Ghrelin

72 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konversiyon bozukluğu hastalarında serum adiponektin,galanin,leptin ve ghrelin düzeyleri

a. Giriş ve amaç: Bu çalışmada çeşitli psikiyatrik bozuklukların etyopatogenezinde rolü olduğu ileri sürülen nöropeptitlerin konversioyon bozukluğu (KB) etyopatogenezindeki olası rolünün araştırılması amaçlanmıştır. b. Yöntem: Çalışma, Ekim 2010- Eylül 2011 tarihleri arasında Turgut Özal Tıp Merkezi psikiyatri polikliniğinde konversiyon bozukluğu tanısı alan hastalarda yapılmıştır. Çalışmaya 15-65 yaş arası 45 hasta ve hasta grubu ile yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyleri açısından eşleştirilmiş 31 sağlıklı gönüllü katılmıştır. Olası karıştırıcı faktörleri dışlamak için DSM-IV?e göre başka bir eksen I ve eksen II tanısı olan hastalar çalışmaya alınmamıştır. c. Bulgular: Bu çalışmada KB olan hasta grubunda adiponektin düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulundu. KB olan hasta grubu ve kontrol grubu arasında ghrelin düzeyleri açısından istatistiki olarak fark bulunmadı. Hasta grubunda leptin düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulundu. Hasta grubunda galanin düzeyleri anlamlı olarak düşük bulundu.d. Tartışma: Stres dayanıklılığına (resilience) katkıda bulunan psikobiyolojik faktörlere bu çalışmayla yenileri de eklenmiş olabilir. Galanin ve ghrelin düşüklüğü KB hastalarının incinebilirliğinin (vulnerability) yüksek olduğunu destekliyor olabilir. Adiponektin ve leptin yüksekliğinin ise stres dayanıklılığını artırmak amaçlı geliştiğini düşündürmektedir. Adiponektin ve leptin yüksekliği kompansatuvar mekanizmanın çalıştığını ya da negatif geribildirim mekanizmasında bir sorun olduğunu gösteriyor olabilir. Anahtar kelimeler: Konversiyon, adiponektin, galanin, leptin, ghrelin, dayanıklılıkincinebilirlik.

AdiponektinGhrelinKonversiyon bozuklukları+3
Fatma Ayık Özdemir
İnönü University
2013
00
Master'sOpen AccessEN

The role of ghrelin in overweight and obesity

In the current study, the main goal was to search in the change of the metabolic functions in overweight and obese people by taking ghrelin, glucose, triglycerides, cholesterol, HDL, LDL, and VLDL with the activities of ALT, AST, and ALP as parameters in the study. Forty people were inserted to each of the three groups of the study (control, overweight, and obese) with matched age and different body mass index according to their category. The obtained results showed a significant reduction of ghrelin in obese and overweight compared to control. Moreover, the ghrelin level was significantly lower in obese compared to overweight. Glucose level was increased in obese compared to control and overweight. The levels of triglycerides and VLDL were increased significantly in obese and overweight compared to control. Moreover, the levels of the last two parameters were significantly higher in obese compared to overweight. The cholesterol and LDL levels were significantly higher in obese and overweight compared to control. Nevertheless, HDL level was decreased in obese and overweight compared to control. The activities of ALT, AST, and ALP were increased significantly in obese compared to control and overweight. Clearly, obesity induce significant change on the metabolic functions in people.

GhrelinLiverLiver function tests+3
Wadhah Ihsan İbrahim İbrahım
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
10
Master'sOpen AccessTR

Leptin ile insülin hormonu arasındaki gelişmelerde bir işaret olarak tip 1 ve 2 diyabet mellitus arasındaki ilişki

Bu tez çalışmasında, tip 1 diyabetli (T1DM) kadınlarda ve tip 2 diyabetli (T2DM) kadınlarda leptin ve insülin arasındaki ilişki araştırılmıştır. Her diyabet hastalığından elli kadın çalışmaya alındı ve iki grup sağlıklı kadınla kontrol edildi; her grup, yaşla eşleşen ilgili hasta grubunu kontrol etti. Leptin, karşılık gelen kontrole kıyasla T1DM'li kadınların ve T2DM'li kadınların serumunda önemli ölçüde artmıştır. Ek olarak, insülin T1DM'li kadınlarda azalmış, ancak T2DM'li kadınlarda artmıştır. Her iki hasta grubunda da glukoz ve glikolize hemoglobin seviyeleri yükselmiştir. Ghrelin, T1DM'li kadınlarda ve T2DM'li kadınlarda azalırken, T2DM hastalığı olan kadınlarda lipid profili değişmiştir. Leptinin, T1DM'li kadınlarda insülin ile ilişkili olmadığı, ancak T2DM hastalığı olan kadınlarda insülin ile negatif ilişkili olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, leptin ve ghrelin, T1DM ve T2DM hastalıklarının patofizyolojisinde önemli rol oynamaktadır.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Diabetes mellitus-tip 2+4
Hajır Adnan Dahham Maamer
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Study of the ghrelin hormone and biochemicai parameters in the blood of patients with renal failure

Fluid, electrolyte, and acid balance in extracellular fluids are all affected when kidneys fail to remove the final metabolites. At the very least, he or she will be unable to do any of their daily tasks for at least three months. Patients with renal failure were studied to see whether any biomarkers were present in their blood. it was possible to measure and compare the ghrelin hormone ratio in patients with renal failure to that in healthy controls in order to determine whether there was any association or change in the hormone's ratio in patients with renal failure. An array of biochemical markers was in order to determine a person's health. These included urea levels, creatinine concentrations, uric acid levels, albumin levels, total protein levels, alkaline phosphatase concentrations, triglycerides concentrations, cholesterol levels, as well as HDL, LDL, and VLDL levels (VLDL).

GhrelinCreatinineChronic kidney disease-mineral and bone disorder+2
Khalıd Shakır Mhmood Al-mılajı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radyasyona bağlı salınan sitokinler ile grelin hormonu ve klinik radyoterapiye bağlı normal organ radyotoksisitesi arasındaki ilişkiler

ÖZETAmaç: Çalışmamızın amacı eş zamanlı kemoterapi ve radyoterapi gören mide,safra ve pankreas kanserli 30 hastanın, radyoterapiye başlamadan önceki kan grelin, IL-1, IL-6, IL-8 değerlerinin radyoterapinin son haftasında ve radyoterapinin bitimindensonraki üçüncü aydaki ölçümleri ile kıyaslamaktır. Bu ölçümlerle grad 1-2-3 toksisitearasındaki ilişkiyi belirlemeye çalışmaktır.Gereç ve yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi RadyasyonOnkolojisi Anabilimdalı Polikliniğine Mart 2011 ile Mayıs 2012 tarihleri arasındabaşvuran mide kanseri, pankreas kanseri ve safra kesesi kanseri tanısı almış eş zamanlıkemoradyoterapi gören hastalar alındı. Tüm hastaların kendi onayları ve etik kurulonayı alınarak çalışmaya dahil edildi. Tüm hastaların plazma Grelin ve serum TNF-alfa,IL-1, IL-6, IL-8 değerine bakmak için radyoterapiye başlamadan önce, radyoterapininson haftasında ve radyoterapi bittikten üç ay sonra, 5cc'den az olmamak kaydıylakanları alındı. Santrifüj edildikten sonra -700c'de donduruldu. Hastaların kontrol kanlarıda alınarak tamamlandıktan sonra ELIZA yöntemi ile çalışıldı. Tüm hastaların karaciğerve böbrek fonksiyonlarına bakmak amacıyla radyoterapiye başlamadan önce,radyoterapinin her haftasında ve radyoterapi bitiminde üç ay sonra kan AST, ALT,LDH ve kreatinin değerlerine bakıldı.Bulgular: Çalışmaya 15 kadın, 15 erkek hasta dahil edilmiştir. Histopatolojikolarak, 25 (% 86.7) adenokarsinom, 5 (% 13.3) skuamöz hücreli karsinomdu. E1-b (%16.7), E-2a (%30), E-3 (% 53.3) olgu bulunmaktaydı. Radyoterapinin son haftasındaGrelin değeri, Radyoterapiye başlamadan önceki değeri ile kıyaslandığında düşmüşolduğu, tedavi bitiminden üç ay sonra ise yeniden yükseldiği görülmüştür. Grelindeğerlerinin zaman içindeki değişimi anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Preinflamatuarsitokinlerin TNF-alfa, IL-1, IL6, IL-8'in ise radyoterapinin son haftasında yükseldiği,radyoterapi bittikten üç ay sonra ise düştüğü görülmüştür (p<0,001, p<0,001, p<0,001,p<0,001). Hastalar kendi arasında mide kanseri, safra kesesi ve pankreas kanseri olmaküzere ikiye ayrıldığında da kan Grelin, TNF-alfa, IL-1, IL-6, IL-8 değerlerinin zamaniçinde değişimi anlamlı bulunmuştur (Grelin mide grunda p<0,001, diğer gruptap=0,002, TNFalfa mide grubunda p=0,078, diğer grupta p=0,001, IL-1 mide grubundap=0,001, diğer grupta p=0,022, IL-6 mide grubunda p<0,001, diğer grupta p=0,058, IL-8 mide grubunda p=0,006, diğer grupta p=0,069) olarak bulunmuştur. Transaminaz vekreatinin değerlerinin radyoterapi öncesi ölçümleri ile radyoterapinin her haftası veradyoterapiden sonraki üç ay sonraki değeri karşılaştırıldığında anlamlı bir farkgörülmemiştir. Radyoterapinin son haftasında Grad-1-2-3 toksisite görülen gruplararasında Grelin ve sitokin değerlerine bakıldığında Radyoterapinin son haftasındatoksisiteye bağlı olarak grelinin azaldığı, sitokinlerin ise arttığı gözlenmiştir. Grad-2-3toksisite gözlenen gruptaki Grelin düşmesinin Grad-1 toksisite görülen gruptakineoranla daha fazla olduğu saptanmıştır.Sonuç: Bu çalışmada Radyoterapiye bağlı farklanan Grelin ve sitokin değerlerininarasındaki değişimi, hastaların Radyoterapi sırasındaki toksisiteleri ileilişkilendirilmiştir. Tedavinin son haftasında iştahları azalmış, mide bulantıları artmışolup kilo verme hızları yükselmiştir. Buna parelel olarak Grelin seviyeleri Radyoterapigördüğü zaman süresince azalmıştır. Aynı oranda toksisitenin artmasına parelel olaraksitokinlerde de artış saptanmıştır. Radyoterapi sonrasında ise hastalar kendilerini yavaşyavaş toparlamış olup iştahları artmıştır. Bunun parelelinde kilo almaya başlamışlardır.Dolayısı ile hastaların tedavi sonrasındaki ölçülen Grelin değerleri yükselmiş. Sitokindeğerleri ise azalmıştır.Anahtar sözcük: Grelin, sitokinler, kanser, kemoradyoterapi.

Antineoplastik ajanlarGhrelinNeoplazmlar+5
Feryal Karaca
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İdiopatik santral erken ergenlik, prematur telarş ve prematur adrenarş tanılı kızlarda nöropeptid Y ve ghrelin düzeyleri ile gonad hormonları ilişkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Erken ergenlik kız ve erkeklerde normal popülasyona göre 2 SD veya daha erken dönemde pubertal semptomların görülmesi durumudur. Kızlar için sınır yaş 8; erkekler için sınır yaş 9 olarak belirlenmiştir. Tanı alan olgular düzenli aralıkla izlendiğinde kimi olguların tüm semptomları göstermediği ve erken ergenlik kriterleri tam karşılamadığının görülmesi üzerine izole klinikler tanımlanmıştır. İzole meme gelişimi Prematur Telarş olarak; izole pubik ve/veya aksiller kıllanma Prematur Adrenarş olarak tanımlanmıştır. Belirgin ya da izole erken ergenlik vakaları santral ya da periferik kaynaklı etiyolojiye sahip olabilmekte ve bu kliniğe sahip olguların genetik sendromlar, gonadal tümörler gibi ciddi tanıların ekarte edilmesi ve dikkatli izlemi gerekmektedir. Bu çalışmamızda oreksijenik faktörler olan Nöropeptid-Y ve Ghrelin hormonunun erken pubertal süreçte serum düzeylerinde değişiklik olup olmayacağı ve klinik izlemde kullanılabilirlik açısından değerlendirilmesi; bunun yanı sıra pubertal bozukluğu olan olgular arasında farka sahip olması durumunda klinik takip ve tedavi kararında yol gösterici olarak kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ/YÖNTEM: Ocak 2021 ve Ocak 2022 tarihleri arasında hastanemize başvuran 2-8 yaş arası erken ergenlik semptomları gösteren kız olgular ile aynı yaş dilimine sahip, bilinen kronik hastalık, malnutrisyon tanısı olmayan aynı sayıda kontrol grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Erken meme gelişimi ile kliniğe başvuran olgularda LHRH testi ile prematur telarş ve erken ergenlik tanılarının ayrımı yapılmıştır. Prematur adrenarş tanısı düşünülen olgularda da ilk başvurularında Konjenital Adrenal Hiperplazi'nin ekarte edilmesi için 17-OH progesteron düzeylerine bakılmıştır. Erken pubertal semptomlar gösteren olgular ile kontrol grubu Nöropeptid-Y, Ghrelin düzeyleri açısından birlikte ve ikili gruplar halinde karşılaştırılmıştır. Ayrıca pubertal bozukluğu olan olgular kendi aralarında antropometrik ölçümler, serum Ghrelin seviyeleri, serum NPY seviyeleri düzeyleri ve kemik yaşı açısından karşılaştırılmıştır. Tüm istatistiksel analizler SPSS 15.0 paket programı kullanılarak yapıldı. BULGULAR: Kriterleri karşılayan 120 olgu ele alınmıştır. İzlem sürecinde 3 hastanın şehir dışına taşınması ve izlemde prematur telarş olarak izlenen 3 hastanın ek semptomlar ile erken ergenlik olarak tanılarının değişmesi nedeniyle tüm hasta grubu tanı dağılımı; 30 erken ergenlik, 25 prematur telarş ve 29 prematur adrenarş olarak sonuçlanmıştır. Kontrol grubu yaş açısından anlamlı istatistiksel fark oluşturmaması için 44 ay ve altı olan olguların çıkarılması ile 24 kişi olarak belirlenmiştir. Çalışmamızda 2-8 yaş arası kız olgularda ortalama Ghrelin, NPY serum düzeyleri açısından tanılar arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmamıştır. Antropometrik ölçümler açısından hasta grubu kendi arasında kıyaslandığında vücut ağırlığı persentili,vücut ağırlığı SDS ve BMI SDS değişkenlerinde anlamlı olarak en yüksek ölçümler Prematur Adrenarş tanısında gösterilmiştir. Antropometrik ölçümler ile NPY ve Ghrelin serum düzeyleri arasında korelasyon saptanmamıştır. Aksi durum yalnızca Prematur Telarş olgularında vücut ağırlığı SDS ile Ghrelin arasında pozitif korelasyon gösterilmesi ile mevcuttur. Pubertal bozukluğa sahip olguların her tanı grubu kontrol grubu ile ayrı ayrı ele alındığında NPY,Ghrelin açısından anlamlı fark saptanmamıştır. LH ve FSH açısından değerlendirildiğinde en yüksek değerler Erken Ergenlik'te gösterilmiş olup; NPY veya Ghrelin serum düzeyleri ile aralarında pozitif ya da negatif korelasyon saptanmamıştır. SONUÇ: Çalışmamızda kontrol grubu ve çalışma grubu arasında Ghrelin ve NPY düzeyleri açısından anlamlı fark olmadığı; pubertal bozukluk tanısı olanlar içinde ise yalnızca prematur telarş olgularında santral erken ergenlik olguları ile kıyaslandığında anlamlı olarak yüksek ghrelin seviyelerine sahip oldukları gösterilmiştir. Ghrelin ile vücut ağırlığı persentili arasında sadece prematur telarş tanısında pozitif korelasyon gösterilmiştir. NPY ile antropometrik ölçümler arasında anlamlı korelasyon her üç tanı için de saptanmamıştır. Ghrelin ilişkili sonuçlar değerlendirildiğinde pubertal süreçteki etkinlik ve pubertal basamakları ve serum düzeyi arasındaki ilişkinin değerlendirilebilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmakla birlikte prematur telarş ve idiopatik erken ergenlik tanıları ayırımı için yol gösterici olabileceği düşünülmektedir.

AdrenarşErgenlerErgenlik+6
Zeynep İzel Bizbirlik
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obezite, tip 2 diyabet ve alzheimer hastalığında (Tip 3 diyabet) serum asprosin, leptin, ghrelin, amilin ve çinko düzeyleri ile nörometabolik durum değerlendirilmesi

Amaç: Obezite ve tip 2 diyabet (T2DM), Alzheimer hastalığı (AD) gelişimi ile ilişkilidir, ancak insülin direncinin ortak moleküler mekanizması şu anda bilinmemektedir. Çalışmamızda fazla kilolu/obez prediyabetik, T2DM ve AD hastalarında asprosin, leptin ve ghrelin düzeylerinin incelemesi, bu belirteçlerin enerji homeostazındaki rolü ve ortak yönlerinin ortaya konması amaçlandı. Gereç ve Yöntemler: Amerikan Diyabet Derneği (ADA) sınıflamasına göre obez/fazla kilolu (Ob/Ow) gönüllüler, AD hastaları ve 40 yaş üstü sağlıklı gönüllü grupları çalışmamıza dahil edildi. Grup1:Ob/Ow normal glukoz toleransı(n=26), Grup2:Ob/Ow izole bozulmuş açlık glukozu(n=26), Grup3:Ob/Ow bozulmuş açlık glukozu+bozulmuş glukoz toleransı(n=26), Grup4:Ob/Ow T2DM(n=26), Grup5:AD(n=26), Grup6:Kontrol (n=28). Biyokimyasal analizler venöz kan örneklerinden gerçekleştirilmiştir. Gruplar arası kıyaslamalar SPSS'de One-way Anova (post-hoc Tukey) ve Kruskal-Wallis (Mann-Whitney U), tabakalı analizlerle ve korelasyon analizleri Pearson-Spearman testleriyle yapılmıştır. Bulgular: Asprosin düzeylerinin yaştan ve vücut kitle indeksinden (VKİ) bağımsız olarak Alzheimer (p<0,001) ve T2DM (p=0,01) grubunda, kontrol grubuna göre istatiksel anlamlı yüksek olduğu görülmüştür. Asprosin düzeylerinin yaş, 2.saat glukoz, HbA1c ve kreatinin düzeyleriyle pozitif ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Kontrol grubuna göre istatiksel anlamlı olarak; leptin düzeyleri ilk 4 grupta yüksek, ghrelin düzeyleri ise grup 1'de düşük olarak saptanmıştır. Leptin kadın cinsiyet, VKİ, lipid profili, ALT, glukoz, insülin, C-peptid, Homa-IR, ve CRP düzeyleriyle pozitif korele bulunmuş, bel-kalça oranı ile ise korelasyon tespit edilememiştir. ADA sınıflamasında grup1'den grup4'e ilerledikçe leptin/ghrelin oranının azaldığı saptanmıştır. Sonuçlar: Asprosin insülin direncinden ziyade glukoz sekresyonu ile ilişkili olup ve leptin/ghrelin oranındaki azalma ise enerji-glukoz homeostazını bozarak; obezitede T2DM'deki patofizyolojide etkili olabilir. Asprosin düzeylerinin Alzheimer hastalığında yaştan ve VKİ'den bağımsız olarak kontrol grubuna göre yüksek olduğu, literatürde bilgimiz dahilinde ilk kez tespit edilmiştir. T2DM ve obezite ile ortak yönlerinden dolayı, Alzheimer hastalığını tip 3 Diyabet olarak tanımlamanın uygun olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar sözcükler: Obezite, Alzheimer hastalığı, Tip 2 Diyabetes Mellitüs

Alzheimer hastalığıAmilinAsprosin+5
Ahmet Angın
Manisa Celal Bayar University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Peripartum dönemde rasyona ilave edilen yağlı tohumların keçi ve oğlaklarda performans ve plazma adipokin konsantrasyonuna etkisi

Mevcut çalışmada peripartum dönemde rasyona ilave edilen yağlı tohumların (omega-6 yağ asiti olan linoleik asitce zengin aspir, omega-3 yağ asiti olan linolenik asitce zengin keten tohumu ve omega-9 olan oleik asit ve omega-6 olan linoleik asitce zengin susam) keçi ve oğlaklarda performans ve plazma adipokin konsantrasyonuna etkisi araştırılmıştır. Prepartum -4. haftada 42 baş Alman Alaca x Kıl melezi keçi dört gruba ayrılmış (Kontrol, Aspir, Keten, Susam) ve bazal rasyona ilave olarak 100 g yağlı tohumla (aspir / keten / susam) beslenmiştir. Aynı gruplar oğlaklamadan postpartum 6. haftaya kadar ise bazal rasyona ilaveten hayvan başına 200 g yağlı tohum almıştır. Haftalık olarak bireysel kan ve süt numuneleri toplanmıştır. Prepartum dönemde yağlı tohumların adiponektin, ghrelin, leptin konsantrasyonları üzerine etkisi saptanmamıştır (herbir değişken için P>0.05). Postpartum dönemde ise adiponektin konsantrasyonu etkilenmemiş, aspir ve keten ilaveleri ghrelin (P=0.03) ve leptin (P=0.03) konsantrasyonlarını artırmıştır. Prepartum ve postpartum dönemde yağlı tohum ilavesi canlı ağırlık değişimini etkilememiştir (P˃0.05). Ancak, prepartum ve postpartum dönemde susam ilavesi kuru madde tüketimini azaltmıştır (P˂0.01). Kolostrum IgG (g/L) düzeyi omega-3 kaynağı olan keten ilavesiyle yükselmiştir (P=0.05). Süt verimi, düzeltilmiş süt verimleri, süt kuru madde ve süt yağ düzeyleri yağlı tohumlardan etkilenmemiştir (P˃0.05). Yağlı tohum verilen gruplarda protein, kazein, laktoz (P˂0.01) ve üre konsantrasyonlarının (P=0.08) kontrol grubuna göre yüksek olduğu ve en yüksek düzeylerin susam grubunda bulunduğu tespit edilmiştir. Kontrol, aspir, keten ve susam gruplarından doğan oğlakların canlı ağırlık değişimi ve canlı ağırlık arasında istatistiksel fark saptanmamıştır (P˃0.05). Mevcut çalışma ile yağlı tohumların hayvanların enerji durumundaki değişiklikler yoluyla plazma leptin ve ghrelin konsantrasyonunu değiştirebileceği ortaya konulmuştur.

AdiponektinAspirGhrelin+2
Metehan Kutlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Stres bozukluğunun beslenme bozukluğuna ve serum leptin, ghrelin, adiponektin düzeylerine etkisi

Günümüzde çok sayıda stres etkeni ile sıkça karşılaşılmaktadır. Stres etkenleri, kişinin beslenme alışkanlıklarını etkilemektedir. Beslenme alışkanlıklarındaki değişim, beslenme bozuklukları denilen durumlara zemin hazırlamaktadır. Çalışmamızda stres bozukluğunun yeme bozukluğuna ve adipositokin düzeylerine nasıl etki ettiğini araştırmayı amaçladık. Hastanemizde çalışan, öğrenim gören ve polikliniklere başvuran 18- 30 yaş arası hergangi bir hastalığı bulunmayan 313 kadına yeme bozukluğu ve stres bozukluğunun tespiti için daha önceden tarafımızca geçerlilik çalışması yapılmış SCOFF ve PSS testleri uygulandı. 313 kişilik çalışma grubundan 120 kişiye rutin laboratuar tetkikleri ve adipositokin düzeyleri çalışıldı. Tetkik edilen 120 kişiden yeme bozukluğu olmayan ve VKİ 18.5 ile 25 arasında olan 40 kişi kontrol grubu, 80 kişi vaka grubu olarak alındı. Bu vaka grupları VKİ'ne göre 18,5 altı 25 üstü ve aradaki normal değerler olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Elde edilen 4 grup stres bozukluğu olup olmamasına göre de ayrı ayrı gruplandırıldı. 313 kadında yeme bozukluğu sıklığı %46,6 ; stres bozukluğu sıklığı % 34,5 idi. Stres bozukluğu olanlarda (%54,1) olmayanlara (%45.9) göre daha yüksek oranda yeme bozukluğu saptandı. Oluşturulan 4 grupta rutin laboratuar tetkikleri çalışıldı, grupların homojen olduğu izlendi. Bu gruplarda adipositokin düzeyleri çalışıldı. Yeme bozukluğu olan ve VKİ 18.5'in altında olan grupta leptin diğer gruplara göre anlamlı olarak düşük; ghrelin ve adiponektin diğer gruplara göre yüksek bulunmuştur. Aynı VKİ'ne sahip yeme bozukluğu olan ve olmayan grupta anlamlı farklılık saptanmamıştır. 4 grupta stres açısından kıyaslandığında VKİ 18.5'in altında olduğu grubun stres bozukluğu olan alt grubunda leptinin düştüğü, ghrelin ve adiponektinin arttığı; VKİ 25'in üzerinde olduğu grubun stres bozukluğu olan alt grubunda ise leptinin arttığı ghrelin ve adiponektinin azaldığı saptanmıştır. (p<0,05) Son olarak yeme bozukluğu olanlarda olmayanlara göre adipositokinlerin hepsinde anlamlı olarak arttığı bulunmuştur. Çalışmamız sonucunda 18-30 yaş arasında kadınlarda yeme bozukluğu ile leptin, ghrelin, adiponektin arasında doğrudan ilişki bulunmuştur. Bununla beraber stresin hem yeme bozukluğuna katkıda bulunduğu, hem de adipositokin değerlerini etkilediği saptanmıştır.

AdipokinlerAdiponektinBeslenme bozuklukları+4
Barış Köksal
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İdiyopatik parkinson hastalarında subjektif uyku kalitesi ve serum ghrelin seviyeleriyle olan ilişkisi

İdiopatik Parkinson hastalığı (İPH), substantia nigra pars compacta'daki dopaminerjik nöronların dejenerasyonu ile karakterize kronik, ilerleyici, nörodejeneratif bir hastalıktır. Uylu problemleri parkinson hastalarını etkileyen önemli non-motor semptomlardandır. Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKI) uyku kalitesini değerlendirmek için kullanılan ölçeklerden biridir . Ghrelin, büyüme hormunu sekretuar resöptörünün endojen bir ligandı olan popüler ismiyle "açlık hormonu" olarak bilinen bir peptittir. Uygun yöntemle ve uygun zamanda ölçüldüğünde ghrelinin erken evre Parkinson hastalarında bir biyobelirteç olabilceği literatürde bildirilmiştir. Bu amaçla , çalışmamızda İdiopatik Parkinson Hastalarında subjektif uyku kalitesinin ve bunun serum ghrelin ile olan ilişkisinin gösterilmesi amaçlanmıştır . Parkinson ve Hareket Hastalıkları polikliniğimizce takipli 63 Parkinson hastası ve sosyodemografik olarak benzer dağılıma sahip 59 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Hastalarımızın %61,9 erkek , %38,1 i kadın olup yaş ortalaması 64,7 ydi. Hastalarımız Modifiye Hoehn ve Yahr Skalası (H&Y) ve Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği (BPHDÖ) ile değerlendirildi . Hasta ve sağlıklı gönüllülerin PUKI ölçeği tesbit edildi , ELISA yöntemi kullanılarak serum açlık ghrelin seviyelerine bakıldı. Çalışmamızda hasta ve kontrol grubunun PUKİ değerleri arasında anlamlı bir farklılık görüldü ( p = <0,001 ) ve Parkinson hastalarında PUKI değerleri daha yüksek saptandı , bunun yanında hastaların PUKI değerleri ile BPHDÖ Nonmotor puanları arasında anlamlı ve orta derecede korele ( r 0,517) bir ilişki tesbit edildi . Serum açlık ghrelin seviyeleri ile BPHDÖ motor ,BPHDÖ non motor , H&Y ve PUKI değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı. Daha fazla Parkinson hastasında açlık ghrelinin yanında postprandiyel değişik saatlerde ölçülen Ghrelinin seviyelerine bakılan ek çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler : İdiopatik Parkinson Hastalığı , H&Y, BPHDÖ, Açlık Serum Ghrelin Düzeyi , Pitsburg Uyku Kalite İndeksi

GhrelinParkinson hastalığıPittsburg uyku kalitesi ölçeği+2
Alper Aziz Hüdai Ayaslı
Düzce University
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Examination of serum ghrelin, IL-1β, IL-6 levels in migraine

Migraine, is defined as repetitive pain localized to one half of the head, throbbing, accompanied by nausea and vomiting, sensitivity to light and sound, affects more than 10 percent of people worldwide. The etiopathogenesis of migraine, which is a public health problem, has not been clarified yet. In this research, it was aimed to evaluate the effects of IL-1β and IL-6, which have a role in neurogenic inflammation, and Ghrelin levels, which have vasodilator effects and anti-inflammatory effects, on migraine disease.In the research, 44 patients diagnosed with migraine by Düzce University Application and Research Center Neurology Polyclinic and 44 people without migraine were included in the research as the control group. A patient information form was used in data collection, and blood samples were taken from the volunteers and Ghrelin, IL-1β, IL-6 measurements were made with the Elisa method. Data were evaluated using SPSS 24.0 statistical program. Descriptive statistics were evaluated by percentage, number, mean and median. The differences between the groups in terms of categorical variables were analyzed with the chi-square test. In the comparison of two independent groups in terms of numerical variables, Student's T-test was used when parametric test assumptions were met and Mann Whitney-U analysis was used for measurements where parametric test assumptions were not met. Confidence interval for p significance in statistics was accepted as p≤0.05. In the research, there was no statistically significant difference between migraine and control groups in terms of sociodemographic and medical characteristics. The median level of Ghrelin in the migraine group was 487.37±157.52 and the median level of control group was 264.48±124.08, the difference was statistically significant (p<0.001). There was no significant difference between IL-1β and IL-6 levels in migraine and control groups (p=0.673, p=0.336). There was no correlation between Ghrelin and IL1-β, IL-6 in the migraine group and control group (r<0.137, r<0.205 p=0.375 , p=0.181 in migraine, r<0.073, r<0.115, p=0.636 p=0,457 in control group, respectively). Ghrelin, is known to be released from the trigeminal ganglia together with CGRP, was high in the migraine patient group suggests that Ghrelin may have a role in the pathophysiology of migraine. Keywords: Ghrelin, IL-1β, IL-6, Migraine.

PainHeadacheHeadache disorders+4
Nehir Yüksel
Düzce University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Uzun, orta ve kısa zincirli yağ asitlerinin nesfatin-1, omentin, adropin, leptin ve ghrelin düzeyleri üzerine etkilerinin araştırılması

Nesfatin-1, omentin, adropin, leptin ve ghrelin ile ilgili yapılmış çok sayıda çalışma mevcuttur fakat uzun, orta ve kısa zincirli yağ asitlerinin kandaki nesfatin-1, omentin, adropin, leptin ve ghrelin serum/doku konsantrasyonuna etkilerine dair veriler azdır. Bu çalışma Bütürik asit, kaprilik asit ve oleik asidin kombine kullanımının nesfatin-1, omentin, adropin, leptin ve ghrelin salgılanması üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmada 49 adet erkek wistar cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar rastgele kontrol grubu, bütirik asit grubu, kaprilik asit grubu, oleik asit grubu, bütirik asit+kaprilik asit grubu, bütirik asit+oleik asit grubu ve kaprilik asit+oleik asit grubu olmak üzere 7 gruba ayrıldı. 21 gün süresince oral olarak yağ asidi uygulandı. Çalışma sonunda sıçanlardan alınan serum örneklerinden nesfatin-1, omentin, adropin, leptin ve ghrelin düzeyleri ELİSA yöntemi ile belirlendi. Gruplar nesfatin-1, omentin, adropin, leptin ve ghrelin seviyesi bakımından karşılaştırıldığında bütirik asit grubunun nesfatin-1, omentin, adropin, leptin ve ghrelin seviyesi değerlerinin diğer gruplardan daha yüksek olduğu görüldü. Gruplar daha ayrıntılı incelendiğinde Kontrol grubunun deney sonrası ortalama ağırlık değerlerinin deney öncesi ortalama ağırlık değerlerinden istatistiksel olarak daha yüksek olduğu belirlendi (p=0,0002). Diğer gruplarda ise istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05).Sonuç olarak bütirik asit kullanımının serum protein düzeylerinde artışa yol açabileceği fakat kilo kaybında anlamlı bir etkisinin bulunmadığı görülmüştür.

AdropinButirik asitGhrelin+6
Seda Şahin
Düzce University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Demir eksikliği anemisinde tedavinin ghrelin ve hepsidin düzeylerine etkisi

Giriş: Anemi dünya çapında bir halk sağlığı sorunudur. En sık görülen anemi nedeni demir eksikliği anemisidir. Demir eksikliği anemisi (DEA) tedavisi basit gibi görünse dahi özellikle oral demir tedavisine uyumda problemlere sık rastlanır. Tedavi sürecinde kilo alımı hastaların ilaçları düzenli kullanmaması ya da bırakmasına neden olan önemli bir sorundur. Ghrelin iştah ve kilo alımı, hepsidin ise demir metabolizması ile ilgili son yıllarda araştırılan parametrelerdir. Ghrelin mide fundusundan salgılanan, açlık hissini uyaran bir hormondur. Merkezi ya da periferal yoldan iştah ve gıda alımını arttırır. Hepsidin, bağırsaktan demir emiliminin bir homeostatik düzenleyicisidir. Çalışmamızda DEA tedavisinde ghrelin ve hepsidin düzeylerindeki değişimleri araştırarak, DEA'de görülen çok sayıda semptomu ve tedavi sırasında yaşanan kilo alımı ilişkili uyum problemlerini açıklamaya katkı sağlayacak bilgiler edinmeyi umuyoruz. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Düzce Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Ekim 2015 - Ekim 2016 tarihleri arasında Dahiliye ya da Hematoloji polikliniğine başvuran, 18 yaş üzeri, WHO veya Türk Hematoloji Derneği kriterlerine göre demir eksikliği anemisi (Hgb değeri kadınlarda <12gr/dl, erkeklerde <13 gr/dl ve Ferritin <15 ng/mL ) tanısı konan 130 hasta dahil edildi. Dışlama kriterlerinden birini taşıyan veya onam vermeyen 43 kişi çalışma dışı bırakıldı. 87 hasta ve 50 kişilik kontrol grubu ile çalışma tamamlandı. Hasta ve kontrol grubundan yaş, cinsiyet, kilo, boy, bel-kalça çevresi ölçümleri, VKİ bilgileri ve kan örnekleri alındı. Hastaların demir eksikliği tedavisi sorumlu doktorunun önerdiği doz ve yöntemle yapıldı, araştırmacılar tedavi üzerine herhangi bir etkide bulunmadı. Tedavinin 3. ayından önce olmamak kaydıyla, hastanın takip edilmekte olan anemi parametreleri (hemoglobin, ortalama eritrosit hacmi, ferritin) normale döndükten sonra hasta grubunda ölçümler ve kan tetkikleri tekrarlandı. Kontrol grubundan bir kez, hasta grubunda tedavi öncesi ve sonrasında olmak üzere iki kez alınan örneklerde hepsidin ve ghrelin düzeyleri incelendi. Bulgular: Hasta ve kontrol grubu karşılaştırıldığında yaş, cinsiyet, boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ) , bel ve kalça çevresi açısından anlamlı fark saptanmamıştır. Hasta grubunda tedavi sonrasında kilo, VKİ, bel ve kalça çevresi ölçümlerinde anlamlı artış saptandı (p<0,001). Hastaların tedavi sonrasında ortalama 1,15kg aldığı (p<0.001), VKİ'nin 25.86 kg/m2 den 26.33 kg/m2 ye yükseldiği (p<0.001), bel çevresinin 0,81cm, kalça çevresinin 0.82 cm arttığı (p<0.001) ancak bel /kalça oranının sabit kaldığı saptanmıştır. Hasta grubunun tedavi öncesi plazma hepsidin ve ghrelin seviyesi kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (hepsidin için 80±21 ng/dl vs. 179 ng/dl p<0.001, ghrelin için 152±119 pq/ml vs 213±167 pq/ml, p=0.026). Demir tedavisi sonrası hepsidin seviyelerinin tedavi öncesine göre anlamlı olarak arttığı gözlenmiştir (80±21 ng/dl vs 92±13 ng/dl p<0.001). Tedavi sonrası bakılan plazma ghrelin seviyelerinde de artış trendi olmakla beraber istatistiksel olarak anlamlı saptanmamıştır (152±119 pq/ml karşın164±150 pq/ml, p=0,589). Ghrelindeki kişisel artışların korelasyonları incelendiğinde, ghrelin artışının hem kilo hem de VKİ artışı ile pozitif yönde anlamlı korelasyon gösterdiği saptandı. Sonuç: Demir eksikliği anemisi tanılı hastalarda sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında hem bağırsaktan demir emilimi ile ilişkili etkileri bilinen hepsidin hem de iştah ilişkili temel hormonlardan olan ghrelin seviyesini düşük saptadık. Tedavi sonrası bu belirteçlerin her ikisinde de artış olmakla beraber yalnızca hepsidindeki artış belirgindi fakat kilo alımı ile ilişkili bulunmadı. Ghrelindeki artış muhtemelen kilo alımının ghrelin düzeylerini fizyolojik olarak baskılaması nedeniyle istatistiksel anlamlılığa ulaşmadı. Ancak hasta bazında kilo artışı incelendiğinde düşük düzeyde de olsa ghrelindeki artışla pozitif yönde korelasyon saptandı. Demir eksikliği anemisinin önemli semptomlarından biri olan iştahsızlığın ve tedaviyle ortaya çıkan kilo alımının ghrelin ve hepsidin düzeylerindeki değişimle ilişkili olabileceğini ortaya koyduğumuz çalışmamızın, bu konuda yapılacak daha geniş ve kontrollü çalışmalara ışık tutacağını umuyoruz. Anahtar Kelimeler: Demir eksikliği anemisi, ghrelin, hepsidin, iştah, kilo alımı

AnemiAnemi-demir eksikliğiGhrelin+4
Halil Cansun Kılınç
Düzce University
2017
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Preterm, geç preterm ve term bebeklerin, kolostrum, geçiş ve olgun anne sütlerinde ghrelin düzeylerinin karşılaştırılması

Preterm, Geç Preterm ve Term Bebeklerin, Kolostrum, Geçiş ve Olgun Anne Sütlerinde Ghrelin Düzeylerinin Karşılaştırılması Bu çalışma preterm, geç preterm ve term doğumun anne sütündeki ghrelin düzeyleri üzerine etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla her bir grupta 20 anne olacak şekilde preterm (<34/0 hafta), geç preterm (34/0 - 36/6 hafta) ve term (> 36/6 hafta) doğum yapan annelerden üç grup oluşturuldu. Her anneden postpartum 3. (kolostrum), 7. (geçiş sütü) ve 28. (olgun süt) günlerde alınan süt örneklerndeki ghrelin düzeylerine radioimmunoassay yöntemi kullanılarak bakıldı. Çalışma sonunda anne sütlerindeki ghrelin düzeylerine bakıldığında minimum ve maksimum değerlerin 946,1 - 7159,6 pg/ml arasında değiştiği görüldü. Kolostrum, geçiş sütü ve olgun sütteki ghrelin düzeyleri gruplar arasında birbirleriyle karşılaştırıldıklarında aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı görüldü. Her grup kendi içinde değerlendirildiğinde, geç preterm ve term kolostrumundaki ve preterm, geç preterm, term geçiş sütündeki ghrelin düzeylerinin olgun sütlerdeki ghrelin düzeylerinden yüksek olduğu ancak bu farklılığın sadece geç preterm grupta istatistiksel açıdan önem kazandığı görüldü (kolostrum:1747,9 ± 373,1 pg/ml ve olgun süt: 1515,4 ± 315,2 pg/ml, p=0,043; geçiş sütü 1720,3 ± 295,7 pg/ml ve olgun süt: 1515,4 ± 315,2 pg/ml p=0,014 ). Sonuç olarak çalışmamızda, preterm, geç pretem ve term doğum yapan annelerin kolostrum, geçiş sütü ve olgun sütlerindeki ghrelin düzeylerinin gruplar arasında farklılık göstermediği ve tüm gruplarda olgun sütteki ghrelin düzeylerinin azaldığı ancak bu azalmanın sadece geç pretem grupta istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur. Bu çalışma preterm, geç preterm ve term anne sütlerindeki ghrelin düzeylerinin postpartum ilk ay içindeki seyrinin karşılaştırıldığı ilk çalışmadır. Ayrıca preterm kolostrumunda ve geçiş sütünde ghrelin düzeylerinin çalışıldığı ve geç preterm anne sütlerinin ayrı bir grup olarak incelendiği literatürdeki ilk çalışmadır. Geç preterm doğum yapan annelerin kolostrum ve geçiş sütündeki ghrelin düzeylerinin olgun sütteki ghrelin düzeyinden yüksek bulunmuş olması, bu bebeklerin yaşıtlarını yakalamaları için geliştirilmiş bir kompanzasyon mekanizmasının varolabileceğini düşündürmektedir. Bu çalışmanın, anne sütündeki ghrelinin etkilerinin ortaya konulması ve özellikle uzun dönemdeki metabolik etkilerinin anlaşılması için ileride yapılacak çalışmalara katkıda bulunabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Preterm, geç preterm, anne sütü,ghrelin

Anne sütüBebek-prematürBebek-yenidoğmuş+3
Ebru Kazancı
Gazi University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obez hastalarda serum renalaz ve Ürotensin-2 düzeylerinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Obezite vücutta aşırı yağ depolanması ile ortaya çıkan, fiziksel ve ruhsal sorunlara neden olabilen multifaktöriyel, kronik bir hastalıktır. Obezitenin oluşmasında en önemli risk faktörleri sedanter yaşam, aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları, yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi ve genetik faktörlerdir. Obezite ile hipertansiyon, kardiyovasküler hastalık, diyabet, son dönem böbrek yetmezliği gibi birçok hastalık arasında sıkı bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Obezite hem toplum sağlığını ciddi boyutta etkilemesi hem de komplikasyonlarının tedavisi sürecinde ciddi mali yük oluşturması sebebi ile her yaş grubunda dikkatle ele alınıp, primer ve sekonder koruma yollarının özenli şekilde oluşturulup uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir. Renalaz dolaşımdaki katekolaminleri metabolize eden, ağırlıklı olarak böbrekler tarafından üretilen ve bunun yanı sıra kalp, iskelet kası, ince bağırsak, kahverengi ve beyaz yağ dokusundan salındığı da gösterilmiş bir monoamin oksidazdır. Renalaz katekolaminleri, kan basıncını ve sempatik tonusu düzenler. Ürotensin-2 (U-II)'nin insanlarda saptanmış olan formu memelilerde gösterilmiş olan en potent vazokonstriktör peptittir. U-II normal fizyolojik koşullarda vazodilatatör etki gösterebilirken özellikle endotel disfonksiyonu gibi patolojik durumlarda vazokonstriksiyon oluşturmaktadır. U-II seviyelerinin hipertansiyon, konjestif kalp yetmezliği, koroner arter hastalığı, ateroskleroz, diyabet ve metabolik sendrom varlığı ile korele bir biçimde yükseldiği gösterilmiştir. Bu çalışmada uzun dönemde metabolik sendrom ve kardiyovasküler hastalıklar ile birlikteliği bilinen obezitenin, serum renalaz ve U-II düzeyleri ile ilişkisi araştırılmıştır. Aynı zamanda çalışmamızda, bu iki parametrenin adipokin ailesinden olan leptin ve ghrelin ile arasındaki ilişkisi de incelenmiştir. Bu çalışmada; renalaz ve U-II düzeylerinin obezite gelişimindeki rolü ve bu iki parametrenin obezitede görülme sıklığı artan komorbid durumlar ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları polikliniğine Şubat 2019-Haziran 2019 tarihleri arasında başvuran, vücut kitle indeksi (VKİ) 30'un üzerinde olan 56 hasta ve 34 normal kiloda olan gönüllü, çalışmaya dışlama kriterleri çerçevesinde dahil edildi. Hastalar; araştırmaya katılmaya gönüllü olanlardan seçilip, yazılı bilgilendirilmiş onam formları alındı. Çalışma için uygun olan obez ve kontrol grubunun yaş, cinsiyet, eğitim durumları, ek hastalıkları, alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, vücut kompozisyon verileri, laboratuvar parametreleri ve U-II, leptin, ghrelin ve renalaz düzeyleri iki grup arasında değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya toplam 90 katılımcı alınmıştır. Katılımcıların 56'sı (%62,2) obez tanılı hastalardan 34'ü (%37,7) sağlıklı kontrol grubundan oluşmuştur. Hasta grubunda 43 (%76) kadın, 13 (%24) erkek bulunurken konrol grubunda 24 (%70) kadın, 10 (%30) erkek bulunmaktaydı. Her iki grupta kadın cinsiyeti oranı açısından anlamlı farklılık görülmedi (p=0.620). Hasta grubunun VKİ'si 37,4 kg/m² iken kontrol grubunun VKİ'sı 20,6 kg/m² olarak saptandı (p=0,000). Hasta ve kontrol grubu kıyaslandığında obez olan grupta sistolik tansiyon ve diastolik tansiyon kontrol grubuna göre istatistiksel olarak daha yüksek olduğu saptandı (p=0.000). Hasta grubunda serum renalaz düzeyi 162 (67.2-502) ng/ml, serum U-II düzeyi 31.1 (20.39-432.97) pmol/L, serum ghrelin 2008 (1262.8-5961.2) pg/ml olarak ölçüldü. Bu 3 parametre de obez olan grupta istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük saptandı (p<0.05). VKİ'ye göre obezite derecelerinde renalaz, U-II, leptin ve ghrelin düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (sırasıyla; p=0.577, p=0.575, p=0.575, p=812). Serum leptin düzeyinin iki grup arasında yapılan karşılaştırmasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0.571). Çalışmamızda; renalaz ile VKİ ve bel çevresi/kalça çevresi (Bç/Kç) oranı arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif korelasyon tespit edilmiştir (r=-560; p=0.000 ve r=-302; p=0.004 sırasıyla). Renalaz düzeyi ile sistolik ve diastolik kan basıncı (KB) arasında negatif yönde korelasyon saptandı (p=0.000). Obeziteyi öngörmek için yapılan multivariate logistik regresyon analizinde düşük leptin, U-II ve D vitamini (Vit D) düzeyleri ile evli olmanın ve yüksek ALT düzeylerinin obezite riskini öngörebileceği saptanmıştır [Beta (B), -0.131 ; p=0.047 / Beta (B), -0.015; p:0.000 / Beta (B), -0.069; p:0.062 / Beta (B), 0.138; p: 0.007 / Beta (B), 2.775; p:0.001 sırasıyla ]. Sonuç: Çalışmamızda obezite patofizyolojisinde önemli bir yere sahip adipokinlerden olan leptin ve ghrelin ile beraber renalaz ve U-II düzeylerinin obezite ile ilişkisi incelenmiştir. Obez bireylerde renalaz ve U-II düzeyi normal kilolu kişilere kıyasla daha düşük saptanmıştır. Renalaz ve U-II düzeyinin obezlerde daha düşük saptanması obezite gelişiminin nedenlerinden biri mi olduğu yoksa obezitenin bir sonucu mu olduğu cevaplanması gereken sorulardandır. Çalışmamızda obeziteye sıklıkla eşlik eden komorbid durumlar (yüksek kan basıncı, dislipidemi gibi) ile renalaz arasındaki ilişkiye de bakılmış ve renalazın; TG, LDL ve total kolesterol seviyelerinin yüksekliğinde ve yüksek kan basıncı durumlarında seviyesinin azaldığı saptanmıştır. Sempatik tonusun düzenlenmesinde rolü olduğu bilinen renalazın obez bireylerde HT gelişmesinde sorumlu faktörlerden biri olabileceği de düşünülmüştür. Bu konu ile ilgili yapılacak geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Obezite, ürotensin-2, renalaz, leptin, ghrelin

GhrelinLeptinObezite+3
Esra Genç
Düzce University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Panik bozukluğu tanılı hastalarda serum nesfatin-1, leptin, ghrelin ve oreksin-A düzeylerinin ve bunlarla ilişkili olabilecek faktörlerin incelenmesi

Nesfatin-1, leptin, oreksin-A ve ghrelin gibi nöropeptidlerin psikiyatrik bozukluklarla ilişkisini araştıran çalışmaların sayısı giderek artmaktadır. Panik bozukluğu (PB)'nun bu nöropeptidlerle ilişkisi yeterince incelenmemiştir. Bu çalışmada, PB tanılı hastaların serum nesfatin-1, leptin, oreksin-A ve total ghrelin düzeylerinin sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmaya, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran, çalışma ölçütlerine uyan 32 PB tanılı hasta ve sosyodemografik açıdan hasta grubuyla benzer 32 sağlıklı kontrol dâhil edildi. Hasta ve sağlıklı kontrollerin tamamına Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, hastalara ayrıca DSM-5 Panik Bozukluğu Ölçeği (PBÖ) uygulandı. Sonrasında venöz kan örnekleri alındı. Rutin tedavileri sonrasında hasta grubuna aynı işlemler yeniden uygulandı. Enzyme-Linked Immunosorbent Assay (ELISA) yöntemi ile ölçümler gerçekleştirildi. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0 paket programı kullanıldı. Hasta grubunun serum nesfatin-1, leptin, oreksin-A ve ghrelin düzeyleri sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşük saptandı (p<0,001) (p<0,001) (p<0,001) (p<0,001). Hasta grubunun rutin tedavi öncesi ve sonrasındaki serum nesfatin-1, leptin, oreksin-A ve ghrelin düzeyleri karşılaştırıldığında, oreksin-A ve ghrelin düzeyleri açısından anlamlı farklılıklar saptanırken (p=0,046) (p<0,001), leptin ve nesfatin-1 düzeyleri açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,988) (p=0,205). Vücut kitle indeksi ile leptin, oreksin-A ve ghrelin arasında anlamlı pozitif korelasyon saptandı (r=0,587; p=0,001) (r=0,520; p=0,003) (r=0,526; p=0,002). Sonuç olarak, bu çalışma PB'nin de diğer anksiyete bozuklukları gibi serum nesfatin-1, leptin, oreksin-A ve ghrelin düzeylerini etkileyebileceğini ve PB tedavisiyle bu nöropeptidlerin düzeyleri arasında ilişki olabileceğini bildirmektedir. Bu ilişkinin incelenen nöropeptidler arasında değişkenlik göstermesi, tedavi dışında çeşitli faktörlerin bu süreçte rol aldığını göstermektedir. PB ile bu nöropeptidler arasındaki olası ilişkinin aydınlatılması için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Nesfatin-1, leptin, oreksin-A, ghrelin, panik bozukluğu

GhrelinLeptinNesfatin 1+2
Dilek Örüm
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabet oluşturulan erkek farelerde asprosinin bazı hormonlar ve metabolik faktörler üzerine etkisi

Diabetes mellitus (DM) , prevelansı giderek artan en önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Zayıf glisemik kontrol ve insülin direnci nedeniyle Diabetes mellitusta lipid, enerji ve glukoz metabolizmaları etkilenir. Bunlara ek olarak DM, plazma serbest yağ asidi, trigliseritler (TG) ve düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) seviyelerinde bir artışa ve yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) seviyesinde düşüşe neden olur. Beyaz yağ dokusundan salınan bir hormon olan asprosin, yağ dokusundan karaciğere alınır ve karaciğerden dolaşıma hızlı bir glikoz salınımına neden olur. Yapılan çalışmalar asprosin seviyesinin diyabet, obezite, polikistik over sendromu ve metabolik sendrom gibi durumlarda değiştiği göstermiştir. İştahı artıran asprosinin, vücut yağ kütlesi ve iştahsızlığın düzenlenmesinde etkili olabileceği düşünülmektedir. Sağlıklı farelere tek doz asprosin verilmesinin kan şekerini yükselttiği de bilinmektedir. Önemli miktarda yağ dokusundan salgılanan bir diğer hormon olan leptinin enerji metabolizmasının düzenlenmesinde anahtar rol oynadığı bilinmektedir. Ghrelin, mideden salgılanan glikoz metabolizmasında rol oynadığı bilinen oreksinerjik bir peptittir. Açlık hormonu ghrelinin, asprosine benzer şekilde hareket ederek, kan beyin bariyerini geçerek ve hipotalamik gıda alım sistemi yoluyla cAMP'ye bağımlı AgRP nöronlarını aktive ederek iştahı uyardığı gösterilmiştir. Son çalışmalar, bir adipomiyokin olan irisinin, termojenez, toplam vücut enerji metabolizması ve glukoz homeostazının düzenlenmesinde rol oynayabileceğini göstermektedir. Ayrıca uzun süreli irisin uygulaması sağlıklı erkek sıçanlarda serum asprosin düzeylerini artırırken obez erkek sıçanlarda bu artış göstermediği bildirilmiştir. Sağlıklı ve diyabetik hayvanlarda tekrarlanan asprosin uygulamasının kan şekeri, leptin, ghrelin ve irisin düzeylerini değiştirip değiştirmediği bilinmemektedir. Ayrıca diyabetik farelerin karaciğerinde steatohepatite neden olan TG, kolesterol ve LDL birikimi üzerine asprosinin etkileri de bilinmemektedir. Bu çalışmanın hipotezi, yağ dokusundan karaciğere alınan ve karaciğerden dolaşıma glikoz salınımına neden olan asprosinin tekrarlayan uygulamasının diyabetle değişen kan şekeri, leptin, grelin ve irisin düzeylerini düzenleyeceğidir. Ayrıca steatohepatit ile ortaya çıkan ve diyabetin bir komplikasyonu olarak ortaya çıkan karaciğerde TG, kolesterol ve LDL artışını önleyeceği düşünülmektedir. Bu tez çalışması, 25-30 g ağırlığındaki 40 yetişkin erkek Balb/C faresi kullanılarak gerçekleştirildi. Fareler randomize bir şekilde kontrol, asprosin (1 g/kg), asprosin (10 g/kg), streptozotosin (STZ), STZ + asprosin (10 g/kg) (n=8 her bir grup için) olmak üzere beş gruba ayrıldı. Asprosin, farelere 3 günlük aralıklarla dört kez intraperitoneal olarak (i.p.) enjekte edildi. Kan glukoz ölçümü kuyruk veninden manuel glukometreyle yapıldı. Serum leptin, ghrelin, irisin düzeyleri enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemiyle ölçüldü. Karaciğer örnekleri homojenize edildi. Trigliserid, kolesterol ve ldl düzeyleri otoanalizatör kullanılarak belirlendi. Varyansların normalliğini ve homojenliğini belirlemek için sırasıyla Shapiro-Wilk testi ve Levene yöntemi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki önemli farklılıklar, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve ardından post hoc Tukey testi ile belirlendi. Bu tez çalışmasıyla ilk kez sağlıklı hayvanlarda kan glukozunu arttıran asprosinin diyabetik hayvanlar kan glukoz seviyesini değiştirmediği gösterildi. Asprosin diyabetik farelerde irisin düzeyini düşürürken ghrelin düzeyini yükseltirken leptin düzeyini değiştirmedi. Asprosin diyabetik farelerde artan hepatik TG, kolesterol ve LDL seviyelerini azalttı. Çalışmamızın sonuçları, asprosinin glukoz ve enerji metabolizmasının düzenlenmesinde önemli bir rolü olabileceğini göstermektedir. Ayrıca asprosinin diyabet ve diyabet komplikasyonları ile ilişkisini anlamada büyük ölçüde katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Asprosin, diabetes mellitus, kan glukozu, irisin, ghrelin, leptin

AsprosinDiabetes mellitusDiabetes mellitus-deneysel+7
Münevver Gizem Hekim
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Borderline kişilik bozukluğu tanılı hastalarda impulsivite ve agresyonun serum ghrelin, D vitamini ve lipit düzeyleri ile ilişkisi

Borderline kişilik bozukluğu (BKB) genç erişkinlik döneminde başlayan, bireyler arası münasebetlerde, benlik algısında ve duygulanımda tutarsızlık gösteren, belirgin dürtüselliğin eşlik ettiği bir hastalıktır. Bu çalışmada BKB tanılı hastalarda impulsivite ve agresyonun serum ghrelin, D vitamini ve lipit düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya Fırat Üniversitesi Hastanesi Ruh sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğine başvuru yapan veya yatarak tedavi gören, herhangi bir organik hastalık öyküsü ve psikotik bozukluk tanısı olmayan BKB tanısı alan toplamda 30 kadın hasta alınmıştır. Çalışma şartlarını sağlayan, hasta gruplarıyla yaş ve cinsiyet bakımından eşleştirilmiş 30 sağlıklı kişiden kontrol grubu oluşturulmuştur. Vaka grubunun Borderline Kişilik Envanteri (BKE), Beck Anksiyete Envanteri (BAE) ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) puan ortalamaları kontrol grubunun puan ortalamalarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Vaka grubunun ghrelin, kolesterol ve trigliserid seviyeleri kontrol grubunun değerlerinden anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Vaka grubunun Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu (BIS-11) ve Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği (BPSÖ) toplam puanları ve onların alt boyutlarında aldıkları puanlar kontrol grubunun puanlarından anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Ghrelin ile BIS-11 toplam puanı ve alt boyutları (dikkat, motor, plansızlık) arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. D vitamini ile BPSÖ alt boyutu olan öfke puanı arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Trigliserid ile BPSÖ alt boyutu olan sözel saldırganlık puanı arasında negatif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak BKB olanların anksiyete, depresyon skorları, ghrelin, kolesterol ve trigliserid seviyelerinin kontrol grubundan yüksek olduğu bulunmuştur. Bundan dolayı BKB olan hastaların yönetiminde ve tedavisinde bu değişkenlerin dikkate alınması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Borderline kişilik bozukluğu, ghrelin, D vitamini, lipit, agresyon

Dürtüsel davranışGhrelinLipidler+3
Şahin Karakaş
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obstrüktif uyku apneli çocuklarda leptin, ghrelin ve oreksin düzeylerinin araştırılması

En sık uyku bozukluklarından biri olan OUAS'ın sıklığı %1-5 arasında değişmektedir. Çocuklarda tedavi edilmediğinde büyüme geriliği, okul başarısında azalma ve kardiyovasküler komplikasyonların sebebidir. Bundan dolayı pediatrik OUAS'da fizyopatoloji, tanı ve tedavi yöntemleri önem kazanmaktadır. Çalışmamızda, obstrüktif apneli ve obez olmayan çocuklarda serum HDL, LDL, VLDL, total kolesterol, trigliserid, leptin, ghrelin ve oreksin düzeylerinin OUAS fizyopatolojisindeki yeri araştırılmıştır. Uykuda horlama, apne şikayetleri olan ve AHİ'lerine göre üç gruba ayrılmış 38 hasta değerlendirilmiştir. Hastalardan önce HDL, LDL, VLDL, total kolesterol, trigliserid, leptin, ghrelin ve oreksin için serum örnekleri alınıp ardından anket uygulanmıştır. Üç grup total kolesterol, HDL, LDL, leptin, ghrelin ve oreksin açısından karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Saptanan VLDL değerlerinin 1. grupta 2. ve 3. gruptan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklı olduğu (p: 0,008), farkın 1. gruptan kaynaklandığı, trigliserid açısından ise üç grup arasında anlamlı farklılık olmakla birlikte (p: 0,044) ikili gruplar halinde karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarakanlamlı fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,016). Erişkinlerde OUAS ile serum leptin, ghrelin ve oreksin arasında korelasyonların olduğunu gösteren çalışmalar vardır. Ancak çalışmamızda obeziteden bağımsız olarak gruplar arasında leptin, ghrelin ve oreksin düzeylerinin istatistiksel olarak farklı olmadığı saptanmıştır. Bu sonuç pediatrik OUAS'ın patogenezinde leptin, ghrelin ve oreksinin yerini ortaya koymak için daha fazla hastaya sahip kapsamlı çalışmaların gerektiğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: obstrüktif uyku apnesi, leptin, ghrelin, oreksin

AdenoidlerGhrelinHormonlar+5
Eyüp Geyik
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İdiyopatik trombositopenik purpurada kemik iliğinde girelin, HSP70, BCL-2 ve bax gösterimi

İdiyopatik trombositopenik purpura (İTP), trombositopeni (trombosit sayısı <100.000/mm3), plazmada antitrombosit antikorların varlığı, trombosit yaşam süresinin kısalığı ve kemik iliğinde megakaryositlerin artması ile karakterize çocukluk çağının en sık karşılaşılan edinsel trombositopeni nedenidir. Patogenezindeki esas neden trombosit ömrünün kısalmasıdır. Buna neden olabilecek pek çok faktör öne sürülmüştür. Oksidatif etki, antioksidan mekanizma, apoptozis ve antiapoptozisin her birinin ayrı ayrı etkisi olduğu üzerine çalışmalar bulunmaktadır. Çalışma grubumuza İTP tanılı 45 hasta alındı. Tanıdan itibaren ilk 3 ay içinde trombositopenisi düzelen 23 olgu Grup I (Yeni Tanı Konmuş İTP), tanıdan itibaren 12 ay veya daha uzun sürede tombositopenisi düzelmeyen 22 olgu Grup II (Kronik İTP) ve bu tüm olguları içerenler Grup III (Toplam İTP) olarak belirlendi. Grup IV (Kontrol Grubu) olarak solid tümör saptanan, bu nedenle kemik iliği aspirasyon ve biyopsisi yapılarak normal olduğu belirlenen 20 olgudan oluşturuldu. Çalışmada retrospektif olarak dosya kayıtları incelenerek hasta ve kontrol grupları belirlendi. Bu olguların patoloji labaratuvarında saklı parafin blok örneklerine ayrı ayrı girelin, Hsp70, Bcl-2 ve Bax uygulandı. Boyanma yaygınlığı, boyanma şiddeti ve boyanma skoru açısından immunohistokimyasal olarak değerlendirildi. Kronik İTP'li olgularda girelin boyanma yaygınlığı ve boyanma skoru Yeni Tanı Konmuş İTP'li olgulara göre; girelin boyanma şiddeti ise Yeni Tanı Konmuş İTP ve Kontrol Grubu'na göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (p<0,05). Çalışmaya dahil edilen gruplar arasında Hsp70 ve Bcl-2 boyanma yaygınlığı, boyanma şiddeti ve boyanma skoru açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık izlenmedi (p>0,05). Tüm İTP'li olgularda Kontrol Grubu'na göre Bax boyanma şiddeti istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (p<0,05). Bax boyanma yaygınlığı ve boyanma skoru açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık izlenmedi (p>0,05). Bcl-2/Bax ve Hsp70/Bax boyanma skoru oranları bakımından çalışmaya dahil edilen olgular arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık izlenmedi (p>0,05). Ancak girelin/Bax boyanma skoru oranı Kronik İTP'li olgularda Yeni Tanı Konmuş İTP'li olgulara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (p<0,05). Bir oksidan olan Bax parametresinin tüm gruplarda düşük olması; antioksidan parametreler olan girelin, Bcl-2 ve Hsp70 parametrelerinden sadece girelin düşüklüğü İTP'deki olayların bir sonucu mu, yoksa nedeni mi olduğu araştırmaya açık bir konudur. Bu bilgilerin ışığında, trombositlerdeki yapısal ve fonksiyonel değişikliklerden ve trombositopeni mekanizmasından yalnızca antijen-antikor reaksiyonunu sorumlu tutmanın yeterli olmadığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: İdiyopatik trombositopenik purpura, girelin, Hsp70, Bcl-2, Bax

Genler-BaxGenler-Bcl-2Ghrelin+3
Mevra Çay
Fırat University
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Değişik yaş grubunda olan Anadolu merinosu ve akkaraman ırkı koyunlarda serum leptin ve ghrelin seviyelerinin belirlenmesi ve karşılaştırılması

Bu araştırmada aynı ağılda, aynı yemlerle, aynı şartlarda beslenen 3 aylık, 9 aylık ve 24 aylık yaşlarda ki Merinos ve Akkaraman ırkı koyunlarda serum leptin, ghrelin ve insülin değerleri ölçüldü. Leptin, ghrelin ve insülin değerlerinin farklı ırk ve yaş gruplarında ki değerleri ve yağlı ve yağsız kuyruklu koyunlarda ki değerlerini belirlemek ve aralarındaki ilişkiyi karşılaştırmak amaçlandı.Yağlı kuyruklu bir ırk olan Akkaraman koyun ırkı ile yağsız kuyruğa sahip olan Anadolu Merinosu ırkı karşılaştırıldı. Araştırma materyalini Çankırı ili Orta ilçesinde bulunan Akkaraman ve Merinos ırkı koyun yetiştiriciliği yapılan bir çiftlik oluşturdu. Araştırmanın çalışma grubunu için her yaş grubundan 10'ar olmak üzere toplamda 60 koyundan kan örneği alındı. Bu örnekleri 3 aylık, 9 aylık ve 24 aylık yaşlarında ki Anadolu Merinosu ve Akkaraman ırkı koyunlar oluşturdu. Alınan kan örneklerinden ELISA yöntemi ile ayrı kitler kullanılarak serum leptin, ghrelin ve insülin değerleri ölçüldü. Akkaraman ve Merinos ırkı koyunlarda vücut ağırlıkları kg cinsinden ölçüldü. 3 ay, 9 ay ve 24 aylık yaşlarda Akkaraman ırkında ortalama veriler sırasıyla 42,3 kg, 56,5 kg ve 77,68 kg ölçülürken Merinos ırkında ise 3 ay, 9 ay ve 24 aylık yaşlarda ortalama veriler sırasıyla 35,24 kg, 54,91 kg, 66,14 kg ölçülerek Akkaraman ırkı koyunlar her yaşta canlı ağırlık olarak Merinos ırkı koyunlardan daha fazla ağır gelmişlerdir. Ghrelin değerleri daha ağır ırk olan Akkaraman ırkında 3 aylık yaşta ortalama 180,99 ng/mL ölçülürken Merinos ırkında ise 3 aylık yaşta ortalama daha düşük olarak 124,30 ng/mL çıkmış ve ileri yaş ölçümlerinde her iki gruptada bu seviyelerde düşme gözlemlenmiştir. Karşımıza çıkan sonuçlarda, yağ dokudan sentezlenen Leptin değerleri yağlı kuyruklu bir ırk olan Akkaraman ırkında yağsız kuyruklu Merinos ırkına nazaran daha yüksek çıkmıştır. Akkaraman ırkında 3 aylık yaşta ortalama 122,19 ng/mL olarak ölçülen leptin değeri ise 3 aylık yaştaki Merinos ırkında ortalama 100,91 ng/mL olarak ölçülmüş ve ileri yaş ölçümlerinde Leptin değerleri her iki gruptada yükselmiştir. İnsülin değerleri 3 aylık yaştaki Akkaraman ırkı koyunlarda ortalama 13,49 mIU/L olarak, 3 aylık yaştaki Merinos ırkı koyunlarda ise ortalama 9,66 mIU/L olarak ölçülmüş ve yaş ilerledikçe yapılan ortalama ölçümlerde yükselme gözlenmiştir. Yaşın ve vücut ağırlığının ilerlemesi ile birlikte leptin ve insülinde değerlerinde artış, ghrelin değerlerinde düşüş gözlemlendi. Sonuç olarak, ghrelin, leptin ve insülin hormonlarının yaş, vücut ağırlığı ve yağ kitlesi üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmaların çoğu insanlar üzerinde olup hayvanlar üzerinde ve özellikle ruminantlar üzerinde pek fazla çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışma ile birlikte ilk kez yağlı ve yağsız kuyruklu koyunlarda 3 hormonun yaş ve vücut ağırlığı ile ilişkisi incelenmiş oldu.

GhrelinKoyunlarLeptin
Yunus Emre Konuksever
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel üveit modelinde ghrelin tedavisi ve vitreus sitokin düzeyleri

Bu çalışmada, deneysel üveit modelinde ghrelin tedavisinin sitokinler üzerine olan etkileri araştırılmıştır. Üveit tedavisinde etkin oldukları bilinen takrolimus ve infliksimab ghrelin ile etkinlik açısından karşılaştırılmıştır.Denekler, 300 gram ağırlığında 30 adet rattan oluşmuştur. Ratlar, her bir grupta altı denek olacak şekilde beş eşit gruba ayrılmıştır. Birinci grup dışındaki bütün ratlara intraperitoneal 1 mg/ml konkanavalin a uygulanarak deneysel üveit oluşturulmuştur. Üveit oluşumu, 14. gün her gruptan ikişer rat globunun histopatolojik olarak incelenmesi ile tespit edilmiştir. İkinci gruptaki ratlara üveit oluşumu sonrası tedavi verilmemiştir. Üçüncü grubtaki ratlara üveit oluşumu sonrası intraperitoneal infliksimab 0, 1, 3, 5 ve 7. günlerde 100 mikrolitre olarak uygulanmıştır. Dördüncü gruba üveit oluşumu sonrası intraperitoneal takrolimus, yedi gün boyunca 1 mg/kg/gün olarak verilmiş, 5. gruba üveit oluşumu sonrası 7 gün boyunca intraperitoneal 10 ng/kg/gün dozunda ghrelin tedavisi uygulanmıştır. Çalışmanın 21. günü her grupta enüklee edilen gözlerden alınan vitreus örnekleri immünolojik olarak değerlendirilmiştir.Üveit oluşumunu tespit etmek için yapılan histopatolojik değerlendirmede immünizasyon uygulanan gruplardaki ratların retina ve siliyer cisimlerinde harabiyet gözlenmiştir. TNF ??? , IL-1 ve IL-6 gibi enflamasyonda rol oynayan sitokinlerin değerlendirilmesinde üveit oluşturulan grupta, kontrol grubuna göre anlamlı derecede yükselme tespit edilmiştir (p<0.05). Ayrıca takrolimus ve infliksimab uygulanan grupta tedavi sonucunda anlamlı olarak bu üç sitokin düzeylerinde azalma saptanırken (p<0.05), ghrelin tedavisi verilen grupta sitokin düzeyleri azalmış ancak istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05).Sonuç olarak TNF ??? , IL-1 ve IL-6 gibi üveit patogenezinde önemli rol oynayan sitokinleri etkisiz hale getirebilecek ya da düzeylerini azaltacak takrolimus ve infliksimabın tedavide etkin olduğu ancak ghrelin tedavisinin istenilen etkiyi ortaya çıkarmadığı saptanmıştır. Ghrelin tedavisinin üveitteki etkin dozunun saptanabilmesi için farklı dozlar ve farklı uygulama şekilleri ile yapılacak ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: Üveit, TNF-a, IL-1, IL-6, takrolimus, infliksimab, ghrelin.

GhrelinGöz hastalıklarıTakrolimus+5
Fatih Cem Gül
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vitamin B12 eksikliğinde girelin gen polimorfizmi

Vitamin B12 insan organizması tarfından sentezlenemez. Esas olarak deoksi ribonükleik asit (DNA) ve myelin sentezinde gereklidir. Vitamin B12 eksikliği insidansı toplumdan topluma, değişik yaş guruplarına, sosyoekonomik düzeye ve beslenme alışkanlıklarına göre farklılık gösterir. Toplumda eksikliğinin %3 ile %40 arasında olduğunun anlaşılmasıyla, vitamin B12'ye olan ilgi artmıştır. Dünyanın yoksul bölgelerinde, özellikle kırsal bölge çocuklarında beslenme yetersizliğine bağlı vitamin B12 eksikliği sıklığının %22-66 gibi yüksek bir orandadır. Türkiye'de 7-17 yaş grubunda çocukta %5.9 oranında saptanmıştır.Bu çalışmayla vitamin B12 eksikliği olanlarda girelin düzeyi ve girelin gen polimorfizmi değerlendirildi. Aynı ailede aynı beslenenlerden kiminde vitamin B12 eksikliğine bağlı bulgular görülürken bazılarında bu bulgular görülmemektedir. Bu nedenle girelin genindeki bir polimorfizmin bunu başlatabileceği düşünüldü. Eksikliğe yol açmadan önce gerekli vitamin B12 desteğinin yapılması ve gerekli tedbirlerin alınması amaçlandı.Girelin geninde DNA dizileme kullanılarak pek çok farklı tek nükleotid polimorfizmi tespit edilmiştir. Bunlardan en önemlileri promoter -501 A/C, Arg51Gln, Leu72Met ve Gln90Leu'dır.Çalışmamızda 27 kız (%47.4) ve 30 erkek (%52.6) olmak üzere toplam 42 vitamin B12 eksikliği tanılı olgu ve 19 kız (%45.2) ve 23 erkek (%54.8) olmak üzere toplam 42 sağlıklı kontrol grubu değerlendirildi. Açil girelin değerleri; hasta grubunda 14.5±10.0 pg/ml ve kontrol grubunda 24.2±14.2 pg/ml olarak bulundu. Hasta ile kontrol grubunun açil girelin değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Deaçil girelin hasta grubunda 242.3±206 pg/ml ve kontrol grubunda 394.0±170 pg/ml olarak bulundu. Hasta grubu ile kontrol grubunun deaçil girelin değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05).Hasta ve kontrol grubunda girelin genindeki -501 promoter, Arg51Gln, Leu72Met ve Gln90Leu polimorfizmleri çalışıldı. Girelin genindeki -501 A/C polimorfizmi açısından CC genotipi hasta grubunda artmış sıklıkta saptandı (p<0.05). Promoter -501 A/C polimorfizmi için alellel sıklıkları kontrolle farklı bulunmadı (p>0.05). Gln90Leu polimorfizmi için hasta grubunda heterozigot Gln/Leu genotipinin artmış sıklıkta olduğu tespi edildi (p<0.05). Gln90Leu polimorfizmi için alellel sıklıkları kontrolle farklı bulunmadı (p>0.05). Arg51Gln ve Leu72Met polimorfizmleri için genotip ve allel sıklıkları kontrolle karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Anlamlı istatistik saptanan hastalarda vitamin B12 düzeyi 200 pg/ml'nin altındaydı.Girelin geninin vitamin B12 eksikliği'nin immünogenetiğinde önemli rolleri olabileceğini düşünmekteyiz. Bu gende yer alan diğer polimorfizmlerin hastalığa katkı sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi için gerek Türk populasyonunda gerekse diğer populasyonlarda yapılacak çalışmalara ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz.Girelin genindeki artmış promoter -501 ve heterozigot Gln/Leu varyant sıklığının vitamin B12 eksikliği etyopatogenezinde rol oynayan mekanizmalardan biri olabileceğini düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler: vitamin B12 eksikliği, girelin, gen polimorfizmi

GhrelinPolimorfizm-genetikVitamin B 12+1
Önder Gün
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fruktozla metabolik sendrom oluşturulmuş ratlarda serum ve gonadal ghrelin, obestatin ve nesfatin-1 ekspresyonlarının incelenmesi

ÖZETMetabolik sendrom (MetS) mekanizması tam olarak bilinmeyen; obezite, insülin direnci, proinflamatuar durum ve hormonlar ile bağlantısı olan komplike bir hastalıktır. Dolayısıyla çalışmada amaçlarımız; MetS oluşturulmuş sıçanların üreme sistemi dokularında ghrelin, obestatin (OBS) ve nesfatin-1 (NES) ekspresyonlarının nasıl değiştiğini, serum değerleriyle aralarında bir ilişkinin olup olmadığını, ayrıca infertiliteyle ilişkili diğer hormonlarla da bağlantılarının olup olmadığını ortaya koymaktır. Çalışma; Sprague Dawley türü her iki cinsi içeren sıçanlardan gerçekleştirildi. MetS grubu sıçanlar (standart sıçan yemi + içme sularına %10 fruktoz) 12 hafta ad libitum beslendi. Kontrol sıçanları; deney süresince ad libitum standart sıçan yemiyle beslendi. Biyokimyasal parametreler Konelab-60 otoanalizör; infertilite hormonları Immulite-2000'le ölçüldü. Serum, doku ghrelin, OBS ve NES ELISA yöntemiyle ölçülürken, üreme sistemi dokularının peptid hormonlarının immünoreaktivitesi ABC yöntemiyle ölçüldü. MetS gruplarında açlık serum insülin, glukoz, ALT, GGT, trigliserid, LDL-K, total kolesterol düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı yüksek iken; HDL-K miktarlarının anlamlı şekilde azaldığı tespit edilmiştir. İnfertilite hormon değerlerindeki değişimler istatistiksel olarak anlamlı değildi. MetS'li sıçanların serum NES değerleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak artmıştı. Serum OBS ve ghrelin değerlerinde düşüş gözlendi, fakat istatistiksel olarak anlamlı değildi. MetS'li hayvanların üreme organlarının dokularında ghrelin miktarlarında da azalma tespit edilirken, NES'in aynı dokularda ekspresyonunu artmıştı. OBS'de de; seminal bez hariç azalma tespit edildi. Hormonların üreme sistemi dokularındaki ekspresyonu, immünoreaktvite şiddeti de doku hormon miktarlarıyla paralellik göstermekteydi. Yukarıdaki sonuçlara göre; MetS'le meydana gelen değişimler, üreme sistemlerini olumsuz etkilediğinden, değişen hormonların normal fizyolojik sınırlara çekilmesinin önemli olduğu, sonuçların üreme biyokimyasına ışık tutacağı görülmektedirAnahtar kelimeler: Metabolik Sendrom, ghrelin, obestatin, nesfatin-1, infertilite

FruktozGhrelinKısırlık+4
Zekiye Çatak
Fırat University
2012
00

Related subjects