Glioblastoma

65 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glioblastomlarda STAT3'ün prognostik önemi

Glioblastom, beyin tümörleri arasında en kötü prognoza sahip olan, yaşam süresi kısa, tedaviye direnç ve cevap oranı yüksek bir tümördür. Tümörün agresifliği, invazyon ve proliferasyon aktivitesi, büyümesi, tedaviye direnç geliştirmesi ile ilgili birçok sinyal proteini mevcuttur. Yapılan araştırmalarda; bu sinyal proteinlerinin inhibisyonu ve aktivasyonu ile ilişkili ilaçlar ya da bu proteinlerin varlığının ya da yokluğunun prognoz ile ilişkilerinin bulunması amaçlanmıştır. STAT3 (sinyal düzenleyici ve transkripsiyon aktive edici gen) onkojenik transkripsiyon faktörüdür. Agresif ilerleme gösteren melanom, tiroid kanserleri, prostat kanseri, hodgkin lenfoma gibi çok sayıda tümörde aktivasyonu tanımlanmıştır. Normal hücrelere göre tümör hücrelerinde aşırı ekspresyonu antitümör tedavileri için bir hedef olarak görülmesini sağlamıştır. Yapılan birçok çalışmada; glioblastom hücrelerinde ve tümör mikro çevresinde STAT3'ün sürekli aktivasyonunun, hücre proliferasyonunu, antiapopitozu, invazyonu ve anjiogenezi arttırdığı ortaya konulmuştur. Bu da STAT3'ü terapotik hedef ve prognoz açısından dikkat çekici hale getirmiştir. Biz de çalışmamızda; glioblastom tanısı alan 252 olguyu retrospektif olarak inceledik. Son yıllarda yapılan çalışmalar ışığında STAT3'ün prognostik veri olarak kullanılması ve tedaviyi belirleyebilen bir immün belirteç olabilmesi amacıyla çalışmamızda STAT3 kullandık. Olgularda yaş, cinsiyet, sağ kalım süresi, histolojik özellikler, mitoz sayısı, Ki67, p53, IDH-1 boyanma durumu gibi parametreleri ve uygulanan tedavi seçeneklerinin, STAT3 ile ilişkisini araştırdık. Mevcut tedavi seçeneklerine yenilerini ekleyebilmek ve prognoz açısından anlamlı olabilecek belirteçleri bulmayı amaçladık. Ancak yaptığımız çalışmada; karşılaştırdığımız prognostik faktörlerle STAT3 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptamadık.

Beyin neoplazmlarıGlioblastomaNeoplazmlar+2
Merve Esra Kara
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnsan glioblastoma hücre hatlarında AKT/FOXO3A/BIM yolağı üzerine moringa oleifera'nın etkilerinin araştırılması

Gliomlar arasında en yaygın görülen glioblastom, WHO tarafından da hala evre 4 olarak kabul edilen, mevcut tedavilere rağmen mortal bir tümördür. Moringa oleifera birçok kanser türünde glioblastom ile ortak tümorogenez yolağı üzerinde antikanser ve apoptoz indükleyici etkileri keşfedilmiş bir bitkidir. Bu çalışmada Moringa oleifera'nın, glioblastomun tedavi seçeneklerine katkı sağlamak üzere patogenezinde bilinen AKT/FOXO3a/Bim yolağı üzerine etkisi araştırıldı. U87-MG ve T98-G glioblastom hücreleri in vitro ortamda kültüre edildi. U87-MG ve T98-G hücre hatlarına sitotoksik aktivite tespiti için Moringa oleifera uygulandı. U87-MG ve T98-G kontrol ve deney gruplarında Image J yazılımı kullanılarak immuositokimyasal optik dansite ölçümleri karşılaştırıldı. Ayrıca U87-MG ve T98-G kontrol ve deney gruplarında koloni oluşum yüzdeleri Colony Count J yazılımı ile değerlendirildi. U87-MG ve T98-G deney gruplarında kontrol grubuna göre AKT'nin azalışı, FOXO3a ve Bim'in artışı istatistiksel olarak anlamlı bulundu. U87-MG ve T98-G deney gruplarında kontrol grubuna göre koloni oluşum yüzdelerindeki azalma da anlamlıydı. Sonuç olarak Moringa oleifera'nın U87-MG ve T98-G glioblastom hücre hatlarında apoptozu AKT/FOXO3a/Bim yolağı üzerinden tetiklediği tespit edildi. Anahtar Kelimeler: U87-MG ve T98-G, AKT/FOXO3a/ Bim Yolağı, Moringa oleifera.

GlioblastomaHücre dizisiMoringa oleifera+2
Dilşad Arısoy Demir
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kurkuminin insan glioblastoma hücre hatlarında akt, fOXO3A ve bim yolağı üzerine etkilerinin araştırılması

Glioblastoma Multiforme (GBM), Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından grade 4 olarak kabul edilen, beyin kanserleri içinde en yaygın olan ve en kötü prognozlu primer intrakraniyel tümördür. Zerdaçal bitkisinden elde edilen kurkumin, antikanser potansiyeli en çok tanımlanan ve hala araştırılmakta olan biyolojik tıbbi bir maddedir. FOXO transkripsiyon gen ailesi apoptoz, hücre döngüsü ilerlemesi, oksidatif stres direnci, ilaçlara direnç gibi önemli hücresel süreçleri düzenlemektedir. Bu çalışmada U87-MG ve T98-G hücre hatlarına kurkumin uygulayarak, tümorogenesizde rol oynayan AKT, FOXO3a ve Bim yolağındaki moleküllerin durumunu immünositokimyasal boyama, koloni oluşum deneyi ve qRT-PCR genetik analizlerle göstermeyi hedefledik. U87-MG ve T98-G hücre hatlarına ilk olarak koloni oluşum deneyi uygulandı. Bu deneyde MTT ile belirlenen kurkumin dozunun hücre hatlarındaki koloni oluşumu üzerine etkisinin incelenmesi amaçlandı. Kurkumin uygulandıktan sonra hücre hatlarının mikroskop görüntüleri İmage J yazılımında değerlendirildi. Daha sonra U87-MG ve T98-G kontrol ve deney gruplarında AKT, FOXO3a ve Bim proteinleri immunositokimyasal boyama yöntemi ile boyandı. Boyama sonrasında ise mikroskop görüntüleri optik dansite ölçümlerinin karşılaştırılması için İmage J programına yüklendi. Kontrol ve deney grubundaki hücrelerde AKT, FOXO3a ve Bim'in mRNA seviyelerini karşılaştırmak için ise qRT-PCR yöntemi kullanıldı. U87-MG ve T98-G kontrol ve deney gruplarında koloni oluşum yüzdeleri karşılaştırıldığında, deney grubunda kontrol grubuna göre koloni oluşum yüzdelerinde azalma mevcuttu. İmmünositokimyasal boyama sonuçlarında deney gruplarında kontrol grubuna göre AKT'nin azalışı, FOXO3a ve Bim'in artışı istatistiksel olarak anlamlı bulundu. qRT-PCR sonuçlarına göre ise kurkumin uygulanan deney grubunda AKT mRNA'nın azalması; FOXO3a ve Bim'in mRNA seviyelerinin artışı istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Sonuç olarak kurkuminin U87-MG ve T98-G glioblastom hücre hatlarında apoptozu AKT/FOXO3a/Bim yolağı üzerinden tetiklediği tespit edildi.

BisdemetoksikurkuminGlioblastomaHücre dizisi+2
Miyase Erdoğan Eroğlu
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntrakranial glial kitlesi olan hastalarda NRF2/KEAP1 yolağın araştırılması

Amaç: Gliomalar, beyin parankiminde oluşan primer beyin tümörlerinin çoğunluğunu oluşturur. Glioma, glial hücrelere benzer histolojik özelliklerde olan tümörleri belirtir. Nrf2' nin hücrelerdeki öncelikli görevi oksidatif strese karşı koruyucu cevabı organize etmektir. Bu çalışmada oksidatif stres ile glial tümörler arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla Nrf2, Keap1, GSK-3ß, peroksinitrit ve malondialdehitin biyokimyasal belirteçler olarak kullanılıp kullanılamayacağını değerlendirmek ve sonuçta glial tümör etyopatogenezi hakkında bilgimizi artıracak yeni farmakoterapötik yaklaşımların geliştirilmesi için literatüre katkıda bulunmayı amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalında intrakranial tümör nedeniyle opere edilip patolojileri glial tümör olarak raporlanan 71 hasta ve kontrol grubu olarak ek hastalık ve ilaç kullanma öyküsü olmayan 40, toplamda 111 hasta çalışmaya dahil edildi. Vaka ve kontrol gruplarından alınan venöz kan biyokimya laboratuvarında homojenize edilerek ELİSA yöntemiyle çalışılarak; Nrf-2, Keap1, GSK-3ß, malondialdehit ve peroksinitrit düzeyleri karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamızda Nrf2 değerleri kontrol grubunda yüksek ve düşük dereceli glial tümörleri bulunan vaka grubuna göre istatistiksel olarak daha yüksek bulundu. Düşük dereceli grupta Keap1 değerleri ise kontrol ve yüksek dereceli gruba göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. GSK-3ß değerleri gruplar arasında anlamlı olarak farklı bulunmadı. Oksidatif stresin göstergesi olan peroksinitrit ve MDA değerleri ise yüksek derecli grupta kontrol ve düşük dereceli gruba göre anlamlı olarak yüksek bulundu. Sonuç: Elde edilen veriler Nrf2, Keap1, GSK-3ß, MDA ve peroksinitritin glial tümör etyolojisinde rol alabileceği yönünde bazı kanıtlar oluşturmaktadır. Sonuçta, oksidatif stresin düzenlenmesinde önemli rolü olan Nrf2 ve Nrf2 modülatörleri olan Keap1 ve GSK-3ß'nın, peroksinitrit ve malondialdehit ile birlikte glial tümör patofizyolojisinde rol oynadığını kanıtlar ışığında rol oynadığını düşünmekteyiz. Gelecekte yapılacak olan çalışmaların daha büyük ve daha spesifik tümör gruplarında tekrarlanması, fizyopatolojisinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak ve potansiyel tedaviler için yol gösterici olacaktır.

Beyin neoplazmlarıGlikojen sentaz kinazlarGlioblastoma+3
Hakan Tutar
Gaziantep University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Likit biyopside glioblastoma multiforme genetik biyobelirteçlerinin araştırılması

Glioblastoma multiforme hastalarının likit biyopsi örneklerinde genetik biyobelirteçlerin yakalanması ve keşfi

BiyobelirteçlerBiyoteknolojiGlioblastoma+1
Büşra Kaya
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Glioblastoma hücrelerinde integrin α10'un PLGA nano partiküllerine yüklenmiş siRNA ile baskılanması

Kanser, dünyada ölüm nedenlerinin başında gelen bir hastalıktır ve birçok çeşitleri bulunmaktadır. En tehlikeli kanser sınıfına dahil olabilecek bir kanser türü de glioblastoma kanseridir ve beyin çevresine yayılabilen en yaygın ve ölümcül bir tümördür. Histolojik olarak nekroz ve endotel proliferasyon ile tanımlanan glioblastoma, yetişkin bireylerde görülen en yaygın ve agresif birincil beyin tümörüdür. Tanı ve tedavisinde birçok zorluk yaşanmaktadır. Bu olumsuzlukları en aza indirgemek amacıyla nano taşıyıcı sistemler ile ilacın kontrollü ve hedefli iletimi mümkün hale getirilmeye başlanmıştır. Ayrıca, kanser hücrelerinde fazla eksprese olan genlerin ve ürünlerinin bilinmesiyle bu genlerin terapötik hedef olduğu çalışmalar artmıştır ve bu doğrultuda tümör bölgelerinde fazla eksprese olan genlerin susturulmasına yönelik çalışmalar günümüzde odak noktası olmuştur. Ribonükleik asit (RNA)'yı seçici bir şekilde hedefleyebilen antisens oligonükleotidler ile antisens teknolojisi bu alanda önemli ajanlar sunmaktadır. Bu terapötik ajanlardan biri olan küçük enterferans yapan (si-RNA)'lar ile hedeflenmiş mesajcı RNA (mRNA)'nın parçalanması mümkün hale gelmiştir. Böylece kanser hücresinin gelişimine sebep olan protein susturularak kanser tedavisi gerçekleştirilebilir. İntegrinler, α ve β zincirinden oluşan heterodimerik hücre yüzeyi reseptörleridir ve hücre dışı matrisi hücre iskeletine bağlarlar. Ayrıca tümör hücreleri üzerindeki hücre dışı matris ve integrin reseptörleri arasındaki etkileşimlerin, hücre göçü ve proliferasyonu gibi tümör hücresi süreçlerinde önemli bir rol oynadığı bildirilmiştir. Özellikle, integrin α10 proteinini ifade eden ITGA10 geninin yüksek ifadesi, glioma hastalarında daha kötü bir genel hayatta kalma olasılığı ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Biz de çalışmamızda, biyouyumlu, biyobozunur ve ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından insanlar üzerinde kullanımına onay alınmış bir polimer olduğu için Poli (D,L-laktid-ko-glikolid) (PLGA) nanopartikülleri ile glioblastoma hücrelerine terapötik madde olan integrin α10'u hedefleyen siRNA'nın taşınabilmesini ve sonuçta kanser hücresindeki değişimi incelemeyi amaçladık.Böylece, PLGA nanopartikülleri ile siRNA taşınmasının etkinliği, PLGA nanopartikül aracılı siRNA'nın glioblastoma hücrelerindeki integrin α10'u baskılama etkinliği ve integrin α10'un baskılanması ile kanser hücrelerindeki değişikliğin incelenerek PLGA nanopartikülleri ile taşınan siRNA'nın glioblastoma hücrelerindeki integrin α10'u hedeflenmesiyle glioblastoma kanseri için olası bir terapötik yaklaşım öne sürülebilecektir. Anahtar Kelimeler: gen tedavisi, PLGA, nano taşıyıcı, si-RNA, integrin, glioblastoma kanseri

Gen tedavisiGlioblastomaKopolimerler+2
Büşra Nur Çevik
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glioblastoma multiforme'de konkomitant ve adjuvant Temozolomid'in prognoz ve sağkalıma etkisi

Amaç: Glioblastoma multiforme (GBM) erişkinde en sık görülen malign primer beyin tümörüdür. GBM tedavi sonrası izlemde en sık karşılaşılan problem lokal kontrolün sağlanamamasıdır. Bu çalışmada, GBM tedavisinde kullanılan bir kemoteropatik ajan olan temozolomidin, Aralık 2005'te ülkemizde ruhsat alınmasından sonra protokole uygun olarak cerrahi sonrası radyoterapi ve kemoterapi tedavisi alan 28 olgunun sonuçları, bu tarihten önce cerrahi sonrası sadece radyoterapi verdiğimiz, randomize olarak seçilmiş 26 olgunun sonuçları temozolomid'in etkinlik ve güvenilirliğini değerlendirmek için değerlendirmeye alınmıştır.Gereç ve yöntemler: Patolojik olarak doğrulanmış, protokole uygun özelliklere sahip, glioblastoma multiforme teşhisi almış olgular iki gruba ayrıldı. Birinci grup cerrahi sonrası sadece radyoterapi tedavisi gören olgular, ikinci grup ise (kombine tedavi grubu) cerrahi sonrası radyoterapi ve temozolomid tedavisi gören olgular olarak ayırıldı. Tüm olgulara lokal fraksiyone radyoterapi (60 Gy toplam doz: 2 Gyx5 gün/hafta, 6 hafta boyunca) uygulandı. Sadece ikinci gruba konkomitan olarak oral yoldan 75 mg/m2/günx7gün/hafta, 6 hafta boyunca ve bunu takiben monoterapi olarak 200 mg/m2/günx5gün, altı siklus boyunca her 28 günde bir temozolomid uygulandı. Temozolomidin prognoz ve sağkalım üzerine etkisine ilave olarak yaş, cinsiyet ve rezeksiyon boyutunun her iki grupta kadar geçen medyan süre (PSS) ve Medyan genel sağkalım süresi (GSS) üzerine etkisi bağımsız olarak değerlendirildi.Bulgular: Çalışma sonucunda PSS, kombine tedavi grubunda 14 ay, tek başına radyoterapi grubunda ise 6 ay idi (P<0.0001). GSS, kombine tedavi grubunda 16 ay, tek başına radyoterapi gurubunda ise 12.5 ay idi (P=0,0354). Her iki gruptada önemli prognostik faktörlerden, yaş ve cinsiyet için hem PSS, hem de GSS bakımından istatistiksel olarak anlamlı olmayan yarar saptanırken, rezeksiyon boyutu (total-subtotal) için istatistiksel olarak anlamlı yarar saptandı.Sonuç: Total cerrahi tedavi sonrası kombine (RT + TMZ) tedavi, tek başına radyoterapiye göre prognoz ve sağkalım üzerinde daha etkili olduğu gösterilmiştir.Anahtar Sözcükler: Glioblastoma multiforme, Temozolomid, Tedavi

Antineoplastik ajanlarBeyin neoplazmlarıGlioblastoma+4
Can Sezer
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glioblastomlarda metil guanin metil transferas promoter bölgesinde metilasyonun polimeraz zincir reaksiyonu yöntemiyle gösterilmesi, klinik ve histopatolojik prognostik faktörlerle ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada, glioblastomlarda Metil Guanin Metil Transferaz (MGMT) geninin promoter bölgesindeki mutasyonu araştırmak, tümör oluşumunda oynadığı rolü ortaya koymak ve bu bulguların histopatolojik prognostik faktörlerle ilişkisini belirlemek amaçlanmıştır. Ayrıca uygulanacak tedavide özellikle temozolomid gibi alkilleyici ajan seçiminde beklenen yararı ortaya koymak hedeflenmiştir.Gereç ve Yöntemler: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'nda 2008-2011 yılları arasında tanı alan glioblastom olguları retrospektif olarak gözden geçirildi, 55 olgu çalışma için seçildi. Hastaların yaş, cinsiyet ve sağ kalım süreleri araştırıldı. Tümörün lokalizasyonu, alt tipi, histomorfolojik özellikleri: nekroz, vasküler endotelyal proliferasyonu ve immüno histokimyasal olarak p53, Epidermal growth factor receptor (EGFR), Ki-67 boyanma sonuçları değerlendirildi. Polymerase chain reaction (PCR) yöntemi ile MGMT promoter bölgesinde metilasyon varlığı araştırıldı. Sonuçlar istatiksel olarak Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatislik Anabilim Dalı'nda değerlendirildi.Bulgular: Yaş, cinsiyet, lokalizasyon, histomorfolojik özellikler ve immüno histokimyasal parametreler: Ki-67, EGFR ile sağkalım süresi arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p> 0,05). p53 boyanma derecesi ile survey arasında pozitif bir korelasyon belirlendi (p=0,003). Olguların 32 (% 58,2)'sinde metile MGMT, 23 (% 41,8)'inde unmetile MGMT DNA'sı saptandı. Unmetile olguların metilize olanlara göre daha uzun süre yaşadığı gözlendi (p=0,002).Sonuç: Bu çalışmada alkilleyici kemoterapötik ajan verilecek glioblastom hastalarında beklenen prediktif ve prognostik faktörü ortaya koymak için PCR ile MGMT promoter bölgesinin metilasyon durumuna bakılmasının faydalı ve yardımcı bir yöntem olabileceği sonucuna varıldı.

GenlerGlioblastomaMetilasyon+4
Fatma Bayram
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek gradeli glial tümörlü olgularda tümör volümü ile serum S100B değerlerinin karşılaştırılması

Amaç: Yüksek gradeli glial tümörlerin tanı ve operasyon sonrası takip aşamalarında serum S100B değerlerinin mevcut görüntüleme yöntemlerine ek katkısının değerlendirilmesi ve S100B proteinin yüksek gradeli glial tümörler için bir tümör belirteci veya prognostik faktör olarak kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi. Gereç ve yöntem: Aralık 2013 – Ağustos 2014 tarihleri arasında beyin ve sinir cerrahisi kliniğinde yüksek gradeli glial tümör tanısı ile cerrahi uygulanan 14 olguluk hasta grubu ve sağlıklı bireylerden oluşan 14 kişilik kontrol grubu çalışmaya alınmıştır. Hasta grubundan operasyon öncesi, operasyondan sonraki 1. gün ve 5. günler olmak üzere 3 kez, kontrol grubundan 1 kez olmak üzere venöz kan örnekleri alınmıştır. Hasta grubundakilerin ayrıntılı nörolojik muayeneleri değerlendirilmiş ve nörolojik hasar olup olmadığı tespit edilmiştir. Serumda S100B protein değerleri çalışılıp hasta grubundaki olguların görüntüleme yöntemleri ile tümör hacimleri ölçülmüştür. Operasyon öncesi ve sonrasındaki serum S100B değerleri karşılaştırılmıştır. Bulgular: Hasta grubu ile kontrol grubunun S100B değerlerinin karşılaştırılması yapıldığında hasta grubunda S100B değerleri anlamlı oranda daha yüksek bulunmuştur. (p<0,05) Hasta grubu değerlendirildiğinde nörolojik hasar gelişimi ile S100B değerlerindeki yükselme arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. (p<0,05) Olguların tümör hacimleri ve S100B değerleri karşılaştırıldığında tümör hacimleri ile serum S100B değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. (p>0,05) Ancak total rezeksiyon uygulanan olgularda postop 5. gün yapılan ölçümlerde S100B değerlerinde anlamlı bir düşüş saptanmıştır. (p<0,05) Sonuç: Tümör hacimleri ile serum S100B değerleri karşılaştırıldığında anlamlı bir korelasyon saptanamamıştır. Bununla birlikte yüksek gradeli glial tümörü bulunan hastalarda serum S100B değerinin yükseldiği tespit edilmiştir ancak yanlış negatif değerlerin bulunması ve çalışmadaki hasta grubunun sayı olarak az olması (n=14) nedeni ile kesin bir sonuca varılamamıştır. İlerleyen dönemlerde yapılacak daha kapsamlı çalışmalar ile daha kesin ve yol gösterici sonuçların tespit edilebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Glioblastoma multiforme, Anaplastik astrositom, S100B

AstrositomBeyin neoplazmlarıBiyobelirteçler-tümör+5
Kadir Oktay
Çukurova University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glioblastoma multiforme (GBM)'de hücre öldürücü immünglobülin benzeri reseptör (KIR) gen polimorfizminin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalıĢmanın amacı Glioblastoma Multiforme (GBM) tanılı olgularda KIR polimorfizminin dağılımını inceleyerek, klinik gidiĢin öngörülebilmesini, hastalarda genetik mekanizmanın ortaya konulmasını ve gelecekteki muhtemel tedavi yöntemleri için yönlendirici olmaktır. Materyal ve Metod: Bu çalıĢmaya Ekim 2013- Ocak 2014 tarileri arasında NöroĢirurji Anabilim dalımıza baĢvuran eriĢkin yaĢta (18 yaĢ üzeri), histopatolojik olarak GBM tanısı almıĢ 31 hasta ve 50 sağlıklı kontrol olgusu dahil edilmiĢtir. Hasta ve kontrollerden bilgilendirilmiĢ onayları alındıktan sonra demografik, klinik özellikleri ve kan örnekleri alınmıĢtır. DNA izolasyonu yapıldıktan sonra KIR genotiplendirmesi Sekans Oligonükleotid Prob Metodu (SSOP) kullanılarak gerçekleĢtirilmiĢtir. Sonuçlar: 20 erkek, 11 kadın toplam 31 GBM hastası ve 32 erkek 18 kadın toplam 50 sağlıklı kontrol olgusu çalıĢmaya dahil edilmiĢtir. Hasta ve kontrollerin yaĢ (Hasta: 53,5 yıl vs. Kontrol: 53.8 yıl), ve cinsiyet dağılımları (Hasta grupta erkek/kadın: % 64.5/35.5; Kontrol grubunda erkek/kadın: % 64/36) her iki grupta benzer bulundu (p>0.05). Hasta ve kontroller, inhibitor, activator ve psödogenler olmak üzere16 farklı KIR gen bölgesi açısından değerlendirildi ve KIR2DL4, 3DL2, 3DL3 ve 3DP1‟ü içeren çerçeve genleri tüm hasta ve kontrollerde pozitif bulundu. Ayrıca, inhibitor KIR genlerinden 2DL3 geninin, hastalarda, kontrol grubuna gore istatistiksel anlamlı düzeyde yüksek olduğu gösterildi (p<0.05). TartıĢma: Bu çalıĢmada inhibitör KIR geni 2DL3, GBM için yatkınlık oluĢturan bir genetik faktör olarak bulunmuĢtur. GBM hücrelerinin immun sistem genetiği ile iliĢkisinin anlaĢılması ailevi yatkınlıkların önceden tahmini ve erken teĢhis açısından önem taĢımaktadır. Bundan da öte bu bilgi hastalara cerrahi sonrası uygulanabilecek bireysel immunoterapotik tedavi modaliteleri geliĢtirmek için anahtar olarak kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: KIR geni, NK hücreleri, Glioblastoma Multiforme, SSOP.

Beyin neoplazmlarıGlioblastomaKatil hücreler-doğal+3
Mustafa Emre Saraç
Çukurova University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glioblastome multiforme'li hastalarda PTEN'i hedefleyen mikroRNA seviyelerinin patolojik dokularda araştırılması

Amaç: Glial tümörler primer SSS tümörlerinin 1/3'ünü oluşturur. GBM glial tümörlerin en sık görülen formu olup ve aynı zamanda en agresif olan primer malign tümördür. Bu çalışmamızda GBM'li tümör dokusunda PTEN'i hedefleyen miRNA düzeylerine bakılıp, tümör dokusunda mikroRNA bulunup bulunmadığının saptanması amacımız oldu. Yöntem: Çalışmaya kliniğimizde ameliyat edilen ve patoloji örneğinin sonucu olarak glioblastome multiforme olarak raporlanan 26 hasta dahil edilmiştir. Kontrol grubu olmadığı için sadece PTEN ile ilişkili miRNA'ların patolojik dokularda düzeylerine bakılmıştır. Bulgular: Kliniğimizde ameliyat edilen vakaların histopatolojik incelenmesinde 26 GBM tümör saptandı. GBM tümör dokusundaki miR-(106b-5p,17-5p,144-3p,19a-3p)'nin Ct değerleri bulundu. Sonuç: GBM tümör dokusunda PTEN'i hedefleyen mikroRNA'ların (106b-5p,17-5p,144-3p,19a-3p ) mevcut olup olmadığı bulunup seviyesi tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Glioblastom, miRNA, fosfataz ve tensin homolog(PTEN)

GlioblastomaMikro RNAPatoloji+1
Ali Sinan Taşdoğan
Gaziantep University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Glioblastome multiforme tedavisinde yoğunluk ayarlı radyoterapi ve üç boyutlu konformal radyoterapi tedavi teknikleri kullanılarak farklı tümör hacimlerinde doz dağılımlarının karşılaştırılması

Çalışmamızda glioblastoma multiforme (GBM) tedavisinde standart teknik olarak kullanılan üç boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT) ile yoğunluk ayarlı radyoterapi teknikleri olan alan içinde alan (FIF) ve inverse planlama tekniklerinin farklı tümör hacimlerinde hedef sarması, kritik organ ve sağlam beyin lobunun aldığı dozlar açısından karşılaştırılmıştır. GBM tanılı 19 hastanın tomografi görüntüleri üzerinde tanımlanan PTV60 tedavi hacmine göre üç grup oluşturulmuştur. Bütün hastalar için manyetik rezonans görüntüleri kullanılarak tomografi görüntüleri üzerine hedef hacim tanımlamaları yapılmıştır. Bu hastaların PTV50 ve PTV60 hedef hacimlerine günlük fraksiyon dozu 2Gy olacak şekilde 6 MV foton enerjisi ile 3BKRT, FIF ve inverse planlama teknikleri uygulanmıştır. Hedef hacimler ve kritik organların minimum, maksimum ve ortalama dozları ile sağlam beyin lobunun V40, V50, V60 dozları incelenmiştir. 3BKRT, FIF ve Inverse planlama teknikleri farklı tümör hacimlerine göre ve hedef hacim ve kritik organların aldıkları dozlara göre karşılaştırıldığında, uygulanan teknik ve hacim arasında etkileşim olmadığı görülmüştür. Beyin sapının ortalama ve maksimum dozu üç teknik arasında karşılaştırıldığında inverse planlama tekniğinin diğer tekniklerden anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p=0.042, p=0.001) ve farklı hacimlerin sonucu anlamlı etkilediği görülmüştür (p=0.001). Ayrıca tüm kritik organların ortalamalarının yüzdesine bakıldığında yüzde doz alan hacimlerin inverse planlama tekniğinde daha düşük bulunmuştur. 3BKRT ile İnverse planlama teknikleri beyin sapının V40, V50, V60 dozları bakımından kıyaslandığında, İnverse planlama tekniğinde sağlam beyin lobunun daha iyi korunduğu görülmüştür. GBM tanılı hastaların tedavisinde tümör hacminin büyüklüğü arttıkça sağlam beyin lobunun dozunu arttırmaktadır. Inverse planlama tekniğinin kritik organları daha iyi koruduğu ve hedef hacmi daha iyi sardığı görülmüştür. Beyin lobunda geç radyasyon nekrozu riskini azaltmak için klinikteki imkanlar ve yoğunluk dikkate alınarak GBM tanılı hastaların radyoterapisinde yoğunluk ayarlı radyoterapi tekniklerinin kullanılması önerilir.

BeyinDoz-cevap ilişkisi-radyasyonGlioblastoma+6
Murat Karabaş
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Boraks pentahidrat'ın glioblastoma multiforme hücre hattı aracılığıyla tedavi potansiyelinin araştırılması

Amaç: Çalışmadaki amacımız bu alanda yeni bir bor bileşiği olan Boraks pentahidrat (BPH)' ın 4. evre beyin kanseri olan glioblastoma multiforme (GBM) hücre hattı U-87MG üzerinde sitotoksik etkisinin ve bununla birlikte hangi hücre ölüm mekanizmasının tetiklendiğinin araştırılmasıdır. Gereç ve yöntem: BPH' ın U-87 MG hücre hattındaki sitotoksik etkisi MTT yöntemi ile ölçülmüştür. Ardından, belirlenen IC50 dozu ile apoptoz ve otofaji yönünden floresan tabanlı bir teknike çalışan Muse ® hücre analiz cihazı kullanılmıştır. Elde edilen veriler, GraphPad prism istatistik programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Sitotoksisite deneyleri sonucunda U-87 MG üzerinde BPH' ın IC50 değeri 2.454 μM bulunmuştur. IC50 değerine bağlı olarak apoptotik yönden kontrol grubunda %3 deney grubunda %41 oranında hücre ölümü bulunmuştur(P< 0,01). Otofaji yönünden değerlendirmede ise kontrol grubunda 1.0 oranında yoğunluk değeri bulunurken deney grubunda 1.2 oranında değer bulunmuştur(p> 0,01). Bulguların istatistik açıdan değerlendirilmesi sonucunda apoptoz yönünden anlamlı bir sonuç gözlenirken; otofajik yönden anlamsız olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bu veriler ışığı altında BPH' ın GBM' e model oluşturan U-87 MG hücre hattı üzerinde sitotoksik bir etkinin olduğu görülmüştür. Bu etkinin otofaji hücre ölüm mekanizması yerine apoptoz mekanizması üzerinden gerçekleştiği tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, BPH' ın apoptozu uyaran kemoterapötiklere karşı dirençli olan GBM tedavisinde kullanılabilecek bir madde olabileceğini düşündürmüştür.

ApoptozisBoraksBoraks pentahidrat+4
Burak Çelik
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glial tümörü bulunan olgularda izositrat dehidrogenaz mutasyonu ve manyetik rezonans görüntüleme bulgularının karşılaştırılması

ÖZET Amaç ve Kapsam:Bu çalışmada Glial tümörü bulunan olgularda IDH mutasyonu ve MRG bulgularının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Retrospektif dosya taraması şeklinde yapılan bu araştırma 01/2012-12/2018 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda Beyin MRG tetkiki yapılmış, operasyon sonucu patolojik olarak glial tümör tanısı almış olgularda retrospektif olarak IDH mutasyon durumları ve MRG görüntüleme bulguları karşılaştırılmıştır. Ayrıca hastaların IDH1 sonucu, hastalık evresi, tanı yılı ve lezyon bölgesi gibi özellikleri de hasta dosyasından taranarak sisteme kaydedilmiştir. Bulgular: Glial tümörlerde IDH 1 wild mutasyonlar ile ADC arasındaki olası korelasyonun değerlendirildiği bu çalışmamıza 93 hasta dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 56,80±14,10 (medyan 59 yıl) idi. Hastalardan 62'sinin (%66,67) patolojik tanısı Glioblastom, 9'unun(%9,68) Diffüz astrositomdu. Hastalarda tümörlerin 35'i (%37,63) frontal, 25'i (%26,88) temporal ve 22'i (%23,66) paryetal lobda yerleşmiştir. IDH mutant tipinde evrenin 4 olma oranı (%88,89 vs. (%28,57) ve yaş ortalaması da Wild tipine göre ((59,85±13,29 vs. 46,33±11,79) daha yüksekti. Wild tipin kitle ADC değeri, mutant tipe göre ((1,26±,28 vs. 1,22±1,43) daha fazlaydı. Anaplastik astrositom tanılı hastaların kitle ADC değerinin diğer hastalara göre daha yüksek, Dev hücreli glioblastom tanılı hastaların kitle ADC değerinin diğer hastalara göre daha düşük olduğu gözlendi. Sonuç: Sonuç olarak ADC değerleri IDH mutasyonu ve histopatolojik tipler hakkında bilgi verse de daha büyük örneklem grupları ve daha homojen tümör tiplerinde yürütülen prospektif dizaynda çalışmalarda ilişkinin daha açık bulunacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: ADC, IDH, glioblastom, MR, mutasyon

Beyin hastalıklarıBeyin neoplazmlarıGlioblastoma+5
Adem Koyuncu
Manisa Celal Bayar University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

T98 ve U87 kanser hücre hatlarında betulinik asidin otofajik etkilerinin araştırılması

Beyin tümörlerinin %50'sini oluşturan Glioblastoma multiforme (GBM)'ye karşı tedavi seçenekleri, Kan beyin bariyeri (KBB) nedeniyle sınırlıdır. Beyaz huş ağacından (Betula sp.) izole edilen Betülinik asit (BeA) KBB'yi geçerek beyne ulaşabilen bir pentasiklik triterpenoiddir. BeA, somatik hücrelerde düşük sitotoksik etki ve tümör hücrelerinde yüksek apoptozis ortaya koyar. Bu nedenle, çalışmamızda BeA'nın iki farklı GBM hücre hattında apoptotik etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. 3-(4,5-dimetiltriazol-2-il)-2,5 difeniltetrazolium bromid (MTT) ile IC50 ve monodansilkadaverin (MDC) ile rapamycin ve chloroquine dozu belirlenmiş ve dozlar kombinasyon olarak da uygulanarak otofaji inhibisyonu ve aktivasyonunda BeA'nın etkisi incelenmiştir. İmmünfloresan ve western blotting teknikleriyle eNOS, iNOS, LC3-I-II proteinlerinin miktarı ve yerleşimleri, MDC ile veziküllerdeki değişimler, JC-1 ile mitokondriyal zar potansiyelinde (MMP) oluşan değişiklikler ve ANNEXIN-V/PI flow sitometri ile sağlıklı-apoptotik-nekrotik hücre oranları ölçülmüştür. BeA uygulamasının apoptozisi iki hücre hattında da arttırdığı, otofaji inhibisyonu ve aktivasyonu ile de iki katına çıkardığı belirlenmiştir. BeA'nın yüksek otofajik etki göstermediği, ancak MMP'yi bozduğu bulunmuştur. Kombinasyonlarda MMP hasarı artmış olup, hasar BeA+rapamycin grubunda daha yüksektir. Bu bulgular BeA'nın otofajik yolu kullanmayarak mitokondriyal yoldan apoptozisi başlattığını göstermektedir. BeA uygulamasında eNOS ve iNOS ekspresyonu iki hücrede de değişmemiş, ancak kombinasyon gruplarında ekspresyon artmıştır. Çalışmamızda BeA'nın GBM hücrelerinde apoptozisi tetiklediği, ancak apoptozisin otofajik inhibitör veya aktivatör kombinasyonlarında daha çok arttığı ve apoptozisin mitokondri kaynaklı olduğu gösterilmiştir. eNOS ve iNOS ekspresyonunun kombinasyon gruplarında yükselmesi mitokondriyal strese bağlı oksidatif stresle ilişkilidir. Sonuç olarak BeA, GBM hücrelerinde apoptozisi tetiklemekte, ancak otofaji aktivatör ve inhibitörleri ile birlikte uygulanması hücre ölümünü önemli ölçüde arttırmaktadır. Dolayısıyla, BeA'nın kemoterapötik etkisi otofajik mekanizmalar ile arttırılabilir ve GBM üzerinde tedavi amacıyla kullanılabilecek yeni bir kemoterapötik ajan olarak kullanılabilir.

ApoptozisBetülinik asitGlioblastoma+2
Fatih Çöllü
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Glı̇omasferlerde tı̇yorı̇dazı̇n aracılı hücre ölüm çeşı̇tlerı̇nı̇n araştırılması

Klasik in vitro çalışmalarında kullanılan monolayer (2B) hücre kültür yöntemi in vivo araştırmalara ön veri elde etmede yetersiz kaldığı öne sürülmektedir. Son yıllarda kullanılmaya başlanan sferoid (3B) hücre kültür yöntemi, hücrelerin in vivo koşullarındaki mikroçevre ve hücre-hücre etkileşimini oluşturmayı hedefleyen bir yöntemdir. Bu sayede in vitro koşullarda elde edilen veriler in vivo koşullara daha fazla benzerlik sağlayacağı düşünülmektedir. Yetişkinlerde gözlenen malign beyin tümörlerinden biri olan glioblastoma multiforme (GBM) IV Evre Astrositomdur. Cerrahi operasyon, kemoterapi ve radyoterapi tedavilerine rağmen sağ kalım oranı 12-15 aydır. Anti-psikotik bir ajan olan Tiyoridazin (THZ)' in yapılan çalışmalar doğrultusunda anti-kanser özelliği olduğu ortaya konmuştur. Buradan yola çıkarak monolayer ve sferoid hücre kültürlerinde karşılaştırmalı olarak THZ' nin GBM hücre hatları T98G ve U-87 MG üzerindeki sitotoksik etkileri ve tetiklediği ölüm mekanizmaları ortaya konulması amaçlanmıştır. Sferoid hücre kültürlerini oluşturmak amacıyla asılı damla yöntemi kullanılmıştır. THZ' nin monolayer ve sferoid kültürlerdeki sitotoksik etkisi MTT yöntemi ile ölçülmüştür. Ölüm mekanizmasının belirlenmesi amacıyla da Muse hücre analiz cihazıyla uyumlu testler ve ölüm yollarına spesifik inhibitörler kullanılmıştır. Monolayer ve sferoid hücre kültürlerine ayrı ayrı yapılan sitotoksisite deneyleri sonucunda IC50 değerleri sırasıyla 12,67 µM (monolayer T98G 24 saat), 29,30 µM (sferoid T98G 24 saat), 12,80 µM (monolayer U-87 MG 24 saat), 28,68 µM (sferoid U-87 MG 24 saat) olarak bulunmuştur. THZ' nin monolayer ve sferoid hücre kültürleri üzerindeki sitotoksik etkisinin otofaji mekanizması üzerinden tetiklendiği Muse hücre analiz yöntemi ve ölüm yoluna özgü inhibitörler aracılığıyla belirlenmiştir. Çalışmamızda THZ' nin hücresel etkisinin monolayer ve sferoid GBM kültürlerinde farklılık gösterdiği ilk kez ortaya konuldu. Bu çalışmanın bulguları ışığında ileride yapılacak in vitro sitotoksisite çalışmalarının sadece monolayer kültürlerde değil aynı zamanda in vivo' ya benzerliği açısından sferoid kültürlerde de yapılması önerilmektedir. Bununla birlikte, GBM hücre hatlarında THZ' nin sitotoksik etkisinin otofaji yolağı üzerinden etkili olduğunun tespit edilmiş olması bu ilacın, apoptozu uyaran kemoterapötiklere karşı dirençli olan GBM tedavisinde kullanılabilecek bir ajan olduğunun düşünülmesine neden olmaktadır. Anahtar kelimeler: Sferoid (3B) hücre kültürü, Monolayer (2B) hücre kültürü, Glioblastoma, Tiyoridazin, Sitotoksisite, Apoptozis, Otofaji.

ApoptozisGlioblastomaGlioma+6
Ezgi Ersöz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glioblastomlarda nöronal diferansiyasyon, EGFR aşırı ekspresyonu ve EGFR gen amplifikasyonunun birbirleriyle ve prognozla ilişkisi

AMAÇ: Bu çalışmada primer glioblastomlarda (GB) nöronal diferansiyasyonun ve epidermal büyüme faktörü reseptörü (EGFR) aşırı ekspresyonunun/gen amplifikasyonunun ortaya konması ve bu parametrelerin birbirleriyle, yaş ve cinsiyetle, tümör yerleşimiyle, operasyon şekliyle, Ki-67 proliferasyon indeksiyle, tedavi modaliteleriyle ve sağkalım süresiyle olası ilişkilerini araştırmak amaçlanmaktadır.GEREÇ VE YÖNTEM: Elli iki primer GB olgusu nöronal diferansiyasyonun varlığını araştırmak amacıyla nörofilament proteini (NFP) ve sinaptofizin ile immunhistokimya (İHK) yöntemiyle boyanarak boyanma oranı ve şiddeti açısından skorlandırılmıştır. Bir diğer nöronal belirleyici olan nöronal nükleer antijen (Neu-N), aşikar tümöral hücrelerinde GFAP'la birlikte dual IHK yöntemiyle değerlendirilmiştir. Yine IHK yöntemiyle EGFR aşırı ekspresyonu ve Ki-67 proliferasyon indeksi saptanmış, ayrıca, dual EGFR-silver in situ hibridization (SISH)/ kromozom 7-chromogen in situ hibridization (CISH) yöntemiyle EGFR gen amplifikasyonu araştırılmıştır.BULGULAR: Yaşla sağkalım süresi arasında negatif korelasyon saptanırken (p=0.001), NFP-sinaptofizin (p=0.000) ; NFP-Neu-N (p=0.002); sinaptofizin-Neu-N (p=0.015) ekspresyonları arasında ve Neu-N ekspresyonu-EGFR amplifikasyonu (p=0.012); EGFR aşırı ekspresyonu-EGFR amplifikasyonu (p=0.001) ile EGFR amplifikasyonu-frontal lob yerleşimi (p=0.006) arasında pozitif korelasyon saptanmıştır. Ayrıca EGFR gen amplifikasyonu olan ve tümörü frontal lob yerleşimli hastalarda 18 aydan fazla sağkalım şansı daha fazla bulunmuştur (sırasıyla p=0.018 ve p=0.018). Nöronal diferansiyasyonla sağkalım arasında olduğu gibi, diğer parametrelerin de birbiriyle ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.SONUÇLAR: Bulgular EGFR gen amplifikasyonunun daha uzun sağkalımla ilişkili olabileceğini gösterirken, nöronal diferansisasyon ve sağkalım arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Neu-N ekspresyonu ile EGFR amplifikasyonu arasında ortaya konulan pozitif korelasyon ise sağkalım istatistiklerine yansımamış ve daha geniş serilerle yeni çalışmalar yapma gereğine işaret etmiştir.

Beyin neoplazmlarıEpidermal büyüme faktörüGlioblastoma+2
Fazilet Uğur Duman
Manisa Celal Bayar University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glioblastoma multiforme'de rho-kinaz gen ekspresyonu ve prognozla ilişkisi

Glioblastoma Multiforme (GBM), beynin en sık görülen ve en agresif primer malign tümörüdür. Yetişkin kanser ölümlerinin yaklaşık %2'sinden sorumludur. Glioblastoma Multiforme'de prognozu etkileyen faktörler yaş, tümör lokalizasyonu, tümör çapı, semptom süresi ve tipi, cerrahinin genişliği, postoperatif tümör volümü, adjuvan radyoterapi ve/veya kemoterapi durumu olarak sıralanabilir. GBM'de tedavi başarısızlığı ve ölüm lokal tümör büyümesinden ve beyindeki invazyonun artışından olmaktadır. Hücrelerin invazyonunda aktin mikrofilamentleri, mikrotübüller, ara filamentler arasındaki etkileşimler, bunları düzenleyen çevresel faktörler ve intrasellüler sinyallerin etkisi vardır. Bu değişikliklerin oluşmasında Rho proteinleri ve dolayısı ile Rho-kinazın aktivasyonu önemli rol oynamaktadır.Bu çalışmanın amacı Glioblastoma Multiforme'de Rho-kinaz yolağına ait genlerin ekspresyonlarının prognozla ilişkisini araştırmaktır. Bu çalışma bu konuda yapılan ilk çalışmadır.Çalışmaya 2001-2010 yılları arasında Glioblastoma Multiforme tanısı almış 98 hasta dahil edildi. Hastaların parafine gömülü doku örneklerinden FFPE RNA izolasyon kiti kullanılarak RNA eldesi yapıldı ve Rho-kinaz yolağına ait olan toplam 26 genin gen ifadeleri mRNA düzeyinde araştırıldı.Hastaların tanı sırasındaki yaşları ile yaşam süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif korelasyon saptandı.Rho-kinaz yolağındaki LIMK1, CFL1, CFL2, BCL2 genlerinin fazla ekspresyonu ve MAPK1 geninin az ekspresyonuyla hastaların yaşam süreleri arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Bu gen ekspresyonlarının tedaviye yanıtın artmasını sağlayabileceği veya tedaviye dirençli hastaların önceden tespit edilmesini sağlayabileceği düşünülmüştür.Anahtar Kelimeler: Glioblastoma Multiforme, Rho-kinaz, ROCK1, ROCK2

BeyinBeyin neoplazmlarıGenler+3
Ahmet Çiğiloğlu
Gaziantep University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glioblastoma multiformeli hastalarda sağkalımı etkileyen faktörler

ÖZETGiriş: Glioblastoma multiforme (GBM), glial tümörler içinde en sık görülen ve enmalign olanıdır ve medyan sağkalım bir yıldan azdır. Yapılan çalışmalarda yaş,performans durumu, mental durum, tümör derecesi ve histolojisi, yapılancerrahinin genişliği, nöbet semptomlarının varlığı, semptomların süresi,hipovaskülarite, uygulanan kemoterapi ve radyoterapi şeklinin sağkalımıetkileyen faktörler olduğu gösterilmiştir. Biz bu çalışmada GBM tanısıyla tedavive takip ettiğimiz hastalarda retrospektif olarak sağkalıma etki eden faktörleriincelemeyi amaçladık.Materyal ve Metot: Ocak 1999 - Haziran 2012 tarihleri arasında GaziÜniversitesi Hastanesi'nde glioblastoma multiforme tanısıyla tedavi ve takipedilen hastalar çalışmaya dahil edildi. Toplam 137 hastanın verileri retrospektifolarak tanı, aldığı tedaviler, klinik seyir, laboratuvar ve görüntüleme bulguları,tedavi sırasında gelişen toksisiteler açısından değerlendirildi. Sağkalımıbağımsız bir şekilde etkileyen faktörleri tespit etmek için Kaplan-Meier testi veCox regresyon analizi uygulandı.Bulgular: Hastalarımızda medyan genel sağkalım 62 (%95 CI; 51.05-72.95)hafta idi. Univariate analizde yaş, preoperatif KPS, tümör reseksiyon genişliği,steroid kullanımı, persistan hiperglisemi ve adjuvan temozolomid tedavisisağkalım için istatistiksel olarak anlamlı faktörlerdi (p<0.05). Cox regresyonanalizi; yaşın ?50 olması, preoperatif KPS'nin ?70 olması, persistanhipergliseminin olmaması ve 3 kürden faz temozolomid tedavisi almış olmanınhastaların klinik sonuçları açısından olumlu faktörler (p<0.05) olduğunugöstermiştir.Sonuç: Tanı anındaki yaş, preoperatif performans durumu, persistanhiperglisemi varlığı ve adjuvan temozolomid tedavisi prognozu etkileyen önemlifaktörlerdir.

GlioblastomaKanser hastalarıNeoplazmlar+2
Gülnihal Tufan
Gazi University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Flavopiridolün glioblastoma hücre hatları üzerindeki antiproliferatif etkisi

Flavopiridolün Glioblastoma Hücre Hatları Üzerindeki Antiproliferatif EtkisiGenellikle glioblastoma multiform, cerrahi operasyon, radyoterapi ve sistematik kemoterapi ile tedavi edilmesine rağmen tedaviye cevap vermeyen ve hasta sağ-kalım süresi ortalama 12-16 ay arasında değişmektedir. Glioblastoma oluşumunu üç önemli hücre döngüsü yolaklarının düzensiz çalışmasıyla ilişkilendirebiliriz: P16INK4A-SiklinD1-CDK4-pRb ve p14ARF-MDM2?p53 tümör baskılayıcı yolakları ve EGFR-Akt-PI3K proliferasyon yolağı. Bunlara ek olarak, Glioblastoma hastalarında, mutasyonu en sık görülen genler p53, EGFR, PTEN ve CDKN2A` dır.Amacımız, bir fosfokinaz inhibitörü olan ve özellikle siklin bağımlı kinazları inhibe eden Flavopiridolün farklı mutasyonlara sahip U87MG, U118MG ve T98G glioblastoma hücre hatların üzerindeki etkisini incelemektir. Bulgularımıza göre Flavopiridol, glioblastoma hücrelerinde Rb ve p53 tümör baskılayıcı yollarını da kullanarak apoptozu indüklemekte ancak kaspaz-3/7 aktivitesinde bir değişiklik meydana gelmemektedir. Flavopiridol uygulanan glioblastoma hücrelerinde Bcl-2 ailesi üyesi olan Bax ve Bim pro-apoptotik proteinlerin ifadesinin arttığı gözlenmiştir. Hücrelere, Flavopiridol uygulanmasıyla Siklin D1, c-myc, p53 protein seviyelerinde azalma, p27Kip1 seviyesindeki artış hücrenin G1/S evresinde duraklamasına neden olmaktadır. Ayrıca Flavopiridol genellikle p-Akt protein seviyelerini azaltarak hücrelerin proliferasyonunu azaltmaktadır.Çalışmamız bulgularına göre, Flavopiridol farklı genetik özelliklere sahip glioblastoma hücre hatlarında kaspaz-3/7 aktivitesi, Bim ve Bax proteinlerinden bağımsız olarak apoptozu indükler. Bununla birlikte hücre proliferasyon ve immortalizasyon inhibisyonunda rol alan çeşitli proteinlerin ifadesini etkilemektedir.Anahtar sözcükler: U118MG, U87MG, T98G, Glioblastoma multiforme, Flavopiridol

FlavonoidlerGlioblastomaHücre kültürü
Gözde Çobanoğlu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glial tümörlerde indolamin 2,3- dioksijenaz-1 ekspresyonu

Gliomalar yetişkinlerde en sık görülen primer intraserebral tümörlerdir. Glial tümörlerin çoğunda kötü prognoz vardır. Glioma insidansı 3-5/100.000'dir. Yüksek dereceli glial tümörlerde ortalama sağkalım 15 aydır. İndolamin 2, 3-dioksijenaz-1'in (IDO-1), kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden kaçmasındaki rolü nedeniyle kanser immünoterapisinde önemli bir rol oynadığı anlaşılmaktadır. IDO-1 kanser hücrelerinin hücre döngüsünü uyarır, kemoterapötik ajanlara karşı çoklu ilaç direncinin kazanılmasına neden olur. IDO-1'in aşırı ekspresyonu bazı kanserlerde kötü prognoz ile ilişkilendirilmiştir. Glial tümörlerde IDO-1 ekspresyonunun gösterilmesi; glial tümörlerin tedavisinde IDO-1'i hedef alan yeni tedavilerin kullanılabileceği öngörülmektedir. Bu çalışmada glial tümör tanılı olgularda IDO-1 ekspresyonunun klinikopatolojik parametrelerle ilişkisi araştırıldı. Bu çalışmaya 25 kontrol beyin dokusu, 25 düşük dereceli glial tümör (grade 1-2), 25 yüksek dereceli glial tümör (grade 3-4) olgusu dahil edildi. IDO-1 ekspresyonu ROC analizinde elde edilen cut-off değerine göre "düşük" ve "yüksek" IDO-1 olarak kategorize edildi. IDO-1'in ekspresyon dereceleri, olguların klinikopatolojik özellikleri ile sağkalım arasındaki ilişkiler, Kaplan Meier ve cox regresyon analizi kullanılarak % 95 güven aralığında, p< 0.05 istatistiksel anlamlılık içerisinde değerlendirildi. Çalışmada IDO-1 ekspresyonu normal beyin dokusuna göre yüksek dereceli glioma olgularında yüksek bulunurken (p< 0.001), düşük dereceli glioma olgularında normal beyin dokusuna göre anlamlı bir fark bulunmadı (p> 0.05). IDO-1 ekspresyonu yüksek dereceli olgularda düşük dereceli olgulara göre daha yüksek bulundu (p= 0.001). IDO-1 ekspresyon düzeyleri ile ortalama sağkalım (OS) arasında negatif bir korelasyon bulunup, IDO-1 ekspresyon düzeylerinin bağımsız bir prognostik faktör olarak OS'ye etki ettiği görüldü (p= 0.001). Yüksek IDO-1 düzeyleri glial tümörlerde kötü prognozu gösteren, aynı zamanda OS'yi öngörmede kullanılabilecek bir molekül olarak değerlendirilebilir. Hedef tedavilerin ön planda olduğu günümüzde, IDO-1'i hedef alan tedavilerin glioblastoma multiforme için gelecekte önemli bir terapötik hedef olabilir. Anahtar kelimeler: Glioma, glioblastoma, beyin, indoleamin 2,3-dioksijenaz-1

Beyin hastalıklarıBeyin neoplazmlarıGen ifadesi+4
Münir Kaya
Fırat University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Lavanta (lavandula angustifolia) ekstraktı ile gümüş nanopartiküllerin sentezi, karakterizasyonu ve insan glioblastoma U87MG hücreleri üzerinde anti kanser özelliklerinin değerlendirilmesi

Glioblastoma multiforme (GBM) erişkinlerde en sık görülen beyin tümörüdür. Bilinen en hızlı seyirli ve ölümcül tümörlerdendir. Bu çalışmada, Lavandula angustifolia ekstraktı kullanılarak gümüş nanopartiküllerin sentezinin ve karakterizasyonunun gerçekleştirilmesi ve U87MG insan glioblastoma kanseri hücreleri üzerine anti kanser özelliklerinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Gümüş nanopartiküllerin sentezi ve karakterizasyonu, Lavandula angustifolia sulu ekstraktı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sentezlenmiş gümüş nanopartiküller, UV-görünür spektrofotometre (UV-vis) ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) gibi çeşitli analitik tekniklerle karakterize edilmiştir. U87MG hücreleri artan konsantrasyonlarda Lavandula angustifolia L-AgNP'lerle (0-20 μg/mL) 72 saat boyunca muamele edilmiş ve biyolojik olarak sentezlenmiş gümüş nanopartiküllerin U87MG hücreleri üzerinde anti kanser etkileri MTT testi ile değerlendirilmiştir. Artan konsantrasyona bağlı olarak L-AgNP'lerin kontrol grubuna kıyasla insan glioblastoma kanseri hücrelerinde hücre ölümünü arttırdığı gözlenmiştir. IC50 değeri 7,536 μg/mL olarak belirlenmiştir. Ayrıca, bu hücrelerde kaspaz-3, -8 ve -9'un aktivasyonu ELISA yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bu çalışma, Lavandula angustifolia ektraktının gümüş nanopartiküllerin sentezinde kullanılabileceğini ve biyolojik olarak sentezlenmiş gümüş nanopartiküllerin glioblastoma tedavisinde potansiyel bir tedavi yaklaşımı olarak kullanılabileceğini göstermiştir.

Antineoplastik ajanlarBitki özütüGlioblastoma+6
Aysel Şimşek
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Assessing the epigenetic modifiers of drug resistance in human astrocyte and glioblastoma co-cultures

Glioblastoma (GBM) is the most common and malignant of all primary CNS tumours. Unfortunately, GBM has very low survival. The standard treatment regimen consists of surgery, ionizing radiation, and chemotherapy. The most common chemotherapeutic used for the treatment of GBM is temozolomide, followed by carmustine, which could not change the overall survival rates in the last 25 years. Unfortunately, most drug trials fail at the initial phases. For this failure in progress, tumour-microenvironment interactions play an important role, beside others causes. Therefore, understanding the nature of therapy resistance in relation to tumour-microenvironment interactions is essential. In this thesis, a new co-culture model was established to examine temozolomide response of tumour cells in the context of astrocyte microenvironment. Contact-dependent and contact-independent co-culture models were examined with cell viability and imaging methods. Contact-dependent astrocyte-U87MG co-cultures presented temozolomide resistance. Transcriptomic differences between U87MG cells alone and in co-cultures with astrocytes were examined by cell sorting, followed by RNA sequencing. As a testament to increased cell-to-cell interaction, co-culture models were found to express high levels of several cell-extracellular matrix interaction pathway components. Specifically, increased levels of collagen (COL), matrix-metalloproteins (MMP), and tubulin (TUB) families were observed. These adaptive changes were most likely vital elements of drug resistance in co-cultures. As contact-dependent temozolomide resistance may involve genetic and epigenetic changes, epigenetic vulnerabilities of tumour cells in co-cultures were examined. Cancers show altered epigenetic regulation; global changes in DNA and histone methylation. Yet, the epigenetic regulation of temozolomide response in co-cultures is not established. We performed a small molecule epigenetic inhibitor probe library screen to examine and identify epigenetic regulators of temozolomide response in co-cultures. We identified several histone demethylase inhibitors, in combination with temozolomide, as potent agents to target U87MG cells cultured with astrocytes. We then focused on GSK-J4, a histone demethylase inhibitor, as a potent agent that could affect GBM cells that are grown in co-cultures. GSK-J4 is a known agent that inhibits KDM6A and KDM6B, whose roles have not been studied in the context of temozolomide response in GBM. To understand the mechanisms of GSK-J4 in co-cultures, cell viability assays with chemical inhibition and CRISPR/Cas9-targeted gene silencing of KDM6A or KDM6B were applied. Further CITE-single cell sequencing was performed in U87MG-astrocyte co-cultures in the presence and absence of GSK-J4. We showed that both cell compartments were differentially represented at their transcriptome levels. Hypoxia and glycolysis-related genes MT-CYB, MT-CO2, MT-ND2, and MTRNR2L10 were upregulated and apoptosis-related genes were down-regulated in both tumour cells and astrocytes in response to GSK-J4. In conclusion, by generating and characterising co-culture models of GBM, we were able to find epigenetic regulators of temozolomide response and present transcriptomic differences that may serve as potential therapeutic intervention points for GBM in the future.

AstrocytesEpigeneticEpigenesis-genetic+5
Ali Cenk Aksu
Koç University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Examining chromatin modifiers essential for glioma growth and drug response

Glioblastoma (GBM) is a highly aggressive primary brain tumor associated with low survival rates. Standard-of-care involves surgery, irradiation, and chemotherapy utilizing Temozolomide (TMZ), a DNA alkylating agent. Despite its high effectiveness, the efficacy of TMZ can be compromised by various epigenetic mechanisms, including the transcriptional regulation of 0-6-methylguanine methyltransferase (MGMT) enzyme expression. The promoter methylation status of MGMT is a crucial prognostic factor, as its epigenetic suppression enhances the response to TMZ. Novel epigenetic factors regulating the survival and resistance to therapy in GBM remain undiscovered. To explore resistance mechanisms in GBM, we first generated TMZ-resistant cell lines starting from naïve cells and escalating TMZ doses over a long period. We demonstrated that TMZ-resistance phenotype was sustainable both in vitro and in vivo. Transcriptome analysis revealed MGMT as an upregulated gene in TMZ-resistant models along with many differentially expressed genes. Considering that resistance may be associated with adaptive epigenetic changes, we investigated the functional roles of chromatin regulators in TMZ-resistant cells. To this end, we employed a targeted CRISPR/Cas9-based screen with our Epigenetic Knock-Out sgRNA Library (EPIKOL), focusing on various chromatin modifiers and epigenetic enzymes. Applying EPIKOL screens in multiple naïve and TMZ-resistant cell lines, we first identified key epigenetic factors regulating GBM cell viability. We then explored selective vulnerability of TMZ-resistant cell lines and identified Retinoblastoma Binding Protein 4 (RBBP4) as a regulator of acquired TMZ resistance. Knock-out of RBBP4 in resistant models resulted in increased apoptosis and G2/M arrest. RNA sequencing of control and RPPB4 knock-out cells revealed G2/M checkpoint and E2F targets as downregulated pathways. We demonstrated that the expression of MGMT was not significantly altered by RBBP4 in TMZ-resistant models, providing strong evidence for RBBP4-mediated regulation of cell proliferation and TMZ response in an MGMT-independent manner. Overall, our findings hold promise for the development of innovative epigenetic-based therapeutic strategies targeting GBM in the future.

Brain diseasesBrain neoplasmsEpigenetic+5
Ezgi Yağmur Kala Kalkan
Koç University · Institute of Health Sciences
2023
00

Related subjects