Flavonoidler
Bu konu başlığı altında 62 tez
Bazı flavoidlerin antitrombotik etkilerinin değerlendirilmesi
Tromboz oluşumu pek çok kardiyovasküler hastalığın oluşumuna neden olmaktadır. Çeşitli tıbbi bitkiler kardiyovasküler hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır ve Crataegus türleri bunlardan biridir. Apigenin, viteksin, kersetin ve hiperozit pek çok tıbbi bitkinin bileşiminde yer almaktadır ve farklı analjezik, antiinflamatuvar ve kardiyoprotektif gibi farmakolojik etkiler gösterdikleri bildirilmektedir. Tromboz oluşumunun engellenmesi ve tedavisi bu hastalıkların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada seçilmiş olan flavonoidlerin antitrombotik etkilerinin karegen ile indüklenen kuyruk tromboz testi kullanılarak araştırılması amaçlanmıştır. Apigenin, viteksin, kersetin ve hiperozit 50, 100 ve 200 mg/kg dozda intraperitoneal olarak farelere uygulanmıştır. Madde enjeksiyonundan 45 dakika sonra 40 μl (1%) karegen (tip 1) farenin arka pençesine enjekte edilmiştir. Daha sonra farelerin kuyruğunda oluşan koyu renkli bölge 24., 48. ve 72. saatlerde ölçüldü. Sonuçlar tüm flavonoidlerin antitrombotik etki potansiyeline sahip olduğunu göstermiştir. 200 mg/kg dozda kersetin ve hiperozitin her üç günde de önemli ölçüde (P <0.001) kuyruk tromboz uzunluğunu azaltmıştır. Apigenin ve viteksin 50 ve 100 mg/kg dozlarda (P <0.001) 200 mg/kg doza (P <0.05) göre daha etkili olduğu belirlenmiştir. Apigenin ve viteksin tüm dozlarda antitrombotik etki gösterirken, kersetin ve hiperozit sadece yüksek dozlarda etki göstermiştir. Bu sonuçlara göre, çalışılan flavonoidlerin yeni antitrombotik ilaçlar olarak ya da diğer antikoagülan ajanlarla beraber tamamlayıcı ajanlar olarak kullanılabileceği ümit edilmektedir. Anahtar kelimeler: Apigenin, Viteksin, Kersetin, Hiperozit, Antitrombotik etki
Salvia marashica bitkisinin biyoaktif bileşiklerinin belirlenmesi
Salvia türleri terpenik bileşikler açısından zengin olan Lamiacae familyasına aittirler. Dünyada 900'ü aşkın, Türkiye'de ise 100'ü aşkın Salvia türü doğal olarak yetişmektedir. Bu 100 türün 53'ü endemiktir. Salvia türlerinin kimyasal yapısı yurt içi ve yurt dışında birçok araştırmacı tarafından incelenmektedir. Salvia türleri terpenoitler ve steroitlerin yanı sıra, flavonoitler ve diğer fenolik bileşikler gibi sekonder metabolitlerce de zengindirler. Özellikle taşıdıkları di- ve triterpenlerden dolayı antienflamatuar, antiviral, hepatotoksik, sitotoksik-antitümör aktiviteleri olduğu gösterilmiştir. Bunun yanında taşıdıkları flavonların antioksidan ve antimikrobiyal etkilerinin olduğu da bilinmektedir. Bu yüksek lisans tez çalışmasında, Salvia marashica İlçim, Celep & Doğan, bitkisinin toprak üstü kısımlarının diklrometan ile aseton ve metanol ekstreleri hazırlandı. Bu ekstrelerin toplam fenolik miktarları pirokatekole ve toplam flavonoit miktarları kersetine eşdeğer olarak tayin edildi ve antioksidan aktiviteleri lipid peroksidasyonu inhibisyonu (β-karoten renk açılımı) ve DPPH serbest radikal giderim aktivitesi, ABTS katyon radikali giderimi ve CUPRAC yöntemleriyle incelenmiştir. Antikolinesteraz aktivitesi ise spektrofotometrik bir yöntemi olan Ellman metodu kullanılarak asetilkolinesteraz (AChE) ve bütirilkolinesteraz (BuChE) enzimlerine karşı invitro olarak belirlendi. Her iki Salvia marashica ekstresinin başlıca sekonder rmetabolitlerini oluşturan di- ve triterpenoitler, flavonoitler ve steroit yapıdaki bileşikler izole edilerek saflaştırıldı, saf bileşiklerin yapıları çeşitli spektroskopik (başlıca NMR, MS ve UV) yöntemlerle tayin edildi. Sonuçta Salvia marashica bitkisinin diklorometan+aseton ve metanol ekstrelerinden farklı 10 madde elde edildi. Bu bileşiklerden triterpen yapısında olanların lupeol, lupeol-3-asetat, lup-12,20(29)-dien, lup-20(29)-en, oleanolik asit, ursolik asit ve α-amyril-tetracosanoate, steroid yapıda olanın ise β-sitosterol olduğu belirlendi. Diterpen olarak ise iki abietane diterpen, 3β-hidroksiabieta-8,11,13-trien ve 3β-hidroksi,18-asetoksimetilen-abieta-8,11,13-trien doğadan ilk kez elde edilmiştir.
Papatya içeren kozmetiklerde apigenin miktar tayini
İnsan bitki ilişkisi tarih öncesi dönemlerde başlamış olup insanlar bitkilerin tedavi edici gücünden binlerce yıldır faydalanmaktadırlar. Bitkiler tarafından üretilen sekonder metabolitler en az primer metabolitler kadar önemli olup birçok sektörde hammadde olarak kullanılmaktadırlar. Sekonder metabolitler arasında önemli bir yeri olan flavonoidlerin flavonlar grubundan apigeninin sitotoksik, antimutajenik, antioksidan, antiviral, antifungal, antibakteriyel ve başta antienflamatuar etki olmak üzere cilt üzerinde çeşitli etkileri olduğu bilinmektedir. Kimyasal adı 5,7-dihidroksi-2-(4-hidroksifenil)-4H-1-benzopiren-4-on dur. Apigenin birçok bitki türünde bulunmakla birlikte en yaygın olarak Matricaria chamomilla L. (Alman papatyası) ve diğer papatya türlerinde bulunmaktadır. Apigenin doğada glikozitleri şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Cilt üzerindeki olumlu etkileri nedeniyle birçok kozmetik preparatta Matricaria türlerine ait ekstrelere rastlanmaktadır. Bu tez çalışmasında papatya içeren kozmetik ürünlerdeki apigenin varlığını araştırmak ve miktarını tayin edebilmek için yeni bir yüksek performanslı sıvı kromatografisi yöntemi geliştirilmiştir. Yöntemde durgun faz olarak C 18 kolon (250 mm x 4,5 mm x 5,6 μm), mobil faz olarak etanol: su (70:30, h/h) 1 mL/dk akış hızında kullanılmıştır. İzokratik elüsyon uygulanmıştır. UV dedektörle 225 nm de çalışılmış, kolon ısısı 25°C de sabitlenmiştir. Enjeksiyon hacmi 50 µL'dir. Apigenine ait pik 4,15 ± 0,4 dakikada gözlenmektedir. Yöntem ICH (International Conference on Harmonization) kriterlerine göre doğrusallık, gözlenebilme sınırı, tayin sınırı, seçicilik, hassasiyet, sağlamlık, doğruluk ve kesinlik parametreleri çerçevesinde valide edilmiştir. Gözlenebilme ve tayin sınırı değerleri sırasıyla 0,060 ve 0,2 μg/mL olup doğrusal aralık 0,2-20 μg/mL'dir. Aynı ve farklı günlerde yapılan analizlere ait bağıl standart sapma değerleri % 1,64 den küçüktür. Alıkonma (Retansiyon) zamanı 4,15 ± 0,4 dakikadır. Geliştirilen ve valide edilen yöntem 13 farklı tip, toplamda 15 adet kozmetik ürünün (vücut yağı, yüz ve vücut nemlendirici-temizleyici kremler, diş macunu, şampuan, saç kremi, makyaj temizleyici) analizine uygulanmıştır. Numune hazırlama için katı faz ekstraksiyonu tekniği uygulanmış ve C 18 kartuşlarla çalışılmıştır. Kozmetik ürünlerde geri kazanım % 81,6 – 93,4 arasındadır. Yöntemin apigenin içerme potansiyeli olan kozmetiklerdeki analizlerde rutin olarak kullanılabileceği, kalite kontrol ve standardizasyon sağlayabileceği ve benzer analitik yöntemleri geliştirme açısından da ışık tutacağı öngörülmektedir.
Keçiboynuzu (Ceratonia siliqua L.) meyve ve tohumunun kilo kontrolünde öğün yerine geçen gıda olarak kullanımı ve fonksiyonel etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada antioksidan, antidiyare, antihiperlipidemi ve antidiyabetik aktiviteleri yönünden zengin değerlere sahip meyvelerden biri olan Ceratonia siliqua L. bitkisinin yaprak, meyve ve çekirdek kısımları değerlendirildi. Çalışma kapsamında elde edilen verilerle Ceratonia siliqua L. bitkisinin tıbbi özelliğinin aydınlatılmasına katkı sağlanması amaçlandı. Ceratonia siliqua L. total fenolik madde miktarının belirlenmesinde Folin-Ciocalteu metodu kullanıldı. Ceratonia siliqua L. kuru meyvesinin içerdiği fenolik madde miktarı % 1,21 ile % 23,40 arasında, kuru yaprağında % 47,48 belirlendi. Total flavonoit miktarının belirlenmesinde ise alüminyum klorür kolorimetrik yöntemi tercih edildi. Ceratonia siliqua L. kuru meyvesinin % 0,01 ile % 4,96 arasında, kuru yaprağında % 3,79 flavonoit içerdiği tespit edildi. Tanen miktarı belirlemek için Avrupa Farmakopesi metodu kullanıldı. Çekirdeklerde % 0,73; tüm meyvede % 0,44 oranında tanen tespit edildi. Ceratonia siliqua L. meyve, çekirdeksiz meyve ve çekirdeklerinin farklı çözücülerde tespit edilen fenolik ve saponin miktarı bitkinin çekirdeklerinin çekirdeksiz meyveye kıyasla yaklaşık 10-20 kat arasında değişen sonuçlar elde edilmiştir. Bitkinin besin değerleri analizi sonucunda çekirdeğin çekirdeksiz meyve oranla daha yüksek besin değerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda Türkiye'de özellikle Akdeniz ve Ege Bölgesi'nde yabani olarak yetişen, son yıllarda beslenmedeki önemi artan Ceratonia siliqua L. bitkisinin, çekirdeğindeğinin değerlendirilmesi ve piyasadaki ürün çeşitliliğinin arttırılması yönünde tavsiyeler verildi.
Evaluate the protective role of flavonoid and glycosidic flavonoids isolated from Origanum vulgare against poisoning renal and hepatic gentamicin-induced in rabbits
The phytochemical analysis of Origanum vulgare was carried out. The quantitative contents of phenolic compounds, flavonoids, tannin, sterols, glycosides, and alkaloids in herb were 0.517±0.022, 0.332±0.034, 0.947±0.013, 326. 561±2.456, 18.780±1.564 mg/100 g respectively. The alkaloids were determined as 3.84% in the herb. The HPLC analysis revealed that Origanum vulgare contains many types of flavonoids (118.189 µg/g of Hesperdin, 489.383 µg/g of Rosmarinic, 525.382 µg/g of Rutin, 128.816 µg/g of Quercitrin, 26.237 µg/g of Quercitin, 18.707 µg/g of Kaempferol, 39.483 µg/g of Luteolin and 95.087 µg/g of Apigenin). In the study also indicates some types of flavonoid glycoside in the crude herb by HPLC. However, includes the isolation of flavonoids and flavonoids glycosides from Origanum vulgare, identifying the main components of flavonoids and flavonoids glycosides in the isolated extract by HPLC, and studying the protective role of crude herb, and its isolated extracts against poisoning renal and hepatic gentamicin-induced in rabbits.
Kurutulmuş incir yağı'(Oleum ficus carica L.) nın pankreas kanseri hücrelerinde hücre ölümü üzerinde etkisinin in vitro araştırılması
Amaç: Bu araştırma Oleum Ficus Carica L.`deki antosiyaninlerin pankreas kanseri hücrelerine olan etkisinin değerlendirilmesi amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Adnan Menderes Universitesi'nde yapılmıştır. Araştırmaya Eylül 2020 tarihinde literatür taraması ile başlanmış olup, araştırma proje materyelleri Mart 2021 tarihinde tamamlanmıştır. Mart 2021-Haziran 2021 tarihleri arasında deney grupları oluşturularak elde edilen örneklerden MTS/PMS, Muse Analyzer ve Klonojenik analizleri yapılmıştır. Bulgular: İncir Yağı, Gemcitabine ve Kombine (Gem+İncir) gruplarında IC50 değerlerini belirlemek için MTS/PMS deneyi yapıldı. Muse Analyzer deneyinde annexinV kiti kullanılarak kontrol, gemcitabine, incir, kombine (gemcitabine+incir) gruplarında apoptotik değerlendirme için yapıldı. Tüm gruplarda canlılık ve apoptoz sonuçları yüzdelik oranla gösterildi. Son olarak Klonojenik Deney yapılarak, kontrol grubunda hücrelerin koloni oluşturduğu, ancak ilaç uygulanan kuyucuklarda ( incir yağı, gemcitabine, gemcitabine+incir) koloni oluşturmadığı gözlemlendi. Sonuç: Yaptığımız çalışmanın sonucuna göre kurutulmuş incir yağının pankreas kanseri hücrelerinde hücre ölümünü tetiklediği kanısına varıldı. Çalışmanın pankreas kanseri tedavisi için gelecekte yeni araştırmalara işık tutabileceği, incir yağının tümordeki hücre ölümünü tetikleyen bir ilaç/kimyasal olabileceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: Antosiyanin, Apoptoz, Ficus Carica L , Flavonoid, Pankreas Kanser Hücresi.
Manisa mesir macunu baharat karışımlarının toplam fenolik ve flavonoid içeriklerinin, antioksidan kapasitelerinin belirlenmesi
Binlerce yıldır ilaç olarak kullanılan bitkiler, günümüzde de çeşitli hastalıkların tedavisinde önemli kaynaklar olarak kabul edilmektedir (Rehman vd., 2015). Antioksidan olarak rol oynadığı bilinen fenolik bileşikler, sekonder metabolitlerin en geniş türünü oluşturmakta, hücresel ve fizyolojik seviyelerde oksidasyondan etkili bir koruma sağlayabilmekte ve ayrıca anti-kanser, anti-inflamatuvar, antimikrobiyal vb. etkileri ortaya koymaktadırlar (Oh vd., 2015, Larson, 1988; Cuvrelier vd., 1992). Günümüzde coğrafi işaretlenmiş ürün olduktan sonra Manisa Mesir macunu adını alan Mesir macunu denilince akla ilk gelen isim Ayşe Hafsa Sultan'ın hastalığını iyileştirmek için 41 çeşit bitkiyi karıştırıp macun yapan Merkez Efendi'dir. Mesir macunu üzerinde bugüne kadar çok farklı çalışmalar yapılmış, invert şeker, asitlik gibi temel kimyasal özellikleri (Artık vd., 1993), nem ve uçucu madde miktarı, 5-HMF, pH, asitlik, kül, refraktif indeks, çözünebilir katı madde, invert şeker (Oskay vd., 2010) gibi kimyasal analizlerinin yanı sıra reolojik ve antioksidan özellikleri de incelenmiştir (Güven N., 2010). Bu çalışmada, coğrafi işaretlenmiş Mesir macunu ile tarihi Mesir macunu üretiminde kullanılan bitki karışımlarının kimyasal içeriklerinin ve antioksidan kapasitelerinin belirlenmesi için bitki karışımları farklı polaritedeki çözgenlerle ekstrakte edilmiş ve elde edilen ekstrelerin toplam fenolik ve flavonoid içeriklerinin belirlenmesinin yanı sıra hem kimyasal hem de antioksidan kapasiteleri ortaya konulmuştur. Ekstrelerde en fazla bulunan fenolik bileşikler apigenin 7-glukozit, gallik asit, hesperidin, rosmarinik asit, vanilin, verbaskozit şeklinde bulunurken, CİMM EtOH:su ekstresi sırasıyla %49,39 ve %73,41 inhibisyon değerleri ile hem DPPH göre hem de ABTS+ radikal katyon renksizleştirme yöntemine göre en aktif ekstre olarak gözlenmiştir.
Diyetimizde yer alan bazı sebzelerdeki fenolik bileşiklerin in vitro sindirim uygulaması ile biyoyararlılıklarının belirlenmesi
Diyetimizde önemli bir yere sahip olan brokoli, ıspanak, radika ve cibes gibi yeşil sebzeler, fenolik bileşikler ve antioksidanlar bakımından zengin sebzelerdir. Bu çalışmada, çiğ ve haşlanmış brokoli, ıspanak, radika ve cibesde bulunan fenolik bileşikler üzerine in vitro sindirim uygulamasının etkisi incelenmiştir. Çiğ ve haşlanmış sebzelere uygulanan in vitro mide ve bağırsak sindirimi sonucunda elde edilen post gastrik (PG), IN (İnce bağırsaktan absorbe olan) ve OUT (ince bağırsaktan absorbe olmayan) örneklerin toplam fenolik madde, toplam flavonoid ve toplam antioksidan kapasiteleri ölçülmüştür. Biyoyararlılık ve biyoulaşılabilirlik değerleri tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda, sindirim uygulamasından önce çiğ ve haşlanmış sebze örneklerine ait toplam fenolik madde miktarları sırasıyla 110-143 ve 63-100 mg GAE/100 g TA aralığında, toplam flavonoid miktarları ise sırasıyla 22-35 ve 10-14 mg KAE/100 g TA aralığında bulunmuştur. Antioksidan kapasitesi, ABTS ve DPPH yöntemleri ile ölçülmüştür. Buna göre çiğ ve haşlanmış sebzeler için antioksidan kapasitesi sırasıyla DPPH yöntemi ile %51-54 ve %28-46, ABTS yöntemi ile %26-37 ve %18-30 aralığında bulunmuştur. Haşlama sonrası sebzelerin toplam fenolik, toplam flavonoid miktarı ve toplam antioksidan kapasitesi azalmıştır(p<0,05). Sindirim uygulaması sonucunda, toplam fenolik madde miktarları mide sindirimi sonrasında artarken, bağırsak sindirimi sonrasında azalmıştır (p<0,05). Flavonoidler ise mide ve bağırsak koşullarında yüksek stabiliteye sahiptir. Antioksidan kapasite hem mide hem de bağırsak sindirimi sonrasında azalmıştır (p<0,05). Fenolik bileşikler, flavonoidler ve antioksidan maddeler için biyoyararlılık değerleri, başlangıçta bulunan değerlere oranla oldukça düşüktür (p<0,05). En düşük biyoyararlılık ise flavonoidlere aittir. Her ne kadar haşlama uygulaması sonucunda sebzelerin içerdikleri fenolik bileşik miktarında kayıp gözlense de, haşlama işlemi radika hariç sebzelerdeki fenolik bileşiklerin biyoyararlılıklarını artırmıştır (p<0,05).
Quercetin uygulamasının egzersiz, serbest radikal ve antioksidan enzim düzeyleri üzerine etkisi
Bu çalışma, Quercetin uygulamasının egzersiz, serbest radikal ve antioksidan enzim düzeylerine etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırma, 12 adet 300-350 gr. ağırlığında erkek Wistar rat üzerinde gerçekleştirilmiştir. Ratlar kontrol grubu (n=6) ve deney grubu (n=6) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır.Hayvanlar 10 gün karantina altına alındıktan sonra, deneyin 1. günü her bir ratın kalplerinden kan alınmış, deneyin 2. günü ratlara egersiz uygulaması yaptırarak yine kan alınmıştır. Deneyin 3-12. günleri arasında (10 gün boyunca) deney grubundaki her bir rata günde 1 kez 20 ml/kg quercetin maddesi, kontrol grubundaki her bir rata ise 1ml/kg %0.05 Dimetil Sülfoksit (DMSO) gavaj yoluyla verilmiştir. Deneyin 13. günü her bir rata egzersiz uygulaması yaptırılarak kalplerinden kanları alınmıştır. Deneyin 14. günü hayvanlar istirahata bırakılarak 15. gün anestezi altında kalplerinden kanları alınmıştır. Deneklerin dinlenik ve egzersiz sırasındaki kan laktat düzeylerinin ölçümü kalpten alınan kan ile YSI 1500 Sport Laktat Analizörü kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen tüm verilerin analizinde iki bağımsız örnek t testi kullanılmıştır. P<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir.Ratların quercetin maddesi verilmeden ve verildikten sonraki değişiklikleri incelenmiş, egzersizdeki laktat düzeyleri, antioksidan enzim düzeyleri (SOD,CAT,GPx,GST) ile lipit peroksidasyonunun son ürünü olan malondialdehit (MDA) düzeyleri kontrol grubu ile deney grubu arasında karşılaştırmalı olarak araştırılmıştır. Deneyin 1. günü istirahattte ve deneyin 2. günü egzersiz uygulamasında kontrol ve deney grupları arasında fazla bir fark gözlenmemiştir. Deneyin 3-12. günleri arasında 10 gün boyunca quercetin maddesi verildikten sonra egzersiz uygulanan ratların sonuçlarına göre anlamlı değişikliklerin meydana geldiği gözlenmiştir. MDA ve laktat miktarlarında anlamlı bir azalma söz konusudur. Antioksidan enzim düzeylerinde (SOD,CAT,GPx,GST) ise anlamlı bir artışın olduğu tespit edilmiştir. Deneyin 14. günü hayvanlar istirahata bırakılıp, bir gün sonra alınan kan sonuçlarına göre MDA ve laktat düzeyleri incelendiğinde anlamlı bir fark bulunmamıştır. Antioksidan enzim düzeyleri (SOD,CAT,GPx,GST) incelendiğinde ise yine anlamlı bir artışın olduğu tespit edilmiştir.Sonuç olarak; Quercetin alımının, egzersizde laktat düzeyini frenleyerek performansı artırıcı etkisinin olduğu, Lipid peraksidasyonun son ürünü olan MDA miktarını azaltarak serbest radikallere karşı koruyucu etkisinin olduğu ve antioksidan enzim düzeylerinin (SOD,CAT,GPx,GST) artışına neden olarak hücrenin antioksidan savunma sistemlerini güçlendirdiği tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Flavonoidler, Quercetin, Egzersiz, Serbest Radikaller, Antioksidan Enzimler.
Catechin uygulamasının egzersizdeki serbest radikal ve antioksidan enzim düzeyleri üzerine etkisi
ÖZETBu çalışma; ratlara uygulanan catechin maddesinin öncesi ve sonrasında, istirahat ve egzersiz koşullarında, serbest radikal ve antioksidan enzim düzeyleri üzerine etkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırma, 12 adet, 260?320 gr. (ort: 290.5 gr) ağırlığında Wistar Albino erkek rat üzerinde gerçekleştirilmiştir. Ratlar rastgele kontrol grubu (n=6) ve deney grubu (n=6) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır.İstatistiksel testleri yapmadan önce grupların normal dağılıp dağılmadığına bakmak gerekmektedir. Bu amaçla kıyaslanan her bir gruba ayrı ayrı normallik testi uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre parametrik ya da parametrik olmayan testler uygulanmıştır. Parametrik testlerden bağımlı ve bağımsız gruplar için ayrı ayrı t testi yapılmış, parametrik olmayan testlerden ise bağımsız gruplar için Mann-Whithney testi uygulanmıştır. Yapılan testlerde anlamlılık düzeyi ?=0,01 ve ?=0,05 olarak alınmıştır. Yapılan bu tez araştırmasında söz konusu testleri uygulamak için SPSS 15.0 for Windows programı kullanılmıştır. Hayvanlar 10 gün karantina altına alındıktan sonra, deneyin 1.günü her bir ratın kalplerinden kan alınmış, deneyin 2. Günü ratlara yorucu yüzme egzersizi yaptırılarak yine kalp kanı alınmıştır. Deneyin 3-12. günleri arasında (10 gün boyunca) deney grubundaki her bir rata günde 1 kez 20 ml/kg catechin maddesi, kontrol grubundaki her bir rata ise 1 ml/kg %0,05 DMSO gavaj yoluyla verilmiştir. Deneyin 13. günü her bir rata egzersiz uygulaması yaptırılarak kalplerinden kan alınmıştır. Deneyin 14. günü hayvanlar istirahata bırakılarak 15. Gün anestezi altında kalplerinden kanları alınmıştır. Deneklerin istirahat ve egzersizi takiben kan laktat düzeylerinin ölçümü kalpten alınan kan ile YSI Sport 1500 Laktat Analizörü (Yellow Spring Instrument, US) kullanılarak analiz edilmiştir.Ratlara catechin maddesi verilmeden ve verildikten sonraki değişiklikleri incelenmiş, istirahat ve egzersizdeki laktat düzeyleri, antioksidan enzim düzeyleri (SOD, CAT, GPx, GST) ile lipid peroksidasyonunun son ürünü olan MDA düzeyleri kontrol ve deney grubu arasında karşılaştırmalı olarak araştırılmıştır. Deneyin 1. günü istirahatta ve deneyin 2. günü yorucu yüzme egzersizi sonrasında kontrol ve deney grupları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,01 ve p>0,05). Deneyin 3-12. günleri arasında 10 gün boyunca catechin maddesi verildikten sonra 13. gün yorucu yüzme egzersizi uygulanan ratların laktat, MDA, SOD, CAT, GPx ve GST değerlerinde anlamlı (p<0,01 ve p<0,05) değişikliklerin meydana geldiği gözlenmiştir. MDA ve laktat değerlerinde anlamlı bir azalma söz konusudur (p<0,01 ve p<0,05). Antioksidan enzim düzeylerinde (SOD, CAT, GPx, GST) ise anlamlı bir artışın olduğu tespit edilmiştir (p<0,01 ve p<0,05). Deneyin 14. günü hayvanlar istirahata bırakılıp, bir gün sonra anestezi altında alınan kan sonuçlarına göre MDA ve laktat sonuçları incelendiğinde anlamlı bir fark bulunamamıştır. Antioksidan enzim düzeylerinde (SOD, CAT, GPx, GST) ise anlamlı bir artışın olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca deneyin 2. Günü yorucu yüzme egzersizi sonrası alınan kan örnekleri ile deneyin 13. Günü yorucu yüzme egzersizi sonrası alınan kan örneklerinin istatistiksel olarak karşılaştırması yapıldığında MDA ve laktat değerlerinde azalma, antioksidan enzim düzeylerinde (SOD, CAT, GPx, GST) ise anlamlı bir artışın olduğu bulunmuştur.Sonuç olarak; catechin uygulamasının, egzersizde laktat düzeyini baskılayarak yorgunluğu geciktirmesi, lipid peroksidasyonunun son ürünü olan MDA miktarını azaltarak serbest radikallere karşı koruyucu etkisinin olduğu ve antioksidan enzim (SOD, CAT, GPx, GST) düzeylerinin artışına sebep olarak hücrenin antioksidan savunma sistemlerini güçlendirdiğinin tespit edilmesiyle beraber egzersiz performansına da pozitif etki yapacağı düşünülebilir.Anahtar Kelimeler: Flavanoidler, Catechin, Egzersiz, Serbest Radikaller, Antioksidan Enzimler
Trifolium longidentatum Nabelek bitkisinin izoflavonoitleri yönünden değerlendirilmesi
Trifolium türleri çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde halk ilacı olarak kullanılmaktadır. Bu türler arasında Trifolium pratense izoflavonoitlerin önemli doğal bir kaynağıdır. Son yıllarda yapılan araştırmalar göstermiştir ki T. pratense (kırmızı yonca) ekstreleri dört major östrojenik izoflavon genistein, daidzein ve bu bileşiklerin metil eter türevleri olan biokanin A ve formononetin'i yüksek miktarlarda içermektedir. Bundan dolayı, T. pratense ekstreleri selektif östrojen reseptör modülatörleri olarak alternatif hormon replasman tedavisinde ve menapoz şikayetlerinin giderilmesi için T. pratense preparatlarında etkin şekilde kullanılırlar.Trifolium cinsi, Türkiye florasında 130 takson ile temsil edilmekte olup, Trifolium longidentatum'un izoflavonoitleri üzerinde bugüne kadar herhangi bir analitik çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmada, T. longidentatum'un topraküstü kısımlarından hazırlanan metanollü ekstrelerde, daidzein, genistein, formononetin ve biokanin A adlı dört izoflavonun HPLC ile miktar tayinleri yapılmıştır. Kromatografik ayırım metanol, asetat tamponu (pH=4.75) ve asetonitril'in mobil faz olarak gradient elüsyonla uygulandığı, Agilent Eclipse XDB-18 (15 cm x 4.6 mm i.d.) ters faz kolon üzerinde gerçekleştirilmiştir. T. longidentatum ekstreleri içindeki daidzein, genistein, formononetin ve biokanin A miktarları sırasıyla % 0.0095, % 0.0056, % 0.0021 ve % 0.0073 olarak bulunmuştur.
Ratlarda klorprifos'un hepatotoksik etkisi ve kuersetin ve kateşin'in koruyucu rolü
Organofosfatlı bir insektisit olan klorprifos dünya genelinde yaygın olarak kullanılmakta ve başta memeliler olmak üzere hedef olmayan canlılarda toksik etki göstermektedir. Bu çalışmada, kateşin (20 mg/kg gün), kuersetin (20 mg/kg gün), klorprifos (5.4 mg/kg gün), kateşin (20 mg/kg gün)+klorprifos (5.4 mg/kg gün), kuersetin (20 mg/kg gün)+klorprifos (5.4 mg/kg gün) erkek ratlara gavaj yoluyla verilmiştir. Muameleden 4 hafta sonra ratlarda kanda serum total proteini, albümin, aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT), alkalen fosfataz (ALP), laktat dehidrogenaz (LDH), trigliserit, total kolesterol düzeyleri, hematolojik değişiklikler, karaciğer dokusunda süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GPx) ve glutatyon-S-transferaz (GST) aktiviteleri ile malondialdehit (MDA) düzeyleri ve karaciğerde meydana gelen histopatolojik değişiklikler kontrol grubu ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Dördüncü haftanın sonunda araştırılan parametrelerin tümünde kontrol, kateşin ve kuersetin grupları arasında herhangi bir fark gözlenmemiştir. Klorprifos muameleli grupta biyokimyasal parametreler, bazı hematolojik parametreler ile antioksidan enzim aktiviteleri ve MDA seviyesinde kontrol grubuna göre anlamlı değişikliklerin meydana geldiği gözlenmiştir. Kateşin+klorprifos muameleli grup ve kuersetin+klorprifos muameleli grupta ise uygulanan flavonoidlerin araştırılan parametreler üzerine tamamen olmasada koruyucu etkilerinin olduğu gözlenmiştir. Muameleden 4 hafta sonra klorprifos muameleli gruptaki ratların karaciğerinde konjesyon, mononükleer hücre infiltrasyonu gibi birtakım histopatolojik değişiklikler meydana geldiği tespit edilirken, kateşin+klorprifos ve kuersetin+klorprifos muameleli gruptaki ratların karaciğerlerinde ise daha az histopatolojik değişiklik gözlenmiştir. Sonuç olarak kateşin ve kuersetin, klorprifosun sebep olduğu hepatotoksik etkiyi azaltmıştır.
Ratlarda klorprifos'un nefrotoksik etkisi ve kuersetin ve kateşin'in koruyucu rolü
Klorprifos tarım ve halk sağlığı uygulamalarında geniş bir şekilde kullanılan organofosfatlı bir insektisittir. Klorprifos, hedef organizmalar dışında hedef olmayan organizmalarda da toksik etkiye neden olmaktadır. Kuersetin ve kateşin insan diyetinde yaygın olarak bulunan flavonoidlerdir. Bu tez çalışmasında, kateşin (20 mg/kg gün), kuersetin (20 mg/kg gün), klorprifos (5,4 mg/kg gün), kateşin+klorprifos, kuersetin+klorprifos 28 gün boyunca olgun erkek Wistar ratlara gavaj yoluyla verilmiştir. Uygulamadan sonra ratların vücut ve böbrek ağırlıkları, antioksidan enzim aktiviteleri [süperoksid dizmutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GPx) ve glutatyon-S-transferaz (GST)], lipit peroksidasyonunun son ürünü olan malondialdehit (MDA) miktarı, böbrek fonksiyonunun göstergesi olan serum üre, ürik asit ve kreatinin miktarları ve ışık mikroskobuyla böbrek dokularında meydana gelen histopatolojik değişiklikler kontrol grubu ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. 4. haftanın sonunda kontrol grubu, kateşin uygulanan grup ve kuersetin uygulanan gruplar arasında herhangi bir fark gözlenmemiştir. Klorprifos, kateşin+klorprifos ve kuersetin+klorprifos uygulanan gruplar kontrol grubu ile karşılaştırıldığında vücut ağırlığı artışında, net ve nisbi böbrek ağırlıklarında, GPx ve GST enzim aktivitelerinde azalma gözlenirken, MDA miktarında, SOD ve CAT enzim aktivitelerinde ve üre, ürik asit ve kreatinin miktarlarında artış olduğu gözlenmiştir. Kateşin+klorprifos ve kuersetin+klorprifos uygulanan gruplar klorprifos uygulanan grup ile karşılaştırıldığında ise uygulanan flavonoidlerin araştırılan parametreler üzerine koruyucu etkilerinin olduğu gözlenmiştir. Deneyin sonunda klorprifos uygulanan ratların böbrek dokularında glomerular atrofi, inflamatuar hücre infiltrasyonu ve tübüler dejenerasyon gibi çeşitli histopatolojik değişiklikler gözlenmiştir. Kateşin+klorprifos ve kuersetin+klorprifos uygulanan ratların böbrek dokularında ise orta dereceli histopatolojik değişiklikler olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak klorprifos'un ratların böbrek dokuları üzerine nefrotoksik etki oluşturduğu, kateşin ve kuersetinin klorprifosun neden olduğu nefrotoksisiteyi azalttığı gözlenmiştir.
Flavopiridolün glioblastoma hücre hatları üzerindeki antiproliferatif etkisi
Flavopiridolün Glioblastoma Hücre Hatları Üzerindeki Antiproliferatif EtkisiGenellikle glioblastoma multiform, cerrahi operasyon, radyoterapi ve sistematik kemoterapi ile tedavi edilmesine rağmen tedaviye cevap vermeyen ve hasta sağ-kalım süresi ortalama 12-16 ay arasında değişmektedir. Glioblastoma oluşumunu üç önemli hücre döngüsü yolaklarının düzensiz çalışmasıyla ilişkilendirebiliriz: P16INK4A-SiklinD1-CDK4-pRb ve p14ARF-MDM2?p53 tümör baskılayıcı yolakları ve EGFR-Akt-PI3K proliferasyon yolağı. Bunlara ek olarak, Glioblastoma hastalarında, mutasyonu en sık görülen genler p53, EGFR, PTEN ve CDKN2A` dır.Amacımız, bir fosfokinaz inhibitörü olan ve özellikle siklin bağımlı kinazları inhibe eden Flavopiridolün farklı mutasyonlara sahip U87MG, U118MG ve T98G glioblastoma hücre hatların üzerindeki etkisini incelemektir. Bulgularımıza göre Flavopiridol, glioblastoma hücrelerinde Rb ve p53 tümör baskılayıcı yollarını da kullanarak apoptozu indüklemekte ancak kaspaz-3/7 aktivitesinde bir değişiklik meydana gelmemektedir. Flavopiridol uygulanan glioblastoma hücrelerinde Bcl-2 ailesi üyesi olan Bax ve Bim pro-apoptotik proteinlerin ifadesinin arttığı gözlenmiştir. Hücrelere, Flavopiridol uygulanmasıyla Siklin D1, c-myc, p53 protein seviyelerinde azalma, p27Kip1 seviyesindeki artış hücrenin G1/S evresinde duraklamasına neden olmaktadır. Ayrıca Flavopiridol genellikle p-Akt protein seviyelerini azaltarak hücrelerin proliferasyonunu azaltmaktadır.Çalışmamız bulgularına göre, Flavopiridol farklı genetik özelliklere sahip glioblastoma hücre hatlarında kaspaz-3/7 aktivitesi, Bim ve Bax proteinlerinden bağımsız olarak apoptozu indükler. Bununla birlikte hücre proliferasyon ve immortalizasyon inhibisyonunda rol alan çeşitli proteinlerin ifadesini etkilemektedir.Anahtar sözcükler: U118MG, U87MG, T98G, Glioblastoma multiforme, Flavopiridol
Plantago psyllium L. üzerinde fitoterapötik araştırmalar
Plantago psyllium L.(Plantaginaceae), Psyllium, dünyada ve ülkemizde toz edilerek, laksatif etkisinden dolayı kronik kabızlıkta, hemoroitte, ve zayıflama diyetlerinde kullanılmaktadır. Ayrıca kolesterol ve serum glukoz düşürücü olarak etkilidir3,6,18.Bu çalışmada, P.psyllium tohumuna ait aktar örneği ve 6 adet Psyllium lifi preparatı araştırılarak, makroskobik, mikroskobik analiz, yabancı madde, şişme indisi, kurutmada kayıp ve bütün kül miktar tayin analizleri uygulanmıştır, Sonuçlar, Avrupa Farmakopesi 5.0'e göre değerlendirilmiştir. Ek olarak, tohum örneği ve preparatların ksiloz ve arabinoz içerikleri İTK ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak iki adet preperatın, İTK analizinde etiketine uygunluk göstermediği ve psyllium içermediği bulunmuştur.
Türk propolisinin sulu ve etanollü ekstraktının HPlC ve GC-MS ile karakterizasyonu
Propolis, bal arıları tarafından çeşitli bitki kaynaklarından toplanan yapışkan, reçineli bir maddedir. Propolisin etanollü ekstraktı reçineden arındırılmış polifenolik bileşenlerce zengin propolis ekstraktı elde etmek için yaygın şekilde kullanılmaktadır. Propolisin sulu ekstraktı ve kafeoilkuinik asitleri içeren başlıca bileşenleri çok büyük antioksidan aktiviteye ve bazı enzimlere karşı yüksek inhibitör/aktivatör etkiye sahiptir. Propolisin tüm bileşenlerinin karakterizasyonu hem kalitatif hem de kantitatif kimyasal analizini kapsamaktadır. Özellikle HPLC ve GC-MS gibi kromatografik teknikler her bir polifenolik bileşiğin profilini ve tanımlanmasını sağlamaktadır. Bu çalışma ile Türkiye'nin çeşitli yörelerinden toplanan ve günümüzde önemi giderek daha fazla anlaşılmaya başlanan Türk propolisinin sulu ekstraktı ve etanollü ekstraktında HPLC-DAD ve GC-MS aracılığıyla içeriğinde bulunan bileşenlerin kalitatif ve kantitatif olarak belirlenmesi amaçlanmıştır. HPLC-DAD ile yapılan analizlerinde Türk propolisinin sulu ekstraktının fazla miktarda kafeik asitin (204.00 µg/mL) yanısıra trans-sinnamik, klorojenik ve kafeoilkuinik asitleri içerdiği, etanollü ekstraktın ise çok yüksek miktarda krisin (641.33 µg/mL), kafeik asit fenetil ester (630.67 µg/mL), pinosembrin (572.67 µg/mL), galangin (534.11 µg/mL), naringenin (372.39 µg/mL) ve aynı zamanda kaempferol, trans-sinnamik asit, kafeik asit, mirisetin, kuersetin gibi diğer flavonoid ve fenolik asitleri içerdiği belirlenmiştir. Rtx-1 ve Rtx-5ms olmak üzere farklı iki kolon kullanılarak yapılan GC-MS analizlerinde ise Rtx-5ms kolon ile sulu propolis ekstraktında çok daha fazla bileşen tespit edilmiştir. Rtx-5ms kolon ile yapılan analizde sulu propolis ekstraktının kuinik asit ve ferulik asit içerdiği, Rtx-1 kolon kullanılarak yapılan analizde ise etanollü propolis ekstraktının kafeik asit bulundurduğu belirlenmiştir. Bu analizler neticesinde her iki kolon ile belirlenen sulu ve etanollü propolis ekstraktlarının şekerler bakımından çok daha zengin içeriğe sahip olduğu saptanmıştır.
Ohmik ısıtma işleminin elma suyunun biyoaktif bileşenleri üzerine etkisi
Ohmik ısıtma uygulaması gıdalarda pastörizasyon, sterilizasyon, çözündürme, haşlama, pişirme, damıtma, ekstraksiyon, evaporasyon gibi proseslerde uygulama alanları bulunan elektrik enerjisinin ısı enerjisine dönüştürülmesini temel alan yenilikçi gıda işleme tekniklerindendir. Bu çalışmada, biyoaktif bileşen (toplam fenolik madde, toplam flavonoid içeriği, antioksidan aktivite) bakımından zengin elma sularının genel kalitesinin korunmasında ohmik ısıtma ile ısıl işleminin gerçekleştirilme potansiyelinin ve işlem etkinliğinin belirlenmesi, geleneksel ısıl işlemle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında elma suyunun bu özelliklerindeki değişimlerin bazılarının kinetik modellenmesi de gerçekleştirilmiştir. Konsantre meyve suyundan hazırlanan taze elma sularının toplam fenolik madde içeriği, toplam flavonoid madde içeriği ve antioksidan aktivite değerleri sırasıyla 19,38±0,53 mg GAE/100 mL, 2,96±0,10 mg KE/100 mL ve 12,05±0,17 µmol TE/100 mL olarak saptanmıştır. 80°C'de 10 V/cm voltaj gradyanında 30 dakika ohmik ısıtmaya maruz bırakılan öneklerde bu değerler sırasıyla 16,75±0,90 mg GAE/100 mL, 2,48±0,36 mg KE/100 mL ve 4,66±0,13 µmol TE/100 mL; 20 V/cm voltaj gradyanında ise 15,14±1,18 mg GAE/100 mL, 2,55±0,07 mg KE/100 mL ve 4,67±0,07 µmol TE/100 mL olarak saptanmıştır. Geleneksel ısıtma (su banyosu) uygulamasında ise değerler sırasıyla 16,94±0,19 mg GAE/100 mL, 1,98±0,03 mg KE/100 mL ve 10,80±0,97 µmol TE/100 mL olarak bulunmuştur. Kahverengileşme indeksinin zamana bağlı değişimi açısından istatistiksel açıdan önemli bir fark olmadığı (p˃0,05) ve ohmik ısıtma uygulamasının elma suyunda kahverengileşmeye neden olmadığı belirlenmiştir. Ohmik ısıtma elma suyunun HMF içeriğinde ortalama %9,4 artışa neden olurken geleneksel ısıtma işleminde elma suyunun HMF içeriğindeki artış %57,1 olarak saptanmıştır.
Anason (Pimpinella anisum) ve rezene (Foeniculum vulgaris)'de toplam fenol/flavonoid miktarları ve antioksidan aktivitelerinin metal içeriği ile değişiminin incelenmesi
Bu çalışmada, üç farklı bölgeden işlenmemiş ve üç farklı markada işlenmiş paketlenmiş olarak temin edilen anason ve rezenede toplam fenol, toplam flavonoid, antioksidan aktivitesi ve metal içeriğinin (Na, K, Ca, Mg, Fe, Zn, Mn, Cu, Ni, Cd, Cr, Pb, Co, Al) belirlenmesi ve metal miktarı ile toplam fenol/flavonoid miktarları ve antioksidan aktivitesi arasındaki ilişki istatistiksel olarak incelenmesi amaçlandı. Bunun için; toplam fenol/flavonoid miktarlarının belirlenmesinde UV-VIS spektroskopisi ve metal içeriğinin belirlenmesinde ise ICP-OES ile çalışıldı. Toplam fenol tayini için gallik asit ve toplam flavonoid tayini için kuersetin standart olarak kullanıldı. Antioksidan aktivitesi metal şelatlama aktivitesi metodu ile belirlendi. Anason ve Rezenedeki metal ve toplam fenol/flavonoid miktarlarının ve antioksidan aktivitesinin belirlenmesi için, demleme (infüzyon), kaynatma (dekoksiyon), kuru yakma ve ektraksiyon sonucu elde edilen numuneler kullanıldı. Bütün işlemler, her örnek ve her analiz için üç kez tekrarlandı. Toplam fenolik madde miktarı kaynatma, demleme ve ekstraksiyonda en yüksek olarak anasonda bulundu (6399,151 µg GA / gr numune, 7879,756 µg GA / gr numune ve 7376,778 µg GA / gr numune). Toplam flavonoid madde miktarı kaynatma, demleme ve ekstraksiyonda en yüksek olarak anasonda bulundu (11785,42 µg QE/ gr numune, 11638,42 µg QE / gr numune ve 23376,74 µg QE / gr numune). Metal şelatlama aktivitesi kaynatma, demleme ve ekstraksiyonda en yüksek olarak rezenede bulundu (78,31%, 78,14% ve 52,37%). Toplam fenol ve toplam flavonoid miktarlarının en yüksek değeri, ekstraksiyon sonucu elde edilen numunelerde belirlendi. Metal içeriğinin ise kaynatma ve demlemeye göre kuru yakma işlemiyle daha yüksek çıktığı gözlendi.Elde edilen sonuçlara göre, toplam fenol/flavonoid miktarı ve antioksidan aktivitesinin metal içeriği ile değişimi istatistiksel olarak (SPSS 17.0) değerlendirildi.
Tarımsal olarak çoğaltılan bazı tıbbi aromatik türlerin kimyasal ve biyolojik yönden incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada ülkemizin doğu bölgesinde doğal olarak yetişen bazı türlerin tarımsal kültürle çoğaltılan örneklerin (Sideritis libanotica subs kurdica, Thymus citriodorus, Origanum minutiflorum, Satureja macrantha, Lippia citriodora, Ziziphora clinopodioides, Cyclotrichium leucotrichum, Thymus vulgare, Nepeta italica, Origanum syriacum, Rosemarinus officinalis, Salvia palestina, Tanacetum parthenium, Melissa officinalis, Sideritis perfoliata, Origanum saccatum, Pelargonium graveolens, Salvia verticillata, Salvia multicaulis, Teucrium polium, Foeniculum vulgare, Pimpinella anisum, Mentha tomentosa, Thymbra spicata, Origanum onites, Origanum SP(Origanum onites+Origanum syriacum), Origanum vulgare subs. gracile) kimyasal ve biyolojik yönden detaylı araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada halk arasında daha çok kekik (Baharat) ve çay olarak kullanılan ve tarımsal kültür ile çoğaltılan 27 türün uçucu yağ (miktarı yeterli olan) ve etanol ekstreleri hazırlanarak elde edilen bu uçucu yağların ve etanol ekstrelerinin antioksidan (total fenolik, total flavonoit, DPPH, CUPRAC ve ABTS), antikolinesteraz (AChE ve BChE inhibitörleri), tirozinaz ve üreaz aktiviteleri belirlenmiştir. Ayrıca ekstrelerin toksik-sitotoksik etkileri MTT yöntemi ile belirlenmiştir. Miktarı yeterli olan türlerin uçucu yağı hidrodistilasyon yöntemi ile elde edilip bileşimi GC-MS/FID ile tespit edilmiştir. Ayrıca bu türlerin gıda olarak kullanılması nedeniyle GC-MS/FID SPME ile aroma içerikleri belirlenmiştir. Tüm türlerin etanol ekstreleri de hazırlanarak LC-MS/MS ile bu ekstrelerin fenolik içerikleri tespit edilmiştir. Bulgular: Tarımsal kültür ile çoğaltılan 27 türün aroma içeriği ve 13 türün uçucu yağ sonuçalarına göre majör bileşenler olarak karvakrol, timol, trans-geraniol, trans-sitral, pulegon, verbenon, linalil asetat, kafur, α-pinen, sitronellol, limonen, anetol, 1,8 sineol, piperiton ve p-simen tespit edilmiştir. LC-MS/MS sonuçlarına göre ise genel olarak rosmarinik asit, astragalin ve luteolin 7-glikosid majör bileşen olarak belirlenmiştir. Antioksidan aktivite sonuçlarında, ABTS yönteminde Br-3,Br-10, Br-14, Br-15, Br-16, Br-24, Br-25, Br-27, Br-3 Ess, Br-8 Ess, Br-24 Ess, Br-25 Ess ve Br-27 Es (IC50: ≤1 µg/mL) örneklerinin, DPPH yönteminde Br-14 (IC50: ≤1 µg/mL) örneğinin oldukça yüksek aktivite gösterdiği ve standart bileşiklerden de daha aktif olduğu tespit edilmiştir. Türlerin etanol ekstrelerini asetilkolinesteraz enzim inhibisyon aktivitesine (AChE) bakıldığında Br-11 (%inhibisyon: 88.47±1.80), butirilkolinesteraz enzim inhibisyon aktivitesinde (BChE) ise Br-11 (%inhibisyon: 99.65±2.97) örneğinin en yüksek aktivite gösterdiği belirlenmiştir. Ayrıca Origanum cinsine ait tüm türlerin uçucu yağının antikolinestraz enzim aktivitelerinin hem AChE hem de BChE yönteminde oldukça aktif oldukları belirlenmiştir. Örnekler içerisinde Br-11 Ess örneğinin HT-29 kolon kanseri hücre serisine karşı en yüksek etkiyi (%Canlılık: 23.70±0.38), Br-24 Ess örneğinin MCF-7 hücre serisine karşı en yüksek etkiyi (%Canlılık: 11.20±0.14) gösterdiği belirlenmiştir. Sonuç: Ülkemizde yetişen 27 türün tarımsal kültür ile çoğaltılan örneklerin ekstreleri hazırlanmış ve incelenmiştir. Tüm örneklerin aroma içeriği belirlenirken miktarı yeterli olan türlerin uçucu yağı elde edilip içeriği aydınlatılmıştır. Elde edilen uçucu yağ ve etanol ektrelerinin kimyasal içerik analizlerinin yanısıra biyolojik özellikleride ortaya konularak sonuçlar bilim dünyasına kazandırılmıştır.
Bazı badem çeşitlerinin agromorfolojik ve biyokimyasal özellikleri üzerine Çöğür ve GF 677 anaçlarının etkisi
Bu çalışma, GF-677 klonal anacı ile Garrigues çöğür anaçlarının üzerine aşılanmış 11 badem çeşidinin (Ferragnes, Ferraduel, Glorieta, Felisia, Süper Nova, Guara, Lauranne, Ne Plus Ultra, Moncayo, Marta ve Bertina) agromorfolojik ve biyokimyasal özellikleri üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla 2020 ve 2021 yıllarında yürütülmüştür. Anaçların, çeşitlerin çiçeklenme ve hasat tarihleri üzerine etkileri çeşitlere göre farklılık göstermiş ve GF-677 anacı üzerine aşılanmış bazı çeşitlerin çiçeklenme tarihlerinde Garrigues anacı üzerine aşılananlara nazaran 7-8 günlük gecikmeler görülmüştür. GF-677 anacına aşılanmış çeşitlerin Garrigues anacına aşılanmış çeşitlere oranla daha yüksek verim (2020 yılında 6.45 kg/ağaç Bertina/GF-677; 5.49 kg/ağaç Bertina/Garriues; 2021 yılında 14.52 kg/ağaç Bertina/GF-677; 13.53 kg/ağaç Bertina/Garriues) verdiği belirlenmiştir. Ayrıca GF-677 anacına aşılanmış çeşitlerin taç genişliği ve taç yüksekliği bakımından Garrigues anacına aşılanmış çeşitlere nazaran daha kuvvetli ağaçlar oluşturduğu saptanmıştır. Fenolik bileşiklerden Gallik asit miktarı en yüksek Marta/GF-677 (9.32 mg/kg) çeşidinde saptanırken, en düşük olarak Ferragnes/Garrigues (1.11 mg/kg) çeşidinde ölçülmüştür. Ayrıca organik asitlerden ölçülebilen en yüksek okzalik asit değeri 9.43 mg/100 g olarak GF-677 anacı üzerine aşılanmış Ferragnes çeşidinin meyvelerinde; en düşük olarak Garrigues anacına aşılanmış Felisia (2.39 mg/100 g) çeşidinde belirlenmiştir. Araştırmada incelenen badem çeşitlerinin meyve içeriklerinde en fazla bulunan fenolik bileşik kateşin, yağ asidi ise oleik asit olarak belirlenmiştir. Çalışmada en yüksek kateşin miktarı 59.07 mg/kg olarak Laurenne/Garrigues kombinasyonunda ölçülürken, en yüksek oleik asit oranı % 83.06 olarak GF-677 anacı üzerine aşılanmış Ferraduel çeşidinde saptanmıştır. Ayrıca anaç-çeşit kombinasyonları içerisinde GF-677 anacı üzerine aşılanlarda oleik asit içeriği daha yüksek bulunmuştur.
Ratlarda oluşturulan fotoyaşlanmada quercetinin fotoprotektif etkisi
Fotoyaşlanma; yaşlanmanın dışsal faktörünün temelini oluşturan ve tüm toplumu etkileyebilecek lentigo, telenjiektazi, benekli pigmentasyon, deride kabalaşma, saydamlık kaybı, soluk ve mat deri rengi, gevşeklik, elastikiyet ve turgorda azalma ile karakterize bir cilt hastalığıdır. Fotoyaşlanma patogenezi karmaşık bir mekanizmaya sahiptir. Fotoyaşlanma cilt kanserlerinde artmaya sebep olabilmesi ve kozmetik nedenlerle istenmemekte ve çoğu kanıtlanmamış, etkinliği olmayan gençleştirme prosedürlerine zaman ve para yatırılmaktadır. Bu çalışmada; 315 ile 380 nm arasında bir emisyon spektrumuna sahip UVA lambası ile fotoyaşlanma modeli oluşturulan ratlarda topikal quercetinin tedavi edici etkisini histopatolojik, biyokimyasal ve klinik parametreler kullanarak araştırmayı amaçladık. Çalışmamızda 40 adet sıçan rastgele olarak sekizerli 5 gruba ayrıldı. Negatif kontrol grubu dışındaki tüm sıçanların sırt bölgesine UVA 8 hafta boyunca haftada 5 gün uygulanarak fotoyaşlanma modeli oluşturuldu. Beraberinde UVA uygulanan gruplardan birine %0.1 konsantrasyonda retinoik asit, birine %0.3 konsantrasyonda quercetin ve bir diğerinde bulunan ratlara retinoik asit %0.1 ve quercetin %0.3 birlikte 8 hafta 5 gün boyunca uygulandı. Sekizinci hafta sonunda tüm gruplar histopatolojik, biyokimyasal ve klinik parametreler kullanılarak karşılaştırıldı. Sekizinci hafta sonunda UVA grubunda negatif kontrol grubuna kıyasla klinik kırışıklık, epidermal kalınlık, hiperkeratoz, akantoz, kolajen hasar ve inflamasyon bulguları anlamlı derecede yüksek bulundu. Bu bulgular literatür ile örtüşmekteydi. Bu bulgulara dayanarak fotoyaşlanma modeli oluşumu teyit edildi. UVA + Retinoik asit %0.1 ve UVA+ Retinoik Asit %0.1 + Quercetin %0.3 gruplarında daha yüksek olmak üzere UVA+ Quercetin %0.3 grubunda da klinik kırışıklık ölçüm düzeylerinde UVA grubuna oranla anlamlı azalmalar gözlendi. UVA+ Retinoik Asit %0.1 + Quercetin %0.3 grubunda, UVA+ Retinoik Asit %0.1grubuna göre anlamlı olmasa da klinik kırışıklık düzeylerinde daha yüksek iyileşme sağlandı. UVA+ Quercetin %0.3 ve UVA+ Retinoik Asit %0.1 + Quercetin %0.3 gruplarında inflamasyon, hiperkeratoz ve kolajen hasarı UVA grubuna oranla daha düşük saptandı. Gruplar arasında biyokimyasal olarak ROS parametreleri ve histopatolojik olarak parakeratoz, vakuolizasyon ve spongioz dereceleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. UVA+ Retinoik Asit %0.1, UVA+ Retinoik Asit %0.1 + Quercetin %0.3 gruplarında daha fazla olmak üzere UVA+ Quercetin %0.3 grubunda da UVA ve kontrol grubuna oranla MMP-1 seviyelerinde anlamlı yükselme saptanmıştır. Bu yükselmenin retinoik asit ve quercetin tedavilerinin ekstraselüler matriks yenilenmesinde rol oynadığı hipotezi ile açıklanabileceğini düşünmekteyiz. Sonuç olarak çalışmamızdan elde edilen veriler; topikal uygulanan quercetinin hem tek başına hem de retinoik asitle beraber uygulandığında inflamasyon, keratinizasyon ve kolajen hasarında azalma sağlayarak fotoyaşlanma tedavisinde etkili olabilecek bir molekül olduğunu göstermektedir.
Digitalis ferruginea ssp. schischkinii ve bazı endemik digitalis türlerinin ekstraktlarında mevcut kardiyak glikozitleri ve fenolik bileşiklerin kromatografik yöntemlerle belirlenmesi
Bu çalışmada kapsamında Scrophulariaceae familyasından Digitalis' in (Türkçe: Yüksük otu) Türkiye'ye endemik davisiana, cariensis, trojana ve lamarckii türleri ve endemik olmayan ferruginea türünün ferruginea ve schischkinii alt türlerinin farklı aylarda toplanan yapraklarındaki fenolik bileşikleri, optimize edilen koşullarda ekstre edilerek HPLC-UV ile belirlenmiştir. Ekstraksiyon optimizasyonu için üç farklı prosedür uygulanmıştır; doğrudan ekstraksiyon, hidrolizli ekstraksiyon ve pH=2' de ekstraksiyon. HPLC-UV yöntemi ile tanımlanamayan fenoliklerin HPLC-MS ile karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Toplam fenolik madde içerikleri spektrofotometrik olarak gallik asit ve kateşin cinsinden tayin edilmiş ve sonuçlar kromatografik sonuçlarla karşılaştırılmıştır. Fenolik bileşiklerin analiz sonuçları türlere, toplanma yeri ve zamanına göre karşılaştırılmıştır. Ayrıca kalp ilaçlarında etkin madde olarak kullanılan kardiyak glikozitleri bu türlerden Digitalis ferruginea ssp. schischkinii' nin yaprak, çiçek ve petiyollerinde HPLC-DAD ile belirlenmiş, bu türün doku kültürleri de yapılarak fenolik içerikleri belirlenmiştir.HPLC-UV analizleri kafeik, ferulik, ve p-kumarik asit açısından türlerin zengin olduklarını göstermiştir. HPLC-MS analizleri ile başlıca apigenin, kamferid, luteolin, fisetin ve ramnazin flavonoidleri ve bunların diheksoz, heksoz, glukuronit, asetil glikozit ve deoksiheksoz bağlı türevleri karakterize edilmiştir. Digitalis ferruginea ssp. schischkinii' de lanatosit C, digoksin ve digitoksin kardiyak glikozitleri en bol olarak yaprak kısmında sırasıyla 86,14; 20,8; ve 15,43 mg/L bulunmuştur. Toplam fenolik bileşikler doğrudan metanol ekstraktlarında en yüksek Digitalis davisiana Eylül ayı örneğinde (34,105 mg GAE/g numune) iken hidroliz edilen örneklerde Digitalis cariensis Eylül ayı örneğinde (35,010 mg GAE/g numune) ve pH=2 ekstraktlarında Digitalis ferruginea ssp. schischkinii' nin Eylül ayı örneğinde (7,198 mg GAE/g numune) bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Digitalis ferruginea ssp. schischkinii, fenolik bileşikler, kardiyak glikozitleri, HPLC-UV, HPLC-UV-MS
Türk propolis ekstraktlarının iyonizan (y-Gama) radyasyonla uyarılmış insan lenfositleri üzerine olası radyoprotektif etkisinin değerlendirilmesi
Propolis, polifenolik bileşikler ve flavonoidler açısından zengin, toplandığı bölgenin coğrafyasına ve iklimine göre kompozisyonu değişebilen, antibakteriyel, antitümöral, antiinflamatuar, antioksidatif, antimutajenik ve diğer faydalı aktiviteleri ile doğal bir ilaç olarak kullanılan önemli bir arı ürünüdür. Propolisin biyolojik etkisi, çoğunlukla flavonoidlerin varlığına atfedilmektedir. İyonlaştırıcı radyasyona maruziyet canlılarda doğrudan ve dolaylı genotoksik hasara yol açar. Doğrudan etki DNA üzerinde tek ve çift zincir kırkları şeklinde olurken; dolaylı etki iyonlaştırıcı radyasyonun su ile etkileşimi sonucu meydana gelen serbest radikaller üzerinden gerçekleşir. Oluşan bu serbest radikaller DNA, protein, lipid, karbonhidratlar gibi biyomoleküllerle etkileşime girebilir ve oksidatif DNA hasarı sonucu mutajenik ve karsinojenik etki oluşturabilirler. Günümüzde genotoksisite çalışmalarında birçok yöntem kullanılmakla birlikte; basit, ucuz ve tekrarlanabilir bir metot olan comet analizi diğer yöntemlerden bir adım öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, Türk propolisinin farklı konsantrasyonlarda hazırlanmış etanolik ekstraktlarının 3 Gy gama radyasyon (30cGy/dak.) ile uyarılmış fibroblast hücre serileri üzerindeki olası radyoprotektif etkisi comet yöntemi ile incelenmiştir. Hücrelerin ışınlanmadan önce 100, 200 ve 300 ?g/mL'lik konsantrasyonlardaki etanolik propolis ekstraktı ile 15 ve 30 dakikalık ön muameleleri sonrasında elde comet skorları ile sadece 3 Gy hasarlı hücrelerden elde edilen değerler arasında anlamlı fark görüldü (p<0.001). Pozitif kontrol grubu oluşturmak için radyasyona karşı koruyucu etkinliği bilinen sentetik bir aminotiyol bileşiği olan amifostin kullanıldı. Sonuç olarak Türk propolisinin etanolik ekstraktlarının; fibroblast hücre serilerinde, 3 Gy gama radyasyon kaynaklı DNA hasarını engellediği ve radyoprotektif etkinliğe sahip olabileceği neticesine varıldı.
Türk propolisinin ticari bitkisel yağlarda çözünürlüğünün incelenmesi
Propolis, bal arıları tarafından toplanan reçinemsi bir maddedir. Flavonoidler gibi, fenolik bileşikler propolisin biyolojik aktivitesinden başlıca sorumlu yapılardır. Farklı yapısal özelliklere sahip olan flavonoidler, biyolojik aktivitelerinde önemli çeşitlilikler gösterirler. Propolis ham halde kullanılamaz, bu nedenle çözücülerle yapılan ekstraksiyon ile saflaştırılmalıdır. Farklı çözücüler, farklı bileşenleri çözüp ekstrakte edeceği için propolis ekstraksiyon metodları, propolisin aktivitesini etkileyebilmektedir. İlaç ve kozmetik sanayinde propolis etanol, gliserol, propilen glikol ve yağ olarak dört tip çözücü ile hazırlanarak kullanılır. Yenilebilir bitkisel yağlar, trigliseridler ve yağ asitlerinin propolis için ekstraksiyon çözücüleri olarak kullanılabileceği belirtilmiştir, fakat propolisin yağ ekstraklarının kimyasal kompozisyonu ve biyolojik aktivitesi ile ilgili veriler çok azdır. Bu çalışmada, çeşitli bölgelerden toplanan Türk propolisinin, Türkiye'de ağırlıklı olarak kullanılan bazı bitkisel yağlar ile ekstraktları hazırlanarak toplam polifenol içerik, toplam flavonoid içerik ve demir indirgeyici güç tayinleri yapılarak, propolisin hangi yağ çeşidinde en iyi çözündüğünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Propolisi ekstrakte etmek için ayçiçek yağı, fındık yağı, mısır yağı ve zeytin yağı olmak üzere dört çeşit bitkisel yağ seçilmiştir. Çalışmanın sonucunda propolisin en iyi zeytin yağı içinde çözündüğü, daha sonra sırasıyla mısır yağı, fındık yağı ve ayçiçek yağında çözündüğü sonucuna varılmıştır.