Türk ticaret hukuku
Bu konu başlığı altında 143 tez
Fikri haklarda üç adım testi
Bilgi birikiminin artması ve bu bilginin kullanılması ile insanlık tarihi önemli gelişmelere adım atmıştır. Bu sayede birçok teknolojik, bilimsel ve kültürel gelişmeler sağlanmıştır. Bu gelişmelerin devamlılığının sağlanması ve yeni gelişmelerin teşvik edilmesi için bilginin korunması gerekir. Bunun için fikri mülkiyet hukuku doğmuştur. Bu sayede fikirler koruma altına alınarak yeni fikirler üretilmesi amaçlanmıştır. Fikri mülkiyet hakları kapsamına sınai mülkiyet hakları ve fikri haklar girmektedir. Sınai mülkiyet hakları; marka, patent, coğrafi işaret, endüstriyel tasarım gibi hakları içerir. Fikri haklar ise eser sahipliğinden doğan haklardır. Fikri haklar, mali haklar ve manevi haklar olmak üzere ikiye ayrılır. Manevi haklar üzerinde tasarruf edilemeyen ve sınırlandırılamayan haklardır. Mali hakların ise üzerinde tasarruf edilebilir ve bu haklar kanun koyucu tarafından sınırlandırılabilir. Mali hakların ne düzeyde sınırlandırılabileceği uluslararası hukukta üç adım testi ile düzenlenmiştir. Üç adım testi ile eser sahibinin mali hakları ile kamunun menfaatleri arasında bir denge kurulmaya çalışılmıştır. Üç adım testi üç unsurdan oluşmaktadır. Üç adım testinin unsurları; sınırlandırmanın belirli özel durumlarla sınırlı olması, eserden normal yararlanmaya aykırı olmaması ve eser sahibinin meşru menfaatlerine makul olmayan bir zarar verilmemesidir. Bu üç unsurun lafzı geniş ve yoruma açık bir şekilde düzenlenmiştir. Böylece, farklı devlet sistemlerinde uygulanabilir ancak bu denli geniş düzenlenmesi farklı yorumlanmasına ve farklı uygulanmasına sebep olmuştur. Türk hukukunda uygulanmasının nasıl olacağı hususuna cevap verilememektedir. Öğretide ise diğer ülkelere kıyasla az sayıda çalışma mevcuttur. Bu çalışmada 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda (FSEK) düzenlenen eser sahibinin mali hakları ve bu haklara getirilen sınırlandırmalar ele alınacak akabinde, üç adım testi irdelenecek, en son ise FSEK kapsamında üç adım testinin nasıl uygulanacağı tartışılacaktır.
Medeni usul hukuku açısından ticaret şirketlerinin ihyası
Çalışmamızda, uygulamada son derece basit olarak değerlendirilen ancak detayına girildiğinde karmaşık bir yapıya sahip olduğu görülen ticaret şirketlerinin ihyası, medeni usul hukuku açısından incelenmektedir. Maddi hukuka ilişkin değerlendirmelere konu edilse de medeni usul hukuku açısından yeterince dikkate alınmayan bu husus, uygulamada bir dava olarak kabul görmüştür. Öncelikle tüzel kişilerin özellikleri, kuruluş şekilleri ve sona erme halleri ele alınmıştır. Ticaret şirketlerinin diğer tüzel kişilerle arasındaki fark ve kendilerine has özellikleriyle birlikte, sona erme halinin gerçekleşmesinin en önemli sonucu olan tasfiye aşamasında yapılacaklar tespit edilmiştir. Tasfiye aşamasının tamamlanmasıyla birlikte sicilden silinmenin etkisi ortaya konulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde, ihya talebinin hukuki dayanakları ve neyi ifade ettiği açıklanmıştır. Uygulamada kabul edilen durumla doktrinde savunulan görüşlere değinilerek; tüzel kişiliğin taraf ve dava ehliyetine ilişkin açıklamalarda bulunulmuştur. Son olarak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan ek tasfiye hükümlerine dayanılarak ticaret şirketlerinin ihyası talebinin, yargısal bir faaliyet olması hasebiyle dava mı yoksa çekişmesiz yargı işi mi olduğu tartışılmıştır. Çalışmada ihya talepli yargılamaların hukuki niteliğinin belirlenmesi ve uygulamadaki problemli hususlara dikkat çekmek amaçlanmıştır.
Fiili taşıyanın sorumluluğu
Deniz yoluyla yapılan yük taşımalarında, taşıyanın üstlendiği taşıma işini alt navlun sözleşmesi yaparak alt taşıyana bırakması ve alt taşıyanın taşımayı gerçekleştirmesi sırasında yükün zıyaa veya hasara uğraması ya da geç teslim edilmesi sıklıkla görülmektedir. Böyle bir durumda, fiili taşıyan kavramı ve fiili taşıyanın sorumluluğu müessesesi, alt taşıyanla aralarında sözleşmesel ilişki bulunmayan asıl navlun sözleşmesinin yükle ilgililerinin, TTK'nin taşıyanın sorumluluğuna ilişkin hükümleri uyarınca taşımayı gerçekleştiren alt taşıyana başvurabilmesine olanak sağlamaktadır. Bu durum asıl yükle ilgililerin lehinedir. Zira, fiili taşıma döneminde yükün zıyaa veya hasara uğraması ya da geç teslim edilmesi halinde fiili taşıyan, asıl yükle ilgililere karşı karine olarak kusurlu kabul edilmektedir. Deniz yoluyla yapılan yük taşımalarında fiili taşıyan kavramına yer veren ilk uluslararası sözleşme 1978 tarihli HK'dir. HK, fiili taşıyanın sorumluluğunu düzenleyen TTK m. 1191 ve TTK m. 1192 hükümlerinin mehazını teşkil etmektedir. TTK m. 1191 ve TTK m. 1192 hükümlerinde fiili taşıyan kavramının tanımı bulunmamaktadır. Bu çalışma, TTK m. 1191 ve TTK m. 1192 hükümleri uyarınca fiili taşıyan kavramının tanımlanmasını, fiili taşıyan kavramının sınırlarının ifade edilmesini ve fiili taşıyanın asıl yükle ilgililere karşı sorumluluğunun incelenmesini amaçlamaktadır. Bu incelemede, fiili taşıma döneminin özellik arz eden hususları dikkate alınarak TTK'nin taşıyanın sorumluluğuna ilişkin hükümleri değerlendirilmektedir. Nitekim, TTK m. 1191/2 uyarınca fiili taşıyan, bizzat gerçekleştirdiği taşıma dolayısıyla TTK'nin taşıyanın sorumluluğuna ilişkin hükümlerine tâbidir. Çalışmanın yönteminde ise; TTK hükümleri ile TTK'nin gerekçesi, TTK'nin mehazını teşkil eden HK ile HK'nin görüşmelerinden tespit edilen argümanlar, fiili taşıyanın sorumluluğu müessesesinin gerekliliği, öğretideki görüşler ve yargı kararları dikkate alınmaktadır. Ayrıca, 2009 tarihli RK'de düzenlenen deniz işleri yüklenicisi kavramı ile fiili taşıyan kavramı yeri geldiğinde karşılaştırılmaktadır.
Çekin unsurları
Çek bir kambiyo senedidir. Bu nedenle çekte "şekle sıkı sıkıya bağlılık ilkesi" ve "mücerretlik ilkesi" geçerlidir. Bu bağlamda, çekin zorunlu unsurlarındaki eksiklik çekin geçersizliğine neden olmaktadır. Keza, çekin üzerine yazılan bir kaydın anılan ilkeleri ihlal etmesi, çekin geçersizliği sonucunu doğurur. Buna karşılık, bir yandan da senedin ayakta tutulması ve hamilin korunması istenmektedir. Ayrıca çeke olan güveni artırmak ve karşılıksız çeki önlenmek amacıyla çek mevzuatında birçok değişiklik yapılmaktadır. Değişikliğe konu olan temel konulardan biri, çekin unsurlarıdır. Bu bağlamda, üç bölümden oluşan "Çekin Unsurları" başlıklı bu tez hazırlanmıştır. İlk bölümde; çeke ilişkin genel bilgiler verilmiş, çek ilişkisinin doğuşu ele alınmıştır. İkinci bölümde, çekin unsurları kapsamlı şekilde irdelenmiştir. Üçüncü bölümde, çeke konulabilecek ihtiyari kayıtlar ele alınmıştır.
Türk Ticaret Kanunu ve vergi kanunları açısından şirketlerde kısmi bölünme ve bir uygulama
Ekonomik şartların günden güne değişmesi, şirketlerin farklı alanlarda uzmanlaşma isteği, giderek büyüyen işletmelerin yönetim kontrol mekanizmasının zorlaşması, şirket hissedarlarının talebi, vergisel avantajlar gibi sebeplerle şirketler yeniden yapılanma modellerini tercih edebilmektedir.Çalışmamızda yeniden yapılanma modellerinden bölünme işlemini vergisel ve hukuksal avantajları, işleyiş süreci, uygulanma şekli açısından detaylıca açıklamaya çalıştık. Tez giriş bölümü ile birlikte 4 bölümden oluşmaktadır. İkinci bölümde bölünme ile ilgili kavramlar, bölünme nedenleri, bölünme türleri ve Vergi Kanunları açısından bölünme türleri açıklanmaya çalışılmıştır.Tezin üçüncü bölümünde, bölünme işlemleri Türk Ticaret Kanunu açısından detaylıca incelenmiş ve hukuksal çerçevede açıklanmıştır.Tezin son bölümü olan uygulama bölümünde ise Kısmi Bölünme işlemine dair uygulama gerçekleştirilmiştir. Bu bölümde Türk Ticaret Kanunu ve Diğer Vergi Kanunları açısından Kısmi Bölünme işleminin uygulaması ele alınmıştır. Şirket yönetimi ve YMM tarafından hazırlanan belgeler, raporlar ve evraklar tezin ''Ekler'' kısmında yer verilmiştir.
Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre şirket genel kurullarında alınan kararların değerlendirilmesi
Şirketler varlıkları ve faaliyetleri ile konumu itibariyle iktisadi hayatın ve doğal olarak insan yaşamını direkt etkileyen önemli kurumlardandır. Bu kurumlar arasında özellikle büyük ölçekli kurumlar aldıkları kararlar ve bu kararlar ışığındaki faaliyetleri ile ülkenin büyüme ve kalkınma düzeylerini tayin eden faktörlerin başında gelmektedir. Önem açısından bu denli yüksek düzeyde olan şirketlerin kararları sistem içerisinde mutlaka standart bir şekilde ve demokratik yani kararlarda söz sahibi olan kişilerin oylaması ile alınmalıdır. Kararların alınmasındaki standartlaştırılan kalıp hukuksal zemine oturtulmuş ve şirketler türlerine göre kararlarını yasalara uygun biçimde genel kurullarınca alınmaktadır. Şirketlerin riayet etmek zorunda olduğu en genel kapsamlı kanun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'dur. Ticari hayata yön veren faaliyetlerin temeli anlamına gelen şirketlerde alınan genel kurul kararları Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre incelenerek çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda şirketlerin genel kurul kararları çalışmada en ince detayına değinilecek şekilde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Şirket, Şirket Genel Kurulu, Şirket Genel Kurul Kararları.
Anonim ortaklıkta pay sahibinin bilgi alma ve inceleme hakkı
Anonim ortaklıkta her pay sahibi genel kurulda, yönetim kurulundan şirketin işleri; denetçilerden ise denetimin yapılma şekli ve sonuçları hakkında bilgi alma talebinde bulunma hakkına sahiptir. Ayrıca her pay sahibinin şirketin ticari defterlerini ve yazışmalarını, sorusunu ilgilendiren kısımları ile sınırlı olarak inceleyebilme hakkı bulunmakla birlikte, bunun için genel kurulun açık izni veya yönetim kurulunun bu hususta kararı gereklidir. Pay sahibinin bilgi alma ve inceleme hakkının reddi, talep edilen bilginin şirket sırlarının açıklanmasına veya korunması gereken diğer şirket menfaatlerinin tehlikeye girmesine neden olabilecek ise söz konusu olabilir. Bilgi alma ve inceleme talebinin cevapsız bırakılması, haksız olarak reddedilmesi, ertelenmesi veya pay sahibinin kanunda düzenlendiği şekilde bilgi alamaması halinde, hakkın açılacak bir dava ile mahkeme aracılığıyla kullanılması da mümkündür. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde bilgi alma ve inceleme hakkının genel nitelikleri ile karşılaştırmalı hukuktaki düzenlenme şekli; ikinci bölümde hakkı etkileyen ilkeler ve hakkın düzenlenme amacı; üçüncü bölümde bilgi alma ve inceleme hakkının kullanılması ve hakkın sınırları; dördüncü ve son bölümde ise hakkın ihlalinin hukuki sonuçları ele alınmıştır.
Anonim ve limited şirketlerde pay kavramı ve pay devri
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 124. maddesi uyarınca şirketler şahıs şirketleri ve sermaye şirketleri olmak üzere iki ayrı şekilde sınıflandırılmıştır. Kanunda anonim ve limited şirketler sermaye şirketleri olarak sayılmıştır. Sermaye şirketleri, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan şirketlerdir. Bu çalışmada anonim ve limited şirketlerde pay kavramı incelenmiştir. Paylar, anonim ve limited şirketin temelini ve pay sahipliği statüsünü oluşturmaktadır. Anonim şirketlerde payı temsilen ve paydan ayrı olarak ileri sürülemeyen pay senetleri bastırılmaktadır. Çalışmamızda anonim şirketlerde pay senetleri türleri ve payın devri konuları ele alınacaktır. Diğer yandan TTK'nın 595. maddesindeki düzenleme ışığında limited şirketlerde pay devri açıklanacaktır. TTK'nda her bir sermaye şirketi için pay devri konusunda ayrıntılı düzenleme yapılmıştır. İşbu çalışmada öğreti ve yargı uygulaması dikkate alınarak anonim ve limited şirketlerde pay devrine ilişkin usul ve esaslar ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
İşletme çalışanlarının haksız rekabet eylemleri
işletmeler ile iş görme edimi yüklenen kişiler arasındaki ilişkinin yoğunluğu nedeni ile işletmeye ilişkin bilgileri ve sırları öğrenen çalışanların haksız rekabet eylemi oluşturabileceği kuşkusuzdur. Bu bakımdan işletme çalışanı kavramı, sadakat yükümlülüğü ve iş görme edimi temelinde geniş yorumlanarak haksız rekabet eylemleri incelenmiştir. Özellikle bu kavramın seçilmesinde iş ilişkilerinin çok çeşitliliği gözetilerek işçi, çırak, stajyer ve bağımlı tacir yardımcılarını kapsama gayreti etkili olmuştur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda haksız rekabet hükümleri m. 54 ve devamında düzenlenmiştir. TTK m.54 genel hüküm niteliğinde olup m.55 ise haksız rekabet hallerini örnek niteliğinde düzenlemiştir. TTK'de sayılan haksız rekabet örnekleri temelde altı kategoride toplanmıştır. Bunlar: Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri, sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek, başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanmak, üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek, iş şartlarına uymamak, dürüstlük kuralına aykırı işlem şartları kullanmak şeklinde belirtilmiştir. Çalışmamızın konu ve kapsamı değerlendirilerek tez konumuzda işletme çalışanlarının fail olduğu veya araç olduğu haller daha çok sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek, başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanmak, üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek olduğundan bu haller ile genel hüküm kapsamında değerlendirilebilecek haller ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Diğer haksız rekabet hallerine çalışmanın kapsamı gözetilerek ve tekrara düşmemek adına yer verilmemiştir. işletme çalışanlarının iş ilişkisi devam ederken meydana gelen eylemleri ile iş ilişkisi sona erdikten sonra meydana gelen eylemlerine yönelik adam çalıştıranın sorumluluğu, rekabet yasağı sözleşmesi gibi kavramlar da irdelenmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise açılabilecek hukuk davaları ile talep edilebilecek tedbirler yer almaktadır.
Sigorta hukukunda arabuluculuk ve tahkim
Türkiye'de tahkim, mevzuatta bulunmasına karşın sigorta hukukuna ilişkin uygulaması 21. yüzyılın ilk on yılında ortaya çıkmıştır. Bunun yanında ikinci on yılda arabuluculuk uygulaması, bütün uyuşmazlıklarla birlikte sigorta hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklara da uygulanmaya başlamıştır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği uyuşmazlıklara ilişkin önce iş hukukunda, daha sonra ticaret ve tüketici hukukunda dava şartı arabuluculuk uygulamaları sırasıyla yürürlüğe girmiştir. Türk Ticaret Kanunun Altıncı Kitabı olan sigorta hukuku uyuşmazlıklarında arabuluculuk uygulamasının, yalnızca ticaret hukuku uzman arabulucuları tarafından çözülmesi mümkün değildir. Hukuk Uyuşmazlıkları Arabuluculuk Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda dava şartı arabuluculuk düzenlenmiş olmasına karşın, sigorta uyuşmazlıklarının arabuluculuk yolu ile nasıl çözüleceğine ilişkin net bir düzenleme yapılmamıştır. Dava şartı arabuluculuğun tahkim için geçerli olmadığı tahkimin de bir alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olduğu ortadadır. Sigorta Tahkim Komisyonun herhangi bir şekilde iradilikten uzak olacak şekilde mahkemelere erişimi engellememesi gerekir. Sigorta uyuşmazlıklarında tahkime başvurunun kolaylaştırılması ve başvurucunun tercih imkânının genişletilmesi gerekmektedir. İradi olan tahkim ile iradi olan arabuluculuğun bir araya gelerek iki yolun da olumlu yanlarını uyuşmazlıkların çözümünde kullanmak, uzmanlaşmış kişiler tarafından kamu düzenine uygun kararlar ortaya çıkarmak açısından Arabuluculuk-Tahkim uygulaması Sigorta Tahkim Komisyonu bünyesinde hayata geçirilmelidir.
Adi iş, ticari iş ve tüketici işlemlerinde faiz
Faiz, para borçlarında alacağından mahrum kaldığı süre için ve bu süreyle orantılı şekilde alacaklıya ödenmesi gereken medenî semere olarak tanımlanabilir. Faiz hükümleri, hukukumuzda dağınık bir şekilde düzenlenmiştir. Faiz alacağının doğumuna ve oranına ilişkin temel kurallar, Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda yer almaktadır. Bir işlemin adi iş, ticarî iş veya tüketici işlemi olarak nitelendirilmesi, söz konusu işleme uygulanacak faiz hükümlerini etkileyecektir. Dolayısıyla, faiz hükümlerinin uygulanmasından önce, taraflar arasındaki ilişkinin niteliğinin tespit edilmesi gerekir. Çalışmamızda; adi iş, ticari iş ve tüketici işlemleri ayrımı ele alınarak her biri için uygulanacak faiz hükümleri doktrin görüşleri ve Yargıtay kararları ışığında incelenmiştir.
Pay sahipleri sözleşmesinde ve esas sözleşmede yer verilen opsiyon haklarının etki ve sonuçları
Anonim şirketler bakımından pratikte oldukça yaygın olarak kullanılan pay sahipleri sözleşmeleri, şirketler hukuku açısından oldukça büyük önem taşımaktadır. Bunun en büyük nedenlerinden biri ise pay sahiplerinin birbiriyle aralarında olan hukuki ilişkinin, pay sahipleri ile ortaklık arasındaki ilişkinin veya ortaklığın tabi olacağı düzen belirlenerek şirketler hukuku düzeninin getirdiği katı kurallar karşısında daha esnek bir yapı sağlanması isteğidir. Pay sahipleri sözleşmesinin uygulamadaki önemi açısından öncelikle konumuzun kapsamı gereği opsiyon hakları ile pay sahipleri sözleşmesinin, ayrı ayrı özellikleri ve hukuktaki benzeri kavramlarla farkları incelenmiştir. Halka kapalı anonim şirketlerde pay sahipleri; yabancılaşmanın önlenmesi, ortaklığın kişiselleştirilmesi veya ortaklık ile ilişkilerinin güçlendirilmesi gibi amaçlarla payların yabancılara devredilmesini istemeyebilirler. Bu durumda da anonim şirketlere ilişkin "payın devredilebilirliği ilkesi" karşısında, devre sınırlama getirilebilmektedir. Ancak payların devrinin sınırlandırılması istisnai bir durum olup yalnızca kanunun izin verdiği ölçüde mümkündür. Anonim şirketlerde pay devrinin sınırlandırılmasına ilişkin hükümlere Türk Ticaret Kanunu'nda yer verilmiştir. Uygulamada da pay sahipleri sözleşmelerinde yer verilen pay devir kısıtlamalarına ilişkin düzenlemelere, esas sözleşmede sık sık rastlanılmaktadır. Böylece esas sözleşmeye yazılması istenen pay devrini sınırlayıcı hükümlere korporatif bir etki verilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmamızda, pay devir kısıtlamaları olarak da nitelendirebileceğimiz opsiyon haklarının, pay sahipleri sözleşmesinde ve esas sözleşmede yer verilmeleri durumları ayrı ayrı irdelenmiş, bu hakların esas sözleşmede yer verilmesi sonucunda, şirketler hukuku bakımından geçerli ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir hale gelip gelemeyecekleri sorunu üzerinde durulmuştur. Bununla birlikte esas sözleşmede düzenlenerek korporatif etki kazanabilen türdeki opsiyon haklarının ihlali durumunda uygulanabilecek yaptırımlar konusu ele alınmıştır. Son olarak ise, pay sahipleri sözleşmesinde düzenlenmiş opsiyon haklarının ihlal edilmelerinin sonuçları yaptırımların türleri bakımından ve aynen ifa meselesi üzerinden incelenmiştir. Bu kapsamda uygulanabilecek yaptırımlar borçlar hukuku, şirketler hukuku ve bazı Yargıtay kararları açısından tartışılmıştır.
Limited şirkette çıkma ve çıkarma
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile limited şirketlerde çıkma ve çıkarma hakkı genişletilerek kabul edilmiştir. 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu döneminde limited şirketlerde çıkma hakkı sözleşmeye veya haklı sebeplere dayalı olarak; çıkarma hakkı ise yalnızca haklı sebeplere ve sermaye borcunun ödenmesinde temerrüde dayalı olarak kullanılabiliyordu. Ancak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile birleşme halinde, şirketler topluluğunda belirli şartların gerçekleşmesi koşuluyla ve çıkmaya katılma yoluyla ortakların şirketten çıkmalarına izin verilmiştir. Yine yeni Kanun ile haklı sebeplere ek olarak sözleşmeye, haklı sebeple feshe, birleşmeye, şirketler topluluğuna dayalı olarak ortağın şirketten çıkarılabileceği düzenlenmiştir. Bu çalışmanın ilk bölümünde çıkma kavramı ve çıkma halleri, ikinci bölümünde çıkarma kavramı ve çıkarma halleri, nihayet üçüncü bölümünde ise çıkma ve çıkarmanın sonuçları ve ayrılma akçesi incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Limited Şirket, Çıkma, Çıkarma, Ayrılma Akçesi.
Kambiyo senetlerinde def'iler
Çalışma, kambiyo senedi borçlusunun senet alacaklısına karşı ileri sürebileceği def'ileri incelemeyi amaçlamaktadır. Konu, doktrin ve uygulamada benimsenmiş olan tasnifler çerçevesinde ele alınmıştır. Türk Ticaret Kanunu'nda def'i kavramı itirazı da kapsar nitelikte geniş anlamda kullanılmaktadır. Nitekim kambiyo senedi borçlusunun ileri sürebileceği def'iler, hem borçlunun borçlu olduğu edimi özel bir sebebe dayanarak ifa etmekten kaçınmasını sağlayan def'iyi hem de bir hakkın doğumuna engel olan veya bir hakkı sona erdiren itirazı içermektedir. Diğer bir deyişle, kambiyo senetlerinde def'i kavramı, maddi hukuka ilişkin bütün savunma vasıtalarını kapsamaktadır. Bu çalışmada kambiyo senetlerinde def'iler, etki alanına göre yapılan sınıflandırmadan hareketle mutlak ve nispi def'iler şeklinde iki ana başlık altında incelenmektedir. Mutlak def'iler herkese karşı ileri sürülebilmektedir. Nispi def'iler ise, sadece ilgililer arasında ileri sürülebilmektedir. Mutlak def'iler, senet metninden anlaşılan def'iler ile senetteki taahhüdün hükümsüzlüğüne ilişkin def'ilerden ibaretken; nispi def'iler, bunlar haricindeki bütün hususları içeren; bunlardan bir kısmı temel borç ilişkisinden diğer bir kısmı ise özel anlaşmalardan kaynaklanan def'ilerdir.
Türkiye'de sahte fatura kullanımının önlenmesinde SMMM'lerin rolü ve çözüm yollarının tespiti
Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de sahte fatura kullanımının önlenmesinde Serbest Muhasebeci Mali Müşavir (SMMM)'lerin rolünü belirlemek ve çözüm için yapılması gerekenleri tespit etmektir. Bu amaçla, Adana il merkezindeki Yeminli Mali Müşavirler, Vergi Müfettişleri ve Yetkili Vergi Müfettiş Yardımcılarına anket yöntemi uygulanmıştır. Sahte fatura kullanımının önlenmesinde Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerin rolüne ilişkin bulgulara göre, Y5, Y8, Y15, Y10 ve Y20 yargıları ile ilgili olarak YMM'ler ile Vergi Müfettişlerinin görüşleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadığı belirlenmiştir. Ayrıca, Y1, Y12, Y19, Y13 ve Y16 yargıları açısından ise anlamlı bir farklılık bulunduğu görülmüştür. Sahte fatura kullanımının önlenmesinde çözüm yollarına ilişkin bulgular; Y4, Y7, Y11, Y14 ve Y18 yargıları ile ilgili olarak YMM'ler ile Vergi Müfettişlerinin görüşleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadığını; diğer yargılar açısından ise anlamlı bir farklılık bulunduğunu göstermiştir. Ayrıca, sahte fatura kullanımının önlenmesinde en etkili çözümün vergi denetimlerinde etkinliğin arttırılması olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sahte Fatura Kullanma, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir, Yeminli Mali Müşavir, Vergi Müfettişi.
Bir işletmede borca batıklığın tespiti
İşletmeler ticari faaliyetlerini devam ettirirken işletmenin sürekliliği ilkesini benimsemektedirler. İşletmelerin sürekliliği ilkesini zedeleyen birçok faktörden söz edilebilir, bunlardan birisi borca batıklık halidir. Borca batıklık, Türk mevzuatında çeşitli tanımlamalara sahip olmakla birlikte, şirket aktiflerinin borçlarını karşılayamaması durumu olarak adlandırılmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde işletmelerin iflası veya iflastan kurtulma yollarına başvurmalarında borca batıklık kavramından bahsedilmektedir. İflastan kurtulma yolları olarak; sıradan çekilme sözleşmesi, uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma, konkordato ve birleşmeye katılma kavramları ele alınmaktadır.Çalışmanın ikinci bölümünde borca batıklığın Türk mevzuatında yer alma şekillerine ve ara bilançodan tespit edilme yükümlülüğüne yer verilmektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde borca batıklık bilançosunun şekli ve içeriğine değinilmektedir. Uygulama kısmında ise, bir limited şirketin borca batık olup olmadığının tespiti yapılmıştır. Çalışmanın, borca batıklık kavramını ve borca batıklığı tespit aşamalarını nesnel ve yalın bir şekilde ele alınması itibariyle, uygulayıcılara yol gösterici bir kaynak olması ve literatüre katkı sağlaması amaçlanmaktadır.
Sermaye şirketlerinde payın miras yoluyla geçmesi
Sermaye şirketlerinde pay, satış, bağışlama, trampa gibi bir iradi işlemle kazanılabileceği gibi miras, cebri icra, mal rejimi hükümleri uyarınca kanun gereği de kazanılabilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda (TTK) payın kanuni bir hüküm uyarınca edinilmesi, iradi devirle iktisap edilmesinden farklı şekilde düzenlenmiştir. Tezimizde, sermaye şirketlerinde payın, kanuni intikal hallerinden biri olan miras yoluyla geçmesi inceleme konusu yapılacaktır. Konunun incelenmesi, istenmeyen mirasçının pay sahibi olmasına engel olunarak, şirketin kendine has niteliklerini ve bağımsızlığını koruma, yabancılaşmaya karşı koruma gibi menfaatleri karşısında; payı miras yoluyla iktisap eden kişinin Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet ve miras hakları arasında adil bir dengenin kurulması açısından büyük bir öneme sahiptir. Anahtar Kelimeler: Sermaye şirketleri; nama yazılı pay; pay devri; miras; kaçış klozu.
Tüzel kişilik perdesinin aralanması
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisiyle birlikte tüzel kişiliğin ortak ve üyelerini tüzel kişiliği kullanarak kendilerine menfaat temin etmeleri ve dürüstlük kuralına aykırı davranmaları engellenmiştir. Hukuk güvenliğini sarsmaya yol açabilecek kadar önemli olan bu husus Türk Hukukunda önlenmek istenmiştir. Tüzel kişilik yapısının bu şekilde amacına aykırı kullanılmasını önlemek adına uygulamada perde aralanması yoluna başvurulmaktadır. Teorinin ortaya konulması bakımından tezimizde öncelikle tüzel kişilik kavramını unsurlarıyla birlikte açıklamaya çalıştık. Tarihi gelişim süreci ve hukuk düzenimizdeki yerine de değindiğimiz tüzel kişilik yapısını açıkladıktan sonra teorinin ortaya çıkışı ve bağlantılı olduğu hususları ele aldık. Daha sonra üçüncü bölümde tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin nasıl uygulandığı, yöntemleri ve bunlara ilişkin örnek mahiyetinde yargı kararlarına yer verilmiştir. Son olarak bu tezde tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine benzer uygulamalara yol açan kanuni düzenlemeler ele alınmış olup bu düzenlemelerde yer verildiği şekilde teorinin uygulamaya dökülmesi gereksinimi ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Uygulamada ise teoriye çok fazla yer verilmediğinden mahkeme kararlarında daha fazla atıfta bulunulması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Ticari işletmenin devri
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu birçok yeniliği de beraberinde getirmiştir. Kuşkusuz bu yeniliklerin en önemlilerinden biri de ticari işletmenin bir bütün olarak devridir. Ticari işletmenin bir bütün olarak devri, ticaret hukukunun merkez kavramı olan ticari işletmelerin varlığını devam ettirmesi anlamına gelmektedir. Bu bakımdan ticari yaşam ve ülke ekonomisi bakımından da son derece önemlidir. Tezimizin konusunu oluşturan ticari işletmenin devri kavramı incelenirken, öncelikle işletme ve ticari işletme kavramları ile bu kavramların unsurları ve diğer kavramlarla mukayesesi incelenmiştir. Sonrasında ticari işletmenin devri ve devir sözleşmesi ele alınmıştır. Ticari işletmenin devrinin benzer kavramlarla mukayesesi de incelenerek, son olarak da ticari işletme devrinin hüküm ve sonuçları üzerinde durulmuştur. Ticari işletme devrinin tarafımızca tez konusu olarak seçilmesinin kuşkusuz ilk sebebi de yukarıda da izah edildiği üzere ticari işletme devri kavramının hem ticaret hukuku hem de ticari yaşam adına bu denli büyük bir öneme sahip olmasıdır. Bir diğer yandan 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda yapılan bu yeni düzenlemenin yanı sıra 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ve 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun yürürlüğe girmiş ve birçok ikincil düzenleme yapılmış olması ve ticari işletmenin devri özelinde yapılan bilimsel çalışmaların sayısının azlığı da ticari işletmenin devri konulu bir tez çalışması yapılmasının sebeplerini oluşturmaktadır.
Şirketler Hukukundan doğan uyuşmazlıklarda tahkim
Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden biri olan tahkim, tarafların şirketler hukukundan doğan uyuşmazlıkların çözümü için başvurabilecekleri alternatif yargılama olarak tanımlanır. Pek çok uyuşmazlıkta tahkim yoluna başvurulabileceği gibi şirketler hukukundan doğan uyuşmazlıkların çözümü tarafsız hakem kurulu tarafından çözüme kavuşturulabilir. Türk hukukunda, şirketler hukuku uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliğine ilişkin düzenlemeler yetersiz kalmaktadır. Nitekim Türk Ticaret Kanunu ve ilgili diğer kanunlar şirketler hukukundan doğan uyuşmazlıkların çözümünde tahkim yoluna ilişkin özel bir düzenleme getirmemekle birlikte bu yönde yasaklayıcı düzenlemede bulunmamaktadır. Bu tezin amacı, şirketler hukukunda uyuşmazlıkların çözümünde tahkime elverişlilik üzerinde durmaktır. Tahkimin tanımı, önemi ve şirketler hukuku uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliği incelenmekle birlikte doktrinde ileri sürülen görüşler ele alınmıştır.
Yeni düzenlemeler ışığında karşılaştırmalı reklam yolu ile haksız rekabet
Bu çalışmanın amacı, karşılaştırmalı reklamın üreticiler ve tüketiciler açısından pazarlama alanında tercih edilen bir yöntem olması sebebiyle hukuka uygun kullanılmasının sağlanmasıdır. Bu amaçla çalışmamızın ilk bölümde haksız rekabet hallerinin reklam yoluyla yapılması incelenmiş, TTK'da haksız rekabetin hukuka uygunluk şartlarına değinilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde çalışmanın içerisinde sıkça kullanılan reklam, karşılaştırmalı reklam gibi terimlerin mevzuat ve doktrinde nasıl tanımlandığına değinilmiş ve şartları açıklanmıştır. Çalışmamızın son bölümünde ise Türk mevzuatında ve AB yönergelerinde karşılaştırmalı reklamla ilgili düzenlemeler üzerinde durulmuştur. Anahtar sözcükler: Karşılaştırmalı Reklamlar, Açık Karşılaştırma Yasağı, Ticari Reklamlar, Haksız Rekabet, Türk Ticaret Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği, AB Yönergelerinde Karşılaştırmalı Reklam.
Anonim ve limited şirketlerde pay, kȃr payı ve yedek akçelerinedinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında tasfiyesi
743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi'nde eşler arasında aksi kararlaştırılmadığı sürece yasal mal rejimi olarak "mal ayrılığı rejimi" kabul edilmiş, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Yeni Yasa'da ise yasal mal rejimi "edinilmiş mallara katılma rejimi" olarak değiştirilmiştir. Bu rejim değişikliği taraflar arasındaki mal rejiminin tasfiyesinde köklü değişiklik ve sonuçları da beraberinde getirmiştir. Bu esaslı değişiklik, eşlerin sahip oldukları şirket pay ve gelirlerine ilişkin olarak da önemli etkiler doğurmuştur. Çalışmamız, edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi kapsamında Anonim ve Limited Şirketler bakımından şirket pay ve gelirlerinin tasfiyesine ilişkin değerlendirmelerle sınırlandırılmıştır. Çalışmamızın ilk bölümünde ticaret hukuku kapsamında şirket sermaye, pay, kâr payı ve yedek akçe kavramlarına ilişkin değerlendirmelere yer verilmiş, ikinci bölümde ise medeni hukuk kapsamında edinilmiş mallara katılma rejimine ilişkin düzenlemeler, kişisel mal niteliğindeki şirket pay ya da gelirleri, edinilmiş mal niteliğindeki sermaye, pay, kar payı ve yedek akçeler, sermaye artırımı halinde edinilen şirket payları, şirketlerde edinilmiş mal niteliğindeki mal varlığının tasfiyesi, ticaret hukuku ve işletme bölümü kapsamında şirket değerlemeleri ile gerek doktrin gerekse Yargıtay içtihatları nazara alınarak konu incelenmeye çalışılmıştır.
Tüzel kişilerin anonim şirket yönetim kurulu üyeliği
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, anonim şirketlerin yönetimine ilişkin önemli yenilikler getirmiştir. Bu yeniliklerden biri de, tüzel kişilerin yönetim kurulu üyesi olabilmesine imkân tanınmasıdır. Bu çalışmada, öncelikle tüzel kişilere genel hatlarıyla değinilerek TTK m. 359/2' de düzenlenen, tüzel kişilerin yönetim kurulu üyeliği ile bu düzenlemeye ilişkin açıklamalara, çeşitli sorunlara ve teorideki tartışmalara değinilmektedir. Bu kapsamda, tüzel kişilerin yönetim kurulu üyesi olmasının şartları, tüzel kişi adına hareket eden gerçek kişinin belirlenmesi ve söz konusu gerçek kişinin hak ve yükümleri ele alınmaktadır. Yine tüzel kişi adına hareket eden gerçek kişinin, hem tüzel kişi hem de şirket ile aralarındaki ilişkiler üzerinde durularak gerçek kişi ile tüzel kişi arasındaki talimat ilişkisine değinilmektedir. Ardından kamu tüzel kişilerinin anonim şirket yönetim kurulu üyeliği üzerinde durulmakta ve önce TTK m. 359/5' te düzenlenen pay sahibi kamu tüzel kişilerinin yönetim kurulu üyesi seçilmesine ilişkin düzenleme ile bu düzenlemenin yol açtığı tartışmalara değinilmektedir. Daha sonra ise TTK m. 334' de düzenlenen, kamu tüzel kişilerinin işletme konusu kamu hizmeti olan anonim şirketlerin yönetim kurullarında temsilci bulundurması ve bu düzenlemelerin beraberinde getirdiği sorunlar ve tartışmalar incelenmeye çalışılmaktadır. Son olarak tüzel kişilere yönetim kurulu üyesi olma imkânı verilmesi ile artık tüzel kişi üzerinde bulunan hukuki sorumluluk ele alınmakta ve verdiği yanlış kararlarla şirketi zarara sokarak kendi sorumluluğuna yol açan gerçek kişi ile tüzel kişi arasındaki sorumluluk ilişkisine değinilmektedir.
Limited şirkette esas sermaye payının devri
Limited şirket bir sermaye şirketidir. Ancak kanun koyucu limited şirkete şahıs şirketlerinin özelliklerini de vermiştir. Bu nedenle limited şirket esas sermaye pay devri, sermaye şirketleri ile şahıs şirketleri arasında bir yerde bulunmaktadır. Limited şirket kurulduktan sonra aynı ortaklar ile uzun bir zaman devam edebileceği gibi bunlardan bir kısmı esas sermaye paylarını devretmek isteyebilirler. Limited şirket pay devri TTK m. 595 ile düzenlenmiştir. Çalışmada da bu hüküm esas alınmıştır. 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanun'nun 520 maddesi ile düzenlenen limited şirket pay devri uygulamada yaşanılan sorunlar, piyasanın ihtiyaçları, Yargıtay kararları ve doktrindeki görüşler çerçevesinde 6102 Sayılı TTK m. 595 ile kapsamlı bir şekilde yeniden düzenlenmiştir. Esas sermaye pay devri için taraflar arasında yazılı bir sözleşmenin yapılması, tarafların imzalarının noter tarafından onanması ve genel kurulun onayı gerekir. Devir de bu onayla geçerli olur. Ancak şirket sözleşmesi ile genel kurulun onayı kaldırılabilir. Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş ise genel kurul sebep göstermeksizin onayı reddedebilir. Şirket sözleşmesi ile esas sermaye pay devri tamamen yasaklanabilir. Genel kurulun esas sermaye pay devrini onaylamaması ya da şirket sözleşmesi ile esas sermaye pay devrinin yasaklanması halinde ortağın şirketten haklı sebeple çıkma hakkı söz konusu olabilir. Yeni düzenleme ile limited ortaklıkta pay devri eTTK'ya oranla önemli ölçüde kolaylaştırılmıştır.