Finans
Bu konu başlığı altında 109 tez
Türkiye'de finansal kiralama işlemleri ve finansal kiralama işlemlerinin vergisel yönleri
Bu tez çalışmasında, alternatif bir finansman yöntemi ve yatırımların kiralanması yoluyla finansman sağlanması olarak tanımlayabileceğimiz finansal kiralama ve finansal kiralama kavramının Türkiye'deki vergisel uygulamaları incelenmektedir. Finansal kiralama kavramının dünyadaki ilk uygulaması 1960'lı yılların sonlarında Amerika Birleşik Devletlerin dedir. Ayrıca 1970'li yılları sonlarında Avrupa ve tasarruf yetersizliği nedeniyle gelişmekte olan ülke sınıfında bulunan Türkiye ve benzeri ülkelerde görülmüştür. 1980 sonrası Türkiye'de orta ve uzun vadeli fonlara ilişkin sermaye piyasası düzenlemeleri zorunlu olmuş ve 1985 yılında ilk Finansal Kiralama Kanunu çıkarılarak, finansal kiralama işlemleri düzenlenmiş, getirilen mali teşviklerle yerleşmesi ve gelişmesi sağlanmıştır. Dünyada önemli bir yere sahip olan finansal kiralama işlemleri Türkiye de 1985 yılından itibaren uygulanmaya başlamıştır. Uygulamada zamanla ortaya çıkan sorunlar, dünya ekonomisindeki kriz ve kredi problemleri sektörde yeni düzenlemeler gerektirmiştir. 2009 yılında yapılan çalışmalar ancak 2012 yılı sonu diğer finansal kuruluşlar ile ortak kanunla yürürlüğe girmiştir. 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunun vergisel yönleri bu çalışmanın başlıca amacını oluşturmaktadır. Türkiye'de finansal kiralama işlemlerinin işleyişinin incelendiği bu çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Son bölümde konuya ilişkin sonuç ve değerlendirmeler yapılmıştır.
Dış ticaret finansmanı dış ticaret finansmanında kullanılan krediler ve özellikleri bu kredileri kullandıran kurumların kredileri kullandırma verimlilikleri
Ülke refahı ve ekonomik kalkınmanın sağlanabilmesinin en önemli yollarından biri ülkeye döviz girdisi sağlayabilmektir. Dış ticaret, döviz girdisi sağlamanın en önemli yollarından bir tanesidir. Günümüzde dış ticaretle uğrasan firmalar oldukça yoğun bir rekabet ortamı içindedirler, bunun nedeni özellikle küreselleşmenin hızlanması ve hızla ilerleyen teknolojidir. Gelişen teknoloji sayesinde insanlar bir yerden bir yere gitmeden birbirleriyle tanışabilmekte ve ticaret yapabilmektedirler. Yoğun rekabetin olduğu bu zamanda firmaların kendilerine rekabet etmek avantajı yaratmaları gerekir bunun içinde gerekli finansal güce mutlaka sahip olmaları gerekir.Günümüzde dış ticaretle uğrasan firmaların gerçekleştirecekleri ihracat ve ithalat işlemlerinin finansman ihtiyacı, nakdi ve gayri nakdi krediler tarafından sağlanmaktadır. Bunlardan ithalat kredileri, ihracat akreditif teyit kredisi, teminat mektupları, harici garantiler ve kontrgarantiler dış ticaretin finansmanında kullanılan gayri nakdi kredileri oluştururken hem bankalar tarafından sağlanan krediler hem de yabancı kaynaklar tarafından sağlanan yurtiçi kaynaklı Turk Eximbank kredileri ve yurtdışı kaynaklı olan pre-finansman, işletme ve yatırım kredileri, nakdi kredileri oluşturmaktadırlar.Dış ticaretin finansmanı için yararlanılan bu krediler, ithalatçıların talep ettikleri mala ve ihtiyaçlarına göre ihracatçıların ise ihraç malların üretiminde kullandıkları girdileri ucuz ve kolay temin edebilmelerine göre değişmektedir. Firmalar, bu kredileri verimli şekilde kullanabildikleri oranda finansal ihtiyaçlarını karşılayabilmektedirler.Bu çalışmamızda, dış ticaret firmalarının, dış ticaretin finansmanında kullanabilecekleri kredilerden, bu kredileri nerelerden ulaşabileceklerinden, kredilerin özelliklerinden ve maliyetlerinden, kredilerin kullanımı sırasından yaşanan problemlerden bahsedilmiştir.
Rusya-Ukrayna savaşının ulaştırma sektörüne finansal etkilerinin olay çalışması yönetimi ile analizi – BIST örneği
Tarihteki savaşlar incelendiğinde ekonomik ve finansal etkilerinin yanında üretim, lojistik ve tedarik zinciri gibi sektörlerde de sorunlara yol açtığı bilinmektedir. Savaşların etkileri sadece taraf ülkelerle sınırlı kalmayıp, zamanla diğer bölgelerde yayılarak küresel krizlere neden olmaktadır. Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı etkiler birçok ülke gibi Türkiye'yi de etkilemiştir. Rusya ve Ukrayna'nın güçlü oldukları enerji ve tarım sektörü, savaştan etkilenerek, tedarik zincirinde ve lojistik sektörlerinde akasmalara neden oldu. Avrupa enerji tedariğinde yeni önlemler alarak tasarruf politikaları izlemek zorunda kaldı. Avrupa Birliği ülkeleri, Ukrayna'dan ithalat ettikleri başta ayçiçek ve buğday ürünlerinde yeni tedarikçiler aramak zorunda kaldı. Savaş yüzünden Karadeniz'in gemi trafiğine kapatılması İstanbul ve Çanakkale Boğazlarındaki gemi trafiğini düşürürken, başta Gürcistan, Bulgaristan ve Yunanistan Türk sınır kapılarında ticari araç geçişlerinde yoğunluklar meydan gelmiştir. Savaşın, Türkiye'deki tedarik zinciri, lojistik ve ulaştırma sektörlerine negatif etkiler oluşturduğu görüldü. Bu çalışmada Rusya-Ukrayna savaşının BİST Ulaştırma Endeksinde bulunan şirketler üzerindeki olası etkileri olay çalışması yöntemiyle analiz edilmiştir. BİST Ulaştırma endeksinin seçilme amacı lojistik ve tedarik zincirini ilgilendiren en yakın endeks olmasıdır. 24 Şubat 2022 tarihi Rusya'nın Ukrayna işgali olay günü olarak seçilmiştir. Olay çalışması yönteminde tarihsel ortalama modeli kullanılmıştır. Bu model ile ortalama anormal getiriler (AAR) ve kümülatif ortalama anormal getiriler (CAAR) verilerine ulaşılarak veriler analiz edilmiştir. Analizler, savaşın başlangıcını temsil eden olay günü ve yakın çevresinde, endekste yer alan şirketlerin istatistiksel olarak anlamlı negatif anormal getiriler (AAR) ürettiğini ortaya koymuştur. Kümülatif etkinin incelendiği 14 farklı olay penceresinin 12'sinde de bu negatif etkinin (CAAR) anlamlılığını koruduğu saptanmıştır. Ancak, etkinin büyüklüğünün olay gününden uzaklaştıkça zayıfladığı gözlemlenmiştir. Bu bulgular ışığında, Rusya-Ukrayna savaşının başlangıcının BIST Ulaştırma Endeksi şirketleri üzerinde ani ve güçlü bir negatif şok yarattığı, fakat bu etkinin kalıcı olmadığını ve istatiksel olarak etkisinin azaldığı anlaşılmıştır.
H. 1111 (1699-1700) tarihli Ahkâm Defteri'nin (MAD 9885) Latin harflerine çevrilmesi ve değerlendirilmesi (s. 1-181)
Ahkâm Defterleri, Divân-ı Hümâyun'da görüşülen konular hakkında padişah adına çıkan kararların yazıldığı defterlerdir. Hüküm adı verilen bu kararlar Divân'dan çıkan fermanların bir kopyası niteliğindedir. Maliye Ahkâm Defterleri ise Osmanlı Maliye teşkilatı içerisinde en yetkili kurum olan Defterdarlıktan çıkardı. Defterdarlığa bağlı alt kalemlerden olan gelir-gider kalemlerinin en önemlisi olan Başmuhâsebe, diğer kalemlerin yöneticisi konumunda olması nedeniyle gelir ve giderleri denetler ve kaydını tutardı. Tutulan bu kayıtlar bu gün Osmanlı Mali Tarihi açısından araştırmacılar için oldukça önemli verileri bünyesinde barından başvuru kaynaklarının başında gelir. Özellikle 17. yüzyılda yapılan uzun süreli savaşların yenilgiyle sonuçlanması ekonominin kötüye gitmesine neden olmuştur. Üzerinde çalıştığımız 9885 numaralı Ahkâm Defteri, Osmanlı Devleti için bir dönüm noktası olan Karlofça Antlaşması'ndan sonra tutulması sebebiyle bize dönemin ekonomik şartları hakkında önemli bilgiler vermektedir. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde 1695-1703 yılları arasında tahtta buluna II. Mustafa dönemi siyasi olaylar aktarılmış ardından 17. yüz- yılın ikinci yarısından itibaren devletin ekonomik durumu ele alınmıştır. İkinci bölümde Osmanlı maliye teşkilatı anlatılmıştır. Üçüncü bölümde Ahkâm Defterleri hakkında bilgi verilerek defterimizde bulunan 404 hükmün transkripsiyon ve özetlerine yer verilmiştir. Dördüncü bölümde ise defterin değerlendirmesi ve hükümlerin konularına göre dağılımı verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Maliye, Defterdarlık, Hüküm, Ahkâm Defteri
H.1111 (1699-1700) tarihli Ahkâm Defteri'nin (mad 9885) Latin harflerine çevrilmesi ve değerlendirilmesi (S. 182-363)
Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren teşkilâtlanmaya başlamış, klasik dönemde kurumlarını oturtmuş ve yüzyıllar boyunca çok geniş bir coğrafyada askerî ve siyasî alandaki varlığı ile hüküm sürdüğü kadar kurumsallığı ile de var olmuştur. Osmanlı Devleti'nin Mâliye Teşkilâtı da bu bilinçle ve erken dönem olarak nitelendirilebilecek I. Murad zamanında kurulmuştur. Başlangıçta doğal olarak basit hâlde olan bu kurum zamanla ihtiyaçlara binâen geliştirilmiştir. Mâliye Teşkilatı'nın yüzyıllar boyunca birçok alt kurumu olmuş, kimileri zamanla atıl duruma gelmiş, kimileri de Mâliye Nezâreti'nin kuruluşuna kadar devam etmiş ve ardından da bu nezâretin bir parçası hâline gelmişlerdir. Tüm bu alt kurumlarda devletin her türlü parasal işlerinin kaydedildiği defterlerden birçoğu bir kültürel ve tarihî miras olarak bugünlere kadar gelebilmiştir. Bu defterler bugün Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde farklı kategorilerde tasniflendirilmiştir. Bu araştırmanın konusu olan Mâliyeden Müdevver Defterler, Osmanlı Devleti'nin Mâliye Teşkîlatının ürünü olup 26.000 defterden oluşmaktadır. Çalışma konusu olarak seçilen MAD 9885 numaralı defterin üzerinde çalıştığımız kısmı 183 ve 363 sayfa aralığını kapsamaktadır ve 1699-1700 yılları arasında tutulmuştur. Belirtilen sayfalar dâhilinde defterin incelenen kısmı 90 varaktır ve içerisinde iptal edilmemiş hükümler hariç 407 adet hüküm bulunmaktadır.
Yatırım fonu kapanış fiyatının (net aktif değerinin) ve performansının fon portföy dağılımından faydalanılarak tahmin edilmesi
Yatırım fonları, profesyonel bir şekilde yönetilen ve yatırımcıların paralarını bir araya getirerek çeşitli yatırım araçlarına yatırım yaparak yatırımı çeşitlendirmek suretiyle riski tabana yayan önemli finansal yatırım türlerinden birisidir. Yatırım fonlarının sayısı son yıllarda giderek artmaktadır. Bu gerçek, belirli yatırım fonlarının seçilmesinin, aynı yatırım evreninde faaliyet gösteren fonlar hakkında bilgi toplamak ve analiz etmek açısından önemli bir yatırımcı çabası gerektirdiğini göstermektedir. Yatırım fonlarının kapanış fiyatlarının doğru bir şekilde tahmin edilmesi yatırımcılar açısından giderek daha önemli bir konu haline gelmiştir. Yatırım fonlarının gelecek performanslarının doğru tahminini sağlayan modellerin geliştirilmesi ile yatırım fonu yatırımcılarına büyük destek sağlanacaktır. Bu modellerin kullanımı, orta-uzun vadede yatırım yapmak isteyen yatırımcılar için uygun yatırım fonu seçimini kolaylaştıracaktır. Bu tez çalışmasının amacı, Yapay Sinir Ağları (YSA) ve Doğrusal Olmayan Dışsal Girdili Otoregresif Ağ (NARX) kullanarak, fon portföy dağılımı ve performans değerlendirme yöntemleri değerleri yardımıyla bir menkul kıymet yatırım fonunun kapanış fiyatını doğru tahmin etmektir. Çalışmada yapılan analiz, yatırımcılara yararlı bir bakış açısı sağlayacak ve yatırımcıların yatırım fonu hakkında daha iyi kararlar almasına yardımcı olacaktır. Bu sayede yatırımcıların getirileri artacak, fon seçimi için sarf edilen efor ise azalacaktır.
Mali disiplinin sağlanmasında mali kuralların rolü: Türkiye örneği, 2000-2008
Son on yılda çok sayıda OECD ülkesi mali sürdürülebilirliği sağlamak ve muhafaza etmek için mali kuralları yürürlüğe koymaktadır. 2000 yılında ciddi bir ekonomik ve siyasi krizin ardından Türkiye de geniş kapsamlı kurumsal-yapısal reformlar ile kamu kesimi borç rasyolarını azaltmayı amaçlayan çok yıllı harcama tavanları ile birlikte faiz dışı fazla hedefi benimsedi. 2002?den beri, daha önceleri makroekonomik istikrarsızlığın ana kaynaklarından biri olan maliye politikası Türkiye?nin makroekonomik programının ana dayanaklarından birisini oluşturmaktadır. Yüksek faiz dışı fazla oranları borçları ve faiz oranlarını hızla düŞürürken özel sektör kaynaklı büyümeyi artırmaktadır. Ancak everesiye krizinden sonra ekonominin birçok alanında rekabet gücünün gerilemesi, uluslararası koşulların kötüleŞmesi ve yurtiçinde güvenin azalması sonucunda büyüme yavaŞladı ve bazı sorunlar ortaya çıktı. Son zamanlarda Türkiye, geçmiŞte karŞı karŞıya kaldığı büyüme-iflas döngüsünden kaçınmak için dikkatlice idare etmesi gereken bir dizi sorunla karŞı karŞıyadır. Türkiye?de kamu kesimi borç rasyoları hala yüksektir ve bu durum iktisadi genel durum karŞıtı politikaların uygulanmasını engellemekte ve faiz oranlarını artırmaktadır. Cari iŞlemler açığındaki uzun vadeli eğilimler büyüme ümitlerini ortadan kaldırmaktadır. Diğer bir makroekonomik tehdit ise enflasyonla mücadele sürecindeki geriye dönüŞtür. Bu çerçevede sıkı maliye politikaları makroekonomik stratejinin ana dayanaklarından biridir ve iyi dizayn edilmiŞ bir mali kural birbiriyle rekabet içinde olan orta vadeli mali hedefler arasında bir çıpa olarak hizmet görebilir. Harcama veya denk bütçe kuralı borçların azaltılmasına yardımcı olabilir. Ancak borç hedefini de içeren bir harcama kuralı harcamaların kısıtlanması açısından daha uygundur ve bu sayede vergi reformlarının yapılabilmesi için elveriŞli bir alan yaratabilir.Bu çalıŞma üç bölümden oluŞmaktadır. Birinci bölüm Türkiye?de mali disiplinin tanımını, ana özelliklerini ve teorik dayanaklarını ele almaktadır. ?kinci bölüm mali disiplinin sağlanmasında mali kuralların rolünün teorik dayanaklarını incelemektedir. Kısa bir literatür incelemesinin akabinde ikinci bölüm AB ve OECD ülkelerinde mali kuralların uygulama sonuçlarını gözden geçirmektedir. Son bölüm ise Türkiye?deki maliye politikası ve mali kuralları ele almakta ve ilgili politika önerilerini sıralamaktadır.
Türkiye'de vergi uyuşmazlıklarının çözümünde uzlaşma müessesesinin değerlendirilmesi ve öneriler
Türk vergi hukukunda uyuşmazlıkların çözümü için farklı yöntemlerin belirlendiği görülmektedir. İdari aşama ve yargı aşaması olarak sınıflandırılan bu yöntemlerin içerisinde uzlaşma müessesesinin önemli bir fonksiyonu bulunmaktadır. Bununla birlikte devlet tarafından kamu giderlerini karşılamak üzere alınan verginin, toplumsal yaşamı sağlamadaki önemli bir rolü olduğu da yadsınamaz. Bu nedenle, vergi mükellefi ile vergi idaresi arasında vergi miktarı ve cezası üzerinde bir anlaşmaya varılması, kamu yararı gözetilerek genel hukuk kuralları çerçevesinde titizlikle uygulanması gerekmektedir.Bu çalışmada; vergi uyuşmazlıklarının çözümünde uzlaşma müessesesinin Türkiye'deki yapısı incelenmiş, uygulamadaki durumu değerlendirilmiş ve bazı önerilerde bulunulmuştur. Bu kapsamda çalışmanın ilk iki bölümünde vergi uyuşmazlıkları ve uzlaşma müessesesi üzerinde durulmuş, tarhiyat öncesi ve tarhiyat sonrası uzlaşmanın uygulanmasına yönelik literatüre uygun olarak bir alt yapı oluşturulmuştur. Daha sonra Türkiye'deki uzlaşma sistemi, istatistiki veriler, genel hukuk kuralları, vergi denetimleri yönünden ve diğer ülkelerdeki uygulamalar yönünden değerlendirilerek öneriler sunulmuş ve yorumlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Vergi, Uyuşmazlık, Uzlaşma, Tarhiyat Öncesi Uzlaşma, Tarhiyat Sonrası Uzlaşma
İşletme yöneticilerinin ve yükümlülerin KDV uygulamasındaki tepkilerinin analizi Ankara ili uygulaması
Bir mükellefin vergisi başkalarına devrediliyorsa, mükellef vergisini kendisi ödemiyorsa devredilen vergi dolaylı vergi olarak adlandırılır. Diğer bir anlatımla vergi, belirli olmayan zamanlarda ve mükellefe bağlı olmaksızın tarh, tahakkuk ve tahsil ediliyorsa dolaylı yapıdadır. Dolaylı vergiler mal ve hizmetlerin tüketimi üzerinden alınırlar. Katma Değer Vergisi' de (KDV) bunlardan biridir.KDV kayıtlı mükelleflerle birlikte toplumun tümünü ilgilendiren çok geniş tabanlı ve kapsamlı bir dolaylı vergi türüdür. İnsan ihtiyaçlarının neredeyse hepsinde KDV yükümlüsünün rızası gözetilmeksizin, şart koşularak belirli ve/veya değişken oranlarda KDV istenmektedir. KDV talebinde bulunan iradenin bunu iradi bir kuvvetle istemiş olması bu uygulamanın hakkaniyetsizliğinin en çarpıcı yönü olmakla birlikte bir de bu uygulamanın ihtiyaçlar hiyerarşisine göre anlamsız ve çarpık örneklerinin olması diğer sıkıntı verici yönünü açığa çıkarmaktadır.Kuşkusuz ki KDV, zorunlu bir yükümlülüktür ve diğer tüm vergiler gibi devletin egemenlik hakkına dayanılarak yasa ile istenmektedir. Bu durumda, vergileme yetkisinin kullanımının bir sınırının olup olmayacağının veya hangi düzeyde olacağının araştırılması, hem KDV ödevinden beklenen en verimli hâsılatın elde edilmesi, hem de kayıtlı mükelleflerin ve yükümlülerin KDV'ye olan olumsuz tepkilerinin minimuma indirilmesi bakımından oldukça önem arz etmektedir. İşte bu çalışmada yapılan anket uygulamasıyla da bu önemlilik gösterilmeye ve KDV uygulamasına karşı hem kayıtlı mükelleflerin hem de tüketicilerin tepkilerinin ölçümü yapılmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: İşletme Yöneticileri, Yükümlüler, KDV Uygulaması, Tepkiler, Analiz
Son gelişmeler ışığında karşılaştırmalı olarak Avrupa Birliği ve Türkiye'de özel tüketim vergileri
Bu tezin amacı, Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde Türkiye'nin vergilendirme alanındaki en önemli müzakere başlıklarından birisi olan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) alanındaki Avrupa Birliği Müktesebatına uyumda yaşanılan sorunların anlaşılması ve bunlarla ilgili sağlıklı değerlendirme yapılabilmesi için konuyla ilgili Avrupa Birliği müktesebatını ve 4760 sayılı ÖTV Kanunu mevzuatını genel hatları ile karşılaştırmalı olarak ele almaktır.Tezin kavramsal çerçevesi olan ilk bölümde genel hatları ile vergi kavramı ve temel özellikleri ile özel tüketim vergisinin tanımlanması, özellikleri ve gelişimi ele alınmıştır. İkinci bölümde ise, Avrupa Birliği'nde vergi uyumlaştırması olgusu ve bu çerçevede özel tüketim vergisi alanındaki uyumlaştırma, tarihsel gelişim, yasal dayanak, uyumlaştırma nedenleri ile sonuçları etrafında aktarılmıştır. Avrupa Birliği'nde özel tüketim vergisinin ele alındığı bu bölümde ayrıca bu alandaki müktesebata geniş bir şekilde yer verilmiş; daha sonra ise alkol, tütün ve enerji alt başlıkları etrafında bu alanlardaki mevzuat, vergilendirme rejimi ve güncel tartışmalardan bahsedilmiştir. Türkiye'deki özel tüketim vergisi uygulamasının ele alındığı üçüncü bölümde; özel tüketim vergisinin tarihsel süreci, geçiş nedenleri, 4760 sayılı Kanun öncesi ve sonrası dönemde özel tüketim vergilerinin temel özellikleri aktarılmıştır.Dördüncü bölümde ise Avrupa Birliği ve Türkiye'deki özel tüketim vergisi uygulamaları alt başlıklar itibari ile karşılaştırmalı bir şekilde ele alınmış, üyelik sürecinde ÖTV'nin uyumlaştırılması ile ilgili gelinen aşama hakkında bilgi verildikten sonra genel değerlendirme yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Özel Tüketim Vergisi, Dolaylı Vergiler, Vergi Uyumlaştırması, Vergilendirme
Küresel krizde maliye politikasının etkinliği:Türkiye uygulaması
Devletin ekonomiye müdahale etmesi konusu iktisat literatüründe her dönem en başta gelen tartışma konularından birisi olmaktadır. 1929 Büyük Buhranı sonrasında J.M. Keynes'in görüşleri doğrultusunda devletin ekonomi içerisindeki rolüne yeni bir boyut getirilmiş ve ekonomik büyümenin sağlanmasında maliye politikasına aktif bir rol yüklenmiştir. Daha sonra, 1970'li yıllarda yaşanan petrol fiyatı şokları ve 1980'li yıllarda Avrupa'da uygulanan mali daralma politikaları sonucunda yaşanan gelişmeler, maliye politikasının etkinliği üzerine yeni tartışmaları beraberinde getirmiştir. Yaşanan gelişmeler sonucunda iktisatçılar, Keynes'in ekonomik büyümenin sağlanmasında maliye politikasına yüklediği görevin etkinliğine yönelik ciddi eleştiriler yapmışlardır. 2008 yılına kadar ekonomi politikaları içerisinde önemi geri planda kalan maliye politikası, ABD'de ortaya çıkan küresel krizle birlikte ekonomi politikaları içerisindeki önemi tekrar sorgulanmaya başlanmış ve küresel krizden çıkmak için yeniden maliye politikasına aktif rol yüklenmiştir. Türkiye 2001 yılında yaşadığı finansal kriz sonrasında daraltıcı maliye politikası uygulayarak mali dengesini sağlamış, küresel krizin etkilerini bertaraf edebilmek için dünyada olduğu gibi genişletici maliye politikası uygulamalarını krizden kurtulabilmek için aktif hale getirmiştir. Türkiye'de küresel kriz sonrası uygulanan maliye politikasının etkin olup olmadığı bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Çalışmada, zaman serisi analizi yöntemleriyle 2002:4-2014:4 dönemi baz alınarak Türkiye'de küresel kriz sürecinde uygulanan maliye politikası uygulamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkinliği incelenmiştir. Çalışma sonucunda Türkiye'de, küresel kriz sonrasında uygulanan maliye politikasının ekonomik büyüme üzerinde etkin olduğu, kriz döneminde kullanılan mali politika araçlarından kamu harcamalarının, vergilere göre daha etkin politika aracı olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Maliye Politikası, Küresel Kriz, Johansen Eşbütünleşme Analizi, VAR Analizi
Türkiye`de gelir den alınan vergilerin tahsilinde vergi idaresinin başarısının değerlendirilmesi
ÖZET Günümüzde kamu harcamalarımı büyük boyutlara ulaşması kamu finansmanı konusunun öneminin artmasına neden olmuştur. Söz konusu durum, vergilerin tahsilini ve vergi idaresinin basan durumunu gündeme getirmiştir. Bu düşünce ile, ülkemizde gelirden alman vergilerin tahsilini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmada gelir ve kurumlar vergisi 1983-92 dönemi esas alınarak; mükellef sayısı, kaynaklarına göre yapısı, tahakkuk ve tahsilatı açısından istatistik veriler ışığında incelenemektedir. Ayrıca vergi idaresinin daire ve personel sayısı, idarenin maliyeti ve vergi denetimi konularına yer verilerek, gelirden alınan vergilerin tahsilinde idarenin başarı durumu ele alınmaktadır. Ülkemizde vergi yönetimi ile görevli olan vergi idaresinin örgüt yapısının Osmanlı Devletine dayandığı görülmektedir. Çalışmada, idarenin mevcut örgüt yapısından kaynaklanan ve başarısını etkileyen sorunları ele alınmaktadır. Sözkonusu sorunların çözüm yolları konusunda da önerilere yer verilmektedir. Tahsilatın başarısını olumsuz yönde etkile yen unsurların; personelin nitelik açısından yetersizliği, çağdaş teknoloji eksikliği, mevcut örgüt yapısı konularında toplandığı görülmektedir.
Türkiye'de faaliyette bulunan ticaret bankalarının performanslarına göre sınıflandırılmasında etkili olan değişkenlerin belirlenmesi ve bir uygulama denemesi
Son yıllarda çok değiskenli istatistiksel analizlerin kullanımı hızla artmaktadır. Sosyal olaylardan ekonomik vakalara kadar hemen hemen her alanda arastırmacıların daha fazla çok değiskenli istatistik analizlerine basvurduğunu görmekteyiz. Konu bankacılık sektörüne indirgendiğinde, bankacılık sektöründe yer alan aktörlerin etkin ve verimli çalısmalarının ülke ekonomileri açısından büyük önem tasıması nedeniyle, 1960'lı yıllardan beri arastırmacıların çok değiskenli istatistik analizleri bu alanda kullanmaya basladığı görülmektedir. Konu Türkiye özelinde incelendiğinde ise ülkemizdeki para ve sermaye piyasalarının yeterli seviyede gelismemis olması, bu piyasaların büyük bir bölümünü kontrol eden bankalarımızı, hükümetlerce alınan ekonomik kararlara karsı hassas kılmaktadır. Ülkemizdeki mali sistemin neredeyse tamamı bankaların kontrolündedir. Ülkemiz mali sisteminde böylesine büyük bir yer tutan bankalar üzerine yapılan istatistik çalısmaların sayısı da tüm dünya da olduğu gibi ülkemizde de günden güne artmaktadır. Bu çalısmada Türk bankacılık sistemi içerisinde yer alan ticaret bankaları evren olarak alınmıs ve 2005 yılı mali tablolarından türetilen oranlar kullanılmıstır. Çalısmada önce mali oranlar dikkate alınarak benzer özellik gösteren bankaları gruplandırmak amacıyla çok değiskenli istatistik tekniklerinden kümeleme analizi kullanılmıstır. Daha sonra ise yapılan sınıflandırmanın basarısını ortaya koymak ve bu sınıflandırmada daha büyük öneme sahip değiskenleri açığa çıkarmak için kümeleme analizi verilerine çok değiskenli istatistik tekniklerden diskriminant analizi uygulanmıstır. Çalısmada kullanılan mali oranlar isletmenin o yıl çesitli açılardan performansını ortaya koyduğundan, çalısmamız performans değerlendirmesi olarak da ele alınabilir.
Yapay zekâ ve yeni sayı sistemlerinin muhasebe ve finans alanında uygulaması
Yapay zekâ günlük yaşamda artık kilit faktör haline gelmiştir. Böylesi bir ortamda yapay zekânın etkileri artık tüm sektör ve meslek dallarında hissedilmektedir. Bu bağlamda muhasebe mesleği de elbette bu etkilerden payını almaktadır. Her devletin mutlak isteği olan elbette vergi zayiatının önüne geçilebilmesidir. Tam da bu açıdan büyük bir avantaj olarak görülebilmektedir. Raporlama ile ilgili olarak, mesleki muhakeme kavramı insani bir süreçtir ve yapay zekânın muhasebe raporlama fonksiyonunu etkilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Günümüzde birçok meslekte olduğu gibi muhasebe alanında da dijitalleşme ve yapay zekâ kullanımı konusu tartışılmaktadır. Öğrenme, planlama, konuşma, problem çözme gibi insani özelliklere sahip akıllı makinelerin oluşturulmasını ve kullanılmasını vurgulayan yapay zekâ, muhasebe sektöründe kullanılmaya başlandı. Yapay zekânın muhasebeye entegre edilmesi fikri, uygulayıcılar ve kullanıcılar için birçok kolaylık sağlamakla birlikte, gelecekte yaşanabilecek bazı olası sorunlara da işaret etmektedir. Yapay zekâ uygulamaları bankalar tarafından piyasa verilerini elde etmek, bankaların kutlandığı bankacılık hizmetlerini müşterilere ulaştırmak ve iletişimi kolaylaştırmak için kullanılmaktadır. Bankaların kullandığı yapay zekâ uygulamaları bankanın itibarını güçlendirebilir, müşterileri elde tutabilir, yeni müşteriler çekebilir, şube iş yüklerini azaltabilir ve müşterilere daha hızlı hizmet sunabilir. Yapay zekâ uygulamaları sayesinde bankalar müşterilerine daha hızlı ulaşabiliyor ve müşterilere sunabilecekleri hizmet sayısı her geçen gün artıyor.
Küreselleşmenin Türk kamu maliyesine etkileri
Küreselleşme süreci, 1980'li yıllardan sonra hız kazanarak tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri ekonomik bakımdan bir dönüşüme uğratmıştır. Bu dönüşümün sonucu olarak ulus devletlerin ekonomideki ağırlığı gün geçtikçe azalmış ve ülkeler ekonomi politikaları alanında karar verirken çeşitli kuruluşlara bağımlı hale gelmişlerdir.Devletler, ekonomik hayatta etkinliğini yavaş yavaş kaybederken mali istikrarı sürdürebilmenin çaresini aramışlardır. Bu nedenle maliye politikası aracı kullanılarak kamu bütçesinin etkinliğini artırmanın yolu aranmıştır. Kamu bütçesinin hazırlanmasında mali alanda sınırlandırmalara gidilerek mali disiplinin sağlanması amaçlanmıştır.Türkiye'de de kamu mali disiplini anlayışı AB ve IMF gibi uluslar üstü kuruluşların etkisiyle önem kazanmış ve bir takım anayasal düzenlemeler yapılarak devletin yeni ekonomik sisteme uyum sağlanmasına çalışılmıştır.Bu bağlamda, çalışmada küreselleşmenin Türk kamu maliyesine etkisi 24 Ocak kararları sonrasında tarihsel süreç içerisinde incelenmiştir.
Planlama-programlama-bütçeleme sistemi ve Türkiye uygulaması
Bu projenin temel amacı bütçe nedir, bütçeleme sisteminin gelişimi ve devletlerin ekonomik ve mali sorunlarla karşılaşmaları neticesinde bütçe ve bütçeleme sisteminin önem kazanmasının incelenmesidir. Devlet faaliyetlerinin sürekli olarak genişlemesi ve gelirlerinin bu artışla paralel olarak genişlememesi kamu gelirlerinin sıkı bir şekilde denetlenmesini gerektirmektedir. Bütçeleme sistemleri.bu soruna çözüm bulmak için sürekli gelişme göstermektedir. Gelişmeler neticesinde Planlama-Programlama-Bütçeleme Sistemi ortaya çıkmıştır. Planlama-Programlama-Bütçeleme sistemi unsurları ve sistemin olumlu ve olumsuz yanları ile eleştirileri incelenmiştir. Bununla birlikte Türkiye'de Planlama-Programlama-Bütçeleme sistemi uygulaması örneği ve sonuçları incelenmiştir. Devlet hizmetlerinin, plan ve programlara göre yerine getirilmesi, bunlara göre parasal değerlendirmeye tabi olması ve en yüksek etkinliğin elde edilebilmesi için türlü alternatiflerin hazırlanması gerekir. Bu alternatifler arasında da amacı gerçekleştirecek en iyi olanın seçilmesini sağlayan planlama-programlama- bütçeleme sistemidir ve bu kara verme organının elindeki en iyi araçtır. Türk kamu yönetiminde Planlama-Programlama-Bütçeleme sisteminin rasyonel bir biçimde uygulanabilmesi için kamu yönetiminin yeniden düzenlenmesi, insan kaynaklarının eğitimi ve mevcut hukuki düzenin yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Ayrıca Planlama-Programlama-Bütçeleme sisteminin uygulanmasında Planlama-Programlama-Bütçelemeyi hazırlayacak en uygun kurumdan başlamak ve alt yapıyı oluşturduktan sonra diğer kurumlarda da aynı stratejiyi izlemek gerekir. Anahtar Sözcükler: Bütçe, Planlama Programlama Bütçeleme Sistemi,
Enflasyon ve vergileme
SUMMARY The aim of this paper is to show the results that the effects of inflation cause on tax exemptions (exclusion, deduction etc.) from the point of view of taxpayers' and government's point of view. Inflation is an sensible and steady increase on the general level of prices. Therefore, the purchase impact of money decreases in the inflationary periods. Since tax isa monetary value and unless an adjustment e s being done, i t loses some functions, such as ability-to-pay principle, efficient and equitable income distribution principle. As to this condition yields various results for taxpayers and government while inflation proves government to' obtain more tax revenue by disturbing the structure of the progressive personal income tax, it entails government to come out the revenue loses because of administrative lags in the system of personal income tax. That is, inflation has got two important contradictions to one another from the point of view of taxpayers and government: 1. Increasing of Tax Burden Revenue 2. Effects of Administrative Lags 1. Increasing of Tax Burden Revenue A progressive income tax system is affected by inflation both with respect to the real value of tax allowances and to the structure of tax brackets and progressive rates. As inflation will reduce substantially the real value of most tax allowances in the system of income taxation, this will lead to a more progressive effect on income taxation, even in the case of a proportional structure of tax rates. If moreover, the rate structure of income taxation is progressive, nominal increases inIncome may move taxpayers Into higher tax brackets, thus leading an increases real tax burden. But in this situation government can obtain more tax revenue. This is the concept of inflation as a form of or as an alternative to taxation with respect to the function of transferring real purchasing power to the public sector. 2. Effects of Administrative Lags The other effect of inflation on the tax system has been a massive eroison of real tax revenues. Together with legal lags there may be illegal delays in payment. The higher the rate of inflation and the less inflation-adapted the penalties for these illegal transfers, the more tax loses are from the point of view of government. But taxpayers pay less money, as inflation reduce purchasing power of money in the long term. In this paper, the first chapter is a theorical statement- explained above- In the second chapter, the impact of inflation on the institutions of Turkish Personal Income Tax is intensively analyzed to explain with a lot of examples and measures. Inflation disturbs income distribution to related with its effects of on the tax system. We made a measure to show this situation for Turkey. According to this, the tax loses that government comes out from a person who receives minimum wage who pays his/her tax on the average 1,5 months later - Because the time between earning his income and paying his tax is 1;5 months- Be cause the time between earning his/her income and paying his/her tax is 1,5 months- and a merchant who pays his/her tax on the average 12,5 months later. We have developed a model that measures the tax loses of goverment as a result of these delays, According to results of measure that we made, the tax burden of a person who earns minimum wage is heavier than others. That is,while goverment faced 11.2% tax loses from a person who earns minimum wage, it faced an 51.2% tax loses from a mercant in Turkey in 1994. In third chapter, it is explained that the forms of solution in Turkey's practice to eliminate the negative effects of inflation and besides that some solutions are propesed by us. Some of these are: indexation, shortening administrative lags (i.e. Paying the tax one every 3 months), widening tax brackets as parallel to the rate of inflation, using the inflation accounts, etc. Inflation reduces real value of minimum living allowance, limits of exclusions and therefore, it increases the tax burden of person who benefit from these. xii
İktisatta zaman ve spekülasyon
Bu çalısmada zaman, spekülatif faaliyetlerin içerisinde üç farklı formda gözlemlenmektedir. lk zaman formuna göre, zaman iktisadi ajanlara bilgi saglayan bir varlıktır. Bu bakımdan zaman içerisinde eylem veya eylemsizlik arasında bilgi saglama açısından farklılık yoktur. kinci formda zaman içseldir ve iktisadi seçimlerin zamanlaması biyolojik, psikolojik, entellektüel faktörlerin yanı sıra, olası seçeneklerin tasıdıkları özelliklerine, sayılarına ve getirilerine baglıdır. Üçüncü ve son bakıs açısı zamanın bazı ajanlarca dinamik spekülatif faaliyetlerde veya ataklarda diger ajanların piyasa davranıslarını etkilemeye yönelik bir araç olarak kullanılan dıssal bir faktör oldugunu iddia eder. Zamanın üç ayrı biçimi hisse senedi piyasasına odaklı temsili spekülatörün davranıs modellemesinde kullanılmıstır. Modellemeye baslamadan önce spekülatif piyasaların yapısına iliskin yaygın finans literatürün iddiaları ve bunun aksi yönündeki bulgular incelenmistir. Ayrıca, MKB'yi de kapsayan uluslararası piyasalarda getirilerin hafıza yapısı ve getiri dagılımlarının normalligi analiz edilmistir. Elde edilen bulgular dogrultusunda basit spekülasyon modelleri kurulmustur. Bu modellerden ilki (beklentilere dayalı spekülasyon), fiyat beklentilerine ve piyasa getirilerinin uzun dönem hafızasına dayalıdır. Daha sonra model, temsili spekülatörün diger ajanlara karsı stratejik davranabilmesine izin verecek biçimde genisletilmistir. Modeller olusturulduktan sonra, beklentilere dayalı spekülasyon modelinin karlılıgı uluslararası hisse senedi piyasalarında test edilmistir. Dinamik spekülasyonun karlılıgı ise yapay piyasa ortamında test edilmis ve bu yöntemlerin anlamlı düzeyde asırı kazanç sagladıgı gözlenmistir. Yapay piyasanın daha gerçekçi hale getirilmesi için iki ayrı test yardımıyla sıradan yatırımcıların risk/getiri egilimleri ve finansal kararlarının zaman yapısı analiz edilmis, elde edilen sonuçlara dayalı olarak yapay piyasada spekülatör olmayan yatırımcıların davranısları modellenmistir. Son olarak, spekülatif davranısın fiyat istikrarı üzerindeki etkisi incelenmistir. Sonuçlarımıza göre, hisse senedi getirilerinin yüksek volatilite tasıdıgı dönemlerde piyasada sıradan yatırımcılar ve söylenti yatırımcılarının en etkin gruplar oldugu gözlenmistir. Anahtar Kelimeler: reel zaman, spekülasyon, uzun dönem hafıza, reaksiyon zamanı, yapay piyasa
Vergi kaçakçılığı ve Türkiye uygulaması
ÖZET Vergi kaçakçılığı evrensel bir olgudur. Ancak, son zamanlara kadar yeterince önemsenmemiştir. Bununla beraber, kamu açıklarının boyutlarının büyümesi ve süreklilik kazanması, vergi siteminin etkinsizleşmesi ve kayıtdışı veya kuraldışı faaliyetlerin yoğunluk kazanması; vergi kaçakçılığına gösterilen ilgide önemli artışlara neden olmuştur. Genel olarak vergi kaçakçılığı olumsuz etkilere sahip bir olgudur. Dolayısıyla verginin temel işlevleri vergi kaçakçılığının boyutlarının büyümesine koşut zayıflamaktadır. Diğer yandan vergisel normlar (vergi adaleti gibi) bu olgudan olumsuz yönde etkilenmektedir. Bunun sonucunda vergiye uyum azalmakta ve tüm vergilerde büyü bozulmaktadır. Ayrıca, vergi kaçakçılığı ekonomik, sosyal ve hukuki yapı üzerinde de çok olumsuz etkiler yaratabilmektedir. Böylesi yıkıcı etkilere sahip vergi kaçakçılığı ile mücadele edilmesi gerekmektedir. Bunu yapabilmek için ise öncelikle bu olguya neden olan faktörlerin bilinmesi gerekmektedir. Teoride, vergi kaçakçılığı ekonomik ve deneysel yaklaşım olmak üzere iki farklı yaklaşımla incelenmiştir. Ekonomik yaklaşım, daha çok mikro düzeyde vergisel faktörler üzerinde odaklanmakta ve matematiksel modellerle vergisel parametrelerin vergi kaçırma karan üzerindeki etkilerini belirlemeye çalışmaktadır. Deneysel yaklaşım ise, hem mikro nemde makro vergisel ve vergi dışı faktörleri ele alarak, bu faktörlerin vergi kaçakçılığı kararı üzerindeki etkilerini saptamaya çalışmaktadır. Ancak gerek ekonomik yaklaşım ve gerekse deneysel yaklaşım; vergi kaçakçılığım belirleyen faktörler üzerinde mutlak bir uzlaşı içinde değildir. Bunda kullanılan yöntemler, kurulan modeller ve en önemlisi vergi kaçakçılığının kendi doğası etkili olabilmektedir. Teoride farklı nedenlere ağırlık verilse bile vergi kaçakçılığının nedenleri bir bütündür. Dolayısıyla, bir bütünün parçaları olan, vergi kaçakçılığının nedenleri, vergisel ve verdi dışı nedenler olarak iki başlık altında toplanabilir. Vergisel nedenler, daha çok vergi olgusunun varlığından kaynaklanan; hukuki, ekonomik, psikolojik ve idari faktörlerden oluşmaktadır. Bunlar vergi oranı, vergi tarifesi, vergi denetim olasılığı, vergi cezaları, vergi idaresinin etkinliği vs. gibi örneklenebilir. Vergi dışı nedenler ise toplumun sosyal ve ekonomik yapısı ve bu yapının işleyişinden doğan ve vergi olgusuyla doğrudan ilişkili olmayan siyasal, ekonomik ve sosyal faktörleri kapsamaktadır. Vergi dışı nedenlere; gelir düzeyi, işletme büyüklükleri, enflasyon, piyasa ve fiyat kontrolleri vb. örnek gösterilebilir. ufYukarıda kısaca özetlenen nedenlerden bir kısmı devlet, diğer bir kısmı ise vergi yükümlülerince belirlenmektedir. Dolayısıyla ekonomik sonuçları olan vergi kaçakçılığının arz ve talep koşullarında belirlendiği söylenebilir. Devlet; vergi oram, denetim olasılığı, vergi cezası, vergi affı gibi, faktörleri vergi kaçakçılığım teşvik edici yönde belirleyebilir, örneğin yüksek vergi oranları vergi kaçakçılığım cazip hale getirebildiği gibi, düşük denetim oranları veya sık sık mali af uygulamaları da vergi kaçakçılığım arttırıcı etkilere sahip olabilir. Dolayısıyla devlet bu parametreleri belirlemesine göre vergi kaçakçılığının arzım yüksek veya düşük belirlemiş olmaktadır. Diğer yandan vergi kaçakçılığının talep yanım ise, vergi yükümlüsünün psikolojik algılamaları, sosyal ve ekonomik yapı ve bu yapıma işleyişi, vergi ahlakı, eğitim seviyesi, işletme büyüklükleri, icra edilen meslek ve en önemlisi toplumun vergi kaçakçılığına bakışı belirlemektedir. Bu faktörler daha çok yükümlünün vergi bilincini etkilemektedir. Dolayısıyla vergi bilinci düzeyine göre, vergi kaçakçılığının talep yönü belirlenecektir. Böylece vergi bilincinin düşüklüğüne göre vergi kaçakçılığı talep edilir olacaktır. Sonuçta arz ve talep koşullarının uygunluğuna göre vergi kaçakçılığı oluşacaktır. Bu çalışmanın sonuç kısmında da belirtildiği gibi, Türkiye'de vergi kaçakçılığının yüksek düzeyde arz ve talep edildiği söylenebilir. Yapılan farklı tahminlere göre yüzde 50-70 dolayında (vergi gelirine oram olarak) vergi kaçakçılığının var olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla bu çalışmanın gerek teori gerekse Türkiye uygulaması bağlamında ortaya konulan nedenlerin tek tek ortadan kaldırılmasıyla vergi kaçakçılığının önlenebileceği açıktır. Ancak böyle bir sorunun çözülmesinde toplumsal tepki ve bilincin önemi yadsınamaz. Dolayısıyla, vergi bilincinin arttırılması, vergi kaçakçılığına karşı en geniş kitlelerin tepkilerinin örgütlenmesine koşut vergi kaçakçılığı önlenebilecektir. ı*KEYWORDS / ANAHTAR KELİMELER TAX EVASION: VERGİ KAÇAKÇILI?I TAX AVOIDANCE: VERGİDEN KAÇINMA TAX UNDERESTİMATİON: VERGİNİN EKSİK BELİRLENMESİ TAX NONCOMPLIANCE: VERGİYE UYUMSUZLUK FİSCAL PSYCHOLOGY: MALİ PSİKOLOJİ TAX EROSSION: VERGİ EROZYONU UNWİLLİNGNESS TO PAY: ÖDEME İSTEKSİZLİ?İ COMPLIANCE COST: UYUM MALİYETİ TAX CONSCIOUS: VERGİ BİLİNCİ TAX ETHICS: VERGİ AHLAKI
Türkiye'de maliye politikası aracı olarak teşvik politikaları ve Çukurova örneği
Devletin ekonomik hayata müdahalesi ile önem kazanan maliye politikası, devletin sahip olduğu çeşitli mali araçların belirlenen çeşitli hedefler doğrultusunda nasıl kullanılması gerektiğini inceleyen bir bilim dalı olarak karşımıza çıkmaktadır. Maliye politikası ulusal refahın en üst seviyeye çıkarılması için mevcut kaynakların dağılımını maliye politikası araçları olan kamu harcama politikası, kamu gelirleri politikası, vergi politikası ve borçlanma politikasını kullanarak yapmaktadır.Teşvik politikaları devletin ekonomik hayata müdahalede bulunduğu en etkili maliye politikası aracı olarak görülmektedir. Devletler, mevcut sosyo- ekonomik ve toplumsal yapılarına uygun olarak teşvik politikaları belirlemektedirler. Ekonomik kalkınmanın sağlanabilmesi ve toplumun belirli bir refah seviyesine ulaşabilmesi açısından teşvik politikaları maliye politikasının bir aracı olarak hükümetler tarafından uygulama alanı bulmuştur.Bu çalışmada, teşvik politikaları da maliye politikasının bir aracı olarak kabul edilmiş olup, Türkiye'de uygulanan teşvik politikalarının amacı, türleri değerlendirmeye alınmış, Çukurova Bölgesinde teşvik sisteminin uygulanabilirliği ve bölgeye olan etkisi değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Maliye Politikası, Teşvik Politikası, Çukurova Bölgesi
Kripto paraların Türkiye'nin seçilmiş makroekonomik değişkenleri üzerine etkisi: Bitcoin örneği
Çalışmada Türkiye'de 2011 Ocak – 2023 Aralık döneminde Bitcoin, USD-TRY (Dolar – TL kuru), GAU-TRY (Altın – TL kuru), BIST 100, Brent Petrol, işsizlik oranları, bir hafta vadeli repo faizleri, tüketici fiyat endeksi, üretici fiyat endeksi ve sanayi üretim endeksi değişkenlerinin aylık yüzde değişimlerinden elde edilen veriler ile Bitcoin ve modelde yer alan diğer değişkenler arasındaki ilişki araştırılmıştır. Bu bağlamda elde edilen değişkenlerin durağanlık sınamaları Augmented Dickey Fuller, Phillips-Perron ve KPSS Birim Kök Testi sayesinde gerçekleştirilmiştir. Düzey değerlerde %99 güven düzeyinde durağan yapıda oldukları tespit edilen değişkenler ile oluşturulması planlanan VAR model için uygun gecikme uzunluğunun tespit edilmesinin ardından VAR model kurulumu gerçekleştirilmiştir. İzleyen bahiste oluşturulan VAR modelin birim kök sınaması gerçekleştirilmiş olup modelin durağan yapıda olduğu kanaatine varılmıştır. Çalışmada ilgili dönem içerisinde Bitcoin değişkeninin açıklanan değişken olması ile açıklayıcı değişken olması pozisyonlarında modelde yer alan diğer değişkenler ile etkileşimlerinin farklılaştığı görülmüştür. BTC değişkeninin bağımlı değişken, modelde yer alan diğer değişkenlerin 1 gecikmeli değerlerinin ise bağımsız değişken olarak ele alındığı VAR model neticesinde; 2011 Ocak – 2023 Aralık dönemindeki aylık veriler ile yüzde 1 anlamlılık seviyesinde BTC bağımlı değişkeni ile USD-TRY(-1), BRENT(-1), REPO(-1), TÜFE(-1) bağımsız değişkenleri arasında pozitif yönlü; GAU-TRY(-1), BIST100(-1), UNEMP(-1), Yİ-ÜFE (-1) ve SÜE(-1) bağımsız değişkenleri arasında negatif yönlü ilişki tespit edilmiştir. Bununla birlikte 2011 Ocak – 2023 Aralık süreci içerisinde Türkiye'deki Bitcoin fiyatlarındaki değişim üzerinde pozitif yönde etkili olan en önemli değişkenin 1.86 katsayı değeri ile TÜFE değişkeni ve 0.77 katsayı değeri ile Dolar-TL kuru değişkeni olduğu sonucuna bizleri ulaştırmıştır. Bu durum ülkemizde ilerleyen dönemler itibariyle gerçekleşecek olan enflasyon ve döviz kuru artışları ile birlikte Bitcoin fiyatlarında da doğru yönlü ilişkiden kaynaklı ciddi artışların meydana geleceğini; enflasyonla mücadele kapsamında uygulanacak olan başarılı para ve maliye politikaları ile Bitcoin fiyatları üzerindeki bu artışın baskılanabileceğini göstermektedir. Dolayısıyla beklenen enflasyon oranlarının yüksek öngörüldüğü dönemlerde Bitcoin'in diğer yatırım araçları ile birlikte değerlendirilmesi enflasyondan kaynaklı ortaya çıkacak olan alım gücündeki azalmanın absorbe edilmesine imkân sağlayabilecektir. Bu bağlamda ilgili modeldeki analiz sonuçları incelendiğinde TÜFE değişkeninin BTC üzerindeki etkisinin diğer yatırım araçlarına kıyasla daha yüksek bir değere sahip olduğu görülmektedir. Dolayısıyla ülkemizde TÜFE artış dönemlerinde Bitcoin'e gerçekleştirilmesi muhtemel yatırımların modelde yer alan yatırım araçlarından (Dolar, Altın, BIST100, REPO) daha karlı olabileceği öngörülebilmektedir. Bununla birlikte çalışmada diğer değişkenlerin modele dâhil edilmemesi ve Bitcoin'in ortaya çıktığı ilk günden itibaren sürekli olarak bir artış trendi içerisinde olması, enflasyon oranlarının bu zaman dilimi içerisinde sürekli olarak yükselmesi de değişkenler arasında bu şekilde bir ilişkinin doğmasına zemin hazırlamış olabilmektedir. TÜFE(-1) değişkeninde meydana gelecek olan bir birimlik artış/azalış BTC değişkeninde 1.861981 birimlik artış/azalışa sebebiyet vermektedir. Bu durum enflasyonun artmasının Bitcoin fiyatını da artırdığına dair bir bulgu sağladığı anlamını taşımaktadır. Bazı yatırımcılar, enflasyon dönemlerinde parasının değer kaybetmemesi için Bitcoin gibi alternatif varlıklara yönelebilmektedirler. Dolayısıyla enflasyon arttıkça, Bitcoin'e olan talebin artması Bitcoin fiyatlarında doğru yönlü bir seyrin izlenmesine, diğer bir deyişle Bitcoin fiyatlarının artmasına katkı sağlayabilecektir. Ancak model her ne kadar TÜFE(-1) değişkeni ile BTC arasındaki ilişkiyi gösterse de, bu kesinlikle nedensellik anlamına gelmemektedir. Bulunan sonuç yalnızca çalışma kapsamında yer alan veriler ve uygulanan model kapsamında elde edilen bir bulgudur. Bu kapsamda TÜFE'deki artışın doğrudan Bitcoin fiyatını artırdığını söylemek çok doğru bir ifade olmayacaktır ancak elde edilen bulgular bu şekilde ifade edilmektedir. USD-TRY(-1) değişkeninde meydana gelecek olan bir birimlik artış/azalış BTC değişkeninde 0.777810 birimlik artış/azalışı beraberinde getirecektir. Dolayısıyla doların TL karşısında değer kazanmasının genellikle BTC fiyatlarında da artışı beraberinde getireceği sonucuna ulaşılmaktadır. Doların değer kazanması, genellikle küresel piyasalarda risk iştahının azalması olarak yorumlandığından yatırımcılar, belirsiz dönemlerde Bitcoin'e yönelerek Bitcoin fiyatını yükseltebilmektedirler. İlaveten doların dünya genelinde rezerv para olarak kullanılmasından ötürü, dolar kurundaki hareketler birçok finansal varlığın fiyatını etkileyebildiği gibi Bitcoin fiyatlarını da etkileyebilmektedir. Bu bağlamda Türk yatırımcıların TL'deki değer kaybı karşısında dolar veya Bitcoin gibi alternatif yatırım araçlarına yönelmeleri rasyonel bir karar olabilecektir. Ancak gerçek hayatta Bitcoin'in fiyatını etkileyen pek çok faktörün olduğu (ABD faiz kararları, küresel ekonomik gelişmeler, spekülatif hareketler ve manipülasyon içerikli haberler, kripto paraya yönelik yasal düzenlemeler vs.) unutulmamalıdır. Varyans ayrıştırma analiz sonuçları doğrultusunda onuncu dönem itibariyle BTC değişkeninde meydana gelecek olan 0.192528'lik bir sapma %90 oranında BTC değişkenin kendisi tarafından açıklanırken; %2.41'i Yİ-ÜFE, %1.839384'ü GAU-TRY, %1.838942'si BRENT, %1.544308'i REPO, %1.230593'ü USD-TRY, %0.52'si UNEMP, %0.11'i TÜFE, %0.027241'i BIST100, %0.021936'sı SÜE değişkenleri tarafından açıklanmaktadır. Dolayısıyla BTC değişkeninin çoğunlukla kendi gecikmeli değerlerinin etkisi altında olduğu ve dönemler itibariyle BTC değişkeninde meydana gelen değişimlerde diğer değişkenlerin etkilerinin birbirlerine oldukça yakın değerlere sahip oldukları görülmektedir. İzleyen bahiste VAR model için diğer değişkenlerin varyans ayrıştırma sonuçları da incelendiğinde değişimin %100'lük kısmı BTC değişkeni tarafından karşılanmasından ötürü oluşturulan VAR modelinde BTC değişkeninin en dışsal değişken olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda ilk dönemde BTC değişkeninin varyansının tamamının kendisi tarafından açıklanmasının BTC'nin o dönemdeki fiyat hareketlerini etkileyen en önemli faktörün geçmişteki kendi hareketleri olduğu, modelde yer alan diğer değişkenlerin BTC'nin o dönemdeki fiyat hareketlerinde önemli bir rol oynamadığı, BTC'nin ilgili dönemde seçilmiş diğer değişkenlerden bağımsız hareket ettiğini veya çok az etkilendiğini göstermektedir. Dönemler itibariyle Bitcoin değişkeninin varyansının 0.90 seviyelerine gerilemesi diğer seçilmiş makroekonomik değişkenlerle ilişki içerisine girdiğini ve uzun vadeli BTC fiyat tahminlerinin yapılabilmesi için yalnızca Bitcoin'e ait geçmiş fiyat verilerinin kullanılmasının yeterli olamayacağını, diğer faktörlerin etkilerinin de göz önünde bulundurulması gerektiği sonucunu ortaya koymaktadır. Kısa vadede her ne kadar BTC fiyat hareketlerinin tahmin edilmesinde Bitcoin'e ait geçmiş fiyat verilerini kullanmak yeterli olabilse de uzun vadeli tahminlerin gerçekleştirilmesinde diğer değişkenlerin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bitcoin değişkeninde meydana gelecek olan bir standart hatalık şok karşısında Bitcoin değişkeninin gösterdiği tepki ilk dört dönem itibariyle pozitif iken beşinci dönem itibariyle negatif bir seyir izlemiştir. Bununla birlikte BTC değişken serisinde ortaya çıkacak olan bir standart hatalık şok karşısında BTC değişkeninin ilk dönemde en büyük pozitif tepkimeyi sergilediği, en büyük negatif tepkimeyi ise yedinci dönemde sergilediği sonucuna ulaşılmaktadır. Tüm bu bilgiler doğrultusunda Bitcoin'in kendi içerisindeki şoklar incelendiğinde kısa dönemde pozitif, uzun dönemde ise negatif bir tepki gözlemlendiği görülmektedir. Bu durum Bitcoin piyasasının volatilitesini ve yatırımcıların kısa vadeli kazanç beklentilerini yansıtabilmektedir. En büyük pozitif tepkime ilk dönemde gerçekleşirken en büyük negatif tepki ise daha sonraki dönemlerde gözlemlendiğinden Bitcoin fiyatlarının şoklara karşı farklı zamanlarda farklı duyarlılıklar gösterdiği aşikârdır. İncelemeye devam edildiğinde tüm değişkenlerdeki şokların Bitcoin piyasasının kısa vadede diğer piyasalardan bağımsız hareket edebileceğini ortaya koyacak biçimde, BTC'yi ilk dönemde etkilemedikleri görülmektedir. Ayrıca diğer değişkenlerdeki şokların, BTC'yi farklı dönemlerde farklı yönlerde etkilemeleri ekonomik koşulların ve piyasa duyarlılığının sürekli değiştiğini ve bu durumun Bitcoin fiyatlarını etkilediğini göstermektedir. İnceleme devamında Bitcoin dışındaki tüm değişkenlerdeki şokların uzun vadede Bitcoin fiyatlarını negatif yönde etkilemesi Bitcoin'in diğer varlıklarla olan korelasyonunu ve riskli bir finansal varlık aracı olarak algılanmasını yansıtabilmektedir. VAR Granger Nedensellik / Blok Dışsallık Wald Testi ve Pairwise Granger Nedensellik analiz sonuçları doğrultusunda her iki test sonucunda da Sanayi Üretim Endeksi değişkeninden işsizlik değişkenine tek yönlü nedensellik, USD-TRY değişkeninden REPO değişkenine tek yönlü nedensellik, BIST100 değişkeninden sanayi üretim endeksi değişkenine tek yönlü nedensellik olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Bununla birlikte VAR Granger Nedensellik / Blok Dışsallık Wald testi sonucunda Sanayi Üretim Endeksi'nden TÜFE değişkenine, USD-TRY değişkeninden TÜFE VE Yİ-ÜFE değişkenlerine, BIST100 değişkeninden TÜFE değişkenine, Yİ-ÜFE değişkeninden TÜFE değişkenine, BRENT değişkeninden SÜE değişkenine tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilirken; SÜE ve Yİ-ÜFE değişkenleri arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Pairwise Granger Nedensellik Testi ile de USD-TRY ve GAU-TRY değişkenlerinden BRENT değişkenine, BIST100 değişkeninden TÜFE değişkenine, GAU-TRY değişkeninden BIST100 ve REPO değişkenlerine, Yİ-ÜFE değişkeninde BIST100 değişkenine tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kriptografi, Kripto Para Sistemi, Bitcoin, Altcoin, Blokzincir Teknolojisi, Enflasyon ve Bitcoin, Finansal Yatırım Tercihi, Zaman Serileri Analizi, VAR model, ANOVA, Etki-Tepki Analizi, VAR Granger Nedensellik / Blok Dışsallık Wald Testi, Pairwise Granger Nedensellik Testi.
Portföy yönetici görüşleri temelinde finansal piyasalarda manipülasyonlar üzerine nitel bir araştırma
Son yıllarda küresel ölçekte artan finansal krizler, piyasa istikrarsızlıkları, bilgi asimetrileri ve sosyal medya kaynaklı yönlendirmeler, sermaye piyasalarında yatırımcı güvenini zedeleyen ve piyasa bütünlüğünü tehdit eden yapısal riskleri daha görünür hâle getirmiştir. Bu bağlamda, piyasa içi ve dışı aktörler tarafından gerçekleştirilen manipülatif işlemler, özellikle gelişmekte olan ekonomilerde, denetim ve regülasyon eksiklikleri ile birleştiğinde sistemik bir sorun alanına dönüşmektedir. Finansal manipülasyonun tespiti ve önlenmesi amacıyla geliştirilen dijital teknolojiler –yapay zekâ, algoritmik analiz, veri madenciliği ve işlem gözetim sistemleri gibi araçlar– bu süreçte giderek daha kritik bir rol üstlenmektedir. Bu çalışma, finansal piyasalarda manipülasyonun algılanışı, gerçekleşme biçimleri, tespit yöntemleri ve bu süreçte dijital teknolojilerin rolünü; aynı zamanda yatırımcı davranışı, regülasyon yeterliliği ve piyasa güveni gibi sosyal, yapısal ve teknolojik değişkenler üzerinden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın teorik çerçevesi, II mevcut literatür ışığında manipülasyon türleri, regülasyon yapıları, dijital denetim uygulamaları ve yatırımcı psikolojisi bağlamında oluşturulmuştur. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış; ölçüt örnekleme yoluyla belirlenen 16 portföy yöneticisi ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler MAXQDA 24 programı ile analiz edilmiştir. Analiz bulgularına göre, finansal manipülasyonun özellikle sosyal medya yönlendirmeleri, işlem hacmindeki anormallikler, içeriden bilgi kullanımı ve dönemsel fiyat hareketleri üzerinden gerçekleştiği gözlemlenmiştir. Katılımcılar, mevcut düzenlemelerin uygulanabilirlik düzeyinde yetersiz kaldığını; yatırımcı eğitimi, teknolojik gözetim sistemleri ve yapay zekâ destekli analizlerin ise manipülasyonla mücadelede önemli kolaylaştırıcı araçlar olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca, teknolojik araçların yalnızca piyasa güvenliği sağlamada değil; yatırımcı farkındalığını artırma, karar verme kalitesini yükseltme ve dolaylı olarak yatırımcı memnuniyetini destekleme gibi sosyal etkiler doğurduğu da belirlenmiştir. Bu doğrultuda çalışma, finansal piyasalarda manipülasyonla mücadelede dijital dönüşümün yapısal, davranışsal ve teknolojik etkilerini bütüncül bir yaklaşımla ele alarak, politika yapıcılara, düzenleyici kurumlara ve piyasa aktörlerine yol gösterici öneriler sunmayı hedeflemektedir..
Ortaokul öğrencilerinin finansal okuryazarlık becerilerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bireylerin bütçe kontrolü, tasarruf, yatırım, kredi ve benzeri konularda bilgi sahibi olmaları, finansal konularda doğru ve etkili karar almaları ve doğru davranış göstermeleri finansal okuryazarlık düzeylerine bağlıdır. Bu bağlamda finansal okuryazarlık, toplumun her yaş grubunu ilgilendiren bir kavramdır ve henüz küçük yaşlarda finansal bilincin kazanılması önemli görülmektedir. Bu ihtiyaçla beraber, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2018 yılında güncellenen eğitim programında yer alan sosyal bilgiler ders müfredatı kapsamında kazandırılması amaçlanan beceriler içerisinde finansal okuryazarlık yer almaktadır. Böylece ortaokul öğrencileri yatırım, para yönetimi, tasarruf ve bütçe gibi konularda belirli bir farkındalık ve tutum sahibi olması amaçlanmaktadır. Bu çalışmada, ortaokul öğrencilerinin finansal okuryazarlık becerilerinin, tasarruf, biriktirme, harcama ve yatırım yaklaşımlarının ve finansal tutumlarının belirlenmesi; ayrıca finansal tutumlar bakımından sosyo-demografik özelliklerin farklılaşma durumunun istatistiksel olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç kapsamında, nicel araştırma yöntemine dayalı olarak Aydın İli'nin Nazilli İlçesinde faaliyette bulunan Merkez, Köy ve Özel orta okulların 5. ve 8. sınıflarında eğitim gören 978 öğrenciden anket yöntemiyle veri elde edilmiştir. Veriler, SPSS 24 programında analiz edilmiştir. Sonuçlar, öğrencilerin genel olarak parayla ve harcamayla ilgili hususlarda daha bilgili olduğunu, ancak finansal sistem, makro ekonomi, yatırım, tasarruf gibi konularda kafa karışıklığı yaşadığını göstermiştir. Bununla birlikte, finansal okuryazarlık ve olumlu finansal tutumlar bakımından değerlendirildiğinde, 5. sınıf öğrencilerine kıyasla 8. sınıf öğrencilerinin daha olumlu bir durum sergiledikleri tespit edilmiştir. Bu durum, finansal okuryazarlık eğitiminin önemini ortaya koyarken, öğrencilerin daha fazla gelişime ihtiyaç duyduklarını göstermektedir.
Vergi suç ve cezaları
Suç kavramı insanoğlunun geçmişten günümüze kadar sosyolojik etkileşimlerinin göz ardı edilemeyecek bir unsuru olarak karşıını/a çıkmıştır. Suçu oluşturan unsurlar /aman içerisinde bir infa/a tabi olmuş ve bu infazlar çeşitli yollarla yapılmıştır. Günümü/de ise suç ve ceza kavramı hayatın her alanında hiikiiın sürerken toplumu oluşturan bireylerin ödev ve sorumlulukları açısından da kaçınılma/ olmuştur. Dolayısıyla bu kaçınılmazlık her alanda olduğu gibi yurttaşlar için önemli bir ödev olan vergi konusunda da karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı ise suç ve ceza kavramlarının vergi suç ve ceza kavramlarına empoze edilmesi olmuştur. Aynı zamanda hükmedilen cezaların hukuki dayanakları bakımından doğru uygulanıp uygulanmadığı yargılama usulleri değerlendirilerek vergi suç ve cezalarının adil, eşit nitelikte olması gerektiği konularına vurgu yapılmıştır. Vergi tarihçesinden yola çıkarak vergi bir ülkede karşılıksız ve zorla alman bir nitelik taşımıştır. Bu kapsamda vergi suç ve cezaları incelemesi yapılırken vergiyi doğuran olay, verginin konusu ve verginin hukuki dayanağı konularına değinilmiştir. Böylece vergi suç ve cczalanna götüren yol haritası çizilerek, suç ve ceza unsurlarının temeline ve oluşumuna değinilmiştir. Vergi suç ve cezaları sonucunda yanlış yargılamalar ve yasal dayanağı olan veya olmayan vergi konusuna ilişkin itirazlara değinilerek idari ve yargısal çözümlerin nitelikleri ifade edilmeye çalışılmıştır.