International security

173 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Siyasal güvenliğin diğer güvenlik sektörleriyle etkileşimi bağlamında konumlandırılması

Siyasal güvenlik kavramı güvenlik ve siyasal kavramlarının muğlak anlamları ve belirsiz sınırları üzerine inşa edilen; ancak bu muğlaklığı ve belirsizliği aktör ve sektör bazında yaptığı değerlendirmeler ile açık, anlaşılabilir hale getiren kapsamlı bir güvenlik yaklaşımını ifade eder. Siyasal güvenliğin güvenlik boyutu Kopenhag Okulu'nun Güvenlikleştirme teorisi ve Güvenlik Sektörleri üzerinden inşa edilirken Carl Schmitt'in siyasal olanın tespiti noktasında başvurduğu Dost-Düşman ekseni ve Egemenlik anlayışı siyasal olanın sınırlarını çizer. Siyasal güvenlik geleneksel güvenlik algısının devletleri merkeze alan siyasi-askeri bakış açısı ve bu paralelde ortaya çıkan ulusal güvenlik kavramının muğlak ve sınırsız dinamiğine karşı devlet dışı aktörleri ve siyasi-askeri bakış açısının da haricinde diğer güvenlik sektörlerini de kapsayan bütüncül bir güvenlik perspektifine erişmeyi amaçlar. Bunu yaparken güvenliğin somut olgulara ve soyut değerlendirmelere dayanan siyasi doğasını göz önünde bulundurur ve hem rasyonel hem de deneysel bir yaklaşımı mümkün kılar. Bu nedenle siyasi, askeri, ekonomik, çevresel ve toplumsal sektörler üzerinden yükselen ve devlet dışı aktörleri de referans nesnesi olarak ele alabilen siyasal güvenlik perspektifi uluslararası ilişkileri anlamlandırma da analitik bir çerçeve sunarken diğer taraftan da aktör ve sektör düzeyinde yaptığı açık ayrımlarla politika oluşturma noktasında önemli ipuçları sunacak bir bakış açısını mümkün kılar.

Uluslararası güvenlik
Ruhi Pehlivancık
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya Federasyonu'nun güvenlik anlayışının Neorealist Perspektiften analizi

Bu tezin yazılmasının nedeni, Rusya Federasyonu'nun 2000'li yıllardan itibaren uygulamaya koyduğu saldırgan dış politikasını, devleti temel aktör olarak gören ve uluslararası sistemin yapısını dikkate alan neorealist teori bağlamında incelemektir. Bu çerçevede, Sovyet sonrası dönemde ülke içinde gerçekleşen ideolojik tartışmalara yer verilirken, o zamandan günümüze Rus dış politikasının yol haritaları olan askeri, dış politika ve milli güvenlik belgeleri de sunulmuştur. Ayrıca Rusya Federasyonu'nun agresifleşen dış politikası, Putin döneminde gerçekleşen üç vaka örneğiyle değerlendirilmiştir. Özetle bu tezde, 2000'li yıllar Rus dış politikasının, hayatta kalmak için güç maksimizasyonunu amaçlayan ofansif realizm çerçevesinde kurgulandığı ve uygulandığı savunulmaktadır. Böylece, dış politikanın giderek küreselleştiğinin iddia edildiği bir dönemde, realist uluslararası ilişkiler teorisinin geçerliliğini hala koruduğu gösterilmektedir.

GüvenlikGüvenlik ilkeleriGüvenlik politikaları+6
Ali Necefoğlu
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Enerji güvenliği bağlamında kritik enerji altyapı güvenliği, NATO konsepti ve Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Petrol Boru Hattı örneği

Güvenlik çalışmaları, Soğuk Savaş'ın bitmesiyle birlikte uluslararası sistemin boyut değiştirmesi ve böylece tehditlerin de boyut değiştirmesi ile birlikte değişime girmiştir. Böylece tüm devletler güvenlikleri açısından önem verilmesi gereken tek konunun askeri tehdit olmadığını fark etmişlerdir. Enerji güvenliği de bu değişiminden ötürü ve eksikliğinde insan hayatında önemli güvenlik sorunları oluşturması sebebiyle devletlerin ve uluslararası kuruluşların gündemine oturmuş ve güvenlik sorunları arasında yerini almıştır. Bu yüksek lisans tez çalışması, enerji güvenliğinin önemli bir parçasını oluşturan Kritik Enerji Altyapı Güvenliği temel kavramları, tehditleri ve çözümleri incelemiş, Türkiye'deki kritik enerji altyapı güvenliği uygulamaları Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı özelinde analiz edilmiştir. Arz güvenliği konusu enerji güvenliğinin sağlanması açısından önemli yer tutmaktadır. Enerji kaynaklarının çoğunlukla politik olarak istikrarsız olan Doğu'dan tüketici konumdaki Batı'ya güvenli şekilde taşınması hem devletler açısından hem de uluslararası güvenlik açısından yüksek önem arz etmektedir. Enerjinin Doğu'dan Batı'ya veya Uzak Doğu'ya nakledilmesinde pratik, ekonomik ve kontrol edilebilir bir yöntem olması sebebiyle boru hatları ön plana çıkmıştır. Fakat uluslararası anlamda tehditlerin boyut değiştirmesi ve çeşitlenmesi ile birlikte tehditler boru hatlarına da yönelmeye başlamıştır. Uluslararası güvenlik konusunda dünyanın en aktif çalışan organizasyonu olan NATO'nun zaman içerisinde bu konuyu güvenlik tehdidi olarak ajandasına alması konunun analiz edilmesi ihtiyacını doğurmuştur. Bu doğrultuda, boru hatlarına yönelen tehditlerin ve bu tehditlere yönelik çözümlerin tespiti, NATO'nun zaman içerisinde ajandasındaki değişiklikler, Bakü- Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı özelinde Türkiye'nin konu ile ilgili mevcut durumunun yansıtılması hedeflenmiştir.

Alt yapı politikalarıBakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru HattıBoru hatları+5
Mehmet Güzeloğlu
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Başarılı güvenlikleştirmeden başarısız güvenlik-dışılaştırmaya: 2001-2017 yılları arasında ABD yönetimlerinin İran nükleer programı'na yönelik politikası

Bu tez 2001-2017 yılları arasında ABD Yönetimi'nin İran Nükleer Programı'na yönelik güvenlikleştirme politikasını söylem analizi ve süreç takibi yöntemleriyle kapsamlı şekilde analiz etmeyi hedeflemiştir. Bu amaçla; öncelikle Bush ve Obama başkanlıklarındaki sekizer yıllık dönemlerde İran Nükleer Programı'na yönelik baskın politikanın ne olduğu, ardından güvenlikleştirmenin veya güvenlik-dışılaştırmanın kim tarafından, ne amaçla, hangi koşullar altında, nasıl ve hangi sonuçlarla gerçekleştirildiği sorularına cevap aranmıştır. Kopenhag Okulu'nun ortaya attığı Güvenlikleştirme Teorisi'ni ve bu teoriye sonradan yapılan katkıları dikkate alarak yürütülen analiz sonucunda Bush döneminde güvenlikleştirme hamlesinin iç hedef kitleye yönelik başarılı ve dış hedef kitleye yönelik kısmen başarılı şekilde sonuçlandırıldığı tespit edilmiştir. 2013 yılında hem ABD hem İran tarafında yaşanan önemli değişimler nedeniyle Obama'nın birinci ve ikinci dönemleri ayrı ayrı incelenmiştir. Birinci dönemde Obama Yönetimi'nin Bush Yönetimi'nden devraldığı güvenlikleştirmeyi başarılı şekilde sürdürdüğü ve uluslararası desteğini artırdığı görülmüştür. İkinci dönemde Obama Yönetimi politikasını tersine çevirmiş ve İran'la diplomatik bir çözüme ulaşabilmek için hedef kitlesi ABD Kongresi olan bir güvenlik-dışılaştırma hamlesi başlatmıştır. Varılan nükleer anlaşmaya rağmen ABD Kongresi İran'ı nükleer bir tehdit olarak görmeye devam etmiş ve güvenlik-dışılaştırma hamlesi başarısız olmuştur.

Amerika Birleşik DevletleriGüvenlikleştirmeNükleer güç+6
Şeyda Güney Kayım
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Gender mainstreaming in international security organizations: The case of NATO

This thesis examines the adoption of UNSCR 1325 and implementation of the Women, Peace and Security (WPS) agenda by NATO. Within the framework of Feminist Security Studies, it discusses how NATO's integration of a gender-sensitive perspective reflects on the organization's structures and operations and whether the process has led to a transformation of its masculine culture and institutions. Through an extensive overview of NATO reports, news and discussions in the literature about the integration of gender perspective in NATO, the thesis examines both military and civilian /political structure of NATO and finds out that NATO has taken several institutional steps for inclusion of UNSCR 1325 and Women, Peace and Security agenda into its structures. However, it also argues that without a meaningful interpretation of what a gender perspective truly is, the efforts of NATO to implement the UNSCR 1325 and the WPS agenda will stay unfinished. As a conclusion, the thesis asserts the necessity of diminishing the masculine culture in militaries, abstaining from essentialist approaches, increasing efforts to push the WPS agenda commitments of NATO member states as well as increasing the political will and awareness, decreasing the glass ceiling syndrome, and usage of more reliable and standardized tools in order to integrate gender perspectives into military and civilian /political structures of NATO. Keywords: International Security, Gender, NATO, UNSCR 1325

United Nations Security CouncilSecurityNorth Atlantic Treaty Organisation+2
Zeynep Tece
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bir jeopolitik alan olarak uzay: Klasik ve eleştirel jeopolitik bir bakış

21. yüzyıl modern dünyasının temelini oluşturan uzay ve uydular özellikle son yıllarda farklı aktörlerin de faaliyet gösterdiği son derece kompleks bir alan halini almıştır. Siyasi, askeri, ekonomik, toplumsal ve çevresel birçok sektör için son derece gerekli kaynakları bünyesinde barındıran uzay alanı, çok yönlü bir yaklaşım çerçevesinde incelenmesi gereken kapsamlı bir konudur. Bu çalışmada uzayın jeopolitik bir alan olduğu hipotezini temel alarak bu alanın nasıl belirlendiğini klasik ve eleştirel jeopolitik yaklaşımlar çerçevesinde değerlendirilecektir. Klasik jeopolitik yaklaşımların uzayı dünya üzerindeki rekabetin – kara, deniz ve havadan sonra – dördüncü boyutu olarak gören alansallaştırmasının aksine, çalışma eleştirel jeopolitik yaklaşımların klasik kurama getirdiği beş konu başlığı olan devlet mitinin eleştirisi, alansallaştırma, sınır mitinin eleştirisi, söylemsel tekilliğin eleştirisi ve bilgi-iktidar yaklaşımı çerçevesinde uzayın çok aktörlü, muğlak sınırları olan sui generis bir alan olduğunu iddia etmektedir.

Eleştirel jeopolitikGüvenlikJeopolitik+4
Uğurcan Akın
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Deconstructing Japan's foreign and security policy transformation: Patterns of change and continuity

Based on the presumption that Japan's defense strategy has changed considerably since the end of the Cold War, this thesis explains Japan's rationale for the transformation of its foreign and security policies by using discourse analysis as its method. Due to the deterioration of the security environment surrounding Japan, the Japanese government has improved Japan's military capabilities and formed the Free and Open Indo-Pacific (FOIP) to maintain the rules-based international order. Through the investigation of primary documents and policy statements of political figures, firstly, the thesis aims to show that Japan has made security reforms in response to growing security threats emanating from aggressive powers, which can be best understood with the Balance of Threat theory. On the other hand, while certain aspects of Japan's defense posture can be understood within the framework of Realism, there are also norm-based, inclusive elements in Japan's FOIP that Realist theory falls short of explaining. To that end, secondly, the thesis aims to reveal that the FOIP is inherently consistent with the concept of Security Community as a premise of Constructivism. In the end, through identifying the change in Japan's foreign and security policy as gradual, the thesis aims to demonstrate the consistency rooted in Japan's foreign and security policy discourse.

Security policiesSecurity communityIndo-Pacific+7
Ayşe Gülser Darendeli
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası güvenlikte suyun önemi ve Afganistan analizi

Araştırmada uluslararası güvenlikte suyun önemini baz alarak Afganistan'ın su kaynakları üzerindeki bölge ve komşu ülkelerin hakimiyeti incelenmektedir. BM ve AB'nin azalmakta olan tatlı su kaynakları ile ilgili düzenlemeleri sınıraşan, sınır oluşturan ve ortak sulardan çıkan ve çıkmakta olan uyuşmazlıkların giderilmesi hususunda çalışmalarını anlatmaya gayret gösterilmiştir. Kurak ve yarı kurak bölgelerde sudan anlaşmazlıkların artması ve uluslararası kuruluşların bu düzeyde çalışmaları anlatılmaktadır. Afganistan'ın sınıraşan su kaynakları üzerinden stratejik proje oyunları, bölge ve komşu ülkelerin çıkarı doğrultusundadır. Afganistan'da dış müdahalelerin, istikrarsızlık ve iç savaşın sürdürülmesiyle, altyapı projelerinin engellenmesinin nedenleri açıklanmaktadır. Afganistan'ın komşu ülkeleriyle su'dan anlaşmazlıklarının uluslararası su hukuku çerçevesinde, sınıraşan suların hakça ve makul kullanımı anlatılmaktadır. Afganistan ve bölge ülkeleri arasında sudan savaşın çıkma olasılığı ve hâlihazırda su savaşlarının bölge güvenliği üzerindeki tehdidi ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Afganistan, Su, Uluslararası Güvenlik, Su Güvenliği, Sınıraşan Sular.

AfganistanGüvenlikGüvenlik politikaları+6
Abdul Basir Turkmen
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kopenhag Okulu çerçevesinde İsrail güvenlik politikaları: "Başarı mı?" Başarısızlık mı?"

Bu çalışmanın temel amacı, İsrail iç ve dış güvenlik politikalarının, Kopenhag Okulu kavramları ve güvenlik anlayışı çerçevesinde incelenmesidir. Bu bağlamda Kopenhag Okulunun ileri sürdüğü güvenlikleştirme, güvenlik dışılaştırma, bölgesel güvenlik kompleksi ve güvenlik sektörleri gibi kavramlar, İsrail'in güvenlik politikaları ekseninde tarihsel süreçte değerlendirilmiştir. Özellikle 11 Eylül öncesi ve sonrası karşılaştırılarak, Kopenhag Okulunun ana hedefi olan güvenlik dışılaştırma kavramının, İsrail güvenlik stratejileri ekseninde güvenlikleştirme kavramına olan evrilme süreci değerlendirilmiştir. Ek olarak İsrail'in güvenlikleştirme süreçlerinde, hangi kurumların nasıl bir işlev ile rol aldığı üzerinde durulmuştur. Aynı şekilde İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ilişkileri, güvenlik ve 11 Eylül bazlı olarak değerlendirilmiş ve ABD'nin söz konusu güvenlikleştirme sürecindeki etkisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmada ilk olarak güvenlik kavramı ve küreselleşme üzerinde durulmuştur. Geleneksel yaklaşımlara ek olarak Kopenhag Okulunun ortaya çıkışı ve temel kavramları açıklanmıştır. İkinci olarak İsrail güvenlik ve dış politikasında etkili olan unsur ve kurumlar incelenmiştir. Üçüncü olarak, İsrail'in kuruluşundan başlayarak temel olaylar Kopenhag Okulunun kavramları ışığında değerlendirilmiştir. Yine aynı bağlamda İsrail'in Filistin güvenlik duvarı ve demir kubbe hava savunma sistemi gibi güvenlik uygulamaları Kopenhag Okulu kavramları çerçevesinde normatif boyutu değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Kopenhag Okulunun güvenlikleştirmenin "bir başarısızlık" olduğu kabulünden yola çıkılarak, İsrail güvenlik politikaları güvenlikleştirme kavramı ışığında değerlendirilerek söz konusu politikaların hangi açılardan "başarılı" ya da "başarısız" olduğu tartışması yapılmıştır.

FilistinFilistin-İsrail sorunuGüvenlik+7
Bahar Çakar
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Gri bölge stratejileri çerçevesinde Çin Halk Cumhuriyeti'nin uyguladığı hibrit tehditlerin analizi: Tayvan ve Güney Çin Denizi örnekleri

Bu çalışma, uluslararası sistemde büyük güç rekabetinin yeniden keskinleştiği bir dönemde, savaş ve barış arasındaki gri alanın Çin tarafından nasıl stratejik bir imkâna dönüştürüldüğünü incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, hibrit tehditlerin gri bölgelerdeki işlevini ortaya koymak ve Çin'in Tayvan ile Güney Çin Denizi bağlamlarında bu yöntemlere neden başvurduğunu analiz etmektir. Araştırma, literatür taramasına dayalı nitel bir yaklaşım benimsemiş; kavramsal çerçeve hibrit tehditler ve gri bölge kavramları etrafında şekillendirilmiş, Tayvan ve Güney Çin Denizi vakaları saha gözlemleriyle birlikte karşılaştırmalı biçimde ele alınmıştır. Elde edilen bulgular, Çin'in hibrit tehditleri üç temel motivasyon doğrultusunda kullandığını göstermektedir: Maliyet ve risk optimizasyonu, meşruiyet inşası ve zaman kazanımı ile kapasite inşası. Hibrit stratejiler, Pekin'e savaş eşiğini aşmadan rakiplerini yıpratma, hukuki muğlaklıklardan faydalanarak meşruiyet zemini oluşturma ve askeri modernizasyon sürecinde stratejik sabır uygulama imkânı sunmaktadır. Tayvan örneği, Çin'in iç sorun olarak tanımladığı bir meselede uluslararası hukuku ve diplomatik dengeleri gözeterek hibrit araçlara yöneldiğini gösterirken; Güney Çin Denizi örneği, bu araçların bölgesel ve küresel aktörlerle doğrudan çatışmaya girmeden fiilî kontrol sağlamada nasıl kullanıldığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, hibrit tehditler Çin için yalnızca taktiksel bir araç değil, ulusal çıkarlarını sürdürme ve büyük güç rekabetinde manevra alanını genişletme açısından gri bölgelerde kullanılan stratejik bir tercih olarak öne çıkmaktadır.

Asimetrik tehditlerAsya Pasifik bölgesiJeostratejik güvenlik+2
Diren Doğan
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Globalization and the challenges of 3rd world countries: A case study of nigerian security challenges

The crux of the matter in this study piece is to examine the nexus between Globalization and the Challenges of 3rd world Countries focusing on Nigerian security challenges as a case study. Since the twentieth century, intensifying global transformations have being recognized as a condition that has breed struggle for society leadership and cultural leadership which has led to spread of religious extremism of the jihadist, Al-Qaeda, Islamic State in Iraq and Syria (ISIS),Al-Shabaab and Boko Haram Islamic sect movements to name a few. In the United States, there was the Al-Qaeda terrorist attack on the World Trade Centre on September 11, 2001 and similar attacks in Britain, Spain and other parts of Europe within the same period of time which have made the act of terrorism to be having a global awareness. Since 2001 till the period of this work, there has being various form of sectarian clashes across local societies, namely in Iraq, Syria and various parts in Africa, including Nigeria. All connected to the spread of international security challenge around the globe. In Nigeria, the Niger Delta Militants and the Boko Haram have been threatening Nigerian national unity with their own preferences in political system and religious believes, but now all are sharing into thesame ideology of embarking on national and global security threats. In this study, the nexus between the globalization process and the security challenges of Third World Countries will be examined through an explanatory analysis.

Boko HaramDeveloping countriesSecurity+7
Yusuf Saheed Adegboyega
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessEN

USA drone strikes and its effects on Afghanistan and Pakistan's security

Following the terrorist attacks in 9/11, the Bush Administration declared global war on terrorism that was a multidimensional military campaign and the aim was to destroy Al-Qaeda and other affiliated group that was threaten the US as well as world security. As a result, the US invaded Afghanistan in 2001, in order to capture and kill high-level Al-Qaeda and Taliban leaders including Osama Bin Laden, who was considered to be responsible for 9/11 attacks. The US invasion has forced key Al-Qaeda and Taliban leaders to leave Afghanistan and settle in FATA (Federally Administrated Tribal Areas) in Pakistan. The stateless nature of FATA has facilitated Al-Qaeda and Taliban militants to reorganize, recover, reunite and form their ideal dominion. In order to kill top Al-Qaeda and Taliban members the Bush administration introduced drone campaign of target killing in FATA of Pakistan as well as in some parts of Afghanistan. In fact, the target killing campaign was not limited to Afghanistan and Pakistan; it encompassed other countries, such as Yemen, Somalia, Iraq and Libya. The US drone attacks have raised moral and legal issues by resulting in high levels of civilian casualties in targeted countries. This thesis claims that in some occasions drone attacks have violated international humanitarian laws (IHL) and international laws in Afghanistan in particular in Pakistan by causing legal, moral and sovereignty problems. Keywords: The US drone position under international laws.

AfghanistanUnited States of AmericaDrone+5
Dost Mohammad Safı
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme ve uluslararası nükleer silahlanma

Kültürlerin sınır ötesi etkileşimi ve ulus devletlerin etkinliğini yitirmesi, baskı, şiddet ve ekonomiyi çıkarları doğrultusunda kullanan kapitalist ülkelerin "güçlü" kabul edilmesine sebep olmuştur. Güçlü ülkelerin daha güçlü, güçsüzlerin daha güçsüz olması küreselleşen dünyada kaçınılmazdır. Küreselleşmenin siyasi, askeri ve ekonomik alanda tetiklediği eşitsizlikler her ülkede güvenliği arttırma ihtiyacı doğurmuştur. Güçlü olmak daha güvenli ve caydırıcı olmak demekti. Savunma sanayii ve silahlanma yarışları böylece başladı. II. Dünya Savaşı'nı atom bombası kullanarak sonlandıran Amerika Birleşik Devletleri (ABD) dünyadaki tek nükleer güç olmadığını anladığında, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ni (SSCB) kendi güvenliğine karşı en büyük tehdit olarak tanımlamıştır. Nükleerleşen küresel dünyada güçlü iki kutuptan biri ABD diğeri ise SSCB olmuştu. Diğer ülkelerin caydırıcılığını arttırmak için nükleer silahlanmaya yönelmesi, nükleer gücün dünya üzerinde istenmeyen sonuçlar doğurması riskini arttırdı. Bu nedenle devletlerarası antlaşmalar imzalandı. Günümüzde Avrupa Kıtasında İngiltere ve Fransa da, Asya Kıtasında Çin, Kore, Hindistan, Pakistan, İran ve İsrail, ABD ve Rusya'dan sonra nükleer silaha sahip olan ülkelerdir. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Nükleer Silahlanma, Güç, Güvenlik,Caydırıcılık.

GüvenlikKüreselleşmeNükleer caydırıcılık+5
Öykü Oğulbalı
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş başlangıcında Türkiye'ye yönelik Sovyetler Birliği tehdidi ve güvenlik politikaları

II. Dünya Savaşı boyunca Türk Dış Politikasının genel eğilimi savaşa girmeme üzerine olmuştur. Türkiye'nin bu politikası savaşın gidişatına göre değişiklikler göstermiştir. Savaşın başında tarafsız ve savaş dışı kalmayı tercih eden Türkiye, savaşın ortalarında bu politikasından ciddi derecede sapmıştır. Bu durumun en belirgin örneği İngiltere ve Fransa'ya karşı yakın davranmaya başlaması ve Üçlü İttifak Antlaşmasına imza atmasıdır. 1939 yılında savaşın başlamasıyla İngiltere, Fransa ve Rusya Türkiye'yi savaşa girmeye ikna etmek için Adana Görüşmesi ve Kazablanka Konferansı yapmalarına rağmen; Türkiye her defasında savaş dışı kalmayı başarmıştır. Savaşın sonucunun belli olmasından sonra Türkiye Müttefiklerin tarafında savaşa girmiştir. Müttefik Devletlerin Yalta Konferansında, Birleşmiş Milletler'e yalnızca 1 Mart 1945 tarihine kadar Almanya'ya savaş ilan etmiş ülkelerin katılacağını açıklamasıyla Türkiye 23 Şubat 1945'te Almanya'ya savaş ilan etmiştir ve savaşa dâhil olmuştur. İkinci Dünya Savaşı her açıdan Avrupa için bir yıkım olmuştur. Ekonomik, sosyal, siyasi buhranların dışında milyonlarca insan bu savaşta hayatını kaybetmiştir. Savaşın galipleri ABD ve SSCB, Avrupa'nın yeniden inşası için işbirliği yapmayı planlamış fakat savundukları ideolojilerin farklılığı sebebiyle bu hedefe ulaşamamışlardır. Bu tarihten itibaren dünya bu iki yeni gücün etrafında iki blok halinde şekillenmeye başlamıştır. Pek çok ülke kendisini bu iki blok arasında tercih yapmak zorunda olduğunu hissetmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye, SSCB'nin kendisinden Kars, Ardahan ve Boğazlardan üs talep etmesinden dolayı tercihini Batı Bloğu yönünde kullanmıştır. Bu sebeple Türkiye'de birçok reform yapılmıştır; çok partili siyasi hayata geçilmiş, ekonomide ve siyasette liberal eğimler hâkim konuma gelmiş ve geleneksel dış politika çizgisinden vazgeçilmiştir. Marshall Planı ve Truman Doktrini ile Türkiye artık ABD'nin müttefiki olmuş ve Demokrat Parti döneminde Kore'ye gönderilen askerler ile 1952'de NATO'ya kabul edilmiştir. NATO üyeliğinden sonra Batı'nın Türk dış politikasındaki önemi ve ağırlığı oldukça artmıştır. Türkiye'nin Batı Bloğunda yer almasının en önemli belirleyicilerden biri şüphesiz II. Dünya Savaşı yıllarından başlayarak savaş sonunda artan SSCB tehditleri olmuştur. Bu çalışma ile II. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında artan Sovyet tehditlerinin Türkiye'nin Dış Politikasına nasıl yön verdiği analiz edilecektir. Bu çalışmanın temel sorunsalı; İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyet tehditlerinin Türk Dış Politikasını nasıl etkilediğini ortaya koymaktır. Bu sorunsalı analiz ederken soracağımız soru; "Türkiye'nin savaş sonrasında Batı Bloğuna katılmasında SSCB tehditlerinin etkisi var mıdır?" olacaktır. Anahtar Kelimeler: Soğuk Savaş, Güvenlik, Sovyet Rusya, NATO.

Güvenlik politikalarıNATOSovyetler Birliği+7
Yavuz İnce
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Hazar Havzası'nın hukuki statüsü ve enerji güvenliği

Hazar Havzası sahip olduğu petrol ve doğalgaz kaynakları nedeniyle küresel ve bölgesel güçlerin ilgisini çeken jeostratejik ve jeoekonomik bir öneme sahiptir. Bir taraftan bölge devletlerinin bu zenginlikten yararlanarak refah düzeylerini arttırarak bağımsızlıklarından ve egemenliklerinde taviz vermemeye çalışırken bir taraftan da küresel aktörler, enerji kaynaklarının çıkarılmasını, dünya piyasalarına ulaştırılmasını ve enerjiyi kontrol etmeyi her ne pahasına olursa olsun sağlamaya çalışmaktadır. Hazar, sadece Rusya ve İran kontrolündeyken, SSCB'nin dağılmasıyla beş devletin ortak kullanımına açılmış ve Hazar'da güç mücadeleleri başlamıştır. Günümüzde halen devam eden paylaşım sorununun en büyük nedeni Hazar'ın hukuki statüsünün ve ne şekilde paylaşılacağının belirlenememiş olmasıdır. Hazar'ın statüsünün belirlenememesi bu bölgede var olan enerjiye yeterli bir şekilde ulaşılamamasına ve istenilen şekilde uluslararası pazarlara transferinin sağlanamamasına neden olmaktadır. Hukuki boşluğun yanı sıra bölgede süren çatışma ve ayrılıkçı hareketlenmeler bölgedeki enerjinin ve nakil hatlarının güvenliğini olumsuz etkilemektedir. Bu sorunlara uluslararası aktörlerin kendi emelleri doğrultusunda izlediği dış politikalar da eklendiğinde Hazar Havzası karışıklıklar ve çözülmeyen sorunlar içinde kalmıştır. Bu çalışmada özellikle Hazar'da bulunan enerjiden bu enerjinin meydana getirdiği paylaşım sorununa ve bu bölge üzerinde söz sahibi olmak isteyen bölgesel ve küresel aktörlerin yaklaşımları ile izledikleri politikalara değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hazar Havzası, Uluslararası Hukuk, Enerji Güvenliği.

EnerjiEnerji güvenliğiHazar Gölü havzası+5
Muhammed Emin Kocaman
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Terörizmin küreselleşmesi bağlamında 11 Eylül'ün nedenleri ve çok boyutlu etkileri

Küreselleşme, Soğuk Savaş sonrasında daha belirgin hale gelmiş ve dünya siyasetinde önemli bir değişime yol açmıştır. Küreselleşme ekonomik, siyasi, kültürel, sosyal, çevresel ve teknolojik alanlarda ülkeler arasında etkileşimi ve karşılıklı bağımlılığı artırarak gerçekleşmektedir. Ulus-devletleri siyasi, ekonomik, çevresel ve kültürel açılardan etkileyen küreselleşme, uluslararası sistemde önemli değişikliklere neden olmaktadır. 1980'lerin başından itibaren yürürlüğe giren neoliberal kalkınma politikalarının etkisiyle küreselleşme, devletleri, toplumları ve bireyleri etkilemeye başlamış, bu durum da organize suçlar ve terörizm gibi sınır aşan uluslararası güvenlik sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Gelir dağılımındaki dengesizlik, küreselleşmenin düzensiz gelişimi ve terörün küreselleşmesi 11 Eylül terör saldırılarına zemin hazırlamıştır. Bu tez, küreselleşme ve 11 Eylül terör saldırıları arasındaki etkileşimi çeşitli boyutlarıyla ele alarak 11 Eylül terör saldırılarının neden ortaya çıktığını ve söz konusu saldırıların küreselleşme üzerindeki etkilerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, askeri ve güvenlik boyutuyla öne çıkan 11 Eylül saldırılarının 2001'den itibaren küreselleşme sürecini yavaşlatan, sorgulatan, realist paradigmayı ve güvenlikçi politikaları tekrar sahaya döndüren 2008 Finans Krizi, Arap Baharı ve Covid-19 salgını gibi önemli gelişmelerle şekillenmekte olan sürecin başlangıcını oluşturduğunu iddia etmektedir. 11 Eylül saldırıları, dünyanın artık eskisi gibi olamayacağına dair bir gerçeği ortaya koymuş, saldırıların ardından farklı alanlarda yaşanan gelişmeler, küresel düzenin artık daha sağlam bir yapı ile güncellenmesi ihtiyacını doğurmuştur.

11 Eylül 2001 olayıEkonomik güvenlikKüreselleşme+4
Enes Karaca
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

NATO'nun kimlik oluşumunda Karadeniz güvenliğinin yeri

İki kutuplu sistemin sona ermesi ve uluslararası sistemde meydana gelen değişim karşısında, dönemin önde gelen teorilerinin temel önerme ve analiz birimlerinin, süreci açıklamada yetersiz kalmaları ve yaşanan gelişmeleri öngöremeyen analizleri, uluslararası ilişkiler disiplininde ciddi eleştirilerin gelişmesine neden olmuştur. İdeolojik temelli iki kutuplu sistemin sona ermesi, uluslararası ilişkiler disiplininde, aktörlerin davranışlarını analiz etmede ve açıklamada yeni teorik önermelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Soğuk Savaş'ın son süreçlerinde, kimlik kavramı üzerinden aktörlerin davranışlarının ve dış politika yaklaşımlarının nasıl inşa edildiği ele alınmaya başlanmıştır. Soğuk Savaş sonrası kimlik kavramını, temel analiz birimi olarak ele alan çalışmaların sayısında artış meydana gelmiştir. Uluslararası ilişkiler disiplininin dışında, sosyal bilimlerin birçok alanında kimlik temelli çalışmalar ortaya çıkmıştır. Soğuk Savaş'ın ardından dönemin hâkim teorilerine gelişen karşı itirazlar, eleştirel yeni teorilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kimlik kavramını ele alarak temel kuramsal önermelerini, kimlik üzerinden yapan sosyal inşacılık ve postyapısalcılık kuramları bu dönemde önemli teorik yaklaşımlarda bulunmuştur. Her iki kuram da kimlik kavramını merkeze alarak, uluslararası ilişkiler disiplinindeki aktörlerin davranışlarını ve dış politika yapım süreçlerini incelemiş, kimlik üzerinden teorik önermelerini ileri sürmüşler ve kuramlarını kimlik kavramı çerçevesinde çizmişlerdir. Sosyal inşacılık kuramı, aktörlerin normlar, değerler, fikirler üzerinden çıkarlarını belirlediğini ve daha sonra bu değerler üzerinden kimlik inşa süreçlerine girdiğini, karşılıklı inşa edilen değerlerin, kolektif kimliklere döndüğünü ileri sürmüştür. Postyapısalcılık kuramı ise aktörlerin kimlik kurgularının düşünselden başlayıp, söylemsel olarak inşa edildiğini ve her kimliğin karşıt kimlik yarattığını tezini ileri sürmüştür. Sosyal inşacılık kuramı, kimlik kavramına olumlu değerler atfederken, kolektif kimlikleri ön plana çıkartmaktadır. Postyapısalcılık kuramı ise kimliklerin, sürekli kurgulanan süreçlerle, karşıt söylemler üzerinden inşa edilen öteki ve düşman kimlikler yarattığını iddia etmekte ve kimlik kavramına olumsuz değerler atfetmektedir. NATO kuruluşundan itibaren siyasi ve savunma olmak üzere iki yapılı bir kimliğe sahip olmuş, bu iki yapı üzerinden, Batı kimliğinin temsilini sağlamıştır. Savunma ve siyasi kimliğini, ortak değerler, normlar, fikirler üzerinden inşa eden NATO, ittifak içerisinde kolektif kimliğin üyeleri arasında oluşmasına yardımcı olmuştur. Soğuk Savaş sonrası uluslararası sistemde meydana gelen değişim karşısında NATO, savunma ve siyasi kimliğinde değişim süreçlerini gerçekleştirmiştir. Kimlik yapısındaki değişimler sırasında kolektif kimliğinin yapısını muhafaza etmiş, uluslararası sistemde meydana gelen değişimler ve yeni güvenlik sorunlarına karşı, kimlik yapısını yeni inşa süreçleriyle uyumlu hale getirmeye çalışmıştır. Batı kimliğinin düşünselde temsilcisi haline gelen NATO, "biz" ve "ötekiler" üzerinden karşıt kimlik kurgusuna, söylemsel ve düşünsel zemini de hazırlamıştır. Karadeniz bölgesi, stratejik konumu, enerji hatlarının geçiş güzergâhı olması, birçok bölgeyi birbirine bağlaması gibi özelliğiyle, Soğuk Savaş sonrası önemli bir bölge olmuştur. Avrupa güvenlik mimarisinin içinde önemli bir konuma sahip olan Karadeniz, birçok karmaşık ve çok yönlü sorunları da içinde barındırmaktadır. Soğuk Savaş sonrası bölgede en önemli aktör olarak ortaya çıkan NATO, siyasi ve savunma kimliği temelinde, Batı kimliği yaklaşımıyla Karadeniz'in güvenliğini ele almıştır. Karmaşık ve zorlu sorunlar eşliğinde NATO, Karadeniz güvenliğine yaklaşımı birçok zorluğu da önüne getirmiştir. Tez, NATO'yu kimlik kavramı üzerinden ele alarak sosyal inşacılık ve postyapısalcılık teorileri çerçevesinde analiz etmiş, Kimlik güvenlikle olan ilişkisi bağlamında NATO'nun kimliğinin söylemsel ve düşünsel olarak ifade biçimlerinin, hangi değerler, normlar ve fikirler üzerinden inşa edildiğini, inşa süreçlerini ve kimliksel yapısındaki değişimleri ve Karadeniz güvenliğinin, NATO'nun kimlik yapısındaki yerini konu edinmiştir.

GüvenlikKaradenizKimlik+4
Cihan Günyel
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hindistan'ın Orta Asya enerji politikası ve Afganistan'ın güvenliğine etkileri

Afganistan, Pakistan ve Hindistan, zaman zaman bu ülkeler arasındaki gergin ilişkilere rağmen uzun bir dini, kültürel ve dilsel yakınlık geçmişini paylaşmaktadır. Türkmenistan - Afganistan - Pakistan - Hindistan (TAPI) Projesi gibi projelerin, komşu ülkelerin ortak bir ekonomik çıkarlatınn etrafında bir araya gelmelerine yardımcı olacağını dair umut vardır. TAPI Projesi kapsamında Türkmenistan'dan Afganistan, Pakistan ve Hindistan'a doğalgaz taşıyacak 1.814 kilometrelik bir boru hattın tasarım, satın alma, inşaat, işletme ve bakım işleri bulunmaktadır. Doğalgaz boru hattın 214 kilometrelik bölümü Türkmenistan'ı geçiyor, Afganistan'a 774 kilometrelik bir bölüm kurulacak ve 826 kilometre'lik bölümü de Pakistandan geçecek. TAPI doğalgaz boru hattının tam olarak devreye geçmesinden sonra, 30 yıl boyunca yıllık 33 milyar metreküp doğalgaz ihraç edilmesi beklenmektedir. Hindistan ve Pakistan, her biri 14 milyar metreküp/yıl alacak, kalan 5 milyar metreküp/yıl ise Afganistan'a tedarik edilecek. TAPI Projesinde, Pakistan ve Hindistan artan enerji ihtiyaçlarını gidericek, Türkmenistan da geniş doğalgaz rezervleri için pazarı genişletirecek, Afganistan da transit ücreti tahsil ediyor. Bir doğalgaz boru hattı olan TAPI Projesi, bölgesel rakipler arasında işbirliğini geliştirme ve bölge genelinde ekonomik kalkınmanın güçlendirme potansiyeline sahip bir "barış boru hattı"dır. Ayrıca, TAPI Projesi Afganistan'daki şiddeti azaltma ve Afganistan'da ve Pakistan ile Hindistan gibi bölgesel rakiplerde, güvenlik ve bölgesel istikrarı sağlama potansiyeline de sahiptir.

AfganistanEnerjiEnerji politikaları+7
Setara Setayesh
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

1947-1998 Türkiye-Suriye ilişkileri: Güvenlik sorunu bağlamında problemler ve krizler

Bu çalışmada, 1947-1998 yılları arasında Türkiye ile Suriye arasında güvenlik sorunu bağlamında yaşanan problemler ve krizler incelenerek, her iki ülkenin de birbirlerine karşı uyguladığı politika ve stratejiler ele alınmıştır. Çalışma neticesinde elde edilen bulgulara göre; 1947-1998 yılları arasında Türkiye ile Suriye arasında yaşanan "güvenlik sorunu"nun nedenlerinin çok köklü temellere dayandığını söyleyebiliriz. Suriye'nin Osmanlı Devleti'nden ayrılmasından itibaren Türkiye'ye karşı sürdürdüğü hasmane tutumu, 1946 yılında bağımsızlığını kazanmasından itibaren artarak devam etmiştir. Bunun yanı sıra Suriye'nin kendi içerisinde yaşadığı iç siyasi sorunlar, 1947 yılında başlayan Soğuk Savaş faktörü ve son olarak Hatay konusu ile sınır aşan sular meselesi de buna eklenince Suriye tarafından 1947-1998 yılları arasında Türkiye'ye karşı büyük güvenlik tehditleri yöneltilmiştir. Bunun sonucunda, uzun yıllar boyunca iki ülke arasında güvenlik sorunu bağlamında büyük problemler ve krizler yaşanmıştır. Ancak Türkiye'nin kararlı tutumu karşısında 1998 yılında Suriye, imzaladığı Adana Mutabakatı'yla bundan böyle Türkiye'ye karşı herhangi bir güvenlik tehdidi oluşturmayacağını kabul ederek imza altına almıştır. Anahtar Sözcükler Güvenlik, Soğuk Savaş, 1957 Krizi, Hatay Meselesi, Su Sorunu, PKK, 1998 Ekim Krizi.

GüvenlikHatay sorunuPKK+7
Özkan Özer
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Clear-air turbulence: Incessant regulation of deregulation in international civil aviation

International civil aviation consists of an intricate web of private and public parties. The national sovereignty on air space puts constraints on market forces. Particularly between the end of World War II and the late seventies, considerable regulations on international commercial air services were in force. These regulations resided at the core of the multilateral framework that had deliberately left loopholes from which mushrooming bilateral interactions escaped and undermined its main tenets. International civil aviation remains as an understudied issue for international relations discipline. This study unravels the conflictual coexistence of regulatory and deregulatory currents from a theoretical outlook developed from within international relations theory. Accordingly, focal points of this study, within the time scope of the Chicago Conference of 1944 to the Bermuda II Agreement of 1977 are the U.K-U.S. aviation rivalry, to be traced on the axis of regulation and deregulation and ICAO's role within and engagement with this axis. Merits of an eclecticist insight were evaluated in analyzing these cases via critical theoretical appropriations of variants of realist thinking, regime theory and security studies. The main results of the analyses are that the shifts in level of regulation could be explained with reference to differing public and private power structures of U.K. and U.S. and that ICAO as a regime rests on contrastingly ambiguous genetic roots that paved the way for its lagging behind as concretized in its interference with issues of regulation and deregulation.

DeregulationNongovernmental systems of regulationRegulation+5
Serkan Sönmezgil
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Afrika boynuzu'nda güvenlik ve barış inşasında Hükümetlerarası Kalkınma Örgütü'nün (IGAD) rolü: Somali örneği

Çatışmayı ele almayı ve barışı inşa etmeyi amaçlayan kıtasal ve Alt-Bölgesel girişimlerin kolektif teşviki ve savunulması, Soğuk Savaş sonrası ve sömürge dönemi sonrası uluslararası rejimlerden kaynaklanan engellere karşı Afrika'nın tek olmasa da birincil çaresi olmuştur. Afrika'daki bölgesel örgütlerin misyonunun çatışma yönetimi ve barış inşası yükümlülüklerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi, bölgesel entegrasyonun gücüne genel bir güven kazandırmıştır. Ancak bölgesel ekonomik toplulukların kıtadaki barış inşası süreçlerine katılımı konusunda pek çok sorun halen devam etmektedir. Bu çalışma, Afrika Boynuzu bölgesinde barış ve güvenlik için tanınmış bir Afrika Bölgesel Güvenlik Cephesi olarak Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi'nin (The Intergovernmental Authority on Development-IGAD) yararları hakkında ihtiyaç duyulan bir tartışmayı sunmaktadır. IGAD'ın Somali'deki barışı yeniden tesis etme süreçlerindeki katkısını ve karşı karşıya kaldığı zorlukları ortaya koymaktadır. Bunu nitel bir yaklaşımla sunarak IGAD'ın bölgesel barışı, güvenliği ve diplomasiyi savunma gücünü ortaya koymaktadır. Bu çalışma, bölgesel kurumsal aygıtın, çatışmaları etkili bir şekilde çözmek için platformlar sağlamanın yanı sıra çatışmalara yol açtığı kanıtlanmış karşılıklı müdahalelere son verme konusundaki olağanüstülüğüne tanıklık etmektedir. Anahtar Kelimeler: IGAD, Somali, Bölgesel Güvenlik Toplulukları, Bölgesel Güvenlik.

Uluslararası güvenlikUluslararası güvenlik stratejileriİç güvenlik
Vıctorıa Nansası
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Devletleri Teşkilatının uluslarası güvenlik meselelerine dair yaklaşımının bir analizi

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle bağımsızlıklarını kazanan Türk devletleri, Sovyetler Birliği'nden miras kalan sınır sorunları, etnik çatışmalar, terörizm ve ekonomik istikrarsızlıklar gibi çok boyutlu güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalmıştır. 1992'de Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları (TDKÜDB) Zirveleri ile başlayan ve 2009'da Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (TDKÜİK) ile kurumsal kimliğini pekiştiren örgüt, 2021'de Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) adını almıştır. Bu çalışma, "Türk Devletleri Teşkilatının uluslararası güvenlik meselelerine dair yaklaşımı nasıl şekillenmektedir?" temel sorusuna yanıt aramaktadır. Tez çalışması kapsamında, 1992 Ankara Zirvesi'nden 2025 Gebele Zirvesi'ne kadar olan süreçteki zirve bildirileri ile temel belgeler incelenmiş, alanında uzman akademisyenler ve kurum çalışanları ile mülakatlar yapılmıştır. Araştırma, TDT'nin güvenlik gündeminin zamanla nasıl evrildiğini ortaya koymaktadır. Başlangıçta terörizm, organize suçlar ve sınır uyuşmazlıkları gibi geleneksel tehditlere odaklanan teşkilatın gündemine aldığı uluslararası güvenlik sorunlarının zamanla çeşitlendiği görülmüştür. Özellikle İkinci Karabağ Savaşı'nın, üye devletler arasında ortak güvenlik bilincini ve dayanışmayı güçlendiren önemli bir safhayı teşkil etmiştir. TDT'nin öncelikli olarak ele aldığı güvenlik konuları arasında terörizm, organize suçlar, bölgesel uyuşmazlıklar, sınır sorunları, iklim değişikliği, enerji güvenliği, siber güvenlik, insani yardımlar ve savunma sanayi iş birliği yer almıştır. Tüm bu bulgular ışığında çalışma, TDT'nin uluslararası güvenlik yaklaşımının, jeopolitik meydan okumalar ve değişen tehdit algıları bağlamında BM Şartı ve uluslararası hukuka bağlılığı esas alarak; kurumsallaşmasını kademeli biçimde artırırken üye devletlerin ulusal çıkarlarına duyarlı esnek bir yapıyı koruduğu; geleneksel askeri konuların ötesine geçerek insan güvenliği, hibrit tehditler ve Türk dünyasının farklı coğrafyalarını kapsayacak şekilde nitelik ve nicelik yönünden genişlediği ve ortak güvenlik algısı temelinde operasyonel iş birliğine yönelen istikrarlı bir eğilim sergilediği argümanını iddia etmektedir.

Uluslararası güvenlik
Engin Döşlü
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bölgesel güvenlik kompleksi kapsamında Doğu Akdeniz'de enerji güvenliği

Doğu Akdeniz coğrafyası binlerce yıldır jeopolitik ve jeostratejik konumu ile birçok medeniyetin beşiği olmuştur. Tarihsel süreçte bu coğrafyadaki ülkeler arasında var olan kökleşmiş sorunlara enerji paylaşımı ve hak mücadelesi eklenerek yeni siyasi ve askeri çatışmaları doğurmuştur. Bu çalışmada oluşan rekabet alanının bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerine ve bölgesel güvenliğe etkilerine odaklanılacaktır. Bölge ülkelerinin enerji profillerini inceleyen çalışma, bölgedeki hidrokarbon keşifleri, bu keşiflerle değişen ve gelişen devletlerarası ilişkiler, enerji siyasetinin güvenlik olgusuna etkileri ve küresel güçlerin de bölgeye olan yaklaşımlarını inceleyecektir.

Bölgesel Güvenlik Kompleksi TeorisiDoğu AkdenizEnerji+5
Şule Çalışkan
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The fifth wave of NATO expansion into Eastern Europe and its effect on Russian security policies in Eastern Europe

This study contributes to the policy formulation debates and academic analyses within the field of international relations, facilitating a deeper comprehension of the evolving dynamics between NATO and Russia. It investigates the impact of NATO's expansion on Russia's security policies in Eastern Europe, employing the analytical frameworks of neorealism and ontological security. The objective is to evaluate how the enlargement of NATO has influenced Russia's strategic considerations and policy formulations within this geostrategic context. This study delves into the reactions and perspectives of the Russian government, with a primary focus on the viewpoints of Vladimir Putin as the head of state. The research observes noticeable shifts in Russia's positions and policies resulting from the evolving landscape due to NATO expansion. This is achieved through careful examination of Russia's security-oriented documents, encompassing defence and foreign policy doctrines, in addition to scrutinizing alterations in Russia's security policies but also investigates the intricate interplay between these modifications and NATO expansion in Eastern Europe. The findings of the thesis reveal that the Russian state has methodically adjusted its security policies in response to NATO's actions, aiming to mitigate the influence of NATO in the region while concurrently enhancing Russia's global standing. Analysis of President Putin's speeches distinctly highlights Russia's stance on the military challenges posed by NATO and the perceived risks to Russian identity attributed to Western influence stemming from NATO's enlargement. These perspectives underscore the Russian leadership's perception of both the military ramifications of NATO's actions and the potential erosion of Russia's identity due to the increasing Western influence. Therefore, Russia's foreign policy trajectory has shifted from a relatively moderate stance in the early 2000s to a more assertive one by 2008. This transformation is attributed to NATO's expansion and increased Western influence into the Eastern Block, which challenged Russia's historical control in the region. As such, this study contends that Russa's calculated responses to NATO's expansion underscore the intricate interplay between security considerations and the preservation of ontological identity. The analysis of President Putin's statements offers insights into how Russia's recognition of the multifaceted risks posed by NATO's expansion and its corresponding efforts to address these concerns. Notably, the strategic shift towards a more assertive foreign policy in 2008 can be interpreted as a reaction to NATO's mounting influence in Eastern Europe, potentially undermining Russia's prevailing influence.

Eastern EurepeanEastern European countriesEnlargement+5
Talha Yılmaz
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00

Related subjects