Foods

129 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Sağlık iddiası içeren gıda reklamlarının iletişim etkisinde sağlık ilginliğinin rolü

Günümüzde tüketicilerin sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşama olan ilgisinin artmasıyla birlikte pazarlamacılar ürünlerini farklı şekilde konumlandırmaya, gıda firmaları sağlık iddiası olan ürünler sunmaya başlamışlardır. Bu çalışma, sağlık ilginlik seviyesi belirlenmiş katılımcıların gördükleri reklamdaki sağlıkla ilgili üç tür iddiaya yönelik tutumlarını, reklamdaki iddiayı hatırlamalarını ve satın alma niyetlerini, Ayrıntılandırma Olasılığı Modeli (ELM) çerçevesinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında deneysel araştırma modellerinden faktöryel tasarım kullanılmış, belirlenen amaçlara ulaşmak için nicel veri toplama tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, kadınlar, 48 yaş ve üzerindekiler, evliler ve çocuk sahibi katılımcılar daha yüksek sağlık ilginliklidir ve reklamdaki iddiaya yönelik tutumları daha olumludur. Sağlık ilginlik seviyesi arttıkça, satın alma niyeti azalmakta, iddiaya yönelik tutumları ile satın alma niyetleri arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Hastalık riskini azaltan iddiayı gören katılımcılar, reklamdaki iddiayı hatırlamada daha başarılıdır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara dayanarak, reklamdaki iddia ile reklam görseli uyumuna, sağlık iddialarının doğruluğuna ve demografik özelliklere göre iddialar hazırlanmasına yönelik çıkarımlarda bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sağlık İlginliği, Reklamda Sağlık İddiası, Reklamda Besin İddiası,Reklamda Hastalık Riskini Azaltan İddia, Ayrıntılandırma Olasılığı Modeli (ELM), Tutum, Satın Alma Niyeti, Hatırlama

Ayrıntılandırma olasılığı modeliGıda sektörüGıdalar+7
G. Motif Atar
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

İşlenmiş gıdaların lezzetini değiştirmek için kullanılan bazı katkı maddelerinin eşzamanlı analizi

Değişen yaşam şartları ve gelişen teknolojiye bağlı olarak, gıda ve farmasötik ürünlerde çok çeşitli katkı maddeleri kullanılmaktadır. Özellikle gıda güvenliğine verilen önemin artması ve katkı maddelerinin kullanımındaki yasal kısıtlamalardan dolayı, gıda içeriklerinin belirlenmesi güncel bir konu haline gelmiştir. Katkı maddelerinin başlıca kullanım amaçlarından biri gıdaların ve farmasötik ürünlerin lezzetini değiştirmektir ve lezzet değiştiricilerin önemli gruplarından biri de tatlandırıcılardır. Çeşitli sağlık sorunları ve estetik kaygılar nedeniyle tatlandırıcıların tüketimi artmaktadır, dolayısıyla günlük toplam alınan miktarların tahmin edilebilmesi için bunların gıdalardaki ve farmasötik ürünlerdeki miktarlarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, yaygın kullanılan bazı tatlandırıcıların eş zamanlı analizi için ucuz, basit, hızlı ve duyarlı bir yüksek performanslı sıvı kromatografisi yöntemi geliştirilmesi ve Türkiye'de tüketilen çeşitli gıdalar ve farmasötik ürünlere uygulanmasıdır. Önerilen yöntem bir core-shell partiküllü kolon (Ascentis® Express C18 (2.7 µm, 100×4.6 mm)) ve asetonitril: su: fosfat tamponu (0.025 M, pH 3.0) içeren bir harekeli faz kullanarak uygulanmıştır. Hareketli faz 1.0 mL dk-1 akış hızında pompalanmış ve analitler fotodiyot dizisi dedektör ile 210 nm dalga boyunda değişken hareketli faz sistemiyle 15 dk'lık bir zaman aralığında tespit edilmiştir. Yöntemin doğrusallığı, saptama ve tayin limitleri, tekrar edilebilirliği, doğruluğu ve sağlamlığı değerlendirilmiştir. Geliştirilen yöntem, asesülfam potasyum, sakkarin, aspartam, alitam, neohesperidin dihidrokalkon, rebadiosit A ve neotam olarak adlandırılan yedi yoğun tatlandırıcının tayini için başarıyla uygulanmıştır. Sonuçlar istatistiksel olarak incelenmiş ve gıdalardaki tatlandırıcı seviyeleri mevzuata uygunluk açısından değerlendirilmiştir.

Besin analiziBesin işleme endüstrisiBesinler+7
Burcu Sezgin
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Bursa ili kentsel ve kırsal alanında yaşayan tüketicilerin gıda satın alma ve tüketme davranışlarına COVID-19 pandemisinin etkileri

Bu çalışma ile Bursa ili kentsel ve kırsal alanında yaşayan tüketicilerin Covid-19 pandemi döneminde gıda satın alma ve tüketme davranışlarının nasıl değiştiğini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Bursa ili merkez ilçeleri Nilüfer, Osmangazi ve Yıldırım'ın kentsel ve kırsal alanlarından tüketicilerle anket görüşmeleri yapılmıştır. Anketler yüz yüze görüşme ve Google Form aracılığı ile toplamda 416 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Anket toplamda 28 sorudan oluşmaktadır. Verilerin analizinde frekans, Ki-Kare, G–test of goodness-of-fit, Bağımsız Örneklem T-Testi ve iki yönlü ANOVA testleri kullanılmıştır. Veri analizlerine göre, tüketicilerin pandemi döneminde çoğunlukla gıda stoklamayı tercih etmedikleri, tercih edenlerin en çok un-yağ-şeker stokladıkları, meyve sebze satın almak için kentte yaşayanların en çok süper marketleri tercih ettiği ve kırsal alanda yaşayanların en çok kendilerinin yetiştirdikleri, kentte yaşayan tüketicilerin çoğunluğu vücut ağırlık artışı yaşarken, kırsaldakilerin ise vücut ağırlıklarında bir değişim olmadığı belirlenmiştir. Tüketicilerin çoğunluğunun pandemi döneminde market ve gıda harcamalarının arttığı, dışarıdan sipariş vermek yerine evde kendilerinin yapmayı tercih ettikleri, kafe ve restoranlarındaki personelin maske ve eldiven takması ve Covid-19 aşısı olması gerektiğini düşündükleri, kentte yaşayanların kırsala göre daha fazla vitamin-mineral takviyesi almaya başladıkları, açıkta satılan gıda ürünleri yerine ambalajlı ürünleri daha fazla tercih ettikleri belirlenmiştir. Sonuç olarak, Covid-19 pandemi döneminde tüketicilerin gıda satın alma ve tüketme davranışlarının değiştiği ve bu durumun tüketicilerin yaşadıkları yere göre anlamlı farklılıklar oluşturduğu tespit edilmiştir.

COVID 19GıdalarKentsel alanlar+2
Buse Artık
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de obezite vergisinin kabul edilebilirliğine ilişkin bir alan araştırması

Obezite toplum sağlığını tehdit eden ve dünya genelinde oldukça yaygın olan küresel ölçekli bir sağlık sorunudur. Devletler bu sağlık sorunuyla mücadele etmek için mali ve mali olmayan birçok araç kullanmaktadır. Obezite ile mücadelede kullanılan mali araçların başında obezite vergisi gelmektedir. Sağlıksız gıdalar üzerinden ek bir mali yükümlülük olarak alınan obezite vergisi günümüzde birçok devlet tarafından kullanılmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de yaşayan halkın obezite vergisinin kabul edilebilirlik düzeyini ölçmek ve bu düzeyi etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, tabakalı rassal örnekleme yoluyla İİBS Düzey 1 bölgesinde ikamet eden 1683 bireye anket uygulanmış ve veriler SPSS 22 ve LISREL 8.51 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda obezite vergisinin kabul edilebilirlik düzeyi üzerinde ekonomik, siyasi, sosyo-psikolojik ve sağlık faktörlerinin etkili olduğuna ulaşılmıştır. Çalışmanın sonucuna göre, halkın obezite vergisi kabul edilebilirlik düzeyleri düşük çıkmıştır. Kabul edilebilirlik düzeyi en yüksek cinsiyet kadın, medeni durum bekâr iken meslek grubu kamuda çalışanlardır. Yaş, eğitim, aylık ortalama gelir, aylık gıda harcama miktarı ile obezite vergisinin kabul edilebilirlik düzeyi arasında doğru yönlü bir ilişki vardır. Buna karşılık Beden Kitle İndeksi ile kabul edilebilirlik arasında ters yönlü bir ilişki ortaya çıkmıştır. Kurulan yapısal eşitlik modellemesi sonuçlarına göre ise kabul edilebilirlik düzeyini etkileyen ekonomik, sosyo-psikolojik, sağlık ve siyasi faktörlerin birbirleri ile ilişkili olduğuna ulaşılmıştır. Obezite vergisinin kabul edilebilirlik düzeyi üzerinde en fazla etkili faktör sağlık, ikinci ekonomi, üçüncü sosyo-psikolojik iken sonuncu sırada siyasi faktör yer almaktadır. Ekonomik faktör ile siyasi faktör kabul edilebilirliği negatif etkilerken sağlık ve sosyo-psikolojik faktörler pozitif yönde etkilemektedir.

GıdalarObeziteVergiler+1
Ulvi Sandalcı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Gıda politikalarında karşılaşılan sorunlar bağlamında gastronomi bilimi ve çözümlere dair öznel katkıları

Bu araştırmanın amacı, gıda politikalarında karşılaşılan sorunlar bağlamında gastronomi bilimi ve çözümlere dair öznel katkılarını incelemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmada nitel yöntem tercih edilmiş olup yarı yapılandırılmış görüşme tekniğine başvurulmuştur. Araştırmanın amacını belirlemeye yönelik önceden hazırlanan görüşme formu soruları, amaçlı örneklem yöntemiyle belirlenen 20 katılımcıya uygulanmıştır. Amaçlı örneklem yöntemindeki kriter, araştırmacı tarafından belirlenmiş olup katılımcıların gastronomi lisans programında akademisyen olarak görev yapmaları araştırmanın kriteri kabul edilmiştir. Gastronomi lisans programında akademisyen olan 20 katılımcıya 8 soru yöneltilmiş olup bu sorulara yönelik görüşmeler, katılımcıların izinleri doğrultusunda ses kayıt cihazıyla kaydedilmiştir. Ses kayıt cihazındaki görüşmeler, araştırmacı tarafından deşifre edilerek bilgisayar ortamında word dosyasına aktarıldıktan sonra analize uygun hale getirilmiştir. Yapılan içerik analizi sonucunda görüşme cevapları temalara dönüştürülerek ulaşılan bulgular tablolara aktarılmıştır. Katılımcıların görüşleri bağlamında araştırmanın sonucuna göre; gastronomi biliminin varlık sebebi, yemenin tarihi, sosyal, psikolojik, kültürel yönünü açıklamaktır. Ayrıca onu pratik anlamda işleme ve sunma noktasında işlev görmektedir. Gıda politikalarıyla gastronominin ilişkisi alt yapısal üst yapısal olarak şekillenmektedir. Gıda politikaları alt yapı olarak üst yapısal gastronomiyi belirlemektedir. Gastronominin gelişiminde yeni zevk ve lezzetler yaratma fikri bulunmaktadır. Gastronomiyi tanımlamak için belirlenen üç kelime; sanat, kültür, bilimdir. Gıda bilimleri ile gastronomi, odaklandıkları alan farklılığından dolayı birbirlerinden ayrılmaktadır. İnsan ve yeme ilişkisini incelemeleri yönüyle de bu iki alan arasında benzerlik vardır. Gastronomi, gıda politikaları bağlamında ele alınması ve değerlendirilmesi gereken bir bilimdir. Gastronomi, entegre gıda sisteminde, besini insanla buluşturma noktasında yer almaktadır. Gastronominin temel amacı sağlıklı ve lezzetli gıda üretimidir. Gıda güvensizliğine karşı tek başına çözüm geliştiremese de çözüme katkıda bulunabilecek bir bilim alanıdır. Bu çözümlerden öne çıkan iki öneri; beslenme şeklini ve içeriğini değiştirmek, estetik, lezzet ve tat konusunda ikna edici olmaktır. Araştırmada ulaşılan sonuçlara göre araştırmacı tarafından öneriler geliştirilmiştir.

BeslenmeGastronomiGıda güvenliği+3
İsmet Kutay Sırıklı
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gıda kaybı ve israf sorunu

Gıda kaybı ve israfı, dünya ve Türkiye için endişe verici bir durum haline gelmiştir. Günümüz dünyasında milyonlarca insan açken birçok insan ise obezite ile mücadele etmektedir. İnsanların bir kısmı gıda yardımına ihtiyaç duyarken bir kısmı tarafından da tonlarca gıda israf edilip çöpe atılmaktadır. Gıdaların savurgan ve bilinçsiz bir şekilde tüketimi, gıdanın üretiminde kullanılan tüm kaynakların boşa harcanmasına neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, gıda kaybı ve israfına dikkat çekmektir. Bu çalışmada, tüketim, israf ve tasarruf kavramlarına değinilmiştir. Ayrıca bu çalışmada, gıda kaybı ve israfının tanımına, gıda tedarik zincirinde yaşanan gıda kaybı ve israfının sebeplerine, dünyada ve Türkiye'de gıda israfının boyutu incelenmiş olup Türkiye'de gıda israfını azaltmaya yönelik yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Son olarak da Gaziantep ilinde serpme kahvaltıda meydana gelen tahmini israf miktarı ve maliyetleri ile ilgili beş işletme ile birebir görüşmeler yapılmış olup görüşme sonuçları tablolaştırılmıştır.

Gıda israfıGıda tüketimiGıdalar+2
Sevda Akan
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de yoksulluk profili ve gelir gruplarına göre gıda talebi

Bu çalışmada, Türkiye'de yoksulluk profilinin ve gelir gruplarına göre hanelerin gıda talep parametrelerinin ayrı ayrı tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçlan gerçekleştirmek için DİE, 1994 Hanehalkı Tüketim Harcamaları Anketi ham verileri kullanılmıştır. Türkiye genelinde, kentsel ve kırsal kesimde gelir gruplarına göre hanelerin gıda talepleri Doğrusal Formda Yaklaşık İdeal Talep Sistemiyle (LA/ AİDS) tahmin edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, yüksek ve en yüksek gelir gruplarındaki hanelerin gıda taleplerinin toplam harcamaya, fiyatlara ve sosyo- demografik değişkenlere, düşük gelir grubundaki hanelerin gıda taleplerinin ise özellikle toplam harcama olmak üzere fiyatlardaki değişime duyarlı olduğunu göstermektedir. Türkiye genelinde, kentsel ve kırsal kesimde yoksulluk sınırı En Düşük Gıda Maliyeti, Temel Gereksinmeler Maliyeti, Ortalama ve Ortanca Gelirin Yarısı yaklaşımlarına göre belirlenmiştir. Yoksulluğun genişliği, şiddeti ve yoğunluğu ise Yoksulluk Oranı, Yoksulluk Açığı Oranı, Sen İndeksi ve Foster, Greer ve Thorbecke İndeksine göre hesaplanmıştır. Türkiye'de en yüksek yoksulluk oranı %50,6 oranıyla En Düşük Gıda Maliyetine, en düşük yoksulluk oranı ise %16,1 oranıyla Ortanca Gelirin Yarısı yöntemine göre hesaplanmıştır. Bu da, Türkiye'de harcama yoksulluğunun gelir yoksulluğundan daha önemli bir problem olduğunu göstermektedir. Türkiye'de, özellikle kırsal kesimde yoksulluğun şiddetinin ve yoğunluğunun yüksek olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Gelir Grupları, Talep Sistemi, Gelir-Talep Esnekliği, Fiyat-Talep Esnekliği, Yoksulluk Sınırı ve Ölçütleri

Gelir dağılımıGıdalarYoksulluk
Seda Şengül
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2001
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğankent Solaklı ve Yüzbaşı sağlık ocakları bölgesine gelen mevsimlik tarım işçilerinin 1-6 yaş çocuklarında malnütrisyon prevalansı ve etkileyen faktörler

ÖZET Doğankent, Solaklı ve Yüzbaşı Sağlık ocakları bölgesine gelen mevsimlik tarım işçilerinin, 1-6 yaş arası 204 çocuğu araştırma kapsamına alındı. Ailelerin sosyo-demografik ve ana-çocuk sağlığı durumunu belirlemek amacı ile bir 6orukağıdı uygulandı ve fizik muayene yapıldı. Mevsimlik tarım işçilerinin büyük çoğunluğu Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinden gelmekte idi. Mevsimlik Tarım İşçilerinin sosyo- demografik durumları Türkiye düzeyine göre çok düşük idi. Annelerin %92 'sinin, babaların % 36 'sının okur-yazarlığı yoktu. Babaların % 4'ü, annelerin % 34'ü Türkçe bilmiyordu. Akraba evliliği yapanların hızı % 44 idi. On yaşından küçük çocukların % 9.3 'ü çalışmaktaydı. Bu çocuklar çalışmak için eğitimlerini yarıda kesmişlerdi. Ailelerden % 43.1'i en az bir çocuğuna okulunu bıraktırarak yanlarında getirmişti. Son iki doğum arasındaki sürenin 12 aydan kısa olduğu gebelikler % 15.7, 24 aydan kısa olanlar % 73.8 olarak elde edildi. Doğumların % 60. 8 'i evde kendi kendine, % 19.6'sı bir sağlık kurumunda yapılmış idi. Ortalama canlı doğum sayısı 6.1, yüz kadında toplam düşük hızı % 71.9 bulundu. Çocuk ölümlerinin %60.3'ü ilk 12 ay içinde olmuştu. Çocuk ölümü nedenleri arasında enfeksiyon hastalıkları ilk sırada yer almakta idi. Anne sütü verme süresi oldukça değişiklik gösteriyordu. % 19.1 sıklığında anne 25 ay ve daha uzun 6üre çocuğunu emziriyordu. Ek besine 7.aydan önce başlayanların sıklığı % 33.4, 12. aydan sonra başlayanların sıklığı ise 28.9 idi. Çocuklarda en sık görülen hastalıklar sorusu ise akut solunum yolu hastalıkları, ishal, kızamık şeklinde yanıtlandı. Fizik muayene sonuçlarına göre ilk on sırada yer alan hastalıklar; 1-insekt bite, 2-piyodermi, 3-rinit, 4- güneş yanığı, 5-isilik, 6-buşon, 7-konj iktivit, 8-otitis media, 9-ishal, 10- tonsillit şeklindedir. Tam aşılı çocuk sıklığı % 44.1, eksik aşılı çocuk sıklığı % 35.3, hiç aşı yapılmamış çocuk sıklığı 16.7 bulundu. Yaşa göre ağırlık bakımından erkek çocukların % 42.7'si, kız çocuklarının % 47.9'u geri, yaşa göre boy bakımından erkeklerin % 39.1'i kız çocukların % 43.6 'sı geri bulundu. Ü6t kol çevresi ölçümlerine göre çocukların % 43.2 'si malnütrisyonlu olarak değerlendirildi. înspeksiyonda çocukların yanlızca % 7.8'i kaşektik görünümde idi. 87

BesinlerBeslenmeBeslenme bozuklukları+2
Tacettin İnandı
Çukurova University
1995
00
Master'sOpen AccessTR

Tavuk derisinden ohmik sistem yardımıyla jelatin eldesi ve geleneksel yöntemle karşılaştırılması

Hayvansal dokularda bulunan kolajen, kısmi hidrolizasyon ile jelatine dönüştürülmektedir. Isıtma ve soğutma işlemleri ile çözelti ve jel formlarına dönüşebilen jelatin, bu özelliği sayesinde gıda, kozmetik, ilaç, boya ve fotoğrafçılık gibi sektörlerde kullanılmaktadır. Jelatin üretiminde en yaygın kullanılan hayvansal kaynaklar domuz derisi, sığır derisi ve kemikleri ve balık derisidir. Kolajen yönünden zengin hayvansal kaynaklar safsızlıklarından arındırıldıktan sonra kolajen harici proteinlerin uzaklaştırılması için alkali ortamda bekletilmektedir. Kullanılan hammaddeye (deri veya kemik) göre asit veya alkali ortamda yıkama işlemi yapılarak kolajenin şişmesi sağlanmaktadır. Daha sonra kolajen 60-85 °C arasında değişen sıcaklıklardaki su ortamında bekletilmekte ve böylelikle jelatin ekstrakte edilmektedir. Ekstraksiyon ortam sıcaklığına erişebilmek için buhar ile ısıtma gerçekleştirilmekte ve bu süreç üretim miktarına bağlı olarak 3-10 saat arasında değişim göstermektedir. Gelişen teknoloji ile birlikte farklı tekniklerin jelatin üretiminde kullanılabileceği ve böylelikle jelatin üretim sürecinin hızlanmasının yanı sıra, üretilecek jelatinlerin fonksiyonel özelliklerinin de geliştirilebileceği düşünülmektedir. Bu amaçla yüksek hidrostatik basınç ve ultrason gibi tekniklerin jelatin ekstraksiyonunda kullanımını inceleyen bilimsel çalışmalar bulunmaktadır. Ancak, jelatin ekstraksiyonunda ohmik ısıtma destekli sisteminin kullanımı ile ilgili her hangi bir bilimsel çalışma bulunmamaktadır. Jelatin üretiminde ekstraksiyon ortamının ısıtılmasında buharlı sistemler kullanılmakta, ısınma ve ekstraksiyon oldukça uzun sürmektedir. Proje kapsamında sığır derisi ve tavuk kesimhane yan ürünlerinden jelatin üretiminde ohmik ısıtma destekli ekstraksiyon sisteminin kullanımı incelenecektir. Bu amaçla ohmik sistem, jelatinin sıcak su ortamında ekstraksiyonu esnasında uygulanacak ve böylelikle hızlı ve etkin bir ısınma sağlanarak jelatin ekstraksiyon süresi kısaltılabilecektir. Aynı zamanda elektriksel alan uygulama işlemi ile ekstraksiyon veriminde de önemli artış sağlanabilecektir. Kullanılacak sığır derileri ön işlemlerden geçirilmiş ve ekstraksiyona hazır halde olacak şekilde Bursa Jelatin A.Ş firmasından temin edilecektir. Tavuk kesimhane yan ürünlerinden jelatin üretimine uygun olanları hidroksiprolin miktarlarına göre tespit edilecek ve yan ürünler Hastavuk A.Ş firmasından temin edilecektir. Hayvansal kaynaklardan jelatin ekstraksiyonu hem geleneksel yöntemle hem de ohmik ısıtma destekli ekstraksiyon sistemi ile gerçekleştirilecektir. Ohmik ısıtma destekli ekstraksiyon sistem kullanılarak üretilecek jelatinler fiziksel, kimyasal ve termal özellikler açısından geleneksel yöntemle üretilen ve ticari olarak satılan (sığır, domuz ve balık; yaklaşık 200 bloom değerinde) jelatinler ile kıyaslanacaktır. Proje fikri ile alakalı vakum ohmik sistem yardımıyla tavuk ve sığır derilerinden jelatin üretimi ile ilgili ön denemeler gerçekleştirilmiştir. Ekstraksiyon ortamı 70 °C'de sabit tutulmuş ve 15 V/cm şiddetinde 1 saat süreyle elektrik alan uygulanmıştır. Geleneksel yönteme kıyasla jelatin verimi %20 oranında artmış ve ekstraksiyon işlemi daha kısa sürede gerçekleşmiştir. Bu yönleriyle projenin hem endüstriyel ölçekte, hem de ticari olarak son derece önemli katkılar sunacağı açıktır. Jelatin üretiminde ohmik ısıtma destekli sistemin kullanımı ile alakalı bilimsel bir çalışmanın bulunmaması ve jelatin üretiminin daha kısa sürede ve daha etkin bir teknikle gerçekleştirilecek olması projenin özgün yönünü ortaya koymaktadır. Ayrıca, tavuk kesimhane yan ürünlerinin katma değeri daha yüksek bir ürüne işlenmesinin daha hızlı ve daha verimli gerçekleştirilecek olması, projenin özgünlüğünü arttırmaktadır

Gıda teknolojisiGıda ürünleriGıdalar+3
Çiğdem Işık
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

5-18 yaş arası tip 1 diyabetli çocuk ve ergenlerin besin ögesi alımlarının ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi

Diyabetli çocuklarda yeterli ve dengeli beslenme sayesinde metabolik kontrolün iyileştiği, büyüme gelişmede optimal hedeflere ulaşıldığı ve komplikasyon gelişiminin engellendiği bildirilmektedir. Bu sebeple çalışmamızda tip 1 diyabetli çocuk ve ergenlere ait demografik, bebeklik dönemine ilişkin ve beslenmeye dair bilgiler araştırılarak metabolik kontrol ve beslenme durumuyla bağlantılı çıkarımlar yapılması hedeflendi. Çalışmaya en az altı ay önce tip 1 diyabet tanısı almış 5-9,9 yaş arası çocuk, 10-18 yaş arası ergen olmak üzere 127 çocuk dahil edildi. Diyabetlilere ait bilgiler, anket formu ve dosya incelenmesi ile elde edildi. Vücut ağırlığı ve boy ölçümü poliklinikte çalışan oksolog tarafından alınmış olup VKİ ve SDS değerleri Neyzi ve arkadaşlarının Türk çocukları için geliştirdikleri standartlara göre değerlendirildi. Bireylerin günlük enerji ve besin ögesi alımları 3 günlük besin tüketim kaydı formlarıyla elde edildi. Besin tüketim kayıtlarının değerlendirilmesi hususunda Bebis programı 8.1 versiyonundan yardım alındı. Elde edilen sonuçlar Türkiye Beslenme Rehberi (2015) ve ISPAD (2018) önerileri doğrultusunda değerlendirildi. Enerji ve besin ögelerinin %66-%100 arasında karşılanması önerilen düzeyde alım olarak kabul edildi. Çalışmanın istatistiksel analizi SPSS 22.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Çalışmamız sonucunda tip 1 diyabetli çocuk ve ergenlerin günlük diyetinde karbonhidrat, protein ve sodyum mineralini önerilerin üzerinde tükettiği; lif ve demir minerali tüketimlerinin ise yetersiz olduğu görüldü. Bu durum tip 1 diyabetli bireylerin sağlıklı şekilde büyüme gelişmelerini tehlikeye sokmaktadır. Gıda tüketim kayıtları her üç ayda bir düzenli olarak kontrol edilerek önerilerle karşılaştırılmalı ve gerektiğinde deneyimli bir diyetisyen tarafından beslenme eğitimi verilmelidir. Bu sayede glisemik kontrol ve kan parametrelerinin iyileşmesiyle gelecekte oluşabilecek komplikasyonların önüne geçilmesi de hedeflenmelidir.

BesinlerBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+6
Hatice Ezgi Özcan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Piyasada satılan antep fıstıklarının mineral içeriği ve tüketim durumları

Bu çalışma, Antep fıstığının tüketim özelliklerini ve mineral içeriğini saptamak amacıyla yapılmıştır. Gaziantep'in 8 farklı sosyoekonomik bölgesindeki Aile Sağlığı Merkezine başvuran 400 kişi gelişigüzel örneklem yoluyla seçilmiş ve Antep fıstığı tüketim durumları araştırılmıştır. Bireylerin %11.5'i her gün, %36.2'si haftada bir gün Antep fıstığı tüketmektedir. Çalışmaya katılan bireylerin %94.5'i Antep fıstığını çerez olarak tüketirken, %71.5'i tatlılarda, %37'si yemeklerde tüketmektedir. Antep fıstığı çerez haricinde tatlılarda, dolmalarda, pilavlarda ve içli köftelerde kullanılmaktadır. Bireylerin %63.2'si Antep fıstığını satın alırken fiyatına dikkat ederken %60.8'i küflenme durumuna, %51.5'i iriliğine dikkat etmektedir. Bireylerin %93'ü Antep fıstığını serin ve kuru ortamda saklamaktadır. Çalışmaya katılan bireylerin ortalama Antep fıstığı günlük tüketim miktarı erkeklerde 27.6 g, kadınlarda 14.5 g olarak bulunmuştur. Antep fıstığı erkek bireylerin günlük protein gereksinmesinin %7.3'ünü karşılamıştır. Diğer besin ögelerinin gereksinmelerini karşılama oranı ise, bakırda %33.3, demirde %9, fosforda %17.7dir. Antep fıstığının E vitamini, B1, B2 ve biyotin gereksinmesine katkısı ise sırasıyla %7.3, %16.7, %7.7 ve %14.7 dir. Kadınların tükettiği ortalama 14.5 g Antep fıstığı'nın günlük gereksinmeye katkısı sırasıyla proteinde %4.6, bakırda %11.1, demirde %2.2, fosforda %9.3, B1 vitamininde %9.1 ve biotinde %7.7'dir. Antep fıstıklarının mineral analizi yapılmış ve 100 g antep fıstığında ortalama kalsiyum miktarı 136.31 mg, magnezyum 146.38 mg, sodyum 17.08 mg, potasyum 759.21mg, fosfor 504 mg, demir 3.23 mg, bakır 1.49 mg ve çinko 2.47 mg olarak bulunmuştur. Bütün bu bulgular sonucunda antep fıstığının besin ögesi içeriği ve günlük alıma katkısının daha kapsamlı incelenmesi gerektiği kanısına varılmıştır.

Antep fıstığıBesin analiziBesinler+3
Enes Bahadır Kılıç
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Özel bir okul yemekhanesinde oluşan besin artık miktarlarının ve maliyetinin saptanması

Merve ELHATUSARU, Özel Bir Okul Yemekhanesinde Oluşan Besin Artık Miktarlarının ve Maliyetinin Saptanması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı Tezli Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018.Çocukların genel sağlığı temelde besinlerle yeterli enerji ve besin ögeleri alımının optimal büyüme ve gelişmeyi desteklemesi ile sağlanır. Türkiye'de az sayıda öğrenciye okul öğle yemeği sağlanmaktadır. Okul öğle yemeği programının ulusal düzeyde uygulanması obezite gibi beslenme sorunlarının önlenmesinde ve beslenmenin geliştirilmesinde bir gerekliliktir. Öğle yemeği çocukların günlük enerji ve besin ögeleri gereksinmesinin beşte ikisini karşılar. Okul öğle yemeği tabak artığı çalışmaları; besin ögesi alımını, diyet kalitesini, menü performansını, besin tercihini, maliyeti ve programların etkinliğini, beslenme eğitim durumunu saptamada kullanılmaktadır. Bu tanımlayıcı çalışmanın amacı, Gaziantep ilinde 4 haftalık dönüşümlü menü ile öğle yemeği servisi yapılan özel bir okulda 6-13 yaş grubu çocuklarda yemek ve besin tabak artıklarının ve maliyetinin belirlenmesidir. Toplam 300 öğrenci (erkek: 165, %55; kız: 135, %45), sırasıyla 6-9 ve 10-13 yaş grubunda 120 ve 180 çocuk dolaylı olarak çalışmaya katılmıştır. Tabak artıklarının belirlenmesinde günde 300 ve 4 haftada 6000 yemek ve besin bulunduran tepsi incelenmiştir. Öğrenciler yemeklerini bitirdikten sonra tepsi artıkları türlerine göre ayrı kaplarda toplanmış, tartım yöntemi ile tartılmış, porsiyona çevrilmiş ve maliyet hesaplanmıştır. Yemeklerin ve besinlerin enerji ve besin ögeleri içeriği hesaplanmış, öğle öğünü miktarları Türkiye diyet referans değeri (DRV) önerilerine göre değerlendirilmiştir. Öğrencilerin 6-9 yaş ve 10-13 yaş grubunda ortalama enerji alımı sırasıyla 786 ve 979 kkal., DRV karşılama yüzdesi%119 ve%124'tür. Enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen oranları 6-9 yaş grubunda sırasıyla %37,1, %15,6 ve%47.3,10-13 yaş grubunda ise%42,9, %14,9 ve %42,3'dir.D ve B12 vitaminleri ve kalsiyum dışında tüm besin ögeleri öğle öğünü için öngörülen DRV üzerindedir. Süt ve süt ürünleri, sebze ve meyve tüketimi öğle öğünü için önerilenden düşüktür. Öğrencilerin 6-9 yaş ve 10-13 yaş grubunda tabaklarındaki yemek ve besin artığı sırasıyla kurubaklagil yemeklerinde %23 ve % 21,8, sebze yemeklerinde %19,4 ve %33,3, kırmızı et yemeklerinde %18,2 ve %20,9, meyvede %0 ve %0, yoğurtta ve ayranda %3 ve %5,6, tatlıda %19,1 ve %13,2'dir. Öğle öğünü ve tabak artığı maliyeti ayda 12862 TL ve 1926 TL'dir. Toplam öğle öğünü maliyet kaybı %15'tir. Öğle öğününde oluşan yemek ve besin tabak artıklarının önlenmesi için çocukların enerji ve besin ögeleri gereksinimlerine uygun, sağlıklı beslenmeyi destekleyen, iyi planlanmış menülerin oluşturulması sağlanmalıdır.

BesinlerMaliyetMaliyet analizi+4
Merve Elhatusaru
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep'de yaşayan 19-55 yaş grubu kadınların besinleri satın alma, hazırlama, pişirme ve saklama uygulamalarının değerlendirilmesi

Bu çalışma Gaziantep'de yaşayan kadınların besinleri satın alma, hazırlama, pişirme ve saklama uygulamalarının beslenme ilkeleri ve sağlık açısından değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma kapsamına gelişigüzel örneklem ile seçilen 19-55 yaş grubu 390 kadın dahil edilmiştir. Araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek bir soru kağıdı yardımıyla bilgiler toplanmıştır. Katılımcıların %65,1'i lise ve üzeri düzeyde eğitim almıştır. Yüzde 45,6'sı ev hanımıdır. Kadınların %62,4'ü yiyecek satın alma, hazırlama, pişirme, saklama konularında doğru uygulamalar yaparken, %37,6'sı hatalı uygulamalar yapmaktadır. Eğitim durumu, medeni durum ve mesleklere göre doğru uygulama yapma durumları arasında fark bulunmamıştır. 36-45 yaş grubundaki kadınlar arasında doğru uygulama yapma oranı daha yüksek bulunmuştur. Hatalı uygulamalar arasında; pirinç, bulgur, irmik gibi besinlerin kuru ısıda ya da yağda kavrulması (%80,8), doğranmış sebzelerin suda bekletilmesi (%73,6), çimlenmiş patateslerin kullanılması (%69,0), sebze ve meyvelerin güneşte kurutulması (%62,1) gibi uygulamalar bulunmaktadır. Bireylerin %65,9'u sebze yemeklerini su eklemeden ya da çok az su ekleyerek suyunu dökmeden pişirirken, %54,6'sı makarnayı; bol suda haşlayıp, suyunu dökerek pişirmektedir. Açık süt alanların oranı %62,1'dir ve bunların %14'ü sütü 5 dakikadan az kaynatmakta, %9,1'i 5 dakika ve %76,9'u 5 dakikanın üzerinde kaynatmaktadır. Yüzde 30,3 oranında birey iyotlu tuz kullanmakta ve bunların %80,3'ü tuzu diğer malzemelerle birlikte yemeğe eklemektedir. Kadınların %25,4'ü çözdürülmüş etleri tekrar dondurmakta, %37,7'si besinleri buzdolabının alt raflarında çözdürmekte, %.51,0'i küflenmiş besinlerin küflü kısımlarını atıp, kalan besini kullanmaktadır. Bireylerin besin satın alma, hazırlama, pişirme ve saklama konularında eğitilmeleri ve doğru uygulamalar konusunda bilinçlendirilmeleri beslenme, sağlık ve ekonomi açısından katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: besin hazırlama, pişirme yöntemleri, besinlerin saklanması

Besin saklanmasıBesinlerGaziantep+4
Büşra Çiloğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde yeni besin korkusu ile ortoreksiya nervozanın ve etkili etmenlerin araştırılması

Bu çalışma, üniversite öğrencilerinde yeni besin korkusu ile ortoreksiya nervozanın ve etkili etmenlerin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde eğitim gören 270 gönüllü öğrenci ile yapılmıştır. Genel bilgiler, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı, yeni besin korkusu ölçeği ve ORTO-11 ölçeği olmak üzere beş bölümden oluşan bir anket ile veriler toplanmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,46±2,04 yıldır. Erkek öğrencilerin BKİ ortalaması 24,34±3,12 kg/m2; kız öğrencilerin 21,52±3,62 kg/m2'dir (p<0,05). Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %14'ünün, Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencilerinin %12,6'sının ve Fen Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %17,8'inin neofobik olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). Yeni besin korkusu ölçek puanı; Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinde 40,84±8,59 puan, Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencilerinde 40,59±8,85 ve Fen Bilimleri Fakültesi öğrencilerinde 38,81±10,6 puandır (p>0,05). Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %30,1'i, Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencilerinin %13,8'i ve Fen Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %26,7'si ortorektiktir (p<0,05). Öğrencilerin ortorektik olma durumları ile yeni besin korkusu düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Neofobik olan öğrencilerin %20'sinin ortorektik olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin yaş ve BKİ değerleri ile yeni besin korkusu ve ortoreksiya nervoza durumu arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0,05). Bu çalışma ülkemizde üniversite öğrencilerinde yeni besin korkusu ile ortoreksiya nervoza arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk çalışmadır. Yeni besin korkusu ve/veya ortorektik olma durumu, besin çeşitliliğini azaltarak, gereksinen besin öğelerinin alımını olumsuz etkileyebilmektedir. Üniversite öğrencilerinin sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinebilmesi için düzenli aralıklarla beslenme eğitimlerinin verilmesi önemlidir.

BesinlerBeslenmeBeslenme ve yeme bozuklukları+4
Şeymanur Kahvecioğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin gıda okuryazarlığı ve Akdeniz diyeti kalite indeksine uyum durumlarının belirlenmesi

Bu çalışmanın amacı Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin gıda okuryazarlığı ve Akdeniz diyeti kalite indeksine uyum durumlarının belirlenmesi ve gıda okuryazarlığı ile diyet kalitesi arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Araştırma, Aralık 2020- Mart 2021 tarihlerinde Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde aktif lisans öğrencisi olan %19,6'sı erkek (n:40) ve %80,4'ü kadın (n:164) olmak üzere 204 gönüllü birey arasında yapılmıştır. Bu çalışmada öğrenciler bölümlerine göre beslenme ve diyetetik, fizyoterapi ve rehabilitasyon ve hemşirelik olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Anket formu ile öğrencilerin genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı, beyana dayalı boy uzunluğu ve vücut ağırlığı belirlenmiştir. Gıda Okuryazarlığı Kısa Formu (SFLQ) ve Akdeniz diyet kalite indeksi (KİDMED) uygulanmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,0±2,0 yıldır. Öğrencilerin ortalama BKİ değerleri erkeklerde 23,2±3,1 kg/m², kadınlarda ise 21,6±2,9 kg/m² saptanmıştır. Öğrencilerin büyük çoğunluğu (%72,1) normal BKİ'ye (≥18.5-<24,9 kg/m²) sahiptir. Öğrencilerin KIDMED puan ortalaması 5,2±1,4'dir. Öğrencilerin %3,4'ü optimal diyet kalitesi ve %11,8'i düşük diyet kalitesine sahip iken %84,8'inin diyetine müdahale edilmelidir. 0-52 arasında puanlanan SFLQ ölçeğinden öğrencilerin ortalaması 35,7±6,4 puandır. Öğrencilerin %81,4'ü yüksek gıda okuryazarlığı ve %18,6'sı düşük gıda okuryazarlığı düzeyine sahiptir. Gıda okuryazarlığı ile diyet kalitesi arasında pozitif ve istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=,184, p<0,01).Gıda okuryazarlığı ile beden kütle indeksi arasında pozitif yönlü anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (r= -,052, p<0,01). Anahtar Kelimeler: Gıda okuryazarlığı, diyet kalitesi, gıda okuryazarlık ölçeği, beslenme okuryazarlığı

Akdeniz diyetiBesinlerBeslenme okuryazarlığı+4
Yasemin Koçaslan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin besin seçimlerini etkileyen etmenler ile beden kütle indeksleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışmanın amacı; Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin besin seçimlerini etkileyen etmenler ile beden kütle indeksleri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırma, Nisan 2022- Haziran 2022 tarihlerinde Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde eğitim gören 18-28 yaş arasında 51'i erkek, 145'i kadın olmak üzere 196 gönüllü birey ile yapılmıştır. Bireylerin genel bilgileri, günlük enerji harcaması kaydı, boy ve vücut ağırlığı bilgileri alınmış, Beden kütle indeksleri (BKİ) hesaplanmış ve sınıflandırılmıştır. Besin seçimlerini etkileyen etmenlerin belirlenmesi için Besin Seçim Testi (Food Choice Questionnaire/ FCQ) uygulanmıştır. Bu testten elde edilen puanlara göre besin seçimlerini etkileyen etmenlerin önem sıralaması değerlendirilmiştir. Bireyler için besin seçimini etkileyen en önemli etmen duyusal çekiciliktir, en az önemsenen etmen ise etik kaygıdır. Bireylerin BKİ sınıflamalarına göre ağırlık kontrolü etmeni puanları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Besin seçimi yaparken ağırlık kontrolünü en çok önemseyenler hafif şişman bireylerdir, en az önemseyenler ise zayıf bireylerdir. Bireylerin BKİ sınıflamalarına göre sağlık, duygu durum, uygunluk, duyusal çekicilik, doğal içerik, fiyat, aşinalık ve etik kaygı etmenlerinin puanları arasında istatiksel olarak anlamlı farklar bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin BKİ sınıflamalarına göre dikkat çeken reklam, besin etiketi okuma durumu arasında istatiksel olarak anlamlı farklar bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin BKİ sınıflamalarına göre cinsiyet, lisans sınıf seviyesi, sigara içme durumu, tanısı konulmuş hastalık durumu arasında istatiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur (p<0.05). BKİ ile ağırlık kontrolü etmeni arasında ve fiziksel aktivite düzeyi (PAL) ile sağlık etmeni arasında sırasıyla (r= 0,188; p=0,004), (r= 0,144; p=0,022) pozitif yönlü, zayıf ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yanlış beslenme alışkanlıklarının oluşmaması ve besin seçimlerinin doğru yapılabilmesi için bireylere multidisipliner bir yaklaşımla, sürekli beslenme eğitimi verilmelidir. Besin seçimlerini etkileyen etmenlerin önem derecelerinin belirlenmesi, etkinliğinin irdelenmesi toplumsal sağlığın olumlu yönde gelişmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca düzenli fiziksel aktivitenin sağlık için önemi vurgulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Beden kütle indeksi, besin seçimi, besin seçim testi

Besin tercihleriBesinlerVücut kitle indeksi+1
Neslihan Ayaz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Çevresel ve sosyo-psikolojik faktörlerin organik gıda tüketim niyeti üzerine etkileri

Dünya nüfusundaki artış, bu artıştan kaynaklanan aşırı tüketim ile doğaya verilen zarar insan yaşamının sürdürülebilirliği önündeki en önemli tehditlerdir. İnsanların çevreye zarar veren davranışlarını değiştirmeleri, azaltmaları veya yeni davranışlar benimsemeleri sürdürülebilir bir yaşam için kaçınılmazdır. Sürdürülebilir üretim ve tüketim şekillerinin benimsenmesi ile mevcut nesillerin ihtiyaçları karşılanırken doğal kaynakların muhafaza edilmesi ve gelecek nesillere aktarılabilmesi sağlanacaktır. Nüfus artışı ile gıdaya yönelik artan talep, tarım faaliyetlerinin çevre üzerindeki doğrudan ve dolaylı olumsuz etkilerinin artmasına sebep olmuştur. Sürdürülebilir tarım uygulamaları ile çevreye verilen zararın azaltılması ve gıda ürünlerinin kalitesinin artması mümkündür. Bu çalışmanın amacı çevresel ve sosyo-psikolojik faktörlerin, sürdürülebilir tarım uygulamalarının çıktısı olan, organik gıda tüketimine yönelik tüketici niyeti üzerine etkilerinin ortaya konmasıdır. Araştırmanın modeli, çevreci davranışı açıklamada kullanılan Norm-Aktivasyon Modeli (Schwartz, 1977) ile Planlı Davranış teorisinin (Ajzen, 1985, 1991) birleştirilmesi ve modele çevreci değerler, çevresel bilgi sosyal etki ve alışkanlıklar değişkenlerinin eklenmesi ile oluşturulmuştur. Sosyal etkinin kişinin sahip olduğu çevresel bilgi ile davranışlarının çevresel sonuçlarına yönelik farkındalığı arasında düzenleyici etkisi araştırılmıştır. Karma veri toplama yöntemi kullanılan bu çalışmada, derinlemesine görüşmeler ve telefon görüşmeleri aracılığıyla uygulanan nitel araştırma bulguları ve ilgili alan yazın çalışmaları, organik gıda tüketimine yönelik tutum ve davranış arasında yer alan boşluğa dikkat çekmiştir. Bu bulgulardan yola çıkarak nicel araştırma kapsamında organik gıda tüketim niyeti incelenmiştir. Çevrimiçi anket uygulaması ile 682 tüketiciden veri toplanmış, veriler Smart PLS programı kullanılarak yapısal eşitlik modellemesi ile test edilmiştir. Analiz sonuçları tutum, alışkanlık, norm ve algılanan davranışsal kontrol faktörlerinin organik gıda tüketim niyeti üzerinde anlamlı etkileri olduğu görülmüştür. Altruistik, biyosferik ve ben merkezi değerlerin, davranışların sonuçlarının farkındalığı üzerine anlamlı etkisi olduğu saptanmıştır. Çevresel bilginin insan sağlıyla ilişkilendirilmesi durumunda kişilerin, davranışlarının çevresel etkilerine yönelik farkındalık sahibi olduğu tespit edilmiştir. Yapısal eşitlik modeli analizi sonucunda sosyal etki değişkenin çevresel bilgi ve davranışların çevresel sonuçlarına yönelik farkındalık değişkenleri arasında düzenleyici etkisinin olmadığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: Sürdürülebilirlik, sürdürülebilir tüketim, organik gıda tüketim niyeti, planlı davranış teorisi, norm aktivasyon modeli, niyet

Gıda tüketimiGıdalarOrganik gıda+5
Duygu Gür
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Etnik gıdaya yönelik tutum ile kültürleşme, kültürel açıklık ve neofobi'nin ilişkisi: Samsun Gürcü mutfağı örneği

Bu çalışmada, etnik kimlik, etnik gıda, kültürleşmenin, kültürel açıklığın ve gıda neofobinin ve etnik gıdaya karşı tutumun ikincil verilerle teorik olarak açıklanması ve yapılan istatistiksel analizlerle farklı kültürleşme, kültürel açıklık ve gıda neofobi düzeylerine sahip kişilerin Gürcü mutfağına karşı tutumları arasındaki ilişkiyi ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda, Samsun ilinin Çarşamba, Terme ve Salıpazarı ilçesinde yaşayan ve daha önce en az bir kez Gürcü mutfağına ait bir yemeği deneyimlemiş olan 402 kişiye anket uygulanarak araştırma verileri toplanmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeklere ilişkin geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde, "yüzde", "frekans", "bağımsız örneklemler için t testi", "Anova" "Tukey testi (HSD)" ve "korelasyon" analizlerinden yararlanılmıştır. Sonuç olarak kültürleşme ve kültürel açıklığın etnik gıdaya karşı tutumla arasındaki ilişki doğrulanmıştır. Daha fazla kültürleşmiş ve kültürel açıklığa sahip bireyler Gürcü mutfağına karşı olumlu görüş bildirmişlerdir. Kişilerin Gıda Neofobisi puanlarıyla etnik gıdaya yönelik tutum arasındaki ilişki doğrulanamamıştır. Gıda neofobisi ile gıdaya yönelik tutum arasındaki ilişki doğrulanamamıştır. Katılımcıların yüksek Gıda Neofobisi puanı sergilemelerine karşın Gürcü mutfağına yönelik görüşleri olumlu yönde olmuştur.

Etnik kimlikEtnik turizmGıdalar+2
Gülsevdi Öztürk
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Spirulina platensis ile fonksiyonel çikolata ürünü geliştirilmesi

Bir mikroalg olan Spirulina platensis; yüksek proteinli, mineraller, vitaminler ve esansiyel yağ asitleri bakımından zengin çok değerli biyoaktif moleküllere sahiptir. Çalışmanın amacı; besinsel, fiziksel ve duyusal karakterlerini (koku, renk, tat, ve bütün kabuledilirlik değerleri) değerlendirmek için Spirulina platensis eklentili fonksiyonel beyaz çikolata geliştirmektir. Spirulina platensis ilaveli (%0,05; %0,10; %0,20) ve ilavesiz 4 beyaz çikolata ürünü dizayn edilmiştir. Bu fonksiyonel çikolataların; protein, amino asit, mineraller, karbonhidrat, yağ asitleri, Hunter renk parametreleri, viskozite ve duyusal karakterleri değerlendirilmiştir. Mikroalglerin muhteşem besin kompozisyonundan dolayı beyaz çikolata S. platensis ile zenginleştirilmiştir. Geliştirilen ürünler, S. platensis ilavesindeki artışla birlikte yüksek protein içeriği sunmuştur. %0,20 S. platensis eklentili beyaz çikolatada protein içeriği (8,8±0,6 g/100 g) en yüksek seviyelerde ölçülmüştür. Spirulina platensis eklentili beyaz çikolatalar; kontrol grubuna göre daha zengin mineral içeriğine sahipdir (örnek, Ca, kontrolde 568,2 mg/100 g'dan, %0,20 S. platensis'te 578,1 mg/100 g'a artış göstermiştir). Deneyimli 20 panelist fonksiyonel beyaz çikolataların duyusal özelliklerini değerlendirmiştir. Duyusal analiz, beyaz çikolataya S. platensis ilavesinin hedef kitle tarafından iyi kabul edildiğini göstermiştir. Zenginleştirilmiş beyaz çikolata kontrol grubu ile kıyaslandığında tat ve koku bakımından farklılık göstermemiştir fakat tekstürde gerçekleşmiştir (p<0,05). Spirulina platensis'in ilave edildiği ürünler protein ve enerji sağlayabilir, yaşlı ve çocuk popülasyonunun beslenme gereksinimlerini karşılamaya katkıda bulunabilir. Sonuçlar S. platensis'in değerli biyoaktif maddeleri nedeniyle fonksiyonel beyaz çikolatayı geliştirme potansiyeli olduğunu göstermiştir.

BiyolojiDuyusal değerlendirmeFonksiyonel besinler+4
Buket Özbal
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İlaç, kozmetik ve gıda ürünlerinde kullanılan bazı koruyucuların antimikrobiyal ve antibiyofilm etkisinin araştırılması

Çalışmamızda ilaç, kozmetik ve gıda ürünlerinde kullanılan bazı koruyucuların, antimikrobiyal ve antibiyofilm etkilerinin araştırılması ve yaygın kullanım alanına sahip ?cam? yüzeyde oluşan biyofilm formlarının Minimum Biyofilm İnhibisyon Konsantrasyonu (MBİK) değerleri ile planktonik formlarının Minimum İnhibisyon Konsantrasyonu (MİK) değerlerinin kıyaslanması amaçlanmıştır.Mikroorganizma olarak; Pseudomonas aeruginosa ATCC 27853, Salmonella Thyphimurium SL1344, Staphylococcus aureus ATCC 6538, Staphylococcus epidermidis NCTC 11047, Enterococcus faecalis ATCC 29212, Candida albicans ATCC 10231 standart suşları, koruyucu olarak; sodyum nitrit, metil paraben, propil paraben, potasyum sorbat ve sodyum benzoat ve antimikrobiyal ajan olarak; ampisilin, vankomisin, gentamisin, siprofloksasin, amfoterisin B ve itrakonazol kullanılmıştır.MİK değerleri, Klinik Laboratuvar Standartları Enstitüsü (CLSI) M100-S18 ve M27-A3 önerileri doğrultusunda yapılmıştır. MBİK değerlerinin saptanmasında BioTimer (BT) yöntemi kullanılmıştır. Fenol kırmızısı veya resazurinin renk değiştirdiği süreye karşı çizilen log10CFU grafikleri kullanılarak ?CFU/cam boncuk?, hesaplanmıştır. Tüm deneyler, pH7, pH6.5, pH6 ve pH5.5 olacak şekilde 4 farklı pH değerindeki besiyeri ile yapılmıştır.Mikroorganizmaların planktonik formlarına olan etkiye bakıldığında S. aureus ve E. faecalis dışındaki tüm mikroorganizmalar için en etkili koruyucu sodyum benzoat olarak tespit edilmiştir. Bu bakteriler için en etkili koruyucu ise propil parabendir. Propil paraben ayrıca S. epidermidis için de etkili bulunmuştur. Bununla birlikte, biyofilm formlarına karşı etkiye bakıldığında, inokulum miktarları mikrodilüsyon yönteminde kullanılan inokulum miktarına eşit, daha düşük ya da daha yüksek olduğu durumlarda bile çalışmamızda kullanılan koruyucuların etkisiz oldukları görülmektedir. Çalışmamızın, bu konuda yapılacak olan ileri çalışmalar için yol gösterici olabileceği düşünülmektedir.

Antienfektif ajanlarBesin koruyucu maddelerBesinler+4
Nihal Güven
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara'da tüketime sunulan bazı gıda maddelerinde benzoik asit miktarlarının araştırılması

Bu çalışmada Ankara bölgesinde tüketime sunulan ketçap,sos ve reçel örneklerinden oluşan toplam 80 adet gıda maddesininbenzoik asit miktarlarının saptanması ve bulunan sonuçların Türk GıdaKodeksi'ne (TGK) uygunluğunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Araştırmada ketçap, sos ve reçel örneklerindeki benzoik asit miktarlarınınkantitatif olarak saptanmasında spektrofotometrik yöntem kullanılmıştır.A ve B firmasına ait ketçap örneklerinde benzoik asitortalama miktarları (X± S.H) sırasıyla 152.32 ± 18.41 mg/kg ve 1008.21± 30.74 mg/kg olarak saptanmıştır. C ve D firmasına ait sos örneklerindebenzoik asit ortalama miktarları (X± S.H) sırasıyla 990.85 ± 26.00 mg/kgve 1148.19 ± 43.62 mg/kg olarak saptanmıştır. E firmasına ait reçelörneklerinde ise benzoik asit ortalama miktarları (X ± S.H) 435.27 ±26.07 mg/kg olarak saptanmıştır. Analize alınan diğer reçel örneklerindeise benzoik asit varlığı saptanamamıştır.Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, B firmasına aitketçap ve D firmasına ait sos örneklerindeki ortalama benzoik asitmiktarları Türk Gıda Kodeksi'nde belirtilen değerden (1000 mg/kg)yüksektir. A firmasına ait ketçap ve C firmasına ait sos örneklerininortalama benzoik asit miktarlarının ise Türk Gıda Kodeksi'nde belirtilendeğeri (1000 mg/kg) aşmadığı görülmüştür. E firmasına ait bazı reçelörneklerinde ise Türk Gıda Kodeksi'nde belirtilmediği halde benzoik asitiçerdiği tespit edilmiştir.51Bu nedenle tüketimi yaygın olan gıdalarda üretimdentüketime kadar benzoik asit düzeylerinin analitik olarak izlenerek kontrolaltında tutulması gerektiği görülmektedir.Anahtar kelimeler: Benzoik asit, gıda katkı maddeleri, spektrofotometrikyöntem

AnkaraBenzoatlarBenzoik asit+5
Gülderen Güzel
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Çankırı Özel Karatekin Hastanesi sağlık personeli ve diyet polikliniğine başvuran hastalarda gıda takviyelerinin kullanımı üzerine bir araştırma

Bu çalışmanın amacı Diyet Polikliniğine başvuran kişilerin ve sağlık personelinin gıda takviyelerine bakış açısını ve bu takviyelerin kullanım amacı, sıklığı ve nedenini araştırmaktır. Araştırma Ekim 2009?Kasım 2010 tarihlerinde 120 danışan ve 100 sağlık personelinin katılımı ile Çankırı Özel Karatekin Hastanesinde yapılmıştır. Anket yöntemi kullanılmıştır. Bulgular SPSS 15 ile değerlendirilmiştir. Danışan grubundaki katılımcıların % 42,5 sağlık personelinin % 9?u düzenli olarak gıda takviyesi kullandığını belirtmiştir. Danışanların en çok tercih ettiği takviyeler sırasıyla yeşil çay (% 25,35), bitki çayı (% 14,08) ve form çayıdır (% 8,45). Sağlık personelinin en yaygın kullandığı takviyeler multivitaminler (% 20,83), kalsiyum (% 12,5) ve B 12?dir (% 12,5). Katılımcılar bu takviyeleri genelde doktor/diyetisyen tavsiyesi ile kullanmakta ve herhangi bir yan etki bildirmemektedirler. Katılımcılara daha önceden gıda takviyesi kullanıp kullanmadıkları sorulduğunda danışan grubunun % 64,7 si sağlık personelinin % 30 u kullandığını belirtmiştir. Danışanlar arasında geçmiş dönemlerde gıda takviyeleri kullanımının en yaygın sebepleri zayıflamak, gebelik, hastalıkların tedavisi ve emzikliliktir. Sağlık personelinde ise gebelik, hastalıkların tedavisi, zayıflamak ve kilo almktır. Gıda takviyeleri en çok orta yaş (20-40 yaş) grubu, kadınlar, kilolu insanlar ve ilkokul mezunları tarafından kullanılmaktadır. Katılımcılara gıda takviyeleri hakkında genel olarak ne düşükleri sorulduğunda danışanların % 35,33?ü uzman tarafından önerilirse kullanabileceğini belirtmiştir. % 15,57?si bazı hastalıkların tedavisinde faydalı olduğunu % 9,58?i hiçbir faydasının olmadığını düşünmektedir. Sağlık personelinin de büyük çoğunluğu (% 38,69) uzman önerirse kullanabileceğini belirtmiştir. Hastalıkların tedavisinde faydalı olduğunu düşünenlerin oranı % 28,47?dir. Bu çalışmada sonuç olarak katılımcılar arasında gıda takviyelerinin kullanımının yaygın olmadığı görülmüştür. Gıda takviyelerinin kullanımında belirleyici kriterin uzman tavsiyesi olması takviyelerin bilinçsizce kullanımında önleyici olacağı için olumlu değerlendirilmiştir. Gıda takviyelerinin kullanımı konusundaki belirsizlikler (kime, hangi hastalıkta, ne miktarda, ne kadar süreyle kullanılacağı) daha uzun vadeli ve daha kapsamlı çalışmalar ile aydınlatılmalı ve ilgili sağlık personeli bu konularda mutlaka yeterli eğitim almalıdır. Anahtar Kelimeler: Gıda Takviyeleri, Bitkisel Ürünler, Vitamin ve mineraller

BesinlerBeslenmeBeslenme eğitimi+5
Sevinç Koçak Bakan
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Ek besin maddesi olarak kullanılan incirin futbolcularda dayanıklılığa olan etkisinin incelenmesi

Bu çalışma Ek Besin Maddesi Olarak Kullanılan İncirin Futbolcularda Dayanıklılığa Olan Etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Aydın Yıldızspor Kulübü futbol takımı (n=20) ve Aydın Acarlar Belediye Spor Kulübü futbol takımından (n=20) toplam (n=40) gönüllü futbolcu oluşturmaktadır. Futbolcuların dayanıklılık özelliklerine belirlemek için Yo-Yo aralıklı Toparlanma Testi 1 (YIRT1) ve Tekrarlı Sprint Testi (RSA) ölçümlerinden yararlanılmıştır. Futbolcuların laktat seviyelerini ve kan glikoz düzeylerini belirlemek için Laktat Scout ve Accutrend Glukometre cihazı aletinden yararlanılmıştır. Futbolcuların ölçümleri Adnan Menderes Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu sahası ve spor salonunda gerçekleştirilmiştir. Verilerin istatistiksel analizi SPSS (18.0) programında yapılmıştır. Grupların ilk ve son test ortalamalarını karşılaştırmak için Non-Parametric testlerden Wilcoxon Sign Ranked (paired) testi uygulanmıştır (p<0.05). Grupların ön ve son testlerini karşılaştırmak için Mann-Whitney U testi uygulanmıştır. İstatistiksel ölçümler sonucuna göre çalışma ve kontrol grupları arasında Yo-Yo Aralıklı Toparlanma Testi (YIRT1), Tekrarlı Sprint Sürati (RSA), kan laktat seviyelerinde, kan glikoz seviyelerinde ve VO2maks düzeylerinde ön ve son test sonucu istatistiksel olarak anlamlı farklılığa rastlanmıştır (p<0.01). Sonuç olarak yapılan bu çalışmada; Ek Besin Maddesi Olarak Kullanılan Kuru İncirin futbolcularda aerobik ve anaerobik dayanıklılık performansını olumlu yönde arttırdığı, kan laktik asit birikimini geciktirdiği, kan şeker düzeyinin düşürüldüğü, maksimal oksijen alım miktarını yükselttiği kanaati oluşmuştur. Anahtar Kelimeler: İncir, Futbol, Beslenme, Dayanıklılık

Besin destekleriBesinlerBeslenme+7
Alper Kartal
Düzce University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda farklı bor dozlarının ham besin maddelerinin sindirilme derecesi ve taşıyıcıları üzerine etkileri

Esansiyel bir iz element olan borun (B) hormon metabolizmasında, kemik gelişiminde, antioksidan savunma sisteminde, yara iyileşmesinde, enerji metabolizmasında ve immun sistemde önemli rolü bulunmaktadır. Son yıllarda, araştırmalarda kullanılan bor bileşiklerinin başında borik asit, sodyum borat, potasyum borat ve çinko borat gelmektedir. Bu çalışma, ratlarda sodyum perborat tetrahidrat'ın (SPT) ham besin maddelerinin sindirilme derecesi ve besin madde taşıyıcılarının (PepT1, SGLT1, GLUT1, GLUT2, GLUT5, FATP1) ekspresyonu üzerindeki etkilerini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmada toplam 40 adet erkek Wistar albino rat kullanılmış ve ratlar 4 gruba ayrılmıştır: i) Kontrol, ii) SPT 0.5 (0.5 mg elemental B/kg), iii) SPT 1 (1 mg elemental B/kg), iv) SPT 2 (2 mg elemental B/kg). Deneme 4 hafta sürmüştür. Çalışma sonunda dışkı ve bağırsak örnekleri toplandı. Kuru madde, ham protein, ham yağ, ham kül ve organik maddelerinin sindirilme dereceleri belirlendi. Ardından Gerçek Zamanlı Polimeraz Zincir Reaksiyonu (RT-PCR) yöntemi aracılığıyla jejunum ve duodenumdaki PepT1, SGLT1, GLUT1, GLUT2, GLUT5 ve FATP1 proteinlerinin mRNA ekspresyon seviyeleri tespit edildi. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, farklı SPT dozlarının ham besin madde sindirilme derecesi üzerine etki etmediği belirlendi (p>0.05). Ayrıca, SPT'nin PepT1, SGLT1, GLUT1, GLUT2, GLUT5 ve FATP1 ekspresyon seviyeleri üzerine bir etkisi tespit edilmedi (p>0.05). Sonuç olarak, bu çalışmada kullanılan SPT formundaki borun farklı dozlarının ratlarda besin madde sindirilme derecelerine ve ince bağırsak PepT1, SGLT1, GLUT1, GLUT2, GLUT5 ve FATP1 ekspresyon seviyeleri üzerine anlamlı bir etkisi olmadığı tespit edilmiştir.

BesinlerBorSindirim+5
Büşra Ağzıküçük
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00

Related subjects