Elastografi

62 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Polikistik over sendromunda hepatik fibrozisin shear wave elastografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Polikistik over sendromu (PKOS)'lu kadınlarda kronik inflamasyona sekonder alkolle ilişkili olmayan yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD), steatohepatit (NASH) ve hepatik fibrozis gelişme riski artmıştır. Çalışmanın amacı periostin ve matris metalloproteinaz-3 (MMP-3) serum düzeyleri ve 2D shear wave elastografisi (SWE) aracılığıyla PKOS'ta gelişebilecek karaciğer fibrozisini erken evrede tanımlamaya çalışmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 33 hasta ve 33 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Tam kan sayımı, rutin biyokimyasal parametreler, serum androjen düzeyi ve serbest androjen indexi (SAİ), hs-CRP, periostin ve MMP-3 düzeyleri ölçüldü. Tanı amaçlı suprapubik pelvik ultrasonografileri yapıldı. Karaciğer ve over elastositeleri shear wave elastografi tekniğiyle değerlendirildi. Antropometrik ölçümleri kaydedildi. Veriler SPSS 21 paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: PKOS'lu grupta kontrol grubuna göre periostin (39,40±19,79, 20,61±11,32 ng/ml) ve MMP-3 (36,83±11,61, 26,66±10,77 ng/ml) düzeyleri yüksek bulunmuştur. Bu durum her iki belirleyici için istatistiki açıdan anlamlılık ifade etmektedir (sırasıyla, p<0,001, p<0,001) Hasta grubumuzda Fib-4 skoruyla periostin arasında (r=0,433, p=0,012); Fib-4 skoruyla kc elastografisi arasında (r=0,374, p=0,032) pozitif korelasyon tespit edilmiştir Gruplar arasında PKOS grubu lehine serum testosteron düzeyi (p=0,044) ve SAİ (p=0,037) açısından anlamlı farklılık mevcuttur. Sonuç: Hasta grubumuzda serum periostin ve androjen düzeyleri yüksek bulunmuştur. Yine bu grupta Fib-4 skoru ile periostin ve karaciğer elastositesi arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. Bu veriler PKOS'lu olgularda karaciğer fibrozisinin erken dönem tespitinde, Fib-4 skoru yanında serum periostin düzeyi ve 2D-SWE'nin klinik açıdan bize yardımcı olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: PKOS, karaciğer fibrozis, periostin, MMP-3, 2D-shear wave elastografi

ElastografiFibrozKaraciğer hastalıkları+4
Gökçen Aslan
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabetes mellitus tanılı çocuklarda renal elastografi değerlerinin sağlıklı çocuklarla karşılaştırılması

Tip 1 Diyabetes Mellitus tanılı, diyabetik nefropatisi olmayan çocukların non-invaziv bir method olan shearwave elastografi ile ölçülen shear dalga SWVları (SWV) değerlerini , sağlıklı çocuklar ile karşılaştırılmayı amaçladık. Çalışmaya Amerikan Diyabet Derneği tarafından yayınlanan tanı kriterlerine göre Tip 1 DM tanısı (HbA1c > %6,5, açlık kan şekeri ≥ 126 mg/dl, tokluk kan şekeri ≥ 200 mg/dl) almış 18 yaşından küçük, ancak Diyabetik Nefropati (DN) tanısı almamış normoalbüminürik, kreatinin değerleri, ve glomerüler filtrasyon hızı (eGFR) yaşına göre normal sınırlarda olan 30 hasta ve klinik laboratuvar bulguları normal olan 30 sağlıklı çocuk dahil edildi. Tüm hastalara ve sağlıklı gruba shear wave elastografi incelemesi yapıldı. Her iki böbrek parankiminin üst, orta ve alt zonundan ROI yardımıyla metre/saniye birimiyle değerler elde edildi. Her zondan üçer adet olmak üzere her böbrekten toplam dokuz adet SWV ölçümü yapıldı ve bu ölçümlerin her iki böbrek için ortalamaları hesaplandı. Hasta ve kontrol grubu arasında yaş ve cinsiyet açısından istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. (p>0,05).Sağlıklı grupta sağ ve sol böbrekten ölçülen parankim SWV değerleri ortalamaları sağ ve sol olmak üzere 1,91 ± 0,38 m/s,2,14 ± 0,41 m/s olarak saptandı. Hasta grupta ise sağ ve sol böbrekten ölçülen parankim SWV değerleri ortalamaları sağ ve sol olmak üzere 1,99 ± 0,24 m/s, 2,06 ± 0,34 m/s, olarak saptandı. Bu sonuçlara göre sağ ve sol böbrek SWV değerleri ortalamasında hasta grup ile sağlıklı grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. (p>0,05). Buna göre çalışmamızda DN olmayan Tip 1 DM hastalarıyla sağlıklı kontrol grubun elastografi değerleri benzer olarak bulundu. Kronik bir hastalık olan Tip 1 DM hastalığında kronik komplikasyonu olan DN'nin gelişimi tanı aldıktan sonraki ortalama 5-15 yıl içinde başlamaktadır. Biz yaptığımız çalışmada erken evrede diyabetik çocuklarda elastografi değerlerini normal relatif hasta olmayan populasyonla farklı bulmadık. Bu sonuçlarda bize elastografinin sonuçlarının önemli olabileceğini göstermiştir. Erken evrede hastalığın takibinde ve ileri evre ayırımında böbreklerin etkilenip etkilenmediğini belirlemek açısından ve gerekli önlemleri almak için elastografi kullanılabiliceğni düşünüyoruz. Ancak bu çalışmanın ileri evre hastalığı bulunanlarda da devam etmesi gerekmektedir. Çalışmamızın gelecekte renal elastografi konusunda yapılacak daha kapsamlı ve kontrollü çalışmalara yol göstereceğini düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Tip 1 Diyabete Mellitus, Elastografi, Diyabetik Nefropati

BöbrekBöbrek hastalıklarıDiabetes mellitus+6
Fatih Erbay
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vezikoüreteral reflü hastalığı bulunan çocuk hastalarda böbrek parankiminin elastografi ile değerlendirilmesi

Vezikoüreteral reflü (VUR) hastalığında en önemli komplikasyon böbrekte skar varlığıdır ve tespitinde dimerkapto süksinik asitten (DMSA) faydalanılmaktadır. Biz bu çalışmamızda pediyatrik VUR hastalarında skar varlığı tespitinde elastografinin tanıya katkısını araştırmayı amaçladık. Bunun için son bir yıl içerisinde raporlanmış DMSA tetkikleri bulunan 50 pediyatrik VUR hastası ve 21 sağlıklı çocukçalışmaya dahil edildi. Hasta ve kontrol gruplarındaki böbrekler "böbrek ünitesi" ismi ile araştırmaya dahil edildi. Hasta grubunda evre 3,4 ve 5 reflüsü bulunan böbrekler "ileri evre böbrek ünitesi" olarak tanımlandı. "İleri evre böbrek üniteleri" skarlı ve skarsız olarak kendi içinde ikiye ayrıldı. Hasta popülasyonundaki evre 1 ve 2 reflüsü bulunan böbrekler "erken evre böbrek ünitesi"olarak, tek taraflı reflüsü olan hastalarda reflü olmayan taraftaki böbrekler "kontralateral böbrek ünitesi" olarak tanımlandı. 21 kişilik kontrol grubundaki toplam 42 böbrek ünitesi ise "kontrol böbrek ünitesi" olarak tanımlandı. 3 hastada soliter böbrek yapısı mevcuttu ve toplam 139 böbrek ünitesi ile araştırma yapıldı.Böbreklerin üst, orta ve alt zonlarına elastografi değerlendirmesi yapılmıştı. Ölçümler sırasında kapsülden ve mümkün olduğunca medulladan kaçınarak korteksi değerlendirmek için her zona üç adet ilgi alanı(ROI) yerleştirildi. Her böbrek ünitesinde toplam 9 ölçüm gerçekleştirilip parankimin ortalama shearwave elastografi (SWE) hızları m/sn cinsinden kaydedildi. Yapılan karşılaştırmada ileri evre skarlı böbrek ünitelerinin SWE hızlarının diğer gruplardan anlamlı oranda yüksek olduğu tespit edildi (p<0.05). Bu karşılaştırmaya yönelik yapılan "Receiver Operating Characteristic" (ROC) analizinde SWE hızı için 2.06 m/sn değerinin skarlı böbrek ünitelerini skarsız ileri evre böbrek ünitelerinden ayırmada duyarlılığı %83.7 özgüllüğü %76.5olarak hesaplandı. SWE tekniği renal parankimin değerlendirilmesinde umut vaat eden, tekrarlanabilir, kolay uygulanabilir, non-invaziv bir tanısal görüntüleme yöntemidir. Yaptığımız çalışmanın bu konu üzerinde daha geniş kapsamlı ve kontrollü çalışmalara ışık tutacağını, ayrıca SWE incelemesinin skar oluşumunun tespitinde DMSA'ya alternatif olarak kullanılabilecek umut vadeden bir yöntem olduğunu düşünüyoruz.

BöbrekBöbrek hastalıklarıElastografi+3
Abdullah Kocaoğlan
Gaziantep University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı erişkinlerde masseter ve temporal kas kalınlıklarının ve shear wave elastografi ile kas sertliğinin referans değerlerinin belirlenmesi

Çiğneme sisteminin performansı temel olarak, masseter ve temporal kaslar tarafından üretilen kuvvetlere bağlıdır. Bu kasların kalınlık ve sertlikleri, kas performansı ve kuvvetinin kritik bir belirleyicisidir. Bu nedenle kas kalınlık ve sertliklerinin in vivo değerlendirilmesi, kas fonksiyonlarının anlaşılmasına ve geliştirilmesine yardımcı olabilir. Bu tez çalışmasında; sağlıklı erişkinlerde istirahatte ve kontraksiyonda, masseter ve temporal kaslarının kalınlık ve sertliklerinin refarans değerlerini oluşturmak ve bu değerlerin yaş, cinsiyet, taraf ve Vücut kitle indeksine göre değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmada, yaşları 18-59 arasında değişen 160 (80 kadın, 80 erkek) sağlıklı bireyin toplam 320 masseter ve temporal kası ultrasonografi ve Shear Wave Elastografi (SWE) ile incelendi. İstirahatte ortalama masseter kas kalınlığı 1,09±0,21 cm; kontraksiyonda 1,40±0,25 cm olarak bulundu. İstirahatte temporal kas kalınlığı 0,88±0,11 cm; kontraksiyonda 0,98±0,12 cm olarak bulundu. İstirahatte ve kontraksiyonda yaşla birlikte masseter ve temporal kas kalınlıkları artış göstermiş olup bu bulgu temporal kas için anlamlı değildi. İstirahatte ve kontraksiyonda masseter ve temporal kas kalınlıkları, erkeklerde kadınlardan daha fazla bulundu (p<0,001). İstirahat ve kontraksiyonda sağ ve sol masseter kas kalınlıkları arasında anlamlı farklılık bulunmuşken temporal kasta bulunmadı. İstirahatte ve kontraksiyonda yaş ve vücut kitle indeksi arttıkça masseter ve temporal kas kalınlığı artış gösterdi ancak bu bulgular temporal kas için anlamlı değildi. Masseter kasın sertlik değerlendirmesi transdüser 2 farklı pozisyonda iken yapıldı ve bu iki durum birbiriyle karşılaştırıldı. İstirahatte transdüser masseter kasa transvers pozisyonlandırıldığında masseter kasın sertliği (İSWE-T) 6,91±1,22 kPa; İstirahatte transdüser masseter kasa longitüdinal pozisyonlandırıldığında masseter kasın sertliği (İSWE-L) 8,49±1,25 kPa olarak bulundu. Kontraksiyonda transdüser masseter kasa transvers pozisyonlandırıldığında (KSWE-T) 31,40±7,03 kPa; kontraksiyonda transdüser masseter kasa longitüdinal pozisyonlandırıldığında (KSWE-L) 35,65±7,45 kPa olarak bulundu. Hem istirahatte hem de kontraksiyonda masseter kas sertliğinin değerlendirildiği transvers ve longitüdinal yöntemlerle yapılan ölçümler arasında anlamlı farklılıklar saptandı. İstirahatte temporal kas sertliği 8,84 kPa; kontraksiyonda 20,43 kPa olarak bulundu. İstirahatte ve kontraksiyonda masseter ve temporal kas sertlikleri, erkeklerde kadınlardan daha fazla bulundu (p<0,001). İstirahat ve kontraksiyonda sağ ve sol masseter ve temporal kas sertlikleri arasında anlamlı farklılık bulunmadı. İstirahatte ve kontraksiyonda yaş ve vücut kitle indeksi arttıkça masseter ve temporal kas sertlikleri azalma göstermiş ancak kontraksiyonda masseter kas sertliğindeki azalma anlamlı bulunmamıştır. Sonuç olarak, ultrasonografi ve SWE çiğneme kas kalınlıklarının ve sertliklerinin değerlendirilmesinde etkili bir yöntem olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Masseter kas, Shear Wave Elastografi, Temporal kas Ultrasonografi.

ElastografiMasseter kasıReferans değerler+2
Ayşe Nur Koruyucu
Gaziantep University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Geleneksel ve modifiye hızlı üst çene genişletme apareylerinin çiğneme kasları üzerindeki etkilerinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; üst çenesinde transversal yönde darlığı olan hastalarda geleneksel ve modifiye hızlı üst çene genişletme apareylerinin çiğneme kasları üzerindeki etkilerini ultrasonografik ve shear wave elastografisi ile değerlendirmektir. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na tedavi amacıyla başvurmuş olan, iskeletsel maksiller darlığa sahip, yaşları 8-15 yıl arasında değişen, kliniğin rutin hastası olan birey dahil edildi. Randomize olarak seçilen 31 birey iki gruba ayrıldı: Grup 1; Geleneksel Hyrax RME (HRME) apareyi (n=15), Grup 2; Akrilik Capli Modifiye RME (AcRME) apareyi uygulanan hastalar (n=16). Bireylerden T0 (aparey uygulaması öncesi), T1 (aktivasyon sonu) ve T2 (aktivasyonun tamamlanmasını takiben 3.ay) dönemlerinde ultrasonografi ve elastografi kayıtları alındı. Alınan kayıtlar aracılığı ile masseter, anterior temporal ve lateral pterigoid kaslarının kalınlıkları ve sertlik değerleri analiz edildi. Hem AcRME hem HRME gruplarında, ortalama kalınlık ve sertlik değerlerinin zamanlar arası karşılaştırmalarında anlamlı farklılık gözlenmezken; sağ-sol ayrımı yapılarak analiz edildiğinde her iki apareyin de kasları anlamlı olarak etkilediği görüldü. Çalışmada en çok etkilenen kaslardan olan lateral pterigoid kasın farklı zamanlarda ölçülen kalınlık ve sertlik değerleri AcRME grubunda daha fazla idi. Bu durumun AcRME apareyinin dizaynındaki okluzyon yüksekliği farklılığından kaynaklandığı düşünüldü.

Alveolar kenar artırılmasıDental aygıtlarElastografi+3
Leyla Tezcan
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipotiroid hastalarında median sinirstrain ve shear wave elastografisi

Çalışmamızda karpal tünel sendromu (KTS) semptomları mevcut hipotiroid hastalarında median sinirin elastisitesinin Strain (SE) ve Shear wave (SWE) elastografi yöntemleri kullanılarak ölçülmesi ve kontrol grubuyla karşılaştırılarak hipotiroid hastalarında KTS nun artan sıklığının sonoelastografik olarak tespiti amaçlanmıştır. Çalışmamızda 27 hastaya ait 54 el bileği incelendi. Çalışmamıza 18-60 yaş KTS sepmtomları bulunanhipotiroidi hastaları dahiledilmiştir.Kontrol grubunda ise 28 hastaya ait 56 el bileği incelendi. Çalışmamızda hastaların median siniri proksimal sıra karpal kemik seviyesinde fleksör retinakulum altında tespit edilip median sinir kesit alanı (MSKA) ayrıca SWE ve SE ile de sertliği tespit edilmiştir. Hasta grubunda yapılan ölçümlerde MSKA ortalaması sağda 0,1 ± 0,02 cm2 ve solda 0,09 ± 0,02 cm2 olarak ölçüldü. Kontrol grubunda yapılan ölçümlerde ise MSKA ortalaması sağda ve solda 0,06 ± 0,01 cm2 olarak ölçüldü. Hipotiroidi hastalarında kontrol grubuna göre MSKA anlamlı olarak yüksek bulundu(p=0,001).İki grup arasında SE paternlerinirenklere göre kategorize ederek kalitatif olarak inceledik.Hipotiroidi grubunda SE paternlerinde istatistiksel olarak anlamlı sertlik izlendi. Ortalama SWE değeri kilopaskal (kPA) cinsinden hasta grubunda aksiyal planda sağda 69,19 ± 36,73 kPa, solda 52,93 ± 26,73 kPA ölçülmüş olup kontrol grubunda ise aksiyal planda sağda 18,94 ± 9,03 kPA,solda ise 17,18 ± 7,64 kPA olarak ölçülmüştür. Ortalama SWE değeri kPA cinsinden hasta grubunda sagital planda sağda 69,51 ± 32,29 kPA, solda 56,2 ± 23,38 kPA ölçülmüş olup kontrol grubunda ise sagital planda sağda 17,63 ± 7,1 kPA, solda 15,54 ± 6,16 kPA olarak ölçülmüştür. Kontrol grubu ve hasta grubu arasında median sinir SWE değerleri hipotiroidili hastaların el bileklerinde anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,001). Hipotiroid hastalarında sağlıklı katılımcılarla karşılaştırıldığında median sinir sertliğinin ve kesit alanının arttığı gösterilmiştir.Bu çalışmayla hipotiroidililerde KTS sıklığının arttığı gösterilmiş olup kullanılan USG ve sonoelastografik yöntemlerin tekrarlanabilir, zararsız ve kolay ulaşılabilir olması nedeniyle KTS tanısında umut vaadeden bir görüntüleme yöntemi olduğu sonucuna varılabilir.

ElastografiHipotiroidizmKarpal tünel sendromu+1
Şeyma Eseoğlu Pekcan
Gaziantep University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal lenf nodlarının benign-malign ayrımında shear wave elastografi ve histopatolojik bulguların karşılaştırılması

Amaç: Bu prospektif çalışmanın amacı servikal bölgede persistan lenfadenopatisi olan hastalarda lenf nodlarının shear wave elastografi (SWE) ile incelenerek elde edilen shear dalga hızlarının (SWV) kantitatif olarak değerlendirilmesi ve SWE'nin benign-malign lenf nodu ayırımında tanısal performansının histopatolojik bulgular referans standart alınarak ortaya konmasıdır. Materyal ve Metod: Çalışmamıza 72 hastadan 100 lenf nodu dahil edildi. Tüm hastalara histopatolojik örnekleme öncesi konvansyonel US incelemesi ve virtual touch tissue imaging quantification (VTIQ) kullanılarak SWE incelemesi yapıldı. Konvansiyonel inceleme ile lenf nodu seviyesi, kısa aks, aks oranı, lenf nodunda hilus varlığı veya yokluğu, kalsifikasyon varlığı veya yokluğu, kistik değişiklik varlığı veya yokluğu, lenf nodu vaskülarite paterni değerlendirildi. SWE incelemesinde doku sertliğini gösteren SWVmaksimum ve SWVortalama değerleri ölçüldü. Diagnostik performans ise receiver operating characteristic (ROC) analizi ile değerlendirildi. En iyi eşik değerler Youden indeks ile belirlendi. Lenf nodlarının benign ve malign ayrımında histopatolojik tanı referans standart olarak belirlendi. Bulgular: Histopatolojik olarak 52 lenf nodu benign 48 lenf nodu malign olarak raporlandı. Benign lenf nodlarında SWVmaksimumdeğerleri ortalama 3.21 ± 1.23 m/sn, SWVortalama ortalama 2.96 ± 1.15 m/sn, malign lenf nodlarında SWVmaksimum değerleri ortalama 4.51 ± 1.16 m/sn, SWVortalama ortalama 4.18 ± 1.10 ölçüldü. SWVmaksimum ve SWVortalama değerleri malign lenf nodlarında benign lenf nodlarına göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek tespit edildi (p<0.001). ROC eğrisi kullanılarak SWVmaksimum ve SWVortalama için en iyi eşik değer 3.03 m/sn belirlenmiş olup SWVmaksimum ve SWVortalama için benign ve malign lenf nodlarını ayırt etmede sırasıyla duyarlılık, özgüllük, pozitif ve negatif öngörü değeri ve doğruluk oranları %93, %59, %68, %91, %75 ve %91, %63, %69, %89, %77 olarak hesaplanmıştır. Sonuç: Malign ve benign lenf nodlarının ayrımında SWE umut vaat eden tekrarlanabilir noninvaziv bir tanısal görüntüleme yöntemi olup SWVmaksimum ve SWVortalama değerleri lenf nodu karakterizasyonunda oldukça değerli bağımsız kantitafif göstergelerdir. SWE'nin rutin pratikte kullanımının lenf nodu karakterizasyonu hakkında bilgi sağlayabileceğini, ince iğne aspirasyon biyopsilerini ve cerrahi eksizyon yapılacak vaka sayılarını azaltacağını ve örnekleme yapılacak yüksek riskli lenf nodunun belirlenmesinde önemli katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.

BoyunElastografiLenf nodları+2
Alican Kılıç
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tiroid nodüllerinin benign-malign ayırımında arfı bulguları ile ince iğne aspirasyon biyopsi sonuçlarının karşılaştırılması

Amaç: Bu prospektif çalışmanın amacı ve B-mod ultrason ile birlikte non-invaziv bir method olan ARFI (Acoustic radition force impulse, virtual touch quantification (VTQ)) elastografi ölçümleri ile benign ve malign tiroid nodüllerinin ayrımında ve malignite öngörüsünde histopatolojik bulgular referans standart alınarak sonuçlarla karşılaştırma yapılacaktır. Materyal ve Metod: Çalışmamıza 82 hastadan 93 tiroid nodulü dâhil edildi. Tüm hastalara histopatolojik örnekleme öncesi konvansyonel US incelemesi ve virtual touch quantification (VTQ) kullanılarak elastografi incelemesi yapıldı. Konvansiyonel inceleme ile tiroid nodülü lokalizasyonu, boyutu, tiroid nodülünün ekojenitesi, kalsifikasyon varlığı veya yokluğu, kanlanma paterni, kenar düzeni ve halo varlığı veya yokluğu değerlendirildi. Her bir nodülden ortalama 5 ölçüm yapılarak SWVortalama değerleri hesaplandı. Diagnostik performans ise receiver operating characteristic (ROC) analizi ile değerlendirildi. En iyi eşik değerler Youden indeks ile belirlendi. Tiroid nodüllerinin benign ve malign ayrımında histopatolojik tanı referans standart olarak belirlendi. Bulgular: Histopatolojik olarak 64 tiroid nodulü benign 29 tiroid nodülü malign olarak raporlandı. Benign tiroid nodüllerinde SWVortalama değerleri ortalama 2.14 ± 0,59 m/sn, malign tiroid nodüllerinde nodlarında SWVortalama değerleri ortalama 3,63 ± 0,66 ölçüldü. SWVortalama değerleri malign tiroid nodüllerinde benign tiroid nodüllerine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek tespit edildi (p<0.001). ROC eğrisi kullanılarak SWVortalama için en iyi eşik değer 2,77 m/sn belirlenmiş olup SWVortalama için benign ve malign tiroid nodüllerini ayırt etmede sırasıyla duyarlılık, özgüllük, pozitif ve negatif öngörü değeri ve doğruluk oranları yüzdeleri %96.55, %90.62, %80.78, %98.46 olarak hesaplanmıştır. Sonuç: ARFI ölçümlerinin, B-mod ve renkli doppler ultrason görüntüleme ile birlikte uygulanarak benign-malign tiroid nodülü ayırmında ayırıcı tanıya katkı sağlayacağı, nodüllere uygulanan gereksiz biyopsi ve cerrahiyi azaltması açısından US-elastografinin shear wave tekniğinin nicel değerleri ile ileriki yıllarda geleneksel yöntemler arasında yerini alabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Tiroid nodülü, shear wave elastografi, ultrason, VTQ

BiyopsiBiyopsi-iğneElastografi+5
Mehmet Cihangir Koçak
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hepatit olgularında fibrozis derecesinin ARFI(Acoustic Radiation Force Impulse) elastografi bulgularının histopatoloji sonuçlarıyla karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızdaki amaç kronik hepatit olgularındaki fibrosisi tespit etmede ve miktarını belirlemede ARFI elastografinin tanıya katkısını histopatolojik bulgularla kıyaslayarak araştırmaktır. Materyal Metod: Haziran 2018-Ağustos 2018 tarihleri arasında kliniğimize karaciğer biyopsisi için gönderilen kronik hepatit tanılı 122 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların karaciğer sağ lobtan 10 shear wave hız ölçümü yapılmıştır. Ortalama ARFI hız değerleri ISHAK sınıflamasındaki fibrozis değerleri ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Birinci karşılaştırma evre ≤ F1 fibrozise sahip hastalar ile evre ≥ F2 hastalar arasında yapıldı. Buna göre fibrozis varlığını tespit etmede ARFI elastografinin iki grubu ayırmada optimal kesme değeri 1.26 m/s olarak belirlendiğinde sensitivite % 77, spesifite % 68 olarak bulundu. İkinci karşılaştırma grubunda belirgin fibrozisi belirlemeye yönelik olarak; fibrozis evreleri ≤ F2 ve ≥ F3 olan iki hasta grubu arasında yapılmıştır. Buna göre belirgin fibrozisi belirlemede ARFI elastografinin iki grubu ayırmada optimal kesme değeri 1.45m/sn olarak belirlendiğinde sensitivite % 85, spesifite % 87 olarak bulundu. Üçüncü karşılaştırma siroz olgularını diğer fibrozis gruplarından ayrımına yönelik olarak fibrozis evresi ≤ F4 olan hasta grubu ile fibrozis evresi ≥ F5 olan hasta arasında yapılmıştır. İki grubu ayırmada ARFI elastografi için optimal kesme değeri 1.64 m/s olarak belirlendiğinde sensitivite % 100, spesifite % 84 olarak bulundu. Sonuç: Çalışmamızda ARFI elastografi ile belirgin fibrozisin varlığının ortaya konmasında ve sirotik süreçleri belirlemede güvenilir sonuçlar elde edilmiştir. ARFI elastografi, kronik karaciğer hastalığında çoğu durumda biyopsinin yerini alabilecek bir yöntemdir. Anahtar Kelimeler: Ultrasonografi, ARFI, Kronik Hepatit

ElastografiFibrozHepatit+4
Mehmet Akif Ersoy
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnmeli hastalarda disfaji rehabilitasyonun etkinliliğinin klinik endoskopik ve ultrasonografik değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmamızın amacı inmeye bağlı disfaji gelişen hastalarda disfaji rehabilitasyonunun etkinliğinin klinik, disfaji ölçütleri, fiberoptik endoskopi ve ultrasonografi ile değerlendirilmesi ve hastaların ultrasonografik verilerinin sağlıklı katılımcılarınki ile karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hafsa Sultan Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniği'ne başvuran; inme sonrası yutmada zorlanma şikayeti olan 30 hasta ve yutma ile ilgili herhangi bir şikayeti ve inme öyküsü olmayan 30 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Olguların tümünün demografik özellikleri, özgeçmişi ve kullandığı ilaçlar sorgulandı. Hastaların öyküleri, genel ve disfajiye yönelik fizik bakıları ayrıntılı olarak değerlendirildi. Hastalar inmeye yönelik fonksiyonel bağımsızlık ölçeği (FIM); disfajiye yönelik yatak başı nörolojik değerlendirme-yatak başı yutma değerlendirilmesi, EAT-10, fonksiyonel oral alım skalası (FOIS), fonksiyonel yutma skalası (FYS), MD Anderson disfaji değerlendirme ölçeği (MDADI) ile değerlendirildi. Ultrasonografi (US) ile hastalarda ve kontrollerde mandibula-hyoid, hyoid-tiroid mesafesi, dil kalınlığı istirahat sırasında, sıvı ve yoğurt yutarken ölçüldü. İstirahat sırasında dil elastografisine, sıvı ve yoğurt yutma sırasında frame-sürelerine bakıldı. Hastalar fiberoptik endoskopi (FES) ile penetrasyon aspirasyon skalası (PAS) kullanılarak değerlendirildi. Hastalara 4 hafta boyunca haftada 5 gün, günde 1 saat olmak üzere fizyoterapist eşliğinde disfaji egzersizleri uygulandı. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası 1. ve 3. ay olmak üzere 3 kez, kontrol grubu ise 1 kez değerlendirildi. Bulgular: Yatak başı nörolojik-yutma değerlendirmesi, EAT-10 ve MDADI ölçütleri 1. aydan itibaren anlamlı olarak düzeldi (p<0.000). Hastaların PAS değerleri 1. ayda anlamlı olarak düzeldi ancak 3. ayda fark izlenmedi. US değerlendirme parametrelerinden mandibula hiyoid ölçümü (sıvı ve yoğurt yutma sırasında) ve frame-süre tedavi sonrası 1. aydan itibaren izlem boyunca çok anlamlı düzelme gösterdi (p<0.001). Buna karşın dil kalınlığı ölçümlerinde beklenen anlamlı değişim olmadı. Her iki grup karşılaştırıldığında sadece frame-süre tedavi sonrası 1. ayda anlamlı olarak fark gösterdi ve bu farklılık izlem boyunca devam etti. Diğer parametrelerde tedavi öncesi saptanan farklılıklar tedavi sonrası özellikle 3. ayda kontrol değerlerine yaklaşarak istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermedi. Nörolojik rehabilitasyon programı sonrası hastalarda FIM skorlarında anlamlı düzelmeler oldu. FYS hariç disfaji ölçütleri ve US değerleri ile FIM arasında anlamlı ilişki saptanmadı. US parametrelerinden genellikle frame ile ölçütler arasında daha fazla anlamlı ilişki saptandı. Disfajiye eşlik eden bulgular da tedavi sonrası anlamlı olarak düzeldi. Sonuç: US'nun B-mod ve elastografi tekniği disfajili olgularda oral ve faringeal fazı değerlendiren, girişimsel olmayan, radyasyon içermeyen bir görüntüleme yöntemidir. Özellikle frame-yutma süresi rehabilitasyon sonrasındaki değişimi gösteren objektif değerli bir parametredir. Aynı zamanda hasta ve kontrol ayrımını yapabilmektedir. Elastografi dil kalınlık ölçümüne göre daha hassas bulundu. US parametrelerinden özellikle frame disfaji ölçütleri ile uyumlu ilişkilidir. FIM ile US arasında ilişki saptanmadı. Hastanın işlevsel durumu iyi olsa bile disfaji gözden kaçabilir. İnmeli hastalar disfaji açısından detaylı olarak klinik bakı ve görüntüleme yöntemleri ile ayrıntılı değerlendirilmelidir. Disfajiye eşlik eden semptomlar da (çoklu yutma, salya artışı, tat değişikliği vb) rehabilitasyonla iyileşmektedir. Anahtar Kelimeler: Disfaji, inme, ultrasonografi, disfaji ölçütleri, elastografi.

ElastografiEndoskopiFizik tedavi+4
Tuğba Gözünke
Manisa Celal Bayar University
2019
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karotis arter aterosklerotik plaklarda shearwave elastografi

Amaç: SWE yeni kullanılmaya başlanan bir USG tekniğidir. Klinik çalışmamızda SWE görüntülemenin Young modülünü kullanarak karotis plaklarındaki temsil edilen sertlik değerleri ile risk gruplarının, klinik bulguların ve demografik verilerin karşılaştırılması ve potansiyel klinik faydasının gösterilmesi hedef alınmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya katılan hastalara TOSHIBA APLIO 500 marka ve model ultrasonografi cihazı 8-13 MHz yüzeyel hertz frekansa sahip lineer probu ile tüm hastaların rutin klinik B-Mode ultrasonografileri yapıldı (Şekil 3). Hastalara sırasıyla B-Mode ultrasonografi, doppler ultrasonografi ve sonoelastografi işlemi aynı seansta tek radyolog tarafından yapıldı. ICAlümenlerinden pik sistolik akım hızı, diyastolik akım hızı, sistolik akım hız oranları ve diyastolik akım hız oranları değerlendirildi. Karotis RDUS ile darlık derecesi tablo 1 de verilen kriterlere uygun şekilde ölçüldü (Şekil 4). Karotid plak üzerinde shear wave sonoelastografi ölçümü aksiyel kesitte 2 farklı noktadan yapılarak ortalamaları alındı (Şekil 5). ROI çapı 2 mm olarak standardize edildi. SWE ölçüm bölgesi kutusu karotisi içerecek şekilde ayarlandı. Kutucuk transvers alanda daha geniş tutularak ölçüm standardize edildi. Hastaların Karotis RDUS, plakların sonografik görüntüleri ve Shear Wave görüntüleri ölçüm değerleri hastanemizdeki PACS (Picture Archiving Comunication System) sistemine kaydedildi. Plaklar, aynı taraflı beyin hemisferinde 6 ay içerisinde nörolojik semptom olmasına göre semptomatik ve asemptomatik olarak ayrıldı. Verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS Statistics 22.0 istatistik programı kullanıldı. İstatistik anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edildi. Bulgular: Hastaların demografik bulguları, klinik özellikleri, laboratuvar bulguları CDUS bulgularıyla ölçülen darlık dereceleri, inme geçirme öyküleri ile SWE değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: SWE nispeten yeni bir USG tekniğidir. Karotis plaklarındaki sertlik farklarının değerlendirilmesi plak boyutu ve morfolojisi gibi çeşitli faktörleri dikkate alan plak stabilitesinin değerlendirilmesine büyük katkı sağlamaktadır. Bu çalışmamızda Karotis plakları olan hastalarda klinik ve laboratuvar verileri, demografik verileri, CDUS ile ölçtüğümüz darlık derecelerini SWE bulguları ile ilişkisini araştırdık. Ancak anlamlı bir korelasyon saptamadık. Hasta sayısının ve çeşitliliğinin kısıtlılığı nedeniyle bu konuda daha geniş klinik parametre ve benzer görüntüleme yöntemlerini içeren kontrollü prospektif çalışmalara gereksinim vardır. Anahtar kelimeler: Karotis Arter Plak, shear wave, elastografi, ultrason

AterosklerozElastografiKarotis arterleri+1
İbrahim Anıl Deveci
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Benign ve malign meme kitlelerinin ayrımında us-elastografinin tanıya katkısı ve histopatolojik korelasyon

US-Elastografi, temelde doku sertliğini ölçmeye yarayan, konvansiyonel US nin sınırlı özgüllüğünden dolayı gerçekleştirilen benign tümör biyopsilerini azaltmak amacıyla uygulanan, özgüllüğü yüksek, noninvaziv yardımcı bir yöntemdir. Bu çalışma ile doku elastisitesini ölçmeye yönelik yeni bir ultrasonografi yöntemi olan elastografinin benign - malign meme kitlelerinde ayrımındaki etkinliğini histopatolojik bulgularla karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Memede kitlesi bulunan 377 olgu çalışmaya dahil edildi. Olguların yaşları 12-83 arasında (ortalama 51) olup, 375 i kadın, 2 si erkekti. Tüm olgular, elastografi yazılımı bulunan Siemens Acuson Antares ultrasonografi cihazının 13-8 MHz lineer probu kullanılarak, gri skala ve elastografik görüntüleri değerlendirildi. Tüm görüntüler dijital ortamda kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen tüm BIRADS 4 ve 5 lezyonların sitolojik/histopatolojik tanısı mevcuttu. Lezyonların elastisite skorları; Skor 1: Lezyonun hiç inelastik (kırmızı) alan yok, Skor 2: İnelastik (kırmızı) alan lezyonun %45'inden az, Skor 3: İnelastik (kırmızı) alan lezyonun %45'inden fazla, Skor 4: lezyonun tamamına yakını inelastik (kırmızı), Skor 5: lezyonun tamamı inelastik (kırmızı), olmak üzere beş kategoride değerlendirildi. Lezyonların ayrıca, sayısı (multipl/soliter olduğu), boyutları, ekojenitesi, iç yapısı (solid/solid-kistik karışık), periferal halo varlığı, sınır özelliği, şekli, transvers/ap çap oranı, yerleşim yeri(cilde göre konumu) değerlendirildi. Olguların gri skala özellikleri, elastografi skorları patolojik tanıları ile karşılaştırıldı. Ayrıca hastaların yaşlarının da istatistiksel olarak meme kanseri ile ilişkili olup olmadığı değerlendirildi. Bulgular: Lezyonların BIRADS sınıflamasına göre değerlendirilmesinde BIRADS 2 ve 3 lezyonlar benign BIRADS 4 ve 5 lezyonlar kendi arasında kategorize edildi. Buna göre 533 lezyondan 258 i BIRADS 2 ve 3, 375 tanesi BIRADS 4, 5 kategorisindededir. Buna göre 533 lezyondan 258 i BIRADS 2 ve 3, 375 tanesi BIRADS 4, 5 kategorisindededir. Lezyonların elasto skorları değerlendirildiğinde skor 1, 2, 3 olan lezyonlar benign; skor 4, 5 olan lezyonlar ise malign olarak değerlendirildi. Elasto skoru 1 olan lezyon sayısı 10, skoru 2 olan lezyon sayısı 126, skoru 3 olan lezyon sayısı 124, skoru 4 olan lezyon sayısı 200, skoru 5 olan lezyon sayısı 73' tü. Skor 1 elastisite izlenen 10 lezyonun 9 u benigndi, 1 i nekrotik kitleydi. Skor 2 elastisite izlenen 126 lezyonun 113 ü benign, 13 ü maligndi. 8 kitle nekrotikti. Skor 3 elastisite izlenen 124 lezyonun 110 u benign, 14 ü maligndi.3 ü nekrotikti. Skor 4 elastisite izlenen 200 lezyonun 46 sı benign, 154 ü maligndi. Skor 5 elastisite izlenen 73 lezyonun 12 si benign 61 imaligndi. Çalışmamızda BIRADS US'nin duyarlılığı %98,3 seçiciliği %72, PÖD %64, NÖD %92,7 bulunmuştur. Gerçek zamanlı elastografi için elde edilen duyarlılık, özgüllük, pozitif öngörü ve negatif öngörü değerleri sırasıyla %84,4, %65, %55,3, %89,2 bulunmuştur. Sonuç: US-elastografi, meme lezyonlarının ayırıcı tanısında B-mod US ye yardımcı bir görüntüleme yöntemi olduğu sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Elastografi, meme kitleleri, skorlama, biyopsi

BiyopsiElastografiHistopatoloji+7
İnci Türkan Yılmaz
Manisa Celal Bayar University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Majör tükrük bezi kitlelerinin sonoelastografik özellikleri ve patoloji korelasyonu

Amaç: Tükrük bezi kitlelerini elastografik skor ve strain oranları ile değerlendirerek elastografinin benign ve malign tümörleri ayırmadaki tanısal etkinliğini araştırmak. Materyal-Metot: Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalında 2014 ile 2015 tarihleri arasında B-mode ultrasonografide tükürük bezinde lezyon saptanan 38 hastada 7 malign 33 benign lezyon strain elastografi ile değerlendirildi ve strain oranları hesaplandı. Elde edilen sonuçlar patoloji sonuçları ile karşılaştırıldı. Bulgular: Strain oranları benign grupta ortalama 2,09±1,93, malign grupta ortalama 2,02±1,59 olarak hesaplandı. İstatistiksel olarak iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı (p= 0,388). Elastografik skor benign grupta ortalama 2,36±0,74, malign grupta ortalama 2,28±1,38 olarak hesaplandı. İstatistiksel olarak iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı (p= 0,352). Strain oranını 2,05 kabul ettiğimizde sensitivite %75, spesifite %70 olmaktadır. Ancak ROC eğrisi altında kalan alan 0,73 olup istatistiksel olarak anlamsızdır (p=0,16). Sonuç: Elastografi tükrük bezi kitlelerinin benign malign ayrımında B-mode ultrasonografiye yardımcı bir tetkiktir. Ancak benign ve malign kitlelerde belirgin örtüşmeler olmaktadır. Çalışmamızda malign lezyon sayısı az olup daha geniş seriler ile yeni çalışmalar yapılması gerekmektedir. Yüzeyel kitlelerin elastografik değerlendirilmesinde lezyon ile referans doku altında benzer sertlikte dokular olmasına özen gösterilmedir. Yaptığımız literatür taramalarında daha önce lezyon altında yer alan dokunun sertliğinin elastografik sonuçları etkilediği belirtilmemiş olup bu açıdan çalışmamız bir ilk olmaktadır.

ElastografiNeoplazmlarPatoloji+2
Mustafa Faraşat
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Memede solid kitlelerin benign ve malign ayırımında us elastografinin rolü ve histopatolojik korelyasyonu

Amaç: Bu retrosepektif gözlemsel çalışmanın amacı, memede benign ve malign lezyonların ayırıcı tanısında sonoelastografinin katkısını araştırmak, sonuçların histopatolojik sonuçlarlarla korele etmek ve gelecekte memedeki solid lezyonlara yönelik gereksiz biyopsi işlemlerinin sayısını azaltmaktdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Şubat 2022 Ağustos 2022 tarihleri arasında hastanemize memede kitle ön tanısıyla başvuran 85 kadın hasta dahil edildi. Hastalar sonografi ve sonoelastografi inceleme ile değerlendirildikden sonra memede saptanan solid lezyonlara elde eilen radyolojik sonuçların histopatolojik korelyasyonunu yapmak için biyopsi işlemi uygulandı. Çalışma sırasında tüm veriler İBM SPSS v.20 programı ile istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen hastaların yaş ortalaması 42±13 olarak saptandı. Çalışmaya dahil edilen hastalara yapılan biyopsi sonucu lezyonların 58'nin(% 68.2) benign, 27'nin (% 31.8) malign olduğu gözlemlenmiştir. Yapılan sonoelastografik inceleme sonuçlarında ise 55 lezyon (% 64.7) benign, 30 lezyon (% 35.3) malign olarak saptandı. Çalışmamızda araştırılan SR değerinin duyarlılığı % 92.1, özgüllüğü % 75.5, Emean değerinin duyarlılığı % 98.7, özgüllüğü % 97.8, EL/B değerinin duyarlılığı % 97.8, özgüllüğü % 79.3 olarak saptandı. Araştırılan tüm değişkenliklerde elasto sonucuna göre benign ya da malign olma grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık izlenmiştir (p=0,000<0.05) Sonuc: B mod ultrasonografiyle beraber memede solid lezyonların sonoelastografiyle değerlendirilmesi benign ve malign ayırımında tanısal performansı yükseltmekte ve olası gereksiz biyopsi işlemlerinin sayısını azaltacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Biyopsi, gerinim oranı, meme, solid lezynlar, sonoelastografi.

ElastografiHistopatolojiMeme hastalıkları+3
Shafag Safarova
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psöriyatik artritli olgularda entesopatinin shearwave elastografi ve diğer sonografik bulgularının değerlendirilmesi

Amaç: Psöriyatik artrit tanılı hastaların ultarasonografik, sonoelastografik bulgularının hastalık aktivitesi ile karışılaştırılması, hangi ultrasonografik bulgunun hastalık aktivitesi ile korele olduğu ve takipte kullanılabileceğinin araştırılması bu verilerin literatürdeki verilerle karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Psöriyatik artirtli olgularının eklem tutulumlarında sonoelastografinin önemi ve takipte kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi ve hastaların takiplerinde kullanılabilecek yeni indekslerin geliştirlmesi de araştırmanın diğer amaçları içerisindedir. Gereç ve Yöntem: Hastanemiz Romatoloji Bilim Dalı Polikliniğinde takibi yapılan PsA tanılı hastalara yüzeyel patella ve quadriceps tendonlarından Toshiba Aplio 500 marka cihaz ile ultrasonografi görüntüleri ve SWE değerleri elde edildi. Hastaların fizik muayene bulguları, cilt lezyonlarının değerlendirilmesi için PASI (Psoriasis Area and Severity Index ), hastaların demografik ve klinik özellikleri (yaş, cinsiyet, eritrosit sedimentasyon hızı, CRP düzeyi ), klinik gidişat ( tanı yaşı, son durumu vb), kullanılan tedaviler ( non steroid antiinflmatuar ilaçlarlar, DMARDs, biyolik ajanlar vb.) hastane arşivlerinden öğrenildi ve bu bulgular hastalık aktivitesinin değerlendirilmesi amacıyla kullanıldı. Klinik aktivite, ultrasonografi ve SWE verileri arasındaki ilişki IBM-SPSS 20 programı ile istatistiksel olarak değerlendirildi. İstatistik anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edildi. Bulgular: Hastaların demografik bulguları, klinik özellikleri , PsA ya yönelik kullandıkları tedaviler, klinik gidişatları, PASi ile quadriceps ve patellar tendon kalınlıkları SWE değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: SWE tendon, kas, sinir ve ligamanları içeren çeşitli kas ve iskelet dokusundaki hastalıkların ciddiyetini belirlemede ve tedavi takibininde gelecek vaad eden bir görüntüleme yöntemidir. Biz de bu çalışmada psöriazis hastalarında klinik ve laboratuar verileri ile değerlendirilen hastalık aktivitesinin, pateller ve kuadriseps tendonun B mod US ve SWE bulguları ile ilişkisini araştırdık, ancak anlamlı bir koralesyon saptamadık. Hasta sayısının ve çeşitliliğinin kısıtlılığı nedeniyle bu konuda daha geniş anatomik bölgeleri içeren kontrollü prospektif çalışmalara gereksinim vardır., Anahtar kelimeler: Psöriyatik artrit; entezit, ultrasonografi; shear wave

Artrit-psoriatikElastografiProtezler ve implantlar+1
Eyüp Yılmaz
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Shear wave elastografi ve t2* haritalamanın erken evre troklear kıkırdak hasarı tanısına katkısı

Amaç: Erken diz patellofemoral osteoartrit hastalarında femoral troklear kıkırdağı MR T2* haritalama ve ultrason shear wave elastografi yöntemlerini kullanarak incelemek ve bu iki tekniğin tanıya katkısını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Teknik değerlendirmeler Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda Siemens marka 3T MRG cihazı (Siemens Magnetom Skyra, Germany) ile herhangi bir nedenle klinik branşlar tarafından istenilen diz MRG incelemeleri üzerinden prospektif olarak yapıldı. MRG'de troklear kıkırdak yapısı değerlendirilerek normal bulguları olan 41 olgu ve erken kartilaj hasarı bulguları olan 41 olguya MRG T2* haritalama, gri skala ultrason ve VTQ/ARFI yöntemiyle shear wave elastografi yapıldı. Troklear kıkırdakta T2* haritalamada relaksasyon zamanı ölçümleri aksiyel planda medial kondil (MK), lateral kondil (LK) ve interkondiler (İK) alandan olmak üzere 3 bölgeden 5 mm2 ROI'ler kullanılarak aynı kesit alanından 3 değer ölçülerek ortalamaları kaydedildi. Shear wave elastografi yönteminde troklear kıkırdak shear wave hız ölçümleri aksiyel planda MK, LK ve İK alandan olmak üzere 3 bölgeden önceden belirlenmiş 5x5 mm'lik ROI'ler kullanılarak aynı kesit alanından 3 değer ölçülerek ortalamaları kaydedildi. Her iki inceleme için de troklear kıkırdağın MK, LK ve İK bölgeden kalınlıkları ölçüldü. Bulgular: Ultrasonda kıkırdak kalınlıkları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık saptandı. Kıkırdak kalınlıklarının çalışma grubunda normal gruba göre MK (p=0,002), İK (p=0,002) ve LK'de (p=0,001) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek değerler oldukları gözlendi. MRG incelemede kıkırdak kalınlıkları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık saptandı. Kıkırdak kalınlıklarının çalışma grubunda normal gruba göre MK (p=0,003), İK (p=0,001) ve LK'de (p=0,001) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek değerler ölçüldü. Shear wave hız değeri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık izlendi. Shear wave hız değerinin çalışma grubunda normal gruba göre MK (p=0,023), İK (p=0,001) ve LK'de (p=0,753) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük değerler ölçüldü. T2* haritalama değeri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık gözlendi. T2* haritalama değerinin çalışma grubunda normal gruba göre MK (p=0,001), İK (p=0,001) ve LK'de (p=0,001) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek değerler oldukları tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda erken kartilaj hasarı bulguları olan grupta hem gri skala ultrason hem de MRG'de kıkırdak kalınlığında artış izlenmiştir. Patolojik grupta kıkırdaktaki yumuşamaya sekonder shear wave hız değerlerinde düşüş ve T2* haritalamada transvers relaksasyon zamanında uzama görülmüştür. Shear wave elastografi ve MRG T2* haritalama tekniklerinin diz OA hastalarında özellikle erken evrede troklear kıkırdaktaki değişiklerin değerlendirilmesinde güvenilir yöntemler olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osteoartrit, Shear wave elastografi, Troklear kıkırdak, T2* haritalama, MRG

ElastografiKıkırdakManyetik rezonans görüntüleme+2
Meral Kaplan
Düzce University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Komplikasyonsuz katarakt cerrahisinin oküler elastisite ve retrobulber kan akımı üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Katarakt cerrahisi günümüzde yaygın olarak fakoemülsifikasyon tekniği ile gerçekleştirilmektedir. Gelişen teknoloji ile oftalmoloji pratiğine dahil olan bu modern teknik, her ne kadar dikkatle uygulanmaya çalışılsa da, yapılan uygulamanın doğası gereği göz yapıları üzerinde çeşitli etkiler ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmadaki amacımız, komplikasyonsuz katarakt cerrahisinin göz dokularının elastikiyeti ve retrobulber kan akımı üzerine olan etkilerinin incelenmesidir. Çalışmamıza senil kataraktı olan 53 hastanın 53 gözü ve yaş-cinsiyet uyumlu 55 gönüllü bireyin 55 gözü dahil edilmiştir. Katarakt grubundaki olgulara komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon cerrahisi uygulanmıştır.Tüm olgulara ilk başvuru esnasında ve katarakt grubundaki olgulara ek olarak katarakt cerrahisi sonrası 1 ve 3. aylarda shear wave elastografi ve Doppler ultrasonografi tetkikleri yapılmıştır. Üç aylık takip sonunda, fakoemülsifikasyon geçiren olgularda: retina-koroid sklera kompleksi, dış rektus kası, retrobulber yağ dokusu ve optik disk elastografi değerlerinde azalma; iç rektus kası elastografi değerinde nispeten stabil seyir, optik sinir elastografi değerinde ise izole bir artış izlenmiştir. Aynı grupta, Doppler sonuçlarına genel olarak bakıldığında; tepe sistolik hızda düşme, diyastol sonu hızdaartış ve direnç indeksinde düşme ile vasküler dirençte azalma yönünde bir değişim olduğu görülmüştür. Mevcut sonuçlara göre, komplikasyonsuz katarakt cerrahisi sonrası oküler elastisitede genel bir artış ile birlikte vasküler dirençte düşüş olmaktadır. Sonuçlarımızın, geniş kitlelerde farklı senaryolarla yapılacak iyi planlanmış klinik çalışmalarla teyit edilmesi gerekmektedir.

DopplerElastografiFakoemülsifikasyon+1
Sevde Akçay Usta
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adeziv kapsülit olgularında inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks tutulumunun shear wave elastografi ile değerlendirilmesi: Mrg korelasyonlu çalışma

Amaç: Adeziv kapsülit klinik ön tanısı bulunan ve MR (manyetik rezonans) görüntülemede inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks (IGHKK) etkilenimi ortaya konulan olgularda sonoelastografinin tanıya katkısının değerlendirilmesi Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Ocak 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde; başta fiziksel tıp ve rehabilitasyon ile ortopedi ve travmatoloji olmak üzere klinik branş hekimleri tarafından yapılan değerlendirmede adeziv kapsülit tanısı konulan ve kas-iskelet konusunda deneyimli iki uzman radyolog tarafından yapılan değerlendirme sonucu MR görüntülemede inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks tutulumunun radyolojik kanıtı bulunan 13'ü erkek 17'si kadın toplam 30 hasta ile, klinik değerlendirme ve MR görüntüleme sonucunda adeziv kapsülit düşünülmeyen 16'sı erkek 18'i kadın 34 kişilik kontrol grubu dahil edildi. MR görüntülemeler 3 Tesla MR cihazı ile yapıldı. Sonoelastografik işlem Siemens Acuson-S2000 ultrason cihazına ait 9L4 (4-9 MHz) frekanslı lineer prob ile Virtual Touch Quantification (VTQ/ARFI) yöntemi kullanılarak yapıldı. İnferior glenohumeral kapsüloligamentöz komplekse shear wave elastografi yöntemi uygulanarak ortalama SWV (shear wave elastografi) değerleri elde edildi. İstatistiksel olarak kategorik veriler arasında karşılaştırmalar ve tamamlayıcı istatistik analizleri yapıldı. Bulgular: Hasta ve kontrol grubunun inferior kapsüloligamentöz kompleksinin özellikle ön bandı olmak üzere sonoelastorafi ile sertlik derecesi m/sn cinsinden elde edildi. Yaşa ve cinsiyete göre gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0.279). Hasta olgularda SWV değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü (p<0.001). Hasta ve kontrol gruplarındaki cinsiyete göre hız değerlerinin değişiminin farklı şekillerde ortaya çıktığı gözlendi. Hasta grubunda erkeklerdeki hız değeri daha yüksekken, kontrol grubunda ise kadınlardaki hız değerinin daha yüksek olduğu görüldü (p=0.007). Sonuç: Çalışmamızın sonucunda adeziv kapsülit olgularının inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleksinde sonoelastografi ile kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede sertleşme olduğu tespit edilmiştir. Böylece çalışmamız, sonoelastografinin adeziv kapsülit olguların inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks tutulumunun değerlendirilmesinde MR görüntülemeye yardımcı, pratik ve güvenilir bir görüntüleme yöntemi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu konuda daha ileri çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Adeziv kapsülit, elastografi, inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks, omuz, shear wave

AdezyonlarBursitElastografi+3
Hakan Hüseyin Soylu
Düzce University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnfertil hastalarda testis arfi elastografi değerlerinin sperm sayıları ile ilişkisi

Amaç: Bu prospektif çalışmanın amacı infertil erkek hastalarda shear wave elastografinin (SWE) sperm sayısı ile ilişkisini saptamak ve tanısal performansının değerlendirilmesidir. Materyal ve Metod: Çalışma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda infertilite tanısı almış ve semen analizi yapılmış 113 hasta ile yapılmıştır. Tüm hastalara US incelemesi ve virtual touch tissue imaging quantification (VTIQ) kullanılarak SWE incelemesi yapıldı. Her testiste toplam 6 ölçüm yapıldı.US inceleme ile testislerin hacim ölçümleri yapıldı. Renkli Doppler Ultrasonografi kullanılarak varikosel yönünden hastalar değerlendirildi Bulgular: Azospermi hastalarında sağ ve sol testis volüm değerleri diğer gruplardan istatistiksel olarak farklı ve düşük değerde bulunmuştur(p=0,001). Azospermi hastalarında tüm zonlarda ve ortalama SWE değerleri diğer gruplara göre anlamlı yüksek bulunmuştur(p=0,001). Sperm sayısı ile ortalama volüm arasında pozitif yönde orta şiddette bir ilişki saptanmıştır (r=0,545, p=0,001). Sperm sayısı ile ortalama SWE arasında negatif yönde orta şiddette bir ilişki saptanmıştır (r=-0,429, p=0,001). Ortalama volüm ile ortalama SWE arasında negatif yönde orta şiddette bir ilişki saptanmıştır (r=- 0,590, p=0,001). Sperm sayısı normal hasta grubu ile azospermi hastaları arasında yapılan ROC analizinde kesim değeri 2,06 m/sn olup sensivite (duyarlılık) %72 spesivite(özgüllük) %87,88 ölçülmüştür. (p<0,001; EAA=0,837; Sensitivite= 72,00% (95% GA 46,5-85,1); Spesivite=87,88% (95% GA 81,5-95,2). Azospermi hasta grubu ile oligospermi hasta grubu arasında yapılan ROC analizinde kesim noktası 2,04 m/sn olarak belirlenmiştir. Buna göre yapılan değerlendirmede sensivite %72 spesivite %83,33 ölçülmüştür. (p<0,001; EAA=0,789; Sensitivite= 72,00% (95% GA 46,5-85,1); Spesivite=83,33% (95% GA 81,5-95). Sonuç: İnfertilite şikayetiyle başvuran erkek hastalarda testis parankiminin değerlendirilmesinde, SWE invaziv olmayan bir yöntem olup gri skala ve RDUS tetkiklerine ek yararlı bilgiler sağlayabilir.

ElastografiKısırlıkSperm+3
Cihad Varol
Gaziantep University
2019
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Beta talasemi majör tanılı çocuklarda karaciğer dokusunda demir birikiminin T2* MR, serum ferritin ve ARFI (Acoustic radiation force impulse) elastografi parametreleri ile değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızdaki amaç beta talasemi majör tanılı çocuklarda karaciğerde demir birikimini ve birikimin şiddetini değerlendirmede ARFI elastografiyi T2* MR ve serum ferritini ile karşılaştırmak ve aralarındaki ilişkiyi incelemek. Materyal Metod: Çalışmamızda retrospektif olarak Kasım 2018-Kasım 2019 tarihleri arasında hastanemiz pediatrik hematoloji bölümü tarafından beta talasemi majör tanısı ile takipli 18 yaş altı 40 hasta yer aldı. Hastaların hepsi transfüzyon ve şelasyon tedavisi alıyordu, ayrıca klinik ve laboratuvar olarak sistemik veya karaciğere lokalize ek hastalık bulgusu yoktu. Hastane veri sistemi üzerinden karaciğere yönelik MRG ve ARFI elastografi incelemelerine ulaşıldı. ARFI elastografi incelemesi Virtual touch tissue quantification (VTQ) yazılımı kullanılarak karaciğer segment 5-8'den seçilen 10 ayrı inceleme alanından shear wave hız ölçümü şeklinde yapıldı ve ortalama ARFI hız değeri alındı. MRG incelemesi 3Tesla MR cihazı (Philips Ingenia 3T) ile yapıldı. Demir birikimine yönelik multi TE gradient eko (T2*) sekansı kullanıldı. Demir yükünü belirlemek için karaciğer segment 5-8'den seçilen 10 ayrı inceleme alanından ROI yardımı ile ölçüm yapıldı ve ortalama değer alındı. Demir birikim şiddeti T2* MR değerlerine göre normal-hafif-orta-ağır olarak sınıflandırıldı. Hastane veri tabanı kullanılarak her hastanın serum ferritin değerlerine ulaşıldı. Serum ferritin değerleri için 10-58 ug/l aralığı normal sınırlarda kabul edildi. Karaciğerde demir birikimini değerlendirmeye yönelik T2* MR, ARFI elastogtafi ve serum ferritin değerleri arasındaki ilişkiler istatistiksel açıdan incelendi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen hastaların 14'ü kız, 26'sı erkekti. Ortalama yaş ay cinsinden 136,25(±38,97) olarak bulundu. Karaciğerde demir birikimi ile yaş ve cinsiyet arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p=0,638, p=0,878). T2* MR değerleri ile ARFI elastografi ve serum ferritin değerleri arasında negatif yönde orta şiddette bir ilişki saptandı (p=0,001, p=0,003). ARFI elastografi ile serum ferritin değerleri arasında pozitif yönde güçlü şiddette bir ilişki saptandı (p=0,001). Hastalar karaciğerde demir birikim şiddetine göre gruplara ayrıldığında 4 hastada (%10) normal, 11 hastada (%27,5) hafif, 25 hastada (%62,5) orta şiddette demir birikimi tespit edildi. Ağır demir birikimi olan hastamız yoktu. Bu hasta grupları arasında ortalama ARFI elastografi ve ortalama serum ferritin değerleri açısından anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,001, p=0,007). Normal demir birikimli hasta sayısı az olduğundan dolayı normal ve hafif grup birleştirilerek orta grupla karşılaştırılmış ve bu iki grup arasında ARFI elastografi ve serum ferritin değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,001, p=0,03). ARFI elastografi ve serum ferritin değerleri için ROC eğrisi çizilerek eğri altında kalan alan (AUC) değerleri elde edildi (Güven aralığı: %95). Buna göre, ARFI elastografinin karaciğerde orta derecede demir birikimine bağlı parankimal hasarı belirlemek için bu iki grubu ayırmadaki optimal kesme değeri %88 sensitivite, %80 spesifite ile 1.29 m/sn olarak belirlendi. Serum ferritin değerinin bu iki grubu ayırmada optimal kesme değeri ise %80 sensitivite, %73 spesifite ile 1456 ug/l olarak belirlendi. Sonuç: İlerleyici karaciğer hasarı gelişmesi riski orta ve ciddi karaciğer demir birikimi olan hasta gruplarında yüksek olduğu için bu hasta gruplarını belirlemek oldukça önemlidir. Karaciğerde demir birikimini ve şiddetini belirlemede günümüzde T2* MR yöntemi kullanılmaktadır. Ancak T2* MR yönteminin maliyeti, ulaşım zorluğu ve bekleme süreleri göz önüne alındığında, beta talasemi majör tanılı hastalarda ya da kronik kan transfüzyonuna sebep olan diğer durumlarda ek hastalık yokluğunda karaciğerde orta derecede demir birikiminin parankimal etkilerini ön görmede ARFI elastografi yöntemi kullanılabilir ve şelasyon tedavisinin düzenlenmesinde yol gösterici olabilir.Anahtar Kelimeler: T2* MR, ARFI, Beta Talasemi Major

DemirElastografiFerritin+5
Selami Kaban
Gaziantep University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik böbrek yetmezliğinde evre, shear wave elastografi ile fibrozis skorları, rezistivite indeksi ve fibrozis belirteçlerinin karşılaştırılması

Giriş: Kronik Böbrek Hastalığı (KBH) dünya çapında bir halk sağlığı sorunudur. Yaklaşık her 9-10 erişkinden birinde KBH olduğu düşünülmektedir. Erken tanı ve tedavinin progresyonu yavaşlattığı bilinmektedir. KBH patofizyolojisinde ve böbrek fonksiyonlarının kaybında renal fibrozis önemli yer tutmaktadır. Renal fibrozisi saptamanın KBH erken tanısında, prognozunun belirlenmesinde ve yeni tedavi seçenekleri geliştirilmesi konularında faydalı olabileceği düşünülmektedir. Renal biyopsi ile fibrozis tanısı ve derecesi belirlenebilmektedir ancak invaziv ve zor bir yöntem olduğundan tüm hastalarda uygulanması pratik değildir. Bu nedenle renal fibrozisi saptamada kullanılabilecek noninvaziv yöntemler bulmak için araştırmalar yapılmaktadır. Biz de çalışmamızda renal fibrozisi öngörebileceği düşünülen markerlardan Transforming Growth Factor-Beta1 (TGF-β1), Interleukin-6 (IL-6), Apelin-12; inflamasyon markerlarından High Sensitive C-Reaktive Protein (hs-CRP) kan düzeyleri, renal doppler ultrasonografi (US) ile saptanan rezistivite indeksi (RI), renal shear-wave elastografi ile ölçülen renal fibrozis skorları arasındaki ilişkiyi saptamayı amaçladık. Çalışmamız ile renal fibrozisin noninvaziv tanı yöntemleri kullanılarak saptanmasına katkıda bulunmayı umuyoruz. Gereç ve Yöntem: Çalışma prospektif bir vaka kontrol çalışması olarak tasarlandı. Çalışmaya Düzce Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Şubat 2017 - Temmuz 2017 tarihleri arasında Dahiliye ya da Nefroloji polikliniğine başvuran 18 yaş üstü, Kidney Disease Improving Global Outcomes (KDIGO) kriterlerine göre evre 2,3,4,5 KBH tanısı olan 88 hasta dahil edildi. Dışlama kriterlerinden birini taşıdığı saptanan hasta kişi çalışma dışı bırakıldı. 68 hasta ve 19 kişilik kontrol grubu ile çalışma tamamlandı. Hasta grubunda 8 kişi evre 2, 27 kişi evre 3, 20 kişi evre 4, 13 kişi evre 5 KBH olarak belirlendi. Hasta ve kontrol grubundan yaş, cinsiyet, ek hastalık, vücut kitle indeksi (VKİ) bilgileri, kan örnekleri alındı, her iki gruba shear-wave elastografi ve renal doppler US ile ölçümler yapıldı. Bulgular: Çalışmamıza 68 kişi hasta, 19 kişi kontrol grubu olmak üzere toplam 87 kişi dahil edildi. Çalışmaya katılan kişilerin kadın erkek oranı benzer (p:0.752), yaşları değerlendirildiğinde ise hasta grubunun yaş ortalaması daha yüksek saptanmıştır (p<0.001). Çalışmamızda hs-CRP, IL-6, Apelin-12 düzeyleri hasta grubunda anlamlı şekilde yüksek saptanmıştır (sırasıyla p:0.001, p:0.004, p:0.009). Apelin-12 KBH evresi arttıkça daha yüksek değerlerde ölçülmüş olmasına karşın (p:0.047), hs-CRP ve IL-6'da bu ilişki bulunamamıştır(sırasıyla p:0.374, p:0.224). TGF-β1 değerlerinde ise hasta grubunda kontrol grubuna göre yüksek değerler saptanmış ancak istatistiksel anlamlı bulunmamıştır (p:0.313). TGF-β1 KBH evreleri arasında değerlendirildiğinde istatistiksel anlamlı farklılık saptanmamıştır (p:0.196). Alt grup analizlerinde Apelin-12 düzeyi diyabetik hasta grubunda diyabetik olmayan hasta grubuna göre anlamlı derecede daha düşük değerlerde saptanmıştır (p:0.009). RI, hem hasta grubunda kontrol grubuna göre yüksek saptanmış (p<0.001) hem de KBH evresi arttıkça daha yüksek değerlerde ölçülmüş olup (p:0.015) her iki durumda da istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Elastisite skoru için ise hasta-kontrol grubu arasında ve KBH evreleri arasında fark saptansa da bu bulgu istatistiksel anlamlılığa ulaşmamıştır (sırasıyla p:0.233, p:0,203). Sonuç: Çalışmamızda KBH hastalarında Apelin-12, IL-6, hs-CRP ve RI düzeylerinde hasta grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı yükseklik saptanmıştır. Diyabetik alt grupta RI anlamlı yüksek, Apelin-12 anlamlı düşük saptanmıştır. KBH evresi arttıkça Apelin-12 ve RI değerlerinin de istatistiksel anlamlı şekilde arttığı görülmüştür. RI ve Apelin-12'nin renal fibrozisin indirekt göstergesi olarak kullanılabileceği düşünülmüştür. TGF-β1 ve elastisite skorunun hasta grubunda daha yüksek değerlerde ölçülmesine karşın istatistiksel anlamlılığa ulaşmamasının hasta sayısının kısıtlı olmasının bir sonucu olduğu düşünülmüştür. KBH hastalarında erken tanı ve takipte kullanılabilecek noninvaziv yöntemlere katkı sağlayabilecek anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Çalışmamızın, bu konularda yapılacak daha geniş ve kontrollü çalışmalara ışık tutacağını umuyoruz. Anahtar Kelimeler: kronik böbrek hastalığı, renal fibrozis, rezistivite indeksi, shear-wave elastografi

BiyobelirteçlerBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+5
Cansu Arslantürk Güneysu
Düzce University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kitlelerinin ayırıcı tanısında elastografinin tanıya katkısının değerlendirilmesi ve histopatolojik korelasyonu

Amaç: Meme kanserinin tarama ve tanısında günümüzde altın standart olarak MG (mamografi) ve USG (ultrason görüntüleme) birlikte kullanılmaktadır. Ancak erken tanıda istenilen düzeye ulaşılamamış ve gereksiz biyopsi işlemlerinin önüne geçilemiştir. Çalışmamızda elastografi tekniklerinin meme lezyonların benign- malign ayırımında etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Metod: Çalışmamıza B-mod USG ile BIRADS skorlamasına göre biyopsi endikasyonu konan 58 hasta dahil edildi. Meme lezyonlarına strain elastografi tekniğiyle cihaz tarafından belirlenen, yeterli seviyede kompresyon uygulandıktan sonra lezyonların E-index ölçümleri yapıldı. Elastografi kutusundaki normal meme dokusunun sertlik derecesinin lezyonunkine oranı olan strain-ratio ölçümleri yapıldı. Shear-wave tekniğiyle lezyonların sınırı içinde sertlik derecesini gösteren renk haritalaması yapıldı. Renk haritalamaya göre lezyonun en sert odağından shearwave hız ölçümleri yapıldı. Elde edilen ölçümler lezyonların biyopsi sonuçları referans alınarak prospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: Tamamı kadın olan 58 hastanın yaş ortalaması 46,9±11, 58 lezyonun ortalama boyutu 29,4±12,7 olarak hesaplandı. Strain elastografi tekniğinde belirlenen E-index değerlerin ortalaması malign lezyonlarda 3,9, benign lezyonlarda 2,1ve E-ratio değerlerin ortalaması malign lezyonlarda 5,0±2,6 , benign lezyonlarda 1,6 olarak ölçülmüştür. Lezyonların shearwave (m/sn) hızlarının ortalama değerleri malign lezyonlarda 6,3±1,3, benign lezyonlarda 4,3 olarak ölçülmüştür. Malign grubun E-index, E-ratio ve shearwave (m/sn) ortancası, benign grubuna göre anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. Sonuç: SE (sonoelastografi) tekniklerinin meme lezyonlarının benign-malign ayrımında oldukça başarılı ve tanısal değerlerinin yüksek olduğu bulunmuştur. SE, günümüzde meme kanserinin tarama ve tanısında rutin olarak uygulanan B-Mod US ve MG tetkikleriyle birlikte pratik olarak uygulanılabilmektedir. SE tekniklerin meme lezyonlar için yapılması planlanan, günümüzde altın standart yöntem kabul edilen biyopsi ihtiyacını gelecekte azaltabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Sonoelastografi, meme lezyonları, strain ratio, shearwave

ElastografiHistopatolojiMeme hastalıkları+5
Elif Büyükkara
Düzce University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkinlerde patellar tendon elastikiyetinin dekatlara göre shear wave elastografi ile değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı, normal patellar tendonu shear wave elastografi ile değerlendirmek ve tendon elastikiyetinin yaş ile birlikte değişip değişmediğini saptamaktır. Çalışmaya 74'ü kadın ve 61'i erkek olmak üzere toplam 135 sağlıklı gönüllü birey dahil edilmiştir. Olgular dekatlara göre 20-29 yaş (1.Grup), 30-39 yaş (2.Grup), 40-49 yaş (3.Grup), 50-59 yaş (4.Grup) ve 60-69 yaş (5.Grup) olarak gruplandırılmıştır. Siemens Acuson-S2000 US cihazı ile 9L4 (4-9 MHz) lineer prob kullanılarak patellar tendonun uzunluğu ve üst, orta ve alt kısımlarda kalınlıkları ölçülmüştür. Virtual Touch Quantification (VTQ/ARFI) yöntemiyle üst, orta ve alt bölgenin elastografisi yapıldı ve sonuçlar birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Olguların radyolojik parametreleri, BMI değerleri ile de karşılaştırılmıştır. Erkeklerde kadınlara göre tüm yaş gruplarında patellar tendon uzunluğu, kalınlığı ve SWV değerleri yüksek bulundu (p = 0,001). Yaş grubu arttıkça shear wave hızında istatistiksel olarak anlamlı azalma bulundu (p = 0,001). BMI ile SWV arasında zayıf negatif korelasyon bulundu. Çalışmamızın sonucunda, patellar tendon sertliğinde yaş ile birlikte istatistiksel olarak anlamlı azalma bulunmuştur. Bu konuda daha ileri çalışmalar yapılması daha net bilgilere ulaşılmasını sağlayacaktır. Sonuç olarak ultrason elastografi, patellar tendon değerlendirilmesinde US'ye yardımcı ve güvenilir bir yöntemdir.

ElastikElastografiPatella+4
Mehtap Oktay
Düzce University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Zayıf ve obez bireylerde karaciğer yağlanmasının klinik, metabolik ve radyolojik olarak kıyaslanması

Bu çalışmada, karaciğer yağlanması radyolojik olarak tespit edilmiş, zayıf ve kilolu bireylerin klinik, laboratuvar ve radyolojik bulgularının karşılaştırılıp; benzer ve farklı yönlerinin ortaya konulması amaçlandı. Bu amaçla; Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Gastroenteroloji, Endokrinoloji ve İç Hastalıkları polikliniklerine başvuran üst abdomen ultrasonografisiyle(USG) karaciğer yağlanması tespit edilmiş. Vücut Kitle İndeksi (VKİ) <25 olan 20 ve VKİ >25 olan 60 hasta belirlendi. Bu hastalar aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT), alkalen fosfataz (ALP), gama glutamil transferaz (GGT), bilirübin, açlık kan şekeri (AKŞ), lipid profilleri, koagülasyon testleri, insülin düzeyleri ve insülin direnci açısından karşılaştırıldı. Hastaların karaciğer sertlik derecesi transient elastografiyle değerlendirildi. Hastalara fruktoz tüketim skalası anketi uygulanarak hastaların fruktoz tüketimleri değerlendirildi. VKI<25 olan hastaların %20'si kadın ve %80'i erkek iken VKI>25 olan hastaların %55'i kadın ve %45'i erkektir. Zayıf ve kilolu gruplar arasında cinsiyet açısından anlamlı farklılık görüldü. (p=0,007). Zayıf grubun glukoz değeri kilolu grubun glukoz değerinden anlamlı şekilde düşük bulundu(p=0,005). Zayıf grubun HOMA-IR değeri kilolu grubun HOMA-IR değerinden anlamlı olarak düşük tespit edildi(p=0,05). Zayıf ve kilolu gruplar arasında yağlanma evresi açısından anlamlı farklılık görülmedi. (p=0,525) Zayıf ve kilolu gruplar elastografi değerleri açısından karşılaştırıldığında anlamlı farklılık tespit edilmedi. (p>0,05) Zayıf grubun AST değeri kilolu grubun AST değerinden anlamlı şekilde yüksek bulundu.(p=0,025) Zayıf grubun %60'ında kilolu grubun ise %85'inde yüksek düzeyde fruktoz tüketimi izlendi ve gruplar arasında fruktoz tüketim miktarı açısından anlamlı farklılık görüldü. (p=0,027) Çalışmamızda NAFLD'LI (Nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı) zayıf grubun, NAFLD'lı kilolu gruba göre glikoz değeri ve HOMA-IR skorunu daha düşük bulduk. Zayıf bireylerde NAFLD gelişim mekanizması, bulguları, kliniği, tedavisi ve kilolu NAFLD'lı bireylerden bu açılardan farklarının net bir biçimde ortaya konabilmesi için; minimal yağlanmanın ultrasonografi ile atlanabilme ihtimalini dışlamak amacıyla çoklu noninvaziv tekniklerle karaciğerin değerlendirilmesi, bu amaçla çok daha geniş grupların taranması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: NAFLD, Transient Elastografi, HOMA-IR, Fruktoz Tüketimi

Aspartat aminotransferazElastografiFruktoz+7
Şuheda Ataş İpek
Fırat University
2021
00

Related subjects