki bilişsel genellemeleri ve duygu ifadeleri konularına değinilmediği fark edilmiş; cinsel doyum ile ilişkili olabileceği düşünülen meta-duygudurum, cinsel benlik şemaları ve duygu ifadesi ilişkilerinin incelenmesi bu tez çalışmasının amacını oluşturmuştur. Yapılan korelasyon ve aracı değişken analizleri sonucunda, ilgili değişkenlerin cinsel doyum ile ilişkili olduğu, meta-duygudurum ile kurulan aracı değişken analizinin anlamlı sonuçlar verdiği ancak cinsel benlik şemalarını içeren aracı değişken analizinin anlamlı olmadığı bulguları edinilmiştir. Bulgular, bireylerin duygularına dikkat etmeleri, duygularını açıklayabilmeleri, duygularını onarabilme ve gerektiğinde değiştirebilme becerilerini kapsayan meta-duygudurumun cinsel doyum ile ilişkili olduğu ve bu ilişkiye duygu ifadesinin aracılık ettiğini gösterir niteliktedir. Bireyin kendi cinsel yaşamı hakkındaki bilişsel genellemeleri ve cinsel doyum arasındaki ilişkiye duygu ifadesinin eşlik etmiyor oluşu ile ilgili değerlendirmelerde bulunulmuştur. Elde edilen bulgular alanyazından edinilen bilgiler dahilinde değerlendirilerek tartışılmış, çalışmanın alanyazına katkıları, sahip olduğu sınırlılıklar ve gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
Evlilik sadakati: Bir model testi
Bu çalışmada evlilikte sadakatsizlik, eş desteği, evlilik ilişkisi niteliği ve cinsel yaşam memnuniyetsizliği değişkenleri arasındaki ilişkilerin yapısal eşitlik modellemesi ile incelenmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte, bu çalışma kapsamında Evlilik Sadakatsizliği Ölçeği ve Eş İlişkileri Nitelik Algısı Ölçeği geliştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu, 2019 yılında araştırmaya katılmayı kabul eden 610 evli bireyden oluşmaktadır. Veriler, Evlilik Sadakatsizliği Ölçeği, Evlilik İlişkisi Nitelik Algısı Ölçeği, Eş Desteği Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 20.0, LISREL 8.7 ve AMOS istatistik programları kullanılmıştır. Evlilik Sadakatsizliği Ölçeği ve Evlilik İlişkisi Nitelik Algısı Ölçeği geliştirilme aşamasında açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca değişkenler arasındaki yordama gücü ve aracılık rolünü ortaya koyabilmek için yapısal eşitlik modelinden yararlanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, Türkiye kültüründe evli bireyler üzerinde geliştirilmiş olan Evlilik Sadakatsizliği Ölçeği ve Evlilik İlişkisi Nitelik Algısı Ölçeğinin geçerli ve güvenilir bir ölçme araçları oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda Evlilik Sadakati Model Testine göre eş desteği ve evlilik ilişkisi niteliği, evlilik sadakatsizliğini doğrudan ve anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Eş desteğinin ise evlilik sadakatsizliğini evlilik ilişkisi niteliği aracılığıyla anlamlı düzeyde yordadığı görülmüştür. Modelden elde edilen diğer bir bulguya göre, eş desteği ve cinsel yaşam memnuniyetsizliği, evlilik ilişkisi niteliğini anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Ayrıca eş desteği, evlilik ilişkisi niteliğini cinsel yaşam memnuniyetsizliği aracılığıyla anlamlı düzeyde yordamaktadır. Bulgular Evlilik Sadakati Model Testinin kabul edilebilir düzeyde olduğunu göstermektedir. Bulgular ışığında araştırmacılara, uygulayıcılara, evli bireylere ve aile ve evlilik konusunda politika yapıcılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Türk Hukukunda evlat edinme
Türk hukuk sistemine 743 Sayılı Eski Kanun ile girmiş olan evlat edinme müessesesi, bu kanunda alt soyu olmayan kimselere tanınmış bir hak mahiyetinde olmakla birlikte evlat edinilenin menfaatine ilişkin düzenlemeler açısından da oldukça zayıf bir uygulamaydı. Kanun koyucunun bu noktada yaptığı yenilikler ve değişimler neticesinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'da bu müessese "evlat edinilen küçüğün yüksek menfaati" gözetilmek kaydıyla yeniden düzenlenmiş ve birçok konuda iyileştirmeler yapılmıştır. Artık altsoyu olan kimseler de altsoyun menfaati zedelenmeyecek şekilde evlat edinebilmekte ve benzer şekilde evlat edinilenin de bu noktada altsoyla olan ilişkisinde menfaatlerine zarar gelmemesi gözetilmektedir. Diğer yandan, evlat edinilenin biyolojik anne babası ile kendisinin de bu süreçte rızasının olması kanun ile belirlenmiş kural olarak karşımıza çıkmaktadır. Şayet küçüğün ehil olmaması durumu söz konusu ise bu noktada mahkemenin atayacağı kayyum rıza mercii olarak tanınmaktadır. Diğer taraftan evlat edinme yaşı olarak önceki kanunun kabul ettiği 35 yaş sınırı 30 yaşa indirilmiş ve evli çiftlerin evlat edinmesinde birlikte evlat edinme zorunluluğu getirilmiştir. Böylelikle çiftlerin herhangi birinin rızası olmaması halinde doğacak ihtilaf ve sorunlu hallerin önüne geçilmeye çalışılmıştır.
Türk Hukukunda anlaşmalı boşanma
3444 Sayılı Yasa ile yapılan düzenlemeler sonrasında anlaşmalı boşanmanın Türk Hukuku'nda yer bulması öncesinde Eski Medeni Kanun'un taraflara anlaşma konusunda 150/V madde hükmü uyarınca boşanmanın yan sonuçları için anlaşma imkanı tanıdığı görülmektedir. Yapılan değişiklikle bu husus korunmuş, beraberinde yeni bir madde ile (TMK m.166/III) boşanmaya karar verilmesi, mali sonuçları ve çocukların velayetleri hususunda da tarafların anlaşabilmesine olanak tanınmıştır. Böylelikle tarafların boşanmaya karar vermeleri halinde birlikte başvurmaları veya birinin başvurusunu diğerinin kabul etmesi halinde anlaşmalı boşanma başlığı ile dava kurulabilir olmuştur. Tarafların en az bir yıl süre ile evli kalmış olmaları süre şartı ile açılabilen anlaşmalı boşanma davasında, boşanmanın velayet, nafaka, tazminat gibi sonuçları üzerinde anlaşmaya varılabildiği takdirde hakim boşanmaya hükmedebilmektedir. Bu noktada önemli olan, tarafların özgür iradelerini beyan etmeleri ve anlaşmanın özgür irade ile sağlanmış olması gerekmektedir. Yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası gibi hususlarda taraflar anlaşmış olsalar bile hakimin uygun görmemesi halinde bu hususlara ilişkin anlaşma yok hükmünde olup hakimin takdirine muhtaçtır. Bununla birlikte boşanmanın doğurduğu sonuçlardan olan mal rejiminin tasfiyesi de yine tarafların tabi oldukları mal rejimi kaideleri doğrultusunda gerçekleşebilmekte, kanunlarla belirlenmiş hususlara ilişkin aksi yöndeki anlaşma konuları geçerlilik taşımamaktadır. Anahtar Kelimeler: Boşanma, Anlaşmalı Boşanma, Anlaşmalı Boşanmada Taraflar, Anlaşmalı Boşanmada Çocuklar.
Çatalca'da yaşayan evli bireylerin bağlanma stilleri, romantik kıskançlık düzeyi ve evlilik doyumu arasındaki ilişki
Bu araştırmada Çatalca'da yaşayan evli bireylerin bağlanma biçimleri, kıskançlık düzeyleri, evlilik doyumları arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olup olmadığı ve bu değişkenlerin cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, evlilik süresi, evlenme biçimi ve çocuk sayısı açısından farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın örneklemi 200 kişiden oluşmaktadır (104 kadın- 96 erkek). Araştırma betimsel bir çalışma olup; örneklemi ise kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemine göre seçilmiştir. Katılımcılara araştırmacı tarafından hazırlanmış olan Kişisel Bilgi Formu (KBF) verilmiştir. Katılımcıların bağlanma biçimini ölçebilmek için 1998'de Brennan, Clark ve Shaver tarafından geliştirilen 'Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II (YİYE II)' kullanılmıştır. Romantik kıskançlık düzeyini ölçmek için de Pines ve Arenson tarafından 1983'te geliştirilmiş olan 'Romantik Kıskançlık Ölçeği' kullanılmıştır. Araştırmada evlilik doyumu ise 2006 yılında Çelik tarafından geliştirilmiş olan 'Evlilik Doyumu Ölçeği (EDÖ)' ölçülmüştür. Verilerin analiz edilmesinde betimleyici istatistikler, Spearman Korelasyon Analizi, Mann-Whitney U analizi, Kruskal-Wallis H testi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmadan sonuçları bağlanma stiline göre evlilik doyumu ve kıskançlık düzeyinin değiştiğini göstermektedir. Demografik değişkenlerden, maddi durum ve eşin eğitim durumunun evlilik doyumu ve bağlanma stili üzende etkisinden söz edilebilmektedir. Regresyon analizleri sonuçları ise evlilikten alınan doyumun yordayıcılarının kaçıngan bağlanma ve maddi durum olduğunu söyler iken; kıskançlık tetikleyicilerinin yordayıcıları ise kaçıngan bağlanma ve evlilik doyumu olduğu sonucu elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Stilleri, Romantik Kıskançlık, Evlilik Doyumu.
Evli bireylerin çocukluk çağı travmaları ile evlilik uyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, çocukluk çağı travmaları ile evlilik uyumu arasındaki ilişkiyi incelemek ve çocukluk çağı travmatik yaşam olaylarının evlilik uyumu ve yaşam kalitesi üzerinde etkisi olup olmadığını araştırmaktır. Çalışmaya 2017-2018 yıllarında Eylül-Nisan aylarında İstanbul ilinin Anadolu yakasında farklı ilçelerinde rastgele seçilmiş 97 kadın, 68 erkek toplamda 165 evli birey katılmıştır. Katılımcılar araştırmaya, gönülülük esasına göre, çalışma hakkında bilgilendirilip, kabul ettikleri takdirde katılmıştır. Verilerin toplanmasında, Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu (BGOF), Sosyodemografik Veri Formu, Çocukluk Çağı Ruhsal Travmaları (ÇÇTÖ), Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen verilerin istatistiksel analiz işlemleri Statistical Package for Social Siences (SPSS) 22.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metotları (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma) kullanılmıştır. Araştırmada örneklem sayısı 50'nin üzerinden olduğundan, Çocukluk Çağı Ruhsal Travmaları (ÇÇTÖ), Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ) edilen puanların normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla tek örneklem Kolmogorov – Smirnov testi yapılmıştır ve ölçeklerin normal dağılım gösterdiği tespit edilmiştir. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında iki grup arasındaki farkı t-testi testi ve ikiden fazla grup durumunda parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında ANOVA testi kullanılmıştır. ANOVA testinde anlamlı çıkan bulgular arasında farkı belirleyebilmek için Mann Whitney U testi yapılmıştır. Katılımcıların Evlilik Uyum ve Çocukluk Çağı Travma Ölçeği ve Ölçeklerin Alt Boyut Puanlarının Evlilik Türüne (Görücü Usülü, Flört) Göre T-Testi Sonuçlarına cinsiyet değişkenine göre anlamlı ilişki olmadığı, uyum ölçeği puanı ortalamalarının evlilik uyum ve çocukluk çağı travma ölçeği ve ölçeklerin alt boyut puanlarının çocuk olma durumuna göre grup ortalamaları cinsiyete göre istatistiksel açıdan ise anlamlı bulunmuştur. Buna göre çocuğu olmayan ailelede travma daha fazladır, ancak çocuğu olan ailelede duygusal ihmal daha fazladır. Öte yandan, katılımcıların Uyum Ölçeği ve Travma Ölçeği Puanlarının Eğitim Düzeylerine lise mezunlarının uyum ölçeği puanları en yüksek ilkokul mezunlarının ise travma ölçeği puanları en yüksektir. Gelir Düzeylerine ise kötü ekonomik düzeye sahip aileler uyum ölçeği puanı en yüksek ancak kötü ekonomik düzeye sahip aileler travma ölçeği puanı en yüksektir. Katılımcıların çocukluk çağı travma ölçeği puanları arttıkça evlilik uyumu azaldığı söylenebilir. Determinasyon katsayısı dikkate alındığında, evlilik uyumundaki toplam varyansın (değişkenliğin) %12'sinin çocukluk çağı travmalardan kaynaklandığı söylenebilir. Araştırma sonucuna göre evli çiftlerin evlilik anlaşmaları ile ilişki tarzı ölçeği puanları arasında orta düzeyde, pozitif ve anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Travma, Evlilik, Çocukluk Çağı Travma, Uyum
Evli bireylerde bağlanma stilleri ve bilişsel esnekliğin ilişki doyumuna etkisi
Bu çalışmanın amacı, evli bireylerde bağlanma stilleriyle bilişsel esnekliğin ilişki doyumuna etkisinin incelenmesidir. Bu bağlamda öncelikli olarak evlilik kurumundan hareketle, bağlanma stilleri, daha sonraki bölümlerde ise bilişsel esneklik ve evlilikte ilişki doyumu konuları değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemini ise, İstanbul ilinde yer alan 140 evli birey meydana getirmektedir. Araştırmada ölçme aracı olarak "Yakın İlişkilerde Yaşantılar II Envanteri", "Bilişsel Esneklik Envanteri", "Evlilik Yaşam Ölçeği" ve araştırıcının oluşturduğu "Demografik Bilgi Formu" kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak da anket kullanılmıştır. Araştırmanın veri analizinde SPSS 23 programı kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenilirliğini test etmek için Cronbach's Alpha katsayısı kullanılmıştır. Ayrıca, ölçeklerin ilişkisini incelemek amacıyla Pearson Korelasyon Katsayısı kullanılmıştır. Gerekli görülen geçerlik ve güvenirlik analizlerine tabi tutulmuştur. Geçerlilik için yapı geçerliliği olan açımlayıcı faktör analizleri yapılmıştır. Yanılma düzeyi (alfa değeri) % 95 olarak alınmıştır. Dolayısıyla olasılık (p) değerinin 0,05 ve daha küçük olduğu durumlar istatistiki olarak kabul edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, bireylerin olumlu bilişsel değerlendirmeleri, ilişki doyumunda önemli rol oynamaktadır. Güvenli bağlanma stiline sahip bireylerin, ilişki doyumunda beklenildiği gibi olumlu yönde ilişki bulunmuştur. Ayrıca, evlilik doyum düzeylerinin cinsiyet ve evlenme durumu açısından da anlamlı farklılık gösterdiği görülmüştür. Bulgulara göre, erkeklerin bilişsel yönden daha esnek oldukları ve olayları olumlu değerlendirebildikleri görülmüştür. Aile ortamında yetişkinlerin iyi olma durumları üzerinde olumlu etkisi olan bilişsel esneklik, bireylerin sağlıklı yaşam stilleri geliştirmelerinde önemli rol oynamaktadır. Araştırmadan elde edilen bulgular ışığında araştırmada bulunan sonuçlar tartışılmış ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Evlilik, Bağlanma, Bilişsel esneklik, Evlilik doyumu,
Evli çiftlerin sosyal fobi ve internet bağımlılık düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi
Teknolojinin hızla gelişmesi ve tüm alanlarda gerekliliğinin artması ile birlikte internet bağımlılığı artmış ve sosyal ilişkilerde bozulmalar görülmeye başlamıştır. Bu durum giderek artmakta ve sosyal hayatta hızla bozulmalara neden olmaktadır. Bu çalışmada evli çiftlerin sosyal fobi ve internet bağımlılık düzeylerinin bazı değişkenler açısından değişiklik gösterip göstermediği incelenmiştir. Araştırmanın evrenini İstanbul'da yaşayan evli çiftler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da yaşayan 150 evli çift oluşturmaktadır. Örneklem grubu kolaydan örnekleme yöntemi ile oluşturulmuştur. Araştırma da Kişisel Bilgi Formu, Demografik Form, Liebowitz Sosyal Fobi Belirtileri Ölçeği, Problemli İnternet Kullanım Ölçeği kullanılmıştır. Sonuç şunu gösterdi: Çalışmayan Çiftlerde Problemli İnternet Kullanımının çalışanlara göre yüksek olduğu görülmektedir. Kaygı düzeyi çalışmayan çiftlerde çalışanlara göre yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca çalışmayan çiftlerde kaçınma davranışlar çalışanlara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır.
Evli bireylerin irrasyonel inanışları ile pozitif algıları arasındaki ilişki
Bu araştırmanın temel amacı evli çiftlerin irrasyonel inanışları ile pozitif algıları arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığının incelenmesidir. Pozitif algılarının ve irrasyonel inanışlarının cinsiyet, yaş, çocuk sahibi olma durumu, evlilik süresi ve gelir düzeyi değişkenlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesi de araştırmanın alt amaçlarını oluşturmaktadır. İlişkisel tarama modeline uygun olarak düzenlenmiş araştırmanın evreni Türkiye'de yaşayan evli bireyler, örneklemi ise kolaydan örnekleme yöntemi ile seçilmiş 134'ü kadın 112'si erkek olmak üzere toplam 246 evli bireydir. Araştırma verilerinin toplanmasında Romantik İlişkilerde İrrasyonel İnanışlar Ölçeği ve Pozitif Algı Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca bireylerin demografik özellikleri hakkında bilgi edinmek için araştırmacı tarafından geliştirilen bir kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Kadınlarla erkekler arasında hem irrasyonel inanışlar hem de pozitif algı ortalamaları bakımından anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Sonuçlar, katılımcıların yaşları bağlamında incelendiğinde yaş değişkeninin anlamlı bir yordayıcı olmadığı görülmektedir. Evli bireylerin pozitif algı puan ortalamalarının gelir düzeyi değişkeni bağlamında grup ortalamaları arasındaki farkının anlamlı olduğu bulunmuştur. Gelir durumu değişkenine göre, alt gelir grubunda yer alan katılımcıların pozitif algı puanlarının daha üst gelir grubunda yer alanlarınkine göre daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Pozitif algı alt boyutu olan geçmiş zamana ilişkin olumlu algı puanı arttıkça farklı düşünmek ile ilgili irrasyonel inanışlar puanlarının azaldığı görülmüştür. Geçmiş zamana ilişkin olumlu algı puanı arttıkça cinsiyet farklılıkları ile ilgili irrasyonel inanışlar puanları azalmaktadır. Benliğe ilişkin olumlu algı puanı arttıkça cinsiyet farklılıkları ile ilgili irrasyonel inanışlar puanları azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: İrrasyonel (Akılcı olmayan) inanışlar, pozitif algı, pozitif psikoloji
Evli bireylerin evlilikte problem çözme becerilerinin duygusal zeka ve algılanan ebeveyn ilişkisi yönünden incelenmesi
Bu çalışma, evli bireylerin evlilikle ilgili problemleri çözme becerilerinde, duygusal zeka ve algılanan ebeveyn ilişkisinin yordayıcı olup olmadığını belirlemek amacıyla, 342 (226 kadın, 116 erkek) evli birey üzerinde yürütülmüştür. Araştırma ilişkisel tarama modeline göre desenlenmiştir. Veriler internet üzerinden toplanmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", "Evlilikte Problem Çözme Ölçeği", "Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği – Kısa Form" ve "Algılanan Ebeveyn İlişkisi Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler, IBM SPSS Statistics 22 paket programında, bağımsız örneklem t testi, iki yönlü ANOVA, çoklu doğrusal regresyon ve hiyerarşik regresyon yöntemleri ile analiz edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre, evlilikte problem çözme becerileri; evlilik süresine, çocuk sahibi olunmasına, çatışmayı kimin başlattığına ve kişinin eşinde sağlıkla ilgili bir problem olmasına göre anlamlı biçimde farklılaşmaktayken; cinsiyete, yaşa, çalışma durumuna ve kişinin kendisinde sağlıkla ilgili bir problem olmasına göre anlamlı biçimde farklılaşmamaktadır. Aynı zamanda evlilikte problem çözme becerilerinin evlilik süresine, çocuk sahibi olunması ve çatışmayı kimin başlattığına göre farklılaşmasında, yaş ve çalışma durumuna göre farklılaşmamasında cinsiyetin etkisinin olmadığı görülmektedir. Evli bireylerin evlilikle ilgili problemleri çözme becerilerinin, algılanan anne ilgisiz, koruyucu ve demokratik tutum ile anlamlı ilişkisi olduğu; algılanan anne otoriter ve bağımlı tutumla ise anlamlı bir ilişkinin olmadığı görülmektedir. Evlilikle ilgili problemleri çözme becerilerinin, algılanan baba otoriter, ilgisiz, koruyucu ve demokratik tutumla anlamlı ilişkisi olduğu; algılanan baba bağımlı tutumla ise anlamlı bir ilişkinin olmadığı görülmektedir. Ayrıca evlilikte problem becerilerini, duygusal zeka birinci sırada, algılanan ebeveyn ilişkilerinden anne demokratik ve bağımlı tutumlar ikinci sırada yordamaktayken; algılanan baba ebeveyn ilişkileri yordamamaktadır. Elde edilen bulgular literatür ışığında tartışılarak klinisyenlere ve sonraki araştırmalara yönelik öneriler sunulmuştur.
Evli bireylerde evlilik doyumunu yordayan değişkenlerin incelenmesi
Birey ve toplum ilişkisi birbirini tamamlayan temel dinamiklerdendir. Sağlıklı bir toplumun olması içinde bireylerin kendi cinsiyetinin farkındalığını bilen, kendisini yetiştirmiş bireylerle sağlıklı bir etkileşim ve iletişim içinde olan bireylerden teşekkül etmesi önemlidir. Toplumun sağlıklı bir işleyiş içinde olması içinde barındırdığı en küçük toplum biri olan aile ilişkilerinin sağlam bir yapı üzerine kurulması büyük önem arz eder. Günümüzde boşanma oranlarının son yıllarda artmış olması bu evlilik temelli aile ilişkilerini gözden geçirmeyi lüzumlu hale getirmiştir. Çünkü aile toplumun en küçük yapı taşı olup diğer bütün sosyal kurumlarla ilişki içindedir. Evlilik ilişkilerinde olan doyumsuzluk ya da uyumu etkileyen birçok neden bireyin mutsuzluğu ve toplumsal yapının bozulmasına neden olabilmektedir. Evli bireylerin evlilik doyumunu etkileyen birçok değişkenin olduğunu belirten çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmalardaki değişkenler bireyi doğrudan etkileyen değişkenler olan bağlanma örüntüleri, cinsel doyum, toplumsal cinsiyet rolleri, içinde bulunulan cinsiyetten memnuniyet, evli bireylerin kişilik özellikleri, fiziksel, psikolojik ve psikiyatrik rahatsızlıkları, dünyaya bakış açıları, dini, kültürel ve bireysel farklılıkların yanında eşleri ile etkileşimi noktasında dolaylı etkileyen değişkenlerde bulunmaktadır. Bu değişkenlerde yaşanan yerin sosyal yaşantıya etkisi, çocuk sayısı ve çocuk sahibi olma durumu, gelir ve eğitim düzeyi, eşlerin meslekleri, evliliğin ilk ya da sonraki evlilikler olması, evlilik süresi, evlilik biçimi, eşle arada olan yaş farkı gibi değişkenlerdir. Bizlerde bu çalışmamızda özellikle bağlanma stillerinin, toplumsal cinsiyet rollerini benimseme durumunun, cinsel yaşamlarında yaşadıkları doyumun, cinsiyetin, evlenme biçiminin, çocuk sahibi olmalarının, evliliğe bakış açılarının ve evlilikte eşitlik ve paylaşımın evlilik doyumu üzerinde etkisi olup olmadığına bakılacaktır. Bu sayede güvensiz bağlanma, geleneksel toplumsal roller, evlilikte yaşanan olumsuz davranış örüntüleri ve cinsel yaşam sorunlarının evlilik doyumunu etkileyeceği hipotezinden yola çıkarak ortaya konulacak araştırma sonuçlarıyla, evlilik ilişkilerinde yaşanan sorunların ve bunun yarattığı bireyin psikolojik ve sosyal yaşantısına yönelik olumsuz durumların iyileştirilmesine dair çalışmalara olanak sağlanabilmesi hedeflenmektedir. Araştırmamız 18-65 yaş aralığındaki en az ilkokul mezunu olup cinsiyet açısından eşitlenmiş ve İstanbul ilinde yaşayan evli bireylerle çalışılmıştır. Tesadüfi örnekleme yoluyla katılımcılar belirlenip bu bireylerin her toplumsal kesitten olmasına dikkat edilmiştir. Belirlenen katılımcılarımıza sosyo-demoğrafik form ve ölçekler dağıtılıp, aydınlatılmış onamları alındıktan sonra gönüllü olarak çalışmamıza katılıp bize yardımcı olmaları sağlanmıştır. Çalışmamız da araştırmaya katılan bireylerle alakalı en dikkat çekici nokta bazı katılımcıların cinsellikle ilgili soruların cevaplamak istememeleri hususuydu. Bize göre bu soruların cevaplanmak istememesinin nedeni cinsellikle ilgili tabuların hala aşılamadığının göstergesidir. Bu çalışmalar doğrultusunda literatür araştırılmış çalışmamızı destekleyen ya da desteklemeyen yönler taranıp çalışmamız nihayetlendirilmiştir.
Evli ve boşanmış kişilerin depresyon, öznel iyi oluş ve geleceğe umutla bakış açısından karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı evli ve boşanmış kişilerin depresyon, öznel iyi oluş ve geleceğe umutla bakabilme açısından karşılaştırılmasıdır. Bu amaçları incelemek için 400 katılımcı Demografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Öznel İyi Oluş Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeğini doldurmuşlardır. Söz konusu farklılıkları ve ilişkileri incelemek için t-test, pearson korelasyon analizleri, çoklu regresyon analizleri ve ki kare testi yapılmıştır. Yapılan t-test analizleri sonucunda boşanmış olan kadınların ve erkeklerin depresyon düzeyleri evli olan kadınlara ve erkeklere oranlara daha yüksek bulunmuştur. Öznel İyi Oluş ve Geleceğe Umutla Bakabilme düzeyleri evli olan kadınların ve erkeklerin, boşanmış olan kadınlara ve erkeklere oranla daha yüksek bulunmuştur. Boşanmış kadınların, gelecekle ilgili duygulara, motivasyon kaybına ve gelecekle ilgili beklentilerine ilişkin umutsuzluk düzeyleri boşanmış erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur. Pearson korelasyon analizinde, boşanmış kadınların ve erkeklerin depresyon düzeyleri ile öznel iyi oluşları arasında olan negatif yönlü yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bir başka deyişle, boşanmış kadınların ve erkeklerin iyi oluş düzeyleri arttıkça depresyon düzeyleri azalmaktadır veya boşanmış kadınların ve erkeklerin iyi oluş düzeyleri azaldıkça depresyon düzeyleri artmaktadır. Evli kadınların ve erkeklerin depresyon düzeyleri ile öznel iyi oluşları arasında negatif yönlü orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bir başka deyişle, evli kadınların ve erkeklerin iyi oluş düzeyleri arttıkça depresyon düzeyleri azalmaktadır veya evli kadınların ve erkeklerin iyi oluş düzeyleri azaldıkça depresyon düzeyleri artmaktadır. Evli ve boşanmış kadınların ve erkeklerin gelecekle ilgili duygulara ilişkin umutları ile öznel iyi oluşları arasında negatif yönlü yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Çoklu regresyon analizlerinde cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, evlilik süresi, evlenme biçimi, evlenme yaşı, çalışma durumu, gelecekle ilgili duygular, motivasyon kaybı, gelecekle ilgili beklentiler, depresyon düzeyi değişkenlerinin tamamı öznel iyi oluş düzeyinin %66'sını açıklamaktadır. Buna göre, bireylerin öznel iyi oluş düzeyini etkileyen değişkenlerin yaş, evlilik süresi, evlenme yaşı, gelecekle ilgili duygular, motivasyon kaybı ve depresyon düzeyi olduğu gözlenmiştir. Standartlaştırılmış beta katsayıları incelendiğinde motivasyon kaybı değişkeninin (β = -0,390) diğer değişkenlere göre bireylerin öznel iyi oluş düzeyleri üzerindeki etkisi daha fazladır. Anahtar Kelimeler: Evlilik, Boşanma, Depresyon, Öznel İyi Oluş, Geleceğe Umutla Bakabilme.
Evli bireylerde kişilik özelliklerinin evlilik uyumu ve evlilik doyumu üzerine etkisi
Kişilik özellikleri, evlilik hayatları boyunca bireylerin etkilendikleri ve evlilik yaşamlarına yön veren kavramlardır. Bu araştırma literatür tarama yöntemiyle evli bireylerde kişilik özellikleri ile evlilik uyumu ve evlilik doyumunun ilişkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmanın verileri 125 evli kadın ve 125 evli erkek olmak üzere toplam 250 evli bireyden elde edilmiştir. Araştırmada bireylerin evlilik uyumları Locke ve Wallace (1959) tarafından geliştirilen Evlilik Uyumu Ölçeği kullanılarak belirlenmiştir. Bireylerin evlilik doyumları; Çelik ve Yazgan-İnanç (2009) tarafından hazırlanan Evlilik Doyumu Ölçeği kullanılarak belirlenmiştir. Evli bireylerin kişilik özelliklerini değerlendirebilmek için Bacanlı ve arkadaşları (2009) tarafından geliştirilen Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi kullanılmıştır. Araştırmada bireylerin kişisel özellikleri 13 sorudan oluşan Kişisel Bilgi Formu kullanılarak saptanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular değerlendirildiğinde, evlilik uyumu beş faktör kişilik özelliklerinden nevrotizm ile negatif yönde anlamlı ilişkiye sahiptir. Diğer taraftan, evlilik uyumu deneyime açıklık ve yumuşak başlılık ile pozitif yönde anlamlı ilişkiye sahiptir. Evlilik doyumu ile beş faktör kişilik özellikleri arasındaki ilişkiler incelendiğinde; evlilik doyumu ile nevrotizm arasında negatif yönde anlamlı ilişki görülmüştür. Diğer taraftan, evlilik doyumu yumuşak başlılık ile pozitif yönde anlamlı ilişkiye sahiptir. Anahtar kelimeler: Kişilik özellikleri, evlilik uyumu, evlilik doyumu
Evli bireylerin değer yönelimlerinin cinsiyetçilik düzeylerinin evlilik uyumlarına etkisi
Bireylerin kendilik, çevre ve dünya algılarının oluşumunda ve değişiminde önemli bir boyut olan değerlerinin incelenmesi; onların hem mevcut tutum ve davranışlarını anlamaya, hem de gelecekte ne tür davranışta bulunacaklarını öngörebilmemize imkân vermektedir. Bu noktadan hareketle evli bireylerin sahip olduğu bireysel değerlerinin ve bu değerlerle bağlantılı olan cinsiyetçi tutumlarının; evlilik uyumlarını ne düzeyde yordadığının belirlenmesi bu araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Toplumsal huzurun iyileştirilmesi ve devamlılığının sağlanması büyük oranda ruh sağlığı yerinde bireylerin oluşturduğu aile birlikteliğinde yaşanan evlilik uyumuyla ilişkili olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla bu uyumu yordayan değişkenler bağlamında; demografik özelliklerin (cinsiyet, yaş, eğitim durumu, çalışma durumu, gelir durumu, evlilik durumu, evlilik süresi), eşlerin bireysel cinsiyetçilik tutumlarının ve sahip oldukları değerlerinin aralarındaki etkileşim düzeyi önemlidir. Araştırmaya İstanbul ilinde ikamet eden ve gönüllü olarak katılımcı olan 100 evli bireyden 45 (% 50) kadın ve 45 (% 50) erkek olmak üzere toplam 90 kişi çalışma grubu olarak alınmıştır. Veri toplama için; araştırmacı tarafından geliştirilmiş nitel soruları da kapsayan Demografik Bilgi Formu ile birlikte Portre Değerler Anketi, Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği ve Evlilik Uyum Ölçeği kullanılmıştır. Bulgularda; evli çiftlerin değer yönelimlerinin cinsiyete, yaşa, eğitim durumuna, çalışma durumuna göre anlamlı düzeyde farklılaşmadığı ancak bireylerin evlenme durumlarına göre yeniliğe açıklık değer boyutunda farklılaşma gözlenmiştir. Evli çiftlerin cinsiyetçilik tutumları analiz edildiğinde, katılımcıların tutumlarının anlamlı düzeyde cinsiyete, eğitim ve gelir durumuna göre farklılaştığı, diğer demografik değişkenler açısından farklılaşmadığı görülmüştür. Katılımcıların evlilik uyumu düzeylerinin sadece evlilik süresi değişkeni bağlamında anlamlı düzeyde farklılaştığı bulunmuştur. Nitel bulgulara bakıldığında, kadın ve erkeklerin evliliğe ilişkin değerlendirmelerinin evlilik öncesi ve sonrasına göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Evlilik ilişkisinde kadına ve erkeğe düşen rollere ilişkin katılımcı görüşlerinin de farklı temalarla ifade edildiği gözlenmiştir. Bu bulgular ilgili alan yazım bağlamında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Değerler, Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik, Evlilik Uyumu.
Evli bireylerin evlilik uyumu ve evlilik doyumu düzeylerinin aşk düzeyi açısından incelenmesi
Bu araştırmada, evli bireylerin evlilik uyumu, evlilik doyumu ve yaşam doyumu düzeylerinin aşk düzeyi ile ilişkilerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Aşk düzeyi kavramlaştırılması Sternberg'in Üçgen Aşk Kuramı kapsamında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini yaşları 21-75 arasında değişen 153'ü kadın, 87'si erkek olmak üzere toplamda 240 evli birey oluşturmaktadır. Aşk düzeyini ölçümlemek için "Sternberg Üçgen Aşk Ölçeği", evlilik uyumunu belirlemek için "Evlilikte Uyum Ölçeği", evlilik doyumunu belirlemek için "Evlilik Yaşam Ölçeği" ve yaşam doyumunu belirlemek için "Yaşam Doyumu Ölçeği" uygulanmıştır. Ayrıca araştırmada kullanılan sosyodemografik ve ilişkisel değişkenleri belirlemek amacıyla, araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Ölçeklerden elde edilen verilerin, katılımcıların demografik özelliklerine göre farklılık gösterip göstermediğini saptamak amacıyla bağımsız t-testi ve tek yönlü ANOVA testi uygulanmıştır. Ölçüm yapılan değişkenler arasındaki ilişkileri saptamak amacıyla ise Pearson korelasyon analizi, basit regresyon analizi ve hiyerarşik regresyon analizi uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi sonucunda evli bireylerin, evlilik uyumu, evlilik doyumu ve yaşam doyumu düzeylerinin, aşk düzeyi ile pozitif yönde ilişkili olduğu saptanmıştır. Ayrıca evli bireylerin; araştırma değişkenleri düzeylerinin, eşleri ile yaş farkı, eşler arası eğitim düzeyi farkı, evlilik öncesi flört süresi, çocuk sayısı ve evlilik tanımı (aşk evliliği/mantık evliliği) açısından karşılaştırıldığında, anlamlı farklılıklar olduğu saptanmıştır. Araştırma değişkenlerinin; cinsiyet, gelir düzeyi ve çalışma açısından karşılaştırıldığında anlamlı farklılıklar tespit edilememiştir. Tüm bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Evli bireylerin bağlanma stilleri ve stresle başa çıkma yöntemlerinin evlilik uyumuna olan etkisi
Bu araştırma, evli bireylerin, bağlanma stilleri ve stresle başa çıkma yöntemlerinin evlilik uyumuna olan etkisini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma İstanbul ili içerisinde bulunan evli, eşi ile birlikte yaşayan 100 kadın, 100 erkek; toplam 200 evli kişiden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, eşlerden yalnızca birine veri toplama araçları uygulanarak elde edilmiştir. Araştırmaya katılan evli bireylere; Bireysel Bilgi Formu, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBTÖ), Çift Uyum Ölçeği ve İlişki Ölçekleri Anketi uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS 21.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar (Frekans, Yüzde, Ortalama, Standart Sapma), t testi, ki-kare testi ve pearson momentler çarpımı korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına bakıldığında, evlilik uyumu ve stresle başa çıkma yöntemleri arasında anlamlı ilişki bulunmakla birlikte bağlanma stilleri ile evlilik uyumu arasında anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Bunun yanı sıra, evlilik uyumu ile cinsiyet, evlilikte sorun yaşama, oturulan yerin aileye yakın olması ve oturulan yerin eşin ailesine yakın olması arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ölçekler arasındaki ilişkilere bakıldığında, ilişki ölçekleri (bağlanma stilleri) anketi ile stresle başa çıkma tarzları ölçeği arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Diğer yandan ilişki ölçekleri anketi ile çift uyum ölçeği arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Evlilik, Evlilik Uyumu, Bağlanma Stili, Stres, Stresle Başa Çıkma
Evli bireylerde cinsel tutum ve bağlanma stillerinin evlilik doyumuna etkisinin incelenmesi
Evlilik, iki karşı cinsin çeşitli sebeplerle, hukuksal bir çerçevede beraber yaşayabilecekleri ve belirli sorumlulukları paylaşabilecekleri bir kurum olarak tanımlanmaktadır. Evlilik yaşantısında çiftler, yiyecek, barınma ve dıș tehlikelere karșı korunma gibi temel ihtiyaçları sağlamaya yönelik birlikte hareket ederler. Birlik ve beraberlik, olumlu çift ilișkilerinin yarattığı doyum ve cinsel doyum, rollerin paylaşımını içeren bir yaşantı sağlar. Bununla birlikte çiftlerin yaşamında, sosyal rol ve sorumluluklar, kișisel girișimcilik ve yaratıcılık desteklenir ve gelişir (Gülsün ve ark., 2009). Cinsellik, cinsel doyumu ve iki insanın uyum içerisindeki beraberliklerini içeren sosyal kurallar, değer yargıları ve tabular olarak belirlenmiștir. Aynı zamanda cinsellik biyolojik, psikolojik, sosyal yönleri de olan özel bir yașantı olarak tanımlanabilir. Cinsellik yoğun haz duyguları ile ilişkilidir fakat haza yönelik her davranış cinsellik içermemektedir (Gülsün ve ark., 2009). Bowlby (1969) bağlanma kavramını, bireylerin önemli olarak gördükleri ve değerlendirdikleri kişilere karşı hissettikleri ilişkilerdeki derin duygusal bağlar olarak tanımlanmaktadır. Bowlby insanların içgüdüsel bir şekilde bağlanma duygusuyla dünyaya geldiklerini ileri sürmüştür. Bununla birlikte Bowlby insanın dış dünyaya ile hiçbir bağlantısı olmadan yaşamını sürdürebilmesi için kendinden daha güçlü bir figüre bağlanması ve yaşamını onun çerçevesinde sürdürmesi fikrini savunmuştur. Bağlanma her tür canlı için gerekli olan bir durumdur. Bağlanma, bireylerarası ilişkilerin temelini oluşturmakta ve bakım veren ile bebek arasında kurulan ilişki sayesinde yetişkin ilişkileri de desteklenmektedir (Bowlby, 2008). Araştırma modeli, bir ilişkisel tarama modeli olarak tasarlanmıştır. Oluşturulan modele göre 18-65 yaş arası bireylerde cinsel tutum ve bağlanma ilişkisinin evlilik doyumuna etkisi belirlenerek, betimsel çalışma yapılmıştır. Araştırmanın veri toplama araçları; Demografik Bilgi Formu, Evlilik Yaşamı Ölçeği, Hendrick Cinsel Tutum Ölçeği ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II'dir. Bu çalışmanın amacı evli bireylerin cinsel tutumları ve bağlanma ilişkilerinin evlilik doyumuna bir etkisinin olup olmadığını saptamak ve eğer etkisi varsa ne derece olduğunu araştırmaktır. Çalışma sonuçlarına göre, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma evlilik doyumunu azaltmaktadır. Cinsel tutum arttıkça evlilik doyumu artmaktadır. Cinsellikte ben merkezci olmamak evlilik doyumunu arttırmaktadır.
Evli bireylerde çocukluk çağı ruhsal travmalarının evlilik uyumu üzerindeki etkisi: Duygusal şemaların aracı rolü
Bu araştırmada, çocukluk çağı ruhsal travmalar, duygusal şemalar ve evlilik uyumu arasındaki ilişkiler ele alınmaktadır. Çalışmada çocukluk çağına ait istismar/ihmal yaşantılarının evli bireylerin evlilik uyumuyla ilişkisinde duygusal şemaların aracılık rolünün incelenmesi hedeflenmiştir. Araştırmanın örneklemi yaşları 20 ve 60 arasında değişen toplam 713 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara ait veriler Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği, Leahy Duygusal Şema Ölçeği II ve Çiftler Uyum Ölçeği aracılığıyla elde edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon analiziyle incelenirken aracılık analizi için Process Macro eklentisindeki Bootstrapping yöntemi tercih edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, çocukluk çağı ruhsal travmalar ve işlevsel olmayan duygusal şemalar arasında orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki bulunurken, çocukluk çağı ruhsal travmalar ve işlevsel olmayan duygusal şemalar ile evlilik uyumu arasında orta düzeyde negatif yönlü ilişkiler tespit edilmiştir. Duygusal şemaların aracılık etkisi incelendiğinde ise olumsuz duygusal şemaların, çocukluk çağı ruhsal travmalar ve evlilik uyumu arasındaki ilişkiye kısmi olarak aracılık ettiği görülmüştür. Çalışmadan elde edilen bulgular ilgili literatür bağlamlında tartışılmıştır.
Evli bireylerde fonksiyonel olmayan tutumlar ve bilinçli farkındalığın cinsel doyum üzerine etkisi
Bu araştırmanın temel amacı, evli bireylerde fonksiyonel olmayan tutumlar ve bilinçli farkındalığın cinsel doyum üzerindeki etkisini vecinsel doyumun birtakım sosyodemografik değişkenlere göre farklılaşmasını araştırmaktır. Araştırmada, katılımcı olmayı gönüllü olarak kabul eden 122'si kadın, 92'si erkek toplam 214 evli bireye Demografik Bilgi Formu, Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği (FOTÖ), Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği (GRCDÖ) ve Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BFÖ) uygulanmıştır.Çevrim içi olarak google drive üzerinden toplanan verilerin ilk olarak SPSS programında güvenirlikleri hesaplandı. Cinsel doyumun evli bireylerin çeşitli sosyodemografik özelliklerine göre farklılaşması incelenirken Bağımsız Gruplar için t Testi ve Bağımsız Gruplar İçin Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulandı. Ana değişkenler arasındaki ilişki Pearson Korelasyon Analizi ve Adımsal (Stepwise) Çoklu Doğrusal Regresyon ile analiz edildi. Yapılan analizler, evli bireylerde cinsel doyum ve bilinçli farkındalık arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Aynı zamanda cinsel doyum ve fonksiyonel olmayan tutumlar arasında da anlamlı bir ilişki olduğu ortaya konmuştur. Evli erkeklerde bilinçli farkındalığın cinsel doyum düzeyindeki değişimi %14,3 oranında açıkladığını; fonksiyonel olmayan tutumların ise erkeklerin cinsel doyumu üzerinde anlamlı bir yordayıcı olmadığı görülmüştür. Evli kadınlarda fonksiyonel olmayan tutumların cinsel doyum düzeyindeki değişimi %7,8 oranında açıkladığını; bilinçli farkındalığın ise kadınların cinsel doyumu üzerinde anlamlı bir yordayıcı olmadığı görülmüştür. Araştırmanın bulguları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Evli bireylerde bağlanma boyutları ve benlik saygısının aldatma eğilimini yordayıcı etkisi
Bu araştırmanın temel amacı, bağlanma boyutlarını (kaygılı ve kaçıngan bağlanma) ve benlik saygısının aldatma eğilimini yordayıcı etkisini araştırmaktır. Araştırmada, katılımcı olmayı gönüllü olarak kabul eden 302 evli bireye Demografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YIYE II), Aldatma Eğilimi Ölçeği (AEÖ) ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) uygulanmıştır. Bağlanma boyutları ve benlik saygısının aldatma eğilimini yordayıcı etkisini test etmek için hiyerarşik regresyon analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, mevcut örneklem üzerinde bağlanma stilleri ve benlik saygısının aldatma eğilimi ile arasında anlamlı bir ilişkinin bulunduğu görülmüştür. Yapılan analizler, kaygılı- kaçıngan bağlanmanın ve benlik saygısının aldatma eğilimini yordadığını; kaçıngan bağlanma ile aldatma eğilimi arasında pozitif yönde anlamlı ilişki varken kaçıngan bağlanma ve benlik saygısı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu, kaygılı bağlanması yüksek olan bireylerin benlik saygısı ve aldatma eğilimlerinin yüksek bulunduğu ve benlik saygısı ile aldatma eğilimi arasında negatif yönde anlamlı bir ilişkinin varlığını ortaya koymuştur. Bulgular, bağlanma stilleri ve benlik saygısının aldatma eğilimi üzerinde yordayıcı etkisi olduğunu ve önemini vurgulamıştır. Araştırmanın bulguları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Evli bireylerin bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin psikolojik iyi oluşları ve evlilik doyumları ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, evli bireylerin, bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin evlilik doyumları, psikolojik iyi oluşları ve sosyodemografik değişkenleri açısından incelenmesi amaçlanmıştır.Araştırma, İstanbul ilinde yaşayan ulaşılabilir 200 evli bireyle gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aşamasında örneklem grubuna, Kişisel Bilgi Formu, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Çift Uyum Ölçeği uygulanmıştır. Veilerin analizi SPSS V19 kullanılarak elde edilmiştir. Demografik değişkenler ile kullanılan ölçekler arasındaki ilişkiyi elde etmek için t-testi ve tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Demografik değişkenlerden; yaş, eğitim düzeyi, meslek, evlilik süresi, çocuk sayısı, psikolojik iyi oluşu, evlilik doyumunu ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerini yordamaktadır. Değişkenlerin arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Pearson Moment Çarpımlar Korelasyonu ve Regresyon analizleri uygulanmıştır. Sonuçlara göre, psikolojik iyi oluş ve evlilik doyumu ilişkili bulunmuştur. Evlilik doyumu %10.1 varyans ile psikolojik iyi olmayı açıklayabilmektedir. Diğer değişkenlerin ise bazı alt boyutlarında anlamlı düzeyde ilişkiler tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Psikolojik iyi olma, Evlilik doyumu, Bilişsel duygu düzenleme.
Evlilik doyumunun sosyotropi-otonomi kişilik özellikleri ve problem çözme becerisi ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı evli bireylerin evlilik doyumlarının sosyotropi-otonomi kişilik özellikleri ve problem çözme becerisi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu yolla, evlilik doyumunu etkileyen kişilik özellikleri ve evlilikte problem çözme becerileri incelenerek, toplumun en küçük yapıtaşı olan aile kurumundaki problemlere etkili müdahaleler geliştirebilmek hedeflenmiştir. Yöntem: Bu araştırma www.docs.google.com bağlantısı yolu ile 18 yaş ve üzeri, okur-yazar, evli ve 269'u kadın 131'i erkek olmak üzere toplam 400 birey ile yapılmıştır. Araştırmada sırasıyla 'Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu' ile başlanmış, daha sonra sırası ile 'Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu', 'Evlilikte Uyum Ölçeği', 'Sosyotropi-Otonomi Ölçeği', 'Evlilikte Problem Çözme Ölçeği' ve 'Beck Depresyon Ölçeği' uygulanmıştır. Araştırmada ilk olarak normallik varsayımı sınanmıştır. Verilerin normallik sınamasında Kolmogorov-Smirnov testi ve eğiklik-basıklık değerleri incelenmiştir. Analizler sonucunda toplam puanların dağılımının normal olmadığı görülmüş ve parametrik olmayan testler tercih edilmiştir. Araştırmada ikili gruplar arasındaki farkı incelemede, Mann Whitney U, araştırma değişkenlerinin arasındaki ilişkiyi incelemek için ise Spearman's rho korelasyon analizi uygulanmıştır. Verilerin analiz edilmesinde SPSS.22 (Statistical Package for Social Science) paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan katılımcıların 269'u (%67,3) kadın, 131'i (%32,8) erkektir. 106'sı (%26,5) lise mezunu ve alt düzeyinde, 294'ü (%73,5) üniversite mezunu ve üzerindedir. 116'sının gelir durumu (%29) iyi ve 284'ünün (%71) orta ve altı gelir düzeye sahiptir. Araştırmaya katılan bireylerin evlilikte problem çözme becerisi ile evlilikte uyum, otonomi toplam ve kişisel başarı alt boyutu arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Bu sonuca göre evlilikte problem çözme becerisi arttıkça evlilikte uyum puanı da artmaktadır. Evlilikte uyum ile sosyotropi-otonomi kişilik özellikleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç: Araştırmanın bulgularına göre; kişinin evlilikte problem çözme becerisi arttıkça evlilikte uyum puanının da arttığı görülmüş olup, bireylerin evlilik hayatında problem çözme becerilerinin önemi belirlenmiştir.
Beş faktör kişilik özellikleri ve karanlık üçlü kişilik özelliklerinin eş uyumu ile olan ilişkileri: Evli çiftlerde kesitsel bir çalışma
Amaç: Bu araştırmada Beş Faktör kişilik özellikleri (uyumluluk, deneyime açıklık, sorumluluk, nörotizm ve dışadönüklük) ve Karanlık Üçlü kişilik özellikleri (Makyavelizm, narsisizm ve psikopati) ile evli çiftlerde eş uyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma örneklemini Adana ve İstanbul'dan seçilmiş 226 çift oluşturmaktadır. Araştırmanın katılımcıları Gönüllü Olur Formu, Sosyodemografik Bilgi Formu, Karanlık Üçlü Ölçeği, Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi (SDKT) ve Çift Uyum Ölçeği'ni doldurmuşlardır. Bulgular: Araştırmanın bulguları Makyavelizm, narsisizm, psikopati ve nörotizmin eş uyumunu olumsuz, sorumluluk ve uyumluluğun ise olumlu yönde yordadığını göstermektedir. Bunun yanında cinsiyetlere göre incelendiğinde kadınların Makyavelizm, narsisizm, uyumluluk, sorumluluk ve nörotizm puanlarının erkeklerin eş uyumunu yordadığı, erkeklerin psikopati, narsisizm, nörotizm ve uyumluluk puanların kadınların eş uyumunu yordadığı gözlenmiştir. Çiftlerin puan farkları ile ölçülen eş benzerliği ile çiftlerin eş uyumunun ilişkili olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre Beş Faktör kişilik özellikleri ve Karanlık Üçlü kişilik özellikleri eş uyumunu etkilemektedir. Bunun yanında sosyodemografik özelliklere göre de bireylerin kişilik özellikleri ve eş uyumları farklılıklar göstermiştir. Elde edilen sonuçlar ve sınırlılıklar literatür ışığında tartışılmıştır.
Evli bireylerde, problem çözme becerisi ve evlilik doyumu ile somatizasyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, evli bireylerde problem çözme becerileri ve evlilik doyumu arasındaki ilişkide, somatizasyonun aracı rolünü incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışma, 282 kadın, 155 erkek olmak üzere toplamda 437 evli birey ile tamamlanmıştır. Araştırmada, "Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu", problem çözme becerisini ölçmek amacıyla "Evlilikte Problem Çözme Ölçeği", evlilik doyumlarını ölçmek amacıyla "Evlilik Yaşamı Ölçeği" ve somatizasyon düzeylerini ölçmek amacıyla ise "Somatizasyon Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veri SPSS 23 (Statistical Package for Social Sciences 23) programı kullanılarak incelenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde cinsiyet farkına bakmak için t testi, değişkenlerin arasındaki ilişkileri incelemek için Pearson Korelasyon ve problem çözme becerisi ile evlilik doyumu arasındaki ilişkide somatizasyonun aracı rolünü incelemek için hiyerarşik regresyon analizi ile PROCESS Model (Hayes, 2013) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmanın bulgularında, problem çözme becerisi ve evlilik doyumu arasında pozitif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Somatizasyon düzeyleri ise hem problem çözme becerisi hem de evlilik doyumu ile negatif yönde ilişkili bulunmuştur. Ayrıca problem çözme becerileri ile evlilik doyumu arasındaki ilişkide somatizasyonun aracılık rolü anlamlı bulunmuştur. Sosyodemografik bilgilere göre incelendiğinde ise kadınlar ve erkekler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir somatizasyon farkı bulunmuştur. Kadınlar erkeklere göre daha yüksek somatizasyon farkı göstermiştir. Çocuk sahibi olmayan bireylerin ise hem problem çözme becerisinin hem de evlilik doyumlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgulara bakıldığında bulgular, alan yazın ile paralellik göstermiş ve desteklenmiştir. Sonuç: Araştırmada, evli bireylerde problem çözme becerisi arttıkça evlilik doyumunun da arttığı görülmüştür. Ayrıca, somatizasyon düzeyleri arttıkça evlilik doyumu ve problem çözme becerisi azalmaktadır. Evli bireylerin problem çözme becerisi ve evlilik doyumu arasındaki ilişkide somatizasyonun aracı rolünü anlamlı olarak desteklemiştir. Anahtar kelimeler: Evlilik, Evlilik Doyumu, Problem Çözme Becerileri, Somatizasyon