Çocukluk çağı travmaları
161 theses under this subject heading
Lise öğrencilerinin çocukluk çağı travmatik yaşantıları anne baba tutumları ve madde kullanan bireylere yönelik tutumları ile etkileyen değişkenler
Bu çalışma, lise öğrencilerinin çocukluk çağı travmatik yaşantıları anne baba tutumları ve madde kullanan bireylere yönelik tutumları ile etkileyen değişkenleri belirlemek için tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini, Eylül-Aralık 2020 tarihleri arasında, Muş Milli Eğitim Bakanlığına bağlı liselerde okuyan 643 öğrenci oluşturdu. Araştırma verileri 'Kişisel Bilgi Formu', 'Anne Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ)', 'Çocukluk Çağı Travmaları (ÇÇTÖ)', 'Bağımlılık Yapıcı Madde Kullanan bireylere Yönelik Tutum Ölçeği (BYM-TÖ)' kullanılarak toplandı. Veriler SPSS'de sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Kruskal Wallis testi, Mann Whitney U testi analizleri yapılarak değerlendirildi. Araştırmaya katılan öğrencilerin %75'inin erkek olduğu, %44.9'nun ekonomik durumunun yeterli olduğu, %31.4'ünün babasının ilkokul mezunu ve %35.3'ünün annesinin okuma yazma bilmediği saptandı. ABTÖ alt ölçekleri toplam puan ortalamalarının; kabul/ilgi 28.85±4.47, psikolojik özerklik 21.24±4.69, denetleme/kontrol 27.33±4.74, ÇÇTÖ toplam puan ortalamasının 44.89±10.93, BYMTÖ toplam puan ortalamasının 84,14±17,74 olduğu belirlendi. Öğrencilerin çocukluk çağı travma yaşantılarının düşük, bağımlılık yapıcı madde kullanan bireylere yönelik tutumlarının olumlu olduğu ve öğrencilerin anne baba tutumlarından en fazla kabul/ilgiyi algıladıkları sonra sırasıyla denetleme/kontrol ve psikolojik özerkliği algıladıkları belirlendi. Cinsiyet, sınıf değişkeni, , aile tipi, anne eğitim düzeyi, sigara, alkol ve günlük internet kullanma durumuna göre ÇÇTÖ, ABTÖ ve BYM-TÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptandı (p<0.05). Bu sonuçlara göre madde kullanımının en fazla görüldüğü lise döneminde, çocukluk çağı travmatik yaşantıları, anne baba tutumları ve madde kullanan bireylere yönelik tutumları ile etkileyen değişkenler belirlenerek psikoeğitimlerin planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Lise öğrencileri, çocukluk çağı travmaları, anne baba tutumu, bağımlılık yapıcı madde kullanan bireylere yönelik tutum.
Genç yetişkinlerde öz-şefkatin yordayıcıları: Algılanan sosyal destek ve çocukluk örselenme yaşantıları
Bu araştırmada genç yetişkinlerin öz-şefkat düzeyi üzerinde algılanan sosyal destek ve çocukluk örselenme yaşantılarının yordayıcı etkiye sahip olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Google Formlar aracılığıyla ulaşılan 474 yetişkin birey oluşturmuştur. Araştırmada genç yetişkinlerin verilerinin toplanması için "Kişisel Bilgi Formu", "Öz-Anlayış Ölçeği", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek" ve "Çocukluk Örselenme Yaşantıları Ölçeği Kısa Formu" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde Bağımsız Örneklem t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi(ANOVA), Pearson Korelasyon Katsayısı ve Hiyerarşik Regresyon Analizi yöntemleri kullanılmıştır. Analiz sonucunda ilk adımda modele eklenen çocukluk örselenme yaşantıları alt boyutlarından fiziksel istismar, duygusal istismar ve duygusal ihmalin öz-şefkatin anlamlı yordayıcıları olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çocukluk örselenme yaşantıları değişkeni kontrol edildiğinde ve modele algılanan sosyal destek değişkeni eklendiğinde duygusal istismar ve aile desteği alt boyutlarının öz-şefkatin anlamlı yordayıcıları olduğu sonucu elde edilmiştir. Yapılan analizle aileden algılanan sosyal destek ve duygusal istismar yaşantılarının genç yetişkinlerin öz-şefkatinin %12'sini açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda öz-şefkat ile algılanan sosyal destek arasında olumsuz yönde anlamlı ilişki, öz-şefkat ile çocukluk örselenme yaşantıları ve algılanan sosyal destek ile çocukluk örselenme yaşantıları arasında olumsuz yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Demografik değişkenler açısından bakıldığında öz-şefkat yaş ve romantik ilişki durumuna göre anlamlı farklılık gösterirken; cinsiyet, kardeş sayısı, eğitim durumu ve algılanan gelir düzeyine göre anlamlı bir farklılık göstermediği belirlenmiştir. Algılanan sosyal destek düzeyi algılanan gelir düzeyine ve romantik ilişki durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Çocukluk örselenme yaşantılarının ise kardeş sayısı ve algılanan gelir düzeyine göre anlamlı farklılık gösterdiği elde edilen sonuçlar arasında yer almaktadır.
Depresyon tanılı hastaların çocukluk çağı travmaları ile aleksitimi, dürtüsellik ve intihar olasılığı arasındaki ilişki
Bu araştırma depresyon tanılı hastaların çocukluk çağı travmaları ile aleksitimi, dürtüsellik ve intihar olasılığı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma, 01 Kasım 2021- 02 Mayıs 2022 tarihleri arasında T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Servisinde yatan ve ayaktan tedavi edilmek üzere başvuran 149 depresyon hastasıyla yapılmıştır. Araştırma verileri 'Kişisel Bilgi Formu', 'Beck Depresyon Envanteri(BDE), 'Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği(ÇÇTÖ)', 'Perth Aleksitimi Ölçeği(PAÖ)', 'İntihar Olasılığı Ölçeği(İOÖ)' ve 'Barratt Dürtüsellik Ölçeği-11(BDÖ)' ile yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin analizi bilgisayar ortamında İstatistik Programı SPSS 22.0 ile yapılmıştır. Çalışmaya katılan depresyon tanılı hastaların %69.8'inin kadın, %30.2'sinin erkek olduğu, yaş ortalamalarının 41.49 ± 13.16(18-69 yaş arası), %32.21'inin lise mezunu, %57.05'inin evli, %47.65'inin ev hanımı, %38.26'sının özkıyım girişimi olduğu belirlenmiştir. Hastaların Beck Depresyon Envanteri toplam puan ortalamasının 31.3 ± 9.25, Çocukluk Çağı Travma Ölçeği toplam puan ortalamasının 72.11 ± 24.33, İntihar Olasılığı Ölçeği toplam puan ortalamasının 82.03 ± 10.71 , Perth Aleksitimi Ölçeği toplam puan ortalamasının 97.08 ± 36.96, Barratt Dürtüsellik Ölçeği toplam puan ortalaması 66.91 ± 9.81 olduğu saptandı. BDE ile ÇÇTÖ, PAÖ, İOÖ ve BDÖ arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki belirlendi (p<0,05). PAÖ ile ÇÇTÖ arasında ve İOÖ ile BDÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p<0,05). ÇÇTÖ, İOÖ ve BDÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olmadığı saptandı (p>0,05). Hastaların depresyon belirtilerinin, çocukluk çağı travmalarının, intihar olasılıklarının yüksek düzeyde, dürtüselliklerinin orta düzeyde ve aleksitimiye eğilimli oldukları belirlendi. Çocukluk çağı travması yaşayan depresyon hastalarının aleksitimi, intihar olasılığı ve dürtüsellik yönünden psikiyatri hemşireleri tarafından değerlendirilmesi ve psikoeğitim ve psikoterapi programları ile başa çıkma yöntemlerinin öğretilmesi önerilmektedir.
Lise öğrencilerinde çocukluk örselenme yaşantıları ve öfke ifade biçimleri ile benlik saygısı ve yaşam doyumu arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmada 14?18 yaş aralığında bulunan öğrencilerde görülen çocukluk örselenme yaşantıları ve öfke ifade biçimleri ile benlik saygısı ve yaşam doyumu arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır.Araştırma 9, 10, 11 ve 12. sınıfa devam eden 450 lise öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin çocukluk örselenme yaşantılarına ilişkin veriler ?Çocukluk Örselenme Yaşantıları Ölçeği?, öfke ifade biçimlerine ilişkin veriler ?Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzları Ölçeği?, yaşam doyumlarına ilişkin veriler ?Yaşam Doyum Ölçeği?, benlik saygısına ilişkin veriler ?Rosenberg'in Benlik Saygısı Envanteri?, kişisel ve ailesel özelliklere ilişkin veriler araştırmacı tarafından hazırlanan ?Kişisel Bilgi Formu? kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde Tek Yönlü Varyans Analizi ve Pearson Momentler Çarpımı Katsayı tekniklerinden yararlanılmıştır.Araştırma sonuçlarına göre erkek öğrencilerin kızlara göre duygusal ve cinsel istismar puanları daha yüksek bulunmuştur. Kız ve erkek öğrencilerin fiziksel istismar puanları arasında herhangi bir farklılık görülmemiştir. Geçmişlerinde fiziksel, duygusal, cinsel istismara uğrayan öğrencilerin, uğramayan öğrencilere kıyasla sürekli öfke, öfke dışa, öfke içe puanları daha yüksek; öfke kontrol puanları daha düşük bulunmuştur. Son olarak geçmişlerinde fiziksel, duygusal ve cinsel istismara uğrayan öğrencilerin, benlik saygısı ve yaşam doyum puanları, uğramayan öğrencilere göre daha düşük bulunmuştur.Bu araştırma sonuçları çocuklukta geçirilen örselenme yaşantılarının ergenlik dönemlerinde onların öfkelerini ifade etme biçimlerini, benlik saygılarını ve yaşam doyumlarını olumsuz yönde etkilediğine işaret etmektedir.Anahtar Kelimeler: Ergenlik, Örselenmiş Çocukluk Yaşantıları, Öfke İfade Tarzları, Benlik Saygısı, Yaşam Doyumu
Ergenlerin çocukluk dönemi istismar yaşantıları ile davranış problemleri ve psikolojik sağlamlıkları arasında ilişkinin incelenmesinde otomatik düşünceler ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü
Bu araştırmanın amacı ergenlerin çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantıları ile davranış problemleri ve psikolojik sağlamlık düzeyleri arasındaki ilişkide bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve otomatik düşüncelerin aracı rolünü incelemektir. Araştırmanın örneklemi Gaziantep'te ortaöğretim kurumlarına devam eden yaşları 14 ile 19 arasında değişen (x = 16.15; Ss= 1.42) 338'i (% 51.1) kadın, 322'si (% 48.9) erkek olmak üzere toplam 671 ergenden oluşmaktadır. Çalışmada ergenlerin çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantılarını belirlemek için Çocukluk Örselenme Yaşantıları Ölçeği-Kısa Form (ÇÖYÖ-KF), davranış problemlerini belirlemek için 11- 18 Yaş Grubu Gençler için Kendini Değerlendirme Ölçeği (YSR-11/18), psikolojik sağlamlık düzeyini belirlemek için Yılmazlık Ölçeği (YÖ), otomatik düşüncelerini belirlemek için Çocuklar için Otomatik Düşünceler Ölçeği (CATS), bilişsel duygu düzenleme stratejilerini belirlemek için Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (BDDÖ) ve demografik özellikleri belirlemek için ise Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma bulguları; ergenlerin çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantıları ile psikolojik sağlamlık düzeyleri arasındaki ilişkide uyumlu bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve otomatik düşüncelerin tam aracı rolünün olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte ergenlerin çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantıları ile davranış problemleri arasındaki ilişkide uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve otomatik düşüncelerin kısmi aracılık etkisi olduğu belirlemiştir. Diğer taraftan çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantıları ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin ve istismar/ihmal yaşantıları ile davranış problemleri arasındaki ilişkide ise uyumlu bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracılık etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Bulgular kapsamında son olarak, davranış problemlerinin varyansının açıklanmasında etkili değişkenlerin sırasıyla otomatik düşünceler, çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantıları ve uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejileri olduğu; psikolojik sağlamlığın varyansını açıklayan en önemli değişkenlerin ise sırasıyla uyumlu bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve otomatik düşünceler olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış, araştırmacı ve uygulayıcılara bazı öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Çocukluk dönemi istismar/ihmal, davranış problemleri, psikolojik sağlamlık, otomatik düşünceler, bilişsel duygu düzenleme stratejileri
Çocukluk çağı travmalarının bipolar bozukluk tanısı olan hastalarda saldırganlık ve intihar davranışı ile ilişkisi
Bu çalışma çocukluk çağı travmalarının bipolar bozukluk tanısı olan hastalarda saldırganlık ve intihar davranışı ile ilişkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Ocak - Haziran 2018 tarihleri arasında Siirt' te bir devlet hastanesinde bipolar bozukluk tanısı almış remisyonda olan ayaktan tedaviye başvuran 112 poliklinik hastaları ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), Buss-Perry Agresyon Ölçeği (BPAÖ) ve İntihar Olasılığı Ölçeği (İOÖ) kullanıldı. Bipolar bozukluğu olan hastaların %89,3'ünde fiziksel ihmal, %74,1'inde duygusal ihmal, %75,9'unda fiziksel istismar, %79,5'inde duygusal istismar ve cinsel istismar ise hastaların %40.2'sinde belirlendi. Hastaların ÇÇTÖ toplam puanı 66.8±19,2, BPAÖ toplam puanı 94,6±28,8 ve İOÖ toplam puanı 85.3±17.9 olarak tespit edildi. ÇÇTÖ ile BPAÖ ve İOÖ arasında istatiksel açıdan anlamlı pozitif yönde bir ilişki saptandı (p<0.05). BPAÖ ile ÇÇTÖ arasında (r= .325**; p<0.05) ve ÇÇT alt ölçeği olan duygusal istismar (r= .350**; p<0.05), fiziksel istismar (r= .354**; p<0.01), fiziksel ihmal (r= .313**; p<0.05) ve duygusal ihmal (r= ,316**; p<0.05) ile aralarında pozitif yönde zayıf bir ilişki bulundu. BPAÖ ile ÇÇT alt ölçeği cinsel istismar ile arasında herhangi bir ilişki saptanmadı (p=,114). İlaçlarını düzenli kullanma durumları ve başkalarına yönelik şiddet durumları ile ÇÇTÖ, BPAÖ ve İOÖ toplam puanı arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptandı (p<0.05). Bipolar hastaların saldırganlık ve intihar girişimlerinin çocuklukta yaşamış olduğu travma durumu ile ilişkili olduğu saptandı. Bipolar bozukluk tanılı hastaların sosyodemografik özellikler göz önünde bulundurularak çocukluk çağı travmasının öyküsü yönünden değerlendirilmesi, saldırganlık ve intihar girişimini önlenmek amacıyla psikiyatrik destek sağlanması önerilir. Anahtar Kelimeler: Bipolar Bozukluk, Çocukluk Çağı Travması, İntihar, Saldırganlık, Hemşirelik
Evlilik uyumu ve doyumunun yordayıcısı olarak çocukluk çağı örselenme yaşantıları
Bu araştırmada evli bireylerin çocukluk çağı örselenme yaşantıları ile evlilik uyumu ve doyumları arasındaki ilişkilerin ortaya çıkarılması ve evlilik uyumu/doyumunu etkileyen sosyo-demografik değişkenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçlarla, 1112 katılımcıya (1024 kadın ve 88 erkek), "Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları Ölçeği", "Evlilik Uyum Ölçeği" ve "Evlilik Doyum Ölçeği" uygulanmıştır. Kişisel verilerin elde edilmesi için ise araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde Pearson korelasyon analizi, bağımsız gruplar t testi, tek yönlü ANOVA ve çoklu regresyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların genel örselenme düzeyleri, fiziksel istismar düzeyleri, cinsel istismar düzeyleri, duygusal istismar ve ihmal düzeyleri ile evlilik uyumu ve evlilik doyumu düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulgulanmıştır. Örselenme yaşantılarının evlilik uyumu ve evlilik doyumunu anlamlı bir düzeyde yordadığı ve her iki değişken için de etki düzeyi en yüksek olan alt boyutun duygusal istismar olduğu tespit edilmiştir. Evlilik uyumuna etki eden sosyo-demografik değişkenlerin cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, evlilik öncesi tanışma biçimi, evlilik süresi, evlilik sayısı, çocuk sayısı, aile gelir düzeyi, daha önce bireysel/çift psikolojik desteği almış olma durumu, büyüme ortamı ve aile ile aynı yerde yaşama durumu olduğu saptanmıştır. Çiftin yaşadığı yerin ise evlilik uyumunu etkilemediği anlaşılmıştır. Son olarak, evlilik doyumuna etki eden sosyo-demografik değişkenlerin ise cinsiyet, eğitim düzeyi, evlilik öncesi tanışma biçimi, aile gelir düzeyi, daha önce bireysel/çift psikolojik desteği almış olma durumu ve aile ile aynı yerde yaşama durumu olduğu belirlenmiştir. Yaş, evlilik süresi, çocuk sayısı, evlilik sayısı, büyüme ortamı ve çiftin yaşadığı yerin ise evlilik doyumuna anlamlı etkileri olmadığı görülmüştür.
Hemşirelik öğrencilerinin çocukluk çağı örselenme yaşantıları ve mutluluk düzeyleri
Çocukluk çağı örselenmesi dünyada ve ülkemizde yaygın bir şekilde görülen, bıraktığı izlerle bireyin tüm yaşamını etkileyen ve olumlu duyguların azalmasına neden olan çocuk sağlığının önemli bir sorundur. Araştırma hemşirelik öğrencilerinin çocukluk çağı örselenme yaşantıları ve mutluluk düzeylerini incelemek amacıyla nicel ve nitel yöntemlerin bir arada kullanıldığı karma araştırma deseni ile yapılmıştır. Araştırmanın nicel kısmının örneklemini bir üniversitenin Hemşirelik Bölümü öğrencilerinden araştırmaya katılmayı kabul eden 349 öğrenci, nitel kısmının örneklemini ise araştırmanın ilk basamağına katılan, ikinci basamağına da katılmayı kabul eden 25 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın nicel kısmında veriler Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları Ölçeği Kısa Formu ve Oxford Mutluluk Ölçeği Kısa Formu, nitel kısmında ise yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Nicel verilerin değerlendirilmesinde SAS 9.4 paket programı ile tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis ve Spearman Korelasyon testi kullanılmıştır. Nitel verilerin değerlendirilmesinde ise MAXQDA 2020 paket programı kullanılmış, tematik analiz yapılmıştır. Nicel araştırma sonucunda; Çocukluk çağında erkek öğrencilerin fiziksel olarak daha fazla ihmal edildiği, gelir durumu düşük olan öğrencilerin daha fazla örselendiği, eğitim düzeyi düşük olan anneye sahip olan öğrencilerin daha faza fiziksel ihmale maruz kaldığı, kardeş sayısı arttıkça örselenmenin de arttığı, otoriter ebeveyn tutumuna sahip ebeveynleri olan öğrencilerin daha fazla örselendiği, örselenme yaşantısı olanların yetişkinlik döneminde daha fazla psikiyatrik rahatsızlığa sahip olduğu, çocukluk çağı örselenmesi ve mutluluk düzeyinin ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Nitel araştırma sonucunda ise öğrencilerin ihmal-istismar, ebeveyn kaybı, savaş, göç, hastalık ve erken yaşta çalışma yaşamına başlama gibi örselenme deneyimlerinin mevcut olduğu görülmüştür. "Çocukluk Örselenmesi", "Çocukluk Örselenmesinin Etkileri", "Çocukluk Örselenmesi ile Baş Etme", "Travma Sonrası Büyüme", "Gelecekteki Self-Ebeveynlik Algısı", "Hemşirelik Eğitimi ile Güçlenme" başlıklarını içeren 6 tema ve 17 alt tema belirlenmiştir. Bu karma yöntem araştırması sonucunda katılımcıların ihmal-istismar olgularından farklı olarak pek çok çocukluk çağı örselenme deneyimi olduğu, örselenmenin yetişkinlik dönemi üzerine yansımalarının olduğu görülmüş ve kavramlar hemşirelik bakış açısıyla açıklaştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Örselenmesi, Hemşirelik Öğrencileri, Mutluluk, Karma Yöntem
Ergenlerin psikolojik sağlamlığın (Resilience), çocukluk çağındaki travma ve bağlanma stilleri ile ilişkisinin incelenmesi
Psikolojik sağlamlık (resilience) farklı araştırmalarda ortaya konulduğu gibi çeşitli faktörler tarafından etkilenen bir değişkendir. Bu çalışmanın amacı, "Ergenlerin Psikolojik Sağlamlığın (Resilience), Çocukluk Çağındaki Travma ve Bağlanma Stilleri İle İlişkisinin İncelenmesi"dir. Bu çalışma, ilişkisel tarama desenli nicel bir araştırmadır. Araştırmada kolay erişilebilir örneklem yöntemi kullanılarak ulaşılan 9. ve 10. sınıf öğrencilerinden 453 kişiden toplanan veriler kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; psikolojik sağlamlığın çocukluk çağı travma ile ters yönlü ilişkiye sahip olduğu, bağlanma ile doğrusal ilişkiye sahip olduğu sonucunda ulaşılmıştır. Araştırmada, çocukluk çağı travmanın psikolojik sağlamlığı yordamasında, bağlanmanın ara değişken olarak rol aldığı tespit edilmiştir. Araştırmada psikolojik sağlamlığın cinsiyet ve kardeş sayısından dolayı farklılaşmadığı; ergenin öğrenim gördüğü sınıf düzeyi, annesinin çalışması, babasının çalışması, ailesinin aylık gelir düzeyi, daha önce psikiyatrik veya psikolojik destek almış olması, ailesinde psikiyatrik ve ya psikolojik destek alanların olması, yaşı, kiminle yaşadığı, annesinin eğitim düzeyi, babasının eğitim düzeyi ve ailede kaçıncı çocuk olduğu değişkenlerinden dolayı farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır.
Çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ile erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ile erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Aynı zamanda YŞÖ-KF3 ile ÇÖYÖ-KF alt boyutlarının çeşitli sosyodemografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir.Araştırmanın örneklemini 2017-2018 yılında Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nde öğrenim gören 415 (147 Kadın, 268 Erkek) öğrenci oluşturmuştur. Katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3) ve Çocukluk Dönemi Örselenme Yaşantıları Ölçeği Kısa Formu (ÇÖYÖ-KF) uygulanmıştır.Tüm veriler SPSS 24 programı ile analiz edilmiştir.Veriler normal dağılım gösterdiğinden parametrik analiz yöntemleri kullanılmıştır.Elde edilen bulgulara göre; YŞÖ-KF3 ile ÇÖYÖ-KF'nin alt boyutları arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur.ÇÖYÖ-KF Duygusal İhmal alt boyutu puan ortalamaları çeşitli sosyodemografik değişkenlere göre anlamlı farklılık göstermiştir.YŞÖ-KF3'nin alt boyutları puan ortalamaları da çeşitli sosyodemografik değişkenlere göre anlamlı farklılık göstermiştir. Elde edilen bulgular ilgili literatür temelinde tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Alkol ve madde kullanım bozukluğu nedeniyle ayaktan tedavi gören hastaların çocukluk çağı travmaları, bağlanma stilleri ve mizaç özellikleri açısından karşılaştırılması
Bu çalışmada; Alkol ve Madde kullanım bozukluğu nedeniyle ayaktan tedavi gören hastaların çocukluk çağı travmaları, bağlanma stilleri ve mizaç özellikleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Yeşilay Danışmanlık Merkezinde ayaktan tedavi alan hâlihazırda 542 bağımlı birey oluşturmaktadır. Araştırmada uygun/kazara örnekleme kullanılmış, bağımlı tanısı almış bireylerden, kolay ulaşılabilir ve uygulama yapılabilir kişilerden seçilmiştir. Araştırmaya katılan katılımcılar toplamda 116 kişi olup, 103'ü erkek, 13'ü ise kadındır. Katılımcıların 39'ualkol bağımlısı iken 77'si herhangi bir madde kullanmaktadır. Araştırmanın, Veri toplama araçları olarak Michigan Alkol ve Madde Tarama Testi,Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Memphis, Pisa, Paris ve San Diego Mizaç Değerlendirme Anketi'nin Türkçe Formu, İlişki Ölçekleri Anketi ve araştırmacı tarafından hazırlanmış olan Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Yapılan araştırmada istatistiki değerlendirmeler için "SPSS 21.0" versiyonukullanılmış ve yorumlanmıştır.Çıkan verilerin aralarındaki sonuçları karşılaştırmada ve yorumlamadaMann Whitney-U testi, Kruskal Wallis - H testi,Bağımsız grup t testi,Pearson Çarpım Moment Korelâsyon Analizi, Spearman testi kullanılmıştır. Sonuçların alt tip puanlarını yordamak için çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Yapılan araştırmanın anlamlılık düzeyi p<0.05 düzeyinde kabul edilmiştir. Sonuç olarak yapılan araştırmada ayaktan tedavi desteği gören alkol ve madde kullanan bireylerde çocukluk çağı travmaları,mizaç özelliklerive bağlanma stilleri ilebağımlılık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır.
The investigation of university students' cognitive constructs towards themselves and their parents in terms of childhood trauma and forgiveness
In this study, it is aimed to examine university students' cognitive constructs towards themselves and their parents in terms of childhood trauma and forgiveness. In the study designed as multiple case analysis, cognitive constructs are analyzed with repertory grid technique. Also, the data obtained from nine groups whose trauma and forgiveness levels are low, medium and high are compared. The sample group of the study consists of 289 students studying at Çukurova University. As the data collection tools; Childhood Trauma Questionnaire, Heartland Forgiveness Scale and a Repertory Grid Technique created by prestudy were used. The analysis of the data was carried out with SPSS 22 and Idigroid 2.4. According to the findings reached at the end of the study, eigenvalues are in a low level in eight groups while they are in a medium level in one group and self elements in self-identity graphic exists in ambivalent area in all groups. According to the correlation of self elements and social self elements with personal constructs, the participants in all groups perceive both themselves negative and are valued negative by other people. According to another finding, self, mother and ideal mother elements are mostly located far from each other. Though the participants perceive their mothers as far from themselves, they assume that their mothers are away from ideal mother image. In addition, the participants in the groups who have high level of childhood trauma sense their mothers as negative while the participants in the others have lower level of childhood trauma assume their mothers more positively. On the other hands, father and ideal father elements are correlated more closely in the groups having higher trauma level than the ones having lower trauma level. The participants having higher level of trauma perceive their fathers closer to themselves. Self, father and ideal father elements are located far away from each other in all groups. Also, the participants in all groups consider ideal father image far from themselves and their fathers. In addition, the participants in the groups having higher and medium level of trauma perceive their fathers more negatively in contrast with the others having low level of trauma. Finally, when self-identity graphics are examined, it is seen that there are findings that support the perception forms of mother and father. As a result, according to the findings about eigenvalue and self element with the relation personal beings, having low level of trauma and high level of forgiveness does not have positive effect on self esteem and self-perceptions. On the other hand, high level of trauma and low level of forgiveness may have contribution to low level of self-esteem and negative self-perceptions. Also, there is no difference in terms of forgiveness levels in parents' cognitive representations but the participants having high level of trauma perception their mother and father more negatively than the others having low level of trauma in contrast. Key words: Childhood trauma, forgiveness, cognitive construct, repertory grid technique
Anksiyete bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde travmanın kuşaklar arası etkisi
Amaç: Son zamanlar anksiyete bozukluklarının etiyolojisinde çocukluk travmaları, stresli yaşam olayları ve genetik yatkınlığa odaklanılmaktadır. Bu çalışmada çocuklardaki Anksiyete Bozukluğu ile annenin anksiyete belirtileri ve travmatik deneyiminin ilişkisini göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya çocuk psikiyatri polikliniğine 2019 aralık -2020 nisan tarihleri arasında başvuran DSM-V tanı ölçütlerine göre Anksiyete Bozukluğu olan 6-18 yaş aralığında 30 kız ve 13 erkek toplam 43 olgu alındı. Psikiyatrik tanıları belirlemek amacı ile katılımcılara Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam boyu Şekli Türkçe uyarlaması (K-SADS), Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (STAI), Çocukluk Çağı Kaygı Bozuklukları Ölçeği (KAY-BÖ)-çocuk formu, olguların annelerine ise Hamilton Anksiyete Ölçeği, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (STAI), Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği (TSSTÖ), Beck Anksiyete Ölçeği, Çocukluk Çağı Kaygı Bozuklukları Ölçeği (KAY-BÖ)-ebeveyn formu uygulandı. Hastaların sosyodemografik verileri, ailesel travma öyküleri kaydedildi. Çalışma verilerinin istatiksel analizi SPSS 21.00 ile yapıldı. Bulgular: Çalışmamıza katılan olguların anneleri arasında Anksiyete Bozukluğu %20,7, çocukluk dönemi travma maruziyeti %37,7, yaşam boyu travma maruziyeti ise %72,1 oranında idi. Annenin Anksiyete Bozukluğu tanısı ile anne ve çocuktaki kaygı düzeyi arasında ilişki saptandı. Annedeki hem anksiyete bozukluğu varlığı, hem de yaşam boyu travma maruziyeti annenin TSSB bulguları ve anne tarafından bildirilen çocuktaki kaygı düzeyi ile ilişkili bulundu. İlginç bir şekilde, annenin travmatik bulguları babanın psikiyatrik tanısıyla anlamlı derecede ilişkili bulundu. Sonuç: Annenin çocukluk ve genç erişkinlik dönemindeki travma maruziyeti, yaşam boyu travma maruziyetine oranla çocuğun kaygı düzeyini daha çok etkilemektedir. Çalışmamız önemlidir, çünkü çocuklarda anksiyete bozukluğu gelişiminde travmanın kuşaklar arası etki hipotezini destekleyen Türkiyede'ki ilk çalışmadır Anahtar Kelimeler: kuşaklararası travma, anksiyete bozukluğu, çocukluk travması, yaşam boyu travma.
Madde bağımlılığı ile çocukluk çağı travmatik yaşantılar arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çocuk istismarı ve ihmali çocuğun gelecek yaşamını olumsuz yönde etkilemekte ve toplumdan soyutlamaktadır. Çocukluk çağında yaşanan travmaların ilişkili olduğu düşünülen en önemli sorunlardan biri de madde bağımlılığıdır. Bu araştırmanın amacı, çocukluk çağında yaşanan travmatik yaşantıların madde bağımlılığıyla olan ilişkisinin belirlenmesidir. Araştırmanın tipi betimsel tarama modelidir. İl Sağlık Müdürlüğünde kaydı bulunan 100 madde bağımlısı kişi ve 101 madde bağımlısı olmayan kişi araştırmanın evrenini oluşturmaktadır.. Araştırmada kullanılan anket formu kişisel bilgilerden ve Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği'nin Türkçesi-2.0'den oluşmaktadır. Veri analizi SPSS 16 paket programında yapılmıştır. Araştırma sonucunda kadın katılımcıların cinsel istismar algıları erkek katılımcılara göre daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca araştırmada 36 yaş üzerindeki bireylerin fiziksel ihmal algıları diğerlerine göre daha yüksek bulunmuştur. Bununla beraber medeni duruma, eğitim durumuna ve ekonomik duruma bağlı olarak çocukluk çağı travmaları algısının istatistiksel olarak farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Çocukluk çağı ruhsal travma ölçeğinin alt boyutlarından olan duygusal istismar düzeyine ilişkin alınan puanlar açısından bağımlılık durumuna göre anlamlı fark bulunmuştur (t=5.57, p<.001). Fiziksel istismar düzeyine ilişkin alınan puanlar açısından bağımlılık durumuna göre anlamlı fark bulunmuştur (t=5.41, p<.001). Fiziksel ihmal düzeyine ilişkin alınan puanlar açısından bağımlılık durumuna göre anlamlı fark bulunmuştur (t=3.51, p<.05). Duygusal ihmal düzeyine ilişkin alınan puanlar açısından bağımlılık durumuna göre anlamlı fark bulunmuştur (t=5.20, p<.001). Cinsel istismar düzeyine ilişkin alınan puanlar açısından bağımlılık durumuna göre anlamlı fark bulunmamıştır (t=1.37, p>.05). Çocukluk çağı ruhsal travma ölçeğinden alınan toplam puanlar açısından bağımlılık durumuna göre anlamlı fark bulunmuştur (t=6.34, p<.001). Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, İstismar, İhmal, Madde Bağımlılığı.
Depresif bozukluk tanısı olan ergenlerde intihar davranışı ve ilişkili faktörler
Amaç: Bu çalışmada intihar davranışı olan depresif bozukluk tanılı ergenler, intihar davranışı olmayan depresif bozukluk tanılı ergenler ve sağlıklı kontrollerin karşılaştırılarak; intihar davranışının klinik özellikler, depresyon şiddeti, çocukluk örselenme yaşantıları, duygu düzenleme güçlükleri, dürtüsellik, problem çözme becerisi, benlik saygısı, algılanan sosyal destek ve psikolojik dayanıklılık ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışma, Kasım 2020-Mart 2021 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'nde yapılmıştır. Yapılan görüşme sonucu depresif bozukluk tanısı konan ve son 1 ay içinde intihar davranışı olan 12-18 yaş aralığındaki 39 ergen ilk olgu grubunu, depresif bozukluk tanısı konan ve yaşam boyu intihar davranışı olmayan 12-18 yaş aralığındaki 40 ergen ikinci olgu grubunu, bu ergenlerle yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 39 sağlıklı gönüllü ergen sağlıklı kontrol grubunu oluşturmuştur. Tüm katılımcılara ÇDGŞG- ŞY-DSM-5 (Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu-DSM-5) uygulanmış, katılımcıların sosyodemografik ve klinik özellikleri; araştırmacı tarafından hazırlanan formla değerlendirilerek kaydedilmiştir. Katılımcılara DSM-5 düzey 2 depresyon ölçeği çocuk formu, intihar olasılığı ölçeği, çocukluk örselenme yaşantıları ölçeği, duygu düzenlemede güçlükler ölçeği-kısa form, Barratt impulsivite ölçeği, problem çözme envanteri, Rosenberg benlik saygısı ölçeği, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği, çocuk ve genç psikolojik sağlamlık ölçeği verilerek doldurmaları istenmiştir. Bulgular: Sosyodemografik ve klinik özellikleri açısından; intihar davranışı olan depresyon grubunun okul başarısı ve arkadaş ilişkilerini en düşük oranda iyi olarak değerlendiği, sağlıklı kontrol grubunun en yüksek oranda iyi olarak değerlendirdiği, olgu gruplarının kendilerinde ve ailelerinde daha çok psikiyatrik hastalık öyküsü olduğu saptanmıştır. İntihar davranışı olan depresyon grubunun daha yüksek oranda sigara ve alkol kullandığı, daha çok KZVD bulunduğu, melankolik özellikli depresyon belirleyicisi ve yıkıcı davranış bozuklukları komorbiditesinin daha yüksek oranda görüldüğü belirlenmiştir. İntihar davranışı olmayan depresyon grubunda sağlıklı kontrollere oranla daha yüksek oranda bedensel hastalık görülmüş, ebeveynlerinin daha yüksek oranda ayrı olduğu saptanmıştır. Gruplar arasında intihar davranışı olan depresyon grubunun en yüksek depresyon şiddeti, intihar olasılığı, çocukluk örselenme yaşantıları, duygu düzenleme güçlükleri, dürtüsellik düzeyine sahip olduğu görülürken, bu grupta problem çözme becerileri, benlik saygısı, algılanan sosyal destek ve psikolojik sağlamlık en düşük olarak saptanmıştır. İntihar davranışı olan depresyon grubunda yer alan intihar girişimi olan ergenlerde, intihar düşüncesi olup girişimi olmayanlara oranla daha yüksek yıkıcı davranış bozukluğu komorbiditesi, daha düşük baba eğitim düzeyi, daha fazla duygu düzenleme güçlüğü ve daha yüksek motor ve toplam dürtüsellik düzeyleri bulunmuştur. Tüm örneklemde ve olgu gruplarında yapılan değerlendirmede; düzey 2 depresyon ölçeği, çocukluk örselenme yaşantıları ölçeği, duygu düzenlemede güçlükler ölçeği-kısa form, Barratt impulsivite ölçeği, problem çözme envanteri, Rosenberg benlik saygısı ölçeği, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği, çocuk ve genç psikolojik sağlamlık ölçeği olmak üzere çalışmamızda kullanılan tüm ölçeklerin, intihar olasılığı ölçeği ile korele olduğu saptanmıştır. Sonuç : İntihar davranışı olan depresyonu grubu, intihar davranışı olmayan depresyon grubu ve sağlıklı kontrol grubunun depresyon şiddeti, intihar olasılığı, çocukluk örselenme yaşantıları, duygu düzenleme güçlükleri, dürtüsellik, problem çözme becerisi, benlik saygısı, algılanan sosyal destek ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin anlamlı olarak farklı olduğu saptanmıştır. Depresyon şiddeti, çocukluk örselenme yaşantılarına maruziyet, duygu düzenleme güçlükleri, dürtüsellik, yetersiz problem çözme becerileri, benlik saygısı düşüklüğü, algılanan sosyal destek eksikliği ve psikolojik sağlamlığın yeterli olmamasının, intihar olasılığını arttırabileceği düşünülmüştür. İntihar olasılığının tespit edilebilmesi ve intiharın önlenebilmesi için ergen yaş grubunda bu değişkenlerle ilgili yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Obsesif kompulsif bozuklukta çocukluk çağı travmaları, bağlanma biçimi ve psikolojik dayanıklılığın semptom şiddeti ve semptomatoloji ile ilişkisi
Amaç: Günümüzde travma, bağlanma ve psikolojik dayanıklılık kavramları önemi gittikçe artan duruma gelmiş bazı ruhsal hastalıklarla ilişkisi araştırılmaya başlanmıştır. Bu konuda önemli olduğunu düşündüğümüz kronik ruhsal bozukluklardan biri de obsesif kompulsif bozukluktur. Bu çalışma ülkemizde obsesif kompulsif bozukluk tanılı hastalarda çocukluk çağı travmalarının, bağlanma biçiminin ve psikolojik dayanıklılığın semptom şiddeti ve semptomatoloji ile ilişkisi araştıran kapsamlı araştırma olacaktır. Çalışmamızda obsesif kompulsif bozuklukta çocukluk çağı travmaları, bağlanma biçimi ve psikolojik dayanıklılığın OKB şiddetine ve subgruplarına etkisi ve OKB şiddeti üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Psikiyatri Kliniği' nde ayaktanbaşvuran SCID-5 görüşmesi ile tanı konulan, araştırmamıza katılmayı kabul eden ve alınma kriterlerine uyan 102 OKB hastası örneklem olarak alınmıştır. Çalışmada Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği (YBOKÖ) yanı sıra Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği,Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeği ve Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılmıştır. OKB şiddeti ve sosyodegmografik özellikler, hastalığa ilişkin özellikler, çocukluk çağı travmaları, bağlanma biçimi ve psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişki t testi, Mann Whitney testi, Kruskal Wallis testi ve çoklu karşılaştırmalarda post hoc Tukey B testi kullanılarak araştırılmıştır. OKB şiddeti puanları ile diğer ölçek puanları arasındaki ilişkiyi belirlemek için pearson analizi kullanılmıştır. Analizimizin ilerleyen aşamasında OKB şiddetlerini ve subgrupların nihai yordayan değişkenlerini bulabilmek için regresyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Eğitim seviyesi ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri ile OKB şiddetinin negatif yönde; aile bireyleri/ geniş ailede yaşıyor olmak ile OKB şiddetinin pozitif yönde ilişkil olduğu, kaygılı/ikircikli bağlanma ile otojen subgrubu arasında yine ilişkili olduğu bulunmuştur. Çocukluk çağı travmaları ise OKB şiddeti ve subgruları ile ilişkili olmadığı görülmüştür. Sonuç: Bu sonuçlar ruh sağlığı çalışanlarına yeni tedavi hedefleri ortaya koymaktadır. Psikolojik dayanıklılıkla ilgili akla ilk gelen bunu etkileyen faktörler olmaktadır. Psikolojik dayanıklılık kavramı içinde kendilik algısının semptomların şiddetli ile ilişkili etkenlerin tek tek ele alınıp değerlendirilmesi önemli bir adımdır. Bu nedenle ruhsal durum muayenesi sırasında hastalıkta sadece psikopatoloji yönünden değil aynı zamanda hastaların psikolojik dayanıklılık ve kendilik algısı ile ilgili konularda daha fazla üzerinde durulmalı ve daha kapsamlı değerlendirmeler yapılması da önerilir. Ayrıca OKB hastalarında bağlanma biçiminin OK subgruplarını etkileyebileceği geniş örneklemli çalışmalarla desteklenmeye ihtiyacı vardır.Anahtar kelimeler: Obsesif kompulsif bozukluk, çocukluk çağı travması, erişkin bağlanma biçimi, psikolojik dayanıklılık
Çocukluk çağı örselenme yaşantısı ile psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkinin farklı demografik özellikleri olan yetişkin gruplar üzerinde incelenmesi
Çocuklar eski çağlardan günümüze kadar, fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddete, ekonomik olarak sömürülmeye ve daha farklı şekillerde istismarlara maruz kalmışlardır. Maruz kalınan örselenme yaşantıları içerisinde kişiyi pek çok yönden etkileyen, psikolojik izler meydana getiren fiziksel, cinsel ve duygusal travmalar olabileceği gibi fiziksel, cinsel ve duygusal ihmal durumları da vardır. Çocukluk döneminde yaşanan örselenme yaşantıları, ilerleyen dönemlerde ortaya çıkan rahatsızlıklar için risk meydana getirmektedir. Bu çalışmada çocukluk çağı örselenme yaşantısı ile psikolojik dayanıklılık arasında olan ilişki farklı demografik özelliklere sahip olan yetişkin gruplar üzerinde incelenmiştir. Araştırmada Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları alt boyutları (Duygusal Kötüye Kullanım ve Duygusal İhmal, Fiziksel Kötüye Kullanım, Cinsel Kötüye Kullanım) arasında pozitif ilişki katsayıları, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği alt boyutlarından; Sosyal Yeterlik-Kendilik Algısı alt boyutları arasında (insanlar kendilerine güvendikçe, yeteneklerine güvendikçe, pozitif bakış açısı geliştirdikçe dışa dönüklük, dostluk kurma esneklikte azalma) negatif ilişki kat sayıları, Diğer Alt Boyutlar arasında ise (Sosyal Yeterlik, Aile Uyumu, Sosyal Kaynaklar, Yapısal Stil, Kendilik Algısı) pozitif yönlü korelasyonel ilişki bulgulanmıştır. Duygusal Kötüye Kullanım, Fiziksel Kötüye Kullanım, Cinsel Kötüye Kullanım alt boyutları ile Gelecek Algısı, Yapısal Stil, Sosyal Yeterlik, Aile Uyumu, Kendilik Algısı ve Sosyal Kaynaklar alt boyutları arasında negatif yönlü korelasyon saptanmıştır. Araştırmanın hipotezleri doğrultusunda bu bulgular tartışılmıştır.
Ceza infaz kurumunda bulunan 18-25 yaş arası tutuklu ve hükümlülerin çocukluk çağı travmalarının gelecek algısına ve suç tekrarına etkisinin incelenmesi
Bu tez çalışması ceza infaz kurumunda kalan 18-25 yaş arasındaki tutuklu ve hükümlülerin çocukluk çağı travmalarının, suç işlemelerindeki payı ile gelecek algısının suçu tekrar etmelerindeki etkisinin incelenmesi ve literatüre katkıda bulunması amacıyla düzenlenmiştir. Tez çocuğu derinden etkileyen travmalarının onun gelecekteki yaşamına ve kararlarına etkisinin yadsınamaz olduğunu göstermek ve çocukluk çağı travmaları bulunan tutuklu-hükümlülere yardımcı olmak amacıyla oluşturulmuştur. Örneklem ceza infaz kurumunda bulunan, birden fazla suç işleyen 18-25 yaş arası tutuklu ve hükümlülerden oluşmaktadır. Çocukluk çağı travmaları ve umut durumu ile demografik bilgilerle değişkenler arasındaki ilişkiye de bakmaktadır. Bu değişkenler katılımcıların yaşları, cinsiyeti, kendilerinin ve ailelerinin psikiyatrik tanılarının var olup olmadığından ve gelecek planının varlığına dair sorudan oluşmaktadır. Araştırmanın ölçekleri; Çocukluk Çağı Ruhsal Travmalar Ölçeği, Beck Umutsuzluk Ölçeği ve Demografik Anketten oluşmaktadır. Araştırmada gönüllülük esas alınmış, uygun olan 180 kişi ile istatistikî çalışmalara başlanmıştır. Araştırmanın istatistikî çalışması için SPSS programından yararlanılmıştır. Analiz sonucuna göre; umut-umutsuzluk ölçeği ile çocukluk çağı travmaları ölçeği arasında negatif yönlü korelasyon bulunmaktadır. Çocukluk çağı travmaları mükerrer ceza evi yaşantısı olma durumuna göre farklılaşmaktadır(p=0,000<0,05) ancak Umut-umutsuzluk ölçeği farklılaşmamaktadır(p=0,278>0,05). Suç tekrarı ile kişilerin gelecek algısı arasında anlamlı bir ilişki vardır hipotezi ile ilgili suç tekrarı olan bireyler 'Gelecek için planınız var mı?' sorusuna %93,89(169) evet, %6,11(11) hayır cevaplarını vermiştir. Sonuç olarak sosyodemografik bilgi formundaki soruların cevaplarına göre umut-umutsuzluk ve çocukluk çağı travmaları ölçeğinin sonuçlarının farklılaştığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı travmaları, Gelecek Algısı, İstismar, Suç, Umutsuzluk, Ceza İnfaz Kurumu
Yetişkinlerde travmatik yaşantılar, duygusal yeme ve doğayla temas arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, yetişkinlerde travmatik yaşantılar, duygusal yeme ve doğayla temas arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya çevrimiçi uygulanan ölçme araçlarına erişen 284 kadın, 163 erkek olmak üzere toplam 447 yetişkin gönüllü katılmıştır. Araştırmada katılımcılara, Kişisel Bı̇lgı̇ Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ) ve Travma Sonrası Belirtiler Ölçeği (TSBÖ) isimli iki ölçeğin birleşiminden oluşan Çok Boyutlu Travma Ölçeği (ÇBTÖ), Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ) ve Doğayla Temas Bilgi Formu uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, çocukluk çağı travmatik yaşantıları ve travma sonrası belirtiler ile duygusal yeme davranışı arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Travma sonrası belirtiler ile doğayla teması içeren maddelere verilen yanıtlar arasında anlamlı farklılıklar olduğu bulunmuştur. Duygusal Yeme Ölçeğinin alt boyutlarından olan gerginlik durumlarında yeme ve kendini kontrol edememe ile Doğayla Temas Bilgi Formu maddelerinden yeşil alanlarla en sık kurulan temas şekli arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Sonuç olarak, travmatik yaşantılar ve belirtileri ile duygusal yeme arasında anlamlı ilişkilerin olduğu, travma sonrası belirtiler ile doğayla temas maddeleri arasında anlamlı şekilde fark olduğu görülmüştür. Duygusal yeme ile doğayla temas maddelerinden yalnızca biri arasında anlamlı fark görülmüştür.
Depresyon ve intihar girişimi üzerine bir karşılaştırma çalışması
Bu araştırmada; depresyon tanılı intihar girişimi olan bireylerin, depresyon tanılı intihar girişimi olmayan bireylerin ve sağlıklı bireylerin çocukluk çağı travmaları, duygu düzenleme güçlüğü ve psikolojik dayanıklılık açısından karşılaştırılmaları amaçlanmıştır. Bununla birlikte grupların cinsiyet, medeni durum ve iş durumu karşılaştırılmıştır. İntihar girişimi olan bireylerin intihar nedeni ve yönteminin yanı sıra kendisinin ve aile bireylerinin intihar öyküsü de incelenmiştir. Çalışma grubu 18- 65 yaş arası bireylerden oluşmaktadır. Depresyon tanılı intihar girişimi olan 100, depresyon tanılı intihar girişimi olmayan 101 ve 96 sağlıklı birey olmak üzere toplam 297 kişi çalışmaya katılmıştır. Çalışmanın verileri kişisel bilgi formu, çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ölçeği (ÇDÖYÖ), duygu düzenleme güçlüğü ölçeği kısa formu (DDGÖ-KF) ve yetişken psikolojik sağlamlık ölçeği kısa formu (YPSÖ-KF) ile elde edilmiştir. Veriler SPSS programında MANOVA testi ile analiz edilmiştir. Grupların demografik veriler açısından karşılaştırılmasında medeni durum açısından farklılıklara rastlanırken, cinsiyet ve iş durumuna göre anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmemiştir. Grupların değişkenler açısından karşılaştırılmasında ise; depresyon tanılı intihar girişimi olan bireylerin depresyon tanılı intihar girişimi olmayan bireylere göre, depresyon tanılı intihar girişimi olmayan bireylerin de sağlıklı bireylere göre daha fazla çocukluk çağı travmaları yaşadıkları ve duygu düzenlemede daha fazla güçlük yaşamalarına karşı psikolojik dayanıklılık düzeylerinin daha düşük olduğu görülmüştür. Bu sonuçlardan hareketle gruplar arasındaki farklılıklar literatür bağlamında tartışılmıştır.
Çocukluk çağı travmalarının riskli alkol ve madde kullanımı ve cinsel kompulsiyonlarla ilişkisinde duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü
Çalışmada çocukluk çağı travmalarının riskli alkol ve madde kullanım düzeyi ve cinsel kompulsiyonlar arasındaki ilişkide bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü araştırılmıştır. Araştırmanın amaçları, çocukluk çağı travmaları, riskli alkol ve madde kullanımı, cinsel kompulsiyon ve bilişsel duygu düzenleme stratejileri değişkenleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmanın örneklemini, Ankara'daki üniversitelerde öğrenim gören 303 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmanın amaçları doğrultusunda veri toplamak için Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Cinsel Kompulsiyon Ölçeği, Bağımlılık Profil İndeksi Risk Tarama Ölçeği ve Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği kullanılmıştır. Çocukluk çağı travmaları, riskli alkol ve madde kullanımı, cinsel kompulsiyon ve bilişsel duygu düzenleme stratejileri değişkenleri arasındaki ilişkiler, korelasyon ve basit doğrusal regresyon analizleri kullanılarak incelenmiştir. Aracı rol analizi için Model 4 kullanılmıştır. Çocukluk çağı travmalarının riskli alkol ve madde kullanımını, cinsel kompulsiyonları ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerini ve adaptif olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin ise cinsel kompulsiyon yordadığı bulunmuştur. Çalışmanın sonuçlarına göre, çocukluk çağı travmalarının ile cinsel kompulsiyonlar arasındaki ilişkiyi adaptif olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri aracılığıyla yordadığı tespit edilmiştir. Bu çalışmanın sonuçları, çocukluk çağı travmalarının ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin, bağımlılık riski oluşturma süreçlerinde dikkate alınması gereken önemli faktörler olabileceğini vurgulamaktadır. Çalışmanın sonuçları, ilgili alanlardaki araştırmacılar ve uygulayıcılar için önemli bir katkı sağlayabilir. Anahtar Sözcükler: Cinsel Kompulsiyon, Çocukluk Çağı Travmaları, Duygu Düzenleme, Riskli Alkol Kullanımı, Riskli Madde Kullanımı
Psikiyatri hastalarında çocukluk çağı travmaları ve psikolojik acının tedavi uyumuyla ilişkisi
Amaç: Bu çalışma, psikiyatrikbozukluktanısı almış bireylerde çocukluk çağı travmaları (ÇÇT) ve psikolojik acının (PA) tedavi uyumu üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi; özellikle psikolojik acının, çocukluk çağı travmaları ile tedavi uyumu arasındaki ilişkide aracı rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem:Çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniği'nde yürütülmüştür. Örneklem; depresif bozukluk, anksiyete bozukluğu, obsesif-kompulsif bozukluk, bipolar bozukluk, psikoz tanısı almış bireylerden ve sağlıklı kontrol grubundanoluşturulmuştur. Katılımcılara sosyodemografik veri formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), Psikolojik Acı Ölçeği (PAÖ) ve Morisky Tedavi Uyumu Ölçeği (MTUÖ), Hamilton Depresyon Ölçeği, Hamilton Anksiyete Ölçeği, Yale-Brown Obsesyon-Kompulsiyon Ölçeği, Young Mani Ölçeği, PANNS ölçeği uygulanmıştır.Veriler korelasyon, regresyon ve mediasyon analizleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular: Tüm tanı gruplarında (n=275)PA,ÇÇT ile tedavi uyumu arasındaki ilişkide istatistiksel olarak anlamlı bir kısmi aracı rol oynamıştır (p<0.001). Aracılık analizleri, ÇÇTÖ toplam skoru ile tedavi uyumu arasında negatif yönlü bir ilişki olduğunu, bu ilişkinin PA üzerinden kısmen açıklandığını göstermiştir. Alt boyutlar düzeyinde yapılan incelemelerde, cinsel istismar, fiziksel istismar, fiziksel ihmal, emosyonel ihmal ve emosyonel istismar puanlarının tümünün PA ile pozitif; PA'nın ise tedavi uyumu ile negatif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Sonuç: ÇÇT, psikiyatrik hastalarda tedaviye uyumsuzluğun önemli belirleyicilerindendir ve bu etkide PA düzeyinin kısmi aracılık rolü bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı travmaları, psikolojik acı, tedavi uyumu, aracılık etkisi, psikiyatrik bozukluklar
Romantik ilişki yaşayan bireylerin çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ilişki doyumu ve evlilik beklentisi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada romantik ilişki yaşayan bireylerin çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ile ilişki doyumu ve evlilik beklentisi arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Gaziantep ilinde ikamet eden ve romantik bir ilişki içerisinde bulunan 268 birey oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak "Çocukluk Dönemi Örselenme Yaşantıları Ölçeği Kısa Formu", "İlişki Doyumu Ölçeği", "Evlilik Beklentisi Ölçeği" ve araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde Spearman Sıra Farkları Korelasyon Katsayısı, Mann Whitney U Testi ve Kruskal Wallis Testi'nden faydalanılmıştır. Araştırma sonucunda; romantik ilişki yaşayan bireylerin çocukluk çağı örselenme yaşantılarından cinsel istismar ile evlilik beklentisi arasında olumsuz yönde anlamlı ancak düşük düzey ilişki bulunmuştur. Araştırmanın bir diğer sonucuna göre ise; çocukluk çağı örselenme yaşantılarından duygusal istismar ile ilişki doyumu arasında olumsuz yönde anlamlı ve orta düzey ilişki olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Yapılan analizler sonucunda; kadınların çocukluk dönemlerinde erkeklere göre daha fazla fiziksel, duygusal ihmal ve fiziksel istismara maruz kaldıkları bulgusuna ulaşılmıştır. İlişki durumu nişanlı olan katılımcıların evlilik beklenti düzeyleri, ilişki durumu evli olanlara göre daha yüksek bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Çocukluk dönemi örselenme yaşantıları, ilişki doyumu, evlilik beklentisi, romantik ilişki
Psikiyatrik bozukluklarda çocukluk çağı travmasının intihar eğilimleri ile ilişkisi
Bu çalışma en sık görülen psikiyatrik bozukluklarda çocukluk çağı travması ile intihar eğilimlerinin arasındaki ilişkinin ve çocukluk çağı travmalarının en fazla hangi hastalık gurubunda intihar riskinde artış oluşturduğunun belirlenmesi amacıyla yapıldı. 16.09.2019-30.01.2020 tarihleri arasında Gaziantep Dr. Ersin Aslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi' ne başvuran ayaktan ve yatan 60' ı şizofreni açılımı kapsamında ve Psikozla giden diğer bozukluklar, 60'ı Bipolar ve ilişkili bozukluklar, 60' ı Depresyon Bozuklukları, 60'ı Anksiyete bozuklukları ve 60' ı Madde ile ilişkili bozukluklar ve bağımlılık bozuklukları tanıları olmak üzere toplam 300 hasta çalışmaya katıldı. Veri toplama aracı olarak Bireysel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği(ÇÇTÖ) ve İntihar Olasılığı Ölçeği(İOÖ) kullanıldı. Veriler IBM SPSS 24.0 paket programında Shaphiro wilk, Mann whitney u, Kruskal Wallis testi kullanılarak değerlendirildi. Hastaların ölçek toplam puanları; ÇÇTÖ 55.96 ± 11.43, İOÖ 81.29 ± 13.49 olarak belirlendi. Hastaların toplam değerlendirilmesinde ÇÇTÖ toplam puanı ile İOÖ toplam puanı arasında pozitif yönde orta şiddette ilişki olduğu saptandı (p<0.05).Tanısal olarak guruplar incelendiğinde en yüksek r kare değeri anksiyete bozukluğu grubunda saptandı. Bu grupta Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, intihar ölçeği puanındaki varyasyonun %59.6'sını açıklamaktaydı. Anksiyete bozukluğunu sırasıyla Depresyon bozukluğu, Madde ile ilişkili bozukluk ve Bağımlılık bozukluğu, Bipolar Bozukluk izlemekteydi. Şizofreni açılımı kapsamında psikozla giden bozukluğu olan hasta grubunda ise çocukluk çağı travmalarının intihar olasılığı ile ilişkisinin olmadığı belirlendi. Sonuç olarak bu çalışma çocukluk çağı travmalarının en çok organik zeminde gelişen psikotik bozukluklardaki intihar riskini yordamadığını, psikososyal faktörlerin etyolojide de ön planda suçlandığı anksiyete bozukluklarında ise önemli bir yordayıcı olduğunu desteklemektedir. Özellikle anksiyete bozukluklarında intihar girişiminin önlenmesi için hastalarında çocukluk çağında herhangi bir travmaya maruziyetin değerlendirilmesi ve psikososyal destek girişimlerin planlanması önerilir. Anahtar kelimeler; Psikiyatri hastaları, Çocukluk çağı travması, İntihar olasılığı, Psikiyatri Hemşireliği