Kas-iskelet sistemi
62 theses under this subject heading
Brighton muskuloskeletal hasta bildirimli sonuç ölçümlerinin Türkçe versiyonunun psikometrik özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışma, Brighton Muskuloskeletal Hasta Bildirimli Sonuç Ölçümlerinin (The Brighton Musculoskeletal Patient-Reported Outcome Measure: BmPROM) Türkçe versiyonunun (BmHBSÖ) oluşturulması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışma, fizyoterapi ve rehabilitasyon kliniğinde muskuloskeletal problem tanısıyla takip edilen, 18-74 yaş aralığında, toplam 122 gönüllü hasta ile gerçekleştirildi. Hastaların fiziksel, sosyodemografik ve tıbbi bilgileri kaydedildi. Standart çeviri prosedür basamakları uygulandıktan sonra, BmPROM'un Türkçe çevirisinin anlaşılırlığı 25 hasta, içerik geçerliği ise 20 fizyoterapist üzerinde yapılan pilot çalışma ile değerlendirildi. Çalışmaya dâhil edilen hastalara, BmHBSÖ ile Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (KF-36) ve İskandinav Kas İskelet Sistemi Anketi uygulandı. BmHBSÖ'nün test-tekrar test güvenirliği için ölçek 10 gün sonra yeniden uygulandı (n=67). Ölçeğin geçerlik ve güvenirliğini belirlemek için iç tutarlılık, test-tekrar test güvenirliği ve yapı geçerliği incelendi. BmHBSÖ'nün genel iç tutarlılık katsayısı α=0.739, işlevsellik skorunun Cronbach α değeri 0.721, iyilik hali skorunun Cronbach α değeri 0.766 olarak bulundu. BmHBSÖ'nün işlevsellik (ICC=0.866) ve iyilik hali (ICC=0.844) skorları yüksek düzeyde test-tekrar test güvenirliği gösterdi. BmHBSÖ'nün işlevsellik ve iyilik hali skorları ile KF-36'nın alt boyutları arasında pozitif yönde orta ve düşük düzeyde yapısal ilişkisi bulundu (p<0.001). BmHBSÖ'nün işlevsellik ve iyilik hali skorları ile İskandinav Kas İskelet Sistemi Anketi arasında negatif yönde orta ve düşük düzeyde ilişki bulundu (p<0.05). BmHBSÖ'nün, muskuloskeletal problemleri ağrı, fiziksel fonksiyon ve psiko-sosyal olarak çok boyutlu değerlendirilmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Güvenilirlilik ve geçerlilik, işlevsellik, kültürler arası, öz bildirim, yaşam kalitesi
Kuaför ve berberlerin kas iskelet sistemi, vücut farkındalığı ve algılanan stres düzeyinin değerlendirilmesi
Araştırma kuaför ve berberlerin kas iskelet sistemi rahatsızlıkları, vücut farkındalığı ve algılanan stres düzeylerini değerlendirmek ve bu durumlara etki edebilecek faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipteki bu araştırma Muğla ili Milas ilçesindeki mahallelerde faaliyet gösteren 62 kuaför ve 57 berber katılımcı ile gerçekleştirildi. Katılımcıların yaş, cinsiyet, meslek, meslekteki çalışma yılı, günlük çalışma süresi, ayakta kalma süresi, mola süresi, düzenli egzersiz alışkanlığı, ağrı kesici kullanımı ve doktor tarafından tanısı konulan kas iskelet sistemi problemi varlığı sosyodemografik veri formu aracılığıyla alındı. Kas iskelet sistemi rahatsızlıklarını değerlendirmek için Cornell Kas İskelet Sistemi Rahatsızlıkları Anketi, vücut farkındalığını değerlendirmek için Vücut Farkındalığı Anketi ve algılanan stres düzeyini değerlendirmek için Algılanan Stres Ölçeği kullanıldı. Araştırmaya katılan kuaförlerin %96.8'i, berberlerin ise %78.9'u son 7 günde vücudunun herhangi bir bölümünde ağrı, sızı veya rahatsızlık şikâyeti olduğunu belirtmiştir. Kas iskelet sistemi şikâyetlerinin vücut bölümlerine göre dağılımında kuaförlerde en fazla etkilenen bölgeler sırt (%54.8), el bileği (%53.2) ve bel (%48.4) iken berberlerde ise bel (%49.1), diz (%38.6) ve sırt (%35.1) olduğu görülmüştür. Kuaförlerin Cornell skoru ile vücut farkındalığı skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü ilişki vardı (p<0.05). Berberlerin Cornell skoru ile algılanan stres düzeyi skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü ilişki vardı (p< 0.05). Sonuç olarak kuaför ve berber meslek gruplarında kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının oldukça yaygın olduğu görüldü. Kuaförlerde vücut farkındalığının artması kas iskelet sistemi rahatsızlıkları şiddetini azaltmaktadır. Berberlerde ise algılanan stres düzeyinin azalması kas iskelet sistemi rahatsızlıkları şiddetini azaltmaktadır. Bu araştırmanın sonuçlarına göre kuaför ve berberlerde koruyucu rehabilitasyon kapsamında çalışma süre ve koşullarında düzenlemeler yapılması ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına yaklaşımlarda vücut farkındalığını arttırmaya ve stresi azaltmaya yönelik yöntemlerin eklenilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: "Algılanan stres", "berber", "kas iskelet sistemi", "kuaför", "vücut farkındalığı"
Bir üniversite hastanesinin hastane hizmetlilerinde kas iskelet rahatsızlıkları ve ilişkili etmenler; Bursa
Kesitsel tipteki bu araştırmanın amacı bir üniversite hastanesinde çalışan hastane hizmetlilerinde kas iskelet rahatsızlıklarının sıklığını, şiddetini ve iş yapmaya engel olma durumunu ve bu rahatsızlıklarla ilişkili olabilecek etmenleri belirlemektir. Araştırmaya Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Hastanesi'nde çalışmakta olan 273 hastane hizmetlisi dahil edilmiştir. Örneklem seçilmemiştir. 50 soru ve Türkçe Cornell Kas İskelet Rahatsızlık Anketi'nden oluşan anket formu yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Araştırmaya 247 kişi katılmıştır (%90,5). Katılımcıların %78,1'i (n=193) erkektir. Katılımcıların %76,9'u (n=190) T-CMDQ' da geçtiğimiz hafta çalışılan süre boyunca herhangi bir bölgede ağrı, sızı, rahatsızlık şikayeti yaşadığını belirtmiştir. En sık etkilenmiş olan vücut bölgeleri bel (%47,4 n=117), sağ ayak (%45,7 n=113) ve sol ayaktır (%49,0 n=121). Çalışma ortamında daha fazla (sıklıkla, her zaman) stres altında hissedenlerde bel, sağ ve sol ayak şikayetleri anlamlı olarak daha sıktır. Ayrıca bu katılımcılar daha yüksek toplam ağırlıklı puan (TAP) ortalamasına sahiptir. Hastane hizmetlilerinden sağlığını çok kötü, kötü olarak algılayanlarda bel, sağ ve sol ayak şikayetleri anlamlı olarak daha sıktır ve TAP ortalaması ise daha yüksek saptanmıştır. Hastane hizmetlilerinden şikayetlerinin işle ilişkisi olduğunu düşünenlerde hem bel şikayetlerinin sıklığı anlamlı olarak daha yüksek saptanmış, hem de TAP ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Bel şikayetleri için çalışma ortamında stres altında hissetme, ameliyat ve travma/kaza öyküsü; sağ ayak şikayetleri için cinsiyet, gelir durumu ve çalışma ortamında stres altında hissetme; sol ayak şikayetleri için cinsiyet, gelir durumu, kronik hastalık varlığı, VKİ ve hastane hizmetlisi olarak çalışma süresi; bağımsız risk faktörleri olarak saptanmıştır.
Kas iskelet sistemi sonucu oluşan maluliyet durumunun "Amerikan Tıp Birliği (American Medical Association) yaralanma kılavuzu" ile ülkemizde yürürlükte olan "çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranı tespit işlemleri yönetmeliği" cetveli ile olgular üzerinden karşılaştırılması ve öneriler
Giriş ve Amaç: Maluliyet kelimesinin sözlükteki karşılığı "sakatlık" olarak belirtilmiş olup herhangi bir kısıtlama veya bir şekilde bir insan için normal sayılan ölçüler dâhilinde bir faaliyet gerçekleştirme yeteneğinin eksilmesi ya da tamamen yitirilmesi durumudur. Bu çalışmada; 31.12.2020 tarihinden önce kas iskelet sistemi yaralanması nedeniyle Gaziantep Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalında "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre maluliyet raporu düzenlenmiş rastgele seçilen 200 olguya ait yaralanma ve sekellerinin uluslararası alanda kabul görmüş Amerikan Tıp Birliği(American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzuna göre yeniden değerlendirilerek muayene ve oransal standardın sağlanmasına ışık tutmak ve uluslararası nitelikte ihtiyaç duyulan yeni düzenlemelere önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 31.12.2020 tarihinden önce kas iskelet sistemi yaralanması olan adli makamların istemiyle maluliyet raporu düzenlenmiş rastgele seçilen 200 olguya ait cinsiyet, olay tarihindeki yaş, olay türü, olay tarihi ile değerlendirme arasında geçen süre, başvuru merkezi, yaralanma türü, yaranın anatomik lokalizasyonu, operasyon öyküsü, sinir yaralanması eşlik edip etmediği, yaralanma ve sekellerinin "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" D ve E cetveline göre oransal karşılıkları, oran tespitinde takdir kullanılıp kullanılmadığı retrospektif olarak tarandı ve değerlendirildi. Amerikan Tıp Birliği(American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzu 5. Baskı kullanılarak yeniden oransal hesaplamalar yapıldı. Veriler SPSS programında değerlendirildi. Bulgular: Çalışma kapsamında değerlendirilen 200 olgunun %70.5'inin erkek, %29.5'inin kadın olduğu, en yüksek başvuru nedenini %96.5 ile trafik kazalarının oluşturduğu, en yüksek yaralanma oranının %49.5 ile izole alt ekstremite yaralanmalarına ait olduğu, maluliyet oranı hesaplanan olguların %66'sına takdir uygulandığı belirlendi. "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" D ve E cetveli ile AMA kılavuzuna göre elde edilen fonksiyon kayıp oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi. Sonuç: Elde edilen bulgular ışığında "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" cetveli, birçok ülkede kullanımda olan uluslararası nitelikteki AMA kılavuzuna göre eksiklikler barındırmaktadır. Ülkemiz için kişinin mesleğine ve yaşına göre maluliyet oranının tayin edilebileceği, ancak bunu yaparken sorgulamaya ve takdir kullanımına mahal vermeyen, trafik kazaları, iş kazaları, meslek hastalıkları, terör, vazife ve harp mallüllüğü gibi durumlarda tek başına kullanılabilecek, objektif ve güncel normlara uygun bir kılavuz oluşturmanın en doğru yaklaşım olacağı kanaatindeyiz.
İkinci trimesterdeki gebelerde postür egzersizlerinin ayak postürü ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına etkisi
Gebelik döneminde meydana gelen anatomik, fizyolojik ve hormonal değişimler ile birlikte görülen kilo artışı postüral adaptasyonlara ve ağrıya yol açmaktadır. Çalışmamızın amacı ikinci trimester dönemindeki gebelere verilen postür egzersizlerinin ayak postürüne ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına olan etkisini araştırmak için amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-35 yaş arası 50 gebe dahil edildi. Gebeler çalışma grubu ve kontrol grubu olarak 25'şer kişilik iki gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki gebelere sadece vücut mekaniklerinin doğru kullanımına ilişkin postür eğitimi verildi. Çalışma grubundaki gebelere ise postür eğitimine ek olarak 6 hafta boyunca haftada iki gün postür egzersizleri verildi. Demografik ve klinik bilgileri araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ile sorgulanarak kaydedildi. Gebelerin ayak postür değerlendirilmesi, Harris Tabakası ile yapıldı. Ayak izi ölçümleri ise Harris tabakası kullanılarak ölçüm yöntemlerinden Staheli indeksi ölçüm yöntemi ile yapıldı. Postür analizi New York Postür Değerlendirme Yöntemi (NYPDY) ile kas iskelet sistemi rahatsızlıkları ise Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi (GNKİSA) ile yapıldı. Çalışmanın veri analizinde İstatistiksel analiz için IBM SPSS Statistics 22 (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Yapılan ölçümler sonucunda sağ ve sol ayak ölçümlerinin 1. ve 2. ölçüm değerleri arasında anlamlı fark bulundu(p<0,05). Ayak ölçümlerinin karşılaştırıldığında egzersiz ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı(p>0.05).Gebelerin vücudu 13 ayrı kısımda incelenerek, NYPDY ile postür değişikliklerinin değerlendirilmesi sonucunda her iki grupta da postür değişimleri görüldü. Egzersiz grubundaki gebelerin NYPDY ile yapılan toplam puan değerleri arası anlamlı fark olduğu görüldü (p<0,05). Kontrol grubundaki gebelerin de NYPDY ile yapılan toplam puan değerleri arası anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (p<0,05). Grupların NYPDY toplam skorları karşılaştırıldığında iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05).Kas iskelet sistemi ağrı yakınmaları her iki grupta da görüldü. Egzersiz grubunda 22 katılımcıda en fazla yakınma bel ve sırt ağrısı (%72,73) olarak bulundu. Kontrol grubunda ise 22 katılımcıda en fazla yakınma bel ağrısı (%100), sırt ağrısı (%86,36), kalça ağrısı (%59,09) olarak bulundu. Grupların ağrı yakınmaları karşılaştırıldığında sonuçlar klinik olarak anlamlı gözükse de istatistiksel olarak sadece bel bölgesindeki ağrı yakınma sonuçlarında gruplar arası farkın anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Çalışma sonuçlarına göre gebelik döneminde görülen postüral değişimler her iki gruptaki gebelerde çalışma sürecinde devam etmesi ve ağrı yakınmaların oluşması görüldü. Kontrol grubunda egzersiz grubuna göre postürlerindeki değişim ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarında daha yüksek skorlar elde edilmiştir. Sonuç olarak, ikinci trimesterdeki tüm gebelerde ayak postürünün bozulduğunu, postür egzersizi yapmayan katılımcıların bel bölgesinde ağrı yakınmalarının olduğu bulunmuştur.
Unlu mamül makineleri üreten fabrika çalışanlarında el ağrısı, üst ekstremite fonksiyonelliği ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının değerlendirilmesi
Bu çalışma unlu mamül makineleri üreten fabrika çalışanlarında el ağrısı, üst ekstremite fonksiyonelliği ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışma toplamda 51 unlu mamül makinesi üreten birey arasında yapıldı. Çalışmaya alınan tüm bireylerin ayrıntılı demografik verileri kaydedildi. El ve el bileği için ağrı sorgulaması için Vizüel Analog Skalası (VAS), el fonksiyonları için Jebsen el fonksiyon testi (JEFT), üst ekstremite fonksiyonelliği için Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand (DASH) el, kol ve omuz fonksiyonel değerlendirme anketi ve genel kas iskelet sistemi ağrısı değerlendirmek için Cornell Kas İskelet Sistemi Değerlendirme anketi uygulandı. Çalışmamızın sonuçları; çalışmamızda yer alan fabrika çalışanlarının çalışma yılları ile istirahat halindeki VAS, aktivite sırasındaki VAS ve DASH anket sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktu (p>0.05). Çalışanlarının çalışma yılları ile Jebsen el Fonksiyon Testlerinin alt ölçekleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmiştir (p<0.05) Çalışma yıllarına göre Cornell (MDQ) anketinin parametrelerinden "sağ alt bacak" bölgesinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmiştir (p<0.05). Çalıştıkları bölümlere göre Cornell anketindeki vücut bölgeleri değerlerinden, sol omuz bölgesindeki ağrı skorları istatistiksel olarak anlamlı derecede farklıdır (p<0.05). Fabrika çalışanlarında sol elin, çalışılan yıl sayısı arttıkça daha hızlandığı sonucuna vardık. Fabrikadaki çalışma yılı azaldığında sol alt bacak ağrısının daha fazla olduğu belirlenmiştir. Fabrikada çalışılan bölümler ile sol omuz bölgesindeki ağrı anlamlı derecede birbirinden farklı, sağ omuza göre de yüksektir. Bu ağrıların daha aza indirilmesi için gerekli egzersizler önerilmiştir.
Diyarbakır ilinde çalışan fizyoterapistlerde kas iskelet sistemi problemlerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada Diyarbakır ilinde çalışan fizyoterapistlerin kas iskelet sistemi problemlerinin araştırılması ve bu problemlerin yaş, cinsiyet, çalışma yılı, çalışma saati, haftalık çalışma günü ve egzersiz yapıp yapmama ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlandı. Yöntem: Bu çalışmaya Diyarbakır ilinde çeşitli merkezlerde çalışan 99 fizyoterapist katıldı. Çalışmada "Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Sistemi anketi" kullanıldı. "Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Sistemi anketi", vücutta anatomik bölgeleri gösteren bir şekil ile uygulanır, bu bölgeler; boyun, omuz, dirsek, el/ el bileği, sırt, bel, kalça/uyluk, diz, ayak/ ayak bileği şeklinde dokuz bölgedir. Katılımcılar her bölge için son on iki ayda ağrının varlığı, son yedi günde ağrının varlığı ve ağrıların günlük yaşamı etkilemesi açısından sorgulandı. Fizyoterapistlere anket dağıtıldı ve toplandı ve veriler kaydedildi. Bulgular: Katılımcıların %83,2 si vücutlarındaki ağrı, sızı, uyuşma gibi şikayetlerin yaptıkları işle ilgili olduğunu düşünürken, %16,2 si şikayetlerini iş ile ilişkilendirdiler. Son 12 ayda vücut bölgelerine göre ağrısı olan ve olmayan fizyoterapistlerin oranlarına bakıldığında katılımcılarda en fazla %65,7 oranla sırt ağrısı daha sonra %59,6 bel ağrısı, %57,6 boyun ağrısı, %53,5 el/ el bileği ağrısı, %52,5 omuz ağrısı görüldüğü saptandı. Son 12 ay içinde dirsek ağrısı çeken katılımcıların günlük çalışma süre ortalamaları daha yüksek bulundu (p<0,05). Son 12 ay içinde bel ağrısı çeken katılımcıların beden kitle indeksi ortalamaları daha yüksek bulundu (p<0,05). Son 12 ay içinde dirsek ağrısı çeken katılımcıların haftada çalıştıkları gün sayısı ortalamaları daha yüksek bulundu (p<0,05). Son 12 ay içinde, kadınlarda omuz bölgesinde hissedilen ağrının erkeklere oranla anlamlı olarak daha yüksek, erkeklerde ise ayak/ ayak bileği bölgesinde hissedilen ağrının kadınlara oranla anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulundu (p<0,05). Son 12 ay içinde, egzersiz yapmayan katılımcıların diz ve boyun bölgesinde ağrı yaşama oranı anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0,05). Son 12 ayda; boyun, omuz, dirsek, el bileği, sırt, bel, kalça/uyluk, diz ve ayak bölgelerinde ağrı hissetme ve hissetmeme durumlarının yaş ve çalışma yılı ile ilişkili olmadığı saptandı. Sonuç: Bu çalışma kas iskelet sisteminin risk faktörlerinin de belirlenebileceği daha geniş katılımlı bir çalışma için ön çalışma niteliğindedir. Çalışma fizyoterapistlerin kas iskelet sistemi problemleri açısından bir risk grubu oluşturduğunu gösterdi. Fizyoterapistlerde görülen kas iskelet sistemi problemlerinin beden kitle indeksi, cinsiyet, egzersiz alışkanlığı ile ilişkili olduğu belirlendi.
Kadınlarda yüksek topuklu ayakkabı kullanımının kas iskelet sistemi üzerine etkilerinin araştırılması
Çalışmamızın amacı, yüksek topuklu ayakkabı kullanımının alt ekstremite kas iskelet sistemini nasıl etkilediğini objektif ölçümlerle belirlemek ve alt ekstremiteye ait problemlerin teşhis ve tedavisinde rehberlik etmek veya bu problemlerin ortaya çıkmasının önlenmesine yardımcı olmaktır. Bu çalışmada yüksek topuklu ayakkabı kullanan kadınlarda alt ekstremite antropometrik ölçümler arasında somatometrik ilişkiler araştırılmıştır. Çalışmamıza 18-45 yaş arası 136 kadın dahil edilmiştir. İlk grubumuz günde en az 5 saat, haftada en az 3 gün ve en az 1 yıldır 5 cm ve üzeri yüksek topuklu ayakkabı kullanan 66 kadından oluşmuştur. İkinci grubumuz ise en az 1 yıldır 5 cm'den az topuk yüksekliğine sahip ayakkabı kullanan 70 kadından oluşmuştur. Demografik özellikler (yaş, vücut ağırlığı, boy uzunluğu, vücut kitle indeksi-VKİ), antropometrik ölçümler, ayak izi analizi, esneklik testleri, eklem hareket açıklığı (EHA) ölçümü, kas kuvveti, tork ve dayanıklılık test ölçümleri objektif metotlar kullanılarak değerlendirilmiştir. Antropometrik ölçümler antropometrik veri seti kullanılarak alınırken ayak izi analizi Chippaux Smirax Arch İndeksi (CSAI) ve Staheli Ark İndeksi (SAİ) kullanılarak belirlenmiştir. Nicholas Manual Muscle Test aleti (NMMT) alt ekstremite kaslarının kas kuvveti, tork ve dayanıklılık ölçümlerini değerlendirmek için kullanılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS 21.00 paket programı kullanılmıştır. Çalışmamızda özellikle kalça fleksiyon ve ekstensiyon, diz fleksiyon ve ekstensiyon ile ayak bileği plantar fleksiyon kas kuvvet, tork ve dayanıklılık ölçümleri yüksek topuklu ayakkabı giyen kadınlarda, giymeyenlere göre çok yüksek bulunmuştur (p<0.001). Ayakkabı topuk yüksekliği arttıkça ayak bileği plantar fleksiyonu ve kalça eklem fleksiyon açısı artış gösterir. Bu artışı kontrol etmek için uyluk ön ve arka bölgesi ile bacak bölge kasları daha fazla aktif hale gelerek bu duruma adaptasyon geliştirirler. Sonuç olarak, uzun süreli YTA kullanımı alt ekstremite kaslarının aşırı kullanılmasına bağlı olarak, kas iskelet sistemi üzerinde değişikliğe neden olmaktadır.
Streptozotosin ile indüklenmiş diyabetik sıçanlarda pterostilben ve resveratrolün gastroknemius kasının biyomekanik, biyokimyasal ve histolojik özellikleri üzerine etkileri
Diyabetin iskelet kasları üzerine olumsuz etkilerinin olduğu; kas kontraktilitesini değiştirdiği ve kasılma kuvvetinde azalma meydana getirdiği görülmüştür. Diyabetik sıçanlarda, antioksidan özellikli resveratrol ve pterostilben uygulamalarının metabolik parametreleri iyileştirdiği birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı streptozotosinin (STZ) indüklediği diyabetik miyopatinin tedavisinde farklı dozlarda pterostilben (PTS) (trans-3,5-dimethoxy-4-hydroxystilbene) ve resveratrol (RSV) (trans-3,5,4'-trihydroxystilbene) uygulamasının karşılaştırmalı etkilerini araştırmaktır. Çalışmada ağırlıkları 250-300 g arasında değişen Wistar Albino türü 80 adet erkek sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar; Kontrol, Diyabet, Diyabet+10 mg/kg PTS, Diyabet+20 mg/kg PTS, Diyabet+40 mg/kg PTS, Diyabet+10 mg/kg RSV, Diyabet+20 mg/kg RSV ve Diyabet+(10+10) mg/kg PTS/RSV olmak üzere toplam 8 gruba ayrıldı. Diyabet grubunda bulunan sıçanlara, intravenöz olarak kuyruk veninden 45 mg/dl/ml streptozotosin enjekte edildi. 5 haftalık deney süresinin sonunda gastroknemius kas preparatları çıkarıldı ve biyomekanik kayıtların alınmasına geçildi. Daha sonra iskelet kası dokularının elektron mikroskobik görüntüleri incelendi. Sıçanlardan alınan kanlardan kan glikoz, serum insülin ve malondialdehit seviyeleri analiz edildi. Sonuç olarak diyabetle birlikte azalma gösteren iskelet kası izometrik kasılma kuvvetleri PTS antioksidan uygulamalarıyla RSV antioksidan uygulamalarına göre daha fazla artış gösterdi. Ayrıca kan glikoz, serum insülin ve malondialdehit düzeylerinin PTS uygulamalarında daha çok normale yaklaştığı görüldü. Antioksidan tedavisi uygulanan diyabetik sıçanların elektron mikroskobik görüntülerine bakıldığı zaman, Mix grubunun Tip-1 DM'deki iyileştirici etkisinin diğer gruplara nispeten daha iyi olduğu gözlendi.
Bağımsız hareket kabiliyetine sahip robotik yürüme sistemi
Hareket edebilmek eylemi canlılığın bir sonucudur ve en gelişmiş türü ise 2 ayak üzerinde yürüme eylemidir. Belirli uzuvların kendi hareketlerini periyodik olarak tekrarlamasıyla yürüme eylemi meydana gelir. Bu hareket "adım" olarak adlandırılır. Yürüme hareketi adımların tekrarlanmasıyla oluşur. İnsan gövde yapısal tasarımı farklı yaklaşımlar ile günümüz teknolojisine uyarlamaya çalışılmıştır ancak bu yaklaşımlar esnasında teknolojik açıdan bir fark yaratmak isterken bir takım temel gerçekleri ihmal etmişlerdir. Bu çalışmada, insansı yürüme hareketi adımlama biçiminde parçalara bölünerek hareket kabiliyeti ve denge kabiliyeti olarak 2 ye ayrılmış ve matematiksel olarak incelenmiştir. Hareketi sağlayacak ideal bir fiziksel model tasarım gerçekleştirilmiştir. Yürüme hareketinin incelenmesi sonucu ortaya çıkan matematiksel model örnek hareketlerde uygulanarak analiz edilmiş elde edilen grafiksel sonuçlarla yorumlanmıştır.
Meme kanseri hastalarında vücut kas oranının ve ekstremite kas kuvvetlerinin sağlıkla ilişkili yaşam kalitesine etkisi
Amaç: Meme kanseri hastalarında vücut kas oranı ve ekstremite kas kuvvetlerinin sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi üzerine olan ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Mart 2023 ile Nisan 2023 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalında takipli meme kanseri tanısı almış 62 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Üst ekstremite kas gücü değerlendirmesi hidrolik el dinamometresi ile, alt ekstremite kas gücü değerlendirmesi sandalyeden kalkma testi ile, vücut kas oranı ölçümü biyoelektrik empedans analizi ölçüm cihazı ile, sağlıkla ilgili yaşam kalitesi sorgulaması EORTC-QLQ-C30 ölçeği ile yapılmıştır. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 53,19 (±10,43), Vücut Kitle İndeksi (BMI) ortalaması 28,78 kg/m² (±4,85), kas kütlesi ortalaması 44,41 kg (±6,64), kas yüzdesi ortalaması %61,07 (±6,23) olarak saptanmıştır. Hastaların sandalyeden kalkma testini tamamlama süresi ortalama 12,40 saniye (±3,45), el dinamometresi sıkma kuvveti ortalama değeri 50,7118 pound (± 12,95779) olarak ölçülmüştür. Sandalyeden kalkma testini normal-hızlı sürede tamamlayan hastaların sosyal fonksiyon puanının diğer hastalara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Yorgunluk ve ağrı puanlarının testi normalden yavaş sürede tamamlayan hastalarda diğer hastalara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hidrolik el dinamometresi el sıkma kuvveti normal-yüksek olan hastaların uğraş fonksiyonu ve kavrama fonksiyonu puanlarının diğer hastalara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). El sıkma kuvveti düşük olan hastaların iştah kaybı puanının diğer hastalara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). BMI ve Yağsız Kütle İndeksi (FFMI) arasında pozitif yönde yüksek düzeyde korelasyon (p<0,001), FFMI ve İskelet Kası Kütle İndeksi (SMMI) arasında tam korelasyon (p<0,001) saptanmıştır. FFMI ve sandalyeden kalkma testi arasında pozitif yönde orta düzeyde korelasyon (p<0.05), sandalyeden kalkma testi ile el dinamometresi sıkma kuvveti arasında ters yönde orta düzeyde korelasyon (p<0,001) saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızda ekstremite kas kuvvetleri iyi durumda olan meme kanseri hastalarının daha az semptom yaşadığı ve daha iyi bir yaşam kalitesine sahip olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, yaşam kalitesi, kas gücü
Sağlık çalışanlarının pandemi dönemindeki yorgunluk ve tükenmişlik düzeyleri ile kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları, yaşam kalitesi ve ağrı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Pandemi döneminde sağlık çalışanlarının iş yükü ve kaygılarının artarak devam ettiği bilinen bir gerçektir. Bu süreçte diş hekimliği sağlık çalışanlarının genel topluma göre daha fazla enfeksiyon riski taşımasının, çalışma koşullarının ağırlaşmasının ve yoğun baskı ile stres altında çalışmalarının yorgunluk, tükenmişlik ve yaşam kalitesi düzeyleri üzerine olumsuz etki etmesi muhtemeldir. Bu çalışmada COVID-19 pandemisi sürecinde sağlık çalışanlarının hissettiği yorgunluk ve tükenmişlik seviyelerinin, kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları, yaşam kalitesi ve ağrı üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya Erciyes Üniversitesi Diş hekimliği Fakültesi'nde çalışan 154 sağlık çalışanı (56 erkek, 98 kadın) katıldı. Veriler 'Yorgunluk Şiddet Ölçeği', 'Maslach Tükenmişlik Ölçeği', 'Cornell Kas-İskelet Sistemi Rahatsızlıkları Anketi', 'Çalışanlar için Yaşam Kalitesi Ölçeği' ve 'Vizüel Analog Skala' kullanılarak elde edildi ve SPSS 22.0 programı ile analiz edildi. Katılımcıların en fazla sırt, boyun ve sağ omuz ağrısından yakındığı, diş hekimlerinin daha çok üst ekstremitelerinde, diğer personellerin ise bel ve alt ekstremitelerinde kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarının oluştuğu belirlendi. Ankete katılanların yorgunluk seviyeleri 4,9±1,64; ağrı düzeyleri 4,26±1,84 olarak hesaplandı. Ayrıca ağrı, yorgunluk, duygusal tükenme, duyarsızlaşma, tükenmişlik ve eşduyum yorgunluğu parametreleri arasında pozitif yönde; kişisel başarı hissi ve mesleki tatmin parametrelerinde ise negatif yönde anlamlı ilişki belirlendi (p<0,05). COVID-19 pandemisinde diş hekimliği sağlık çalışanlarında kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları, yaşam kalitesi ve ağrı seviyelerinin arttığı ve bu durumun yorgunluğu ve tükenmişliği tetiklediği göz önüne alındığında buna yönelik önleyici ve düzenleyici tedbirlerin alınmasının ve sağlık politikaları düzenlemelerinin yararlı olacağı kanaatindeyiz.
Tip I diyabetli sıçanlarda egzersizin iskelet kası kontraktil özelliklerine etkileri
Düzenli fiziksel aktivitenin; obezite, kardiyovasküler hastalıklar ya da diyabet gibi patolojik durumlarda olumlu etkileri olduğu bilinmektedir. Bu çalışma tip I diyabet oluşturulmuş erkek sıçanlarda 4 hafta süreyle uygulanan yüzme egzersizinin iskelet kası kontraktilite özelliklerine etkilerini ortaya koymayı amaçlamıştır. Çalışmada toplam 36 adet erkek erişkin Wistar Albino ırkı sıçan kullanılmıştır. Deney grupları; diyabet, diyabet+egzersiz, egzersiz ve kontrol şeklinde oluşturuldu. Diyabet oluşturmak için streptozotosin (STZ) tek doz 50 mg/kg miktarında intraperitoneal olarak verildi. STZ enjeksiyonu sonrası 4 hafta süreyle diyabet+egzersiz ve egzersiz gruplarındaki hayvanların 1 saat süreyle yüzmeleri sağlandı. Kan glikoz düzeyleri başlangıçta ve sonda ve vücut ağırlığı haftalık olarak ölçüldü. Çalışma sonunda gastroknemius kası izometrik gerim yanıtları in situ belirlendi. Her değişken için ortalama ve ortalamanın standart hatası belirlendi. Verilerin normal dağılımı uygunluğu ve homojen dağılıma uygunluğunun analizi için Shapiro-Wilk ve Levene testleri kullanılmıştır. Vücut ağırlığı ve glikoz değerleri için tekrarlayan ölçümler varyans analizi yapıldı. Diyabet ve egzersizin kas üzerindeki etkilerini değerlendirmek için tek yönlü varyans analizi yapıldı. Diyabet oluşturulan hayvanlarda tek sarsı kuvvet değeri, maksimum izotonik tetanik kontraksiyon ve yorgunluk başlangıç kuvveti azaldı (p=0.001). Pik gerime ulaşma ve gerim kuvveti yarılanma süreleri diyabet ve egzersize bağlı olarak değişmedi (p=0,265 ve p=0,066). Yorgunluk protokolü sonrası üçüncü dakikada alınan tek sarsı kuvveti yanıtının diyabete bağlı olarak azaldığı ve egzersizin bu durumu düzelttiği belirlendi (p=0.002). Diyabetin sıçanlarda iskelet kası kontraktilite özelliklerini olumsuz etkilediği ve egzersizin bu süreçte olumlu etkilerinin olabileceği görüldü.
Serebral palsili çocukların fonksiyonelliği ile ebeveynlerinin kas iskelet sistemi ağrısı, yorgunluk ve yaşam kalitesi arasındaki ilişki
Serebral Palsi'li (SP) çocuğu olan ebeveynlerin çocuğunun bakımını sağlarken hem fiziksel hem de ruhsal olarak olumsuz etkilenebildikleri bilinmektedir. Ancak bu çalışmada, SP'li çocuğa sahip ebeveynlerin bedensel ve duygusal durumları ile çocuklarının fonksiyonellik seviyesi arasında nasıl bir ilişki olduğu ortaya çıkarılmak istenmiştir. Bu çalışmanın amacı SP'li çocukların fonksiyonelliğini değerlendirmek ve ebeveynlerinin kas iskelet sistemi ağrısı, yorgunluk ve yaşam kalitesini ölçüp aradaki ilişkiyi değerlendirmektir. Kendilerine SP teşhisi konmuş 4 – 18 yaş arası, ayakta durabilen ve yürüyebilen çocuklar çalışmaya dâhil edildi. Ebeveynler, çocuğun günlük karar vermesinden ve bakımından sorumlu olan kişiyse ve SP teşhisi konan çocuklar onlarla birlikte yaşıyor ise çalışmaya dâhil edildi. Ebeveynlerden ana anketleri tamamlamadan önce yaşları, eğitim düzeyleri, çalışma durumları ve medeni durumları ilgili bazı demografik bilgiler toplanıldı. SP'li çocukların fonksiyonel durumlarını sınıflandırmak için Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS), fonksiyonelliğini değerlendirmek için Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçümü (PFBÖ), günlük yaşam aktivitelerindeki fonksiyonel dengelerini değerlendirmek için Pediatrik Denge Skalası (PDS), fonksiyonel yürüme süresini değerlendirmek için Süreli Kalk Yürü Testi (SKYT) kullanıldı. Ebeveynlerde ise kas iskelet sistemi ağrısını değerlendirmek için Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Ağrı Sistemi Anketi, yorgunluğunu değerlendirmek için Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ), yaşam kalitesini değerlendirmek için ise Nottingham sağlık profili (NSP) kullanıldı. Sonuç olarak; SP'li çocukların fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri ile ebeveynlerinin kas iskelet sistemi ağrı durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). SP'li çocukların fonksiyonellik düzeyleri ile ebeveynlerinin yaşam kalitesi ve yorgunluk düzeyi arasında anlamlı bir ilişki görülmemiştir. Ayrıca ebeveynlerin kas iskelet sistemi ağrıyan bölge sayıları arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı ve yorgunluk düzeylerinin daha yüksek görüldüğü ortaya çıkmıştır. Bu çalışmamızın SP'li çocukların tedavi planlamalarının yanı sıra ebeveynlerinin de rehabilitasyonunda fiziksel ve ruhsal iyiliklerinin arıttırılmasına yönelik çalışmalar yapılmasına yarar sağlayacağını düşünmekteyiz. Kasım 2022, 64 Sayfa. Anahtar Kelimeler: Ağrı, ebeveyn, serebral palsi, yaşam kalitesi, yorgunluk.
Diyabetik hastalarda kas-iskelet sistemi bulgulari ve metabolik parametreler ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Diyabet ile çok sayıda kas iskelet sistemi problemi ilişkilendirilmiştir. Bu problemlerin tedaviye yanıt vermeleri ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesi için tanınmaları çok önemlidir. Kas iskelet sistemi tutulumunun diyabetli hastalarımızdaki sıklığı ve metabolik parametrelerle ilişkisini göstermek amacıyla bu çalışma planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Mart 2017- Şubat 2018 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları kliniğine başvuran 702 diyabetli hasta çalışmaya alındı. Hastalar kas iskelet sistemi bulguları açısından muayene edildi ve bu bulguların hasta yaşı, cinsiyet, diyabetin tipi, diyabetsüresi, metabolik parametreler ve mikrovasküler komplikasyonlar ile arasındaki ilişki değerlendirildi. Bulgular: Hastaların % 45.9' unda kas iskelet sistemi bulgusu izlendi. En sık rastlanan bulgular karpal tünel sendromu, Dupuytren kontraktürü ve adeziv kapsülitti. Diyabetin süresi ile Charcot artropatisi dışında tüm kas iskelet sistemi bulguları arasında, HbA1c düzeyi ile de Dupuytren kontraktürü, karpal tünel sendromu ve adeziv kapsülit arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Ayrıca mikrovasküler komplikasyonların varlığı ile kas iskelet sistemi bulgularının sıklığının artmış olduğu görüldü. Sonuç: Diyabetli hastalarda kas iskelet sistemi bulguları sık görülür. Bulguların gelişiminde hasta yaşı, diyabet süresi, HbA1c düzeyi ve mikrovasküler komplikasyonların varlığı etkilidir. Diğer komplikasyonlarda olduğu gibi kas iskelet sistemi bulgularının azaltılması için iyi glisemik kontrol önerilir. Tüm diyabetli hastalar rutin kontrolleri sırasında kas iskelet sistemi tutulumu açısından dikkatle değerlendirilmeli ve izlenmelidir.
Ortopedik cerrahi geçiren hastalarda perioperatif hemşirelik bakım kalitesinin değerlendirilmesi
Perioperatif bakım kalitesi ilaç ve ilaç dışı uygulamaların etkililiği, ağrı giderici uygulamalar, hastanın fiziksel, fizyolojik, psiko-sosyal açıdan iyilik halinde olması ve beklentilerinin optimum düzeyde karşılanması ile mümkündür. Bu çalışma ortopedi cerrahisi geçirmiş hastalara uygulanan perioperatif bakım kalitesini değerlendirmek amacı ile yapıldı. Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırmanın kapsamına olasılıksız örneklem yöntemlerinden olan amacına uygun örnekleme yöntemi kullanılarak 120 hasta alındı. Araştırmacılar tarafından hazırlanmış soru formu hastaların demografik özellikleri sorgulandı. Bununla birlikte "Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Ölçeği" kullanıldı. Veriler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Etik kurul, kurum ve hastalardan izin alındı. Verilerin değerlendirilmesi SPSS 21 paket program ile gerçekleştirildi. İstatistiksel olarak %95 güven aralığı, p˂0.05 anlamlılık düzeyinde, bağımsız iki grubun ve ortalamanın karşılaştırılmasında Mann Whitney U ve Kruskall Wallis testleri kullanıldı. Araştırma kapsamına alınan hastaların %63,3'ü erkek, %77,5'i evli, %54,2'si ilköğretim mezunu, %30'u ev hanımı, %54,2'sinin geçmiş ameliyat deneyimi yok, %50'si el ve spor cerrahisi geçirmiş hastalardır. Bu araştırmada perioperatif bakım kalitesi en yüksek puan ortalamalarının fiziksel bakım (46.18±5.93) ve bilgi verme (21.68±4.55) alt boyutlarında, destek (14.80+9.08), saygı (14.09±2.21), hemşirelik süreci (14.80±9.08) alt boyutlarında olduğu; çevre alt boyutunda (17.97±5.93) ve toplamda alınan puanın (140.05±24.39) yüksek olmadığı belirlendi. Bu çalışmada perioperatif bakım kalitesinden duyulan hasta memnuniyet oranının orta düzeyde olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Kas-iskelet Sistemi, Ortopedik Cerrahi, Perioperatif Bakım, Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalası
Çalışanlarda işe bağlı kas-iskelet sorunları
Çalışanlarda işe bağlı kas-iskelet sorunları AMAÇ: Çalışmamızda, erişkin çalışanlarında işe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıkları sıklığı ve risk etmenlerinin araştırılması amaçlandı. Çalışanların demografik özellikleri, çalışma ortamında olan fiziksel ve psikososyal maruziyetler ile işe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıkları arasındaki ilişkiler incelendi. Ayrıca İKİH' ın (işe bağlı kas iskelet sistemi hastalıkları-sorunları) yaşam kalitesi üzerine etkisi araştırılacaktır. GEREÇ YÖNTEM: Çalışmaya Manisa Organize Sanayi bölgesinde buzdolabı fabrikasında çalışan 18 yaşından büyük, gece-gündüz vardiyası ve dönüşümlü çalışma alanı olan mavi yakalılar ve beyaz yakalı 250 kişi alındı. Çalışmaya katılan çalışanların demografik özellikleri, ek hastalık bilgileri, çalışma koşulları(çalışma saati, iş yerinde ve meslekte geçen süre vb) sorgulandı. Çalışanların İKİH varlığı ve vücut bölgesi dağılımını araştırmak için Standardize İskandinav Kas-İskelet Sistemi anketi uygulandı. Çalışanların maruz kaldıkları fiziksel risk düzeyini ölçmek amacıylada Hızlı Maruziyet Değerlendirme(HMD) anketinin türkçeye çevrilmiş versiyonu ve psikososyal risk etmenlerini ölçmek amacıyla İsveç iş yükü-kontrol-destek ölçeği uygulandı. Çalışanların yaşam kalitesi, yaşam kalitesini değerlendirme ölçeği(kısa form SF-36)ile değerlendirildi. Çalışmaya katılan bir hekim tarafından ve ankete katılanlar tarafından doldurulacaklardır. Anket çalışmasından elde edilen bilgiler SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 15 programına kaydedilip değerlendirildi. BULGULAR: Çalışanların 208'i(%83) mavi yakalı 42'si(%17) beyaz yakalıydı. Çalışanların %85 'i erkek %15 i kadındı. Çalışmamızda İKİH(İşe Bağlı Kas İskelet Sistemi Hastalıkları-Sorunları) sıklığı %72.1(178 kişide) bulundu. En sık etkilenen bölge bel bölgesiydi(%20). Bunu boyun(%17) ve omuz(%12) bölgeleri izledi. Mavi ve beyaz yakalılar arasında İKİH sıklığı açından fark yoktu(p:0.971). İKİH sıklığı; meslek geçen süre(yıl)(p:0.000), iş yerinde geçen süre(yıl)(P:0.000), yaş(P:0.000), ek hastalık öyküsü varlığı (p:0.026), sigara kullanımı(paket yıl)(p0.007), VKİ(P:0.026), iş stresi(0.000) ve iş yükü(0.002) arttıkça artıyordu. İş kontrolü(P:0.007), eğitim durumu(P:0.001), düzenli egzersiz yapmak (p:0.017) ile İKİH varlığı arasında ters yönde ilişki vardı. HMD(Hızlı Maruziyet Değerlendirme) ölçeğine göre vücut bölgelerinde maruziyetin büyük kısmı yüksek veya çok yüksekti. HMD anketinde orta ve üstü maruziyet düzeyi risk olarak kabul edildiğinde boyun hariç tüm vücut bölgeleri yakınmaları ile maruziyet düzeyi arasında ilişkili saptandı. İşveç İş Yükü-Kontrol-Destek anketi değerlendirmesinde boyun ağrısı etkeni olarak iş stresi etkili bulundu(p:0.005). Eğitim düzeyinin artmasıyla doktora başvurma azalıyordu(p: 0.016). Mavi yakalıların beyaz yakalılara kıyasla daha fazla rapor aldıkları(p0.012) ve bunun da çoğunun kısa süreli(1-7 gün) olduğu saptandı. Raporların temel nedeni omurga ve omuz ağrıları olarak bulundu. Ağrısı olanların fiziksel komponent skoru(FKS)(p:0.000) ve mental komponent skoru(MKS)(p: 0.016) düzeyleri anlamlı olarak düşük bulundu. Çalışmamızda çalışma alanı(p:0.971), cinsiyet(p: 0.847), sigara kullanımı öyküsü(p0.052), titreşim(p:0.320) ve folkfilt (p:0.081) kullanımı ile İKİH ilişkisi bulunmadı. SONUÇ: İş sağlığı ve güvenli bakımından orta düzeyde riskli kabul edilen ancak HMD yöntemine göre yüksek veya çok yüksek(vücut bölgeleri maruziyeti) maruziyet bulunduğu iş yerinde İKİH sıklığı %72.1'di ve oldukça yüksekti. Çalışmamızda çalışanların esas kas iskelet sistemi sorunu olarak omurga şikayetleri(özellikle bel ve boyun) ön plandaydı. Bu çalışmada kişisel, fiziksel, psikososyal risk etmenleri ile İKİH arasında anlamlı ilişki saptandı. İş yerlerinde İKİH'na etken olabilecek tüm risk etmenleri araştırılmalı ve maruziyet düzeyleri belirlenip koruyucu önlemler alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: İş sağlığı, işe bağlı kas-iskelet sorunları, hızlı maruziyet değerlendirme, işveç iş yükü-kontrol-destek anketi, kısa form-36, ergonomi, çalışma alanı, beyaz eşya
Anaerobik güç ve bacak hacminin yüzme egzersizi sonrası oluşan kas hasarına etkisinin incelenmesi
Amaç: Anaerobik güç ve bacak hacminin yüzme egzersizi sonrası oluşan kas hasarına etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya Antalya İl'inde Yüzme branşı ile uğraşan lisanslı 15-17 yaş arası 12 erkek sporcu "Gönüllü Olur Formu" doldurarak çalışmaya katıldı. Sporcuların anaerobik performanslarını belirlemek amacıyla Wingate anaerobik güç testi (WAnT), bacak hacmini (BH) belirlemek için Frustum yöntemi uygulanmıştır. Bu yöntem belirlendikten sonra doğrusal regresyon formülü kullanılmıştır. Bu formülün tanımlayıcılık katsayısı R2= ,95 ve kestirim standart hatası ,056'dır. Araştırmada yüzme egzersizi öncesi, sonrası ve egzersizden 24, 48, 72 saat sonra olmak üzere 5 defa kan örnekleri alınmıştır. Yüzücülerde kas hasarını belirleyebilmek için TOTAL CK, CK-MB, TROPONİN ve MYOGLOBİN kan parametreleri SIEMENS ADVIA CENTAUR XP isimli biyokimya cihazı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizi için SPSS 20,0 istatistik programı kullanıldı. Verilerin normal dağılımları için "Shapiro-Wilk Testi" yapıldı. İstatistiksel analizde minimum ve maksimum değer, aritmetik ortalama, standart sapma değerleri hesaplandı. Anaerobik güç ve bacak hacminin kas hasarı ile olan ilişkisinde normal dağılım gösteren verilere "Pearson", normal dağılım göstermeyenlere ise "Spearman" Korelasyon analizi kullanıldı. Kas hasarı ölçüm zamanlarının karşılaştırılması için tekrarlayan ölçümlerde çok yönlü varyans analizi uygulandı. Veriler "0,05" anlamlılık düzeyine göre değerlendirildi. Bulgular: Yüzücülerdeki sağ bacak hacmi (SABH) ile Anaerobik Güç (AG), sol bacak hacmi (SOBH) ile AG, toplam bacak hacmi (TOBH) ile AG değerlerine bakıldığında zirve güç (W/kg) (r=,713; p<0,05), ortalama güç (W/kg) (r=,682; p<0,05) arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yüzücülerin yüklenme öncesi dinlenik TOTAL CK ve CK-MB değerlerinin yüklenmeden hemen sonra, yüklenmeden 24, 48 saat sonraki değerlerinden düşük olduğu gözlenmiştir (p<0,05). Yüklenmeden hemen sonra, yüklenmeden 24, 48 saat sonra dinlenik TOTAL CK değerlerine göre anlamlı bir şekilde artış göstermesi yüzücülerde kas hasarının meydana geldiğinin bir göstergesidir (p<0,05). Araştırmaya katılan deneklerin Troponin değerlerine bakıldığında YÖD, YHS, 24, 48 ve 72 SS değerlerin karşılaştırılması sonucunda anlamlı fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Araştırmaya dâhil olan sporcuların Myoglobin değerleri de TOTAL CK ve CK-MB değerlerinde olduğu gibi yüklenmeden hemen sonra ve yüklenmeden 24 saat sonra anlamlı bir şekilde artış gösterdiği tespit edilmiştir (p<0,05). Fakat yüzücülerin myoglobin değerlerinin yüklenmeden 48 saat sonra ve yüklenmeden 72 saat sonra istirahat değerlerine döndüğü gözlenmiştir. Sporcuların TOTAL CK, CK-MB, MYOGLOBİN değerlerinin yüklenmeden 72 saat sonra normal seviyeye döndüğü tespit edilmiş ve istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Yüzücülerin ZG ve Kas Hasarı değerlerine bakıldığında YÖD ile CKMB (r=,601; p<0,05), yüklenmeden 72 SS ile CKMB (r=,764; p<0,05), ZG(W/kg) ve Kas Hasarı değerlerine bakıldığında yüklenmeden 72 SS ile TOTAL CK (r=,580; p<0,05), OG ve Kas Hasarı değerlerine bakıldığında YÖD ile CKMB (r=,668; p<0,05), yüklenmeden 48 SS ile CKMB (r=,641; p<0,05), yüklenmeden 72 SS ile CKMB (r=,712; p<0,05) anlamlı bir ilişki bulunurken OG (W/kg) ve Kas Hasarı değerlerine bakıldığında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır (p>0,05). Yüzücülerin SABH ve Kas Hasarı değerlerine bakıldığında YÖD ile TOTAL CK (r=-,608; p<0,05), yüklenmeden 72 SS ile TOTAL CK (r=-,654; p<0,05), SOBH ve Kas Hasarı değerlerine bakıldığında YÖD ile TOTAL CK (r=-,611; p<0,05), yüklenmeden 72 SS ile TOTAL CK (r=-,656; p<0,05), TOBH ve Kas Hasarı değerlerine bakıldığında ise YÖD ile TOTAL CK (r=-,609; p<0,05), yüklenmeden 72 SS ile TOTAL CK (r=-,655; p<0,05) arasında istatistiksel açıdan negatif yönde anlamlı bir ilişkiye rastlanmıştır. Sonuç: Çalışmamızdaki bulgulara göre elit yüzücülerde bacak hacmi büyük olanların anaerobik gücünün yüksek olabileceği, uygulanan birim yüzme antrenmanı boyunca sporcularda önemli miktarda kas hasarının meydana gelebileceği ve bacak hacmi büyük olan yüzücülerin kas hasarına daha az maruz kalabileceği söylenebilir. Anahtar Sözcükler: Anaerobik Güç, Bacak Hacmi, Kas Hasarı
Yoğun bakım hemşirelerinde kas iskelet sistemi ağrılarının değerlendirilmesi ve ağrıyı etkileyen risk faktörleri
Bu çalışma; Yoğun Bakım Üniteleri (YBÜ)'nde çalışan hemşirelerin kas iskelet sistemi ağrılarının ve ağrıyı etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Araştırma; Aralık 2019 tarihinde Kilis Devlet Hastanesi Erişkin YBÜ'de çalışan 100 hemşire ile yapıldı. Veriler "Visual Analog Skala (VAS)", Kahraman ve arkadaşları (2016) tarafından Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış olan "İskandinav Kas İskelet Sistemi Anketi (İKİSA)" ve "Soru Formu" kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde sayı ve yüzde dağılımları, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Ki-Kare testleri kullanıldı. Araştırma için gerekli izinler alındı. Araştırmaya katılan hemşirelerin %58'inin kadın, %71'inin lisans mezunu, %51'inin bekar olduğu belirlendi. Hemşirelerin %38'inin 4-6 yıldır çalıştığı, %49'unun değişken vardiyada çalıştığı, %71'inin vardiyasında ortalama üç hasta baktığı, %100'ünün YBÜ'de çalışmaya başladıktan sonra ve çoğunun çeşitli hasta bakım işlemlerinde kas iskelet sistemi ağrısı yaşadığı saptandı. YBÜ'de çalışmaya başladıktan sonra bu ağrıları yaşayanların VAS ortalamasının 6.8±1.4 olduğu, son bir yılda; %72'sinin "boyun", %39'unun "omuz", %67'sinin "sırt", %92'sinin "bel", %67'sinin "ayak/ayak bileği" ağrısı yaşadığı, son yedi günde ise çoğunlukla yine bu ağrıları yaşadıkları ve bu ağrıların günlük işlevleri etkilediği tespit edildi. Ayrıca YBÜ'de çalışan hemşirelerin son bir yılda ve son yedi günde bu ağrıları yaşama durumu ile bazı kişisel özellikler, bakım verme aktiviteleri ve iş yeri koşulları arasında ilişki olduğu saptandı (p<0.05). YBÜ'de çalışan hemşirelerin çeşitli vücut bölgelerinde kas iskelet sistemi ağrılarının olduğu, ağrılarının günlük işlevlerini etkilediği ve bazı faktörlerin bu ağrıları yaşamalarında etkili olduğu sonucuna varıldı. Bu doğrultuda bakımın kalitesi açısından özellikle yoğun bakım hemşirelerinin ağrı düzeylerinin değerlendirilmesi ve çalışma şartlarının iyileştirilmesi önerilebilir.
MSTS (Musculoskeletal Tumor Society Score ) ve TESS (Toronto Extremity Salvage Score) ölçeklerinin Türkçe çevirisinin geçerliliği ve güvenilirliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışma Ortopedik Onkolojide sık olarak kullanılan MSTS (Musculoskeletal Tumor Society Score) ve TESS (Toronto Extremity Salvage Score) ölçeklerinin Türkçe çevirisinin geçerliliği ve güvenilirliğinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Kas-iskelet sistemine ait kötü huylu tümör ya da iyi huylu agresif tümor tanısı almış ve uzuv koruyucu cerrahi tedavi uygulanmış 36 hasta bu çalışmaya dahil edilmiştir. Her iki ölçeğin Türkçe çevirisi kılavuzlara göre hazırlanmıştır. Kültürel uyumu sağlamak için çeviriler üzerinde düzeltme uygulanmasına gerek görülmemiştir. Geçerlilik için SF-36?nın fiziksel komponenti, WOMAC (Western Ontario and Mc Master Universities Arthritis Index) Türkçe çevirisi, DASH (Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand) Türkçe çevirisi ve EHAS (Eklem Hareket Açıklığı Skalası) kullanılmıştır. TESS ölçeğinin test-retest güvenilirliği ve iç tutarlılığı yüksek düzeyde saptanmıştır (Cronbach?s ?.:0,96 p<0,001) MSTS ölçeğinin gözlemciler arası ve gözlemci içi güvenilirliği de yüksek düzeyde saptanmıştır (Cronbach?s ?.:0,97 p<0,001). Geçerlilik çalışmasında her iki ölçeğin DASH, WOMAC ve EHAS ile orta ve güçlü derecede ilişkili olduğu gözlenmiştir (p<0,05). SF-36?nın fiziksel komponenti ile ise zayıf-orta derecede ilişki gözlenmiştir (p<0,05). MSTS alt bölümlerinden ?el pozisyonu? ve ?el kaldırma kuvveti? alt bölümleri ile TESS ölçeği arasında zayıf derecede ilişki saptanmıştır (p<0,05). Diğer alt bölümlerle TESS ölçeğinin ilişkisi orta ve güçlü derecede saptanmıştır (p<0,05). Çalışmanın sonucunda TESS ve MSTS ölçeklerinin Türkçe çevirisinin Ortopedik onkoloji hastalarında kullanılabilecek geçerli, anlaşılır ve güvenilir araçlar olduğu gösterilmiştir. Anahtar kelimeler: MSTS, TESS, geçerlilik ve güvenilirlik
Üçleme bilek egzersizinin ud çalma tekniğine ve kas iskelet sistemine etkisi
Bu çalışmada üçleme bilek egzersizinin ud çalma tekniğine ve kas iskelet sistemine etkisi araştırılmıştır. İki farklı deney düzeni oluşturularak üçleme bilek egzersizinin mızrap tekniğine etkisi, hem belirli zaman dilimlerinde yapılan üçlemeler incelenerek hem de icra edilen bir eser üzerinde irdelenmiştir. Deneyler birbirinden bağımsız şekilde gerçekleştirilmiştir. Her iki deneyde de kullanılan aynı çalışma planı, yedi gün sürecek şekilde tasarlanmış ve deneklere üçleme bilek egzersizi çalışma görevleri verilmiştir. Her gün değişen periyotlarda, deneklere özgü belirlenen metronom hızlarında egzersiz görevleri yaptırılmıştır. İlk deneyde, belirlenen zaman dilimlerinde yaptırılan üçleme bilek egzersizi verileri, belirlenen günlerde video ve ses kayıt cihazı aracılığıyla kaydedilerek toplanmıştır. Bu deneye katılan deneklerin çalışma planında belirtilen egzersiz görevlerine başlamadan önce ve tamamladıktan sonra kas iskelet sistemleriyle ilgili verilerde alınmıştır. Üçleme bilek egzersizinin deneklerin kas iskelet sistemleri üzerinde oluşturduğu etkiler, yapılan anketler, el–başparmak kuvvet ölçümleri ve el becerilerini değerlendirmede kullanılan valpar iş aletleri ile elde edilmiştir. İkinci deneyde ise teknik kapasitesi daha iyi denekler kullanılarak bünyesinde çokça üçleme barındıran bir eser belirlenmiş ve uygun nitelikteki bu deneklere çalışma planına başlamadan önce ve sonra icra ettirilmiştir. Testlerde, icra esnasındaki mızrap tekniğindeki değişimler, birinci deneyde olduğu gibi video ve ses kayıt cihazı aracılığıyla kayıt altına alınıp analiz edilmiştir. Sonuçlar incelendiğinde icra tekniğinin arttığı ve kas iskelet sisteminin değişim gösterdiği tespit edilmiştir.
Karaciğer sirozlu hastalarda radyolojik bulgularla sarkopeni sıklığının tespiti ve metabolik belirteçlerle ilişkisinin araştırılması
Karaciğer sirozlu hastlarda çeşitli nütrisyon bozuklukları görülür. Yapılan çalışmalarda sirozlu hastalarda malnutrisyon ve sarkopeni sıklığının arttığı görülmüştür. Bu çalışmada; karaciğer sirozlu hastalarda sarkopeni sıklığını, sarkopeni ile D vitamin düzeyi, somatomedin c (İGF-1), cinsiyet, sirozun evresi ve komplikasyonları arasındaki ilişki araştırıldı. Prospektif olarak yapılan bu çalışmaya Kasım 2019-Ekim 2020 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi gastroenteroloji polikliniğine başvuran, tanısı sirozun tipik laboratuvar, klinik ve görüntüleme bulgularıyla konulmuş 18-80 yaş arası 60 karaciğer sirozu hastası dahil edildi. Hepatoselüler karsinom taraması için veya organ nakli ünitesi başvurusunda çekilen abdominal BT görüntülemelerinde lomber 3. vertebra (L3) kaudal uç seviyesindeki iskelet kaslarının yüzey alanları ölçülüp, iskelet kas indeksi (SMI)'ni elde etmek için uzunluğun karesi(m2) ile normalize edildi. Sarkopeni için tanı kriterleri onkolojik popülasyonlardan elde edilmiştir. Sarkopeni L3 SMI'nin kadınlarda <38,5 cm2/m2, erkeklerde <52,4 cm2/m2 olmasıdır. Bu çalışmada hastaların 23'ünün (%38,3) D vitamini ileri derece düşük, 21'inin (%35) düşük, 13'ünün (%21,7) yetersiz ve 3'ünün (%5) yeterli bulunmuştur. Sarkopenik olan ve olmayan hastalar arasında D vitamini ve IGF-1 açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Sarkopenik olan ve olmayan hasatalar arasında Child-Pugh skorları açısından anlamlı farklılık tespit edilmedi (p>0,05). Sarkopenik hastalarda asit varlığı sarkopenik olmayan hastalardan yüksek olmasına rağmen anlamlı farklılık görülmedi (p=0,528). SMI ile D vitamini, IGF-1, albumin ve hemoglobin (Hb) arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edildi. Bu çalışmada hastaların 39 (%65)'unda sarkopeni saptanmış olup sarkopeni sıklığının arttığı gösterildi. Özofagus varisleri, asit, hepatoselüler karsinom gibi komplikasyonlara benzer şekilde sirozlu hastalar sarkopeni açısından taranmalıdır. Anahtar Kelimeler: Karaciğer sirozu, Malnutrisyon, Sarkopeni, D vitamini, İGF-1, İskelet Kas İndeksi
Egzersiz uygulanan ratlarda enerji içeceği kullanımının karaciğer, böbrek ve iskelet kasında miyonektin ekspresyonlarının immünohistokimyasal ve ELISA yöntemiyle belirlenmesi
Tüm dünyada enerji içecekleri akıl almaz bir şekilde tüketilmektedir. Buna rağmen enerji içeceklerinin biyolojik sistemdeki etkileri henüz tam olarak ortaya çıkarılamamıştır. Bu yüzden de bu çalışmada karaciğer, böbrek ve iskelet kası dokularında enerji içeceğinin (Red Bull) miyonektin üzerine nasıl bir etkisinin olduğunun ortaya çıkarılmasına ek olarak karaciğer ve böbrek dokusunun miyonektin sentezleyip sentezlemediğinin de ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Araştırmaya dört haftalık 28 adet Wistar-Albino cinsi erkek rat dahil edildi. Araştırma öncesinde, hiçbir uygulamanın yaptırılmadığı kontrol grubu (n=7); dört hafta boyunca koşu bandında egzersiz (haftada 5 seans/30 dk 45 cm/sn ile) yaptırılan egzersiz grubu (n=7); dört hafta boyunca günlük tek doz gavaj yolu ile enerji içeceği (3,57ml/kg/gün) verilen enerji içeceği grubu (n=7); dört hafta boyunca gavaj yolu ile tek doz enerji içeceği (3,57ml/kg/gün) ile birlikte egzersiz yaptırılan (haftada 5 seans/30 dk 45 cm/sn ile) egzersiz+enerji içeceği grubu (n=7) olarak rastgele dört gruba ayrıldı. Deney dört hafta sürdü ve ratlar standart yem ile beslendi. Deney sonunda hayvanlar sakrifiye edildi. Doku homojenatlarında miyonektin miktarları ELISA yöntemi ve İmmünohistokimyasal yöntem ile incelendi. Verilerin analizi için SPSS 22 paket program kullanıldı. Normallik kriteri göz önünde bulundurularak One Way Anova testi ve gruplar arasında ortaya çıkan farklılıkların hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için Post-Hoc testlerinden LDS, Scheffe testleri kullanıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Karaciğer, böbrek ve iskelet kası dokularının kontrol grupları kıyaslandığında en fazla miyonektin seviyesinin böbrek, iskelet kası ve karaciğer şeklinde olduğu gözlendi. Enerji içeceği suplementasyonu ise miyonektinin karaciğer dokusunda azalmasına, böbrek ve iskelet kası dokularında ise artışına neden oldu. Egzersiz uygulaması miyonektinin karaciğer dokusunda azalmasına, böbrek ve iskelet kası dokularında ise artışına neden oldu. Egzersiz+enerji içeceği uygulaması miyonektinin karaciğer dokusunda azalmasına, böbrek ve iskelet kası dokularında ise artışına neden oldu. Miyonektin kaslardan salgılandığı için egzersiz sırasında oluşabilecek metabolizma bozukluklarının telafi edilmesinde enerji içeceğinin rolü olduğu ön görülmektedir. Gelecekte yapılacak olan deneyler ile sonuçların teyit edilmesinde fayda bulunmaktadır.
Vasküler endoteliyal büyüme faktörü ve adrenomedullinin ratlarda iskelet kası iskemi reperfüzyon hasarına koruyucu etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı alt ekstremite iskemi-reperfüzyon modelinde vasküler endoteliyal büyüme faktörü (VEGF) ve adrenomedullinin etkilerini araştırmaktır.Metod: Otuzaltı Wistar rat randomize olarak altı gruba ayrıldı (n=6). Tüm gruplara genel anestezi altında laparotomi uygulandı. Grup S (Sham)'de başka bir işlem yapılmadı. İskemi reperfüzyon grubuna (Grup IR) infrarenal abdominal aortaya sırayla klemp konup kaldırılması ile 2 saatlik periyodlar haline iskemi ve reperfüzyon uygulandı. Grup VGEF ve Grup ADM'ye iskemi ve reperfüzyon uygulanmaksızın sırasıyla intravenöz VEGF (0,8 ?g/kg) veya ADM (12 ?g/kg) infüzyonu verildi. Grup IR+VEGF ve Grup IR+ADM'ye 2 saatlik iskemi periyodunun hemen ardından sırasıyla VEGF (0,8 ?g/kg) veya ADM (12 ?g/kg) intravenöz olarak uygulandı. Reperfüzyon dönemi bitiminde alt ekstremite iskelet kasından biyokimyasal ve histopatolojik incelemeler için örnekler alındı.Bulgular: IR grubundaki malondialdehid (MDA), superoksit dismutaz (SOD), nitrik oksit (NO) ve hipoksi ile indüklenen faktör 1 alfa (HIF 1 alfa) doku düzeyleri kontrol grubundaki düzeylere göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p < 0.05). IR+ADM grubundaki MDA, SOD, NO ve HIF 1 alfa doku düzeyleri IR grubundaki düzeylere göre anlamlı olarak düşüktü (p < 0.05). IR+VEGF grubundaki MDA ve NO doku düzeyleri IR grubundaki düzeylere göre anlamlı düşüktü (p < 0.05). Her bir gruba ait katalaz doku düzeyleri birbiri ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Histopatolojik olarak incelendiğinde; IR grubunda, nekrozun kasın santral bölgesinde perifere göre daha büyük olduğu, kapiller lümeninde kırmızı kan hücrelerinin olduğu, kas fibrillerinin küçüldüğü ve yuvarlaklaştığı ya da ovalleştiği görüldü. IR+ADM ve IR+VEGF gruplarında bu değişikliklerde istatistiksel olarak anlamlı azalma olduğu görüldü.Sonuç: Bu sonuçlar ADM ve VEGF'nin ratlarda iskelet kası iskemi-reperfüzyon hasarında koruyucu etkiye sahip olduğunu göstermektedir.