Daily life
198 theses under this subject heading
Gündelik hayata sızan aktivist sanat
Sanat her dönem üretildiği zaman diliminin etkilerini içinde barındırır. Çünkü sanatçı yaşantısında deneyimlediği olumlu ya da olumsuz her türlü durumu sanatına yansıtır. Bu raporda hayatın problemlerine değinen ve bu problemlerin aktivist bir tavırla protesto edildiği aktivizm kavramının sanatçılar tarafından ele alınışı incelenir. Rapor kapsamında aktivist sanat üretimleri incelenmiş ve araştırmanın özelleştirildiği aktivist sanat üretimlerinde etkili bir araç olarak kullanılan aktivist dile odaklanılmıştır. Seçilen örneklerde, çalışma sürecinde ve üretilen sanatsal eylemler temelinde, dili üretme ve topluma yayma biçimlerini sanat alanına taşıyan, belirli otoritelere karşı araç olarak kullanan ve bu yolla kitleye mesaj iletmeye çalışan sanatçılar araştırılır ve pratiklerine yer verilir. Raporun son bölümünde konunun ortak noktası olan aktivist dil kullanılarak üretilen, sanat piyasasına ve hayatın problemlerine gönderme yapan çalışmalar açıklanır.
Öznelerin deneyimleri üzerinden günlük hayat: Eleştirel bir yeniden kavramsallaştırma
Bu araştırmada faillerin kendilerine bağladıkları anlam üzerinden hangi faaliyetleri ne zaman ve nasıl gerçekleştirdiklerinden hareketle günlük hayatı nasıl örgütledikleri konu edilmekte ve çalışma, emek, boş zaman ve serbest zaman kavramları esas olmak üzere tekrarın ayırt edici bir unsur olarak öne çıktığı üretimsel ve yeniden üretimsel boyutları dikkate alınarak günlük hayatın özgün mahiyet ve vasıflarının tefrik edilmesi ve yeniden kavramsallaştırılması amaçlanmaktadır. Araştırmada yoğun araştırma yöntemi takip edilmiş ve ampirik veriler 26'sı kadın 21'i erkek toplam 47 bireyle gerçekleştirilen derinlemesine mülâkatlar aracılığıyla derlenmiştir. Verilerin analizinden hareketle bu çalışmanın temel iddiası günlük hayatın gündelik olan/gündelik olmayan başta olmak üzere çalışma/çalışma dışı zaman, çalışma/boş zaman ya da çalışma/serbest zaman gibi karşıt ikilikler temelinde kavramsallaştırılmasının isabetsiz olduğudur. Aksine günlük hayat, hayatın bir günden başlayarak genişleyen zaman birimi boyunca, faillerin amaç ve değer yönelimli olarak kendileri ya da bir başkası için fayda üretmek üzere çalıştıkları, kesintili olduğu kadar süreğen, tekrarlı olsa da sıradanlaşmaya dirençli veçhesi ve hayatın günbegün inşa edildiği en temel parçasıdır. Tekrar etme günlük hayatın en temel kurucu vasfı olmakla birlikte faaliyetlerin tekrar edilmeleri kaçınılmaz olarak tekdüzeleşmeleriyle sonuçlanmamaktadır. Tekdüzeleşme durumunda failler kastî ve değiştirici müdahalelerde bulunarak, yani manevra yaparak, günlük hayatı üretmekte ve yeniden üretmektedirler. Ulaşılan tanım kendisine atfedilen sıradan, olağan, tek düze, rutin, önemsiz gibi vasıfların günlük hayatın kurucu vasıfları olmadığı, dolayısıyla gündelik olan/gündelik olmayan karşıtlığından azade olarak hayat ile parça-bütün ilişkisi içinde bir kavram çifti (günlük hayat-hayat) oluşturduğuna işaret etmektedir. Bu nedenle bu çalışmada günlük hayat belirtilen bu vasıfları ima ederek pekiştiren gündelik hayat (everyday life) kavramı yerine, onun 24 saatle sınırlı olmayıp aksine bir günden başlayarak haftaya, aya, yıla doğru genişleyen oradan da yılların tekrarıyla devam eden ve tekrarın ritmik olma zorunluluğu taşımaması nedeniyle "her gün" yerine "o gün"e atıfta bulunan bir olgu olduğunun ifade edilebilmesi için "günlük hayat" (daily life) olarak yeniden kavramsallaştırılmıştır.
Tevafuktan tesadüfe, beş vakitli günden vazgeçmek: Mütedeyyin erkeklerin dini terk etme pratikleri ve sekülerleşme süreçleri
Bu çalışma, dindar ailelerde/çevrelerde yetişmiş ve yıllarca dini pratikleri yerine getirmiş fakat sonrasında farklı süreçlerden geçerek dini yaşayışı terk etmiş erkeklerin gündelik hayat pratiklerine ve sekülerleşme süreçlerine odaklanmaktadır. 25 erkek katılımcı ile derinlemesine görüşmeler içeren çalışma, Pierre Bourdieu'nün habitus kavramı ile Henri Lefebvre'nin ritimanaliz yöntemini bir arada düşünerek dini habitusun ritim ve rutinlerini ortaya koymayı amaçlar. Bilindiği gibi mütedeyyin bireyler için gündelik hayatta inanç önemli bir yer kaplamaktadır. İslamiyet'e göre bireyin hayatı belli zamanlara bölünmüştür. Bu taksim gündelik olarak namaz vakitlerine göre "sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı" şeklinde beşe bölünerek yapılır. Haftanın belli günleri diğerlerinden daha kıymetli, senenin bazı zamanları diğerlerinden daha önemlidir. Dindar bir çevrede yetişen bireyler zamanın bu bölünmüş haline gerek ev içi gündelik inanç pratiklerinden gerekse sosyal hayatın kendisinden ötürü aşinadır. 2000'lerle birlikte Türkiye'de çeşitlilik kazanan sekülerleşme ve desekülerleşme tartışmalarına ritimanalistik bir yaklaşım getirme gayesinde olan bu çalışma, poliritmik sekülerleşme ve aritmik sekülerleşme gibi konsept denemesiyle dini yaşayışı terk etmiş eski dindar erkeklerin sekülerleşme süreçlerini dönüşen ritim ve rutinleri ile habitusları üzerinden tartışır. Gündelik hayatın sıradanlığına odaklanan çalışma, sıradan karşılaşmaların meydana getirdiği büyük dönüşümlerin sekülerleşme özelinde ne gibi pratikleri ortaya koyduğunu göstermeye çalışır.
Osmanlı kadın dergilerinde gündelik yaşamın politiği: Hanımlara mahsus gazete mektuplarının incelenmesi
19. yüzyıl Osmanlı kadının değişim yüzyılı olmuştur. Kadınlar bu süreçte dergiler etrafında toplanmaya ve haklarını, taleplerini, sorunlarını dergiler üzerinden kamusal zeminde tartışmaya başlamışlardır. Dergiler kadınların seslerini yükselttikleri ve seslerini kamusal alanda yükselttikleri mekanlar olmuştur. Bu dergilerden birisi de Hanımlara Mahsus Gazete'dir. Hanımlara Mahsus Gazete, yayın ekibinin kadınlardan oluştuğu ve kadınların hak ve taleplerinin dile getirildiği ilk dergilerden birisi olarak 1895 yılında yayın hayatına başlamış ve 13 yıl süreyle yayın hayatını devam ettirmiştir. Söz konusu dergi kadınların yaşamlarına etki eden ve yaşamlarından etkilenen, gündelik yaşamları ile iç içe geçmiş bir yapıya bürünmüştür. Derginin gündeliğin sınırlarında gezmesi kadınların sıradan hayatlarının aslında nasıl politik bir alan olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu durumun temel göstergelerinden biri dergiye gelen mektuplardır. Mektuplar, kadınların kendi kalemleriyle kendilerini ifade ettiklerini ve içinde bulundukları durumu tartıştıkları yazılar olarak yerini almıştır. Böylece kadınlar deneyimlerini, hak ve taleplerini kamusal alana taşımışlardır. Mektuplarında dile getirdikleri konular genel olarak değişen toplumsal yapı içerisinde kendilerine aradıkları ideal kimlik tartışması, eğitim ve çalışma hakkı ve aile yaşamlarına dair konulardır. Bahsi geçen konuların kadınların gündelik yaşamlarının merkezlerinde şekillenmektedir. Bu bağlamda mektuplar gündelik yaşamın sıradanlığını politik bir unsura çevirerek kadınların hak ve taleplerinin kamusal alana intikal etmesinin aracı olmuşlardır. Tez çalışmasında bahsi geçen mektuplar üzerinden kadınların gündelik yaşamının politiğini anlamlandırmak ve kadın deneyimlerini bilimsel çalışmaların bir parçası haline getirmek hedeflenmiştir.
Bir ada, bir dergi ve bir ressam: İmroz, ιμβρος ve Nikos Paleopoulos
Türkiye'nin en büyük adası olan İmroz, ada olmanın getirdiği birçok olumsuz etkiye rağmen, kendisine yetebilen bir adaydı. Tarım ve hayvancılığa uygun olan bu adanın en büyük şansı tatlı suya sahip olmasıydı. Anakaraya ulaşımın çoğu ada gibi zor olduğu yıllarda, ada halkı kendisine yetmeye mecburdu. Bu sebeple yiyecek, içecek, giysi ve eşya gibi ihtiyaçlarını kendisi üretiyordu. Anakaradan izole olan ada yalnızca maddi kaynakları değil kültürel tüm aktiviteleri de kendisi yaratmak zorundaydı. Ada halkı sinema ile ilk olarak 1948 yılında tanışmıştı. Adanın merkezine ise elektrik 1950 yılında verilmeye başlanmıştı. Pilli radyolar gündelik hayattaki en önemli iletişim ve eğlence aracıydı. Müzikler, danslar, dini ritüeller, düğünler ve birçok kutlama adayı eğlenceli kılsa da bir grup entelektüel İmroz'a yeni bir hareket getirmek istiyordu. Ancak nasıl başlayacaklarını bilemediler. İkinci Dünya Savaşı'nın adaya getirdiği ekonomik ve ruhsal çöküş, aynı zamanda yeni bir başlangıca vesile oldu. Zorunlu askerlik görevlerinde birbirleri ile yakınlaşan İmrozlu ve İstanbullu Rumlar birbirlerini daha iyi tanıma fırsatı buldular. İstanbullu iki entelektüel Vasileios Anagnostopoulos ve Nikos Paleopoulos savaşın bitmesiyle birlikte İmroz'a ilk seyahatlerini yaptılar. Bu seyahat onları İmroz'a bağlayacaktı. Adadaki günlük hayattan, doğadan, İmrozlulardan oldukça etkilenen ressam Nikos Paleopoulos, burada bir dergi çıkarma fikrini ortaya atan isim oldu. Adadaki entelektüellerin de bir araya gelmesiyle adanın ilk dergisi İmroz doğdu. 1955 yılına kadar yayınlanan bu dergi adanın adeta bir kayıt defteriydi. Bu çalışma adanın görece "güzel" yıllarındaki gündelik hayatına bakmayı ve İmroz Dergisi'ni okuyucuya tanıtmayı amaçlamaktadır.
Gündelik yaşamda zaman algısı ve nesneleşen özne
Gündelik yaşam, bireyin hayat düzenini oluşturduğu, eylemlerini belirli zaman dilimi içinde gerçekleştirdiği hareketlilikten oluşmaktadır. Bu hareketlilik ev ortamında, iş hayatında ve boş zamanlarda yapılan aktiviteleri kapsamaktadır. Gündelik yaşamdaki krizlerin etkisiyle öznede izolasyon süreci hakim olmuştur. Bu krizler ise beklenmedik durumun ortaya çıkması ve planlanmış bir aktivitenin engellenmesi durumunu akıllara getirmektedir. Çalışma raporunda anlatılmak istenen, beklenmedik kriz olarak görülen pandemi ve bunun beraberinde gelen 'izole' olma sürecidir. Bu sürecin kişiye psikolojik olarak etkisi ifade edilmiştir. Bundan dolayı bireyin, kendini özne gibi hissetmemesi durumu söz konusudur. Pandemi, can kayıplarını, ekonomik krizleri, iş kayıplarını, eğitim ve sosyal hayatı vs. etkileyerek insan hayatında unutulmayacak izler bırakmıştır. Bu doğrultuda, pandeminin getirdiği yeni düzen, sıradan olan gündelik yaşamı değiştirmiştir. Bu durum insanların evlerinde daha çok vakit geçirmesini gerektirmiştir. Evde sürekli kalan ve sosyalleşemeyen bireyin kendine karşı ve çevresine karşı yabancılaşması incelenmiştir. Nesnelere kişilik özelliği yükleyerek sosyalleşme çabasının giderilmesi beklenmiştir. Evde bulunan gündelik kullanım nesneleri hem kişinin kendi ruh halini ifade etme aracı olmuş hem de aile bireylerinin nesnelerde vücut bulması o an ki psikolojinin etkisini açıklanmasında etkili olmuştur. Nesne, duyular ile algılanabilen, zaman içinde somut varlığı olan, bilincin ayırt ettiği sürece öznede yer alan bir kavramdır. Nesneye bakış, öznenin onu belirlemesi ve ona anlam katması ile oluşmaktadır. Özne ilk olarak nesneyi algılamasıyla ona anlam vermektedir, böylece aralarındaki ilişki açığa çıkmaktadır. Ancak bu anlam, öznenin önyargılarını, deneyimlerini nesneye atfederek nesne ile ilişki kurması ile gerçekleşmektedir. Bu sayede öznenin yüklediği anlamlar sayesinde nesne, öznenin zihinsel dünyasında bir varlık kazanmaktadır. Böylece kişilerin nesneye bakış açıları onlara yüklediği anlamlardan dolayı kişiden kişi değişiklik gösterebilmektedir. Önceliklerin değiştiği, hayata karşı anlam aramanın ve yeni ilişkilerin doğması bu çalışma raporunun çıkış noktasını oluşturmaktadır. Bu krizler ve izolasyon süreci ise öznede zaman algısının değişmesine yol açmıştır. Zaman algısının da değişime uğramasıyla özne kendini nesnede var etmektedir. İzolasyon süreci ardından gündelik yaşam eski haline dönmüş ve birey, kendini nesnede var etmemiştir. Anahtar sözcükler: Özne, Benlik, Nesne, Gündelik Yaşam, Zaman Algısı.
Kentsel mekanda ayrışmanın gündelik hayata ve kişisel sanat pratiğine etkisi
Günümüzde dünya nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı kentler, kurulduklarından beri yönetilir, mekânsal olarak ayrıştırılır ve güçlüler tarafından işgal edilir. Modernizm ile birlikte katmerlenen bu süreç, günümüzde bizzat kentsel mekânın metalaşması, kolayca ve kerelerce el değiştirebilmesi ile kentin yönetimsel boyutunun karmaşıklaşmasına yol açmıştır. Böylece kentte yaşayanlar için önceleri yönetimlerce sosyo-ekonomik kurallar doğrultusunda mahalleler, sokaklar ve alanlar aracılığıyla yaşanan mekânsal ayrışma, Postmodern süreçte doğanın, kentsel belleğin, kamusal alanların tahribatıyla kent insanının artık kendini tecrit etmeyi yeğlemesine doğru evrilmiştir. Çünkü bu ucu bucağı belirsiz tahribat, bireylerin alanlarını hiç ummadıkları şekilde daraltmış, onları yalnızlaştırarak yaşadıkları hayata yabancılaştırmış ve gündelik hayatlarını doğrudan etkilemiştir. Bu sebeple "gündelik hayat ve eleştirisi" 19.yy'dan beri sanatın ve felsefenin önem verdiği konular arasında yer alırken, kentin gündelik hayatına dair sıradan kişisel tespitlerin önemi gün geçtikçe açığa çıkmaktadır. Tüm sanat alanları bu tespitlerin vurgulanmasında önemli bir ifade biçimi olarak rol oynamaktadır. Anahtar Sözcükler Kent, Mekân, Ayrışma, Yabancılaşma, Gündelik Hayat, Sanat
Görsel günlükler bağlamında kent ve süreci
''Kent ve Süreci'' adı altında başlatılan araştırmanın içsel boyutu, düz, rutin tek düze kadrajlar içerisinde, kent insanının ruhsal sıkışmışlığını, zorunluluğunu, çoktan kabullenilmiş bir yaşam düzenini ve kültür birikimini yansıtmayı amaçlar. Bu kadraj ve tek düze tonlar, bireyin hayatı ve onun özgeçmiş yaşamına ayna tutan farklı kaynaklar olarak araştırma içerisinde geniş bir yer almaktadır. Gündelik olaylar etrafında eserler üretilirken, aynı zamanda bu gündelik kompozisyonların çıkış noktasını bir günlük defteri oluşturmaktadır. Araştırmanın çıkışını oluşturan bu defterde, görsel kadrajlar, insan diyalogları ve kent yaşamına ait birçok hareket, metaforlar aracılığıyla betimlenerek ortaya çıkan bu görsel günlükleri plastik değerlerdeki kompozisyonlar temsil etmektedir. Tez süresince üretilen resimler; mekânın ana öznesiyle birlikte ''gündelik hayat'' yansımalarını plastik değerler ile buluşturarak, bize özne-mekân hakkındaki psikolojik yansımaları da irdeletecektir. Kent günlükleri ile ilerleyen araştırma, birey yaşamındaki nesne-mekân ilişkilerini de sorgulamayı getirmiştir ve böylece sanatsal ifadelerle aktarma yolları düşünülmüştür. Öznenin yaşam alanı içerisinde başlayan gözlem, yerelden evrensel boyuta doğru yönelmiştir. Bu tezde Kent'in bugün yarattığı bir toplum hali araştırılmaktadır. Zamanla bu incelemenin mekânlarda renk, boyut ve görseller ile örgütlendiği gözlemlenmiştir. Yaşam alanı içerisindeki aynılaşmanın aykırılığı, kuralları, soru ve cevapları kotarılmış bir yaşam biçimini örneklemektedir. Bir çelişki halinde aynılığa giden toplum hareketleri, günlük hayatta yaşadığımız sıradan görsel ve diyalogları beraberinde getirerek bize bu çalışmada sorgulama eylemine kapı açacaktır.
Hakan Günday romanlarında aylaklık ve gündelik yaşam
Bu çalışma Türk Edebiyatı'ndaki aylakların Hakan Günday eserleri bağlamında yaşadıkları dönüşüm ve gündelik hayat pratiklerini incelemektedir. Amaç, gelişmelerin yaşandığı Tanzimat dönemiyle birlikte ortaya çıkan aylak karakterlerden 2000'lere kadar olan süreçte toplumsal değişkenlerle birlikte yaşadıkları dönüşümü tartışmaya açmaktadır. Cumhuriyet Dönemi'ne kadar rastlanan karakterlerde, aylaklığın bir tür yanlış batılılaşma ve tüketim motivasyonuyla gerçekleştiği gözlemlenebilir. Özellikle Aylak Adam romanından sonra aylaklığın çıkış noktası yabancılaşma ve anti toplumsallık olmuştur. 2000'lere gelindiğinde Hakan Günday eserleri ile daha da radikal tavırlara bürünen Aylakların karşıt oldukları toplumsal yapıyla birlikte nasıl toplumsal değişimlerden etkilendiğinin altı çizilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Aylaklık, Yabancılaşma, Hakan Günday
Açık maden işletmelerinde çalışan işçilerin mesleki maruziyetinin günlük yaşam, fiziksel aktive ve solunum fonksiyonuna etkisinin değerlendirilmesi
Sanayileşmenin artması ile madencilik faaliyetleride hız kazanmıştır. Açık ve kapalı olarak yürütülen madencilik faaliyetleri dünyadaki iş faaliyetleri arasında en tehlikelisidir. Çalışmamızda açık ocak maden işletmelerinde çalışan işçilerin günlük yaşam, fiziksel aktivite ve solunum fonksiyonlarını değerlendirmek amaçlanmıştır. 5 Aralık 2021 ve 10 Haziran 2022 tarihleri arasında Muğla/Milas' ta yürütülen çalışmaya 30-50 yaş aralığında olan, en az 3 yıldır kum madeninde çalışan madenciler grubunda yer alan 31 kişi ve farklı işlerde çalışan, kontrol grubunda yer alan 31 kişi olmak üzere toplamda 62 katılımcı dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil olan tüm katılımcılara İş sahasında ve çevresel olarak yaşadıkları maruziyeti ve solunumsal semptomları değerlendirmek için Mesleki ve Çevresel Akciğer Hastalıklarını Değerlendirme Formu, solunum fonksiyonlarını değerlendirmek için Solunum Fonksiyon Testi, mesleki maruziyetin yaşam kalitesinde yol açmış olabileceği kayıpları belirleyebilmek için St George Solunum Anketi, katılımcıların günlük yaşam aktivitelerindeki bozuklukları değerlendirmek için London Chest Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği, katılımcıların fiziksel aktivite düzeyini belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi, göğüs kafesinin hareketliliği ve postür analizi için Üst Gövde Postür Analizi ve Torakal Ekspansiyon Değerlendirmesi, katılımcıların son bir hafta içinde yaşadıkları dispne şiddetini belirlemek için Modifiye Borg Skalası uygulanmıştır. Çalışmanın solunum değerlendirmesinde yapılan spirometre sonuçlarına göre madenciler ve kontrol grubu arasında anlamlı bir fark bulunamadı. (FVC (L) , FVC (%) , FEV1 (L) , FEV1 (%) , FEF25-75 (L), FEF25-75 (%) , FEV1/FVC, PEF (L) ve PEF (%) parametreleri için p ≥ .05). Saint George Solunum Anketi ve solunum fonksiyon parametreleri arasındaki ilişkide anketin aktivite bölümü ile FEF25-75 (%) ve FEV1/FVC değerleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişiki tespit edilirken, sırasıyla; r = -0,37, p =0,03 ve r = - 0,39, p= 0,03, diğer günlük yaşam ve fiziksel aktivite anketleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı, tüm parametreler ve değerler için p ≥ 0,05. Madencilere yapılan Modifiye Borg Skalası sonucu ile FEV1/FVC değeri arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulundu r = -0,41, p =0,02. Sonuç olarak çalışmamızda, açık ocak madeninde çalışan ve mesleki maruziyet yaşadığı düşünülen katılımcıların solunum, günlük yaşam ve fiziksel aktivite açısından kontrol grubu ile kıyaslandığında maruziyet-etkilenme ilişkisi bulunamamıştır.
Gündelik yaşamın yeniden tanımlanması: Hakkari kadın merkezleri örneği
Bu çalışmanın amacı, kadınların gündelik yaşam pratiklerinde kentsel mekanlara ve kurumlara erişimde deneyimledikleri cinsiyete dayalı ilişkilerin nasıl şekillendiğini araştırmaktadır. Bu bağlamda çalışma ekonomik, sosyal, fiziksel, kamusal mekanların, kadınların ne sıklıkla, hangi şekillerde kullandığını, kadınların bu mekanlara yönelik algılarını oluşturan etmenleri keşfetmek ve mekanlarda nasıl örgütlendiğini amaçlamaktadır. Kadınların kentsel, kamusal mekan deneyimleri, ayrışma olgusunun toplumsal cinsiyet boyutuyla incelenmiştir. Toplumsal cinsiyet ilişkileri kamusal mekan ve kamusal alanla yakından ilgilidir. Gündelik yaşamın makanı olan mahalle, caddeler ve sokakların kadınlar tarafından kullanımda, cinsiyet etkisi farklılaşma yaratabilmektedir. Dolasıyla gündelik yaşam, cinsiyet eşitsizliği bakışı ile şekillenirken kadınların kent hakkını kullanımını da sınırlandırmaktadır. Gündelik yaşamın her kesiminde kendini gösteren ataerkil yapıya karşı, kadınların kent hakkı tanımlanmalı ve tüm uygulamalarda dikkate alınmalıdır. Bunu yapabilmek için öncelikle kent hakkının sadece kamusal alanlarda değil, özel alanlarda da geçerli olduğu, özel ve kamusal alanlarda bu hakka erişmenin bir hukuk probleminin ötesinde toplumsal bir mesele olduğu kabul edilmelidir. Kentlerde kadınların dışlanmasına sebebiyet veren eril mekanların kadınların kolektif güçlerini desteleyecek olumlu mekanlara dönüştürülmelidir. Bu bağlamda çalışmada Hakkari'de yaşayan kadınların kent ve mekan algıları, kenti hangi açılardan nasıl kullandıkları tartışılacaktır. Bu araştırılırken kadın örgütlerinin Hakkari'de kadının yaşamını sosyal bir dönüşümle katılımcı bir noktaya getirdiği üzerinde durulacaktır. Bu kapsamda kavramsal çerçevede kent, mekan, kadına çizilmiş müphem sınırlar, kadına adanmış mekanlar incelenirken, gündelik yaşam pratiklerinin kadına örgütlerinin faatliyeterli ile birlikte değişimine odaklanılacaktır. Çalışmada özelikle kadınların mekanları kullanımındaki değişimin kadın örgütleri üzerinden analizinde, örgütlülük ve dayanışma kavramlarının temel alındığı söylenebilir. Böylece kadın örgütleriyle bağlantı halinde olan ve bu örgütlerin kentteki faaliyetlerine katılan kadınlar ile alan çalışması yürütülmüştür. Hakkari'deki kadın STK'ların ile derinlemesine mülakatlar yapılırken, bu STK'ların çalışmlarına dahil olan kadınlar ile rastgele örneklem yöntemi kullanıralarak anket uygulaması yapılmıştır. Çalışma ile gündelik yaşamın Hakkari örneğinde kadınlar için ne ifade ettiği, kadın örgütlerinin varlığının mekan kullanımlarına etksi ile birlikte incelenmiştir.
Orhan Pamuk'un romanlarında hayat ve iktisat
İnsan tutum ve davranışlarının temel güdüleyicisi olarak ekonominin, yaygın düşüncenin aksine, insanların büyük çoğunluğunun, inanç ve düşüncelerinin de ana yönlendiricisi, kişilik ve kimliğinin niteliğinin de belirleyicisi olduğu öne sürülebilir. İnsanı her yönüyle inceleyen romanda bu ilişki biçimi sürekli detaylandırılmasına karşın edebi çalışmalarda göz ardı edilen bir konudur. Farklı disiplinlerin gözlüğünden bakıldığında, sınırsız anlatma olanaklarına sahip roman türünün insanı ele alma perspektifindeki rakipsizlik daha fazla görünürlük kazanır. Türk romanının tek Nobel ödülü yazarı Orhan Pamuk, (1952-) İstanbul orijinli zengin bir ailenin çocuğu olarak, eserlerine bu kentin farklı kesimlerinden olan insanları farklı sorunsallar odağında ele aldığı romanlarında, kurgu sorunları üzerinde de ciddi şekilde düşünen, bu yönüyle dünya romanıyla yakın bağlantılar içine girebilen bir yazardır. Bu çalışma, çoklu bakış açılarına zengin nesnel karşılıklar verebilen yetkinlikteki Orhan Pamuk'un romanlarında, Türk toplumunun, Osmanlı devletinin son dönemlerinden başlayıp günümüze kadar geçirdiği süreçleri ekonomik arka plan üzerinden bir izsürme çabasıdır. Bu tezde insanların sahip olduğu ekonomik statünün; duygu ve düşünce dünyası gibi, gündelik yaşam pratiklerinin de belirleyicisi olduğu öne sürülmekte, yaşamı yönlendiren gerilimlerin de gerisindeki temel güdünün bu olduğu varsayılmaktadır. Bunun geleneksel üretimin egemen olduğu geleneksel toplumdan, tüketim toplumunun var olma gerekçesine dönüştüğü modern topluma kadar sürdüğü, günümüzde ise çılgınlık düzeyine eriştiği gözlemi Pamuk'un romanları üzerinden gözlenmeye çalışılmaktadır. Türk toplumunun farklı mekânlarla sembolize edilen ekonomik ve bununla doğrudan ilişkili ideolojik kamplaşmalarının gerisindeki temel itkinin, ekonomiye sahip olma düzeyiyle yakından ilişkili olduğu öne sürülmektedir. Anahtar Kelimeler: Edebiyat ve ekonomi, roman ve ekonomi, Orhan Pamuk, Gündelik yaşam sosyolojisi, tüketim kültürü, sınıfsal farklılık, Türk toplumu
Beruk köyünde din ve gündelik yaşam: Sosyolojik bir inceleme
Siirt-Pervari' ye bağlı Beruk (Karasungur) Köyü, Botan Vadisi havzasında engebeli coğrafyaya kurulmuş bir köydür. Seyyid Hacı Kasım Bağdadî' nin Seyahatname' sine göre Beruk (Karasungur) Köyü' nün tarihi yaklaşık 700 yıla dayanmaktadır. Aynı zamanda 'seyyid' yani Hz. Muhammed' in soyu olarak bilinen Beruklular' ın tamamı, Esved-ur Ra's (Siyah Baş) lakaplı Seyyid Ahmed' in soyundan ve akrabadırlar. İşte bu çalışmayla yedi asırlık geçmişiyle Beruk Köyü' nde şekillenen sosyal, dinî kavram ve değerler tanıtılmıştır. Sosyal dokuya dair Beruk Köyü' ndeki aile yapısı, evlilikler, karar alma mekanizmaları ele alınmıştır. Dinî yapıya ait olarak ise özellikle 'türbe' mefhumu etrafında şekillenmiş köy yaşamı ve köy çevre ilişkisi ele alınırken aynı zamanda 'veli' kültünün toplumsal tezahürleri ele alınmıştır. Kerametleri ve kadın veliye kişiliğiyle öne çıkan Amine Hala, kendisine ait tarihi zikirhânesiyle takva ve iffet sahibi bir zahide olarak köy'ün manevi dokusunun şekillenmesinde nasıl bir etkisi olduğu ifade edilmeye çalışılmıştır. Yedi asırlık köy/aile kabristanı; köy ve medrese hocalarının köy içinden belirlenmesi gibi uygulamalar aynı şekilde Beruk Köyü' nü etrafından ayıran karakteristik taraflar olarak öne çıkmaktadır. Özellikle köy halkının Rumî Takvim' e göre 1 Şubat' la başlayan ve zorluk, belalar, musibetlerle dolu olduğuna inandıkları Adaruk Ayı' nı selametle atlatmak adına yaptıkları Kur'an-ı Kerim mukabeleleri ve dualar, bizlere din/gelenek bağlamında kadim ipuçlarını sunmaktadır. Çalışmanın ek'inde de verilen Seyyid Hacı Kasım Bağdadî' nin Seyahatname' si ışığında, Beruklular' ın mensubiyetlerini, tarihlerini, sosyo-kültürel değerlerini ve günümüzdeki durumunu betimlemeye yönelik bu çalışmayla aynı zamanda bir köyün beklenenden şaşırtıcı tarihsel, dinî ve sosyo-kültürel arka planı ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Kuruluş ve yükselme dönemi Türkiye Selçuklu Devleti'nde günlük yaşam (1075-1237)
Türkiye Selçukluları dönemi çok çeşitli yönleriyle çalışılmıştır. Ancak "günlük yaşam'' boyutunda çalışmaların bulunmadığını gördük. Bu nedenle çalışmamızın başlığını "Kuruluş ve Yükselme Döneminde (1075-1237) Türkiye Selçuklu Devleti'nde Günlük Yaşam'' olarak belirledik. Konumuzu Kuruluş ve Yükselme dönemiyle sınırlandırmamızın nedeni bu iki dönemin günlük yaşam açısından ilk etapta daha anlamlı olacağını düşünmemizdendir. Giriş kısmında Selçukluların tarih sahnesine çıkışını ve Türkiye Selçuklu Devleti'nin kuruluşu anlatıldı. I. Bölümde Anadolu'nun fethi ve Malazgirt Savaşı (1071) sonrası Türklerin Anadolu'ya yerleşmesi hakkında bilgi verildi. Yerleşilen yeni coğrafyanın etnik unsurlarıyla birlikte oluşan Türkiye Selçuklu toplumunun bir resmini genel hatlarıyla çizmeye çalıştık. Anadolu'ya yeni gelen unsurlar, başta Türkler olmak üzere diğer İslami unsurlar, köleler- cariyeler- gulamlar gibi başlıklar altında inceledik. II. Bölümde, Türk şehircilik geleneğinin ve Anadolu Selçuklu şehirlerinin bir değerlendirilmesini yaptık. Günlük hayatın geçtiği saraylar, köşkler, evler, mahalleler, çarşı, pazar, kervansaraylar, mektepler, medreseler, kütüphaneler, hastaneler, hamamlar, meydanlar, eğlence mekânları, bağ ve bahçeler, ibadethaneler, tekke ve zaviyeler, mezarlıklar günlük hayat mekânları olarak tespit ettik ve bu mekânları ilgili meslek erbabıyla birlikte ele aldık. Böylece mekânlarda geçen günlük hayatın görüntüsünü vermeye çalıştık. Son bölümde ise kültürel yapıyı Müslüman Türk kültürü ekseninde inceledik. Evlenme, boşanma, kadının toplumdaki konumu, giyim kuşam, yeme içme, çocuk oyunları, avcılık ve spor, müzik ve raks, bazı inanç ve gelenekler, bayram ve merasim gelenekleri, yas adetleri, Türklerde drama sanatı ve edebiyat, satranç ve tavla gibi başlıklar altında genel hatlarıyla bilgi verdik. İncelediğimiz dönemin kendine özgü özelliklerini belirgin şekilde yansıtmasından dolayı Ortaçağ Türk İslam kültürünün şehir hayatına yansımasını ön planda tuttuk. Dolayısıyla anlattığımız günlük yaşam Türkiye Selçuklu şehirleri çerçevesinde düşündüğümüz ve anlattığımız bir yaşamdır. Anahtar kelimeler: Türkiye Selçukluları, Kuruluş, Yükselme, Günlük Yaşam, Türk Kültürü
Ekran ve kullanıcı arasında bir ara kesit: Ev
Bu araştırma, günümüz barınma mekanlarının hem biçimleniş kararları hem de günlük yaşamda kullanım pratikleri üzerinde medyanın etkisi olup olmadığını, gündelik yaşamdan beslenen evin medya ile nasıl ilişki kurduğunu, medya ile nasıl dönüştüğünü anlamayı ve tartışmayı amaçlamaktadır. Bir başka deyişle, evlerde yaşanan değişimlerin medya ile ne derece bağlantılı olduğunu sorgulamaktadır. Araştırma konusu, gündelik hayatta her zaman deneyimlenen, sıradan bir mekan olarak yer kaplayan, fakat hakkında çok fazla şey bilinmediği düşünülen ev üzerinedir. Evin ve evde gerçekleştirilen pratiklerin nasıl biçimlendirildiğini medya üzerinden okumayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada ev, sadece mimarlığın bir problemi olarak ele alınmamıştır. Günümüzde göz ardı edildiği düşünülen kullanıcısını dikkate alarak, Türkiye tarihinde yaşanan önemli toplumsal kırılma süreçlerinde ve Covid-19 salgınında evin anlamsal ve mekânsal dönüşümü birlikte okunmuştur. Yaşanan önemli toplumsal olaylar ve bunların hem gündelik yaşama hem de eve yansımalarının izi sürülmüştür. Bunun yanı sıra, evin gündelik yaşamda medya ile olan etkileşimi; Medya ve Ben(lik), Medya ve Tüketim, Medya ve Mekan olmak üzere üç alt başlık altında kategorize edilen kavramlarla ilişkisi bağlamında incelenmiştir. Araştırma bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşmayı amaçlamıştır. Bunu yaparken, farklı disiplin ve kavramlardan beslenerek çok yönlü bir yaklaşım sergilemiştir. Bunun sonucunda ise; evin katmanlarına temas eden, kullanıcı ve medya odaklı niteliksel bir araştırma yaparak, konuyu tartışmaya açmak hedeflenmiştir. Bu kuramsal çerçeve içinde geliştirilen tartışma, kartopu örneklem yöntemiyle ulaşılan katılımcılar ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yaparak bir saha çalışması örneklemesiyle desteklenmiştir. Kullanıcıların kendi söylemlerinden yola çıkarak ev ve evin medya ile ilişkisi üzerine mekânsal bir anlatı kurgulanmıştır. Kurgulanan bu mekânsal anlatıda, görüşmecilerin aktarımları ile kuramsal tartışmanın benzerlikleri ve farklılıklarına değinilmiştir.
İlkokul öğrencilerinin matematiği gerçek hayatla ilişkilendirme becerilerinin çocuk edebiyatı eserleri bağlamında incelenmesi
Bu araştırmada çocuk edebiyatı eserleri bağlamında ilkokul 3. sınıf öğrencilerinin matematiği gerçek hayatla ilişkilendirme becerileri, matematik dersi öğrenme alanlarına, düzeylerine ve ilişkilendirme becerisinin alt bileşenlerine göre ayrıntılı incelenmiştir. Araştırma, durum çalışması yöntemiyle tasarlanmış, tipik durum örneklemesi yöntemi ile belirlenen on beş ilkokul 3. sınıf öğrencisinden oluşan katılımcı grup ile yedi hafta çevirim içi ortamda gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri 2020-2021 eğitim öğretim yılı bahar döneminde elde edilmiştir. Öğrencilerin yazılı dokümanları, araştırmacı gözlem notları, video kayıtları ve öğrencilerin performans görevi olarak çektiği videolardan elde edilen veriler, betimsel analiz ile incelenmiştir. Araştırmada çocuk edebiyatı eserlerinin içerik, sözcük ve görsellerinde öğrencilerin matematiği gerçek hayatla İlişkilendirme becerileri öğrenme alanlarına göre incelendiğinde öğrencilerin yoğunluklu olarak sayılar ve işlemler öğrenme alanında ilişkilendirmeler yaptıkları, veri işleme öğrenme alanını gerçek hayatla ilişkilendirmekte zorlandıkları görülmektedir. Öğrencilerin matematiği gerçek hayatla ilişkilendirme becerileri düzeylerine göre incelendiğinde öğrencilerin yoğunlukla belirgin düzeyde ilişkilendirmeler yaptıkları, daha derin matematiksel anlamları barındıran unsurları örtük düzeyde ilişkilendirmekte yetersiz oldukları görülmektedir. Öğrencilerin gerçek hayatlarından verdikleri örneklerin yoğunlukla yakın çevrelerinden olduğu ancak matematiğin gerçek hayatlarında nasıl ve ne amaçla kullanıldığını açıklamakta yetersiz oldukları görülmektedir. Araştırmada son olarak çocuk edebiyatı eserlerinin, matematiğin gerçek hayatla ilişkilendirilebilmesi için uygun ve çeşitli türlerde bağlamlar sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada kullanılan yedi çocuk edebiyatı eserinin içerikleri sosyal hayat, doğada hayat, ev hayatı ve sağlıklı hayat türlerinde bağlamlar barındırdığı ve bu bağlamların matematik dersi öğrenme alanlarıyla ilişkilendirilebildiği görülmektedir.
Gündelik hayatın izini sürmek
"Gündelik Hayatın İzini Sürmek" adlı bu çalışma, merkezine sanat-hayat birlikteliğini alarak gündelik hayata eleştirel bir yaklaşımla kentin içinde yapılan sanat pratikleri çerçevesinde şekillenmiştir. Araştırmanın referansı Henri Lefebvre'nin gündelik hayat kavramı ve gündelik hayat eleştirisidir. Gündelik hayat denilince ilk akla gelen yemek, içmek, giyinmek, yıkanmak, uyumak vb. gibi her gün tekrarladığımız sıradan, rutin gündelik pratiklerdir. Ancak "gündelik" ile "gündelik hayat" arasında anlam farkı vardır. "Gündelik", kalıplaşmış, rutin yaşamsal pratikler bütününe; "gündelik hayat" ise bireyin yönlendirildiği, meşgul edildiği soyut bir gerçekliğe karşılık gelir. Gündelik hayat, basit ve sıradan görünmesine rağmen kavranamaz ve sınırları belirlenemez olandır. Aşina olunan ve tekrarlanan, yüzeysel olarak algılanan gündelik hayat aslında yapılandırılmış, planlı bir programın alanıdır. Dayatılmış gündelik hayatı değiştirmek gündelik hayatın bütünsel eleştirisine bağlıdır. Hayat-sanat birlikteliğini vurgulayan dada ve sonrasında sürrealist, fluxus, coBrA, letrist ve situasyonist enternasyonel gibi avangard sanat hareketleri toplumsal bilinci ve gündelik hayatı dönüştürmede sanatı hem amaç hem araç olarak kullanmıştır. Bu çalışma özellikle üzerinde durduğu situasyonist hareketin tüm kent alanlarını, özgür ve yaratıcı geleceği çeşitli sanatsal pratiklerle inşa etme çabasına işaret etmektedir. Çalışmada gündelik hayatın izi, sokağa taşan eleştirel sanat pratiklerinde, kişisel ve kolektif deneyimlerin sokak ve meydan haritalarında, kent içinde yürüme eylemi ile çizilen sınırları ortadan kaldırma pratiklerinde ve geçmişte yaşanan kimi travmatik olayları hatırlatan çeşitli sanatsal pratikleri aracılığıyla sürülmüştür. Çalışmada başka bir gündelik hayatı mümkün kılmanın ve insanın kendini, kentini inşasına katkı sağlamanın sanatsal ifade olanakları araştırılmıştır. Anahtar sözcükler: Gündelik hayat, Henri Lefebvre, situasyonist enternasyonel, kamusal sanat, performans.
1950'li yıllarda Türkiye'de gündelik hayatta yaşanan dönüşümler: Adana ili üzerine bir araştırma
1950'li yıllarda siyasal anlamda çok partili hayata geçiş yaparak önemli bir değişim geçiren Türkiye'nin aynı zamanda gündelik hayatında da büyük değişim ve dönüşümler yaşanmıştır. Bu dönemde Demokrat Parti iktidarı öncülüğünde gerçekleştirilen Amerikan yanlısı politikalar gündelik hayatta da yankısını bulmuş ve toplum modernleşme çatısı altında Amerikan değerlerini benimseyerek tüketim toplumuna evrilme yoluna girmiştir. Bu bağlamda 1950'li yıllarda Türkiye'de gündelik hayat pratiklerinde; yeme-içmeden kılık kıyafete, dayanıklı tüketim mallarından eğlence ve müzik anlayışına Amerikanlaşma terimi ile ifade edilebilecek bir dönüşüm yaşanmıştır. 1950'lerde Türkiye'de yaşanan bu sosyal dönüşümün en net görülebildiği yerlerden birisi Adana'dır. Adana'nın bu dönemde yaşanan değişimi derinden hissetmesinde en büyük etken şehirde kurulan İncirlik Üssü'dür. İncirlik Üssü'nde çalışmak üzere Adana'ya gelen Amerikalı askerler ve aileleri uzun bir süre Adana halkıyla iç içe yaşamışlardır. Böylece Adana halkı Amerikan yaşam tarzı ile doğrudan bir etkileşim içinde olmuştur. Bu çalışmada, Türkiye'de ve özellikle Adana'da 1950'lerde kaydedilen ve modernleşme olarak ifade edilebilecek bu değişimler Lefebvre'nin teorik çerçevesinden okunacaktır. Zira, Lefebvre gündelik hayatın modernlikle ortaya çıktığını ve modern kapitalist toplumların bir özelliği olduğunu belirtir. Türkiye'de 1950'ler Lefebvre'nin bahsettiği kapitalist tüketim toplumlarının bir özelliği olan ve modernlikle gelen gündelik hayatın gözlemlenebildiği yıllardır. Bu bağlamda Türkiye'nin 1950'li yılları Lefebvre çerçevesinden değerlendirilebilir. Bu değerlendirmeyi gerçekleştirebilmek için sıradan insanların hayatlarından yola çıkan, onların anılarına ve deneyimlerine odaklanan bir yöntem olan sözlü tarih seçilmiştir. Bu bağlamda katılımcıların anlattıklarından özellikle İncirlik Üssü Amerikalılarının etkisiyle Adana'nın gündelik hayat pratiklerinde, yeme-içme, kılık-kıyafet, eğlence ve müzik anlayışlarında gerçekleşen değişimler tespit edilmiştir. Ayrıca, sözlü tarih yöntemi ile sıradan insanların belgelere geçemeyen deneyimlerinin de tarihin birer kaynağı olabileceği gösterilmiştir. Anahtar Sözcükler: Gündelik hayat, Amerikanlaşma, modernlik, Henri Lefebvre, İncirlik Üssü, Adana
Muhafazakârlık ve neoliberalizm kıskacında yeni bir kültürün doğuşu: Başakşehirli olmak
Bu çalışma inşa sürecinin başlamasından itibaren 25 yıl gibi kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen, İstanbul'un özellikle muhafazakâr kesimin nazarında en gözde ve modern yaşam alanlarından birisi olan Başakşehir'i konu almaktadır. Bu bağlamda bir yaşam alanı olarak Başakşehir'in neo-liberal ekonomi politikalarının etkisiyle mekansal olarak yıllar içerisinde geçirdiği değişim ve dönüşümler incelenmektedir. Aynı zamanda tıpkı mekânda olduğu gibi, Başakşehirlilerin gündelik hayatı deneyimleme tarzlarının da zaman içerisinde benzer bir şekilde dönüşmesi sonucunda ortaya çıkan yeni yaşam tarzları çalışma içerisinde tartışılmaktadır. Böylelikle muhafazakâr kesimin Başakşehir deneyimi çerçevesinde giderek daha modern ve tüketim odaklı bir tarza geçiş süreçlerinin izinin sürülmesi amaçlanmaktadır.
Mesleğe yeni başlamış avukatların gündelik hayat pratikleri
Bu tez çalışması, bir gündelik hayat incelemesidir. Çalışmada, mesleğe yeni başlamış avukatların gündelik hayat pratikleri incelenmiştir. On yıldan az tecrübesi olan avukatların gündelik hayatları sınıfsal ve kültürel bağlamlar ile toplumsal cinsiyet bağlamlarında analiz edilmiştir. Bununla birlikte; çalışmada yer alan görüşmecilerin üye oldukları barolar olan Ankara Barosu ile Eskişehir Barosu'nun kültürel bağlamdaki niteliklerinin ne olduğu sorusuna yanıt aranmıştır. Bu çalışmada ilk olarak, avukatlık mesleğinin ve mesleğe yeni başlamış avukatların bir kültürel sınıf olduğu ve baroların da avukatlar için bir meslek örgütünden fazlası olmadığı varsayılmıştır. Çalışmanın ikinci varsayımı, mesleğe yeni başlamış avukatlarla gündelik hayatta temas halinde oldukları özneler arasında örtük bir hiyerarşi olduğu yönündedir. Çalışmanın varsayımlarından bir diğeri, avukatlık mesleği içinde egemen toplumsal cinsiyet rollerinin ve temsillerinin dolaşımda olduğudur. Çalışmada son olarak, mesleğe yeni başlamış avukatların benzer anlamlandırma biçimleri ve gelecek perspektiflerine sahip olduğunu varsayılmıştır. Yukarıda söz edilen varsayımlar, çalışma içinde yer alan kuramsal tartışmalar ve nitel araştırma bulguları aracılığıyla gerekçelendirilmeye çalışılmıştır. Kuramsal tartışma, varsayımlarla ilgili olarak daha önce ortaya konulan akademik yaklaşımları ve varsayımlarla ilgili kavramsal araçları içermektedir. Nitel araştırma, Eskişehir ilinde bir avukatlık ofisinde yapılan katılımcı gözlem ile mesleğe yeni başlamış on altı avukatla yapılan derinlemesine görüşmeden elde edilen verileri kapsamaktadır. Anahtar Sözcükler Gündelik Hayat, Avukat, Meslek, Kültür, Kültürel Sınıf, Toplumsal Cinsiyet.
Gündelik yaşamda mülteci genç kadınların mekan pratikleri, karşılaştıkları engeller ve toplumsal cinsiyet temelli ihtiyaçlar
Mülteci genç kadınlar için, mekânsal yer değiştirme olarak göç deneyimi ve göç sonrasında yeniden yerleşme sürecinde mekanla ilişkili deneyim ve ihtiyaçlar çeşitlilik arz eder. Aynı zamanda mekân cinsiyete dayalı ilişkiler tarafından yeniden kurulup düzenlenir. Bu bakımdan kadınların ve erkeklerin mekân deneyimi ve mekanla ilişkili ihtiyaçları değişiklik gösterir. Araştırmada 15-24 yaş aralığındaki evli olmayan genç kadınların, göç sonrası gündelik yaşamlarında özel ve kamusal mekânı deneyimleme biçimleri ele alınmıştır. Aynı zamanda bu mekanlardaki etkileşimlerin toplumsal cinsiyet ihtiyaçlarıyla bağlantısının görünür kılınması amaçlanmıştır. Bu amaçla feminist yöntem kullanılarak toplamda 16 mülteci genç kadınla nitel görüşme yapılmıştır. Bu çerçevede üç tema etrafında bulgular analiz edilmiştir. Bu temalar şu şekildedir: göç edilen yeni kamusal mekanla karşılaşmadan özel mekânın inşasına (1), özel ve kamusal mekânın ilişkiselliği perspektifinden yeni kamusal mekânda yaşam (2), toplumsal cinsiyet perspektifinden özel ve kamusal mekân ötesindeki mekân tahayyülleri (3). Araştırmanın sonucuna göre, mülteci genç kadınların göç öncesindeki yaşam deneyimleri göç sonrası mekân deneyiminde belirleyicidir. Öncelikle göç sonrası süreçte özel ve kamusal mekân etkileşim halindedir, özel mekandaki deneyim kamusal mekân deneyimini etkiler. İkinci olarak, mekân güç ilişkilerini barındırır ve mekandaki etkileşimler bu güç ilişkilerinin etkisi altındadır. Nihayetinde, toplumsal cinsiyet temelli ihtiyaçlar temel ihtiyaçlarla iç içe geçmiştir ve hem özel hem de kamusal mekân deneyimini etkiler. Bu çerçevede sosyal hizmet uygulamasına yönelik öneriler sunulmuştur.
Çağdaş sanatta gündelik yaşam ve birey idealinin eleştirisi
Sanat Eseri Raporu olarak ele alınan çalışma, birey idealinin tarihsel süreç içerisindeki dönüşümünü; iletişim araçları, tüketim kültürü ve kent olgularının gündelik yaşama etkisi üzerine kurulu bir araştırmadır. Bu bağlamda sanat aracılığıyla, içinde yer aldığımız koşullar, durumlar, olaylar, toplumsal ve bireysel sorunlar üzerinden ilişkilendirilmektedir. Çağdaş sanata yoğunlaşan inceleme, aydınlanma döneminde tasarlanan birey idealinin neden günümüzde karşılık bulamadığı yönündeki sorular çevresinde şekillenmektedir. Bu soruların kişisel sanat yaklaşımında öne çıkma nedeni, gündelik yaşamda karşılaşılan durumlara dikkat çekmek ve günümüz bireyin değişkenliğini yorumlamak oluşturmaktadır. Çalışma ile amaçlanan, günümüzde birey ideolojisinin geldiği durum araştırmalar üzerinden analiz edilerek bir farkındalık oluşturmaktır. Oluşturulan raporda birey idealinin doğuşu ve sonra ki süreç incelenirken, birey idealinin eleştirisi seçilen sanatçı eserleri ve kişisel uygulamalar üzerinden yapılmaktadır. Yürütülen raporda sanat ile toplumsal ve bireysel kaygılar ele alınmış ve kişisel uygulamalarla yorumlanmıştır.
Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu geçiren rekreasyonel sporcularda izokinetik diz kas kuvvetinin yaşam kalitesi, spora dönüş ve günlük yaşam aktiviteleri ile ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, hamstring tendon otogrefti ile ön çapraz bağ cerrahisi (ÖÇB-R) geçirmiş, cerrahi sonrası en az 1. yılını dolduran rekreasyonel sporcularda izokinetik diz kas kuvvetini aynı yaştaki sağlıklı kişilerle karşılaştırmak ve ÖÇB-R geçiren bireylerin izokinetik kas kuvveti ile yaşam kalitesi, spora dönüş ve günlük yaşam aktiviteleri puanları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmaya ÖÇB-R grubu olarak; ÖÇB-R sonrası en az 1. yılı dolmuş olan, 18-40 yaşları arasında 23 erkek birey ve kontrol grubu olarak aynı yaştaki 23 sağlıklı erkek birey dahil edildi. Bireylerin kas kuvveti ISOMED 2000 izokinetik dinamometre ile, yaşam kalitesi Ön Çapraz Bağ Yaşam Kalitesi Ölçeği (ACL-QOL) ile, spora dönüşü Ön Çapraz Bağ Yaralanması Sonrası Spora Dönüş Ölçeği (ACL-RSI) ile, günlük yaşam aktiviteleri ise Unutulan Eklem Skoru Anketi (UES-12) ile değerlendirildi. ÖÇB-R grubunda hamstring kas kuvveti ve enduransı 60°/s ve 180°/s açısal hızlarında kontrol grubuna göre daha düşüktü (p=0,035; p=0,029); gruplar arasında 60°/s açısal hızda, quadriceps femoris kas kuvveti açısından fark yoktu (p=0,173); 180°/s açısal hızda ise, ÖÇB-R grubunda quadriceps femoris kas enduransı kontrol grubuna göre daha düşüktü (p=0,036). ÖÇB-R geçiren bireylerin ACL-QOL, ACL-RSI ve UES-12 ölçeklerinden aldıkları puanlar literatürdeki örneklerinden daha düşüktü. ÖÇB-R grubunda 60°/s ve 180°/s açısal hızlarda, quadriceps femoris ve hamstring kas kuvveti ile spora dönüş (ACL-RSI) puanları arasında (r=-0,269, p=0,215; r=-0,277, p=0,201; r=-0,231, p=0,288; r=-0.271, p=0,211); yaşam kalitesi (ACL-QOL) puanları arasında (r=-0,034, p=0,879; r=-0,235, p=0,280; r=-0,024, p=0,914; r=-0,259, p=0,233) ve günlük yaşam aktiviteleri (UES-12) puanları arasında (r=-0,333, p=0,121; r=-0,244, p=0,263; r=-0,083, p=0,706; r=-0,179, p=0,414) ilişki bulunmadı. Sonuç olarak, ÖÇB-R sonrası bireylerin uzun dönem sonuçları düşünüldüğünde; rehabilitasyon sürecinde, yalnızca kas kuvvetini geliştirmek yeterli değildir, bunun yanı sıra bireyleri spora dönüşe psikolojik olarak hazır olmaları için teşvik etmek, yaşam kalitelerini arttırmak ve eklem farkındalığını en aza indirerek günlük yaşama adaptasyona katkıda bulunmak gereklidir.
Selim İleri'nin eserlerinde yeme içme kültürü
Edebi eserler içinde yaratıldığı toplumun kültürel unsurlarını içerirler. Bu kültürel unsurlara dâhil edebileceğimiz en önemli başlıklardan biri kuşkusuz yeme içme kültürüdür. Selim İleri'nin eserleri yeme içme kültürüne ait birçok unsuru barındırmaktadır. Yazar, farklı türde yazdığı eserlerinde yeme içme unsurlarını ve mekânlarını kullanma noktasında Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Yazar, özellikle İstanbul Kitaplığı serisinde yer alan İstanbul Yalnızlığı, İstanbul İlk Romanımda Leylak, İstanbul Seni Unutmadım, İstanbul Hatıralar Kolonyası, İstanbul Lale ile Sümbül, İstanbul'un Sandık Odası, İstanbul Mayısta Bir Akşamdı, İstanbul'un Tramvayları Dan Dan!, Yaşadığım İstanbul, İstanbul Bu Gece Yine Sensiz ve sadece yemek yazılarından oluşan Oburcuk Mutfakta isimli eserlerinde çocukluğunun, gençliğinin ve yetişkinliğinin İstanbul'unu anlatır. Yazar bu eserlerinde kentin yeme içme kültürüne, yeme içme mekânlarına, ev içi hayatında yeme içmenin rolüne sıklıkla değinmiştir. Yazarın yeme içme kültürü çerçevesinde görüp anlattıkları, kendisinin kurmaca eserlerinde de ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada Selim İleri'nin 1968-2018 yılları arasında yazmış olduğu roman, öykü, deneme, anı ve tiyatro metinlerinde geçen yeme içme kültürüne ait unsurların tematik bir incelemesi yapılmıştır.