Hadith
670 theses under this subject heading
VIII. asır kadın muhaddisleri (Zehebî'nin hocaları özelinde)
Hz. Peygamber'in salallahu aleyhi vesellem mesajının öğrenilmesi ve sonraki nesillere intikal etmesinde erkeklerin yanı sıra kadınlar da ciddi gayret sarf etmiştir. Tarihsel süreçte devam eden bu gayretler Memlükler Devleti'nin hakimiyet yıllarına tekabül eden hicrî sekizinci ve dokuzuncu asırlarda had safhaya ulaşmıştır. Nitekim dönemin meşhur hadis âlimlerinin hocaları arasında azımsanmayacak sayıda kadın muhaddis ismi yer almaktadır. Hadis alanında şöhret kazanmış bazı muhaddisler ders almış oldukları hocalarını tanıtan eserler kaleme almıştır. Bu âlimlerin çoğu ders aldıkları kadın hocalarından iftiharla bahsetmiştir. Hadis, tarih ve terâcim alanında emsalsiz bir isim olan Türk muhaddis Zehebî hicrî yedinci asrın sonlarıyla sekizinci asrın ilk yarısı arasında yaşamış bir âlimdir. Hadis ilminde eşsiz eserleriyle ön plana çıkan Zehebî çok sayıda kadın muhaddisten ders almasıyla dikkat çekmektedir. Zehebî'nin semâ, kıraat ve icazet yollarıyla ders aldığı hocalarının hal tercümelerine yer verdiği Mu'cemü Şüyûhi'z-Zehebi isimli eserinde 1043 hocası arasında 104 hanım hocası yer almaktadır. Bu sayı her ne kadar erkek hocalarının sayısına nazaran az olsa da söz konusu dönemde ilmî hayatta kadınların rolünü ortaya koyması açısından önem arz etmektedir. Bu çalışma Zehebî'nin ders aldığı hocaları özelinde hicrî sekizinci asır Memlükler dönemi kadın muhaddislerini konu edinmektedir. Zehebî'nin kadın hocaları çalışmanın merkezini oluşturarak söz konusu dönemde hadis rivayetiyle meşgul olmuş ve icazet vermiş hanımlar tespit edilerek hanımların o dönemde Hadis ilmindeki yeri, dönemin eğitim geleneği içinde nasıl yer edindikleri ve kadınların ders alma/verme yöntemleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Zehebî'nin hocaları özelinde incelenen kadın muhaddislerin birçoğunun ulemâ ailelerine müntesip olduğu görülmektedir. Kadın muhaddisler küçük yaşta ailelerinin teşvikiyle ilim tahsiline başlamış ve dönemlerinin önemli âlimlerinin hadis meclislerine götürülerek çeşitli hadis cüzlerinin icazetine sahip olmuştur. Dönemlerinde erkeklere nazaran daha uzun bir ömür yaşayan kadınlar ilerleyen yaşlarında âli isnada sahip olmaları sebebiyle hadis tahammül etmek isteyen talebeler tarafından rağbet görmüştür. Söz konusu kadın muhaddisler kadınlara ders vermekle kalmamış pek çok meşhur âlime de hadis ve kitap icazetleri vermişlerdir.
Azîzî'nin es-Sirâcü'l-Münîr adlı eseri özelinde hadisçiliği ve şerh yöntemi
es-Süyûtî tarafından etraf (alfabetik) tarzda tasnîf edilen el-Câmiu's-Sağîr, İslâm dünyasında çok kısa bir zamanda şöhret bulmuş ve üzerine pek çok çalışmalar yapılmıştır. Bunlardan biri de Mısır'ın Bûlâk köyünde dünyaya gelmiş, el-Azîziyye kasabasına yerleşip orada ilim tahsîl etmiş olan el-Azîzî tarafından te'lif edilmiş es-Sirâcü'l-Münîr bi-Şerhi'l-Câmi's-Sağîr'dir. Çalışmanın konusu el-Azîzî'nin bahsi geçen eserindeki şerh yöntemini tespit etmektir. Amacı ise es-Sirâcü'l-Münîr'de el-Azîzî'nin yorumları tek tek incelenip tahlilî yapılarak şârihin şerh yöntemine dair kaideleri tespit etmektir. Çalışmanın önemine gelince, ülkemizde el-Azîzî ve eserleri hakkında bugüne kadar herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Dolayısıyla bu araştırma, el-Azîzî ve şerhi hakkında ilk olma özelliğini taşımaktadır. Aynı şekilde ülkemizde el-Câmiu's-Sağîr'in herhangi bir şerhi hakkında yorum yöntemini tespit etme amacıyla da bir inceleme yapılmamıştır. Dolayısıyla çalışma bu sahanında ilki konumundadır. Çalışmada tasvîrî ve tahlilî bir yöntem benimsenmiştir. Bu doğrultuda el-Azîzî'nin zengin içerikli şerhlerin genel özelliklerini nasıl ve hangi yoğunlukta tatbik ettiği, ana kaynaklarını hangi yöntemlerle kullandığı ve ana kaynaklarından nasıl etkilendiği bu çalışmada incelenmiştir. Yapılan araştırmalar neticesinde, el-Azîzî'nin eserini kaleme alırken üç ana kaynaktan istifade ettiği tespit edilmiştir. Bunlar: es-Süyûtî'nin öğrencisi el-Alkamî'nin el-Kevkebü'l-Münîr'i, el-Münâvî'nin et-Teysîr'i ve el-Hicâzî el-Vâ'iz'in Fethu Mevlâ'n-Nasîr'idir. es-Sirâcü'l-Münîr zengin içerikli şerhlerin özelliklerini önemli ölçüde barındırmaktadır. Muhteva benzerliğinden dolayı âyet, hadîs ve Arap şiiri ile istişhâdda bulunma, kelime analizi yapma; fıkhî, kelâmî yorumlarda bulunma; hadîsler arasındaki ihtilafı giderme, ğarîb lafızları beyân etme, sebeb-i vürûdu nakletme gibi zengin içerikli şerhlerin karakteristik özellikleri el-Azîzî tarafından önemli ölçüde bu şerhinde uygulanmıştır. es-Sirâcü'l-Münîr, el-Câmiu's-Sağîr'in ilk dönem şerhlerinin karakteristik özelliklerini hatırı sayılır biçimde yansıtmıştır.
Seyyid Abdulhakîm Arvâsî'nin eserlerindeki temel tasavvufi öğretilerin hadislerdeki dayanakları
ÖZET Hz. Peygamber'in vefat etmesinden sonra İslâm öğretileri çeşitli ilmî dallara ayrılmıştır. Bu ilimler içerisinde ahlâkî/manevî öğretiler, hadis ve tasavvuf ilminin konusu olmuştur. Şüphesiz diğer dini ilimler gibi tasavvufta Kur'an ve sünnet çerçevesinde teşekkül etmiştir. Her ne olursa olsun mutasavvıfların kendine has bazı delillendirme yöntemleri olsa da sahih bilginin kaynağını tespit bağlamında tasavvufun öğretilerinin temelleri kitap ve sünnette aranmıştır. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî, 1860 tarihinde Van'ın Başkale ilçesinde dünyaya gelmiş, ilk eğitimini babasından aldıktan sonra çeşitli âlimlerin dini ve fenni ilimler tahsil etmek için ders halkalarına katılmıştır. Bunun yanı sıra muhtelif tarikatlardan icazet alarak Nakşîbendiyye'nin Hâlidiye koluna müntesip olmuştur. Osmanlı devletinin son yılları ile yeni kurulan Cumhuriyet döneminin ilk başlarında hayat sürmüştür. Başkale'de medrese ve kütüphane kurarak İslâmî eğitimler vermiş, bölgedeki Şiilik yayılmasına karşı önlemler alarak karşı koymuştur. Rusların bölgeyi işgal etmesinin ardından Musul'a göç etmiş, daha sonra Adana ve Eskişehir'de bir süre yaşadıktan sonra İstanbul'a göç ederek buraya yerleşmiştir. İstanbul'da Kaşgarî dergâhında şeyhlik görevini yaparken tekkeler kapatılmıştır. Bunun üzerine Beyoğlu Ağa ve Beyazıt Camii'nde dersler vermiştir. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî önemli ilmî çalışmalar yapmıştır. Türkiye Cumhuriyet'inde bazı dönüşümlerin ve karışıklıkların olduğu bir dönemde yaşayan Arvâsî, tasavvuf ve diğer ilimlerde yazdığı çalışmalar ve nüfuz ettiği fikir adamları vasıtasıyla etkisi günümüze kadar devam etmiştir. Bu çalışmada başta er-Riyâzü't-Tasavvufîyye adlı eserindeki temel tasavvufî kavramlar ile ilgi nakledilen hadis rivâyetlerinin sıhhat durumunu tespit etmek amaçlanmıştır. Müellif, er-Riyâzü't-Tasavvufîyye adlı eserinin dışında birçok risale, mektup ve müstakil eserlerinde de temel tasavvufî kavramlara değinmiştir. Mezkûr eserlerinde on beş temel tasavvufî kavramı açıklarken bazı hadislere yer verilmiş, ancak hadislerin kaynağına ya da sıhhat durumuna değinilmemiştir. Bu durum genel olarak tasavvuf ehlinin hadislere yaklaşımını göstermektedir. Hadislerin senedsiz rivâyet edilmesi, mana ile aktarılması ve keşf/ilham ve benzeri yollarla sıhhatini belirlenmesi, ehli tasavvufun yöntemleri arasındadır. Bu araştırmada temel hadis kaynaklarına başvurulmuştur. Bu sahada yapılan güncel çalışmalar da göz ardı edilmeden, gerekli durumlarda istifade edilmiştir. Çalışmada genel olarak hadislerin tespiti noktasında birincil kaynaklara müracaat edilmiş ayrıca müellifin eserleri hakkında bazı bilgilere de yer verilmiştir. Türkiye Cumhuriyet'inde bazı dönüşümlerin ve karışıklıkların olduğu bir dönemde yaşayan Arvâsi, tasavvuf ve diğer ilimlerde yazdığı çalışmalar ve nüfuz ettiği fikir adamları vasıtasıyla etkisi günümüze kadar devam etmiştir. Bu çalışmada başta er-Riyâzü't-Tasavvufiyye adlı eserindeki temel tasavvufi kavramlar ile ilgi nakledilen hadis rivayetlerinin sıhhat durumunu tespit etmek amaçlanmıştır. Müellif, er-Riyâzü't-Tasavvufiyye adlı eserinin dışında birçok risale, mektup ve müstakil eserlerinde de temel tasavvufi kavramlara değinmiştir. Mezkûr eserlerinde on beş temel tasavvufî kavramı açıklarken bazı hadislere yer verilmiş, ancak hadislerin kaynağına ya da sıhhat durumuna değinilmemiştir. Bu durum genel olarak tasavvuf ehlinin hadislere yaklaşımını göstermektedir. Hadislerin senetsiz rivayet edilmesi, mana ile aktarılması ve keşf/ilham ve benzeri yollarla sıhhatini belirlenmesi, ehli tasavvufun yöntemleri arasındadır. Bu araştırmada temel hadis kaynaklarına başvurulmuştur. Bu sahada yapılan güncel çalışmalar da göz ardı edilmeden, gerekli durumlarda istifade edilmiştir. Genel olarak hadislerin tespiti noktasında birincil kaynaklara müracaat edilmiş ayrıca müellifin eserleri hakkında bazı bilgilere de yer verilmiştir.
The verifacation and methodology of Mullah Halil al-si'irdî's work which is named "Usûlü Hadîsi'l-Ezher Mine'l-Muhtasar ve Şerhihi Li-i̇bn Hacer"
The sunnah is secondary source of sharia and a reliable introduction for understanding of Holy Quran. Since the time of the Sahaba (Companions), the Islamic scholars have given great attention to rivayah and dirayah, of Hadith. at the time of sahaba, the science of "sened" was emerge. As time progressed and needs increased, sciences emerged to help the hadith science; such as science of rical, and cerh and ta'dil and Mustalahu'l-hadis. Ibn Hajar al Askalani made great contributions to this science by explanation Sahih-i Bukhari. His work Nuhbetu'l Fiker is one of the most important works written in the field of Mustalahu'l-Hadith. Many explanations were written on this work. Mullah Khalil al-Siirdî also wrote a book named "Usulu'l Hadisi'l-Ezher mine'l Muhtasar ve şerhihi li ibn Hacer" to contribute to this field. This work is a manuscript and is about thirty pages. The author showed the power of science by way of he made the examples he mentioned for each rule, and additions. We aimed to present this useful book to the benefit of science students by examining it.
كتاب شرح الشمائل النبوية لمحمد بن صلاح اللّاري دراسة وتحقيق ( من الصحيفة 1-51)
The sciences of hadith are of great importance as it was developed to preserve the Prophetic Sunnah from distortion and alteration, and the Islamic nation transmitted the Prophet's hadith with isnads, and distinguished them from the correct ones with them. The science of hadith leads to a good emulation of the Prophet - may God's prayers and peace be upon him - in words and deeds, attributes, morals and dealings, and leads to the preservation of minds and scientific books from myths and Israelites . And the importance of this research stems from the position of Imam Al-Tirmidhi, the author of the book Al-Shama'il Al-Nabawiyyah, and he is one of the great imams in the science of hadith, and studying the biography of the Prophet - may God's prayers and peace be upon him- and his attributes increases the heart's love for the Prophet - may God's prayers and peace be upon him - and in compliance with the command of God Almighty and following him And that is only by getting to know it . The importance of this study is clear from the fact that it stems from the investigation of the book Sharh al-Shama'il al-Nabawiyyah of Imam Musleh al-Din al-Lari, which was distinguished by two advantages. And the other feature is related to his explanation, which was characterized by analysis, control and diversity in the sciences from language to hadith and narrations . This treatise, tagged with (Sharh Shamael al-Tirmidhi of Imam Musleh al-Din al-Lari) - study and investigation, includes an introduction in which I explained the reason for choosing the topic, the importance of the topic, and my methodology in investigation. Al-Tirmidhi, so I mentioned his name, lineage, birth and upbringing, and the scholars' praise of him and his elders, then his death, and the second chapter was in the definition of the book Matn Al-Shama'il AlNabawiya, in which I mentioned the book's relation to its author, the position of the book, the scholars' praise of him and the author's approach to it and its sources, and the third chapter came by introducing Imam Musleh Al-Din Al-Lari So I mentioned his name, lineage, birth, upbringing, scientific effects, the scholars' praise for him and his death. And the fourth chapter was a description of the explanation of the book Al-Shama'il, its name and its affiliation to the author, and a description of the written copies, and the manuscript images. The Messenger of God - may God bless him and grant him peace - and the third is what came in the dismounting of the Messenger of God - may God's prayers and peace be upon him, and the fourth is what came about the graying of the Messenger of God - may God's prayers and peace be upon him, and the fifth is what came in the pigmentation of the Messenger of God - may God's prayers and peace be upon him, and the message was concluded with indexes of verses, hadiths and effects and Arabic poems. My approach in the investigation was transcription and contrast between the written copies and the translation of the figures and figures who appeared in the research, and I adhered to the rules and origins of hadith, and reference to the original sources, and I followed the rules and origins of scientific research . The study concluded with a number of results, the most prominent of which was that the book Sharh Al-Shama'il by Muslih Al-Din Al-Lari was one of the best explanations that have reached us due to its excellent explanation, analysis and linguistic tracking, as well as its division of the Prophetic hadiths in terms of their degrees between the correct, the good and the weak.
Ali el-Gari, verification and analysis of his work named "Tashii Alfukaha le Teshnii Sufaha"
Al-Munla Ali Al-Qari died in 1014 AH. He excelled, in many sciences such as fiqh, hadith, readings, tafsir, aqidah, tasawwuf, history and language, He began his education in his city of Herat, then moved to Mecca and settled there, and because of his mastery in the science of readings, he was called the Qari, and he has authored many books, and most of these books have reached us. And this treatise that we have before us by Imam Ali Al-Qari, called "Tashee Al-Fuqaha letashnee Al-Sufaha" in which he dealt with the jurisprudential differences between the sects,In it he responded to a book by Imam al- Juwayni, which he started by saying that this book was a fabrication of the fabricators of the Rawafid and the Kharijites, The author, deliberately responded to the sayings of al-Juwayni, which he attributed to the school of thought.
İsrâ suresi bağlamında Mescid-i Aksâ ve İsrâ-mi'rac hadiseleri
Mu'cize, kendisine peygamberlik vazifesi tevdi edilen peygamberlerin doğruluğuna delil olması içinAllah'ın izniyle gerçekleşen olağanüstü olaylardır.Binaenalyhpeygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (sa)'e de onun doğruluğunu ispatlayacak birçok mucize bahşedilmiştir. Bu mu'cizeler, aynı zamanda kendisine tanıklık edenler için önemli bir imtihan vazifesi görür.İsra ve Mi'racmu'cizeleri de bu kapsamda gerçekleşmiş olaylardandır.Mu'cizelerin temel özelliklerinden olan insan zihnini zorlayıcı olması ve aklın sınırlarına hapsedilememesi gibi özellikler, bu mu'cizelerde de kendisini bariz bir şekilde göstermiştir. Bu durum da söz konusumu'cizeler hakkında birçok tartışmaların çıkmasına sebep olmuştur. Bu tartışmalar, Kur'an'da Mi'rac'ın gerçekleştiğine dairayetlerinbulunmayışına dayandırılmaktadır. Bu yüzden Mi'rac ile ilgili bilgiler, bizlere hadis kaynaklarından aktarılmaktadır. Hadislerin senet ve metinlerine yöneltilen eleştiriler de bu konuyu tartışmalı bir hale getirmektedir. Bu çalışmanın ilk bölümünde hadiselerde adı geçen Mescid-i Aksa'yla ilgili tartışmalar incelenecektir.İkinci bölümde iseİsrâ Suresi ekseninde ve hadis kaynaklarından yararlanılarakMi'rac mucizesi ele alınıp, konuların mahiyet ve muhtevası incelenecektir.
Mescidleri süslemeyi yasaklayan rivayetlerin tahlili
Mescidler ya da günümüz ifadesiyle camiler, İslâm kültürünün ve medeniyetinin en önemli sembollerinden biridir. Bu yüzden tarihin her döneminde cami inşasına önem verilmiş, zamanla büyük ve ihtişamlı camiler inşa edilmiştir. Bazı âlimlerin hadis kaynaklarında yer alan ve mescidlerin süslenmesi ve gösterişli bir şekilde inşa edilmesini yeren rivayetlere dayanarak camilerin süslenme işini hoş görmedikleri bilinmektedir. Araştırmamızda mescidlerin süslenmesini yasaklayan söz konusu rivayetler tespit edilip sened ve metin açısından tahlilleri yapılmış ve böylece bunların doğru anlaşılmasına katkı sağlamaya çalışılmıştır. Araştırmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu, amacı ve önemi ile metodu ve kaynakları hakkında bilgi verilmiş, bazı kavramlar ve ma'bedlerin kısa tarihçesi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde mescidleri süslemeyi yasaklayan rivayetlerin tespiti ve senedlerinin tenkidi üzerinde durulmuş, ikinci bölümde tespit edilen rivayetlerin metin ve muhteva tenkidi yapılmıştır. Çalışma sonuç ve değerlendirme kısmıyla bitirilmiştir.
Muhammed b. Alevî el-Mâlikî ve Hadisçiliği
Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, hadis ve hadis ilmi ile ilgili çalışmalarıyla ön plana çıkmış bir ilim adamıdır. Muhammed b. Alevî el-Mâlikî'nin uzmanlık alanının hadis olması onun akâid, tefsir, siyer, fıkıh, kelam, tasavvuf gibi diğer ilim dallarında kayda değer eserler bırakmasına engel teşkil etmemiştir. Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, ilk eğitimini aile büyüklerinden almış, dönemin önemli âlimlerinin derslerine katılmış, farklı ülke ve üniversitelerde çalışmalarda bulunmuş, Ümmü'l-Kurâ Üniversitesi hadis kürsüsü başkanı olmuştur. Bu sırada Mefâhîm Yecibu en Tüsahhah isimli eserini yazmıştır. Bu eser pek çok dile çevrilmiş ve İslâm âleminde ses getirmiştir. Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, bu eserin etkisiyle Mekke'den ayrılıp Endonezya'ya gitmek durumunda kalmıştır. Endonezya'da bulunduğu süre içinde çok sayıda öğrenci yetiştirmiş, yetmişin üzerinde Kur'ân kursu, okul, medrese ile bir üniversitenin açılmasına katkı sağlamıştır. Buradaki faaliyetlerinden dolayı kısa zaman içinde Uzakdoğu'da yüzbinleri aşan talebeleri olmuştur. Mısır, Tunus, Libya, Fas, Cezayir, Moritanya, Suriye, Irak, Pakistan ve Hindistan gibi ülkelere ilmî seyahatler yapmış, bu ülkelerdeki âlimleri ziyaret etmiş, onlardan icâzet almıştır. Bu seyahatler sayesinde, hadis ilminde uzmanlık alanı olan müselsel hadis ile ilgili araştırma yapma fırsatı bulmuştur. Farklı coğrafyalardaki hadis âlimlerinde bulunan müselsel hadisleri toplayarak, bu konuda otorite haline gelmiştir. Bu itibarla çalışmamızın amacı, Muhammed b. Alevî el-Mâlikî'nin hadis ilmine olan katkılarını araştırmak ve onun ilmî pozisyonunu belirlemektir. Anahtar Kelimeler: Hadis, Hadis Usûlü, Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, Sünnet
"Ümmetimin en hayırlıları benim neslimdir..." Hadisinin tespit ve tahlili
"Ümmetimin en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır…" ifadesiyle gelen rivayetler, geçmiş dönemlerde ve günümüzde sürekli değinilen konulardan biri olmuştur. Halen sıhhati tartışılan bu hadisle alakalı, farklı yorumlar yapılmakta ve çeşitli görüşler öne sürülmektedir. Özellikle hadiste sahâbilerin, akabinde de tabiîn ve tebe-i tabiînlerin sıralı olarak birbirini takip eden en hayırlı nesil olarak zikredilmesi, yöneltilen olumlu ve olumsuz görüşlerin en önemli sebebi sayılmaktadır. Biz de tezimizde, mevzûbahs rivayetleri Kütüb-i Tis'a özelinde tespit ederek gerek sened ve gerekse metin açısından tahlillerini yapmaya ve böylece inceleyeceğimiz hadisin ve değişik versiyonlarla aktarılan diğer rivayetlerin daha doğru anlaşılmasına katkıda bulunmaya çalıştık. Bu çerçevede çalışmamız, giriş ve iki bölümden meydana gelmektedir. Giriş kısmında araştırmanın konusu, amacı, önemi ve metodu ile araştırmada yararlandığımız kaynaklar hakkında bilgi verilmiş ve ümmet kavramı üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde "Ümmetimin en hayırlıları…" söylemiyle gelen rivayetlerin tespiti ve bu rivayetlerin sened tenkidi yapılmış, ikinci bölümde ise tespit etmiş olduğumuz rivayetlerin metin ve muhteva yönünden tenkidi yapılmıştır. Çalışmamız, sonuç kısmıyla nihayete ermiştir.
Abbas b. Abdülmuttalib (Ö. 32/653) ve hadis ilmindeki yeri
Bu çalışmamızda Abbas b. Abdülmuttalib'in (Hz. Abbas) (ö. 32/653) (r.a) hayatı ve hadis ilmindeki yeri araştırılıp ortaya konmaya çalışılmıştır. Hz. Abbas'ın Müslüman oluş tarihi ile ilgili kaynaklarda farklı rivâyetler vardır. Bununla beraber hayatını ele alan tüm kaynaklar Hz. Abbas'ın Hz. Peygamber'le (s.a.v.) olan yakın ilişkilerinden bahsetmektedir. Hadis rivâyetiyle ön plana çıkmamasına rağmen kaynaklarda tekrarlarıyla beraber 150'yi aşkın hadis ona isnad edilmiştir. Onun niçin hadis rivâyetinde ön sıralarda olmadığı araştırılmaya değerdir. Ayrıca rivâyet ettiği hadislerin tespiti ve bu bağlamda hadis ilmindeki yerinin ortaya konmasının hem onu hem de rivâyet ettiği hadisleri anlamaya katkı sunacaktır. Erken döneme ait tüm kaynaklardan yapmış olduğumuz taramalar sonucunda Hz. Abbas'ın 45 hadis rivâyet ettiğini tespit ettik. Mükerrerler hariç Kütüb-i Sitte'de Buhâri'nin Sahîh'inde 3, Müslim'in Sahîh'inde 3, İbn Mâce'nin Sünen'inde 5, Ebû Dâvud'un Sünen'inde 4, Tirmîzî'nin Sahîh'inde 5, Nesâî'nin Sünen'inde 2 olmak üzere toplam 22 hadis tespit ettik. Abbas b. Abdülmuttalib'in rivâyet etmiş olduğu 45 hadisin toplam 31 tanesi müsnedlerde yer almaktadır. Diğer 14 hadis ise diğer hadis kitaplarında yer almaktadır. Buradan bir araştırmacının sadece müsnedlerdeki rivâyetlerle bir râvinin rivâyet etmiş olduğu tüm hadislere ulaşamayacağını anlamaktayız. Hz. Abbas'ın hadis rivâyetinde çok titiz davrandığını, rivâyet ettiği hadislere baktığımızda rivayet ettiklerinin birkaçı hariç tamamını Hz. Peygamber'den (s.a.v.) semâʿ yoluyla aldığını görmekteyiz. Kendisi bazen bizzat ondan duyduğunu belirtilmiş, bazen bizzat içinde olduğu veya şahit olduğu bir olayı anlatmış, bazen de Hz. Peygamber'e sorular ileterek aldığı cevapları aktarmıştır. Bununla beraber Hz. Abbas'ın Hz. Peygamber (s.a.v.) ile olan diyaloglarının tamamını rivâyet etmediğini, başka râviler aracılığıyla gelen rivâyetlerden anlamaktayız. Anahtar Kelimeler: Hadis, Abbas b. Abdülmuttalib, Sahâbî, Râvi, Rivâyet.
İbnü'l-Lebbân (Ö. 749/1349) ve hadis ilmindeki yeri
Bu araştırmada, aslen Siirtli olan ancak Dımaşk ile Kahire'de yaşamış dil ve hadis bilgini İbnü'l-Lebbân'ın hayatı ve hadis ilmindeki yeri ele alınmıştır. İbnü'l-Lebbân'ın hadis ilmine katkısı daha çok müteşâbih hadislerin yorumu alanında olmuştur. Bu bağlamda ortaya koyduğu en önemli eseri müteşâbih hadisler alanında kaleme aldığı İzâletü'ş-şübühât ʿani'l-âyât ve'l-ehâdîsi'l-müteşâbihât adlı çalışmasıdır. Bu sebeple çalışmamız İbnü'l-Lebbân'ın hayatı ve hadis ilmindeki yerini ortaya koymakla beraber bu eser etrafında yoğunlaşmıştır. Müteşâbih hadisler, ilk bakışta anlaşılması zor ve derin yorum gerektiren hadisler olarak, İslamî ilimlerde güvenilir bilgiye ulaşmada kritik bir rol oynar. Bu hadislerin doğru anlaşılması ve yorumlanması, tarih boyunca âlimlerin yoğun ilgisini çekmiştir. Çalışmada, İbnü'l-Lebbân'ın müteşâbih hadisleri anlama ve yorumlama konusundaki yaklaşımı ve ortaya koyduğu ilkeler incelenmiştir. İbnü'l-Lebbân, kendisinden önceki âlimlerin yöntemlerini takip ederek, müteşâbih hadislerin anlaşılması için özgün ilkeler geliştirmiştir. Bu çalışma, İbnü'l-Lebbân'ın hadis ilmindeki yerini belirlemekte ve müteşâbih hadislerin doğru yorumlanmasına önemli katkılar sunmayı amaçlamaktadır.
Öfke ile ilgili hadislerin tespit ve tahlili
Araştırma, beşerî münasebetlerde günlük yaşamın çeşitli olayları karşısında ortaya çıkan duygusal tepkilerden biri olan öfke hâlinin, hadis perspektifinden ele alınmasını konu edinmektedir. Modernleşen hayat tarzları ve teknolojik gelişmelerin beraberinde getirdiği toplumsal dönüşümler, beşerî ilişkileri doğrudan etkilemekte; bu durum, hayatın tüm yönlerini kuşatan nebevî sünnetin rehberliğine olan ihtiyacı daha da artırmaktadır. Bu çerçevede, Hz. Peygamber'in öfke denetimine dair yaklaşım ve tavırları tespit edilerek, söz konusu uygulamaların pratik hayata yansımaları örnek rivayetler eşliğinde açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışma bir giriş ve üç ana bölümden müteşekkildir. Giriş kısmında, çalışmanın konusu, amacı, önemi, kullanılan yöntem ve kaynak değerlendirmesi hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde ise, hadis literatüründe yer alan öfke kavramı ile bu kavramla ilişkili ve anlamca yakın diğer terimler üzerinde durulmuştur. Daha sonra öfke duygusunun kaynağı, fıtrat öfke ilişkisi, öfkenin niteliği ve kısımları kavramlar üzerinden ele alınmıştır. İkinci bölümde Hz. Peygamber'in hayatında öfke olgusu bağlamında Hz. Peygamber'in öğretisi, örnekliği ve rehberlik yönü ele alınmış; onun nebevî misyonu ile beşerî yönü arasındaki denge gözetilerek konu detaylandırılmıştır. Hz. Peygamberi öfkelendiren sebepler başlığı adı altında araştırma konumuzun önemli bir yerini teşkil eden Hz. Peygamber'in öfkelenme sebepleri, öfkelendiği durumlar üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise, Hz. Peygamber'in öfke denetiminde özgünlüğü ele alınmıştır. Bu çerçevede, ilgili hadisler ve siyer kaynaklarında yer alan izahlı örnekler üzerinden değerlendirmeler yapılmış, Hz. Peygamber'in öfke karşısındaki tutum ve davranışları derinlemesine analiz edilmiştir. Ayrıca ilgili rivayetlerin senet ve metin yönünden sıhhatinin incelenmesi de araştırma konusu içerisindedir. Daha sonra öfke denetiminde hadislerde önerilen teorik ve pratik yaklaşımlar örnekler üzerinden anlatılmıştır. Rivayetlerde geçen yöntemlerin bugüne uygulanabilirliği konusuna da vurgu yapılmıştır. Ayrıca klasik ahlâk kitapları ve modern psikoloji kaynakları da değerlendirmeye dahil edilmiştir. Netice olarak insanlar için en güzel örnek olduğu beyan edilen Allah Resûlü öfke ve öfke denetimi konusunda vahye göre hareket etmiştir. Buna ilaveten öfke denetiminde ümmetine de yaşayan aktif bir sünnet bırakmıştır. O'nun bu husustaki dinamik yaklaşımları kıyamete kadar varlığını sürdürecektir. Anahtar Kelimeler: Hadis, Öfke, Rivayet, Sünnet.
Zâide b. Kudâme'nin hayatı ve Kitâbu's-Sünen isimli eseri
Hadislerin tedvin ve tasnifinin başladığı dönem olan hicri ikinci asır, hadis tarihi ve hadis edebiyatı açısından önemli bir yere sahiptir. Bu dönemde birçok âlim yetişmiş olup bunların bazısı hadislerin tasnif edilmesine ve rivayet edilmesine katkı sağlamıştır. Etbâu't-tâbiîn döneminin önemli hadisçilerinden birisi olan Zâide b. Kudâme, Kûfe'nin meşhur muhaddisleri ile görüşme imkânı bulmuş ve bu sayede hadislerin sonraki nesillere aktarılmasında döneminin önemli isimlerinden birisi olarak hadis tarihindeki yerini almıştır. Bu çalışmada Zâide'nin hayatı, hadisçi kişiliği araştırılmış olup, hadis tarihindeki yeri incelenmiştir. Onun ilk musannef eserler arasında zikredilebilecek Sünen'i, muhtelif hadis kaynaklarındaki rivayetleri bir araya getirilerek inşa edilmiş, rivayet bilgisinin hangi kanallarla sonraki nesle ulaştığı tespite çalışılmıştır. Onun ilmi kaynağını oluşturan hocalarıyla, rivayet birikimini sonraki nesillere aktaran talebeleri hakkında bilgiler verilmiştir.
Hadislerin tahlilinde rekâket
Hadis metinlerinin tahlil ve tenkid edilmesinde dikkate alınan bir prensip olan rekâket meselesi rivâyetlerin lafız ve mana yönüyle problem arzetmesi demektir. İslâm âlimleri ve entelektüelleri tarafından klasik dönemden itibaren uydurma hadisleri tanıma alametlerinden sayılan rekâket meselesi, Hz. Peygamber'in nübüvvet-risâlet makamına, şanına ve nezâhetine gölge düşürmeme adına önemli bir yere sahip olup büyük ölçüde dille alakalıdır. Çalışmamızda ele aldığımız söz konusu meselenin bir tarafını Hz. Peygamber'in üstün ahlâkı, diğer tarafını ise onun bölgenin ve tarihin insanı olması oluşturmaktadır. Bu yüzden tezde Hz. Peygamber'in rol modelliği, üstün ahlâkı ile birlikte onun, yaşadığı çevrenin dil-kültürüyle ilişkisi ve dini anlatıcı olması rekâket bağlamında incelenmeye gayret gösterilmiş, ilgili rivâyetler objektif, bütüncül ve bağlamsal okumayla tahlil edilmeye çalışılmıştır. Buna binâen Hz. Peygamber'e izâfe edilen bazı sözlerin rekâket içermesinden bahsedilebileceği kimi sözlerin de rekâket noktasında değerlendirilemeyeceği sonuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler : Rekâket, Hadis, Tahlil, Tenkid, Hz. Peygamber.
Buhârî'nin bab başlıklarıyla ilgili çalışmalar ve bab başlıklarındaki kendi ifadelerinin değerlendirilmesi
Konu esaslı sisteme göre telif edilen el-Câmi'u's-sahîh'te yer alan bab başlıklarının müellifin şahsî kanaatlerine kaynaklık ettiği bilinmektedir. Bu durum sadece bab başlıklarını esas alan çalışmaların yapılmasına ve hadis edebiyatı içerisinde ayrı bir literatürün doğmasına sebep olmuştur. Bab başlıklarına bakıldığında hepsinin aynı özellikte ve muhtevada olmadıkları, oluşturulurken birtakım farklılıkların gözetildiği de anlaşılmaktadır. Müellif ise tercih ettiği bu bab başlıklarında bazen kanaatlerini açıkça, bazen de dolaylı yoldan göstermeye gayret etmektedir. Çalışmanın ana konusunu el-Câmi'u's-sahîh'in bab başlıkları meydana getirmektedir. Burada bab başlıkları üzerine kaleme alınan eserler tanıtılacak, başlıkların genel özellikleri ve oluşturulmalarındaki farklılıklar da gösterilecektir. Asıl hedef ise bizzat müellife ait olan ifadelerin bab başlıklarında ne oranda bulunduğunu tespit etmek ve meseleler hakkındaki kanaatlerini göstermek olacaktır. Anahtar Kelimeler: Bab başlığı, el-Câmi'u's-sahîh, Buhârî
Ehl-i hadîs-Mu'tezile tartışmalarında kullanılan tenkit kavramları ve delâletleri
Bu çalışma Ehl-i hadîs ekolü ile Mu'tezile mezhebinin genel tartışma konularını ve bu tartışmalarda birbirleri için kullandıkları tenkit kavramlarını tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ehl-i hadîs-Mu'tezile tartışmaları, her iki tarafa da mensup âlimlerin görüşlerinden yola çıkılarak ana hatlarıyla ele alınmıştır. Bu bölümde iki taraf arasında yaşanan itikâdî tartışmalar ve hadîs alanındaki tartışmalar değerlendirilmektedir. İkinci bölüm ise bu tartışmalarda kullanılan tenkit kavramlarına ayrılmıştır. Her iki tarafın da birbirlerini niteledikleri kavramlar çok kullanılandan az kullanılana doğru sıralanmış, bu kavramların kullanımlarına dair örnekler verilmiştir. Bu tarafların dışında kalan müelliflerin, her iki taraf hakkında kullandıkları kavramlar da ayrıca aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ehl-i hadîs, Mu'tezile, isimlendirme, tenkit kavramları.
Mevkuf hadisin Merfû rivâyet edilmesi ile ilgili Müslim'e yöneltilen eleştiriler (Tetebbuʿ özelinde)
Dârekutnî Tetebbuʿ adlı eserinde Müslim'in Sahîh'ini illetli hadisler içerdiği gerekçesiyle eleştirmiştir. Dârekutnî'nin eleştirilerinin çoğu hadislerin senedlerine yöneliktir. Bu çalışma en çok karşılaşılan illet nedenlerinden biri olan mevkuf hadisin merfû olarak rivâyet edilmesi ile ilgili Tetebbuʿda Müslim'e yöneltilen eleştirileri ele almıştır. Öncelikle Dârekutnî'nin Tetebbuʿdaki genel yöntemi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Daha sonra onun hem merfû hem de mevkuf olarak rivâyet edilen hadisler arasında tercih metodu tespit edilmiştir. Son olarak da söz konusu eleştirilerin Müslim'in kitabınının sahihliğine zarar verebilecek nitelikte olup olmadığı değerlendirilmiştir.
Rical kaynağı olarak şehir tarihleri (Hicri ilk dört asır)
Hicri üçüncü asrın ortalarında telif edilmeye başlanan şehir tarihleri, telif edildikleri dönemde başvurulan önemli kaynaklar arasında yer almaktadır. Eserleri telif eden kişilerin yaşadıkları yeri bir başkasından daha iyi bilmeleri onlarla aynı yerde yaşamış veya orayı ziyaret etmiş kişiler hakkında daha ayrıntılı bilgi vermelerini mümkün kılmıştır. Eserlerde, diğer ricâl eserlerine nazaran daha az ricâl tenkidine dair ifadeler kullanmaları onların aslında bu isimleri kayıt altına alıp ve bu kişilerin sadece kim olduklarına dair bilgiler vermeyi amaçladıklarını söylemeyi mümkün kılmaktadır. Bu çalışmada şehir tarihi müelliflerinin eserleri hakkında genel olarak bilgi sunulacak ve onların eserlerinde kullandıları ricâl değerlendirmelerine yer verilerek eserlerde kullanılan ricâl değerlendirmeri açısından bir oran yakalanmaya çalışılacaktır.
İllet sebebi olarak teferrüd el-İlelü'l-Kebîr özelinde
Râvinin hadis rivâyetinde tek kalması hadis ilminde "teferrüd" olarak ifade edilir. Râvinin tek kalması âlimler tarafından şüpheyle karşılanan bir durumdur. Teferrüd, hadislerdeki illetlerin tespitinde önemli bir unsur olarak kabul edilmiştir. İlel kitaplarında teferrüd sebebiyle ta'lîl edilen pek çok hadis mevcuttur. Zayıf râvinin teferrüdünün kabul edilmeyeceği konusunda âlimler görüş birliği içindedir. Güvenilir (sika) râvinin teferrüdü meselesi ise bu şekilde net değildir. Sika râvinin teferrüd ettiği bazı hadisler âlimler tarafından sahîh kabul edilirken bazıları da illetli olmaları sebebiyle reddedilmiştir. Âlimlerin ta'lîl ettikleri bu hadisler incelendiğinde, sika râvinin teferrüdünün müstakil olarak bir illet sebebi olmadığı ve râvinin teferrüdüne eşlik eden bazı durumların hadisin muallel kabul edilmesinde etkili olduğu görülür. Bu çalışmada, Tirmizî'nin el-'İlelü'l-kebîr isimli eserinde Buhârî'nin sika râvinin teferrüdüyle ta'lîl ettiği hadisler özelinde, sika râvinin teferrüdü meselesi ele alınmış ve râvinin tek kalmasının reddedilmesini gerektiren hususlar tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: illet, teferrüd, sika, el-'İlelü'l-kebîr, Tirmizî, Buhârî
İbnü'l-Esîr'in hadis usulcülüğü (Câmiu'l-Usûl mukaddimesi özelinde)
İlk örneklerinin hicrî III. asırda görülmeye başlandığı hadis kitaplarına yazılan mukaddimeler, müellifin eserini yazma amacını, metodunu açıklaması ve hadis usulüne dair zengin bilgiler ihtiva etmesi açısından oldukça önemlidir. Daha sonraki dönemlerde bu gelenek devam etmiş ve birçok hadis âlimi eserlerine giriş mahiyetinde mukaddimeler kaleme almıştır. Hadis ilimleri tarihi boyunca yazılan bu mukaddimeler, müelliflerin hadis usulü anlayışını tespit etme noktasında önemli rol oynamıştır. Bu çalışmada, Mecdüddîn İbnü'l-Esîr'in (ö. 606/1210), Kütüb-i Sitte'de yer alan hadisleri derlediği Câmiu'l-usûl fî ehâdîsi'r-Resûl adlı hadis kitabına yazmış olduğu mukaddime ve bu mukaddimede yararlandığı kaynaklar detaylı bir şekilde incelenerek, onun hadis usulü konularına yaklaşımı tespit edilmeye çalışılacaktır.
Hicri I. asırda Basra kadıları ve hadis rivayetiyle ilişkileri
Hicri 14 yılında bir ordugâh şehri olarak kurulan Basra, stratejik konumunun da yardımıyla kuruluşundan itibaren hızlı ilerlemeler kaydederek, kısa sürede idarî ve ticarî olarak Irak bölgesinin önemli şehirleri arasındaki yerini almıştır. İslam düşünce tarihi açısıdan önemli fikirlere ev sahipliği yapan Basra'nın ilmî yapısını ve bu yapı içerisinde hadis ve fıkıhla yakın ilişki içerisinde olduğu düşünülen kadıların konumunu tespit etmek önemli bir çabadır. Bu amaçla Hicri I. asır boyunca Basra'da görev yapan on üç kadı öncelikli olarak hadis rivayeti ile ilişkileri bağlamında bir taksime tâbi tutulmuştur. Yapılan bu sınıflandırma neticesinde merfu ve mevkuf rivayetlere sahip olduğu tespit edilen on bir kadı öncelikle hadis ravisi olarak incelenerek, rivayet sayıları, cerh-ta'dil durumları, rivayetlerinin içeriği, Basra hadis rivayetinden etkilenme ve etkileme düzeyi hakkında değerlendirmelerde bulunulmuştur. İkinci olarak söz konusu raviler kâdı kimlikleri ön planda tutularak ele alınmış, fıkhî yetkinliklerine ve kâdı olmanın hadis rivayetine etkisine dair değerlendirmelere yer verilmiş ayrıca oryantalistik bir iddia olan kadıların sözlerinin sonraki asırlarda hadislere evrildiği üzerinde durulmuştur.
Necmeddin en-Nesefî ve hadis ilmindeki yeri (Es-Seb`iyyât-es-Sem`iyyât isimli yazma eseri özelinde)
Tasnif dönemiyle birlikte zenginleşen hadis literatürünün bir türü de fezâil-i âmâl hadislerini içeren "Amelü'l-yevm ve'l-leyle" tarzı eserlerdir. Kelâm ilmiyle temâyüz etmiş önemli bir âlim olan Necmeddin en-Nesefî de bu türe ait bir eser telif etmiştir. es-Seb`iyyât-es`Sem`iyyât ismiyle anılan bu eser içerisinde (hicrî senede) her güne bir hadis denk gelecek şekilde 360 hadis müellife ulaşan isnadlarıyla birlikte kaydedilmiştir. Tek nüsha halinde bulunabilen Seb`iyyât-es`Sem`iyyât müellifin birçok eserinin bir araya toplandığı ansiklopedi mahiyetindeki "Matla`un-nucûm ve mecme`u'l-ulûm" isimli eserin içerisinde yer almaktadır. Müellifine ve yaşadığı döneme dair önemli ipuçları barındıran söz konusu mahtûta İSAM Tahkikli Neşir Esasları dikkate alınarak tahkik edilmiştir. Eserin özellikle isnadlarından yola çıkılarak Nesefî'nin hadisçiliği hususunda birtakım tespitler ortaya konulmuş ve bazı âlimlerin bu bağlamda Nesefî'ye yönelik eleştirileri de değerlendirilmiştir.
Radıyyüddin es-Sagânî ve ed-Dürrü'l-Mültekat adlı eserinin değerlendirilmesi
Sagânî, Kudâî'nin Müsnedü'ş-Şihâb ve Uklîşî'nin en-Necm adlı eserlerinden mevzû olduğunu söylediği rivayetleri, halk arasında meşhur mevzû rivayetleri, tamamı mevzû rivayetlerden oluşan kitapların adları ve bu kitapların ilk rivayetlerini ed-Dürrü'l-mültekat adlı eserinde derlemiştir. Bunun yanında hadis uydurma konusunda meşhur olmuş bazı kişilerin isimlerini de zikretmiştir. Sagânî, sahih, hasen ve zayıf rivayetlere mevzû hükmü vermesi sebebiyle âlimler tarafından tenkit edilmiştir. Irâkî itirazlarını bir reddiye ile ifade etmiştir. Bu çalışmada Sagânî'nin tespitlerine karşı yapılan itirazlar dikkate alınarak rivayetler değerlendirilmiştir. Karşılaştırılmalı bir yol izlenerek Sagânî'nin hükümlerindeki temel sâikler ve hükümlerinde isabetli olup olmadığı tespit edilmiştir.