İki dilli
Bu konu başlığı altında 102 tez
Fransa'daki iki dilli Türk çocukların Türkçe öğretimine ilişkinöğrenci, veli görüşleri
Fransa topraklarında yaşayan gurbetçilerimizin ana dil eğitimi büyük önem taşımaktadır. Bu tezde yurtdışında yaşayan iki dilli (Türkçe-Fransızca) öğrencilerin ve velilerin ana dili olan Türkçeyi öğrenmeye ilişkin görüşleri analiz edilmiştir. Yurt dışında yaşayan Türkler, hem ana vatanının dilini hem de yaşadıkları ülkenin dilini konuşmaktadırlar ve iki dilli olarak adlandırılmaktadırlar. Ancak bu durum özellikle üçüncü ya da dördüncü nesil çocuklarda ana dilde hâkimiyet problemine yol açmaktadır. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın metodolojisi nitel araştırma yöntemlerinden biri olan yarı yapılandırılmış görüşme formu yaklaşımı ile yürütülmüştür. Bu görüşme formu, 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Fransa'nın Haute Normandie ve Loire bölgesinde yaşayan, Türkçe derslerine katılan ve iki dilli Türk çocukların ve velilerinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmayı gerçekleştirebilmek için görüşme esnasında bireylere sorulacak yarı yapılandırılmış görüşme formundaki görüşme soruları hazırlanmıştır ve sorular katılımcılara yöneltilmiştir. Velilerin izniyle görüşmeler ses kayıt cihazlarıyla kayda alınmıştır. Bunun akabinde ses kayıtları yazıya dökülmüştür. Bu araştırmada nitel verilerin analiz yöntemlerinden içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Fransa'da yaşayan iki dilli Türk çocukların Türkçe dersine yönelik öğrenci ve veli görüşleri sonucunda sınıflandırılmıştır. İçerik analizinde katılımcıların görüşleri doğrultusunda kodlama ve kategoriler belirlenmiştir. Sonrasında ise bulguların yorumlanması ve sıralanması yapılmıştır. Analizler sonucu elde edilen veriler incelendiğinde ise Fransa'da yaşayan iki dilli öğrencilerin genellikle Türkçenin kullanımında zorlandıkları, farklı becerilerin uygulamasında dilsel zorluklarının olduğu belirlenmiştir. Araştırmanın sonunda Fransa'daki iki dilli Türk çocukların ana dilini öğrenme durumlarına ilişkin veli görüşlerini ve Türk çocuklarının Türkçeyi kullanma ile ilgili sorunlarının çözümüne yönelik öneriler ortaya koyulmuştur
Almanya'da yaşayan Türk çocuklarının yazma becerileri: Rhein-Main Bölgesi örneği
Bu çalışmanın amacı Almanya'da 6., 7., 8., 9. ve 10. (13-16 yaş) sınıflarda öğrenim gören iki dilli Türk kökenli çocukların Türkçe yazım ve noktalama becerilerini tespit etmektir. Araştırmanın evrenini Almanya'nın Rhein-Main Bölgesinde yaşayan Türk çocukları oluşturmaktadır. Çalışmanın evrenine giren bütün çocuklardan veri toplanamayacağı için örneklem alınmıştır. Çalışma grubu 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Hanau, Kriftel ve Frankfurt'ta ortaöğretimde olan 52 öğrenciden oluşmaktadır. Bu nitel araştırmada kullanılan veriler, durum çalışmasıyla elde edilmiştir. Veri toplama aşamasında, Şen'in (2011) oluşturduğu açık uçlu yorumlama soruları kullanılmıştır. Öğrencilerin ürettikleri metinler, temel veri kaynağı olarak kullanılmıştır. Verilerin incelenmesinde betimsel içerik analizi uygulanmıştır. Araştırmanın bulguları, Hanau, Kriftel ve Frankfurt'ta yaşayan Türk öğrencilerinin yazılı anlatımlarında Türkçe ve Almanca alfabelerin farklılığından kaynaklanan yanlışlar, büyük- küçük harf kullanımından kaynaklanan yanlışlar, ayrı ve bitişik yazımdan kaynaklanan yanlışlar, bağlaç olan da/de'nin yanlış yazımından kaynaklanan yanlışlar, isim çekim eklerinin yanlış veya eksik yazımından kaynaklanan yanlışlar bulunduğu ve noktalama yanlışlarından oluştuğu tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda öneriler sunulmuştur.
ABD'DEKİ Türk öğrencilerinin yazılı anlatımlarındaki yazım-noktalama yanlışları ve anlatım bozukluklarının tespiti
ABD'de yaşayan Türk çocuklarının ana dilde (Türkçe) yazdıkları metinlerdeki yazım-noktalama yanlışlarını ve anlatım bozukluklarını tespit etmeye yönelik yapılan bu çalışma tarama modelindedir. Çocuklardan belli başlı konulardaki düşüncelerini ana dilde ifade etmeleri istenmiştir. Veriler belge tarama yoluyla elde edilmiştir. Bu çalışmada; toplanan verilerdeki yazım yanlışları, noktalama işaretlerinin yanlış ve eksik kullanımı gibi yanlışlar üzerinde durulmuş ve anlatım bozuklukları incelenmiştir. Çalışma grubunu 2020-2021 eğitim öğretim yılında ABD'nin Ohio, Kaliforniya ve Georgia, eyaletlerinde yaşayan 8-16 yaş arası 50 Türk öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre öğrencilerin yazılı anlatımlarında ikinci dilin (İngilizce) etkisinden kaynaklı yazım yanlışları, alfabe farklılığından kaynaklı yazım yanlışları, noktalama yanlışları, konuşma dilinin yazı diline yansımasından kaynaklı yazım yanlışları ve anlatım bozuklukları tespit edilmiştir. Yazılı anlatımlarda anlatılmak istenen konu için sınırlı sayıda kelime kullanılmış, yazmaktan kaçınılmış ve tam olarak anlatılmak istenen konu ifade edilememiştir. Çalışmanın sonunda ABD'de yaşayan Türk çocuklarının yazma becerilerinin geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Avusturya'daki Türkçe ana dili dersine yönelik veli görüşleri: Viyana örneği
Bu araştırmanın amacı Avusturya'da yaşayan iki dilli Türk çocuklarının ebeveynlerinin "Türkçe Ana Dili" dersine ilişkin görüşlerini ortaya koymaktır. Nitel bir çalışma olan araştırmada görüşme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Avusturya'nın Viyana şehrinde 2022-2023 eğitim-öğretim yılında "Türkçe Ana Dili" dersine katılan Almanca-Türkçe iki dilli 20 öğrencinin velisi oluşturmaktadır. Araştırmanın amacı doğrultusunda derinlemesine bilgi elde etmek için yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmış ve bu formdaki sorular velilere yöneltilmiştir. Velilerin izniyle görüşmeler ses kayıt cihazıyla kayıt altına alınmıştır. Daha sonra ses kayıtları yazıya geçirilmiştir. Araştırmada nitel verilerin analiz yöntemlerinden içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. İçerik analizinde verilerin kodlanması, kategorilerin bulunması, alt kategorilerin bulunması ve daha sonra bulguların yorumlanması sıralaması izlenmiştir. Araştırmanın bulgularından hareketle şu sonuçlara ulaşılmıştır: Velilere göre çocuklarının Avusturya'da Türkçe ile ilgili en sık karşılaştığı sorunlar standart Türkçe ile konuşmama, cümledeki kelimeleri yarı Türkçe yarı Almanca kullanma, Türkçe kelime hazinesi eksikliği ve Türkçeyi yanlış kullanmadır. Araştırmaya katılan velilerin dörtte üçü Avusturya'da okullarda verilen Türkçe Ana Dili dersini gerekli ve önemli bulmakta ve çocuklarının bu dersi almasını desteklemektedir. Velilerin çocuklarına bu dersi aldırmak isteme sebepleri çocuklarının Türkçelerini geliştirmesi, daha iyi Türkçe konuşması ve Türk kültürünü öğrenmesidir. Veliler, çocukları Türkçe Ana Dili dersini aldıktan sonra çocuklarında en çok kendini daha iyi ifade etme, aile bireyleri ve akrabalarla daha iyi iletişim kurma, daha kolay Almanca öğrenme, özgüven kazanma gibi gelişimler gözlemiştir. Veliler Türkçe Ana Dili dersi alan çocuklarının Almancalarını geliştirdiğini savunmaktadır. Türkçe Ana Dili dersinin ders saati ise araştırmaya katılan velilerin neredeyse tamamı tarafından az bulunmuştur. Veliler Türkçe Ana Dili dersini veren öğretmenlerden en çok kendileri ile okul yönetimi arasında köprü kurmasını, dersi çocuklara sevdirmesini ve güzel Türkçe konuşmasını beklemektedir. Veliler çocuklarının Türkçeyi ve Türk kültürünü öğrenmesi için en çok çocuklarına Türkçe dersi aldırdıklarından, çocuklarını tatillerde Türkiye'ye götürdüklerinden ve Türkiye'de farklı illeri gezdirdiklerinden, çocuklarına Türkçe kitaplar okuttuklarından, çocuklarıyla Türkçe konuştuklarından bahsetmişlerdir. Araştırmanın bulgularından hareketle birtakım önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye'de çift dilli Kürt ergenlerde tutumun ana dil bozumu üzerindeki rolü
The aim of this dissertation is to explore the relationship between attitude and first language attrition, defined as the non-pathological decrease in a language that had previously been acquired by an individual (Köpke & Schmid, 2004). The studies on L2 acquisition have shown the strong impact of attitudes, motivations and other affective factors on linguistic learning. This dissertation, therefore, hypothesizes that attitude has a decisive influence on language attrition and maintenance. Both quantitative and qualitative data have been employed during the process of data- gathering. We used Personal Language Attitude Questionnaire for Bilinguals (PLAQ- B) developed by our research team to assess the attitudes of 134 adolescents towards their first language. PLAQ-B, as the basis for our diagnostic tool, was interpreted in four sub-dimensions determined by Factor Analysis (Factor 1st: Language maintenance and Motivation, Factor 2nd: The second Self-efficacy, Factor 3rd: prestige of the language and Factor 4th: Affective Domain). In order to measure the participants' first language attrition level, three picture naming tasks and two writing tasks were also used. Finally, Think Aloud Protocol was applied to randomly selected 14 volunteer participants to learn more about the reasons of attrition and to validate all the information obtained from the questionnaire and the tasks. The results have shown that there is not only a significant correlation between attitude and such variables as language maintenance, language choice and the frequency of language use, but also a strong correlation between attitude and the performance of the participants in the picture naming tasks and the writing tasks. Keywords: First language attrition, attitude and language maintenance.
Analysis of an immigrant novel and its Turkish translation from the standpoint of translation studies
Translation has always been a part of cultural and social change and it has sometimes been seen as a tool of oppression and sometimes one that liberates the voice of others, those who are overlooked and underrated by dominant cultures. Those living in minority or immigrant groups have used language as a representation of their experiences and tried to be understood and accepted. One of the most representative examples of such an endeavor is included in this dissertation as a case study. It is a bilingual novel by Junot Diaz titled The Brief Wondrous Life of Oscar Wao that won the Pulitzer Award in 2008. The translation of this novel is by Püren Özgüren with the title of Oscar Wao'nun Tuhaf Kısa Yaşamı published in 2009. The source text uses code-switching and bilingualism as strategy to represent the complex and exotic nature of immigrant experience. The source and the target text are analyzed and described in this dissertation under the light of cultural perspective in translation studies and the term cultural translation.
Türkçenin ana dili olarak konuşulmadığı bölgelerde Türkçe öğretiminde karşılaşılan sorunlar ve Delphi tekniğine dayalı çözüm önerileri
Bu araştırma kapsamında Türkçenin ana dili olarak konuşulmadığı bölgelerde sınıf öğretmenlerinin Türkçe öğretiminde karşılaştıkları sorunları derinlemesine ortaya koyma ve bu sorunlara yönelik uzman temelli çözüm önerileri geliştirme amaçlamaktadır. Araştırmanın amacı doğrultusunda nitel ve nicel verilerin bir arada kullanıldığı karma yöntem desenlerinden açımlayıcı (keşfedici) desen tercih edilmiştir. Katılımcılar, amaçlı örnekleme türleri arasında yer alan ölçüt örnekleme yöntemine göre belirlenmiştir. İlk aşamada sahada görev yapan on sınıf öğretmeni ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler betimsel analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Elde edilen veriler belirlenen sekiz sorun teması altında toplanmıştır. İkinci aşamada ise sınıf eğitimi alanında en az doktora derecesine sahip olup Türkçe öğretimi alanında çalışmaları bulunan yedi alan uzmanı katılımıyla delphi tekniği uygulanmıştır. İlk turda uzmanlardan belirlenen sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunmaları istenmiştir. Elde edilen çözüm önerileri ikinci ve üçüncü turda 7'li Likert tipi anketle değerlendirilmiş ve uzmanlar arası görüş birliği düzeyi belirlenmiştir. Böylece öğretmenlerin belirtmiş oldukları sorunlarla ve uzmanların sunmuş oldukları çözümler arasında yapısal bir köprü kurularak, iki dilli ortamlarda Türkçe öğretimine yönelik uygulanabilir, bütüncül ve sahaya dönük çözüm önerileri ortaya konmuştur.
Kültürel ve sosyal sermayenin kaynağı ve taşıyıcısı olarak dil: Eklemeli iki dillilik
Bu tez çalışması, bir etkileşim aracı olan dil ile bu etkileşimin sebebi ve sonucu olarak değerlendirilen sosyal ve kültürel sermaye kavramlarının eklemeli iki dillilik üzerinden bir analizini yapmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda tez, Türkiye'de doğup büyümüş non-native ebeveynlerin erken yaştan itibaren çocuklarını iki dilli yetiştirme gayretlerini, bireysel bağlamda dil ideolojilerini, dile dair yaklaşım ve fikirlerini konu edinmiştir. Bu eylem ve yaklaşımların ebeveynlerin sahip olduğu sosyal ve kültürel sermaye ile ilişkisine ve çocuklarına vermek istedikleri sosyal kazanımlara etkisinin ne olduğuna odaklanmıştır. Türkiye'de iki ve çok dillilik üzerine yapılan çalışmaların temel odağı azınlık dilleri ve bu dilleri konuşan aile ve çocukların okuldaki başarıları, toplumla ilişkilerinin etnisite bağlamında ele alınmasıdır. Yurtdışında ise Türkiye'deki çalışmalara benzer araştırmaların yanı sıra iki dilliliğin birey açısından ne türden kazanımlar getirdiğine, ülkelerin bu durum karşısındaki politikalarının nasıl şekillendiğine, küreselleşme ve çok dillilik arasındaki ilişkiye odaklanan çalışmalar mevcuttur. Tez, Türkiye özelinde bu bağlamda bir başlangıç çalışması olarak önem arz etmektedir. Tezin dil bilim ve sosyoloji literatüründen ileri gelen iki ana kuramsal çerçevesi bulunmaktadır. Dil bilim bağlamında Steve McCarty, Hamzeh Moradi and Annick De Houwer'in görüşlerine yer verilirken sosyolojik çerçeve Pierre Bourdieu, James Coleman ve Robert Putnam'ın görüşlerinden faydalanarak sınırlandırılmıştır. Çalışma, nitel bir yaklaşım benimsemiştir. Araştırmanın verileri yarı yapılandırılmış mülâkat formu kullanılarak toplanmıştır. Veriler, MaxQda programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonunda elde edilen sonuçların kuram ile büyük oranda paralellik gösterdiği görülmüştür. Katılımcıların iki dilliliği artı bir değer olarak gördükleri ve kültürel ve sosyal kazanımlarının bir aracı ve bir sermaye biçimi olarak değerlendirdikleri sonucuna varılmıştır. Bu değer ve kazanımların çocuklarına aktarımı bir mirası aktarmak gibidir ve önemlidir. Çalışma sonunda aile sermayesinin önemi ve kullanımı; ilk habitusun gelişimi; dilin bireyin hayatındaki yeri ve görünümlerine yönelik tespitler elde edilmiştir. Anahtar Sözcükler: iki dillilik, sosyal sermaye, kültürel sermaye, aile dil politikası, etki inancı.
İki dilli katılımcılarda dil ve bozucu etki kontrolünün birleştirilmiş stroop ve dil değiştirme görevi yoluyla incelenmesi
Şimdiye kadar yapılan çalışmalar, tek dilli kişilere kıyasla iki dilli kişilerin yönetici işlev görevlerinde daha başarılı bir performans sergilediğini göstermiştir. Farklı çalışmalar, iki dilli kişilerde sadece bir dilin kullanılması gereken durumlarda bile, her iki dilin sürekli olarak eş zamanlı etkinleştiğini göstermiştir. Bu durum, tek dillilerden farklı olarak iki dilli kişilerde otomatik olarak ortaya çıkan hedef olmayan dilin kontrol edilmesi için bir takım kontrol süreçlerinin kullanılması gerektiğine işaret etmektedir. Hedef olmayan dilin kontrolünün, esasında genel yönetici kontrol işlevleri aracılığıyla gerçekleştiği, dil kontrolüne ilişkin tecrübe ve pratiğin de iki dilli kişilerde genel yönetici kontrol işlevlerinin daha başarılı kullanımına yol açtığı ileri sürülmüştür. Bu çalışmada, dil kontrolü ve yönetici kontrolün alanyazında ileri sürüldüğü gibi aynı kontrol mekanizmalarıyla gerçekleşip gerçekleşmediğini incelemek amacıyla, hem dil kontrolü (Dil geçişi maliyeti) hem bozucu etki kontrolüne (Stroop etkisi) ilişkin eş zamanlı ölçüm alınan, özgün bir Birleştirilmiş Stroop ve Dil Değiştirme görevi oluşturulmuş ve bu görev farklı dil değiştirme bağlamlarında uygulanmıştır. Görevde iki dilden uyumlu ve uyumsuz uyarıcılar sunulmuş, katılımcılardan uyarıcılar hangi dilde sunulduysa mürekkep rengini o dilde adlandırmaları (zorunlu bağlam) ve mürekkep rengini tercih ettikleri dilde adlandırmaları (serbest bağlam) istenmiştir. Tasarlanan Birleştirilmiş Stroop ve Dil Değiştirme görevinin ilk olarak geçerliği incelenmiş ve sonuçlar görevin geçerli bir ölçüm aracı olarak kullanılabileceğini göstermiştir. Ardından, görevden elde edilen dil geçişi maliyeti ve Stroop etkisi puanları incelenmiş ve sonuçlar dil kontrolü talebi düşük olan dil değiştirme bağlamına (serbest bağlam) kıyasla yüksek olan bağlamda (zorunlu bağlam), dil geçişi maliyetinin yanı sıra Stroop etkisi performansının da daha başarısız olduğunu göstermiştir. Dahası, dil geçişi maliyeti performansının, uyumlu uyarıcılara kıyasla uyumsuz uyarıcılarda daha başarısız ve benzer şekilde Stroop etkisi performansının da dil tekrarlarına kıyasla dil geçişlerinde daha başarısız olduğu görülmüştür. Bozucu etki ve dil kontrolünün aynı kontrol mekanizmalarıyla gerçekleştiği, her iki işlevi gerektiren bir görevde aynı bilişsel kaynak paylaşıldığı için her iki işleve ilişkin performansın düştüğü sonucuna varılmıştır. Sonuçlar, Ketleyici Kontrol Modeli (Green, 1998), Uyuma Dayalı Kontrol Hipotezi (Green ve Abutalebi, 2013) ve Çelişki İzleme Kuramı (Botvinick ve ark., 1999) çerçevesinde açıklanmıştır.
Alanya örneğinde Almanca-Türkçe iki dillilik: Ses, yapı ve anlambilim açısından toplumdilbilimsel bir inceleme
Toplumdilbilimsel temelli araştırmalar artan bir ivmeyle literatürde yerini almaktadır. Bu tezde de toplumdilbilimsel çalışma konularının başında gelen iki dillilik kavramı, Alanya'da yaşayan geç iki dilli Almanların hedef dil Türkçeyi konuşmaları üzerinden ses bilimsel, yapı bilimsel, anlam bilimsel ve söz dizimsel başlıklar altında Alanya merkez alınarak toplumdilbilimsel çerçevede incelenmiştir. Bu sebeple tezin ilk amacı katılımcıların Türkçeyi konuşurken Türkçeden yaptıkları ses bilimsel, yapı bilimsel, anlam bilimsel ve söz dizimsel sapmaları göstermek ve bunları tespit ederken kültürel farkındalık ve hazırbulunuşluk durumlarının onların dil edinim ve öğrenmelerine etkisini ortaya koymaktır. Çalışma sadece Alanya'da yaşayan yetişkin Türkçe bilen Almanları kapsarken; çalışmaya katılan bir erkek dışında katılımcıların tamamı kadın olduğu için cinsiyet, katılımcıların geldikleri eyaletler farklılık oluşturduğu için de eyaletlerin ağız özellikleri kapsam dışı tutularak standart Almanca temel alınmıştır. Bu çalışmada, yarı yapılandırılmış görüşme, gözlem ve içerik analizi olmak üzere birden fazla araştırma yöntemi uygulanmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme, önceden hazırlanan yazılı soruların katılımcıya sözlü olarak sorulması ve yanıtların ses kayıt cihazıyla kayda alınmasıyla birlikte not alma şeklinde gerçekleşmiştir. Gözlem yöntemi ise Türkçeye yönelik yaklaşım ve tutumlar bölümüne veri sağlamak amacıyla tercih edilmiştir. Yapılan çalışmada gözlem ve görüşme yoluyla elde edilen nitel araştırma verileri içerik analiziyle incelenmiştir. Yapılan çözümlemeler ve değerlendirmelerden, katılımcıların daha çok ana dil kaynaklı olmak üzere hedef dil olarak Türkçeden ses bilimsel, yapı bilimsel, anlam bilimsel ve söz dizimsel olarak sapma yaptığı, gönüllü göçle gelen katılımcıların Türkçeye ve Türk kültürüne karşı olumlu yaklaştıkları sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi, Alanya'daki Almanlar, Toplumdilbilim, Geç İki dillilik, Dil Edinimi, Ses bilim, Yapı bilim, Anlam bilim, Söz dizimi, Türk Kültürü
Tek dilli ve iki dilli olan Türk çocuklarının çalışma belleği performanslarının karşılaştırılması
Çalışma belleği, bilginin kısa bir süreliğine depolandığı, kodlandığı ve işlendiği bir bellek sistemidir. Çalışma belleği; fonolojik döngü, görsel-mekânsal kayıt defteri ve merkezî yönetici olmak üzere üç bileşenden oluşmaktadır. Yurt dışı alanyazınında iki dillilerin çalışma belleğine yönelik farklı çalışmalar yapılmış ve bu çalışmalardan farklı sonuçlar elde edilmiştir. Yapılan çalışmalarda iki dilliliğin farklı türlerine ve çalışma belleğinin farklı alt bileşenlerine yönelik bulgular mevcuttur. Çalışmaların büyük bir kısmında iki dillilerin çalışma belleği performansının tek dillilerden daha yüksek olduğu ortaya konmuştur. Ancak ülkemiz alanyazınında çalışma belleği ile ilgili çalışmalar çok sınırlıdır ve iki dillilerin çalışma belleğine yönelik herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın temel amacı dil üzerinde etkisinin büyük olduğu kabul edilen çalışma belleğinin tüm alanlarına yönelik yapılacak değerlendirme sonucunda iki dilli çocuklar ile tek dilli çocukların çalışma belleği performansları arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını ortaya koymaktır. Bu çalışmaya 1. sınıf öğrencilerinden seçilen Türkçe tek dilli (n=20) ve Türkçe-Rusça iki dilli (n=20) olmak üzere toplam 40 öğrenci gönüllü olarak katılmıştır. Uygulanan Çalışma Belleği Ölçeği verilerine göre Rusça-Türkçe iki dilli çocuklar, sözel kısa süreli bellek, sözel çalışma belleği, görsel kısa süreli bellek, sözel bellek, görsel bellek ve çalışma belleği alanlarında Türkçe tek dilli çocuklardan daha iyi performans göstermişlerdir. Rusça-Türkçe iki dilli çocuklar Türkçe tek dilli çocuklardan görsel çalışma belleği alanında daha iyi performans göstermelerine rağmen bu alanın verileri istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular alanyazını çerçevesinde tartışılmıştır.
TTK ders kitaplarındaki kalıp sözler: Kalıp sözlerin kullanımında İsviçre örneği
Geçmişi eskiye dayanan Türkçenin öğretimi günümüzde önemini daha da arttırmakta gerek yabancılara Türkçe öğretimi olarak gerekse yurt dışındaki Türk çocuklarına Türkçe öğretimi olarak ön plana çıkmaktadır. Yurt dışında yaşayan Türk çocuklarına yönelik olarak yapılan Türkçe öğretiminde, Türkçe materyallere ulaşım sınırlı olduğundan temel kaynak ve materyal olan ders kitapları daha önemli ve belirleyici hâle gelmektedir. Dil öğretiminde kalıp sözler, her dilde olduğu gibi Türkçe ve Türk Kültüründe de önemli bir yere sahiptir ve günlük hayatta sıkça kullanılmaktadır. Bu durum kalıp sözlerin Türkçe öğretimindeki önemini arttırmaktadır. Bu bağlamda 2019 yılından itibaren kullanılmaya başlanan TTK kitaplarının içeriğindeki kalıp sözler betimlenecek ve İsviçre'deki Türk çocuklarının bu kalıp sözleri kullanabilme düzeyleri tespit edilmeye çalışılacaktır. Dilde iletişim rahatlığı sağlayan kalıp sözler hem sözlü ve yazılı iletişimde anlatım olanakları sağlamakta hem de toplumun kültürüne ışık tutmaktadır. Bu nedenle, çocukların kalıp söz kullanım düzeylerinin tespit edilerek olası eksikliklere yönelik betimlemelerin yapılması, Türkçe öğretiminin planlanması açısından önemli katkı sağlayacaktır.
Fransa'daki Türk çocukların Türkçe atasözlerini algılama düzeyleri ve atasözlerinin öğretimine yönelik araştırma
Bu çalışmanın amacı Fransa'da 6, 7, 8 ve 9. sınıflarda (11-15 yaş) öğrenim gören iki dilli Türk kökenli çocukların Türkçe atasözlerini algılama düzeylerini incelemek, atasözlerini algılamada öğrencilerin hangi noktalarda sorun yaşadıklarını tespit etmek ve toplanan verileri öğrencinin Türkçe dersindeki akademik başarısı, Türkçe kitap okuma sıklığı ve aile içindeki dil kullanımı gibi farklı değişkenlere göre değerlendirmektir. Ayrıca, Fransa'daki Türkçe ve Türk Kültürü öğretmenlerine atasözleri öğretimi anketi uygulanarak Türkçe ve Türk Kültürü dersleri atasözleri öğretimi açısından incelenip hem genel hem de 2020-2021 eğitim-öğretim yılı için bir durum değerlendirmesi yapılmaya çalışılmıştır. Araştırma kapsamında uygulanan Atasözlerini Algılama Düzeyi Ölçeği (Önel, 2008) ve Atasözleri Öğretimi Anketi (Önel, 2008) çözümlenmesi için tarama modeli kullanılmıştır. Bulgular betimleme yöntemi ile ortaya konmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgulardan hareketle, Fransa'da yaşayan ortaokul düzeyindeki iki dilli Türk kökenli çocuklar için kültürel değerlerin aktarımında ve Türkçe dil becerilerinin gelişiminde atasözleri kullanımına yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Moğolistan Kazaklarının dili -sosyo-linguistik inceleme-
Moğolistan'da yaşayan Kazaklar ve bölgede konuşulan Kazak dili hakkında yapılan araştırmalar çok azdır. Kazakların Moğolistan'a yerleşmesini, Kazak nüfusunun dilini, konar göçer hayat tarzını hâlen sürdürmekte olan bu topluluğun kültürünü araştırmak Türkoloji bağlamında önem arz etmektedir. Kazak nüfusunun dağınık ve az olduğu bölgelerde Kazak dilinin değil, Moğol dilinin benimsendiği, Kazakçanın iletişim dili ve ana dil olarak işlevini kaybetmeye başladığı görülmektedir. Moğolistan'da konuşulan Kazak diline Moğolcanın etkisi ile genel Kazakçadan ayrıştığı unsurların incelenmesi önemlidir. Kazakçanın azınlık topluluğun dili olması sebebiyle sosyo-linguistik bağlamda tehlikedeki dil olgusunda incelenmesi gerekmektedir. Bu tezde, Kazak diline Moğolcanın etkisi, sosyo-linguistik bağlamda Moğolcanın tesirinden kaynaklanan iki dillilik, dil kayması, dil değiştirimi gibi konularla birlikte dil politikası, dilsel insan hakları, dilin kuşaklararası aktarımı, tehlikedeki dil olgusu gibi konular altında ele alınacaktır.
Late bilinguals' ability to discriminate speech in noise
Hussein, D., Late Bilinguals' Ability to Discriminate Speech in Noise, Hacettepe University Graduate School of Health Sciences, Master Thesis of Audiology, Ankara, 2019. As the bilinguals are more affected by noise while listening to a speech in their non-native language, this study examined the performance of late bilinguals whose native language is Arabic and acquired Turkish later in life on the Turkish Matrix Test. The study was consisted of a study group which contained 15 participants whose Turkish is their non-native language, and of a control group which contained 13 participants whose Turkish is their native language. The Turkish Matrix test, RAVEN test, SDQ and KAS tests, VADS -B test, were performed for each participant in the study group. The Arabic version of Language Experience and Proficiency Questionnaire (LEAP-Q) was also completed by each participant in the study group. For the Control Group, only Matrix tests' protocols were applied for each participant. The results of this study showed a significant difference between the study and control groups on all Turkish Matrix test protocols'. Also, a significant difference was found between the Turkish and Arabic VADS test, as well as a significant difference between the KAS results of this study and the test's normative data. These results indicate that the performance of the study group was affected by the working memory and the age of Turkish acquisition in addition to the effect of the noise. Thus, the acquiring of language in younger age and having a larger working memory capacity give an advantage for understanding speech in noise.
Language variations in ınstant messaging apps like whatsapp. A linguistics analysis
Dijital çağ ve günümüzde sürekli artan dijitalleşme sayesinde, yazılı ifadeler daha önce emsali görülmemiş bir şekilde arşivlenebilmektedir. Özellikle sanal iletişim ortamlarında yeni iletişim biçimlerinin sayısı giderek artmaktadır. Bu iletişim biçimlerine anlık mesajlaşma programları da dahil olmuştur. Bu düşünceden yola çıkarak, bu yüksek lisans tezinde yazılı mesajlar analiz edilmektedir. Söz konusu yazılı mesajlar, WhatsApp olarak adlandırılan dijital uygulamanın iki yıllık zaman dilimini kapsayan sohbet odalarından toplanmıştır. Bu mesajların çerçevesinde, dijital ve çok dilli iletişim için önem taşıyan, belirli dilbilimsel olguları yansıtan mesajlar bu çalışmada örnek olarak gösterilmiştir. Bu yüksek lisans tezinde ele alınan örnekler, dijital ve çok dilli iletişimi kullanan katılımcılar tarafından elde edilmiş olmaları nedeniyle kendilerini özel ve benzersiz kılmaktadır. Örnekleri oluşturan katılımcılar, Türk-Alman olarak nitelendirilebilecek, çok-dilli ve çok-kültürlü bir dil topluluğuna aittir. Bu çalışmada normal analize ek olarak, iki-dilli büyüyen kişilerin yaptığı çeviri hatalarına ve iletişimleri sırasında değiştirilen dile de özellikle yer verilmiştir. Bu nitel çalışmanın amacı, dilin, uluslararası dijitalleşmeden ne kadar etkilendiğini ve hangi değişikliklere ne şekilde maruz kaldığını göstermektir. Bu çalışmada genel olarak dil edinimi, dilin değişimi, gençler tarafından kullanılan dil, özel amaçlara hizmet etmesi için uydurulan diller, sokak dili ve chat dili gibi dil çeşitlerinin özellikleri ele alınmaktadır. Ayrıca, sosyal bir unsur olan dilin yapısı da incelenmektedir. Özellikle sözcük oluşum türleri ve bunların sanal iletişim bağlamındaki spesifik kullanımları, bu analizin önemli birer parçalarıdır. Tüm bunlara ek olarak, bu çalışmanın gelecekte nasıl daha farklı ele alınabileceğine ve geliştirilebileceğine ilişkin fikir verilmektedir.
The effects of syntactic priming on Turkish English bilinguals' production of passive sentences
Syntactic priming is defined as the tendency of producing recently exposed utterance. The present study investigates the effects of syntactic priming which is passive structure on the production of passives among 30 Turkish (L1)-English(L2) bilinguals. The study also examined whether passive structure was shared between these two languages via syntactic priming. Participants and researcher described a picture each other one by one. 30 subjects were divided into two groups; 15 participants were provided with Turkish primes while other 15 were presented with English primes. Each group including 15 participants was again divided into two groups as 7-8, changing the prime type as active or passive. Mann Whitney U test was conducted to report direction of priming, prime type and number of passives produced as dependent variable. The results of the experiment reported that the direction of priming did not play a role in the production of passives. However, the results demonstrated priming effects both from Turkish-English and English-Turkish conditions. Hearing a passive Turkish sentence gave rise to increase in the production of passive utterances in English, and vice versa providing evidence from Turkish-English bilinguals for shared syntax account. The existence of priming effect regardless of the direction of priming postulated symmetrical relation between two languages in Turkish-English bilinguals
Die Selbstübersetzung im interkulturellen Raum am Beispiel Yüksel Pazarkayas Werk „Ben Aranıyor" und dessen Übersetzung „Ich und die Rose"
Artan göç ve küreselleşme nedeniyle iki ya da çok dillilik yaygın görülen bir olgudur. Bu durumun yansımalarını edebiyat alanında da görmek mümkündür. Çok dilli birçok yazar kendini edebi ifade edebilmek için bu özelliklerinden yararlanmaktadır. Bu iki dilli yazma, birçok yazarın farklı nedenlerden dolayı kendi edebi eserlerini çevirmelerine olanak sağlar. Yüksel Pazarkaya, Çağdaş Alman Edebiyatında özel bir konuma sahip olmasını sadece iki dilli çalışmasına borçlu değildir, aynı zamanda özçevirmen olarak çalıştığı için de bir istisnadır, çünkü çalışmalarını iki dilde yazan Türk kökenli Türk-Alman yazarları arasında neredeyse tek kişidir. Bu çalışma, Pazarkaya'nın özçevirmen olarak çeviri sürecini nasıl değerlendirdiğine dair genel bir bakış sunmaktadır. İlk yayımlanan "Ben Aranıyor" ve onun "Ich und die Rose" adlı çevirisine dayanarak geleneksel çevirmenlerin aksine özçevirmenlerin hangi ayrıcalıklara sahip oldukları gösterilmeye çalışılmıştır. Analizin sonucu Pazarkaya'nın özçeviri sürecini eseri iyileştirme için kullandığını ve bu süreçte Almanca metni yazmaya devam ettiğini göstermiştir.
Eşzamanlı çeviri eğitiminin verimliliği ve geliştirilmesi - Türkiye'dekini tek dilli ve çok dilli çeviri eğitiminin karşılaştırılması
Çeviribilimin ayrı bir bilim dalı olarak görülmeye başlanması ve özellikle sözlü çeviri eğitimin değerinin anlaşılmasıyla birçok üniversitede mütercim-tercümanlık bölümlerinin önemi artmıştır. Türkiye'de de birçok üniversite, bu eğitimi tek dilli ve çok dilli mütercim-tercümanlık eğitimi olarak sunmaktadır. Bu bölümlerden yola çıkarak "Eşzamanlı Çeviri Eğitiminin Verimliliği ve Geliştirilmesi – Türkiye'deki Tek Dilli ve Çok Dilli Çeviri Eğitiminin Karşılaştırılması" başlıklı tez çalışmasında bu iki eğitim biçimi ele alınacak, incelemeler yapılarak ne tür farklılıkların olduğunu, bu farklılıkların ne tür sonuçlar doğurduğunu saptamak amaçlanmaktadır. Çalışmalar tek dilli eğitim veren Almanca Mütercim-Tercümanlık ve çift dilli eğitim sunan Almanca- İngilizce Mütercim-Tercümanlık bölümleri üzerine gerçekleştirilecektir. Bu çalışma kuramsal ve uygulama alanı olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kuramsal olarak sözlü çeviri ve türleri incelenecektir. Bunun yanı sıra eşzamanlı çeviri eğitiminden ve kullanılan egzersizlerden bahsedilecektir. Ayrıca tek dilli ve çift dilli eğitim veren üniversitelerin programları incelenecek ve bunların bir kıyaslaması yapılacaktır. Çalışmanın uygulamalı olan ikinci bölümde ise çeşitli üniversitelerdeki öğrenciler üzerinde gerçekleştirilecek olan deney ele alınacaktır. Öğrenciler için metinler hazırlanacak ve bu metinler için terimce hazırlamaları istenecektir. Öğrenciler deney ve kontrol grubu olmak üzere ikiye ayrılacaktır. Deney grubuyla metin/ metinler detaylı bir şekilde ele alınacak ve sonrasında bu iki grup arasında bir karşılaştırma yapılacaktır. Bu çalışma sonucunda hangi eğitim türünün daha başarılı olup olmadığı incelenecektir. İncelemenin ardından bir analiz gerçekleştirilecek ve eşzamanlı çeviri sürecinde meydana gelen olası sorunlar saptanacaktır. Elde edilen verilere göre bir değerlendirme yapılıp hangi eğitim türünün daha verimli olduğu sonucuna varılmaya çalışılacaktır. Sonuçlar doğrultusunda eşzamanlı çeviri eğitiminin verimliliği ve geliştirilmesi için çözüm önerilerinde bulunulacaktır.
Metacognitive awareness of listening strategies in L2 English and L3 Italian
Transfer of language skills across languages has been an essential question in the field of bilingualism. Theoretical approaches to this issue proposed assumptions on metacognitive awareness defined as learners' own introspective consciousness on their learning processes. Second language (L2) research on language skills has investigated transfer issue especially in reading skills; however, there is limited research on the transfer of language skills in third language (L3) learning and listening skills and strategies. To address this gap, the current study examined the role of metacognitive awareness in listening strategies in an L2 English L3 Italian context with university students in Turkey. The study explored learners' metacognitive awareness of listening strategies in their more proficient L2 compared to their less proficient L3, and whether L2 and L3 metacognitive level correlated with L3 listening comprehension. To this end, a questionnaire of metacognitive awareness of listening strategies in L2 and L3, and a listening comprehension test in L3 were implemented. Results indicated higher levels of metacognitive awareness in certain strategies depending on the language, pointing to the role of proficiency in the use of listening strategies. In addition, metacognitive awareness of listening strategies in L2 and L3 were significantly correlated, suggesting possible transfer of skills across languages. Finally, the results yielded a direct relationship between L3 proficiency and L3 listening comprehension while L2 proficiency was not related to L3 listening comprehension.
Bilişsel oyun temelli dil gelişim programının ana dili Türkçe olmayan okul öncesi dönem çocuklarının ikinci dil (Türkçe) edinimine etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, "Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı"nın ana dili Türkçe olmayan okul öncesi dönem çocuklarının ikinci dil (Türkçe) edinimine etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkeni okul öncesi dönem çocuklarının ikinci dil (Türkçe) edinimi, bu değişkene etkisi araştırılan bağımsız değişkeni ise Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı oluşturmaktadır. Araştırmada ön-test/son-test kontrol gruplu yarı deneysel model kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 2022-2023 eğitim öğretim yılında Mardin İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı okullar bünyesinde okul öncesi eğitimi alan ve ana dili Türkçe olmayan okul öncesi dönem çocukları oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun örnekleme tekniğiyle seçilerek Mardin ili Dargeçit İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı iki köy okulunda okul öncesi eğitimi alan 22'si deneme grubunda, 22'si kontrol grubunda olmak üzere 44 adet çocuk oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla "Kişisel Bilgi Formu" ve çocukların alıcı dil yaşlarını ölçebilmek amacıyla "Peabody Resim Kelime Testi" kullanılmıştır. Uygulama sürecinde araştırmacı tarafından hazırlanan "Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı" deney grubundaki 22 çocuğa 10 hafta boyunca haftada dört gün 30 dakika olarak toplamda 20 saat uygulanmıştır. Kontrol grubunda ise sadece Okul Öncesi Eğitim Programı'na uygun hazırlanan etkinlikler uygulanmıştır. Kişisel Bilgi Formu ile toplanan çocuk ve ebeveynlerle ilgili veriler frekans ve yüzde değerleri kullanılarak sunulmuştur. Peabody Resim Kelime Testi ile elde edilen veriler SPPS paket programıyla analiz edilmiştir. Deney ve kontrol gruplarının parametrik testler için yeterli sayıda olduğu durumlarda, ikili karşılaştırmalarda Bağımsız Gruplar için t-Testi, grup içi ön test-son test karşılaştırmalarında Eşleşmiş Örneklemler t-Testi kullanılmıştır. Deney ve kontrol gruplarının parametrik testler için yeterli sayıda olmadığı durumlarda, ikili karşılaştırmalarda Mann-Whitney U Testi, alt boyutlar arasındaki ilişkileri incelemek için ise Pearson Korelasyon Analizi uygulanmıştır. Bütün analiz sonuçları için anlamlılık düzeyi p < .05 olarak belirlenmiştir. Veriler analiz edildiğinde "Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı" uygulanmadan önce deneme grubu çocuklarının ve kontrol grubu çocuklarının dil becerileri ön-test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmadığı belirlenmiştir. Deneme grubu çocuklarının dil becerileri son-test puan ortalamaları ile kontrol grubu çocuklarının dil becerileri son-test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmadığı tespit edilmiştir. Hem Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı uygulanan deneme grubu çocukların dil becerileri ön-test/son-test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılaşma hem de Okul Öncesi Eğitim Programı'na ilave bir eğitim uygulanmayan kontrol grubu çocuklarının dil becerileri ön-test/son-test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılaşma saptanmıştır. Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı uygulanan deneme grubu çocuklarının dil becerileri son-test puan ortalamalarında okul öncesi eğitimi alma durumu, cinsiyet, anne ve baba eğitim durumu, ailenin ekonomik düzeyi, ebeveynlerin günlük rutinde kitap okuma durumuna göre anlamlı bir farklılaşma olmadığı ve çocukların dil becerileri son-test puan ortalamaları ile ebeveynlerin çocuklarına kitap okuma sıklığı arasındaki ilişkinin anlamsız olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda deneme grubu çocuklarının ön-test/son-test puan ortalamalarının, kontrol grubu çocuklarının dil becerileri ön-test/son-test puan ortalamalarından yüksek olması "Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı" ile açıklansa da programın ana dili Türkçe olmayan çocukların ikinci dil (Türkçe) edinimlerine istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Oyun, İkinci Dil, Ana Dil, Dil Gelişimi, Dil Edinimi
Mübadele sonrası Yunanistan'da iki dilli küçük Asya şarkıları
Türkiye ve Yunanistan'da geleneksel kabul edilen ve bugün her iki sınır ülkede popüler olan çok sayıda iki dilli ortak şarkı vardır. Yunanistan'ın şehirlerinde, geleneksel panayırlarında, festivallerinde duyulabilecek çok sayıda ortak ezgi, Türkiye'de Türkçe, Yunanistan'da Yunanca veya Türkçe sözleriyle bilinmektedir. Bu şarkıların ilk olarak Mübadele'den önce ve sonra (30 Ocak 1923) çok sayıda Rum müzisyen tarafından plaklara kaydedildiği ve Yunanistan'da oldukça popüler olduğu gözlemlenmektedir. 1980'li yıllarda özellikle genç jenerasyon müzisyenlerin öncülük ettiği geleneksel müzik uyanışı da denilebilecek yeni bir akımla birlikte, Anadolu şarkı repertuvarına bir ilginin başladığı, 2000'li yıllardan itibaren çok sayıda Türk-Yunan müzisyenin, Türkiye ve Yunanistan'daki mübadil dernekleri aracılığıyla kurulan mübadil korolarının, Mübadele'yi anma günlerinde, barış ve dostluk temalı konserlerinde iki dilli ortak şarkıları birlikte söylemeye başladıkları gözlemlenmiştir. Bu çalışmayı başlatan bulgu, Yunan toplumunda Anadolu şarkılarına olan bu ilginin Türk toplumuna göre daha muhafazakar, nostaljik ve hassas yaklaşımlar taşımasıdır. Araştırmalar sırasında geleneksel Anadolu şarkılarının Yunan müziği tarihinde de önemli bir yere sahip olduğu farkedilmiş, Türkçe ve Yunanca sözlü bu Anadolu ezgilerinin, bugün Türkiye'de eğlence sektöründe, albümlerde duyulan bir halk müziği tanımlamasından çok daha farklı, sembolik ve nostaljik bir anlam taşıdığı, özellikle müzisyenlerin geleneksel Anadolu şarkılarını kültürel bir ifade aracı olarak kullandıkları gözlemlenmiştir. Bu durum, Mübadele'nin Yunan toplumuna yansıyan kültürel boyutunun yanı sıra Yunanistan tarihinde önemli bir yeri olan Anadolu müziğine karşı devletin geliştirdiği ideolojik yaklaşımın bir sonucu olarak görülebilir. Bir milyonun üzerinde Rum mübadilin Anadolu'yla dinsel ve kültürel bir bağa sahip olması, vatan saydıkları toprağın şarkılarıyla duygusal bir bağ kurulmasına, şarkılara sembolik bir anlam yüklenmesine neden olmuş olabilir. Bugün, Yunanistan'da anonim Anadolu türküleri niçin popülerdir? Kimi zaman Türkçe sözleriyle duyulabilecek Anadolu türkülerinin bu popülerliği, toplumun şarkılara olan hassas ve muhafazakar yaklaşımı, Mübadele'nin kültürel bir sonucu mudur? Türkçe-Yunanca sözlü anonim şarkılar ve toplumun kültürel kimliği arasındaki ilişkiyi inceleyen bu çalışma, Türkiye'de bilinen Anadolu türkülerinin hikayesine, zaman, mekan ve değişen koşullar dikkate alınarak yabancı olduğumuz Yunanistan tarihinin içerisinden bakmakta, Mübadele'nin ardından Yunanistan'da yaşanan tarihi değişim ve dönüşümlerin bugüne etkisini, toplumsal anlamda kültürel bir aidiyetin göstergesi olan geleneksel Anadolu şarkıları üzerinden anlamlandırabilmeyi, araştırmada elde edilen sonuçları objektif bir anlatımla sunabilmeyi amaçlamaktadır.
Özel okullarda çift dilli eğitim uygulamasında öğretmen görüşleri: İstanbul ilinde bir araştırma
Bu çalışmanın temel amacı, çift dilli eğitimin olumlu ve geliştirilmesi gereken yönleri hakkında bilgi sahibi olmaktır. Bunun araştırılması için farklı branş dallarından öğretmenlere konu hakkında sorular sorulacaktır. Planlama yapılırken örgüt amaçlarının gerçekleşmesinde olumlu katkı sağlaması hedeflenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu 2022-2023 eğitim öğretim yılı içerisinde İstanbul ilinde yer alan çift dilli eğitim kurumu öğretmenleridir. Araştırmada katılımcıların, FÜTZ analizi aşamalarına göre, bilingual (çift dilli) eğitim veren kurumlarının üstünlükleri ve zayıflıkları ile karşılaşabileceği olası tehditler ve değerlendirebileceği olası fırsatlara ilişkin görüşleri incelenmiştir. Nominal grup tekniğinde analizi yapılacak olan konu ile ilgili güncel bilgilere sahip 7 öğretmen katılımcı olmuştur. Araştırma sonuçlarına göre demografik değişkenlere göre özel okullarda çift dilli eğitim uygulamasında görev yapan öğretmenler arasında bir fark olup olmadığı incelenmiş olup mezuniyet durumlarına, yaşa, kıdemine öğrenim durumuna göre bir fark olmadığı saptanmıştır. Katılımcılar çift dilli eğitim veren kurumların en güçlü yönlerinin öğrenciler için doğal bir öğrenme ortamı sunduğunu belirtmişlerdir. Öğrencilerin gördükleri yoğun İngilizce ders saatleri hem akademik hem de sosyal konularda gelişmelerini sağladığı da ortaya çıkmıştır.
English teachers' evaluation of a preschool bilingualism program in terms of English language teaching and beliefs about bilingualism benefits
This case study illuminated an English-Turkish bilingual program at preschool level in Türkiye by investigating the evaluative views of English teachers about English language teaching in the bilingual program and explored their beliefs about bilingualism benefits. Program evaluation scale data (N=83) and interview data (N=12) were collected from preschool and primary-level English teachers at a private chain college in Türkiye. As a result, the program aims, curriculum, language teaching approaches and methods, implementation, materials, assessment were described. It was indicated that the teachers were highly positive about the general characteristics, objectives of the program, but moderately positive about the content, assessment, learning and teaching processes. The English teachers reported that the program had linguistic, academic, emotional, social, cultural, psychological, cognitive, economic, identity-development advantages. However, it had problems about overloaded content, materials, teaching processes, teacher efficacy-related recruitment problems. The teachers' suggestions were revision in materials, improvement in teaching and learning processes, age-appropriate, simplified language and content, teacher qualifications improvement and affordable program prices to reach more children. Regarding bilingualism benefits beliefs, the teachers believed that bilingualism had cognitive, social, cultural, emotional, academic, economic, linguistic, identity development benefits. When they compared children at primary level, the teachers observed cognitive, social, identity, linguistic, emotional, psychological and cultural benefits differences in favor of the bilingual children. As the first study evaluating a bilingual program in Türkiye, this research depicted the preschool bilingual education in Türkiye by taking a private chain school as a case, evaluated it and investigated the English teachers' bilingualism benefits beliefs.