Glokom
Bu konu başlığı altında 68 tez
Opere edilmiş olan konjenital/infantil katarakt hastalarında klinik özellikler, zaman içerisinde oküler parametrelerin değişimi, oküler erken ve geç dönem komplikasyonlarının gelişmesinde klinik risk faktörlerinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı opere tek/çift taraflı konjenital/infantil katarakt olgularında postoperatif dönemde göze ait parametrelerin değişimini, erken ve geç dönem komplikasyonları, bunların klinik özelliklerle ilişkisini ve preoperatif risk faktörlerini belirlemektir. Tek/çift taraflı konjenital/infantil katarakt nedeniyle ameliyat edilmiş ve takibi olan 0-3 yaş arası hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, sistemik tarama sonuçları, preoperatif ve postoperatif oftalmolojik muayene bulguları, oküler biyometrik özellikleri, ameliyat sonrası erken ve geç dönem komplikasyonları, uygulanan ek cerrahiler kaydedildi. Bu çalışmaya 18 kız, 16 erkek toplam 34 hastanın 58 gözü dahil edildi. Yirmi dört hastada çift, 10 hastada tek taraflı katarakt ameliyatı yapıldı. Cerrahi yaş ortalama 12,0 ± 12,2 (1,7-35,6) ve takip süresi ortalama 52,0 ± 24,4 aydı. Postoperatif erken dönemde en sık görülen komplikasyon 9 gözde (%15,6) arka sineşi olup bunu 8 gözde (%13,8) kapsüler fimozis izliyordu. Geç dönemde en sık görülen komplikasyon 10 gözde (%17,2) kapsüler fimozis olup, bunu 6 gözde (%10,3) görme aksı opasifikasyonu izliyordu. Ek cerrahi geçirme oranı %27 olup, en sık neden %13,6 oranında kapsüler fimozise yönelik kapsülektomi prosedürü uygulandı. Aksiyel uzunluk preoperatif ortalama 18,6 ± 2,4 mm; postoperatif ise 21,1 ± 1,3 mm idi (p<0,05). Afak glokom altı hastada (%17,6) ve ortalama 40,9 ± 34,2 (1,1-84,7) ayda gelişti. Afak glokom için risk faktörleri ailede konjenital katarakt öyküsü varlığı, postoperatif ön sineşi gelişimi, kapsüler fimozis varlığı ve preoperatif aksiyel uzunluğun kısa olmasıydı (sırasıyla p=0,010; p=0,014; p=0,025 ve p=0,005). Son kontrolde görmenin değerlendirilebildiği 33 gözde en iyi düzeltilmiş görme keskinliği tek taraflı grupta 7 gözde ortalama 0,11 ± 0,16 (0,1-0,9), çift taraflı grupta 24 gözde 0,41 ± 0,24 (0,01-0,4) idi. Konjenital katarakt, görme kaybı riski nedeniyle erken tanı ve tedavi gerektirmektedir. Afak glokom, cerrahi sonrası görülen en ciddi komplikasyonlardan biridir ve postoperatif erken ve geç dönemde gelişebildiği için risk faktörleri olan hastalar başta olmak üzere tüm hastalarda yakın ve ömür boyu takip gerekmektedir.
Opere konjenital katarakt hastalarında metabolik profilin erken ve geç dönem komplikasyonlarına etkisinin araştırılması
Konjenital katarakt, doğumda olan veya erken postnatal dönemde ortaya çıkan lens opasitesidir. Tüm dünyadaki prevalansı 10.000'de 1,71 (0,63-9,74) olarak bilinmektedir. Nadir görülmesine rağmen çocukluk çağı kataraktları çocuklarda görme bozuklukları ve körlüğün en önemli sebeplerinden biridir ve tüm dünyada çocuklarda körlüğün %5-20'sinin sebebini oluşturur. Görmeyi tehdit eden bir kataraktın uygun yönetimi; lensin cerrahi olarak alınmasını (ekstraksiyon) takiben, afak tashih ile düzeltme ve agresif bir ambliyopi tedavisini gerektirir. Konjenital katarakt ekstraksiyonunda, görsel prognozu etkileyen en kritik konu cerrahinin zamanlamasıdır. Unilateral kataraktlarda, ambliyopi gelişme riski daha yüksektir. Unilateral kataraktlarda 4-6 hafta arası, bilateral kataraktlarda ise 6-8 hafta arası önerilen cerrahi yaşıdır. Bilateral kataraktlarda bu süre 10 haftaya kadar uzatılabilmektedir. Metabolomiks, hızla gelişmekte olan biyokimyasal çalışma sahasıdır. Biyolojik sistemlerdeki endojen ve ekzojen metabolitlerin semi-kantitatif olarak çalışılması ve kıyaslanmasını sağlar. Bu çalışmada konjenital katarakt nedeniyle opere edilmiş olan hastalar post-operatif dönemde glokom geliştirip geliştirmediklerine göre glokom ve kontrol grubu olarak iki gruba ayrılmış; bu iki grup arasındaki serum metabolik profilleri karşılaştırılarak glokom gelişiminde olası bir biyobelirteç belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 48 hasta dahil edilmiştir. 48 hastanın 9'unda post-operatif dönemde glokom gelişimi mevcuttur. Bir hasta takip sırasında öldüğü için hiçbir gruba dahil edilememiştir. Gruplar arası dağılımda glokom grubunda olan 9 hastadan 5'i erkek (%55,6), 4'ü (%44,4) kadındır, kontrol grubunda olan 38 hastadan 16'sı (%42,1) erkek, 22'si (%57,9) kadındır (p=0,486). Otuz sekiz hastanın tanısı bilateral konjenital katarakt, 10 hastanın ise unilateral (5 sağ, 5 sol) konjenital katarakttır. Glokom grubunda tanı yaşı ortancası 3 (3-6) ay, kontrol grubunda tanı yaşı ortancası 3 (2-9) aydır (p=0,720). Glokom grubunda operasyon yaşı ortancası 4 (3-7,5) ay, kontrol grubunda operasyon yaşı ortancası 6,5 (3,75-18) aydır (p=0,409). Glokom grubunda çalışmaya dahil edildiğindeki ortalama yaş 8,13±5,11 (1,50-18) yaş, kontrol grubunda çalışmaya dahil edildiğindeki ortalama yaş 9,51±3,42 (2,00-15,00) yaştır (p= 0,330). Koopere olabilen tüm hastalara poliklinik muayenesinde görme keskinliği ölçümü yapılmıştır. Genel anestezi altında veya poliklinik muayenesinde göz içi basıncı ölçümü, kornea kalınlığı ölçümü, aksiyel uzunluk ölçümü, kornea çapı ölçümü, ön segmentin biyomikroskopik muayenesi, dilatasyonlu fundus muayenesi ve retinoskopi yapılmıştır; fundusun görülemediği durumlarda ise ultrasonografi ile değerlendirme yapılmıştır. Tüm hastalardan 1mL periferik kan örneği alınmıştır, kan santrifüjlendikten sonra plazma örnekleri eppendorf tüplerinde tüm plazma örnekleri birlikte analiz edilmek üzere -80°C'de saklanmıştır. GC-MS ve LC-qTOF-MS temelli metabolomiks analizler yapılmıştır. Fiehn ve Golm kütüphanelerinde daha önceden tanımlanmış olan toplamda 327 adet metabolit tanımlanmıştır. 327 metabolit içinde 17 tanesinin iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılığı saptanmıştır. Miyo-inositol (p<0,001), prolin (p=0,008), 3-indollaktik asit (p=0,010), gliserik asit (p=0,012), kolin (p=0,023), malik asit (p=0,035), trans-4-hidroksi-L-prolin (p=0,037), izositrik asit (p=0,041), fosfatidiletanolamin (p=0,044) metabolitlerinin düzeylerinde konjenital katarakt nedeniyle ameliyat olan hastaların ilerleyen takiplerinde glokom gelişimi sonrasında istatistiksel olarak anlamlı artış tespit edilmiştir. Kontrol ve glokom grupları arasında değiştiği saptanan ana yolakların arjinin ve prolin metabolizması (p=0,011), glioksilat ve dikarboksilat metabolizması (p=0,008), glisin, serin ve treonin metabolizması (p=0,008), askorbat ve aldarat metabolizması (p=0,035) olduğu tespit edilmiştir. Glokom gelişimi olan grupta istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte metiyonin (p=0,589), triptofan (p=0,542), homoserin (p=0,085) düzeylerinin kontrol grubuna oranla azaldığı tespit edilmiştir. Bu hedeflenmemiş metabolomiks çalışması, konjenital kataraktı olan hasta grubunda yapılmış olan ilk metabolomiks çalışmasıdır. Konjenital katarakt sonrası glokom gelişiminin ön görülmesinde rol oynayabilecek olası bir biyobelirteç belirlenmesi adına hedeflenmiş bir metabolomiks çalışması için pilot çalışma olup, daha geniş hasta grubunun olduğu çalışmalara öncülük edebilir. Anahtar kelimeler: Glokom, metabolomiks, konjenital katarakt, metabolik profil
Açık açılı glokomlu olgularda XEN-45 implant sonuçları
AMAÇ: Açık açılı glokom hastalarında XEN-45 İmplant etkinlik ve komplikasyonlarını değerlendirmek. GEREÇ VE YÖNTEM: Kliniğimizde Haziran 2016-Şubat 2018 tarihleri arasında maksimal antiglokomatöz tedaviye rağmen GİB ≥21mmHg olup 0.2 mg/cc MMC ile XEN-45 İmplant uygulanan 17 hastanın 17 gözüne ait kayıtlar retrospektif olarak incelendi. Hastaların cerrahi öncesi ve sonrası EİDGK, GİB ve antiglokomatöz ilaç sayısındaki değişim, EHS, RSLT, iğneleme sayısı ve postoperatif komplikasyonları incelendi. BULGULAR: Çalışmaya alınan 17 hastanın (11E, 6K) ortalama yaşı 62.6±19.8 (29-94) yıl idi. Olguların XEN-45 İmplant sonrası ortalama takip süresi 16.8±3.5 (12-21) ay olarak saptandı. Gözlerin 13'ünde (%76) tanı PAAG olup, 3 gözde (%18) KPG, 1 gözde (%8.3) AGG idi. Glokom cerrahisi öncesi ortalama 27.6±6.0 (21-40) mmHg olan GİB, cerrahi sonrası 1. ayda 16.1±7.2 (8-32) mmHg, 3. ayda 17.2±5.9 (10-32) mmHg, 6. ayda 16.2±4.7 (10-27) mmHg, 9. ayda 15.1±3.2 (10-21) mmHg, 12. ayda 14.1±3.1 (10-18) mmHg, 15. ayda 14.1±3.4 (8-19) mmHg, son kontrolde 14.5±3.3 (8-20) mmHg'ya istatistiksel olarak anlamlı düşüş gösterdi (tekrarlı ölçümler ANOVA, p<0.001). Antiglokomatöz ilaç sayısı ameliyat öncesinde 3.9±0.8 (2-5) iken, son muayenede 1.7±1.3 (0-3)'a istatistiksel olarak anlamlı düşüş gösterdi (wilcoxon testi, p=0.001). Preoperatif EİDGK 0.78±0.99 LogMAR olup son muayenede 0.8±0.99 LogMAR ile anlamlı değişiklik göstermedi (wilcoxon testi, p=0.99). Preoperatif EHS 2356.8±533.3 (1635-3275) sayı/mm2 iken son kontrolde 2338.7± 472.7 (1712-3178) sayı/mm2 bulundu ve istatistiksel olarak anlamlı düşüş göstermedi (tekrarlı ölçümler ANOVA, p=0.470). Preoperatif RSLT 61.4±11.8 (43-82) µ iken son kontrolde 61.3±11.5 (45-82) µ ile anlamlı değişiklik göstermedi (eşleşmiş gruplar t testi, p=0.764). Bir hastada 2 kez, 4 hastada da, birer kez olmak üzere toplam 5 (%29.4) hastada iğneleme gerekti. Postoperatif erken dönemde (≤1ay) 1 gözde tıbbi tedavi ile düzelen sığ ön kamara ve hipotoni, geç komplikasyon olarak (>1ay) 2 gözde tenon kisti ve 1 gözde blebte fibrotik görünüm olmak üzere toplam 4 (%23.5) gözde postoperatif komplikasyon izlendi. SONUÇ: Açık açılı glokom hastalarında XEN-45 implant cerrahisi GİB kontrolünde etkin bir cerrahi prosedür olup iğneleme gerektirmektedir. Cerrahi sonrası olguların görme keskinliği ve kornea endoteli korunmuş olup ciddi bir komplikasyon saptanmamıştır.
Nonarteritik anterior iskemik optik nöropati ve normotansif glokom tanılı hastaların optik koherens tomografi anjiyografi, görme alanı ve patern ERG verilerine göre değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada nörooftalmoloji biriminde tanı konulan ve tedavisi yapılan NAİON hastaları ile glokom biriminde tanı konulan ve tedavisi yapılan normotansif glokom hastalarının ve eşit sayıda sağlıklı gönüllülerin görme alanı, elektroretinografi ve peripapiller optik koherens tomografi anjiyografi verileri karşılaştırılarak aradaki ilişki değerlendirildi. Gereç ve Yöntem: Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği'ne göz muayenesi için Mayıs 2022- Ekim 2022 tarihleri arasında başvuran toplamda 22 NAİON hastasının 30 gözünün , 26 NTG hastasının 30 gözünün ve 27 sağlıklı bireyin 30 gözünün verileri prospektif olarak değerlendirildi. Hastalara tam bir oftalmolojik muayene yapıldı; yarık lamba ve fundus muayenesi, en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK), göz içi basıncı, görme alanı, patern ERG ve peripapiller OKTA ölçümleri yapıldı. Verilerin 3 ayrı grup analizi IBM SPSS 22.0 paket programında yapıldı ve p<0.05 için sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda 41'i kadın, 34'ü erkek bireyden oluşan toplam 75 bireyi inceledik. Görme alanına göre değerlendirildiğinde NAİON ve NTG gruplarında kontrol grubuna göre MD ve PSD değerleri anlamlı yüksek saptandı. NAİON grubu ve NTG grubu arasında MD ve PSD değerlerine göre bakıldığında NAİON grubunda daha yüksek bulundu. NAİON ve NTG grupları optik disk başı OKTA parametrelerine göre kontrol grubuna kıyaslandığında tüm görüntü, peripapiller bölge, superior yarı alan, inferior yarı alan ve 6 kadrandaki ( nasal inferior, inferionasal, inferiotemporal, temporosüperior, süperiotemporal, süperionasal) kapiller vasküler pleksus daha az saptandı. NAİON ve NTG grupları birbiri ile kıyaslandığında, peripapiller bölge, inferior hemi, inferotemporal ve temporoinferior kadranlardaki vasküler dansitenin NAİON grubunda daha az olduğu bulundu. Optik sinir başının fonksiyonel değerlendirilmesi PERG ile yapıldı. NAİON grubu ile sağlıklı grup karşılaştırıldığında P50 ve N95 amplitüdünde NAİON grubunda anlamlı azalma saptanırken diğer patern ERG parametrelerinde anlamlı fark bulunmadı. NTG grubunda sağlıklı gruba göre patern ERG parametrelerinden sadece P50 uV de anlamlı azalma saptandı. NAİON ve NTG grubunu kendi arasında kıyasladığımzda NAİON grubundaki N95 genliğinin NTG grubuna göre daha az olduğunu saptadık. Diğer patern ERG parametrelerinde NAİON ve NTG grupları arasında anlamlı fark saptanmadı. Sonuçlar: Nonarteritik anterior iskemik optik nöropati ve normotansif glokom tabloları optik disk başı OKTA, görme alanı ve patern ERG parametrelerine göre değerlendirildiğinde farklılıklar görülmektedir. Özellikle görme alanı parametrelerinden MD ve PSD değerleri, patern ERG verilerinden N95 amplitüdü ve OKTA değerlerinde istatistiksel anlamlı farklılıklar görülmektedir.
Glokom hastalarında hayat kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada glokomun farklı evrelerindeki hastalarda sağlıkla ilişkili hayat kalitesinin değerlendirilmesi, sosyodemografik, klinik özellikler ve görsel fonksiyonların hayat kalitesine olan etkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmaya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Glokom Birimi'nde glokom şüphesi ve glokom tanısı ile takipli 160 hasta prospektif olarak dahil edildi. Tüm olguların sosyodemografik özellikleri, göz muayene bulguları kaydedildi. Bilgisayarlı görme alanı testi, optik koherans tomografi ile optik disk ve maküla analizilerine ek olarak Metrovision® Monpack 3 cihazıyla kontrast duyarlılık testi yapıldı. MNREAD ile okuma fonksiyonu değerlendirildi. Sağlıkla ilişkili yaşam kalitesini değerlendirmek için olgular SF-36 ve NEI-VFQ-25 ölçeklerinin Türkçe versiyonunu cevapladı. Glokom evrelemesinde MD değerlerine dayanan Hoddap-Parrish-Anderson evreleme sistemi kullanıldı. Sosyodemografik faktörlerden yaş, cinsiyet, eğitim durumu, çalışma durumu ile SF-36 ölçeği fiziksel komponentlerinin özet puanının ilişkili olduğu, kronik hastalıkları olanlar ve şehirlerde yaşayanların NEI-VFQ-25 ölçek toplam puanının daha yüksek olduğu tespit edildi. NEI-VFQ-25 ölçeğinde en düşük puanı genel sağlık alt boyutu alırken, en yüksek puanı renkli görme alt boyutu aldı. Erken evreden, ileri evreye hastalar kıyaslandığında puanı en çok düşen alt boyutlar rol güçlükleri ve araba sürme alt boyutlarıydı. SF-36 ölçeği ile hiçbir görsel fonksiyon arasında ilişki kurulamamışken, NEI-VFQ-25 ölçeği, görsel fonksiyonların hepsi ile düşük-orta düzeyde korelasyon göstermekteydi. Korelasyon analizlerinde, NEI-VFQ-25 ölçeği toplam puanı ile en iyi korelasyon gösteren parametre kötü gören gözün VFI değeriydi. İyi gören gözün MD değeri ile NEI-VFQ-25 toplam puanı arasındaki korelasyon ileri evre glokom hastalarında daha kuvvetliydi. Ayrıca kontrast duyarlılık değerleri ve yapısal testlerin sonuçları ile NEI-VFQ-25 toplam puanı arasındaki ilişkinin orta düzeyde olduğu görüldü. Glokom şüphesi olan olgularda ölçek puanlarına görsel fonksiyonların etkisinin olmaması, yaşam kalitesine etki eden başka faktörlerin olduğunu düşündürmektedir. SF-36 ölçeği fiziksel komponentlerin özet puanı ile NEI-VFQ-25 ölçeği toplam puanına ek çoğu alt boyut puanlarının paralel olması, SF-36 ölçeğinin görme ile ilişkili günlük aktiviteleri ilgilendiren sorular sorduğunu göstermektedir. Sonuç olarak glokomda yaşam kalitesi ile ilgili bilinmezlikler devam etmekte, görsel fonksiyonların yaşam kalitesine olan etkisi glokomun evresi ilerledikçe artmaktadır. SF-36 ölçeği, kronik hastalıklarda olduğu gibi glokomda da genel sağlıkla ilgili değerlendirme yapmamızı sağlarken, görme ile ilişkili yaşam kalitesi hakkında NEI-VFQ-25 ölçeği daha doğru sonuçlar vermektedir. Görsel fonksiyonları gösteren yapısal testler ve kontrast duyarlılık yaşam kalitesini değerlendirirken önemsenmelidir. Anahtar sözcükler: Glokom, Görsel Fonksiyonlar, NEI-VFQ-25, SF-36, Yaşam Kalitesi
Glokomlu hastalarda konvansiyonel transskleral diod lazer siklofotokoagülasyon sonuçlarımız
Bu çalışmanın amacı, hem az gören hem de iyi gören primer açık açılı glokom (PAAG), psödoeksfoliasyon (PEX) glokomu, kronik açı kapanması glokomu (KAKG), konjenital glokom ve diğer sekonder glokom tipleri arasında siklodekstrüktif bir tedavi yöntemi olan konvansiyonel (sürekli dalga) transskleral diod lazer siklofotokoagülasyonun (TSDLS) göz içi basınç (GİB) değişimine, kullanılan topikal tedavi değişimine etkisinin incelenmesidir. Ankara Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda Eylül 2015-Aralık 2022 tarihleri arasında glokom biriminde takip edilen 116 PAAG, KAKG, PEX glokomu, konjenital glokom ve sekonder glokom tanısı olan hastalar çalışma kapsamına alınmıştır. Hastalardan ameliyathane şartlarında, retrobulber ya da genel anesteziyi takiben TSDLS tedavisi yapılmıştır. TSDLS sonrası 1.gün,1.ay,3.ay, 6. ay ve 12. ay GİB değerleri ölçülmüştür. Hastalar görme keskinliğine göre 0,1'in altında olanlar 1. grubu, 0,1-0,3 arasında olanlar 2.grubu, 0,3 üzerinde olanlar ise 3. grubu oluşturmuştur. Çalışma verilerinin istatistiksel analizinde SPSS 22.0 paket programından yararlanılmıştır. İstatistiksel analizlerde bağımsız gruplarda t testi, pair t testi ve ki kare testi kullanılmıştır. 1.grupta başlangıç GİB ortalaması 33,22 mmHg olup TSDLS sonrası 3.ayda 17,50 mmHg (p<0,001), 6.ayda 14,9mmHg (p<0,001), 12.ayda ise14,6mmHg olarak ölçülmüştür.(p=0,088) 2.grupta GİB'i başlangıçta ortalama 33,05 mmHg olup TSDLS sonrası 3.ayda 18,15 mmHg (p<0,001), 6.ayda 15,84 mmHg (p<0,001), 12.ayda 14,81 mmHg olarak ölçülmüştür.(p=0,066) 3.grupta başlangıçta GİB'i ortalama 31,86 mmHg olup TSDLS sonrası 3.ayda 17,86 mmHg (p<0,001), 6.ayda 14,95 mmHg (p<0,001),12.ayda 15,26 mmHg olarak ölçülmüştür. Tüm gruplarda TSDLS sonrası başlangıç GİB ortalamasına göre 12 ay sonunda istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş yaşanmıştır. Görme keskinliği 0,1'in altında olanların %20'sine; görme keskinliği 0,1-0,3 arasında olanların %17'sine ve görme keskinliği 0,3'ün üzerinde olanların %4,3'üne tedavi tekrarı uygulanmıştır. Görme keskinliği ile tedavinin tekrarlanması durumu arasında anlamlı bir ilişki yoktur. (p=0,236) Başlangıçta kullanılan damla sayısı ortalama 3,77 iken, tedavi sonrası hem 1. ay hem de 3. ayda 3,5'e gerilediği görülmüştür(p<0,001). Damla sayısnda 6. ve 12.aylarda değişiklik olmamıştır. Takiplerde 3 hastada katarakt ilerlemesi, diabetik retinopati ilerlemesi ve lazer sonrası epitel defekti nedeniyle görme keskinliğinde azalma gözlenmiştir. Topikal tedavi sonrası epitel defekti kapanmıştır ve görme keskinliği aynı düzeye ulaşmıştır. Çalışmamızda 12 aylık takipte GİB'de istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş yaşanmıştır. Vakaların üçünde gözlenen görme keskinliğinde azalma dışında herhangi bir komplikasyon saptanmamıştır. TSDLS hem GİB değerlerinin düşürülmesinde hem de kullanılan antiglokomatöz damla sayısının azalmasında anlamlı bir etki göstermiştir. Anahtar Sözcükler: Diod lazer, Glokom, Siklofotokoagülasyon, Göz içi basıncı, Silier cisim
Primer açık açılı glokom ve psödoeksfolyatif glokomda trabeküler ağda silent information regulator t 1 (SIRT 1), forkhead box transcription factor 1 (FOXO 1) ve forkhead box transcription factor 3a (FOXO 3a) gen ekspresyonunun incelenmesi
Glokom genellikle göz içi basıncı artışı ile seyreden, retina ganglion hücre dejenerasyonuna bağlı görme alanı kaybı izlenen önlenebilir bir optik nöropatidir. Glokomda gangliyon hücre kaybına neden olabilecek mekanik, iskemik ve oksidatif stres olmak üzere birçok mekanizma etkilidir. Bu çalışmada primer açık açılı glokom ve psödoeksfolyatif glokom tanılı olguların, trabeküler ağ dokusundaki oksidatif stres mekanizmalarında etkili olduğu gösterilmiş SIRT 1 ve FOXO 1, FOXO 3a gen ekspresyonlarının incelenmesi ve farklı etyopatogeneze sahip iki glokom türünde karşılaştırılması amaçlanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde parametrik ve nonparametrik testlerden yararlanılmıştır ve istatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Değişkenler arasında korelasyon analizi yapılmıştır. Çalışmamızın istatistiksel analizi sonucunda iki grupta da trabeküler ağda oksidatif streste etkili olduğu bilinen SIRT 1, FOXO 1 ve FOXO 3a gen ekspresyonu kontrol genine göre düşük düzeylerde olmakla birlikte, SIRT 1 ve FOXO 3a gen ekspresyon düzeyleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Ayrıca retina sinir lifi tabakası kalınlığı ile primer açık açılı glokomda SIRT 1 gen ekspresyonu, psödoeksfolyatif glokomda ise FOXO 3a gen ekspresyonu arasında negatif bir korelasyon tespit edilmiştir. Bu sonuçlar trabeküler ağ hücrelerindeki oksidatif strese bağlı patolojik değişimlerin aydınlatılmasının glokomatöz hasarın önlenmesinde önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir.
Glokom tedavisinde kullanılmak üzere latanoprost ilacı yüklü PVA nanolifli yüzey üretimi, karakterizasyonu ve ilaç salım performansının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, anti-glokom ilacı olan latanoprostun, elektro çekim tekniğiyle polivinil alkol (PVA) polimerinden elde edilen nanolifli yüzeye başarıyla yüklenmesi ve nanolifli yapıdan ilaç salım performansının araştırılmasıdır. Bu amaçla, farklı parametrelerle PVA polimerinden nanolifli yüzey üretimleri yapılmış ve en ideal üretim parametreleriyle ilaç yüzeylere dahil edilmiştir. Hazırlanan PVA çözeltilerinin viskozite, yüzey gerilimi, pH ve elektriksel iletkenlik gibi çözelti özellikleri karakterize edilmiştir. Üretilen yüzeyler Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), Fourier Transform Infrared Spektrofotometresi (FTIR), temas açısı, gözeneklilik, şişme, hidrolitik degradasyon ve in vitro ilaç salımı çalışmalarıyla karakterize edilmiştir. SEM analizinde; ilaç yüklü ve çapraz bağlı nanolifli yüzeylerin, lif çaplarında kalınlaşma olduğu görülmüştür. PVA nanolifli yüzeyin temas açısı 79,17°, latanoprost yüklü PVA nanolifli yüzeyin temas açısı 114,97° olarak ölçülmüştür. Nanolif içerisinden in vitro ortama salınan latanoprost miktarı, yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) yöntemiyle analiz edilmiştir. Nanolifli yapıdan latanoprost salım kinetiği; sıfır derece, birinci derece, Higuchi ve Korsmeyer-Peppas matematiksel modellere uyumlarıyla birlikte incelenmiştir. İlaç yüklü PVA nanolifli yüzeylerden 28 güne kadar düzenli ilaç salımı tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar; üretilen nanolifli yüzeylerin, glokom tedavisinde kullanılmak üzere, latanoprost salımı yapabilecek bir biyomalzeme olarak kullanım potansiyeli olduğunu göstermiştir.
Alzheimer hastalığı ve glokomda AQP4 ilişkili miRNA'ların değerlendirilmesi
Başlık: Alzheimer hastalığı (AH) ve glokomda akuaporin4 (AQP4) ilişkili miRNA'ların değerlendirilmesi. Amaç: Bu tez çalışmasında, gözyaşında ve konjonktiva impresyon sitoloji örneklerinde, AH ve glokomda glimfatik sistem işleyişinde yer alan AQP4'le ilişkili miRNA'lar ile AQP4 mRNA ekspresyonu ve protein düzeyleri değerlendirilerek AQP4'ün AH ve glokom için biyobelirteç olabilme potansiyelinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalında glokom nedeniyle takip edilen ve Nöroloji Anabilim Dalında AH tanısı konulmuş olgular ve kontrol gruplarının gözyaşı örneklerinde, AQP4 geni ve ilişkili miRNA ekspresyon profilleri ile AQP4 protein düzeyleri RT-PCR ve ELISA testleriyle analiz edilmiştir. Konjonktiva impresyon sitolojisi örneklerinin immunohistokimyasal analizleri ise semi-kantitatif yöntemle (H-skorlaması) değerlendirilmiştir. Bulgular: Gözyaşı AQP4 mRNA ve AQP4 protein düzeyi ile konjonktiva AQP4 immün pozitif hücrelerin H-skorlarında AH, glokom, kontrol grupları arasında anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Öte yandan Alzheimer hastalarının gözyaşı örneklerinde miRNA-320a hariç, incelenen tüm miRNA'ların ekspresyon düzeylerinin anlamlı düzeyde artığı saptanmıştır. Alzheimer hastalarında 6 miRNA'dan en yüksek düzeyde ayırd edici olanlar miR-140-5p, miR145-5p ve miR-29-3p olup, duyarlılık ve özgüllükleri sırasıyla %93,75 ve %50; %68,75 ve %93,75; %68,75 ve %87,50 olarak belirlenmiştir. Glokom hastalarında miRNA düzeyleri kontrol grubundan farklı bulunmamış olup, sadece miR-145-5p'nin duyarlılığı ve özgüllüğü %68,75 ve %68,75 olarak saptanmıştır. Alzheimer grubu, glokomdan miR-320a, miR130a, miR-224, miR-145, 196b-5p ve miR-29a-3p, miR-140-5p; kontrol grubundan ise sadece miR-140-5p ekspresyonu açısından farklılık göstermiştir. Sonuç: Gözyaşı örneklerinde AQP4 ile ilişkili miRNA'lardan altı tanesinin Alzheimer hastalığı ile, bir tanesinin ise glokom hastalığı için ayırd edici olduğu saptanırken, AQP4'ün AH ve glokom için ortak bir biyobelirteç olma potansiyeli taşımadığı değerlendirilmiştir.
The frequency of alzheımer related dementıa ın patıents wıth pseudoexfolıatıon syndrome
PURPOSE: To investigate the frequency of Alzheimer related dementia in patients with pseudoexfoliation syndrome (PES).MATERIAL AND METHODS: 67 patients with pseudoexfoliation syndromeand 67 control individuals who was similar to the patients group for age, gender and educational background were compared for the possibility of Alzheimer related dementia ( according to the criterias of DSM-IV-TR). The effects of cataract, glaucoma and systemic diseases over the dementia were evaluated in patients with PES and control group.RESULTS: The frequency of Alzheimer related dementia was higher statistically in patients with PES (p=0.0001). The frequency of dementia in patients who had cataract was higher than patients who hadn?t (p=0.0003). There was no association between systemic diseases and dementia (p>0.05). Furthermore, there was no difference for the frequency of dementia between patients who had glaucoma and who hadn?t in patients with PES (p=0.953).CONCLUSION: The statistically significant increased frequency of Alzheimer related dementia in patients with PES is important for a possible association between PES and Alzheimer disease.Key Words: Pseudoexfoliation syndrome, Alzheimer related dementia, Cataract, Glaucoma.
Yeni proton transfer bileşiklerinin antiglokom aktivitesinin incelenmesi
Bu çalışmada karbonik anhidraz izoenzimlerinin insan eritrositlerinden saflaştırılması ve daha önce sentezlenen bileşiklerin; glokom tedavisinde rolü olan HCA I ve HCA II enzimleri üzerinde inhibisyon etkilerinin in vitro olarak incelenmesi amaçlanmıştır.Önce insan eritrositlerinden karbonik anhidraz enzimleri afinite jeli kullanılarak (Sepharose-4B-L-tirozin-sülfonilamid) saflaştırılmış ve daha sonra bu enzimlerle kinetik çalışmalar yapılmıştır.Daha sonra Hsba ve serbest ligandlardan (en ve amp) sentezlenen yeni bileşiklerin (1 ve 2) insan eritrosit CA izoenzimleri üzerindeki inhibisyon etkisi incelendi. Çalışmalarda karbonik anhidraz aktivitesinin belirlenmesinde hidrataz ve esteraz aktivitelerinden faydalanıldı. HCA'nın hidrataz ve esteraz aktivitesi üzerinde Hsba, 1 ve 2 no'lu bileşiklerin inhibisyon etkisi gösterdiği belirlenmiştir. İnhibisyon etkisi gösteren ilaçlar için %aktivite-[I] grafikleri çizilerek I50 değerleri bulunmuştur. CO2-Hidrataz aktivitesine göre inhibisyon gösteren Hsba, 1 ve 2 bileşiklerinin I50 değerleri (enzimli reaksiyon süresini yarıya düşüren inhibitör konsantrasyonu); HCA I için sırasıyla 0.45 ? M , 0.15 ? M ve 0.32 ? M ve HCA II için 0.40 ? M, 0.06 ? M ve 0.15 ? M bulundu. Esteraz aktivitesine göre ise; HCA I için sırasıyla 3.2 ? M, 0.13 ? M ve 0.8 ? M, HCA II için 18 ? M,0.14 ? M ve 0.1 ? M I50 değerleri bulundu.
Bazı aminlerin formaldehit ile mannıch bazı sentezi ve glokom enzim aktivitesinin incelenmesi
Mannich bazı yeni bileşiklerin sentezinde önemlidir. Mannich bazı doğrudan veya ara ürün olarak kullanılabilir. Mannich reaksiyonu aktif hidrojen taşıyan bir bileşik ile formaldehit ve bir 1o veya 2o amin varlığında gerçekleşir.Mannich bazlarının en önemli uygulamaları ilaç kimyası (antineoplastik ilaçlar, analjezikler, antibiyotikler), polimer kimyası, yüzey aktif maddeleridir. Ayrıca Mannich bazı iyi bir kimyasal ve çözücüdür.Bu çalışmada kısa, etkili ve yeni bir yöntem olan mikrodalga yöntemi ile N,N'-bis(2-florofenil) metandiamin, N,N'-bis (4-florofenil) metandiamin, N,N,N',N'-tetrametilmetandiamin, N,N'-diizopropilmetandiamin sentezlendi. Sentezlenen bu Mannich bazlarının yapıları 13C-NMR, 1H-NMR ve FT-IR yöntemleri ile aydınlatılmıştır. Ayrıca bu Mannich bazlarının glokom enzim aktivitesi incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Enzim Aktivitesi, Glokom, Mannich Bazı, Mikrodalga.
5-amino-1,3,4-tiyadiazol türevlerinin karbonik anhidraz enzimi üzerinde inhibisyon etkilerinin araştırılması
Karbonik anhidraz (EC. 4. 2. 1. 1), CO2'in, HCO3 - ve H+ iyonlarına iki basamakta dönüsümlü hidratasyonunu katalizleyen, çinko iyonlu metaloenzimlerden biridir. nsan gözünde CA-I, CA-II ve CA-IV izoenzimleri bulunur. Karbonik anhidraz inhibitörleri, aköz humorun salgılanmasıyla olusan yüksek göz içi basıncın (IOP) düsürdükleri için, glaucoma hastalıgı tedavisinde etkili olarak kullanılırlar. Bu çalısmada glaucoma hastalıgı tedavisinde kullanılmaya aday yeni karbonik anhidraz (CA) inhibitörlerinin, karbonik anhidraz enzimi üzerinde inhibisyon etkileri arastırılmıstır. Önce sıgır eritrositlerinden karbonik anhidraz enzimleri afinite jeli kullanılarak (Sepharose-4B-L-tirozin-sülfonilamid) saflastırılmıs ve daha sonra bu enzimlerle kinetik çalısmalar yapılmıstır. Daha sonra sentezlenen yeni bilesiklerin (1, 2, 3) sıgır eritrosit BCA enzimleri üzerindeki inhibisyon etkisi incelendi. Çalısmalarda karbonik anhidraz aktivitesinin belirlenmesinde hidrataz ve esteraz aktivitelerinden faydalanıldı. BCA'nın hidrataz ve esteraz aktivitesi üzerinde 1, 2, 3 no'lu bilesiklerin inhibisyon etkisi gösterdigi belirlenmistir. nhibisyon etkisi gösteren ilaçlar için % aktivite-[I] grafikleri çizilerek I50 degerleri bulunmustur. CO2-Hidrataz aktivitesine göre inhibisyon gösteren 1, 2 ve 3 bilesiklerinin I50 degerleri (enzimli reaksiyon süresini yarıya düsüren inhibitör konsantrasyonu); BCA için 1,79.10-7 ile 9,78.10-7 M arasında bulundu. p-Nitrofenil asetatı hidroliz aktivitesi olan esteraz aktivitesine göre ise; BCA için 1,94.10-7 ile 2,25.10-7 M arasında I50 degerleri bulundu. Anahtar Kelimeler: Glokom, I50 Degerleri, Karbonik Anhidraz, Sülfonamidler
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi göz hastalıkları polikliniğinde takipli medikal tedavi alan glokom tanılı hastalarda COVİD--19 salgınının etkileri
Bu çalışmanın amacı, göz hastalıkları polikliniğinde takipli medikal tedavi alan glokom tanılı hastalarda COVID-19 salgınının etkilerinin değerlendirilmesidir. Araştırmaya 01.04.2020-01.10.2020 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Polikliniğine başvuran geçmişte düzenli takipleri ve poliklinik kayıtları bulunan 100 hasta dahil edilmiştir. Çalışmada sosyodemografik bilgiler yanında tedavi süreçleri ve COVID-19 pandemi süreci deneyimleri ile ilgili soruları içeren bilgi formu kullanılmıştır. Katılımcıların %17'si evde kalmaya uyum gösterememiştir. Kadınlar anlamlı farkla evde kalmaya daha fazla uyum göstermiştir. Çalışmayan katılımcılar çalışan katılımcılara göre ve evli olanlar evli olmayanlara göre anlamlı farkla pandemide evde kalmaya daha fazla uyum sağlamıştır. Katılımcıların %87'si pandemide market ve pazar gibi kalabalık ortamlara girmekten çekinmiştir. Market ve pazar gibi kalabalık ortamlardan kaçınanların yaş ortalaması daha yüksektir. Kadınların, maddi durumu yeterli olan, evli olan, kronik bir hastalığı olan ve çalışmayan katılımcıların COVID-19 pandemisinde kalabalık ortamlardan daha fazla kaçındıkları bulunmuştur. Kadınların erkeklere göre ve çalışmayan katılımcıların çalışan katılımcılara göre daha fazla eldiven kullandıkları sonucuna ulaşılmıştır. Pandemi döneminde katılımcıların %66'sı glokom hastalık belirtilerini yaşadığını ifade etmiştir. COVID-19 pandemisinde %47'sinde glokom medikal tedavisinde aksama olmuştur. Maddi durumu yetersiz olanların medikal tedavisinde anlamlı farkla daha fazla aksama olmuştur. Maddi durumunu yetersiz olanlar glokom belirtilerini anlamlı farkla daha fazla yaşamıştır. Katılımcıların %67'si COVID-19 pandemi döneminde göz muayenesine gidemediklerini bildirmiştir. Cinsiyet, medeni durum, maddi durum, kronik hastalık varlığı ve çalışma durumuna göre göz muayenesine gidememe durumunda anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Göz muayenesine gidemeyen katılımcıların yaş ortalamasının daha yüksek olduğu görülmüştür. Göz muayenesine gidemeyenler daha fazla glokom hastalık belirtileri göstermiştir. Anahtar Kelimeler: COVID-19, Glokom, Göz Muayenesi, Pandemi.
Gaziantep il merkezinde düşük sosyoekonomik düzeye sahip ilköğretim çağı öğrencilerin göz patolojileri ve demografik özellikleri
Amaç: İlköğretim öğrencilerinde, kırma kusurları ve diğer göz hastalıkları prevalansını, ambliyopi insidansını ve bunların sebeplerini ve yaş, cinsiyet, aile eiğitimi ve sosyoekonomik faktörler arasındaki korelasyonu araştırmak, tedavilerini yapmak ve geleceğe dönük olarak bir ölçüde koruyucu hekimlik yapmaktır.Çalışmanın yapıldığı yer: Gaziantep İl Merkezinde düşük sosyoekonomik düzeye sahip ilköğretim okullarıMateryal ve Metod: Bu çalışma kesitsel olarak Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalınca Şubat 2011 ve Mayıs 2012 tarihlerinde İlin düşük sosyoekonomik düzeye sahip 11 ilköğretim okulunu kapsamaktadır. Rutin bir göz muayenesini takiben Snellen eşeli ile görme keskinliği 10/10 seviyesinin altında olanlar ve otorefraktometre ile refraksiyon kusuru saptananlara sikloplejik muayene yapıldı.Bulgular: Taramaya alınan öğrenci sayısı toplam 19898 kişi olup bunların 9973'ü (%50,13) kız, 9925'i (%49,87) erkektir. Araştırmaya katılan öğrencilerin babalarının %5,16'sı, annelerinin %36,7'sinin okuma yazma bilmediği veya okula gitmediği saptanmıştır. Öğrencilerin 3377'sinin ( %16,97) ailesinde akraba evliliğinin olduğu görülmüştür. Öğrencilerin ortalama yaşı 10,3±3,86'dır. Sadece refraksiyon kusuru olanların tüm taranan öğrencilerdeki oranı ise %23,16'dır. Erkeklerin 2269'unda (%22,86), kadınların 2341'inde (%23,47) refraksiyon kusuru saptandı. Bütün öğrenciler değerlendirildiğinde, 740'ında miyopi (%3,71), 1117'sinde hipermetropi (%5,61), 2753'ünde astigmatizma bulunmuştur (%13,8). Taranan popülasyonda saptanan göz hastalıkları içerisinde ikinci sıklıkta şaşılık saptanmıştır (%3,74). Ambliyopi oranı %3,03 olarak bulunmuştur.Anizometropi birinci en sık (234 öğrenci, %1,17), şaşılık ikinci en sık (178 öğrenci, %0,89) ambliyopi sebebi olarak saptanmıştır. Renk körlüğü prevalansı %1,6 olarak saptanmıştır. Ortalama santral kornea kalınlığı 539,1µm olarak ölçüldü. Tüm öğrencilerin ortalama aksiyel uzunluğu 22,28 mm±0,49 olarak bulundu. Göz içi basıncı (GİB) ortalaması 15,35 mmHg olarak bulunmuştur.Tartışma: Görme bozukluğu okul çağındaki çocuklarda sık görülen bir hastalıktır. Periyodik okulöncesi göz tarama programları ile kırma kusurları ve yaygın göz hastalıkları önlenebilir.Anahtar Kelimeler: Görme taraması, Kırma kusurları, Okul çağındaki çocuklar, Şaşılık, Ambliyopi, Göz içi basıncı
İnce kornealı hastaların glokom riski açısından arka kutup asimetrisi analizi ile değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada merkezi kornea kalınlığı ince olan, primer açık açılı glokom şüphesi tanısı konulan hastaların herhangi göz hastalığı bulunmayan sağlıklı olgularla maküler retina ve ganglion hücre kompleksi kalınlık değerleri karşılaştırıldı. Spektral-domain optik koherens tomografi (OKT) (Spectralis; Heidelberg Engineering) kullanılarak arka kutup asimetri analizi (AKAA) ile retina kalınlık ölçümlerinin ince kornealı hastalarda glokomu erkenden tespit etmedeki rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Ağustos 2022-Mart 2023 tarihleri arasında hastanemizin göz hastalıkları polikliniğine başvuran merkezi kornea kalınlığı (MKK) 500µm ve daha düşük olan rutin oftalmolojik muayeneleri sırasında primer açık açılı glokom şüpheli 31 hastanın 59 gözü ile 30 sağlıklı olgunun 60 gözü olmak üzere toplam 119 gözde AKAA yöntemiyle retina ve ganglion hücre kompleksi (GHK) kalınlığı değerlendirmeye alındı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, göz içi basıncı (GİB), makula kalınlığı (MK), retina sinir lifi tabakası (RSLT) kalınlığı, ganglion hücre tabakası (GHT) kalınlığı, iç pleksiform tabaka (İPT) ve MKK değerleri kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen olgular MKK'sı ince olan primer açık açılı glokom şüpheli ve sağlıklı göz bulguları olanlar olarak iki guba ayrıldı. Değişken parametreler gruplara göre karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 55,36 ± 13,36 (dağılım aralığı 18-71)'tir. Katılımcıların 51'i (%83,6) kadın iken, 10'u (%16,4) erkeklerden oluşmaktadır. Çalışmaya katılanların 31'inde (%50,8) ince kornealı glokom şüphesi bulguları saptanmışken, 30 kişi ise (%49,2) normal göz bulgularına sahip olarak bulunmuştur. Yaş ve cinsiyet değerleri açısından glokom şüphesi bulunan hastalar ile kontrol grubundaki olgular arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Glokom şüphesi grubunda total makula kalınlığı (T-MK), üst hemisfer makula kalınlığı (S-MK), alt hemisfer makula kalınlığı (İ-MK) ve zonlara ayrılmış olarak zon 1 total makula kalınlığı (Z1 T-MK), zon 1 üst hemisfer makula kalınlığı (Z1 S-MK), zon 1 alt hemisfer makula kalınlığı (Z1 İ-MK), zon 2 üst hemisfer makula kalınlığı (Z2 S-MK) değerleri kontrol grubu değerlerine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Glokom şüphesi grubunda superior peripapiller retina sinir lifi tabakası (S-ppRSLT) ve inferior peripapiller retina sinir lifi tabakası (İ-ppRSLT) değerleri kontrol grubu değerlerine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulunmuştur. Gruplar arasında ppRSLT, temporal RSLT (T-RSLT), nazal RSLT(N-RSLT), Z2 T-MK, Z2 İ-MK, Z3 MK, Z3 S-MK, Z3 İ-MK ve GHK kalınlık değerleri açısından istatiksel olarak anlamlı fark izlenmedi. Yaş ile retina kalınlığı ve ganglion hücre kompleksi kalınlığı korelasyon analizleri sonucunda istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Optik sinir başı çukurluk/disk oranı (c/d) ile ppRSLT korelasyon analizınde istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Peripapiller RSLT ile MK, GHK kalınlık değerlerinin korelasyon analizlerinde istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Göz hastalığı bulunmayan olguların üst ve alt hemisferler arasındaki fark araştırıldığında, Z2, Z3 MK, Z1, Z2, Z3 GHK kalınlıklarında ortalama alt hemisfer kalınlık değerlerinin üst hemisfer değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek tespit edilirken, Z1 MK'nın ortalama üst-alt hemisfer kalınlık değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Glokom şüphesi olan hastaların Z1, Z2, Z3 GHK kalınlıklarının ortalama alt hemisfer kalınlık değerlerinin üst hemisfer değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek tespit edilirken, Z1, Z2, Z3 MK'nın alt-üst hemisfer kalınlık değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Glokom şüphesi bulunan hastalar ile kontrol grubundaki olguların makula kalınlıklarının üst ve alt hemisferler arasındaki farkları (MK (S-I)) karşılaştırıldığında ve ayrıca ganglion hücre kompleksi kalınlıklarının üst ve alt hemisferler arasındaki farkları (GHK (S-I)) karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi. Sonuç: Bildiğimiz kadarıyla bu çalışmamız ince kornealı glokom şüphesi olan hastalarda AKAA yöntemi ile arka kutuptaki yapısal retina kalınlık değişikliklerini inceleyen ilk çalışmadır. Çalışmamızda AKAA'nın ince kornealı hastalarda normale göre makula kalınlık değerlerinin daha yüksek olduğu tespit edildiğinden, ince kornealı hastalarda glokomun erken tanısında ppRSLT'nin daha değerli olduğu sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Glokom şüphesi, arka kutup asimetri analizi, ince kornea, glokom, retina.
Trabekülektominin oküler kan akımı ve oküler puls amplitüdüne etkisi
Amaç: Glokomlu hastalarda trabekülektominin göz içi basınç, oküler kan akımı, oküler puls amplitüd üzerine etkisini araştırmakGereç ve yöntem: Eylül 2009 - Aralık 2010 tarihleri arasında, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göz Hastalıkları Anabilim Dalı kliniğine başvuran, primer açık açılı glokom tanısı alan ve operasyonu planlanan 25 hastanın 25 gözü prospektif olarak incelendi. Tüm gözlere ameliyat öncesi sırasıyla Pascal dinamik kontür tonometre (DKT) ile göz içi basıncı (GİB) ve oküler puls amplitüdü ölçümü (OPA), Goldmann applanasyon tonometresi (GAT) ile GİB ölçümü, santral kornea kalınlığı (SKK) ölçümü, renkli doppler ultrasonografi görüntüleme tekniği ile kısa posterior siliyer arter (KPSA) kan akım ölçümü yapıldı. Çalışmaya alınan tüm gözlere, trabekülektomi ameliyatı uygulandı. Postoperatif 1.ay ölçümler tekrarlandı. Operasyon öncesi ve sonrası yapılan ölçümler istatistiksel olarak karşılaştırıldı.Bulgular: Ameliyat öncesi sırasıyla DKT, GAT ile ölçülen GİB, OPA ve nazal ve temporal KPSA rezistif indeks (RI) değerleri; 26,55±4,28, 26,92±4,75, 4,06±0,90 ve 0,61±0,07, 0,62±0,10 bulundu. 1 ay sonraki ölçümler DKT, GAT, OPA, nazal ve temporal KPSA RI; 14,36±2,49, 14,16±2,44, 2,52±0,56, 0,49±0,09 ve 0,52±0,09 saptandı. GİB ve OPA'daki azalma istatistiksel olarak (p<0,001, p<0,001) anlamlı bulundu. Nazal ve temporal KPSA RI (p<0,001, p:0,001) değerlerindeki düşüşte istatistiksel olarak anlamlı idi.Sonuç: Ameliyat öncesine göre ameliyat sonrasında GİB, OPA değerlerinde azalma, nazal ve temporal KPSA maksimum, minimum, ortalama kan akım hızında artış, RI değerlerinde azalma saptandı. OPA ile nazal KPSA RI arasında güçlü pozitif korelasyon izlendi. Bu bulgular altında OPA değerinin glokom takibinde kullanılabilecek, oküler kan akımı ve rezistif indeks hakkında bilgi verebilecek faydalı bir gösterge olabileceği kanısına varıldı.
Retina ven tıkanıklığında glokom ve aksiyal uzunluk
Amaç: Retina ven tıkanıklığı olgularında glokom sıklığını, risk etkenlerini değerlendirmek. Retina ven tıkanıklığı gelişiminde aksiyal uzunluğun etkisini araştırmak.Materyal ve Metod: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda 2006-2010 yılları arasında takip ve tedavi edilen retina ven tıkanıklığı tanısı alan 120 olgunun kayıtları retrospektif olarak incelendi. A-scan ultrasonografi ile aksiyal uzunluk ölçümleri yapılan 49 santral retinal ven tıkanıklığı, 71 ven dal tıkanıklığı olan olguların hasta gözleriyle sağlam gözlerinin aksiyal uzunlukları ve kontrol grubunun aksiyal uzunlukları karşılaştırıldı. Çalışmamızda olguların yaşı, cinsiyeti, retina ven tıkanıklığının tipi, yerleşim yeri, glokom varlığı, eşlik eden sistemik hastalıklar değerlendirildi.Bulgular: Çalışmamıza 120 olgu alındı. Olguların 57'si kadın, 63'ü erkek olup yaş ortalaması 61,9 ± 9,4 yıl idi. Retina ven tıkanıklığı risk etkenlerinden, hipertansiyon 75 olguda (% 62,5), diabetes mellitus 26 olguda (% 21,7), hiperlipidemi 41 olguda (% 34,2), aterosklerotik kalp hastalığı 23 olguda (% 19,2) görüldü.Santral retinal ven tıkanıklığı olan 49 olgunun 15`inde (% 30,6), retina ven dal tıkanıklığı olan 71 hastanın 7`sinde (% 9,9) glokom mevcuttu. Olguların retina ven tıkanıklığı geçiren gözlerinde ortalama aksiyal uzunluk değeri 22,2 ± 0,9 mm iken diğer gözlerinde ortalama 22,6 ± 0,9 mm olarak ölçüldü. Kontrol grubunun ortalama aksiyal uzunluk değeri 22,8 ± 0,9 mm olup hasta gözler ile kontrol grubu arasındaki fark istatistiksel olarak anlamı idi (p<0,0001).Sonuç: Primer glokom ve kısa aksiyal uzunluk retina ven tıkanıklık gelişiminde önemli risk faktörleridir. Tek taraflı retina ven tıkanıklığı olan olgularda sistemik ve oküler risk etkenlerinin araştırılması ven tıkanıklığı gelişimini ve glokoma bağlı hasarı önlemek için önemlidir.Anahtar Sözcükler: Retina ven tıkanıklığı, glokom, aksiyal uzunluk
Glokom hastalarında uyku bozukluğu ile fotosensitif retina ganglion hücreleri arasındaki ilişki
Amaç: Glokom hastalarında, progresif fotosensitif retinal ganglion hücrelerinin hasarı sonrasında sirkadiyen ritimdeki bozukluğun hastaların gece uyku kalitesi ve gündüz uykululuk durumu üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmaya Ağustos 2020 ile Şubat 2021 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı glokom birimine başvuran primer açık açılı glokom tanısı olup takiplerine gelen 37 hasta ile glokom tanı ve şüphesi olmayan 34 olgu alındı. Tüm hastalara Epworth Uykululuk Ölçeği (ESS) ve Pitsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) aynı tecrübeli kişi tarafından yapıldı. Çalışmaya katılan bireylere uyku bozukluğuna yol açabilecek anksiyete, depresyon, OSAS gibi hastalıklar için dışlama anketleri de (Beck Anksiyete, Beck Depresyon, Berlin ve Stop-Bang) yapıldı. PAAG tanılı bireyler ile sağlıklı bireylerin RSLT, GCC, FLV ve GLV değerleri optik koherens tomografi (OKT) ile ölçüldü. Tüm hastalara perimetri yapıldı ve ortalama sapma (MD) değeri elde edildi. Glokom hastalarında tespit edilen glokomatöz hasar ile hastaların gece uyku kalitesi ve gündüz uykululuk durumu arasındaki ilişki yapılan anketler ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya katılan gruplar arasında yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyleri arasında fark yok idi. PAAG grubunda ortalama sapma (MD) değerlerinin sayısal değeri arttıkça, bireylerin ESS, PUKİ toplam, PUKİ uyku kalitesi, PUKİ uyku latansı, PUKİ uyku süresi, PUKİ uyku etkinliği ve PUKİ gündüz fonksiyonları değerlerinde de istatistiksel olarak anlamlı bir artış görüldü (p<0.05). PAAG grubunda ortalama RSLT, superior RSLT ve inferior RSLT değerlerindeki azalma ile ESS ve PUKİ toplam değerlerindeki artış istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Ayrıca superior RSLT ve inferior RSLT değerlerindeki azalma ile PUKİ alt bileşenlerinden uyku kalitesi, uyku latansı, uyku süresi ve uyku etkinlik değerlerindeki artış istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). PAAG grubunda GCC değerlerindeki azalma ile ESS, PUKİ toplam, PUKİ uyku kalitesi, PUKİ uyku latansı, PUKİ uyku süresi ve PUKİ uyku etkinliği değerlerindeki artış istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Kontrol grubunda ise MD, RSLT, GCC, FLV ve GLV değerleri ile ESS, PUKİ ve PUKİ alt bileşenleri ile istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuç: Glokom, fotosensitif retina ganglion hücrelerinde (ipRGC) progresif kayıplara yol açabilmektedir. İpRGC'lerin progresif kaybı azalmış ışık iletimi nedeni ile sirkadiyen ritmin senkronize edilememesine yol açabilmektedir. Glokomatöz hasarın miktarı artıkça PAAG hastalarında uyku kalitesinde azalma ve gündüz uykululuk halinde artma olmaktadır. Glokom hastalarında glokom tedavisine ek olarak çeşitli profilaktik tedavilerin verilmesi ile yaşam kalitelerindeki bozulmanın önüne geçilecektir. Anahtar kelimeler: Primer açık açılı glokom, fotosensitif retina ganglion hücreleri, uyku bozuklukları, Epworth Uykululuk Ölçeği, Pittsburg Uyku Kalitesi İndeks
Proliferatif diyabetik retinopatiye bağlı gelişen neovasküler glokomda koroid kalınlığının değerlendirilmesi
Proliferatif Diyabetik Retinopatiye Bağlı Gelişen Neovasküler Glokomda Koroid Kalınlığının Değerlendirilmesi Dr. İffet Yarımağa Kaçarlar Uzmanlık Tezi, Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Oğuzhan SAYGILI NİSAN-2018 Amaç: Neovasküler glokom gelişmiş olan diyabetik hastalarda koroid kalınlığını değerlendirmek Materyal- Metod : Bu prospektif karşılaştırmalı çalışmaya kliniğe başvuran proliferatif diyabetik retinopati tanısı olan 68 hasta dahil edildi. Hastalar neovasküler glokomu olanlar ve neovasküler glokomu olmayanlar olacak şekilde iki gruba ayrıldı.Ayrıntılı oftalmik muayeneleri tamamlanan hastaların OKT (Optik Koherans Tomografi) ile tek, horizontal ve fovea merkezli kesitten görüntüleri alınarak, subfoveal, nazal ve temporal alandan koroid kalınlıkları ölçüldü. Hastaların yaş, cinsiyet, refraktif kusur ve aksiyel uzunlukları kaydedilerek analiz edildi. Koroid kalınlıkları karşılaştırıldı. Bulgular: DEİGK (Düzeltilmiş en iyi görme keskinliği) düzeyi çalışma grubunda kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde düşük bulunmuştur(p=0,001).NVG (Neovasküler glokom) olanlar ve olmayanlar arasında SE (sferik ekivalan) değerleri açısından anlamlı fark bulunmamıştır(p:0,064).NVG olan grupta GİB (göz içi basıncı), diğer gruba göre anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur(p:0,001).İki grup arasında AXL (aksiyel uzunluk) değerleri açısından anlamlı fark görülmedi(p:0,068). Ortalama subfoveal koroid kalınlığı, fovea merkezinin 1000 mikron temporali ve fovea merkezinin 1000 mikron nazalinden koroid kalınlığı NVG olanlarda, olmayanlara oranla önemli ölçüde azalmıştır(hepsi için p:0,001). Sonuçlar: NVG olan hastalarda koroid kalınlığı; subfoveal, nazal ve temporal kadranlarda incelmektedir. NVG olanlarda görme keskinliği düzeyleri, NVG olmayanlara göre önemli ölçüde düşüktür. Anahtar Kelimeler: Proliferatif diyabetik retinopati, neovasküler glokom, koroid kalınlığı
Glokom hastalarının erken tanısında optik koherens tomografi ile gangliyon hücre kompleks kalınlığı ve lamina kribrosa derinliği parametrelerinin kullanımının değerlendirilmesi
Amaç: Glokom şüpheli hastalarda hastalığın erken tanısı ve ilerlemesinde gangliyon hücre kompleks ölçümünün ve lamina kribrosa derinliğinin parametrelerinin kullanımının değerlendirilmesi Gereç ve Yöntem: 31 glokom şüpheli hasta ve 42 sağlıklı kişiler çalışmaya dahil edildi. Her iki gruptaki hastalardan Heidelberg Spektral Domain Optik Koherens Tomografi ile ölçümler alındı. Segmentasyon analizi ile gangliyon hücre kompleks kalınlıkları enhanced depth imaging ile lamina kribrosa derinlikleri ölçüldü. Bulgular: Glokom şüpheli grupta gangliyon hücre tabakası kalınlığı ortalama 11,46 , kontrol grubunda 12,19 olarak bulunmuştur. İki grup arasında gangliyon hücre tabakası kalınlığı farkı istatistiksel olarak anlamsız çıkmıştır (p=0,094). Lamina kribrosa derinliği glokom şüpheli grupta ortalama 579,3 , kontrol grubunda 399,62 bulunmuştur. İki grup arasında lamina kribrosa derinliği açısından fark istatistiksel olarak anlamlıdır. (p<0,05) Sonuç: Glokom, optik disk ve makülayı da etkileyen bir patogeneze sahiptir. Göz hekimlerine glokom hastalarının tanısı ve takibi için yardımcı olup non invaziv olarak ölçülen gangliyon hücre tabakası ve lamina kribrosa derinliği erken tanı için yol gösterici olabilecektir. Anahtar Kelimeler : Gangliyon Hücre Kompleks Kalınlığı, Glokom Şüphesi, Lamina Kribrosa Derinliği
Çukurova bölgesinde görülen primer konjenital glokomlu olguların moleküler genetik analizi
Amaç: Çukurova bölgesinde görülen PKG hastalığının genetik temelinin araştırılması, saptanan gen mutasyonları ile hastalığın klinik bulguları ve ciddiyeti arasındaki ilişkinin ortaya konulması. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya 2005 ile 2021 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim dalında primer konjenital glokom tanısı ile takip edilen 26 hastanın 42 gözü dahil edildi. Genetik analiz için alınan venöz kan örnekleri etilendiamintetraasetik asit içeren tüplere alınarak Çukurova Üniversitesi Adana Genetik Hastalıklar Tanı ve Tedavi Merkezi ve Tıbbi Genetik Anabilim Dalı bünyesinde analiz edildi. Alınan kan örneklerinde CYP1B1, MYOC gen mutasyonları araştırıldı. Mutasyon tespit edilen hastaların ebeveynlerinden de kan örnekleri alınarak genetik analiz yapıldı. Bulgular: Hastaların 12'sinde (% 46,2) (20 göz) CYP1B1 gen mutasyon varlığı tespit edildi (Grup 1). Bu hastalardan ikisinde CYP1B1 ve MYOC gen mutasyonu kombinasyonu saptandı. 14 (% 53,8) hastada (22 göz) mutasyon görülmedi (Grup 2). İki grup arasında demografik verilerde farklılık yoktu ( p:> 0,05 ). Mutasyonun olduğu Grup 1 olgularında yatay kornea çapı daha yüksek seyretti (p: 0,006). Aynı zamanda buftalmus görülme oranı da daha fazla idi (p: 0,057). Mutasyon olan olgularda en sık rastlanılan patojenik varyant c.1405C>T (p.R469W) (n: 5, 9 göz) mevcuttu ve diğer mutasyonlara göre prognoz kötü seyretti (p: 0,014). İkinci en sık görülen varyant ise c.3987G>A (p.G61E) (n:3, 4 göz) idi, tedavi ile prognozları iyiydi. Mutasyonu olan hastaların ebeveyn analizlerinde ise anne ve babada heterozigot taşıyıcı oldukları tespit edildi. Ebeveynlerde glokom görülmedi. Sonuç: Bu çalışmada primer konjenital glokom olgularında sık rastlanılan genetik mutasyonların hastalığın klinik şiddeti ile ilişkili olduğu gözlemlendi. Genetik araştırma bu hastalarda klinik prognoz açısından yol gösterici olabilir. Bunun yanında ailelere verilecek genetik danışmanlık hizmetleri ile hastalığın görülme oranları azaltılabilir. Anahtar Kelimeler:, CYP1B1, Genetik Analiz, MYOC, Primer Konjenital Gloko
Glokom hastalarında 24 saatlik göz içi basınç takibi
AMAÇ: Triggerfish kontakt lens (TKL) kullanarak PEX (psödoeksfolyasyon) glokomu, PAAG (primer açık açılı glokom) ve PEX sendromunda sirkadiyen göz içi basınç (GİB) paternlerini incelemek ve TKL'nin tolerabilitesini ve oküler yüzey etkilerini değerlendirmek. YÖNTEM: Yeni glokom tanısı almış ve ilaç kullanmayan 3 PEX glokom hastası, 2 PAAG hastası ile PEX sendromu bulunan 1 olgu olmak üzere, toplam 6 olgunun 6 gözüne 24 saatlik GİB monitörizasyonu için TKL takıldı. GİB eğrisine cosinor ve bifazik cosinor analizleri yapıldı. Akrofaz ve batifaz zamanları ve amplitüdleri hasta grupları arasında karşılaştırıldı. Bir gün sabah (6:00-11:00), öğleden sonra - akşam (12:00- 23:00) ve gece (24:00- 5:00) olmak üzere 3 farklı periyotta değerlendirilerek, en düşük ve en yüksek GİB ilişkili mV eq değerleri hasta grupları arasında karşılaştırıldı. GİB pikleri incelendi ve bir saati aşan pikler "uzamış pik " olarak kabul edildi. TKL kullanımının tolerabilite ve güvenirliliğini incelenmek için her iki göze işlem öncesi ve sonrası en iyi düzeltilmiş görme keskinliği(EDGK), santral korneal kalınlık (SKK) ölçümleri, Oküler Cevap Analizörü (ORA) ile korneal biyomekanik ölçümler ve biyomikroskopik muayene yapıldı. Konjonktival hiperemi ORA Kırmızılık Skalası, korneal boyanma Modifiye Oxford Skalası (MOS) ile değerlendirildi. BULGULAR: Katılımcıların ortalama yaşı 61.6±7.7 olup 5' i (%83.3) erkek, 1' i (%16.7) kadındı. Toplam 5 glokomlu olgunun 4'ünde (% 80) nokturnal akrofaz paterni görüldü; 1 olguda düşük amplitüdlü akrofaz paterni izlendi. PEX glokomlu olguların hepsinde gece uyku döneminde uzamış GİB piki görüldü. PAAG'de ise daha az sayıdaki uzamış pikler gündüz veya gece döneminde görüldü. Hastaların TKL takılan gözleri ile diğer gözleri arasında TKL takılmadan önce ve sonrasında SKK ve ORA parametreleri ve EDGK açısından anlamlı bir fark bulunamadı (P>0.05). MOS ve ORA skalası TKL uygulaması öncesinde olguların iki gözü arasında farklı değilken (P>0.05), TKL uygulaması sonrasında her iki skor da anlamlı düzeyde farklıydı (sırasıyla P= 0.003 ve P=0.004). Bir olguda TKL intolerans nedeniyle 3 saat erken çıkarıldı. SONUÇ: TKL uygulaması ile 24 saatlik GİB profilinin incelenmesi glokom hastalarının ofis saatleri dışındaki GİB davranışı hakkında kıymetli bilgiler vermektedir. PEX glokomda nokturnal akrofaz ve uzamış GİB piklerinin sıklığı dikkati çekmiştir. TKL kullanımı güvenilir ve hastalarca iyi tolere edilebilir bir yöntem olup, korneal parametreler ve oküler yüzey üzerine anlamlı ve kalıcı bir değişiklik oluşturmamaktadır. Anahtar kelimeler: göz içi basıncı, kontakt lens, psödoeksfolyasyon sendromu, primer açık açılı glokom, psödoeksfolyasyon glokomu, sirkadiyen
Glokom hastalarında oküler yüzey değişikliklerinin incelenmesi
AMAÇ: Glokom hastalarında prezervanlı topikal ilaç kullanımına bağlı oluşabilecek gözyaşı ve oküler yüzey değişikliklerini ve bunlarla ilişkili semptomları incelemek. YÖNTEM: Çalışmaya 100'ü ilaç kullanan glokom hastası (1. grup),25'i ilaçsız takip edilen glokom hastası (2. grup) ve 75'i kontrol olgusu (3. grup) olmak üzere toplam 200 olgunun 200 gözü dahil edildi. İlaç kullanan 1. grubun kullandığı antiglokomatöz ilaçlar, bunların kullanım süreleri ve günlük damla sayıları kaydedildi. Tüm olgulara sırası ile gözyaşı ozmolaritesi ölçümü, Schirmer 1 testi, gözyaşı kırılma zamanı (GYKZ) ölçümü, floresein ile oküler yüzey boyanma değerlendirmesi yapıldı ve son olarak da oküler yüzey hastalık indeksi (OSDI) anketi uygulandı. Test sonuçları oküler yüzey hasarının durumuna göre normal, hafif-orta ve şiddetli olarak 3 ayrı kategoride derecelendirildi. Sonuçlar gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve p<0.05 değeri anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Katılımcıların yaş ortalaması 61.9 ± 8.7 (45-87) olup 106'sı (%53) kadın, 94'ü (%47) erkekti. Çalışma grupları arasında yaş ve cinsiyet dağılımı açısından anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05). Birinci gruptaki hastalar en az 6 ay süreyle, ortalama 2.08 antiglokomatöz ilaç kullanmaktaydı. İlaç kullanan glokom hasta grubunda (1. grup) diğer iki gruba (2. ve 3. gruplar) göre gözyaşı ozmolaritesi ve boyanma skorları anlamlıolarakyüksek(sırasıylap=0.00ve p=0.000), GYKZ ise anlamlı olarak kısa bulundu (p=0.006). Schirmer testi ve OSDI anketi sonuçlarında ise gruplar arasında anlamlı farklılık izlenmedi (p>0.05). Test sonuçları oküler yüzey hasarının durumuna göre derecelendirildiğinde, ozmolarite, GYKZ ve oküler yüzey boyanma dağılımları ilaç kullanan grupta diğer iki gruptan anlamlı farklılık gösterdi (sırasıyla p=0.007, p=0.015 ve p=0.000). İlaç kullanan grupta %44 oranda gözyaşı ozmolaritesi, %60 oranda GYKZ ve %76 oranda oküler yüzey boyanma anormalliği tespit edildi. İlaç kullanan hastalarda tedavisüresi, kullanılan etken madde sayısı ve günlük damla sayısı ile test sonuçları arasında korelasyon saptanamadı (r<0.3). SONUÇ: Bu çalışmada prezervanlı topikal ilaç kullandırılan glokom hastalarında ilaç kullanımına bağlı olarak gözyaşı ozmolaritesi, GYKZ ve oküler yüzey boyanmasında anormallikler tespit edilmiştir. Bu nedenle glokom hastasının topikal ilaç tedavisinin seçiminde ve sürecinde gözyaşı film tabakası ve oküler yüzeyin de değerlendirilmesi önem arz eder. Anahtar kelimeler: Glokom, gözyaşı, oküler yüzey hastalığı, ozmolarite, prezervanlar