Hepatit C

62 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hepatit B, kronik hepatit C ve Wilson hastalarında karaciğer yağlanmasının ve pankreas yağlanmasının sıklığının araştırılması

Amaç: Merkezimizde tedavi gören kronik hepatit B, kronik hepatit C ve Wilson hastalarının pankreas ve karaciğer yağlanması ile olan ilişkisini analiz edip bir merkezin deneyimi olarak sunmayı planladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Hepatoloji polikliniğinde takipli non-sirotik Wilson Hastalığı, kronik hepatit B, kronik hepatit C tanısı almış hastalar alınmıştır. Hepatoloji polikliniğinde takipli 3660 hasta retrospektif olarak taranmış olup 1622 kronik hepatit B hastası, 679 kronik hepatit C hastası, 78 Wilson hastalığı olan hasta olduğu tespit edilmiştir. Çalışmaya dahil edilme kriterlerine göre bilgisayarlı tomografi görüntüleri olan 218 kronik hepatit B hastasından 48'ine, 202 kronik hepatit C hastasından 56'sına, 37 Wilson hastasının 35'ine çalışmada yer verildi. Bulgular: Hastaların ortanca yaşı 55'ti. Pankreas ortalama (tomografik olarak pankreas baş, gövde ve kuyruk bölümlerinin dansitelerinin ortalaması) değerine göre kronik hepatit C (KHC) tanısı olan hastalarda pankreas yağlanması kronik hepatit B (KHB) ve Wilson hastalığı (WH) tanılı hastalara göre anlamlı şekilde artmış saptandı (p:0,003). Hastalar pankreas ortalama, pankreas dalak farkı (pankreas ortalama değerinden dalak dansitesinin çıkarılmasıyla elde edilen dansite değeri) ve pankreas dalak oranına (pankreas ortalama dansitesi ve dalak dansitesi oranı) göre değerlendirildiğinde sırasıyla üç parametrede de karaciğer yağlanması ile aralarında anlamlı ilişki saptanmadı (p:0,389)(p:0,277)(p:0,590). Pankreas ortalama değerine göre yağlanma olan grupta yağlanma olmayanlara göre eritrosit sedimantasyon hızı (ESR) anlamlı şekilde yüksek tespit edildi (p:0,025). Pankreas ortalama değerine göre yağlanma olan grupta olmayanlara göre üre anlamlı şekilde düşük bulundu (p:0,024)(p:0,011). Pankreas dalak farkına göre bakıldığında yağlanma olan grupta olmayanlara göre globulin anlamlı olarak yüksek saptandı (p:0,043). Pankreas yağlanması için ortalama, dalak farkı ve dalak oranına göre her üç değerlendirmede de pankreas yağlanması olmayan grubun yaş ortalaması daha düşük bulunmuştur (p:0,001)(p:0,023)(p:0,001). Sonuç: Genel sonuçlara bakıldığında KHC hastalarında diğer iki hastalık grubuna göre anlamlı şekilde pankreas yağlanması olduğu saptandı (pankreas ortalama ve pankreas dalak oranına göre) ( p=0,003 p=0,039). Her üç değerlendirme metoduna göre pankreas yağlanması ile; yaş arasında anlamlı ilişki saptanmışken (p<0,05), karaciğer yağlanması ile istatistiksel anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Pankreas ortalama metoduna göre pankreas yağlanması ile VKİ arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0,029). Anahtar Kelimeler: Kronik hepatit C, kronik hepatit B, Wilson hastalığı, karaciğer yağlanması, pankreas yağlanması

Hepatit BHepatit CHepatolentiküler dejenerasyon+4
Mehmet Aksoy
Gaziantep University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kilis Devlet Hastanesine başvuran ve anti HCV pozitif saptanan hastalarda HCV RNA ve genotip dağılımının araştırılması

Bu araştırmada Kilis Devlet Hastanesine başvuran ve anti HCV pozitif saptanan hastalarda HCV RNA ve genotip dağılımının araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda Kilis Devlet Hastanesi'ne başvurup hepatit panelleri istemiyle kan örneği alınan ve anti-HCV pozitif tespit edilen 104 hastanın serumları toplanarak çalışılıncaya kadar -80°C de saklanmıştır. Anti HCV'leri ELISA yöntemiyle (Architect i2000, Abbott, Almanya) pozitif saptanan numunelerde Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji laboratuvarında HCV RNA araştırıldı. HCV RNA pozitif saptanan 61 örnekte üretici firmanın önerileri doğrultusunda, (Qiagen, Hilden Almanya) genotip çalışıldı. Altmış bir örneğin üçünde belirgin bir genotip saptanamadı. Genotip saptanan 58 hastanın 31'i (%53.4) kadın, 27'si (%46.6) erkek olup, 27'sinin (%46.6) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, 31'inin (%53.4) ise yabancı Uyruklu olduğu görüldü. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 27 kişide etkin olarak Tip 1b (%40.7), yabancı uyruklu 31 kişide ise en fazla görülen genotipin Tip 4 (%64.5) olduğu saptandı. Genotip dağılımının cinsiyet ile anlamlı bir farklılığı olmadığı saptandı. Baskın tipler olan Tip 1 ve Tip 4'ün ileri yaşlarda daha yüksek oranlarda olduğu görüldü. Çalışmada elde edilen bulgular, yabancı uyruklularda Tip 4 ve Tip 5'in daha fazla olduğunu göstermektedir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarında ise Tip 1b'nin sık olduğu görülmektedir. Bu da, bölgedeki mültecilerin hastalığı kendi ülkelerinden getirdiğini düşündürmektedir. Çalışmamız, yabancı uyruklu kişilerdeki genotip dağılımını göstermesi açısından önemlidir. Yine tedavi rejimlerinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarında daha dikkatli planlanmasının gerekliliğini gözler önüne sermektedir.

GenotipHastanelerHastaneler-devlet+4
Yunus Aldanma
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
10
Master'sOpen AccessTR

Irak'ın kadisiye şehrindeki hepatit C (HCV) virüslü hastalarda, yardımcı T 17 hücreleri (T helper 17) ve düzenleyici T hücreleri (T reg) profilinin rolünün belirlenmesi

Viral hepatit, hepatositlere virüs bulaştığında meydana gelen karaciğer iltihabıdır, neden olan virüslerden biri HCV, Flaviviridae'nin bir üyesi olan tek sarmallı bir genom RNA virüsüdür. Mevcut çalışma, bazı karaciğer fonksiyon yönlerinin tahmini ile HCV enfeksiyonuna karşı epidemiyolojik ve immün yanıtı belirlemeyi amaçlamıştır. Elde edilen sonuçlar erkeklerin 22 (%38,6) olan kadınlardan 35 (%61,4) daha yüksek olduğunu ve 20-50 yaş arası orta yaşlarda maksimum enfeksiyon eğiliminde olduğunu göstermiştir. Risk faktörleri için toplanan veriler, talasemi 8 (%14), hemodiyaliz 6 (%10,5), transfüzyon 5 (%8,8), hemofili 6 (%10,5), ev içi maruziyet (temaslar) ile ilişkili enfeksiyonların önemli bir yüzdesi olduğunu göstermiştir 2 (%3,5) ve vakaların çoğunluğunun kaynağı bilinmeyen 30 (%52,7) idi. Sonuçlar, IL-17'nin serum konsantrasyonunda istatistiksel olarak anlamlı (p≤0,05) bir yükselme olduğunu, hasta grubunda ortalama konsantrasyonun 132,63±18,6 pg /mL olduğunu ortaya koydu. Kontrol grubunda ise 96,11±18,5 pg /mL idi. FoxP3'ün gen ekspresyonunun toplanan verileri, kontrol grubuna kıyasla 7,78±0,21 hasta grubunda ekspresyonda 1,93±0,026 olan yüksek istatistiksel anlamlı (p≤0,05) bir artış kaydetti. Karaciğer fonksiyon testi, HCV 52,08±18,7 IU/mL olan hasta grubunda GOT konsantrasyonunda 18,7±3,3 IU/mL olan kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı (p≤0,05) artış olduğunu gösterdi. HCV 53,33±18 IU/mL olan hasta grubunda GPT konsantrasyonunda 18,01±3,7 IU/ mL olan kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı (p≤0,05) yükselme. HCV 139,37±12,78 IU/mL olan hasta grubunda Alkalin fosfataz konsantrasyonunda 66,66±5,9 IU/mL olan kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı (p≤0,05) yükselme saptandı. Mevcut çalışmanın genel bulgusu, karaciğer hasarı süreciyle birlikte bağışıklık tepkisini düzenleyen ve apoptoz nedeniyle karaciğer enzimlerini serbest bırakan aktif bir Th-17 tepkisi ve T-reg hücresi gösterdi.

AgregasyonApoptozisHepatit C+2
Karrar Noaman Jebur Jebur
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The association of matrix metalloproteinase-7, 10 with hepatitis C virus infections in chronic kidney diseases

The kidney is the most important excretory organ in humans, as it processes approximately 2,000 liters of blood daily, and when the kidneys are unable to remove wastes and are unable to maintaining the internal balance of mineral salts and water is kidney failure. Therefore, this study aimed to find non-invasive biomarkers to predict the diagnosis and monitor the progression of chronic kidney disease (CKD): including the level of matrix metallo proteinase MMP7 and MMP10 .Patients with CKD infected with hepatitis (HCV) were the focus of this study. 90 blood samples were collected, including 22 samples from individuals in good health (the control group): 22 samples from patients suffering from chronic kidney disease and hepatitis C infection, and 46 samples from the patients suffering from chronic kidney disease (samples were taken for Iraqi patients at Medical City Hospital after obtaining their verbal consent).The Sandwich ELISA technique was used in this study for blood samples taken to extract serum. It has been shown that the prevalence of chronic kidney disease (CKD) increases with age, especially from the age of 40 years and above. The results showed that the majority of patients suffering from chronic kidney disease (CKD) are male. This may be due to the activity of sex hormones or physical stress. The prevalence of chronic kidney disease (CKD) was found to be higher in rural areas compared to urban areas. It was noted that the majority of participants in the study had the ability to read and write. The research revealed that the majority of patients suffered from chronic kidney disease for two to three years. The significant number of patients with chronic kidney disease suffer from diabetes, as it is one of the main causes of kidney disorders. It was noted that MMP10 and MMP7 levels are higher in patients with CKD compared to patients with chronic kidney disease and hepatitis C virus. It was found that they have a positive relationship with degrees of renal fibrosis and a negative relationship with kidney function. In conclusion, elevated levels of MMP10 and MMP7 may be a marker for predicting tissue damage and worsening renal status in patients with CKD.

Hepatitis C
Qabas Fadhıl Alwan Al Anbarı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Determination of nurses' knowledge levels on hepatitis c infection

Hepatitis C Virus (HCV) infection continues to be a worldwide health problem. It is associated with many serious symptoms and complications, including acute and chronic hepatitis, cirrhosis, hepatocellular carcinoma (HCC), and liver failure (Bianco et al., 2013).Objective: In this study, it was aimed to evaluate the knowledge level of nurses about Hepatitis C infection. This is a descriptive and cross-sectional study conducted in Hospitals in the Southern provinces of Iraq. Quantitative research was used in the design of the study. The sample selection was not made and 124 nurses who agreed to participate in the study were included in the study. Questions consisting of socio-demographic data were asked to the nurses to evaluate their level of knowledge on Hepatitis C infection. The data were collected using face-to-face questioning technique. Evaluation was made with percentage analysis. It was observed that the majority of the participants were 60.5% male, 51.6% were 21-25 years old. According to the education level, 39.5% and 22.6% of the sample were nursing high school graduates, 29% of the them had 6-10 years of experience in hospitals, and 75.0% had 1-5 years of experience in hemodialysis units. 71.8% of the nurses stated that Hepatitis C infection was liver disease, 44.4% did not know that the disease was transmitted by blood and organ transplantation, 70.2% did not know the use of protective equipment for blood or fluid contamination, 66.9% knew that patients with hepatitis C infection should use a separate dialysis machine, 50% did not know that non-disposable materials should be disinfected, 49.2% did not know that training programs should be organized for physicians and nurses about hepatitis C infection, and again 55.6% the patients did not know that a training program should be given to the patients as well. It was observed that the knowledge level of the nurses was at medium level. It is recommended that nurses should receive regular training programs for Hepatitis C infection at certain periods. Key Words: Hepatitis C infection , Nurse, Nursing management

Level of knowledgeNursesNursing+3
Ahmed Khammat Sagban Sagban
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Measure of WBC level in hepatitis C patients with immunological and molecular approaches

Worldwide, an estimated 185 million people have Hepatitis C Virus (HCV) infection. This study was conducted on 100 patients with HCV 60 males and 40 females, and the control group was 50 males and females. It showed an increase in the spread of the virus in men more than women, with statistical significance P<0.01. In our study also showed an increase in prevalence in the age group from 31 to 45 years, and then the age group from 46 to 60 years in Dhi Qar. The study showed a statistical increase P<0.01 for WBC and LYM level. Current study also showed a statistically significant decrease of P<0.01 in NUTR and PLT levels in patients infected with hepatitis C virus. The level of IL-6 in the patients was significantly increased than that of the control group. We did not find statistically significant changes between male and female patients for WBC, LYM, NUTR, and IL-6.

Enzyme-linked immunosorbent assayHepatitisHepatitis C+2
Baydaa Alı Jaheed Alhafıdh
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı ıraklı böbrek yetmezliği hastalarında microrna135a'nın moleküler tespiti ve hcv'nin bazı immünolojikbelirteçlerinin tahmini

Hepatit C virüsü (HCV), karaciğer hücrelerinde ciddi hasara neden olan bulaşıcı bir enfeksiyondur. Bu virüsler kan nakli, küçük ve büyük ameliyatlar, cinsel temas yoluyla ve diyaliz hastaları tarafından bulaşır. Hemodiyaliz hastalarının sık kan transfüzyonu yapmaları nedeniyle, sürekli hemodiyalizin yanı sıra HCV'ye maruz kalabilmekte ve bu da acılarını artırmaktadır. Son yıllarda Ramadi Hastanesi/Irak'ta diyaliz hastalarında HCV enfeksiyon sayısında artış gözlenmiştir. Çalışmamızda belirlenen gruplara moleküler ve immünolojik testler uygulanmıştır. Çalışma dört gruba ve her grupda cins ve yaşa göre ayrılmıştır. Bu çalışmaya dahil edilen HCV hasta sayısı 198 olarak belirlenmiştir. Enfekte bireylerde HCV'nin varlığını ve etkinliğini tespit etmek için RT.qPCR teknolojisi kullanılmıştır. Tüm çalışma gruplarında IL-17F genini izole etmek ve ölçmek için RT.qPCR teknolojisi kullanılmıştır. Buna göre, HCV ile enfekte olmuş diyaliz hastaları grubu (grup 1), HCV ile enfekte grup (grup 2) için gen ekspresyonu olduşurken, hepatit olmayan hemodiyaliz hastaları (grup 4), sağlıklı deneklerde (grup 3) IL-17F gen ekspresyonu tespit edilmemiştir. MikroRNA 135a'nın gerçek zamanlı qPCR'si böbrek yetmezliği olan (diyaliz) ve HCV ile enfekte olan (grup 1) hastalara uygulanmıştır. Bu hastaların 30%'unda gen ekspresyonu oluşumu gözlemlenmiştir. Viral enfeksiyonda bazı immün belirteçlerin önemli rolü bulunmaktadır. IL-17F ve TRL3 tüm çalışma grupları için ELISA ile test edilmiştir. Grup 1'de, grup 4 ve 2'ye göre yüksek konsantrasyonlar bulunurken, grup-3 konsantrasyonları çok düşük bulunmuştur. TRL3 konsantrasyonlarında ise sırasıyla grup 4, grup 1 ve grup 2'de artış görülürken, grup-3'te bulunan (sağlıklı insanlar) konsantrasyon diğer gruplara göre daha düşük olarak tespit edilmiştir.

Böbrek yetmezliğiGerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR)Hepatit C
Wahbı Abdulrazzaq Sarhad Sarhad
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Irak-Kerkük ili hemodiyaliz hastalarında Hepatit C virus enfeksiyonlarının serolojik ve moleküler yöntemlerle araştırılması

Hepatit C virusu (HCV), hem akut hem de kronik karaciğer hastalığının gelişmesine neden olmakta, siroz ve hepatoselüler karsinom riskini önemli ölçüde arttırmaktadır. Epidemiyolojik veriler, 170 milyondan fazla insanın HCV ile enfekte olduğunu göstermektedir. Öte yandan yılda yaklaşık bir milyon kişinin HCV enfeksiyonuna bağlı siroz ve/veya karaciğer kanseri nedeni ile yaşamını yitirdiği düşünülmektedir. Ayrıca HCV enfeksiyonunun en sık görüldüğü popülasyonun hemodiyaliz hastaları olduğu gözlenmektedir. Bu bağlamda, hemodiyaliz hastalarında görülen HCV enfeksiyonuna dair araştırmalar önem arz etmektedir. Çalışmamızda Irak'ın Kerkük ilinde hemodiyaliz ünitesinde tedavi gören hastalarda hepatit C sıklığını serolojik ve moleküler yöntemlerle saptayarak olası risk faktörlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma grubundan 200 ve kontrol grubundan 50 olgunun ELISA yöntemiyle Anti-HCV antikor varlığı incelendiğinde; çalışma grubundaki 36 olguda Anti-HCV antikoru saptanırken, kontrol grubundan hiç kimsenin enfekte olmadığı gözlendi. Çalışma grubunda bulunan anti-HCV'si pozitif olan 36 hastadan 30'unun HCV RNA'sı pozitif bulundu. Çalışma grubunda yer alıp Anti-HCV antikoru bulunmayan olgularda ise HCV RNA varlığı gözlenmedi. En yüksek HCV enfeksiyonu oranının 65-74 yaş grubunda olduğu ve üç yıldan uzun süredir diyalize giren hastalarda enfeksiyon oranının arttığı gözlendi. Öncesinde herhangi bir cerrahi operasyon geçirmiş hemodiyaliz hastaları ile daha önce herhangi bir operasyona maruz kalmayan hastalar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı. Çalışma ve kontrol grubu olguları serum ALT, AST, ALP, TSB ve IL-6 düzeyleri yönünden incelendiğinde; gruplar arasında ALT, AST, ALP ve IL-6 düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Sonuç olarak hemodiyaliz hastaları arasında HCV enfeksiyonunun yaygınlığının kontrol edilmesi ve bu ilişkinin daha net ortaya konulması için periyodik olarak yapılan çalışmaların yararlı olacağı kanaatindeyiz.

EnfeksiyonlarHepatit CIrak+1
Nazhan Bakr Mahmood Albayatı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Prevalence hepatitis C virus and contributing factors in the elderly patient in hemodialysis unit in lraq

Objectives: Identification of hepatitis C virus prevalence and associated risk factors among hemodialysis patients. Methodology: A descriptive cross-sectional study was conducted at Between February 22, 2022, and May 22, 2022, data was collected from two dialysis center in Thi-Qar/Al-Hussein Teaching Hospital and Al-Nasiriya Teaching Hospital. sample size were 130 patients on hemodialysis included 103 were negative and 27 were positive for hepatitis C virus, Data were Research data were collected by using of questionnaire composed of 3 parts: Socio-demographic form: The form has 10 questions to establish age, gender, marital status, educational level, financial situation, resident, smoking, alcohol, duration of hemodialysis weekly, and duration of hemodialysis hours, Second part :investigation :AST ,ALT , Albumin level and GGT. Third part: questions about risk factors of prevalence of hepatitis C the Response options are based on a two-point Cronbach-type scale ranging from 1 (No) to 2 (Yes). Data were analyzed through the application of descriptive and inferential statistical approaches by using Statistical Package for Social Science (IBM SPSS) version 25.0. Results: The findings indicated that age are (60-64) years within age groups account for (51.5%) from total study sample and male 72.3%, So and majority of study sample were marriage also have primary school related to level education accounted for 43.1%. Recommendations: The study recommended to Encouraging educational training sessions intended at enhancing hemodialysis patients' awareness of factors that can increase their likelihood of getting the hepatitis C virus. Keywords: Hemodialysis Patients, Prevalence of Hepatitis C Virus, Risk Factors, elderly.

DialysisHepatitis CIraq+4
Alı Sattar Abed Abed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hepatit C enfeksiyonunda mannoz bağlayan lektin düzeylerinin ve mannoz bağlayan lektin polimorfizmlerinin tedavi cevabına etkisi

Amaç: Hepatit C virüsü kronik karaciğer hastalığının en sık nedenidir. Dünyada yaklaşık 170 milyon kişinin hepatit C virüsü ile enfekte olduğu tahmin edilmektedir. Hepatit C enfeksiyonunun doğal seyir ve klinik gidişi virüs ve konağın immün cevabının etkileşimi ile ilişkilidir. Bağışıklık sisteminin önemli bir öğesi olan mannoz bağlayan lektin genetik polimorfizme sahiptir ve belirli genotiplere sahip bireylerin daha ciddi ve uzun süreli enfeksiyonlara yatkınlığı bilinmektedir. Mannoz bağlayan lektinin hepatit C virüsü enfeksiyonundaki rolü mannoz bağlayan lektin seviyeleri ve polimorfizmlerinin hastalık seyiri ve tedavi cevabını inceleyen az sayıda çalışmada gösterilmiştir. Biz bu çalışmada mannoz bağlayıcı lektin düzeyi ve mannoz bağlayan lektin geni polimorfizmleri ile tedavi cevabı arasındaki ilişkiyi ortaya koymayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada kronik hepatit C hastaları ve kontrol grubunda serum mannoz bağlayan lektin düzeyleri ELİSA yöntemi ölçüldü ve kodon 54 mutasyon varlığı PCR-RFLP tekniği ile araştırıldı. Çalışmaya pegile interferon ve ribavirin kombinasyonu ile tedavi edilmiş 50 kronik hepatit C hastası ve 75 sağlıklı kontrol alındı.Bulgular: Kodon 54 mutasyonu hepatit C hastalarında kontrol grubuna oranla daha sıktı fakat aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Hasta ve kontrol gruplarında kodon 54 mutasyonu olanlarda serum mannoz bağlayan lektin düzeyleri belirgin olarak düşük bulundu. Hepatit C hastalarında mannoz bağlayan lektin düzeyi kontrol grubuna göre daha düşük olmakla birlikte iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Ayrıca tedavi yanıtı saptanan ve saptanmayan hastalarda serum mannoz bağlayıcı serum düzeyleri ve mutasyon sıklığı oranları benzerdi.Sonuç: Düşük mannoz bağlayan lektin düzeyleri hepatit C enfeksiyonuna duyarlılığı artırmamaktadır ve mannoz bağlayan lektin düzeyinin hastalığın seyiri ve tedavi cevabı üzerine belirgin bir etkisi saptanmamış olmakla birlikte daha net sonuçlar ortaya koyabilmak için daha geniş hasta gruplarını içeren çalışmalara ihtiyaç vardır.

Hepatit CHepatit C virüsüLektinler+4
Süheyla Kömür
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı hasta grupları (Tip 2 Diyabetes Mellitus, Obezite, Nonalkolik Yağlı Karaciğer Hastalığı, Kronik Hepatit C) ve sağlıklı gönüllülerde insülin direncinin belirlenmesinde HOMA ve QUICKI yöntemlerinin karşılaştırılması

İnsülin glukoz metabolizmasının ana düzenleyicisidir. İnsülin direnci, endojen veya ekzojen insüline bozulmuş biyolojik yanıt olarak tanımlanmaktadır. Yapılan çalışmalarda insülin direncinde genetik ve çevresel faktörlerin etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca tip 2 diyabetes mellitus, dislipidemi, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, obezite, nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı ve kronik hapatit C'de insülin direnci önemli patofizyolojik role sahiptir.Hiperinsülinemik öglisemik klemp testi insülin direncini belirlemede altın standart olarak kabul edilmektedir. Ancak geniş gruplarda uygulaması zor ve pratik olmayan bir yöntemdir. HOMA (Homeostasis model assessment) yöntemi 1985 yılında geliştirilmiş ve insülin duyarlılığının belirlenmesinde kullanılmıştır. Katz ve arkadaşları altın standart klemp tekniği ile daha iyi korelasyon gösterebilen yeni bir yöntem olan QUICKI (Quantitative insulin sensitivity check index) indeksini bildirmişlerdir. HOMA insülin direncini yansıtırken QUICKI insülin duyarlılığını gösterir.Çalışmada tip 2 diyabetik, obez, nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı olan ve kronik hepatit C'li hasta gruplarında sağlıklı gönüllülere göre insülin direncini araştırdık. Ocak 2009 Aralık 2010 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları, Gastroenteroloji, Endokrinoloji ve Metabolizma polikliniklerine başvuran 40 tip 2 diyabetik, 40 obez, 40 non alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH) olan hasta, 40 kronik hepatit C'li hasta ve 40 sağlıklı gönüllü çalışmaya alındı. Çalışmaya alınanların boy, ağırlık, bel çevreleri ölçüldü ve beden kitle indeksi hesaplandı. İnsülin direnci için HOMA, İnsülin duyarlılığı için QUICKI yöntemi kullanıldı. İnsülin direncini belirlemede sınır değer HOMA için ? 2,24, QUICKI için < 0,3469 olarak kabul edildi. Açlık glukoz, insülin, yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), düşük dansiteli liporotein (LDL) ve trigliserid düzeyleri ölçüldü.Bu çalışmada literatürle benzer şekilde tip 2 diyabetik, obez, non alkolik yağlı karaciğer hastalığı olan, kronik hepatit C'li hastalarda sağlıklı kontrol grubuna göre insülin dirençleri (HOMA) daha yüksek, insülin duyarlılıkları (QUICKI) daha düşük olarak bulundu.Anahtar Kelimeler: İnsülin direnci, HOMA indeksi, QUICKI indeksi, tip 2 diyabetes mellitus, obezite, nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı, kronik hepatit C.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Hepatit C+4
Hüseyin Yılmaz
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik HBV ve HCV hastalarının metabolik sendrom ile ilişkisi

Hepatit B ve hepatit C, tüm dünyada yaygın görülen önemli bir kronik karaciğer hastalığı sebebidir. Kronik karaciğer hastalığına yol açtığı gibi, son yıllarda kronik hepatit ve karaciğer yağlanması birlikteliği gündeme gelmiştir. Bu durum, virüsün hepatit yapmanın yanı sıra metabolik değişikliklere de neden olduğunu düşündürmüştür. Literatürün, karaciğer yağlanmasını Metabolik Sendrom (MS)'un hepatik tezahürü olarak göstermesi, HBV ve HCV ile MS ilişkisini dikkat çekici kılmıştır. Bu çalışmada, kronik hepatit B ve hepatit C'nin MS ve komponentleri ile ilişkisini araştırmayı planladık. Çalışmaya 62 kronik hepatit C (erkek/kadın: 22/40) ve 358 kronik hepatit B hastası (erkek/kadın: 219/139) dâhil edildi. Hastaların demografik bilgileri alındı ve sonra serolojik ve biyokimyasal testler yapıldı. Uluslararası Diyabet Federasyonu kriterlerine göre MS tanısı araştırıldı. Hastalarda insülin direnci (IR), Homeostasis model assesment (HOMA) indeksi kullanılarak belirlendi. Tüm hastaların yaş ortalaması 43,43±13,42, VKİ ortalaması 27,69±4,96 olarak saptandı (p<0.05). Çalışmamızda, 62 HCV'li hastanın 24'üne (%38,7), 358 HBV'li hastanın 97'sine (%27,1) MS tanısı konuldu. İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,086). HCV'li hastaların 11'inde (%17,7), HBV'li hastaların ise 32'sinde (%8,9) diyabet olup iki grup arasında fark saptanmadı (p= 0,059). Hastaların 207'sinde (%49,3) IR saptandı. Hepatit C'lilerin 31'inde (%50) IR varken, hepatit B'lilerin ise 176'sında (%49,2) IR tespit edildi. İki grup karşılaştırıldığında fark saptanmadı (p=0,987). Ayrıca, MS tanısı olan HCV ve HBV hastaları arasında da diyabet ve IR açısından fark yoktu (p=0,857). Hasta popülasyonumuzda %38,3 oranında karaciğer yağlanması olduğunu gördük. HCV'lilerde 24 (%38,7) kişide yağlanma varken, HBV'lilerde ise 137 (%38,3) kişide yağlanma vardı, iki grup arasında fark saptanmadı (p=0,939). MS tanısı alan HCV ve HBV hastaları arasında da yağlanma açısından anlamlı fark yoktu (p=0,933). Sonuç olarak, kronik HBV enfeksiyonunun da tıpkı HCV enfeksiyonu gibi karaciğer yağlanmasında rol oynayan ve MS açısından risk teşkil eden bir enfeksiyon olduğu söylenebilir. Dolayısıyla HBV'nin, MS ve karaciğer yağlanmasının getirdiği bütün risklere tıpkı HCV gibi sahip olduğu öne sürülebilir. Bununla birlikte, bu konuda yapılacak daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

HepatitHepatit BHepatit B virüsü+6
Seda Ünsal
Gaziantep University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğer sirozunda özofagus varislerinin non invaziv yöntemlerle değerlendirilmesi

Karaciğer sirozu, hepatosellüler yetersizlik ve portal hipertansiyon bulgularıyla seyreden ölümcül bir hastalıktır. Özofagus varisleri siroz hastalarında portal hipertansiyonun ciddi bir sonucudur. Özofagus varislerini değerlendirmede endoskopi en sık kullanılan yöntemdir. Bu çalışmada kronik hepatit B veya hepatit C' ye bağlı karaciğer sirozu olan hastalarda özofagus varislerinin varlığı ve derecesinin öngörülmesinde non invaziv parametler değerlendirildi. Çalışmaya 2009-2015 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı'nda takip edilen etyolojide hepatit B ve hepatit C virüsü olan 324 karaciğer sirozlu hasta alındı. Hastaların demografik, klinik, laboratuar, radyolojik (dalak boyutu, portal ven çapı, portal ven akımı) ve endoskopik bulguları retrospektif olarak dosya taraması ile elde edildi. Trombosit sayısı, milimetre cinsinden dalak boyutuna bölünerek trombosit sayısı/dalak boyutu oranı elde edildi. Laboratuar ve radyolojik verilerin varis ile ilişkisi değerlendirildi. Çalışmaya alınan 324 hastanın 178 (%54.9)'i erkek, 146 (%45.1)'sı kadın olup yaş ortalaması 57.4±11.2 (27-87) idi.164'ü kronik hepatit B, 160'ı ise kronik hepatit C'ye bağlı siroz idi. Hastaların 69 (%21.3)'unda özofagus varisi saptanmazken, 255 (%78.7) hastada özofagus varisi mevcuttu. 255 hastanın 97 (%29.9)'sinde grade 1, 129 (%39.8)'unda grade 2, 29 (%9.0)'unda ise grade 3 özofagus varisi görüldü. Child-Pugh sınıflamasına göre 170 hasta (%52.5) sınıf A'da, 94 hasta (%29.0) sınıf B'de, 60 hasta (%18.5) sınıf C'de yer almaktaydı. Özofagus varisi olan ve olmayan gruplar arasında dalak boyutu, portal ven çapı, trombosit sayısı, trombosit sayısı/dalak boyutu oranı arasında anlamlı fark bulundu (p=0001). Varis varlığını predikte eden trombosit sayısı/dalak boyutu oranı cut off değeri ≤846 (sensitivite %90, spesifite %91) olarak saptandı. Trombosit sayısı/dalak boyutu oranı 846 ve altındaki değerler için varis varlığını göstermedeki pozitif prediktif değeri %97.4 olup negatif prediktif değeri %71.5 bulundu. Sirozlu hastalarda özofageal varis varlığını predikte eden değerler içerisinde özellikle trombosit sayısı/dalak boyutu oranının sensitivite ve spesifitesinin yüksek olduğu saptandı. Varis varlığı açısından bu oranının 846 ve altında olması önemlidir. Siroz hastalarında varis varlığını tahmin etmede kullanılabilecek non invaziv bir belirteç olabilir.

HepatitHepatit BHepatit C+5
Fikri Şirin
Gaziantep University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pegile interferon/ribavirin kombinasyon tedavisi alan kronik hepatit C hastalarında interlökin 28B polimorfizmlerinin tedavi yanıtına etkisi

ÖZET Pegile İnterferon/Ribavirin Kombinasyon Tedavisi alan Kronik hepatit C Hastalarında İnterlökin 28B Polimorfizmlerinin Tedavi Yanıtına Etkisi Amaç: Hepatit C virüsü enfeksiyonu dünya genelinde yaklaşık 210 milyon kişinin enfekte olduğu; kronik hepatit, siroz ve hepatosellüler karsinom ile sonuçlanabilen sağlık sorunudur. Pegile interferon ve ribavirin kombinasyonu ile % 50 oranında başarı elde edilebilmektedir. Tedaviye yanıtının hastalar arasında değişiyor olması genetik çalışmalara ihtiyaç doğurmuştur. Bu çalışmada kronik hepatit C hastalarında önemli genetik polimorfizm olan IL28B çalışılması ve viral yanıta etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Materyal-metod: Bu çalışmaya kliniğimizde takip ve tedavi görmüş 60 kronik hepatit C hastası alınmıştır. Hastalar retrospektif olarak incelenerek pegile interferon ve ribavirin kombinasyonu ile tedavi edilmiş ve tedavinin üstünden 6 ay geçmiş hastalar incelenmiştir. Hastaların demografik özellikleri ve tedaviye cevapları kaydedilmiştir. Hastaların kanlarından izole edilen DNA örneklerinden LC 480 Hepatit C IL28B Mutasyon kiti ve LightCycler® 48 cihazı kullanılarak polimeraz zincir reaksiyonu ile IL28B tek nükleotid polimorfizmleri Rs12979860 ve Rs8099917 varyant analizi yapılmıştır. Bulgular: rs12979860 varyantları çalışıldığında, C/C 13 (% 22,4), C/T 37 (% 63,8) ve T/T 8 (% 13,8) tespit edilmiştir. Kalıcı viral yanıt C/C olan grupta (% 100, n=13), C/C olmayan gruba (% 65,7, n=30) göre daha yüksek bulunmuştur (p=0,012). Rs8099917 varyantları çalışıldığında ise T/T 29 (% 52,7), T/G 22 (% 40) ve G/G 4 (% 7,3) hastada tespit edilmiştir. Kalıcı viral yanıt T/T olan grupta (% 82,5, n=24), T/T olmayan gruba (% 61,5, n=16) göre daha yüksek bulunmuştur, istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır. (p=0,129). C/C allellerinin yanında erken viral yanıt ve önceden tedavi görmemiş olmak, kalıcı viral yanıt elde etmek açısından prediktif bulunmuştur (p˂0,0001ve p=0,004). Sonuç: IL28B tek nükleotid polimorfizmi Rs12979860 C/C alleli kalıcı viral yanıt açısından prediktif değere sahiptir.IL28B C/C genotipik özelliğe sahip hastalarda tedavi cevabını önceden tahmin etmek; bu sayede tedavi süresini kısaltmak ve ilaçların toksik etkilerinde kaçınmak gelecekte seçenek olabilecektir. Genetik çalışmaların ışığı altında yeni tedavi rejimleri gelişmesi uzak değildir. Anahtar sözcükler: Hepatit C virüs enfeksiyonu, IL28B, kalıcı viral yanıt, Rs12979860, Rs8099917

Hepatit CHepatit C virüsüPolimorfizm-genetik+3
Deniz Tekin
Çukurova University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Liken planuslu hastalarda Diabetes mellitus, Hepatit B, Hepatit C sıklığının retrospektif olarak araştırılması

Amaç: Liken planus, deri ve deri eklerini etkileyebilen inflamatuar bir dermatozdur. Liken planus tanısıyla takip edilen hastalarda diabetes mellitus, hepatit C, hepatit Bgibi hastalıkların rutin olarak araştırılmasının gerekli olup olmadığı ile ilgili yorum yapılması amaçlandı. Gereç ve yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Kliniği'nde 2008-2013 yılları arasında histopatolojik ve klinik olarak LP tanısı konulan ve bu tanı ile izlenen hastalara ait bilgisayar kayıtları retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Hastaların 86'si (%64) kadın, 48'i (%36) erkek idi; kadın erkek oranı yaklaşık 1.8 olarak bulundu.Çalışmamızdaki LP' li hastaların anti-HCV pozitiflik oranı %1.5; HbsAg pozitiflik oranı %4.5; DM oranı %17.9 olarak bulundu. Sonuç: Çalışmamızda liken planus ile diabetes mellitus, hepatit B ve hepatit C arasında anlamlı ilişki bulunamadı. Çalışma sonuçlarındaki farklılıklar nedeniyle ülkemizde ve dünyada benzer çalışmalara ihtiyaç vardır.

Deri hastalıklarıDermatolojiDiabetes mellitus+4
Deniz Erkan
Çukurova University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hepatit C tanılı hastalarda interferon'lu tedavilere cevabın araştırılması

Giriş ve Amaç: Önceki Sağlık Uygulama Tebliği (SUT)' ne göre kronik hepatit C (KHC) hastalarında, pegile-interferonlar (PEG-IFN) ve ribavirin (RİB) tedavisi verilmekteydi. Bu çalışmada kliniğimizde takip ve tedavisi yapılan KHC hastalarında, interferon'lu tedavilere cevabı, kalıcı viral yanıtı etkileyen faktörleri ve nüksü değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya retrospektif olarak Nisan 2008 - Şubat 2012 tarihleri arasında Gastroenteroloji polikliniklerimize başvuran KHC'li 305 hasta alındı. KHC tanısı serolojik ve moleküler incelemeler ile kondu. Hastalara 48 hafta pegile İnterferon alfa-2a (PEG-IFN α-2a) + RİB veya pegile İnterferon alfa-2b (PEG-IFN α-2b) + RİB tedavisi verildi. Bulgular: Hastaların 138'i (% 45.2) PEG-IFN α-2a+RİB, 167'si (% 54.8) ise PEG-IFN α-2b+RİB tedavisi aldı. Tedavinin 12. haftasında, tedavi sonu virolojik yanıt (TSVY) olarak 305 hastanın 151'inde (% 49.5) HCV RNA klirensi saptanmıştır. PEG-IFN α-2a+RİB kullanan hastaların 70'inde (%50.7), PEG-IFN α-2b+RİB kullanan hastaların 81'inde (% 48.5) TSVY saptandı. Her iki kolda da istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). 18. ayda Kalıcı virolojik yanıt (KVY) ise tüm hastaların 138'inde (% 45.2) saptandı. PEG-IFN α-2a+RİB kullanan hastaların 63'inde (% 45.7), PEG-IFN α-2b+RİB kullanan hastaların 75'inde (% 45.9) KVY saptandı. Her iki kolda da istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Tedavi rejiminin genotip alt türlerine göre KVY oranları hesaplandı. Genotip 1b grubunda PEG-IFN α-2a+RİB tedavisi alan 124 hastanın 58'inde (%46.8) KVY saptandı. PEG-IFN α-2b+RİB tedavisi alan 160 genotip 1b'li hastanın 71'inde (%44.4) KVY saptandı. Yan etkiler nedeniyle 13 (% 4.26) hasta tedaviyi bıraktı. Tedavi sonrası 35 (% 11.6) hastada nüks görüldü. Sonuç: Kronik hepatit C enfeksiyonunda verilen tedavi ile hastaların uzun dönem prognozları olumlu yönde etkilenmektedir. PEG-IFN α-2a+RİB ve PEG-IFN α-2b+RİB tedavisi ile HCV RNA krilensi henüz istenen düzeye ulaşılamamıştır. Bu nedenle yeni tedavi rejimlerine ihtiyaç duyulmaktadır.

Hepatit CHepatit C virüsüRNA+2
Orhan Batı
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hepatit C hastalarında paritaprevir/ ritonavir/ ombitasvir +dasabuvir ve ledipasvir/ sofosbuvir tedavilerinin etkinliği, güvenliği ve klinik sonuçlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Kronik hepatit C (KHC) enfeksiyonunun tedavisinde pegile interferon (Peg-IFN) ve ribavirin uzun yıllar kullanılmıştır. Son zamanlarda hepatit C virüsü (HCV) hakkındaki bilgilerin artması, yeni direkt etkili antiviral ajanların (DAA) geliştirilmesine ve % 95'i aşan kalıcı virolojik yanıt oranlarına (KVY) ulaşılmasını sağlamıştır. Çalışmamızın amacı, DAA ajanlardan oluşan paritaprevir/ritonavir/ombitasvir+dasabuvir (PrOD) ve ledipasvir/sofosbuvir (Led+Sof) içeren tedavilerin etkinliğini ve güvenirliğini araştırmaktır. Materyal ve Metod:Çalışmaya retrospektif olarak Haziran 2016 - Şubat 2017 tarihleri arasında Gastroenteroloji, Hepatoloji veya Enfeksiyon polikliniğine başvuran KHC'li PrOD, PrO, Led+Sof veya Sof tedavisi alan 203 hasta çalışmaya alındı. KHC tanısı serolojik ve moleküler incelemeler ile kondu. Hastalara 12 veya 24 hafta mevcut tedavi rejimlerinden biri verildi. Bulgular:Çalışmaya 203 hasta alındı.Hastaların 20'si (%9.9) genotip 1a, 181'i (%89.2) genotip 1b, 1'i (%0.5) genotip 2a ve 1'i (%0.5) genotip 4a olarak saptandı. Led+Sof 12 hafta alan 10 (%4.9), Led+Sof 24 hafta alan 57 (%28.1), Led+Sof+R 12 hafta alan 26 (%12.8), Sof 12 hafta alan 1 (%0.5), PrOD 12 hafta alan 101 (%49.8), PrOD+R 12 hafta alan 7 (%3.4) ve PrO+R 12 hafta alan 1 (%0.5) hasta vardı.Led+Sof±R alan hastalarda KVY oranı %97.9 saptanırken, PrOD±R alan hastalarda %100 saptandı. Siroz KVY'yi etkileyen tek faktör olarak saptandı. KVY' ye ulaşamayan 2 hastada da siroz mevcuttu. Hastaların 73'ünde (%37.4) en az 1 yan etki görüldü. Tedaviyi bıraktıracak yan etki 2 (%1) hastada görüldü. 2 hasta da PrOD±R alan gruptaydı. Sonuç:KHC hastalarında, paritaprevir/ritonavir/ombitasvir+dasabuvir ve ledipasvir/sofosbuvir tedavileri,günümüzde etkin ve güvenilir tedaviler olup, büyük umutlar vadetmektedir. Anahtar kelimeler:Kronik hepatit C enfeksiyonu,paritaprevir/ritonavir/ombitasvir+dasabuvir, ledipasvir/sofosbuvir, kalıcı virolojik yanıt.

Antiviral ajanlarHepatitHepatit C+5
Mustafa Seyyar
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hepatit c tanılı çocuk hastaların tanı, tedavi ve prognozlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Hepatit C Virus, kronik karaciğer hastalığı, siroz ve hepatosellüler karsinoma yol açabilen önemli bir enfeksiyon hastalığıdır. Kronik hepatit C enfeksiyonunun yavaş seyirli olması nedeniyle çocuklarda son dönem karaciğer hastalığı ya da hepatoselüler kanser riski yüksek değildir. Ancak çocuklarda Hepatit C Virus enfeksiyonu tanımlandıktan sonra tedavi edilmesi önerilmektedir. Aşısının olmaması ve tedavisinin ciddi mali yüke neden olması ve hepatik/ekstrahepatik komplikasyonlara yol açması nedeniyle tüm dünyada hala önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışmanın amacı Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Kliniğinde Kronik Hepatit C tanısı ile izlenen hastaları değerlendirmek, verilen tedavileri ve tedavi sonuçlarını belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Balcalı Hastanesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği'nde 2003-2018 tarihleri arasında Kronik Hepatit C tanısıyla takip edilen 53 çocuk hasta incelendi. Hastaların demografik ve klinik özellikleri, biyokimyasal, serolojik ve virolojik sonuçları, tedavi yaklaşımları, tedavi yanıtları, yan etkileri ve komplikasyonları değerlendirildi. Bulgular: Kronik Hepatit C tanılı 53 çocuk hasta incelendi. Hastaların 36 (% 67,9)'sı başvuru anında asemptomatik iken, 17 (% 32,1)'sinin çeşitli belirtileri vardı ve en sık saptanan belirti % 26,4'ünde halsizlikti. Hastaların 6 (% 11,3)'sının annesinde, 7 (% 13,2)'sinin kardeşlerinde Hepatit C saptandı. Tedavi 34 hastaya (% 64,2) verildi. Tedavisi biten 28 hastanın 14'de kalıcı viral yanıt gözlenirken, 6'sı yanıtsız ve 8'i ise takipsizdi. Tedavi alan hastaların 12 (% 35,2)'si Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup 8 (% 66,6)'inden kalıcı viral yanıt alındığı, 22 (% 64,8)'si Suriye'den gelen sığınmacı vatandaşlar olup 6 (% 27,2)'sından kalıcı viral yanıt alındığı, bu iki grup arasında tedavi sonu kalıcı viral yanıt oranları hem oransal olarak hem de istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p=0,036). Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre Kronik Hepatit C tanısı konulan çocuk hastalar tedavi kriterlerini karşılıyor ise, tedavi verilmelidir. Tedavi verilen hastaların tedavi uyumları düzenli takiplerle kontrol edilmelidir. Çalışmamızda da fazla sayıda bulunan sığınmacı hastaların, tedavi uyumları iyi olmadığı için tedavi başarısı bundan olumsuz etkilenmiştir. Kullanımı yaygınlaşan doğrudan etkili antiviraller ile tedaviye uyum artmış ve tedavi sonu kalıcı viral yanıt oranları daha yükselmiştir ancak doğrudan etkili antiviraller ile ilgili çocuk hasta gruplarında daha fazla ve daha detaylı çalışma yapılması gereklidir. Anahtar kelimeler: hepatit C virus, bulaş, antiviral tedavi, kalıcı viral yanıt

Hepatit CKronik hastalıkPrognoz+5
Mehmet Akif Mazlum
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Acil Servise başvuran hastalarda HBsAg seroprevalansı ve etki eden faktörler

Giriş: Hepatit B'nin neden olduğu karaciğer enfeksiyonu hastalığı, ülkemiz ve dünyada sık görülen, bulaşıcı olmasının yanı sıra mortaliteyi de arttıran bir hastalıktır. Acil servisler, akut rahatsızlıkların ilk başvuru yeridir ve toplumun her kesiminden hasta başvurmaktadır. Acil servise başvuran hastaların HBsAg seroprevalansı toplum değerlerini yansıtabilir. Çalışmamız ile Acil Servise başvuran hastaların viral hepatit açısından taranarak HBsAg seroprevalansı ve etki eden faktörler arasındaki ilişkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamız 01.01.2019-01.01.2020 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil servise çeşitli nedenlerle başvuran ve HBsAg bakılmış olan tüm hastaların sistem üzerinden kayıtları incelenerek geriye dönük olarak yapılmıştır. Çalışmanın verileri hastaya ait demografik özellikler (yaş, cinsiyet, sağlık sigortası, oturduğu yer), acil servise geliş nedeni, hastaya ait laboratuvar parametreleri (ALT, AST, HBsAg, Anti-HBs, Anti-HCV ve Anti-HIV) , hastanın mevcut hepatit durumu, kronik hastalıkları, acil serviste işlem ya da operasyon yapılıp yapılmadığı kaydedilerek oluşturulmuştur. Araştırmanın verileri tanımlayıcı istatistikler, binominal regresyon analiz ve ki-kare testi kullanılarak SPSS-25 programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Acil Servise toplam başvuru sayısı 66237 idi. Bunlardan HBsAg markeri bakılmış olan 693 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların %57,3'ü (s=397) erkek olup ortalama yaş 53,8±21,6 (minimum:4, maksimum:99) olarak bulunmuştur. Hastaların %58,6'sı (s=405) kentsel bölgede yaşamakta, %95,5'inin (s=662) sağlık sigortası vardı. Gelen hastaların %%41,1'inin (s=288) en az bir kronik hastalığı mevcuttu. Çalışmaya alınanların HBsAg seroprevalansı %3,3. HBsAg seropositivite en yüksek prevalans 41-60 yaş aralığında %5.2 oran ile kaydedildi. Anti-HBs seroprevalansı %44,6 (s=311), Anti-HCV seroprevalansı %0,6 (s=4) ve Anti-HIV için % 0,3 (s=3) olarak bulundu. Bağışıklık durumları değerlendirildiğinde hastaların %51'inde (s=346) HBV' ye karşı koruyuculukları olmadığı, %45'inde (s=309) ise HBV'ye karşı koruyuculuğunun olduğu (aşı veya hastalığı geçirme yoluyla) saptandı. Hastaların %4'ünde (s=21) inaktif taşıyıcı, akut veya kronik HBV enfeksiyon vardı. HBsAg pozitifliği ile yaş, cinsiyet ve yaşadığı yer gibi bağımsız değişkenler arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p<0.05). Düşük Anti-HBs, Hepatit B enfeksiyonu için bir risk faktörü olarak istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,003) Sonuç: Hepatit B prevalansı, değerlendirilen popülasyonda orta endemik düzeyde saptandı. Elde ettiğimiz sonuç bölgemizdeki mevcut diğer verilerle benzerlik göstermektedir. Ayrıca, çalışmamızda Anti-HBs'nin düşük olmasının HBsAg seropozitifliği için en önemli risk faktörü olduğu gösterildi. Acil servislerde Hepatit B enfeksiyonu seroprevalansı ve riskini ortaya koymanın yanı sıra hastalığa karşı koruyucu önlemleri güçlendirmek için daha geniş ve kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar sözcükler: HBsAg, Anti-HBs, HCV, HIV.

Acil servis-hastaneAydınHIV+5
Babajıde Emmanuel Oladapo
Aydın Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hepatit C'li hastalarda serum lipid parametreleri, karaciğer histopatolojisi ve viral yük arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Kronik Hepatit C (KHC), hepatit C virüs (HCV)'ünün neden olduğu iltihabi karaciğer hastalığıdır. HCV enfeksiyonlarının yarıdan fazlası kronikleşmektedir. Kronikleşen hastalığın fibrozise ilerlemesinde hastaya ve hastalığa ait pek çok faktör sorumlu tutulmaktadır. Bu faktörlerden biri hepatik steatoz olarak bilinmektedir. Bu çalışmada, hepatik steatoz ile steatozun önemli belirteçlerinden biri olan serum lipid profilinin, KHC'ye bağlı karaciğerde meydana gelebilen fibrozis ve nekroenflamasyona etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, serum lipid parametreleri ve hastaya ait faktörlerin karaciğer histopatolojisi ile ne oranda ilişkili olduğunun gösterilmesi hedeflenmiştir.2006-2008 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları bölümünde daha önce antiviral tedavi almamış 102 KHC'li hastanın kayıtları retrospektif olarak taranmıştır. Bu hastaların karaciğer biyopsileri tek bir patolog tarafından modifiye ISHAK yöntemiyle nekroenflamasyon, fibrozis, steatoz açısından skorlandı. Hastaların eş zamanlı serum total Kolesterol (TK), trigliserid (TG), high dansity lipoprotein (HDL), low dansity lipoprotein (LDL), very low dansity lipoprotein (VLDL), alanin aminotransferaz (ALT), aspartat aminotransferaz (AST), alkalen fosfataz (ALP), gama glutamil transferaz (GGT), ferritin, platelet (plt), beyaz küre, sedimentasyon, hemoglobin (Hb), hematokrit (Htk), protrombin zamanı (PT), aktive parsiyel tromboplastin zamanı (aPTT), total protein, albümin, alfa feto protein (AFP), hastaya ait faktörler (body mass index (BMI), yaş, cinsiyet, meslek), retrospektif olarak tarandı. Bütün parametrelerin steatoz skoru ile ilişkisi değerlendirildi.Karaciğer biyopsi örneklerinin histopatolojik olarak incelenmesinde 75 hastada (%73) steatoz tespit edildi. Steatoz derecesi ile histolojik aktivite indeksi (HAI) ve fibrozis derecesi arasında anlamlı ilişki bulundu(p=0.000, p=0.001). Ağır steatozu olan olgularda fibrozis ve HAI dereceleri daha ileri tespit edildi. Kan lipid profili olarak tanımladığımız TG, TK, HDL, LDL, VLDL değerleri ile hepatik steatoz arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p=0.23, p=0.92, p=0.26, p=0.67, p=0.23). Kan lipid profili, fibrozis ve nekroenflamasyona ilerlemenin tespitinde hepatik steatoz kadar önemli değildi. Hepatik steatoz ile BMI arasında anlamlı ilişki bulundu. Steatoz, kadın cinsiyette daha fazla görülüyordu. KHC'li bir hastada, hepatik steatozun varlığı nekroenflamasyon ve fibrozise ilerlemede oldukça önemli bir paya sahip gibi görünmektedir. Steatozun ise en iyi belirteci BMI olarak gösterilmiştir. Kan lipid profilinin steatozu göstermede anlamlı olmadığı tespit edilmiştir.

Hepatit CLipidler
Mehmet Armağan Toy
Gaziantep University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hepatit C hastalarında serum demiri, ferritin, transferrin saturasyonu, karaciğer demir birikimi ile karaciğer histopatolojisi ve viral yük arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, kronik hepatit C (KHC) hastalarında serum demiri, ferritin, transferrin satürasyonu ve karaciğerde demir birikiminin karaciğer fibrozisi ve enflamasyonu üzerine etkilerini araştırmaktır.Daha önce antiviral tedavi almamış 70 KHC'li hastanın kayıtları retrospektif olarak tarandı. Bu hastaların karaciğer biyopsileri tek bir patolog tarafından modifiye ISHAK yöntemiyle enflamasyon ve fibrozis açısından skorlandı. Bu karaciğer biyopsilerinden tekrar hazırlanan preparatlar Persl' Prusya mavisi ile boyandı. Karaciğerdeki demir miktarı semikantitatif Modifiye MacSween karaciğer demir yükü evrelemesi kullanılarak aynı patolog tarafından değerlendirildi. Hastaların eş zamanlı serum demir, total demir bağlama kapasitesi, ferritin ve transferrin satürasyonu değerleri retrospektif olarak tarandı.Karaciğer biyopsi örneklerinin histopatolojik olarak incelenmesinde 25 hastada (%38.5) artmış karaciğer demir birikimi tespit edildi. Karaciğer demir birikimi ile histolojik aktivite indeksi (HAI) arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0.001) ama fibrozis ile bulunamadı (p>0.05). Ağır-orta artmış karaciğer demir birikimi olan olgularda fibrozis ve HAI dereceleri daha ileri idi. Artmış karaciğer demir birikimi ile viral yük (p=0.009) ve ileri yaş arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0.048). Ağır fibrozisi olan KHC'li hastalar hafif fibrozisi olanlara göre daha yaşlıydı. Ferritin ile karaciğer fibrozisi (p=0.010) ve HAI arasında anlamlı bir ilişki vardı (p<0.028). Ferritin ile karaciğer fibrozisi arasında pozitif bir korelasyon mevcuttu. Aspartat aminotransferaz (AST) ile karaciğer fibrozisi arasında anlamlı bir ilişki varken (p=0.011), Alanin aminotransferaz (ALT) ile karaciğer enflamasyonu arasında anlamlı bir ilişki vardı (p<0.028). AST ve ALT değerlerinin ortalamaları ağır fibrozis ve orta HAI grublarında hafif grublara nazaran daha yüksekti.Sonuç olarak; KHC'li hastalarda, artmış karaciğer demir birikimi ilerlemiş karaciğer fibrozisi ve enflamasyonu ile ilişkili olabilir. Serum ferritin değeri karaciğer fibrozisinin şiddetini ve enflamasyonun derecesini tahmin etmek için kullanılabilir.

DemirFibrozHepatit+4
Mustafa Tanrıverdi
Gaziantep University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hepatit B, kronik hepatit C ve Non-alkolik yağlı karaciğer hastalarında serum urokinase plasminogen aktivatör reseptör (UPAR) düzeyi ile fibrozis evresi arasındaki ilişki

ÖZETKronik hepatit B (KHB), kronik hepatit C ve non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı klinik uygulamalarda sık rastlanılan karaciğer hastalıkları olup siroz ve hepatosellüler karsinoma yol açmaları nedeniyle önemli birer morbidite ve mortalite nedenidirler. Tedavi planında ve prognozu öngörmede histolojik bulgular temel olup, histolojik hasarı ortaya koymada karaciğer biyopsisi altın standarttır. Çeşitli komplikasyonlar taşıması ve invaziv bir işlem olması nedeniyle son yıllardaki çalışmalar histolojik hasarı ortaya koymada etkin olabilecek non-invaziv yöntemlerin belirlenmesine odaklanmıştır. Serum urokinase plasminogen aktivatörü (uPA) ve onun spesifik reseptörü (uPAR) temel olarak insanda fibrinolitik sistemin birer komponentidir. Yapılan çalışmalarda uPA ve uPAR'ın embryogenez, ovulasyon, anjiogenez ve tümör metastazında da rol aldığı ortaya konmuştur.Moleküler incelemeler ile hepatik stellate hücrelerinin uPA ve uPAR eksprese ettiğinin gösterilmesi sonrası kronik karaciğer hastalıklarında karaciğer fibrozisi ile olan ilişkisi literatürde az sayıda çalışma ile tanımlanmıştır. Bu çalışmalarda siroz, kronik hepatit B ve C vakaları ayrı ayrı değerlendirilmiş olup bizim çalışmamız nonalkolik steatohepatit vakalarını içeren ve 3 farklı kronik hepatit grubunu (kronik hepatit B, C, NAYKH) birlikte değerlendiren ilk çalışma olmuştur. Biz bu çalışmada kronik viral hepatitler ve non-alkolik yağlı karaciğer hasta gruplarında karaciğer biyopsisindeki fibrozis evresi ile serum uPAR düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçladık. Çalışmaya 96 KHB, 22 KHC ve 11 NAYKH vakası ve 47 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Sonuçları değerlendirdiğimizde, kronik viral hepatit gruplarındaki uPAR ortalaması kontrol grubundan istatikselolarak anlamlı biçimde yüksek, NAYKH grubunda ise kontrol grubundan istatiksel olarak farklı olmadığını saptadık. Kronik viral hepatit grubunda şiddetli fibrozis saptanan vakaların uPAR düzeyinin hafif-orta fibrozis saptanan vakalardan ve kontrol grubundan istatiksel olarak anlamlı yüksek saptadık. Mevcut çalışmalar ve bizim çalışmamız sonucunda uPAR'ın, kronik hepatit B ve C vakalarında karaciğer fibrozis evresi ile iyi korelasyon gösterdiği ve hasarı öngörmede noninvaziv bir marker olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz.

FibrozHepatit BHepatit B+6
Özlem Doruköz
Gazi University
2013
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce ilinde erişkinlerde hepatit B ve hepatit C seroprevalansı

Giriş ve Amaç: Hepatit B ve hepatit C dünyada yaygın olarak görülen enfeksiyon hastalıklarındandır. Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre Türkiye'de hepatit B taşıyıcılığı ortalama %2-7 arasında olup, ülkemiz orta derecede endemik ülkeler arasında yer almaktadır. Türkiye'de normal popülasyonda HCV prevalansının %0-2.1 aralığında olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada, Düzce ilinde HBsAg, anti-HBs ve anti-HCV sıklığının araştırılması amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışma örneklemi küme tipi örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Deneklerden elde edilen serum örnekleri Equipar HBsAg (membrane bazlı immunodiagnostik test), Equipar HBsAb ve Equipar antiHCV (kromatografik immunoassay test) rapid testler kullanılarak çalışılmıştır. Çalışmaya 18 ve üstü yaş grubundan 667 (%50.5)'si kadın, 654 (%49.5)'ü erkek toplam 1321 kişi alınmıştır. Katılımcıların yaş ortalamaları 41.9 ± 15.7 olarak belirlenmiştir. Deneklere demografik özellikler ve risk faktörlerine yönelik çeşitli soruları içeren bir anket uygulanmıştır.Bulgular: Düzce ilinde HBsAg taşıyıcılığı %4.8 bulunmuştur. Bu oran kadınlarda %4.3, erkeklerde %5.4 olarak saptanmış ve iki grup arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır (P>0.05). HBsAg taşıyıcılığı kırsal bölgede yaşayan kişilerde %5.3, kentsel bölgede yaşayan grupta %4.5 bulunmuştur. Bu iki grup arasında da anlamlı fark saptanmamıştır (P>0.05). Diş tedavisi yaptıran kişilerin 21 (%8.9)'inde HBsAg pozitifliği saptanmıştır. Bu grupta saptanan HBsAg pozitiflik oranı diş tedavisi yaptırmayan gruba (%4.0) göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (P:0.002). Benzer şekilde hepatit B'li biriyle aynı evde yaşama öyküsü olan kişilerde HBsAg pozitiflik oranı (%11.5), böyle bir hikayesi olamayan kişilerde saptanan HBsAg pozitiflik oranından (%4.6) anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (P:0.036). Deprem sırasında Düzce'de yaşamak, deprem sonrası prefabrik konutlarda oturmak ve diğer bazı risk faktörlerinin HBsAg taşıyıcılığı için bir risk oluşturmadığı tespit edilmiştir. Taranan popülasyonda anti-HBs pozitiflik oranı %9.4 bulunmuş ve anti-HBs pozitifliği saptanan kişilerin %17.7'sinin hepatit B aşısı yaptırdığı belirlenmiştir. Bölgemizde anti-HCV sıklığı %0.7 (9/1321) bulunmuştur. Anti-HCV pozitifliği saptanan kişilerin 6 (%0.9)'sı kadın, 3 (%0.5)'ü erkekti. Kadın ve erkekler arasında anti-HCV pozitiflik oranları açısından anlamlı fark saptanmamıştır (P>0.05). Anti-HCV pozitifliği saptanan kişilerin %0.4 (2/547)'ü kırsal, %0.9 (7/774)'u kentsel bölgelerde yaşayan kişilerden oluşuyordu. Anti-HCV pozitifliğine göre yerleşim bölgeleri arasında da anlamlı fark izlenmemiştir (P>0.05).Sonuç: Düzce ilinde saptanan HBsAg ve anti-HCV sıklığı, ülkemizde yapılan diğer çalışmaların sonuçlarıyla benzerlik göstermekte, anti-HBs oranının düşük olduğu görülmektedir. Bölgemizde geniş kapsamlı tarama çalışmalarıyla risk gruplarının belirlenmesi ve aktif immunizasyon yoluyla duyarlı kişilerin bağışık hale getirilmesi gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: HBsAg, anti-HBs, anti-HCV, erişkinler, Düzce

DüzceHepatitHepatit B+4
Selma Çakır
Düzce University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce ilinde kronik Hepatit B ve C hastalarının epidemiyolojik özellikleri ve tedavilerinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Hepatit B ve hepatit C dünyada yaygın olarak görülen enfeksiyon hastalıklarındandır. Ülkemizde HBsAg pozitifliği %5 bulunurken, HCV prevelansı %1-2,4 aralığındadır. Kronik hepatit B (KHB) tedavisinde standart interferon-alfa (sİFN), pegile interferon-alfa (pegİFN-?) ile nükleozit/nükleotid analogları; kronik hepatit C (KHC) tedavisinde pegİFN-? ile ribavirin (RBV) kombinasyonu kullanılmaktadır. Bu çalışmada Düzce Üniversitesi Hastanesi (DÜH) Enfeksiyon Hastalıkları Kliniğinde takip ve tedavisi yapılan KHB ve KHC hastalarının epidemiyolojik özellikleri ve tedavilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: DÜH Enfeksiyon Hastalıkları Kliniğinde sİFN veya pegİFN-? tedavisi alan KHB ile pegİFN-? + RBV tedavisi başlanılan KHC olguları çalışmaya alındı. KHB olgularından 26'sı ve KHC olgularından 19'u retrospektif değerlendirilirken, 7 KHB ve 2 KHC olgusu prospektif olarak takip edildi. Olguların epidemiyolojik özellikleri, ilk başvuru ve tedavi döneminde ki laboratuvar değerleri ile tedaviye bağlı görülen yan etkiler hasta takip kartlarına kaydedildi. Verilere ait tanımlayıcı istatistikler, sayı, yüzde, ortalama±SD, ortanca (min-max) olarak tablolar halinde verildi. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Likelihood Ki-Kare testi, sürekli değişkenlerin karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi kullanıldı.Bulgular: KHB olgularının %66,3'ü HBeAg ? negatif hastalardı. Olguların birinci derece yakınlarında %63 oranında Hepatit B virüsüyle teması gösteren serolojik test pozitifliği vardı. KHB ve KHC bulaş risk faktörlerinden diş tedavisi hikâyesi; KHB'li olguların %64'ünde ve KHC'li olguların %81'inde saptandı. PegİFN-? tedavisiyle alınan virolojik ve biyokimyasal yanıt HBeAg-negatif hastalarda, HBeAg-pozitif hastalardan daha iyi bulundu. HBeAg-negatif hastalarda; kalıcı biyokimyasal yanıt (KBY) %55, kalıcı virolojik yanıt (KVY) %4,5 saptandı. HBeAg-pozitif olgularda KBY %9 bulunurken KVY görülmedi. HBeAg serokonversiyonu olguların %18'inde tespit edildi ancak HBsAg serokonversiyonu saptanmadı.KHC olgularında; %75 tedavi sonu biyokimyasal yanıt (TSBY) ve tedavi sonu virolojik yanıt (TSVY), %45 KBY ve KVY tespit edildi. Erken virolojik yanıt (EVY) olguların %90'ında görüldü. KHC tedavisinde pegİFN-? 2a + RBV ve pegİFN-? 2b + RBV kombinasyonu kullanan olgularda alınan TSBY ve TSVY arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.001). TSBY ve TSVY pegİFN-? 2a başlanılan olgularda %100, pegİFN-? 2b başlanılan olgularda %44 tespit edildi. PegİFN-? 2a başlanılan olgularda yanıtsızlığa bağlı tedavi sonlandırılması görülmezken, pegİFN-? 2b başlanılan olgularda %55'ti.Sonuç: KHB tedavisinde İFN'lara yanıt oranlarının düşük çıkmasında, yüksek viral yük, düşük ALT düzeyi ve hastaların çoğunluğunun erkek olması etkili olmuş olabilir. HbeAg negatif KHB olgularında PegİFN'lara alınan iyi yanıtlar daha büyük hasta serileri ile doğrulanmalıdır. KHC tedavi yanıtları, PegİFN-? 2a kullanılan olgularda daha iyi olmakla birlikte pegİFN-? 2a ve 2b formlarının bire bir karşılaştırıldığı çok merkezli çalışmaların yapılması gereklidir.

DüzceEpidemiyolojiHepatit B+2
Ertuğrul Güçlü
Düzce University
2009
00

Related subjects