Jews

122 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Endülüs Emevi Devletinde convivencia (bir arada yaşama) deneyimi: Madalyonun iki yüzü: Altın çağ ve kaos (711-1031)

İslam, Hıristiyan ve Yahudi dünyası için son derece önemli olan Endülüs tarihi, Americo Castro'nun 1948 yılında bir arada yaşamak anlamında ortaya koymuş olduğu "convivencia" terimi ile, Avrupa'da önemli bir noktaya ulaşmıştır. Ancak terimin ortaya çıkması ile, yapılmış olan pek çok çalışmada bir altın çağ ya da tam tersi bir arada yaşama ortamının yanlışlandığı mitolojik bir çağ perspektifleri çoğunlukla hâkim olmaya başlamıştır. Son yıllarda farklı kaynaklarda bahsettiğimiz perspektiflerin ötesine geçmek üzere çalışmalar yapılmış olsada, fark ettiğimiz, tek boyutlu bir bakış açısı ile ilerlenmiş olduğudur. Bu noktada ilk olarak tezimizde Endülüs'ün Emevi hanedanının sonuna kadar olan siyasi süreç ele alınarak konunun daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır. Ardından convivencia kavramı ve Endülüs'teki kaos olayları çok boyutlu bir şekilde analiz edilerek mevzubahis çalışmalara katkı sağlamak amaçlanmıştır. Çalışmamız neticesinde Endülüs Emevi Devletinin bir arada yaşama kavramını pragmatik bir şekilde toplumu kontrol altında tutarak devletin çıkarına kullandığı, altın çağ mı mitoloji mi tartışmasında ne efsanevi bir dönem olduğu ne de sekiz yüz yıllık sorunsuz bir altın çağ olduğu vurgulanmaktadır. Altın çağ kavramının Endülüs'teki tüm toplumlar açısından bakıldığında özünde güçlü birkaç yönetici döneminde ortaya çıktığı ve Yahudiler ile sınırlı kaldığı görülmüştür. Son olarak da kaos olaylarının bir arada yaşama kavramını etkilediği ve bu olaylara sebep unsurun ise Arap asabiyeti ve ülkede tetiklediği zincirleme reaksiyonlar olduğu sonucuna varılmıştır.

Altın ÇağBirlikte yaşamaEndülüs+7
Bülent Endürlük
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir özkurmaca roman incelemesi: Jorge Semprun'un Büyük Yolculuk'u

Tarih boyunca yaşanan savaşlar, salgınlar, doğal afetler ve kitlelerin kıyımına neden olan tüm olaylar, disiplinlerarası düzeyde yapılan araştırmaların sayısını artırmıştır. Yapılan bu araştırmalar da disiplinlerarası işbirliklerinin güçlenmesini sağlamıştır. 1939-1945 yılları arasında gerçekleşen ve milyonlarca Yahudinin katledilmesi ile sonuçlanan 2. Dünya Savaşı; tarihsel, toplumbilimsel, tinbilimsel ve yazınsal olarak ele alınan bir dönemdir. Bu savaş sürecinin, birey ve toplum üzerindeki etkisi disiplinlerarası yönteme başvurularak araştırılmması gereken bir olaydır. Yahudi Soykırımı (fr. Holocauste) 2. Dünya Savaşı sonrasında hayatta kalmayı başaran pek çok insanın üzerinde uzun süren acıklı etkiler bırakmıştır. Özellikle savaş sırasında toplama kamplarında tutsak olarak bulunan yazarlar, savaşın en önemli tanıkları olmuşlardır. İşkenceye maruz kalan veya öldürülen yahudilerin sesi olmak adına yaşadıklarını yapıtlarına aktaran yazarlar, soy kırımının dehşetini tüm içtenlikleriyle anlatmayı hedeflemişlerdir.20. yüzyılın en önemli tanıklarından olan İspanyol senarist, siyasetçi ve yazar Jorge Semprun; toplama kamplarında edindiği deneyimlerini yazdığı romanlar aracılığı ile okurlarla buluşturmuştur. Semprun, yazmayı savaş sarsıntısından kurtulmak için bir sığınak olarak nitelendirmiştir. Yazar, Fransız Philippe Lejeune'ün kuramsallaştırdığı gerçeğe sıkı sıkıya bağlanmayı gerektiren özyaşamöyküsü kuramından büyük ölçüde yarralanmıştır. Ancak yazar, kurmaca ve gerçekliğin harmanlandığı yeni bir anlatım biçemi kullanmaktan da geri durmamıştır. Yanılsamalı gerçekliği dışa vurmak amacı ile kurmacayı ustalıkla kullanan Semprun, Fransız araştırmacı Serge Doubrovsky tarafından kuramsallaştırılan özkurmacayı kendine daha yakın hisseder. Çünkü özkurmaca, yazara gerçekliği kurmaca ile var edebileceği bir alan açar ve ben anlatıcı-yazara içsel özduyumlarını dışsallaştırma olanağı sunar. Bu çalışma çerçevesinde yapılacak olan roman çözümlemesi, özkurmaca roman inceleme yöntem ve yaklaşımlarına başvurularak gerçekleştirilecektir. Çalışmada öncelikli olarak genel anlamda, benli anlatıların oluşum ve gelişim süreçleri, Philippe Lejeune'ün özyaşamöyküsü kuramı ile Serge Doubrovsky'nin özkurmaca kuramı, özkurmacanın özyaşamöyküsüne eklemlenme aşamaları ele alınacak, daha sonraki bölümlerde ise Jorge Semprun'ın yazın ile olan ilişkisi irdelenerek, yazarın 1963 yılında yayınlanan Büyük Yolculuk adlı romanı Holokost ve Holokost'un beraberinde getirdiği izlekler temel alınarak özkurmaca yöntemi bağlamında çözümlenecektir.

HolokostRomanSemprun, Jorge+4
Elif Kain
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

XII. yüzyıl İslam ve batı kaynaklarına göre I. Haçlı Seferi sırasında Yahudiler

Haçlı Seferleri, dünya tarihinin en önemli din savaşları arasında yer almaktadır. XI. yüzyılın sonlarına doğru başlayan bu seferler, yaklaşık iki yüzyıllık bir dönemi kapsamaktadır. Haçlı Seferleri, her ne kadar Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında cereyan etse de Hıristiyanlarca Hz. İsa'nın katili olarak görülen Yahudilerin de bu seferlerden etkilendikleri görülmektedir. Özellikle I. Haçlı Seferi'nin Yahudiler üzerine etkisi büyük olmuştur. Bu bağlamda araştırmamızda I. Haçlı Seferi sırasında Haçlıların Yahudilere bakış açıları, sefer sırasında Almanya'nın Ren bölgesinde yaşayan Yahudilere yönelik gerçekleştirdikleri saldırılar ve Haçlıların Ortadoğu'da ele geçirdikleri yerlerdeki Yahudilere yönelik yaklaşımları ele alınmıştır. Çalışmanın ana kaynaklarını XII. yüzyıla ait İslam, Haçlı, Bizans, Ermeni, Süryani ve Yahudi kaynakları oluşturmaktadır. Ayrıca konuyla ilgili Batı'da yapılan müstakil çalışmalardan da önemli ölçüde yararlanılmıştır. Söz konusu kaynaklardan elde edilen bilgiler doğrultusunda, I. Haçlı Seferi'nin Avrupa'nın Almanya bölgesinde yaşayan Yahudiler ve Kudüs'te yaşayan Yahudiler için büyük bir yıkımla sonuçlandığı görülmektedir. Hıristiyan toplumunda Yahudi karşıtı eğilimlerin daha rahat bir şekilde açığa çıkmasını sağlayan Haçlı Seferleri, Yahudilerin Hıristiyanlar arasında ne kadar zayıf bir azınlık olduğunu gözler önüne sermiştir. Bundan sonraki süreçte Yahudiler, Hıristiyanların saldırılarına daha açık hale gelmişlerdir. Yabancı literatürde Haçlılar ve Yahudileri ele alan birçok çalışma bulunmakla birlikte konuyla ilgili Türkçe yapılan araştırmalar yok denecek kadar azdır. Bu bağlamda araştırmamız söz konusu eksikliğin giderilmesi bakımdan önem arz etmektedir.

12. yüzyılBilgi kaynaklarıDinler tarihi+6
Melek Kaya
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Roma döneminde Suriye ve Filistin eyaletlerinin ekonomik ve kültürel durumu

Bu tez çalışması, Roma döneminde Suriye ve Filistin eyaletlerinin ekonomik ve kültürel durumunu inceleyerek bölgenin imparatorluk içindeki konumunu değerlendirmektedir. Çalışmada, Suriye ve Filistin bölgelerinin Roma dönemi öncesi hakkında da bilgiler bulunmaktadır. Bölgenin coğrafi konumunun etkisiyle Paleolitik dönemden itibaren yerleşime açık olduğu görülmektedir. Göçebe ve yerleşik yaşamın varlığı bunun da etkisiyle tarımın gelişmesi, Natufian kültürünün ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Tunç Çağı ve Demir Çağı'nda bölge, Mısır ve Mezopotamya arasında yaşanan mücadelelere sahne olmaktadır. Bölgedeki şehir devletleri, liman kentleri ve ticaret güzergâhlarının gelişimi görülmektedir. Helenistik dönemde, İskender sonrası kurulan devletlerin mücadelesi bölgenin yönetim yapısını değiştirirken kültürel etkileşimi artırmaktadır. Roma'nın bölgeye gelişiyle idari ve ekonomik açıdan yeni bir düzenin geliştiği görülmektedir. Suriye eyaleti, Roma'nın doğu politikaları içinde merkezi bir konuma ve öneme sahiptir. Bu dönemde şehirlerin gelişmesiyle deniz ticareti, tarım ve zanaat üretimi imparatorluğun ekonomisine önemli katkılar sunmaktadır. Antakya, Apamea, Berytus ve Laodikeia (Lazkiye) kentleri, kültürel çeşitliliğin olduğu ve ticaretin yoğun yapıldığı merkezlerdir. Palmyra'da kervan ticareti ile ekonomisi canlı olan kenttir. Filistin eyaletinin ekonomisi, tarımsal üretime dayalıdır. Zeytinyağı ve şarap üretiminin fazlalığı iç pazardan çıkıp ihracat yoluyla farklı bölgelere gönderilmektedir. Roma yönetimi ile yerel halk arasında çıkan anlaşmazlıklar (Yahudi isyanları) ekonomik faaliyetlerin devamlılığını etkilemiştir. Kültürel yönden Suriye'nin Helenistik kültürü daha çok benimsediği görülmektedir. Suriye'de yerel kültür ile Roma kültürünün birleşmesiyle bölgede farklı unsurlardan meydana gelen çok katmanlı bir yapı gelişmiştir. Filistin'de yerel inanç ve gelenekler daha yoğun yaşanmış ve yeni kültürlere karşı direnç gösterilmiştir. Bu iki eyalet birbirinden farklı kültürel hareketliliğe sahip olmasına karşın Roma genelinde, doğunun önemli bir konumda yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Yahudi isyanları, Natufian kültürü, Roma dönemi Filistin Eyaleti, Roma dönemi Suriye Eyaleti, Pompeius, Palmyra, Yahudi sürgünü, Yahudilik, Hristiyanlık, Herod.

FilistinYahudiler
Sefa Nur Erdoğan Adak
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Oryantalist literatürde Kur'an'ın Yahudi kökenli olduğu iddiası: Abraham Geiger örneği

Kur'an'ın kökeni meselesi, oryantalist Kur'an çalışmalarının en önemli tartışma konularından biridir. Bu minvalde Kur'an'ın kökeni hakkında birçok iddia ortaya atılmıştır. Kur'an'ın Yahudi kökenli olduğu iddiası da bunlardan biridir. Bu tezde, söz konusu iddianın modern dönemdeki öncüsü Alman-Yahudi oryantalist Abraham Geiger (1810-1874) örneğinden hareketle Kur'an'ın Yahudi kökenli olduğu iddiası ele alınmaktadır. Kur'an'ın Yahudi kökenli olduğu iddiasının tarihi seyrinin incelendiği birinci bölümde genel bir çerçeve sunmak adına ilk olarak oryantalizmin kökeni ve tarihî gelişimi sunulmaktadır. Ardından Geiger öncesi Yahudi köken iddiasının tarihteki izleri Kur'an'ın nüzul döneminden itibaren tespit edilmeye çalışılmaktadır. İkinci bölümde ise ilk olarak Geiger'ın hayatı, eserleri ve yaşadığı dönem olan 19. yüzyılda Alman-Yahudi oryantalistlerin durumu ve İslâm araştırmalarına dahil olmaları ana hatlarıyla ele alınmaktadır. Sonra eserleri üzerinden Geiger'ın Kur'an'ın Yahudi kökeni hakkındaki iddiaları sunulmakta ve bunlar değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Çalışmada son olarak Geiger'ın kendisinden sonraki çalışmalara etkisi ortaya konulmakta ve son yüzyılda köken iddialarında yaşanan dönüşüme dikkat çekilmektedir.

Geiger, AbrahamKur'an-ı KerimOryantalist+4
Necmettin Salih Ekiz
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Siyonizmin Yahudi radikalizmi üzerindeki etkisi

İsrail'de dini söylemler üzerinden meşruiyet devşiren radikal hareketlerin, kökenlerinin, ideolojilerinin ve eylemlerinin incelendiği bu çalışma, geçtiğimiz üç asırda büyük dönüşümler yaşayan Yahudi kimliğinin radikalleşmesine tesir eden ana faktörleri tarihsel akış içerisinde sunmayı hedeflemiştir. Bu bağlamda öncelikle, modernleşme kuramıyla birlikte Yahudiliğin sabit biçimde yüzyıllardır dönen çarkının kırılmasıyla başlayan Emansipasyon ve Haskala süreçleri incelenerek Avrupa'daki Yahudi probleminin zuhuru irdelenmiştir. Akabinde, antisemitizmin itici gücüyle nihai bir çözüm önerisi olarak sunulan Siyonizme, Yahudi cemaatlerinin verdikleri tepkiler tetkik edilmiş ve dini Siyonist söylem üzerinde durulmuştur. Nihayetinde, Siyonizmin birleştirici gücüyle kurulan İsrail Devleti'nin inşa yıllarından başlayarak günümüze varana dek benimsediği radikal tutum tahlil edilmiştir. Görülmüştür ki, devletin kuruluş safhasında Siyonizm çatısı altında bir araya gelen seküler ve dindar kesimin arasındaki eğreti bağ zaman içerisinde koparak yerini husumete bırakmıştır; dini söylemler laik değerlerden arındırılarak ayrı bir yol izlemiştir. Dine biçilen rol, devletin iç ve dış politikada attığı adımlardan toplumsal düzene varana dek birçok hususta tartışma konusu olmuştur. Bu durum zamanla isteklerini kabul ettirme noktasında terör eylemlerine başvuran uzlaşılmaz radikal dini grupların oluşmasına sebebiyet vermiştir. Şiddet eylemlerini meşru kılmak için dini kaynaktan beslenen bu grupların mazisinin bilinmesi, günümüzde hem İsrail'de artış gösteren sağın kökeninde bulunan şovenist Yahudi tutumun anlaşılmasına hem de Siyonizmin Yahudi kimliğinin üzerindeki etkisini kavramaya imkân sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: İsrail, Kimlik, Radikalleşme, Siyonizm, Yahudilik

RadikalleşmeSiyonizmYahudiler+2
Leyla Kuşaslan
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'an'ın nüzulü döneminde Yahudiler

Yahudilerle ilgili ayetler, surelerin nüzul sıralaması esas alınarak, Mekkî sureler ve Medenî sureler çerçevesinde incelendi. Mekkî surelerde sınırlı yer verilen Yahudilere, Medenî surelerde geniş yer ayrılmıştır. Mekkî surelerde direk hitap yer almazken Medenî surelerde "Ey İsrailoğulları, Ey Ehl-i Kitap" şeklinde muhatap sığası kullanılır. Mekkî surelerde vahiyle ilgili olarak, Kur'an-ı Kerim'in önceki vahiylerle aynı kaynağa dayandığı, Kur'an-ı Kerim'in Tevrat'ı tasdik ettiği bilgileri yer alır. Yahudilerden, Hz. Muhammed'e (s.a.v) inzal edilen vahye iman eden ve şahitlik eden kimseler bulunduğu gibi vahye şüphe duyan ve vahyi inkar eden kimseler olduğu haber verilir. Yahudilerin ilah algılarıyla ilgili olan Sebt inancı reddedilir. Medine'ye hicretin hemen öncesi nazil olan ayetlerde, Ehl-i Kitap'la mücadelenin en iyi şekilde yapılması gerektiği emredilir. Medine'de Yahudi kabileler de bulunduğu için, günlük hayattaki pek çok meselenin içindedirler. Bu nedenle Hz. Peygamberle (s.a.v) birçok konuda tartışmaya girmişlerdir. Dolayısıyla Medenî surelerde, Yahudilerle ilgili konuların çoğunluğu menfi bir özellik taşır. Yahudilerin Müslümanlara karşı besledikleri kin ve düşmanlık, Müslümanların düşmanlarıyla dayanışmaya girmeleri, İslam'ın emir ve yasaklarını hafife almaları gibi meseleler yoğundur. Yahudilerle ilgili bazı ayetlerde ya müspet ifadeler geçer ya da istisna yapılarak az bir kesimin iyi yolda olduğu bildirilir. Tefsirlerde bu kişilerin, İslam'ı kabul eden Abdullah b. Selam ve arkadaşları olduğuna dair birçok rivayet bulunur. Nüzul tertibindeki ilk surelerden son surelere kadar yer yer, Yahudilerin İslam yolunun temsilcileri olmadıkları, hak yolda olma vasıflarını kaybettikleri bildirilir. Anahtar Kelimeler: Ehl-i Kitap, Yahudi, Mekkî Sure, Medenî Sure, Nüzul tertibi

Ehl-i KitabKur'an-ı KerimMedeni sureler+6
Nurullah Recep Görgün
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gürcistan Yahudileri

Kafkasya bölgesinin bir parçası olan Gürcistan‟da yaşayan Yahudilerin bu topraklardaki dini varlıkları, yaşamları, sosyo-kültürel etkileşimleri ve nüfuzları araştırılırken farklı dönemlerde yaşayanbir çok bilim insanlarınınzamana ve zemine göre farklı fikirlerine ve incelemelerinede değinilmiştir. Gürcistan Yahudilerinin Gürcistan topraklarına geldikleri ilk dönem hakkında araştırmacılar farklı fikirlere sahiptirler. Araştırmacılardan bazıları Yahudilerin atalarından bir kısmının, M.Ö. 722‟de yaşanan Asur sürgünü ile birlikte Gürcistan‟a göç ettiğini düşünmektedir. Birtakım araştırmacılar ise Gürcistan Yahudileri‟nin Babil Sürgünü ile bu topraklara göç ettiğinden bahsetmektedir. Gürcistan‟da yaşayan Yahudiler SSCB döneminde birçok sürgün ve politik yaptırımlar yaşamışlardır. Köle olarak alınıp satılmak da bunlara dâhildir. Gürcistan‟ın bağımsızlığından ve kendilerine sunulan yeni haklardan sonra sosyal hayata çok çabuk adapte olmuş, kendi işçi sendikaları ve benzeri yapılar kurmuş, kendi cemaatlerine iş imkânı sunacak iş sahaları geliştirmişlerdir. Bu zaman zarfında kendilerine yapılan dini baskılara karşı direnmiş ve dinlerini de değiştirmemişlerdir. Bu çalışmada Gürcistan Yahudileri hakkında yapılmış araştırmalar, arşiv belgelerindeki bilgiler, gazete haberleri, yapılan alan araştırmaları akademik yöntemlere göre değerlendirilmiştir. Günümüzde Gürcistan‟da yaşayan Yahudiler, Gürcü Yahudileri, Dağ Yahudileri, Sefaradlar, Aşkenazlar ve Habad Cemaati olmak üzere beş ayrı grup olarak varlıklarını sürdürmektedir. Anahtar Kelimeler: Gürcistan, G//ürcü Yahudileri, Dağ Yahudileri, Sefarad, Aşkenaz, Habad.

Dağ YahudileriDin sosyolojisiGürcistan+3
Mehtap Eşki
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Muhammed Ali es-Sâbûnî'nin "Kabesun min Nûri'l-Kur'âni'l-Kerîm" tefsirinde ehli kitab'a eleştiriler

Muhammed Ali es-Sâbûnî dini ilimlerde temayüz etmiş, son dönemin nadir âlimlerindendir. Muhammed Ali es-Sâbûnî yaşamı boyunca te'lif ettiği çalışmalarıyla çağımızın âlimleri arasında saygın bir konum kazanmıştır. Sâbûnî'nin Kabesun min Nûri'l-Kur'âni'l-Kerîm adlı eseri müellifin daha çok dirayet yönünü gösteren bir eserdir. Kur'an-ı Kerim'i anlamaya ve yorumlamaya çalışan müfessirlerin onu gönderiliş amacına uygun biçimde, ilahi bir kitap olduğu bilinciyle incelemeye çalışmaları gerekmektedir. İşte Muhammed Ali es-Sâbûnî'nin Kur'ân-ı Kerîm'i yorumlarken benimsediği istikamet de budur. Ayetlerin incelikleri üzerinde durması ve ilahi hitabın edebi yönüne ve eşsizliğine sürekli dikkat çekmesi bunun işaretidir. Sâbûnî'nin bu eserinde Ehl-i Kitap olan Yahudiler ve Hristiyanların aynı olmadıkları anlaşılmaktadır. Yahudilerin Hristiyanlara nazaran müminlere karşı daha şiddetli oldukları belirtilmiştir. Ehl-i Kitab'ın hem daha önceki peygamberlere karşı sergiledikleri olumsuz davranışları ortaya serilmiş hem de Hz. Muhammed'e karşı geliştirdikleri komplo ve planlar tenkit edilerek onların bu inanç ve tutumları reddedilmiş, kendileri ortak bir söze, yani tevhide davet edilmiştir. Bu çalışmamızda Ehl-i kitaptan Yahudiler ve Hristiyanların kendi peygamberlerine karşı sergiledikleri tavırlar hem inanç hem de fiil yönleri ile ele alınmış, Kur'an-ı Kerim'in ilgili ayetleri esas alınarak Muhammed Ali es-Sâbûnî'nin bu mesele hakkındaki eleştirilerine yer verilmiştir.

Ehl-i KitabHristiyanlarKur'an-ı Kerim+4
Mehmet Emin Acar
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin azınlık politikası ve Türkiye'deki azınlıkların durumuna dair bir inceleme

Osmanlı Devleti uzun yıllar boyunca farklı etnik, dini ve kültürel grupları içinde barındırmaktaydı. Osmanlı'nın bu mirası Türkiye Cumhuriyeti'nde de varlığını korumuş ve hala korumaya devam etmektedir. Bu etnik, dini ve kültürel grupların bazıları Türkiye Cumhuriyeti'nde azınlık grupları olarak tanımlanmaktadır. Bu gruplar zamanla Türkiye Cumhuriyeti'nin de ulus kurma hedefiyle yürütülen politikalarla kaynaşarak yeni bir yapının içinde kısmen de olsa yer almıştır. Ulusun bir parçası haline gelmiş olsa da genel itibari ile bu gruplar hala azınlık statüsünde yer almaktadır. Dolayısıyla çalışmanın amacı toplumsal, bölgesel ve küresel bağlamlarda etkileri olan azınlık kavramını tarihsel gelişimi ile birlikte inceleyerek, Lozan Barış Antlaşması'nda azınlık statüsünde kabul edilen gayrimüslim azınlıkların durumunu Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş tarihi olan 1923 yılından günümüze dönemsel olarak incelemek, Türkiye'de bu yöndeki uygulanan politikalara ve yaşanan olaylara dair bir değerlendirme sunmaktır. Konunun tarihsel ve kavramsal arka planı oldukça geniştir. Dolayısıyla yöntem olarak mevcut kaynaklar incelenip, tarihsel ve kronolojik düzlemde ele alınarak, elde edilen verilerin günümüzdeki durumları ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın soruları şu şekilde sıralanabilir: Azınlık kavramı neyi ifade etmektedir, Türkiye'nin azınlık politikası nedir, bu politika neye/nelere dayanmaktadır, bir azınlık grubunu kimler oluştur, bu azınlıkların ülkedeki durumu ve konumu nedir? Bu çerçevede, azınlıklarla ilgili çalışmalarda görülen farklı uçlara savrulmadan, bu çalışmada azınlıklara dair toplumsal düzeydeki çeşitli sorunlara rağmen bunun sistemli bir politik dışlamaya erişmediği ve hukuki çerçevenin temel unsurları içerdiği sonuçlarına varılmıştır.

Azınlık haklarıAzınlıklarErmeniler+3
Mehtap Erörs
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İstanbul örneğinden hareketle bir arada yaşama kültürünün sosyolojik boyutları

Bu araştırmada kültür ve din sosyolojisinin bilimsel birikim ve çalışma kavramları göz önünde bulundurularak asırlardır farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan ve çoğulcu toplum yapısının önemli bir kaynağını teşkil eden İstanbul'da uzun yıllardır ikâmet eden veyahut çeşitli sebeplerle bu şehre göç ederek yaşamlarını sürdürmeye devam eden farklı dinî ve etnik unsurlardan hareketle bir arada yaşama kültürü kavramının sosyolojik boyutları ile incelenmesi amaçlanmıştır.İstanbul, içinde barındırdığı farklılıkları, toplumsal ve günlük yaşamın her alanında ve çok yönlü olarak etkileşim içinde olduğu sağlam bir hoşgörü ortamı içerisinde yaşatmayı başarmıştır. Zira İstanbul, çoğulcu anlayış üzere inşa edilmiş, farklılıkları kendine özgü katkılar ile zenginleştiren önemli bir tarih ve kültür merkezidir. Bu çerçevede bir arada yaşama kültürü kavramının felsefi ve sosyolojik temelleri incelenerek İstanbul'da yaşayan farklı dinî ve etnik aidiyetlere mensup katılımcılara nitel araştırma yöntemleri içerisinde yer alan mülakat ve tarihsel dokümantasyon tekniği uygulanmıştır.

Birlikte yaşamaDin sosyolojisiGayrimüslimler+7
Reyyan Akkaş
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İslam boşanma hükümlerinin yahudilik, Hristiyanlık ve Hinduizm ile mukayesesi

Boşanma, evliliğin yasal sorumluluklarının iptali veya yeniden düzenlenmesi, ülke veya dinin hukuk sistemi çerçevesinde karı koca arasındaki evlilik bağlarının kesilmesidir. Kısaca boşanma, evlilik ilişkisini sona erdirme sürecidir. Dünyanın çoğu dininde boşanmayla ilgili yasalar vardır. İslam'da boşanmaya izin verilir ve çeşitli biçimler alabilmektedir; bazıları koca (Talak), bazıları karısı (Hul') ve bazıları da mahkeme (Tefrik) tarafından başlatılmaktadır. Yahudilikte, Tevrat'a göre, sadece kadının zina etmesi nedeniyle boşama caizdir. Ancak Halahah (modern Yahudi hukuku), zinanın yanı sıra zülm etmek, terk etmek gibi belirli koşullar altında boşanmaya izin vermektedir. Yahudilikte, kocanın karısına mahkeme tarafından hazırlanan bir boşanma belgesi (Get) vermesiyle boşanma gerçekleşmektedir. Hıristiyanlıkta boşanmaya farklı bir şekilde bakılmaktadır. Katolik kilisesi boşanma yerine evliliğin feshi (iptal) ve fiziksel ayrılığa izin verirken, Ortodoks ve Protestan kiliseleri zina, irtidat, yasadışı evlilik gibi belirli koşullar altında boşanmaya izin vermektedir. Hinduizm bu dinlerden farklıdır. Dini metinlere göre evlilik, Hinduizm'de kutsal bir ayin olduğundan, bu bağ bir kez kabul edildikten sonra her iki tarafça da hayatları boyunca sürdürülmelidir. Bu nedenle, Hindu kutsal metinlerinde diğer dinler gibi boşanma için özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte, 1955'ten önce kastlar arasında bazı boşanma biçimleri bulunabilmektedir. Nitekim, 1955 yılında Hindu Evlilik Yasası'nın (Hindu Marriage Act, 1955) onaylanmasından sonra, Hinduizm'de belirli sebep ve koşullar altında boşanmaya izin verilmektedir. Bu araştırma, İslam'daki boşanma hukuku ile Yahudilik, Hristiyanlık ve Hinduizm'deki boşanma hukuklarını karşılaştırmalı bir çalışma ile ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde İslam'da boşamaya ilişkin hükümler ele alınmıştır. İkinci bölüm, Yahudilik, Hristiyanlık ve Hinduizmdeki boşanma hukuklarını incelemektedir. Üçüncü ve son bölüm, bu dört dinin boşanmayla ilgili hukuklarının karşılaştırmalı bir tartışmasını sunmaktadır.

BoşanmaHinduizmHindular+7
Abu Tayub Md Nazmussakıb Bhuyan
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yahudilik'te aile ve kadın

Yahudilik, günümüzde yaklaşık 16 milyon mensubu olan bir dindir. Dünyanın dört bir yanında mensubu bulunması, onların farklı kültür ve medeniyetlerden etkilenmesine neden olmuştur. Asırlar boyunca sürgün hayatı yaşamaları onların pek çok toplum ile etkileşime geçtiğini göstermektedir. Dönemin insanları ile sürekli bir çatışma içerisinde olmuşlardır. Karakterleri, ideolojileri ve aile yaşantıları farklı olan milletlerle hayatlarını sürdürmek zorunda kalmışlar. Tevrat ve Talmud'da belirtildiği şekilde yaşamaya ne kadar çok gayret etseler de toplumların kültürlerinden etkilenmiş aynı zamanda da etkilemişlerdir. Neticede bu toplumsal beraberlik Halaka'da belirtilmiş olan bazı dini kuralları ve uygulamaları teorikte değiştirmese bile pratikte, mezhepler arasında bazı farklılıkların meydana gelmesine neden olmuştur. Bu farklılıklardan birisi de Yahudilikteki aile yaşantısıdır. Tanah'ta erkek ve kadının aile içi görev ve sorumlulukları belirtilmiştir. Neslin devamı Yahudilikte çok önemli bir yere sahip olduğu için her iki cinsiyetten bunun bilincinde olmaları beklenir. Nitekim kadın, ailenin yapı taşıdır. Bir bireyi çocukluğundan itibaren terbiye eden ve topluma yararlı hale getiren yine odur. Lakin bazı din ve toplumlarda kadının bu durumu farklılık göstermektedir. Yahudilikte de kadın, erkeğin egemenliği altında hayatını sürdürmektedir. Dolayısıyla kadın birçok yönden erkeğe göre daha alt sınıfta değerlendirilmiş ve yaptırımlara maruz kalmıştır. İbadet, neslin devamı, şahitlik, miras gibi birçok alanda erkeğin hakimiyeti söz konusudur. Kadının bu durumu yenilikçi hareketlerin de etkisiyle beraber modern hayatta bazı değişikliklere uğramıştır.

AileDinler tarihiKadınlar+4
Muhammed İsmail Hiçyılmaz
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Ladino'da aplikatifler

This thesis explores how non-core arguments are licensed in Ladino/Judeo Espanyol (JE), a minority language spoken in Turkey by the Sephardic Jews. The language has been in contact with Turkish since the settlement of the Jewish immigrants coming from Spain by the end of the XVth century. We studied low applicative structures in JE with a focus on possessor applicatives. According to our findings, JE does not license the applied arguments below the VP layer except for some frozen expressions, hence the structure is more in line with high applicatives. When the language codes possession or recipients through applicatives, it is restricted to animates therefore it includes also the semantics of affectedness. Another phenomenon observed in JE is that in possessor applicatives the possessor is marked with dative and genitive case interchangeably. In our view this might be a linguistic change towards the merging of dative and genitive case in JE.

GrammarLinguisticsLanguage interaction+4
Fatma Belgin Dinç
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Irak'taki Yahudi toplumu (1839-1952)

Irak Yahudileri, tarihi süreç içerisinde Irak'ta varlık göstermiş yaklaşık 2.500 yıllık tarihi bir mirasa sahip bir topluluktur. Irak Yahudileri ağırlıklı olarak Bağdat şehrinde inanç özgürlüğü ve refah içerisinde yaşayarak klasik İslam ve kültür medeniyetinin temellerinde yer almıştır. Irak'ın Osmanlı Devleti hakimiyetine girmesinden sonra da Irak Yahudilerinin ekonomik, kültürel ve toplumsal alanlarda gelişimi ve değişimi devam etmiş, özellikle ticari anlamda uluslararasılaşmaya dönük faaliyetlerde bulunmuşlardır. Irak'taki Yahudi toplumun evrilmesinin en önemli dönemlerinden birini I. Dünya Savaşı yılları ve sonrasında ortaya çıkan gelişmeler oluşturmaktadır. Irak Yahudileri, Irak'ın İngiltere tarafından işgal edilmesi sonrasında Irak'ta manda idaresinin kurulduğu dönemden, Irak'ın bağımsız bir devlet olarak varlık göstermeye başladığı 1932'ye kadar, Osmanlı Devleti döneminde olduğu gibi, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda önemli görevlerde bulunarak Irak devletinin kurumsal hayatında da etkili olmuşlardır. II. Dünya Savaşı'nın yaklaşmasıyla, (1936-1939), artan Nazi propagandası ve Siyonist faaliyetlerin neticesinde durumlarında birtakım değişikler meydana gelmiş, Yahudilere yönelik kısıtlayıcı yasalar ve kamu görevlerinden ihraç ile başlayan Yahudi karşıtı tavırların fiziksel saldırılara dönüştüğü bir süreç yaşanmıştır. 1941'de Farhud olarak nitelendirilen olaylar neticesinde çok sayıda Yahudi hayatını kaybetmiş; ancak bu olaylar kitlesel bir göç hareketine neden olmamıştır. 1948'de İsrail Devleti'nin kurulması Irak Yahudilerinin Irak'tan göç etmesinde bir dönüm noktasını teşkil etmiş, 1950'de çıkarılan yasa kapsamında Yahudilerin belli şartlara uyması halinde Irak'tan ayrılmalarına izin verilmiştir. Söz konusu yasa, Irak Yahudilerinin Irak'tan toplu göçüne neden olurken 1952'ye gelindiğinde Irak'taki Yahudilerin varlığı fiili olarak sona ermişti. Anahtar Kelimeler: Irak Yahudileri, Farhud, Göç, İsrail Devleti, Siyonizm.

IrakSiyonizmYahudiler+2
Yaşam Karaçay Çelik
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Patristik Dönemde Adversus Judaeos geleneği: Tertullian'ın Adversus Judaeos'u örneği

Bu çalışmada, Patristik Dönem Adversus Judaeos geleneğinden hareketle Yahudilik ve Yahudilere dair çeşitli eserler ve konular, Yahudi-karşıtlığının kökenini bulmak amacıyla ele alınmıştır. Ayrıca Adversus Judaeos geleneği de müstakil bir şekilde tetkik edilmiştir ve Tertullian'ın Adversus Judaeos'u da Yahudilik ve Yahudilere dair meseleler açısından incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde, miladi ilk dört asırdaki Yahudi-Hristiyan ilişkileri tarihinden bahsedilmiştir. Yine bu bölümde siyasi, iktisadi ve hukuki alanda Hristiyanlar açısından yaşanan müspet gelişmeler, Patristik Dönem Adversus Judaeos geleneğinin gelişimine paralel olan vakıalar açısından tarihsel bir metotla aktarılmıştır. İkinci bölümde, Patristik Dönem'de Adversus Judaeos geleneği, özellikleri, bu dönemle ilgili birtakım kavramlar ve bazı Kilise Babaları'nın eserlerinde Yahudilik ve Yahudilere dair konular ele alınmıştır. Bahsi geçen konular ele alınırken deskriptif metot kullanılmıştır. Üçüncü bölümde, Tertullian'ın Adversus Judaeos'u, Yasa ile ilgili konular, Mesiyanik konular ve Teolojik konular şeklinde üç başlık altında incelenmiştir. İkinci bölümde olduğu gibi bu bölümde de konuları ele alma açısından deskriptif metot kullanılmıştır.

Adversus JudaeosDinler tarihiFelsefe+6
Şeyma Kaç
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Yahudi-Hıristiyan münazaralarında İsa ve Mesih tartışmaları -Paris, Barselona, Tortosa örnekleri-

Bu çalışmada Orta Çağ'da Yahudiler ve Hıristiyanlar arasında düzenlenen üç dinî münazaranın Yahudi yazarlar tarafından tutulan kayıtları dikkate alınmıştır. Münazaralardan ilki 1240 yılında Paris'te, ikincisi 1263'te Barselona'da, üçüncüsü ise 1413-1414 yılları arasında Tortosa'da gerçekleştirilmiştir. Söz konusu münazaralar ve kayıtları, Fransa ve İspanya'da yaşayan Yahudiler ve Hıristiyanların sosyal, dinî ve siyasal hayatı bakımından ciddi ipuçları barındırmaktadır. Münazaralardaki Hıristiyan temsilcilerin üçü de Yahudilikten Hıristiyanlığa geçmiş kimselerdir. Yahudi katılımcılar ise dönemin önde gelen Yahudi cemaat liderleri arasından seçilmiştir. Münazaraların üçü de Hıristiyan kesimin talebi üzerine düzenlenmiştir. Hıristiyan konuşmacılar, daha önce Hıristiyanlık için tehlikeli bir kitap olarak görülmesine rağmen, bu tartışmalarda iddialarını haklı çıkarmak için Talmud'u kullanmışlardır. Bilhassa içerisindeki İsa ve Hıristiyanlık/Hıristiyanlar aleyhindeki ifadeler sakıncalı bulunmuştur. Fakat sonraki süreçte Hıristiyanların Talmud'a bakışında radikal bir tavır değişikliği olmuş ve Talmud Hıristiyanlık lehinde bir kaynak olarak kullanılmaya başlanmıştır. Beklenen Mesih'in çoktan gelmiş olduğu iddiası Talmud özelinde delillendirilmeye çalışılmıştır. Bu minvalde çalışma çerisinde münazaralarda yapılan Mesih ve İsa Mesih tartışmaları ağırlıklı olarak ilgili Talmud pasajları üzerinden değerlendirilmiştir.

Dinler tarihiFransa-ParisHristiyanlar+7
Fatma Seda Şengül
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ultra-Ortodoks Yahudiler: Harediler örneği

Dindarlık algısı geçmişten günümüze sabit kalmamış, değişim ve dönüşüm içerisinde sürekli revize olmuş, yeniden yorumlanmış ve tartışılmıştır. Bu çalışmadaki amaç da ultra-Ortodoks Yahudilerin, dini tutumları yanı sıra gerek ailevi gerekse toplumsal yaşantılarında hızla sekürlerleşen Yahudi toplumuna vermiş oldukları tepkinin yerini ve önemini ortaya koymaktır. Ultra-Ortodoks Yahudiler: Harediler Örneği başlıklı bu çalışmada, Haredi Yahudiliğinin geleneksel Yahudilik içerisindeki yeri ve Yahudi olmayanlara yönelik bakış açısı incelenmeye çalışılmıştır. Bu cihetten Harediler, ilk dönemde Ferisiliğin, Orta Çağ'da da Rabbani Yahudiliğin devamı niteliğindedir. Bu sebeple çalışmanın ilk bölümünde ilk dönemden itibaren Haredi Yahudiliğinin ortaya çıkış zeminini daha net anlayabilmek adına Yahudi mezhepleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, özelinde ultra-Ortodoks Yahudiliğin ortaya çıkışına zemin hazırlayan dönem ele alınarak dar çerçevede de olsa konu izah edilmeye gayret edilmiştir. Üçüncü bölümde ise, Haredi Yahudiliğinin özellikle Öğrenenler Cemaati olarak İsrail'de ön plana çıkan eğitim yönü ve dini-kültürel uygulamalarına değinilmiştir.

DindarlıkDini imanDinler tarihi+6
Sümeyye Öztürk
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'an'da Yahudi imajı

İslam ve Yahudilik, birbirleri ile olumlu olumsuz yakın tarihsel, sosyolojik ve kültürel ilişkileri olan iki etkin dindir. Sayısal anlamda dünya genelinde Müslüman nüfusa oranla Yahudi sayısı orantılanamayacak kadar az olsa da, tarihsel köken ve özgül ağırlıklarıyla iki büyük dünya dini olarak karşımıza çıkan İslam ve Yahudilik aynı coğrafyada ortaya çıkmıştırlar. Tipolojik olarak da birtakım benzerlikler taşımaktadır. Ancak zaman zaman birbirlerine pejoratif bir yaklaşım sergilemeleri ile tüm dikkatleri üzerlerine çekmektedir. İslam'ın ortaya koyduğu Yahudi portresinin sınırlarını belirlemek için çalışmada Kur'an'ın Yahudileri ele alış şekli detaylıca ortaya konmaya çalışılmıştır. Kur'an'ın bu yaklaşımının olumsuz; hatta çok sert olduğu görülmektedir. Hakikati gizlemeleri, Müslümanlarla alay etmeleri, Allah'a oğul isnat etmeleri, ahde vefa göstermemeleri, nankör oluşları, fırsatçılıkları yalancılıkları ve benzeri vasıflarıyla Yahudiler Kur'an tarafından sert bir şekilde eleştirilmektedir. Bu çalışma, giriş ve sonuç bölümleri ile iki ana bölümden oluşmaktadır. Tez konusuna bir hazırlık mahiyetinde Yahudilerin tarihsel sürecine kısaca değinilen giriş kısmında bu tezin konusu, amacı, önemi ve kullanılan yöntem hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde Yahudilerin tarihsel süreçte ilk olarak Arap yarımadasına gelişleri ve buraya yerleşmeleri, Hz. Peygamber'in ortaya çıkmasıyla ona karşı olan tavırları, savaş ve barış dönemlerinde Mekke ve Medine dönemleri Yahudi-Müslüman ilişkileri ele alınmıştır. Burada ayrıca Yahudilerin bir peygamber olarak ortaya çıkan Hz. Peygamber'e ve bu dinin temel kutsal kitabı Kur'an'a karşı yaklaşımlarına yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Mekkî ve Medenî ayetlerde Yahudilerin ele alınış şekli ve buralarda karşımıza çıkan hitap farklılıklarına yer verilerek ortaya konan temel Yahudi karakteristikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Tezin sonuç kısmında ise araştırma konusuna ilişkin ulaşılan bulgu ve değerlendirmelere yer verilmiştir. Çalışma, kaynakça ile son bulmaktadır. Anahtar Kavramlar: Kur'an'da Yahudi, Yahudilik İmajı, Yahudi Karakteri

Karakteristik özelliklerKur'an-ı KerimYahudiler+3
Saliha Salman
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hz. Muhammed dönemi Medine Yahudileri ile ilişkiler (Rudolf Leszynsky'nin "Die Juden in Arabien zur Zeit Mohammeds" adlı eseri bağlamında)

Bu çalışmada; 1910 yılında Berlin'de neşredilen Rudolf Leszynsky'nin "Die Juden in Arabien zur Zeit Mohammeds (Muhammed Döneminde Arabistan'daki Yahudiler)" isimli eseri ele alınmıştır. Leszynsky kitabında, Hz. Peygamber döneminde Medine ve çevresinde ikâmet eden Yahudileri, onların sosyal-siyasî hayatlarını ve Müslümanlarla olan etkileşimlerini ele almıştır. Dolayısıyla bu dönem incelenerek Leszynsky'nin temas ettiği konular araştırılmıştır. Onun öncesinde ise Oryantalizm ve Alman oryantalizmine dair açıklamalarda bulunulmuştur. Konuları daha iyi anlamak adına Oryantalizme katkı sağlayan Leszynsky'nin çağdaşı bazı oryantalistlere de değinilerek eserleri hakkında kısaca bilgi verilmiştir. İşlediği konu itibariyle önemli bir döneme ilişkin eser veren Rudolf Leszynsky'nin hayatı hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Leszynsky, Abraham Geiger'in büyük yankı uyandıran "Was hat Mohammed Aus Dem Judenthume aufgenommen? (Muhammed Yahudilikten Ne Aldı?)" adlı eserine atıfta bulunarak, Hz. Peyagmber'in birçok öğretiyi Yahudilerden aldığını iddia etmiştir. İslâm tarihi kaynaklarında yer verilen konulara da değinen Leszynsky, bunları kendi bakış açısıyla değerlendirmiş ve çoğunlukla taraflı ifadelerle yorumlamıştır. Çalışmada İslâm tarihi ve oryantalist kaynaklar karşılaştırarak konulara açıklık getirilmeye, Medine Yahudilerine geçmeden önce Yahudiliğin başlangıcından itibaren Medine dönemine kadar geçen evreleri, yaşadıkları sürgünleri ve Tanrı ile yaptıkları ahitleri anlatılarak konu izah edilmeye, onların inanç esaslarına da değinilerek İslâmiyet ile benzerlik ve farklılıkları Leszynsky üzerinden kısmen ortaya konmaya çalışılmıştır. Yahudilerle ilişkilerin başlangıcı olan Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretinden sonra, Müslümanlarla birlikte Medine'de bulunan gayri müslim kabileler arasında imzalanan antlaşmanın, Yahudilerle ilgili olan maddelerine ve sonucuna da kısaca değinerek Rudolf Leszynsky bağlamında, oryantalistlerin ve İslâm tarihçilerinin görüşlerini kaynakları ile karşılaştırarak tarafsız bir şekilde değerlendirme yapmaya özen gösterilmiştir.

Hz. MuhammedHz. Muhammed DönemiLeszynsky, Rudolf+4
Işıl Kaynak
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İstanbul'da Sefarad mutfak kültürü

Elinizdeki araştırma, yüzlerce farklı Yahudi topluluğundan biri olan -hatta coğrafi sınırları ile İstanbul'da yaşamakta olan- Sefaradlara ve onların mutfak kültürlerine odaklanmaktadır. Sefarad, İspanya/İspanyol anlamına gelen İbranice "Sefardim" kelimesinden gelmektedir. Yani Sefarad adı, İspanya ya da genel bir tanımla İber Yarımadası'ndan göç etmek durumunda kalarak dünyanın dört bir tarafına yayılmış Yahudilerin kendilerine verdikleri isimdir. 1492 göçü sonrasında dünyanın çeşitli coğrafyalarına dağılan Sefaradların göç rotasının bir durağı da dönemin Osmanlı toprakları olmuş ve 1492'den günümüze Sefarad Yahudileri bu coğrafyayı yurt edinmişlerdir. Kendilerini diğer Yahudi topluluklardan ayıran Sefaradların, bu coğrafyadaki kültürleri, gelenekleri, alışkanlıkları ve en temelde de mutfakları bu araştırmaya konu edilmektedir. Araştırma içinde, en temel ve zaruri ihtiyaçlardan olan beslenme gereksinimi, biyolojik bir ihtiyaçtan öte kültürel ve dinsel şekillenmesi bağlamında ele alınmaktadır. Beslenme ve mutfak kültürüne dair anlam, sembol ve değerlerin anlaşılmasıyla Sefarad mutfak kültürü, bir kimlik belirleyeni olarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Sosyoloji, antropoloji gibi alanlar tarafından uzun süre göz ardı edilen, ikincil, üçüncül ilgi alanı olarak ele alınan yemek araştırmalarının önemi bellek çalışmaları tarafından da geç keşfedilmiş, ancak yemeğin kültüre ve hafızaya dair yapılacak araştırmalarda bir araç olarak kullanılmaya başlanması ile birlikte, hayli geniş bir yelpazede bilgi üretimi söz konusu olduğu görülmüş ve yemek pek çok alan araştırmasına konu olmuştur. Gerek Sefarad Yahudileri gerekse Sefarad mutfağı üzerine yazılmış bir hayli kaynak bulunmasına rağmen Türkiye'de Sefarad mutfağı antropoloji alanında daha önce çalışmamış bakir bir alandır. Oysa Sefarad mutfağının araştırılması, yalnızca Sefarad kültürel kimliğinin değil aynı zamanda bu coğrafyada ilişki kurduğu ve etkileşim halinde olduğu diğer kültürlerin de deşifresi anlamına gelmektedir. Bu sebeple Sefarad mutfak kültürünü ve kimliğini odağına alan bu araştırmanın yemek üzerinden Sefarad varoluşunu ortaya koyarak literatüre katkı sağlaması umulmaktadır.

BeslenmeGıda antropolojisiHalk bilimi+6
Feriha Işıl Demirel
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessEN

Culture, migration and memory of eastern jews of Turkey

This study aims to explore the culture of Jews, who once lived in the east of Turkey and later moved to Israel and settled there. The scarcity of sources indicates that Jews from eastern Turkey were received little scholarly attention. Through this study it is expected to make them more visible and to open new research areas for researchers. Currently, no Jews live or inhabit in the east and southeast of Turkey; therefore, one of the goals of this research is to reveal the cultural values of a community once had a way of life, beliefs, cultured in a multicultural and multireligious environment of eastern Turkey. With the above objective in mind, field research was carried out in Israel during 2011- 2012; and the research methodology included in-depth interviews with thirty seven immigrants who came to Israel from eastern Turkey. It is aimed to bring out their community life, societal relationships, immigration process and their past through a cultural perspective. To do that a comprehensive background, literature review and research methodology has been also examined. Main findings of the research are included under the title of Culture. It examines the Jews of eastern Turkey from different social aspects such as their relationships with Muslims, Jewish neighborhood and community, the family, childhood, status of women, marriages, clothing, cuisine, religious life, education, economic conditions, Sabbath and Holidays. Consequently, this study is an attempt to reconstruct the life of Eastern Jews of Turkey before their immigration to Israel.

FestsMemoryMemory systems+7
Süleyman Şanlı
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Kültürel etkileşim ve göç bağlamında İsrail'de Türk Musikisi icraları

Kültürel akış, teknoloji, ekonomi, ideolojiler, yerele vurgu yapan kültürel konular ile basın ve yayın organları aracılığı ile birbirine geçmiş bağıntıların yumağında kendine hem küresel, hem de küyerel bir yol çizerek sürüp gitmektedir. Akışın çok yönlü oluşu, günümüzün dünyasında sosyal uygulamaları biçimlendirmekte, aynı zamanda siyasetlere ve ekonomilere de şekil vermektedir. Yenidünyanın karmaşık ve icad edilmiş kültürel yapısı, yaratıların birbiriyle karışımı ve yeniden üretimini desteklemektedir. Bu anlamda, coğrafi sınırlar arasındaki mesafeler yakınlaşmakta ve etkileşimin sınır-ötesi yansımaları hem benzerlikler, hem de farklılıklar arz ederek melez birer üretim halinde varlık göstermektedir.Yukarıda belirtildiği üzere, kültürel akış bağlamında ele alınan bu tezin içeriği, Türkiye musikisinin sınır-ötesi bir başka coğrafyada, bir Orta Doğu ve Akdeniz ülkesi olan İsrail'de nasıl var olduğu ve ne şekilde konumlandırıldığı ile ilintilidir. Çalışmanın sorunsalı, yayınlar ve etnografi çalışmaları sonucunda bir tür durum resmine ulaşılmasını sağlamakta ve bu tezin çalışma alanı olan İsrail'de Ocak 2009-Ekim 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilen alan araştırmaları sonucunda elde edilen antropolojik ve etnomüzikolojik bulguların ayrıntılı analizlerine yer verilmektedir.Tezin ilk bölümünde, İsrail'e göç eden Türkiye Yahudilerinin göç hikâyeleri ve yeni bir yaşam kurmaya çalıştıkları ülkelerine Türkiye'den götürdükleri alışkanlıklar ve kültür üzerinde durulmaktadır. Antropolojik açıdan göç, kültürel melezlik ve esnek kültürleşme, kültür, çok kültürlülük, alt kültür ve madun kültür açısından ele alınmaktadır. Postmodernizimde uzamlar ve kültürel akış, değişim ve devamlılık, küreselleşme ve küyerelleşme, eritme potası ve asimilasyon, ulusal, kültürel ve dinsel kimlik gibi küresel ve küyerel modern dünya ile postmodern antropolojiyi yakından ilgilendiren konular ele alınmaktadır. Ayrıca, İsrail toplumu ile bu ülkenin musikisi bağlamında göçen musiki ve İsrail'de Türk musikisi icraları, İsrail sahnesinde melez duyumlar, İsrail'de musiki kültürü ve sınır alanında buluşmalar, coğrafya ve ulus ötesi ses uzamları, kültürel akış dinamikleri ile musikinin yeniden sunumu, muğlak ana vatan ve diyaspora bağlamlarında musikinin yeri ve önemi, İsrail'de marjinalleşen musiki kimlikleri, İsrail'de kimlik algılamaları ve bunun musikiye yansımaları konuları etnomüzikolojik olarak derinlemesine incelenmekte ve bu bilgiler, çalışmanın kuramsal çerçeve bölümünde sunulmaktadır.Öznelerarası ve özdüşünümsel metodoloji ile gerçekleştirilen alan araştırmasında, İsrail'de görüşülen musikiciler ve genel musiki düşünüşleri içerisinde Türkiye musikisinin varlık alanı anlaşılmak istenmiştir. İsrail'e Türkiye'den göç eden Yahudiler ile beraber bu ülkeye göçen kültür ve musikiyi hem antropolojik, hem de etnomüzikolojik açıdan inceleyen bu çalışma, Türkiye'deki Yahudiler, İsrail'deki Türkiye göçmenleri, her iki ülkede üretim yapan musikiciler ve cemaat yetkilileri ile gerçekleştirilen derinlemesine mülakatları ve ilgili literatürde ilk olma iddiasını taşıyan önemli bulgu ve analizleri içermektedir.İsrail musiki kültürü ve İsrail'de Türk musikisi icraları incelenirken, İsrail'e Türkiye'den göçen Sefarad Yahudilerinin beraberlerinde taşımış oldukları dinsel musiki Maftirim musikisi ile dünyevi musiki Judeo-Espanyol/Ladino musikisinin festivaller ve özel sunumlarda icrasına tanık olunmuştur. Diğer tarafta İsrail güncel musiki yaşamına, 1975 yılı sonrasında giren Türkiye Arabesk musikisi ve diğer popüler musikilerin giriş öyküleri tezin bulgular ve analizler bölümünde sunulmaktadır.İsrail musiki yaşamında, çok kültürlü ve melez musiki sahnesinde yer alan Musika Etnit (Kültürel Musiki), Musika Olamit (Dünya Musikisi), Musika Mizrahit (Doğulu Musiki) ve Musika Yam Tihonit (Akdeniz musikisi) türleri üzerinde Türk Halk musikisi, Türk Sanat (makam) musikisi ve Türkiye Arabesk (popüler) musikisinin etkileri irdelenmektedir. Etnomüzikolojik açıdan Türkiye musikisinin İsrail musiki sahnesinde varsayılandan çok daha önemli ölçüde etkili olduğu ortaya çıkarılmaktadır.

EtkileşimGöçlerKültürel etki+6
Mehtap Demir
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessAR

المسيح بن يوسف في التراث الديني اليهودي

Man has been preoccupied with the end of time since the dawn of history. Many various heavenly and earthly answers have been proposed. Many people have been deeply absorbed in thought with the apocalypse, in terms of events, figures, narrations, and both sacred and diligent texts. Religious interpretations have attempted to predict what would happen based on revelations and creativity. The Jews, like other nations, believed in the events of the End of Times and warned about them. Commentators on Jewish religious scriptures have attempted to present apocalyptic events and what they have sanctified. Few of them have been accessible because of the gap between what they wrote and what we now know due to our turning away from the Hebrew language and culture as Muslim and Arab peoples. In this thesis, which consists of an introduction, three main parts, and a conclusion, the researcher attempts to paint a picture of the Jewish narrative of not only the apocalyptic events but also of one of the most significant figures associated with the End of Times, namely "Messiah son of Juseph", who plays an essential part in the events. The researcher will attempt to develop and present this character's structure in the thesis before connecting it to the events of the End of Times. The researcher explores the existence of saviors in various civilizations and explains the idea of the Messiah in the first section. He then provides evidence of the Messiah's existence in the Revealed religions. The researcher explored the personality, the primary objective of the study, in the second section, he discussed how the Messiah was announced, how he appears, where he arouses how it relates to Jewish religious symbols, the way it's connected to spiritual life and religion in Jewish prayers and rituals like the obstetric tree of life. The researcher attempts to investigate the Jewish story, how they portrayed this character, and how they believe in it. In the third section, he correlates the Messiah with the events of the end times in terms of the individuals and events that develop from his emergence. The researcher looks for something novel that was not previously written about at the time of this research, especially in light of his knowledge of Hebrew sources, in the hope of adding this new research to the Islamic library in comparative studies.

Muhammad Badran
Fatih Sultan Mehmet Foundation University · Institute of Graduate Studies
2023
00

Related subjects