Irisin
59 theses under this subject heading
Unipolar ve bipolar depresyon hastalarında irisin düzeyinin değerlendirilmesi
Amaç: Dünya genelinde 300 milyondan fazla insanı etkileyen depresyon yeti yitimine neden olan hastalıklar içerisinde ilk sıralarda yer almaktadır. Biz de çalışmamızda unipolar ve bipolar depresyon hastalarında; hastalığa ait bazı değişkenlerle, literatürde nöroplastisite üzerinde olumlu yönde etkileri olduğu gösterilen irisin hormonu arasındaki ilişkiyi inceledik. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 40 unipolar depresyon tanılı hasta, 40 bipolar depresyon tanılı hasta, 40 sağlıklı kontrol dâhil edilmiştir. Katılımcıların tamamından sosyodemografik ve klinik veriler toplanmıştır. Hasta gruplarına Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAM-D), Klinik Global İzlenim Ölçeği (CGI) uygulanmıştır. Tüm grupların serum irisin değerleri ELİSA yöntemiyle ölçülmüştür. Bulgular: Çalışma gruplarında tedavi altındaki unipolar depresyon, bipolar depresyon ve kontrol grubunun irisin düzeyleri arasında istatistiki açıdan anlamlı fark saptanmıştır(p<0.05). Çalışma gruplarından bipolar depresyon ve unipolar depresyon gruplarının irisin düzeyleri arasında anlamlı fark saptanmıştır(p<0.05). Hem unipolar depresyon grubunda hem bipolar depresyon grubunda ve tüm depresyon hastalarında aynı sürede geçirilen depresif atak sayıları ile serum irisin düzeyleri arasında negatif korelasyon bulunmuştur(r=-,630, p<0.05). Sonuç: Bipolar depresyon hastalarında unipolar depresyon hastalarına göre daha düşük serum irisin düzeyleri bulunmuştur. Bipolar depresyon hastalarında geçirilmiş depresif atak sayısı unipolar depresyon grubundakilerden daha fazladır. Ayrıca her iki grupta da kendi içlerinde irisin düzeyi yüksek olanların daha düşük atak sayısına sahip oldukları görülmüştür. Bu verilerden yola çıkılarak irisin hormonu, nöroplastisite üzerindeki olumlu etkisiyle unipolar depresyonda, bipolar depresyona kıyasla ve hastalık gruplarında da kendi içlerinde; daha az atak geçirmeyi ve dolayısıyla da selim gidişatı etkiliyor olabilir sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: İrisin, Unipolar depresyon, Bipolar depresyon, Geçirilmiş depresif atak sayısı, Nöroplastisite
Veteran sporcularda farklı tip akut egzersizin serum beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF) düzeyleri ve nörobilişsel işlevler üzerine etkisi
Bu çalışmada, masa tenisi, koşu ve satranç akut egzersizlerinin veteran sporcuların serum beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF), vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), irisin düzeylerine ve nörobilişsel işlev performanslarına etkisini incelemek amaçlanmıştır. 50-65 yaş aralığındaki 30 veteran sporcu (masa tenisi, uzun mesafe koşu ve satranç) ve 10 sağlıklı erkek yetişkin, veteran masa tenisi (VMG, n:10), veteran atlet (VAG, n:10), veteran satranç (VSG, n:10) ve sedanter kontrol (SKG, n:10) grupları şeklinde çalışmaya gönüllü olarak dahil edilmiştir. VMG kalp atım hızı rezervinin (KAHrezerv) %70-75'inde akut masa tenisi (40 dakika), VAG eş şiddet ve sürede koşu ve VSG satranç egzersizleri uygularken SKG yalnızca dinlendirilmiştir. Katılımcılardan egzersizlerden önce ve hemen sonra sırasıyla serum BDNF, VEGF ve irisin seviyeleri için kan örnekleri alınıp hemen ardından Stroop (ST), İz sürme A ve B (İST A / B), Mental Rotasyon (MR) ve Reaksiyon Zamanı (RZ) testleri uygulanmıştır. Ön test- son test değerlerinin % değişimlerinin gruplar arası karşılaştırmaları için, normal dağılım gösteren değişkenlerde Tek Yönlü Varyans analizi, normal dağılım göstermeyen değişkenlerde Kruskal-Wallis analizi uygulanmıştır. Çoklu karşılaştırma testi olarak Bonferroni testi kullanılmıştır. Grup içi karşılaştırmalar için, normal dağılım gösteren değişkenlerde bağımlı örneklem t testi, normal dağılım göstermeyen değişkenlerde ise Wilcoxon işaretli sıra testi yapılmıştır. P<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Akut egzersizler sonrası VMG' de serum BDNF ve irisin seviyesinde anlamlı artış saptanırken diğer gruplarda değişiklik saptanmamıştır. Akut egzersizler sonrası hiç bir grupta serum VEGF seviyelerinde değişiklik gözlenmemiştir. Deneysel çalışma sonrasında tüm grupların RZ değerlerinde değişiklik saptanmamışken, İST B tamamlama sürelerinde anlamlı düşüşler (daha iyi performans) saptanmıştır. Akut egzersizler sonrası tüm egzersiz gruplarında MR etkin cevaplama performansı artış gösterirken SKG' de değişiklik saptanmamıştır. VMG ve VAG gruplarında İST A ve ST 5 tamamlama sürelerinde anlamlı düşüş (daha iyi performans) saptanmışken SKG ve VSG' de değişiklik saptanmamıştır. Bu sonuçlar, veteran sporcularda akut olarak uygulanan yalnızca fiziksel egzersize dayalı aerobik koşu ya da yalnızca bilişsel aktiviteye dayalı satranca kıyasla, bu iki egzersiz çeşidini tek aktivitede birleştirebilen masa tenisinin serum BDNF ve irisin üzerinde sinerjik etki sağlayabileceğini göstermektedir. Dahası farklı tip akut egzersizlerin veteran sporcuların nörokognitif işlev performanslarına olumlu etkisi olduğu ortaya koyulmuştur.
Association between neudesin and irisin in newly diagnosed type-2 diabetes mellitus
Type 2 diabetes is the most common form of the disease, accounting for 85 to 90 percent of all cases. It is known as "insulin resistance" when the body's capacity to react to insulin action is impaired. Experimental studies suggest that neudesin is a novel energy balance and food intake regulator with implications for obesity and its associated disorders. Obesity and type 2 diabetes are two of the most common metabolic diseases, and researchers believe that irisin's ability to transform white adipose tissue cells into brown adipose tissue cells may represent new therapy options (T2DM). In 2021-2022, 100 Iraqis were placed into two groups (50 with newly T2DM, 26 male 24 female, 50 healthy subjects as control group 25 male 25 female). Neudesin and Irisin measured by ELISA technque. the standard deviation of the mean of Neudesin and Irisin for T2DM (7.09± 1.56) and (90.75± 24.82) was significantly higher than for control (1.61± 0.75), p<0.001, (30.67± 10.25) p< 0.001 .In conclusion. Measuring serum concentration of Neudesin and Irisin could be used as suggested diagnostic biomarkers for patients with newly T2DM. Also Neudesin and Irisin very useful to predict and prevent complication of patiant with diabetes mellitus type II.
Investigate the relationship between plasma levels of irisin, galectin-3 and cystatin-C in patients with cardiovascular disease in Iraq/Al-Anbar governorate
Patients with CVD were recruited for this study to examine the cut-offs, specificity and sensitivity of plasma levels of Irisin, Galectin-3 and Cystatin-C and the association between these indicators. 60 patients with a lower left ventricular ejection fraction (EF) by transthoracic echocardiography and another 40 patients (28 male, 12 female; mean age 48.55±10.08 year with a normal EF determined by transthoracic echocardiography as the control group) were analyzed. Compared to healthy controls, patients with CVD had higher plasma levels of Galectin-3 (p=0.002) and Cystatin-C (p=0.0023) and lower plasma levels of Irisin (p=0.0023). There was good sensitivity and specificity in the ROC curves for Galectin-3 (80 % and 90 %), Irsin (85 % and 94 %), and Cystatin-C (89 % and 97.4 %) as indicators of CVD. Age, body mass index (BMI), blood pressure, creatine kinase MB (CKMB), Aspartate aminotransferase (AST), Lactate dehydrogenase (LDH), total cholesterol (TC), triglycerides (TG), and LDL-cholesterol levels were significantly higher while HDL-cholesterol levels were significantly lower among groups of patients compared to the control group. The present results concluded that Irisin, Galectin-3 and Cystatin-C assessment can be employed as a CVD diagnostic tool in clinical practice in Iraqi population. Keywords: Cardiovascular disease, Irisin, Cystatin –C, Galectin-3
Obez ve sporcularda serum irisin, adropin ve preptin değerlerinin araştırılması
Obezite tüm dünyada hızla yayılan ve birçok hastalığın altında yatan temel faktörlerden biridir. Günümüzde enerji homeostazisinin düzenlenmesinde periferal dokuların endokrin işlevleri gittikçe önem kazanmaktadır. İrisin, adropin ve preptin enerji homeostazisinin düzenlenmesinde görev alan ve yeni keşfedilmiş endokrin faktörlerdir. İrisin özellikle kas orijinli olup beyaz adipoz dokuyu kahverengi adipoz dokuya çevirerek enerji harcanmasına neden olan bir proteindir. Adropin enerji homeostazının düzenlenmesi ve insülin yanıtının sürdürülmesinde rol oynayan ve ENHO geni ile kodlanan bir proteindir. Preptin ise pankreasın β hücrelerinden insülinle birlikte salgılanan peptid yapılı bir hormondur. Bu enerji düzenleyici peptidler obezite ile mücadelede hücresel iletişimde rol oynayarak klinik fayda sağlayabileceği düşünülmektedir. Çalışmamız fazla kilolu veya obez (n= 25), düzenli aerobik egzersiz yapan (n=25) ve sedanter (kontrol, n=25) grupları olmak üzere 30-40 yaşları arasındaki erkek bireylerden oluşmaktadır. Tüm kan örnekleri 8 saatlik gece açlığından sonra alınmış ve santrifüj edilerek serum ayrılmıştır. İrisin, adropin ve preptin miktarı ticari olarak bulunan ELISA kiti kullanılarak, hazırlanan serum örneklerinde çalışıldı. Obez grupta serum irisin seviyesi kontrol ve sporcu gruplarından önemli derecede yüksek bulundu (p<0.01). Obez grupta serum adropin seviyesi kontrol ve sporcu gruplarından önemli derecede düşük bulundu (p<0.05). Serum preptin seviyesi bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu çalışmayla sporcu bireylerde serum irisin seviyesinin dinlenme periyodundan sonra sedanter bireylerle aynı seviyede olduğu, obez bireylerde ise kas aktivitesinin fazla olması sebebiyle yükseldiği düşünülmektedir. Ayrıca obez bireylerde serum adropin seviyesinin düşük bulunması obez bireyler için metabolik hastalıklar açısından risk faktörü olarak değerlendirilmektedir. Sonuç olarak, irisinin fizyolojik faydalarından yararlanmak için hareketli bir yaşam tarzı önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Obezite, egzersiz, irisin, adropin, preptin
Exploration the relationship between Salusin-α, Salusin-β and Irisin levels in patients with heart disease in AL-Anbar state
The primary causes of death worldwide are heart disease (HD). Cardiovascular disease (CVD) includes a variety of problems, including those affecting the myocardial muscles and the circulatory system that supplies the heart. CVD is as a rule connected with atherosclerosis; an inflammatory disease characterized via the accumulation of lipids and fibrous elements in relation to medium arteries. In this thesis study, a case-control study was designed for 85 Iraqi volunteers aged 35 and over. Of these, 25 were generally "healthy" with no history of CVD, while 60 Iraqi patients with CVD. These patients are registered as CVD patients in the "Cardiac Care Unit" in Anbar Hospitals, Iraq. The aims of the present is to measure the levels of salusin-α, salusin-β, irisin, lipid profile, as well as assessment of insulin resistance (IR) based on fasting serum glucose, insulin hormone, and a homeostatic model (HOMA-IR) in the serums of CVD patients who are subject to before cardiac catheterization (BCC) and after cardiac catheterization (ACC) and to compare these levels between them and also with the ones of the healthy (control) group. In addition to compare each parameter with subgroup of age and BMI. The present data showed a significantly higher level in the salusin-β and significantly lower levels in the salusin-α and irisin with ACC and BCC groups when compared with that of the healthy control group. The same results were also found in BCC group when compared with ACC group. The statistical analysis of our results showed the salusin-α, salusin-𝛽 and irisin, can be used as a diagnostic tool for CVD risks in Iraqi population in clinical practice with the cut-off values of 95 pg/mL, 214 pg/mL and 1.3 µg/mL respectively, with sensitivities of 97.8%, 100% and 85.7% and specificities of 97.4%, 95.2 and 97.4%, respectively. The results in patients with ACC and BCC groups have also shown that there is a significant increase in the glucose, insulin, HOMA-IR, TC, LDL, TG, VLDL levels when compared with that of the healthy control group. When comparing BCC patients with ACC patients groups there were a significantly higher level in the TC, LDL, TG, and VLDL accompanied with a low in the HDL level and non-significant in the glucose, insulin and HOMA-IR. Moreover, our findings indicate that overweight and obesity appears to be the most important risk factor for CVD, especially in adult men obese individuals, and this study suggests Iraqi population-based research have shown that salusin-α, salusin-𝛽, irisin and HOMA-IR might be a good candidate diagnostic marker for detecting atherosclerosis in the general population.
Fruktozla beslenen ratlarda stevia rebaudiana'nın serum irisin ve glukagon benzeri peptit 1 (GLP1) düzeyleri üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı, fruktozla beslenen ratlarda Stevia rebaudiana'nın serum irisin ve glukagon benzeri peptid 1 (GLP-1) düzeyleri üzerine etkisinin araştırılması ve stevianın karaciğer, böbrek ve beyin dokularına olan etkisinin histopatolojik olarak değerlendirilmesidir. Bu amaçla 42 adet erkek Sprague Dawley rat kullanılmıştır. Gruplar, K; kontrol, S-6; 6 mg/kg stevya, S-12; 12 mg/kg stevya, F; %20 fruktoz, F-6; %20 fruktoz + 6 mg/kg stevya, F-12; %20 fruktoz + 12 mg/kg stevya şeklinde oluşturulmuştur. 16 haftalık denemenin sonunda serum örneklerinde glukoz, total protein, albümin, ALT, AST, LDH, üre, ürik asit, kreatin, total kolesterol, trigliserit, HDL, LDL ve irisin ile GLP-1 düzeyleri ölçülmüştür. Ayrıca tüm deney gruplarındaki ratların karaciğer, böbrek ve beyin dokusu hemotoksilen-eosin ile boyanarak, bu dokularda hasar olup olmadığı araştırılmıştır. Serum glukoz düzeylerinin K grubuna göre, F, F-6 ve F-12 gruplarında yükseldiği, S-6 ve S-12 gruplarında düştüğü ve gruplar arasındaki bu farkın istatistiksel olarak önemli olduğu görülmüştür (P<0,05). Serum irisin ve GLP-1 seviyelerinde gözlenen farklılıkların anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Yalnızca stevya verilen ratların karaciğer dokularında hafif bir steatoz gözlenmiştir. Fruktoz ve stevyanın birlikte verildiği ratların karaciğer dokusunda ise daha şiddetli steatoz görülmüştür. Fazla miktarda stevya kullanımının karaciğere zararlı olacağı görüldüğü için stevyayı kabul edilebilir miktarlarda tüketmeye özen gösterilmelidir. Ayrıca metabolik sendroma yatkın bireylerin stevya kullanırken daha dikkatli olmaları gerektiği sonucuna varılmıştır.
Metastatik olmayan meme kanseri hastalarında, vücut yağ dağılımının; adiponektin, leptin ve irisin düzeyleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Amaç-hipotez: Meme kanseri ve obezite toplumsal bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Meme kanseri tümör hücrelerinin doğasını daha iyi anlayabilmek ve bu hastalığa sahip hastaları tedavi ederken elimizi güçlendirmek için fizyopatolojiyi ve risk faktörleri iyi belirlemek ve tedavilerinde ve takiplerinde yeni seçenekler oluşturulmasına katkı sunabilmek için meme kanseri hastalarında vücut yağ dağılımının adiponektin, leptin ve irisin düzeyeleri ile ilişkisini değerlendirmek istedik. Yöntem: Çalışmaya 2019-2020 yılları arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi medikal onkoloji polikliniğine başvuran evre 4 olmayan 60 meme kanseri hastası, medikal onkoloji polikliğinde takiplerini sürdüren meme kanseri açısından kür olmuş izlemde olan 60 takip hastasını ve hastanemize herhangi bir sebeple başvuran ve kronik bir hastalığı saptanmamış sağlıklı 60 gönüllüyü dahil ettik. 180 kişilik çalışma grubununun uzman diyetisyenler gözetiminde Tanita BC-418 MA cihazıyla vucüt ağırlıkları, vücut yağ dağılımları ve abdominal yağ miktarı ölçüldü. Hastaların boyları ölçüldü ve BMI hesaplanarak hastaların sonuçlarının yazıldığı analiz kağıtları dosyalandı. Plazmadan adiponektin, leptin ve irisin düzeyleri bakıldı. İstatiksel değerlendirmede SPSS-18 programı kullanılmıştır. p değeri <0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastalardan meme kanseri yeni tanı grubunun yaş ortalaması 55,18, meme kanseri izlem grubunun 53,90, kontrol grubunun 49,36 olarak geldi. Meme kanseri grubunun ortalama VKİ: 29,52 kg/m2, Meme kanseri izlem grubunun ortalama VKİ:31,78 kg/m2, kontrol grubunun ortalama VKİ: 32,47 kg/m2 olarak saptandı. Adiponektin düzeyleri meme kanseri yeni tanı grubunda ortalama 4,03 mg/L, meme kanseri izlem grubunun 4,82 mg/L, kontrol grubunda 4,42 mg/L (p=0,363) olarak sonuçlandı. Leptin sonuçları meme kanseri yeni tanı grubunda 13,08 ng/ml, meme kanseri izlem grubunda 22,23 ng/ml, kontrol grubunda 17,73 ng/ml (p=<0,001) olarak sonuçlandı. İrisin düzeyleri meme kanseri yeni tanı grubunda 11,58 ng/ml, meme kanseri izlem grubunda 17,02 ng/ml ve kontrol grubunda 15,86 ng/ml (p=0,002) olarak sonuçlandı. Sonuç: Meme kanseri yeni tanı grubunda serum irisin düzeyleri meme kanseri izlem grubuna göre daha düşük saptanmış olup çalışma anlamlı sonuçlanmıştır. İrisin meme kanser i hastalarının takibinde kullanılabilirliği ve terapötik etkileri için daha geniş hasta gruplarında çalışılmalıdır.
PKOS modeli oluşturulmuş sıçanlarda adjuvanların endometrial reseptivite ve infertilite üzerine etkileri
AMAÇ: Biz bu çalışma ile antioksidan etkisi olan quercetinin, insülin direncini azaltmada etkileri gösterilen irisinin, kısırlık tedavisinde adjuvan olarak ümit vaad eden büyüme hormonunun Polikistik over sendromu oluşturulmuş sıçanlarda endometrial reseptiviteye ve oosit maturasyonuna olan etkisini araştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: 4 haftalık dişi Wistar Albino sıçanlar kullanılarak kontrol, PKOS, PKOS + Etanol, PKOS + Quercetin, PKOS + İrisin ve PKOS + Growth Hormon olmak üzere altı grup oluşturuldu. PKOS modeli oluşturmak için 1mg/kg letrozol kullanıldı. Tedavi sonunda alınan serum örnekleri ile biyokimyasal inceleme, uterin ve ovaryum dokularıyla histolojik ve immünohistokimyasal değerlendirme yapıldı. Bu amaçla endometrial reseptivite için αvβ3 integrin, LIF Muc-1, EGF, oosit maturasyonu için GDF 9 ve BMP 15 antikorlarının dağılımına bakıldı. BULGULAR: Tedavi gruplarında graff foliküllerin varlığı ayrıca korpus luteum ve korpus albikans görülmesi, GDF 9 ve BMP 15 immunreaktivitesi incelendiğinde ise tüm foliküllerde pozitif olduğunun görülmesi, PKOS'daki over morfolojisinin düzeldiğini ve immünohistokimyasal sonuçları destekler nitelikte olduğunu gösterdi. Tedavi gruplarında PKOS endometriumuna kıyasla αvβ3 integrin, LIF ve EGF immunreaktivitesinde istatistiksel anlamlı fark saptandı (p<0,05). Muc-1'de ise PKOS ve tedavi grupları karşılaştırıldığında anlamlı olabilecek istatistiksel fark saptanmadı (p>0,05). SONUÇ: Quercetin, İrisin, Growth Hormon'nun endometriyal reseptiviteye, over morfolojisine, ovulasyona anlamlı faydası olduğu gösterilmiştir. Quercetin, İrisin ve Growth Hormon, PKOS tedavisinde klasik tedavilere destek olarak umut vaat edici ajanlar olabilir.
Diyabetik sıçan modelinde irisin'in McFarlane flep beslenmesine etkisi
Diyabetik Sıçan Modelinde İrisin'in McFarlane Flep Beslenmesine Etkisi Giriş ve Amaç: Flepler doku defektlerinin rekonstrüksiyonunda yaygın olarak kullanılmaktadır. Diyabetik hastalarda bozulmuş yara iyileşmesi ve iskemik hasar nedeniyle flep başarısı düşmektedir. İrisin, anti-iskemik, anjiyojenik, anti-diyabetik, antiinflamatuar etkilere sahip bir adipokin hormondur. Sıçan deri fleplerinde iskemi ve iskemi-reperfüzyon hasarına koruyucu etkileri gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın amacı, streptozotosinle indüklenmiş diyabetik sıçanlarda cilt fleplerinde Irisin'in flep perfüzyonuna etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: 250-300 gram aralığında 24 Wistar-Albino erkek sıçan dört gruba ayrıldı. Grup 3 ve 4'teki sıçanlara intraperitoneal olarak streptozotosin verildi. Grup 1 ve 2'deki sıçanlara aynı miktarda salin verildi. Sekizinci haftada tüm sıçanlarda McFarlane cilt flebi oluşturuldu. Grup 2 ve 4'teki sıçanlara üç gün intraperitoneal Irisin uygulandı. Yedinci günde flep perfüzyonu SPY immunofloresan anjiyografi kullanılarak ölçüldü. Sıçanların fotoğrafları çekilerek nekroz oranları hesaplandı ve inflamasyon, fibrozis ve vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) ekspresyonlarını değerlendirmek üzere histopatolojik örnekler alındı. Bulgular: Grupların nekroz yüzdeleri kontrol 9.9±3.1, Irisin 2.2±2.9, diyabetik kontrol 33.7±15.8 ve diyabetik irisin 6.2±3.6 olarak ölçüldü. Irisin grubunda, kontrol grubuna göre flep nekroz oranında sayısal azalma ve daha iyi perfüzyon saptandı (p>0.005). Diyabetik kontrol grubunda, kontrol, Irisin ve diyabetik Irisin gruplarına göre flep perfüzyonunda ve nekroz oranlarında anlamlı fark saptandı (p<0.05). İrisin grubunda deney kontrol grubuna göre, diyabetik irisin grubunda diyabet kontrol grubuna göre VEGF ekspresyonunda artış, inflamasyon ve fibroziste azalma gözlendi. Sonuç: İrisinin hem diyabetik hem diyabetik olmayan sıçanlarda cilt flep beslenmesine olumlu etkileri vardır. Diyabetik sıçanlarda ise İrisin flep beslenmesini artırarak flep nekrozunda anlamlı azalma sağlamaktadır (p<0.05). İrisin, VEGF ekspresyonunu miktarını artırarak flep vasküleritesinde artış sağlamakta, inflamasyon ve fibroziste iyileşme sağlamaktadır.
Serum adipsin, irisin ve osteopontin düzeyleri ile polikistik over sendromu ve metabolik anormalliklerin arasındaki ilişkinin araştırılması
Amaç: Polikistik over sendromu (PKOS) üreme çağındaki kadınlar arasında en sık görülen endokrin ve metabolik bozukluklardan biridir. Amacımız serum adipsin, irisin ve osteopontin düzeyleri ile polikistik over sendromu ve metabolik anormalliklerin arasındaki ilişkinin araştırılması ve bu moleküllerin PKOS etiyopatogenezindeki olası rolünü ve/veya PKOS tanısında önemli birer belirteç olabilme potansiyellerini ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü jinekoloji polikliniğine Haziran 2022-Haziran 2023 tarihleri arasında başvuran 18-45 yaş arası ek hastalığı olmayan 96 PKOS hastası ve 80 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma için Rotterdam kriterleri kullanılmış olup, 3 kriterden 2'sinin sağlanması durumunda PKOS tanısı konulmuştur. Hastaların tamamından araştırma izni ve aydınlatılmış onam alınmıştır. Hastaların demografik verileri muayene sırasında kaydedilmiştir. Biyokimyasal parametreler için yazılı ya da elektronik kayıtlara geçen hastaların rutin poliklinik kontrollerindeki sonuçlarından yararlanılmıştır. Tüm bireylerin mensin 2.veya 3. Gününde 8 saat açlığı takiben alınan venöz kanda serum açlık glukoz, insülin (açlık), HbA1c, kolesterol, LDL-C, HDL-C, Trigliserid, CRP, FSH, LH, E2, total testesteron, TSH, prolaktin düzeyleri belirlenmiştir. İnsülin direncini belirlemek için Homeostatic Model of Assessment-Insulin Resistance (HOMA-IR) hesaplanmıştır. Hirsutizm için modifiye Ferriman Gallwey skoru kullanılmıştır. Eş zamanda adipsin, irisin ve osteopontin için alınan venöz kan örnekleri jelli biyokimya tüplerine alınarak 5000 devirde 10 dakika santrifüj edilip elde edilen serum 1,5 ml'lik eppendorf tüplerine koyularak çalışma gününe kadar -80°C'de saklanmıştır. Adipsin, irisin ve osteopontin ölçümleri BIO-TEK EL X 800 marka cihazda Elabscience marka ticari kitlere kalibrasyon -kontrol işlemlerinden sonra kolorometrik yöntemle analiz edildi. Sonuçlar adipsin ng/ml, irisin pg/ml ve osteopontin ng/ml cinsinden verildi. Elde edilen tüm veriler IBM SPSS Statistics 23 programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 96 PKOS ve 80 sağlıklı kontrol grubu dahil edilmiştir. Her iki grup da kendi içerisinde vücut kitle indeksine göre obez (VKİ>30) ve obez olmayan(VKİ<30) olmak üzere iki gruba ayrılarak toplamda 4 hasta grubu elde edilmiştir. PKOS grubunda adipsin değeri kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,020). PKOS grubunda irisin değeri kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0,005). PKOS grubunda osteopontin değeri kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0,000). PKOS obez olmayan grupta adipsin, osteopontin değeri PKOS obez grubundan istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0,005). PKOS obez olmayan grubunda irisin değeri PKOS obez gubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0,000). PKOS grubunda HOMA-IR ile osteopontin ve irisin ölçümleri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı derecede bir ilişki bulunmuştur (p<0,013, p< 0,003). PKOS grubunda TyG indeks ile adipsin, osteopontin ve irisin ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). PKOS grubunda adipsin ile VKİ ölçümleri arasında pozitif yönde, E2, HbA1c, açlık glukoz ölçümleri arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı derecede bir ilişki bulunmuştur. PKOS grubunda irisin ile kilo, VKİ, bel/kalça oranı, HbA1C, insülin (açlık), HOMA-IR, CRP ölçümleri arasında pozitif yönde, HDL ölçümü arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı derecede bir ilişki bulunmuştur. PKOS grubunda osteopontin ile kilo, VKİ, bel/kalça oranı, insülin (açlık), HOMA-IR ölçümleri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı derecede bir ilişki bulunmuştur. PKOS grubunda fenotipler arasında adipsin, osteopontin ve irisin değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. PKOS gelı̇şı̇m rı̇skı̇ İçin yapılan logı̇stı̇k regresyon analı̇zi sonucunda, yaş, VKİ, FSH, LH/FSH, total kolesterol ve osteopontin ölçümlerinin gruplar üzerinde istatistiksel olarak anlamlı derecede bir etkisi bulunmuştur (p<0,05). ROC analizi ile yapılan değerlendirme sonucunda osteopontin ölçümünün gruplar üzerinde istatistiksel olarak anlamlı derecede etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Osteopontin değerinin 2,323 ng /ml değerinin altına düşmesi PKOS riski oluşturmaktadır. Sonuç: Çalışmamızda adipsinin değerlerinin PKOS ile önemli ölçüde ilişkili olduğunu ve bunun VKİ'ye bağlı olduğunu ve aynı zamanda irisinin ise antropometrik ölçümler ve metabolik parametreler ile ilişkili olduğunu gösterilmiştir. Osteopontinin tanısal değerini belirlemeye yönelik yapılan ROC analizinde osteopontin değerinin 2,323 değerinin altına düşmesinin PKOS riski oluşturduğu tespit edilmiştir ve PKOS'lu hastalarda metabolik anormalliklerle de ilişkisi olduğu gösterilmiştir. Osteopontin düzeyinin kalorimetrik ölçümleri PKOS ve PKOS'la ilişkili metabolik hastalıkların erken tanısında, tedavisinde ve takibinde katkı sağlayabilir. Ancak bu alanda daha büyük çaplı prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: polikistik over sendrom, metabolik sendrom, insülin rezistansı, adipsin, irisin, osteopontin
İrisin hormonunun puberteye geçiş ve üreme sistemi üzerindeki nöroendokrin etkilerinin araştırılması
Egzersizin puberteye geçiş, endokrin sistem, üreme sistemi ve cinsel fonksiyon bozukluğu üzerinde etkili bir faktör olduğu bilinmektedir. Fakat egzersize cevap olarak dolaşıma salınan ve bir adipomiyokin olan irisin hormonunun rolü ise tam olarak bilinmemektedir. Bu tez çalışmasının başlıca amacı, irisin hormonunun pubertal olgunlaşma, üreme sistemi bileşenleri ve cinsel davranış üzerindeki fizyolojik rolünü ortaya çıkarmaktır. Ayrıca, bu çalışmanın bir diğer önemli amacı ise antidepresan kullanımına bağlı gelişen cinsel fonksiyon bozuklukları tedavisinde irisin hormonunun etkinliğinin açığa çıkarılmasıdır. Bu tez çalışması 2 deneysel aşamadan oluşmaktadır. 1. deneysel aşamada, irisinin puberteye geçiş ve üreme sistemi üzerindeki etkinliği sorgulanmıştır. Buna bağlı olarak sütten kesilmiş dişi ve erkek sıçanlara ortalama 10 hafta boyunca intraperitoneal olarak irisin (100 ng/kg/gün) uygulanmıştır. Deneysel çalışmaların sonucunda, kronik irisin uygulamasının dişi sıçanlarda pubertal olgunlaşmayı geciktirdiği ve erkek sıçanlarda ise puberteye geçişi etkilemediği belirlenmiştir. Kronik irisin uygulamasının spermatogenez üzerinde uyarıcı bir rol oynadığı, ovaryum ve testis dokularında ise histoyapısal değişikliklere neden olduğu bulunmuştur. Ayrıca, kronik irisin uygulamasına bağlı olarak üreme hormonlarında ve üreme sistemi ile ilgili olan spesifik beyin bölgelerinde nörotransmitter seviyelerinde değişimler meydana gelmiştir. Tüm bu değişimler sonucunda, dişi sıçanlarda cinsel motivasyonun azaldığı ve erkek sıçanlarda ise cinsel motivasyon ve performansın artış gösterdiği ortaya koyulmuştur. 2. deneysel aşamada ise, irisinin cinsel fonksiyon bozukluğu üzerindeki etkinliği sorgulanmıştır. Buna bağlı olarak ortalama 8 hafta boyunca paroksetin uygulanarak cinsel fonksiyon bozukluğu modeli oluşturulmuş dişi ve erkek sıçanlarda, mini-ozmotik pompayla 4 haftalık subkutanöz irisin (100 ng/kg/gün) perfüzyonu gerçekleştirilmiştir. Deneysel çalışmaların sonucunda, kısa süreli irisin uygulamasının sıçanlarda üreme hormonları, sperm parametreleri ve ovaryum ve testis dokularını etkilemediği belirlenmiştir. Ancak, kısa süreli irisin uygulamasının dişi sıçanlarda cinsel motivasyonu etkilemediği fakat erkek sıçanlarda cinsel motivasyonu/performansı artırdığı da bulunmuştur. Bunun yanı sıra, paroksetine bağlı ovaryum ve testis dokularında meydana gelen histopatolojik değişikliklerin irisin uygulamasıyla beraber azaldığı görülmüştür. Erkek sıçanlarda, paroksetinin testosteron seviyesi ile sperm parametreleri üzerinde oluşturduğu olumsuz etkilerin ve cinsel davranış üzerindeki inhibitör etkisinin irisin uygulamasıyla birlikte ortadan kalktığı açığa çıkarılmıştır. Sonuç olarak ilk kez bu tez çalışmasıyla birlikte, kronik irisinin uygulamasının dişi sıçanlarda pubertal olgunlaşmayı geciktirdiği ve cinsel motivasyonu azalttığı belirlenmiştir. Erkek sıçanlarda ise irisinin androjenik bir potansiyele sahip olduğu ve spermatogenezde ve cinsel davranışının kontrolünde uyarıcı bir rol oynadığı belirlenmiştir. Ayrıca, irisinin nörotransmitter sistemi etkilediği ve irisinin uygulama süresinin hipotalamus-hipofiz-gonadal eksen üzerinde farklı etkiler oluşturduğu görülmüştür. Bunun yanı sıra, antidepresan-etkili cinsel fonksiyon bozukluğu tedavisinde irisinin terapötik bir ajan olabileceği ortaya koyulmuştur. Çalışmamızın sonuçları, egzersizin üreme sistemi üzerindeki etki mekanizmasında irisinin önemli bir rolü olabileceğini göstermektedir ve ayrıca irisin ile üreme sistemi arasındaki ilişkiyi anlamada büyük ölçüde katkı sağlayacaktır.
İrisinin erkek ve dişi sıçanlarda obeziteye bağlı üreme fonksiyonlarındaki değişiklikler üzerine etkileri
Egzersiz, erkeklerde obezite sonucunda meydana gelen cinsel disfonksiyonlar ve sperm bozuklukları üzerimde olumlu etkilere sahiptir. Aynı zamanda egzersizin kadınlarda obezite ile birlikte oluşan cinsel fonksiyon bozukluklarında da olumlu etkileri olduğu bilinmektedir. Fakat egzersiz esnasında sistemik dolaşıma sekrete edilen bir adipomiyokin olan irisinin obezite sonucunda meydana gelen erkek ve kadın cinsel fonksiyon bozukluklarında oluşturacağı etkiler henüz bilinmemektedir. Bu tez çalışmasının temel amacı yüksek yağlı diyet indüklü cinsel disfonksiyon modellerinde irisinin erkek ve dişi nöroendokrin sistemi üzerindeki muhtemel etkilerini belirlemektir. İlk olarak erkek ve dişi hayvanlar kontrol, obez, irisin ve obez+irisin olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır (her grup için n=10). Obez ve obez+irisin grubundaki yetişkin erkek ve dişi sıçanlar ilk olarak sırası ile ortalama 22 hafta ve 14 hafta boyunca % 60 kcal yüksek yağlı diyetle beslenmiş ve obezite indüklü cinsel disfonksiyon modeli oluşturulmuştur. Daha sonra irisin ve obez+irisin gruplarında yer alan erkek ve dişi sıçanlara mini-ozmotik pompa aracılığı ile 4 hafta boyunca subkutanöz irisin (100 ng/kg/gün) perfüzyonu gerçekleştirilmiştir. Erkek sıçanlarda yüksek yağlı diyet indüklü obezitenin cinsel performansı ve cinsel motivasyonu, ereksiyonu, libidoyu ve potensi azalttığı görülmüştür. İrisinin erkek sıçanlarda cinsel performansta meydana gelen tüm bu bozuklukları düzelttiği bulunmuştur. Fakat irisin perfüzyonu obezitede bozulmuş olan LH, FSH ve inhibin-B hormon dengesini doğrudan etkilememiştir. Ancak, obezite sonucunda testis dokusunda meydana gelen histopatolojik bozuklukları düzelttiği ve obezitede artmış olan serum leptin seviyelerini azalttığı bulunmuştur. İrisin perfüzyonunun aynı zamanda erkek sıçanlarda obezite sonucunda azalmış olan sperm motilitesini ve sperm anomalilerini de (Baş ve Total Anomali) düzelttiği belirlenmiştir. Obezitenin dişi cinsel motivasyonunu değiştirmediği fakat ovaryumda ciddi histopatolojik değişikliklere neden olduğu, serum leptin seviyelerini anlamlı ölçüde arttırdığı ve östradiyol seviyelerini ise anlamlı ölçüde azalttığı bulunmuştur. Fakat obezite sonucunda dişi sıçanlarda testosteron, progesteron ve FSH seviyelerinin değişmediği görülmüştür. İrisin perfüzyonu ise FSH seviyelerini irisin grubunda kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde azaltmış, progesteron seviyelerini ise obez+irisin grubunda obez ve kontrol grubuna göre, irisin grubunda ise yalnızca kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde arttırmıştır. Fakat serum testosteron, LH ve östradiyol seviyelerini değiştirmemiştir. Ancak irisin perfüzyonu sonrasında obezite sonucunda ovaryum histopatolojisinde meydana gelen bozulmaların düzeldiği ve artan serum leptin seviyelerinin anlamlı ölçüde azaldığı bulunmuştur. Sonuç olarak bu tez çalışması kapsamında bir egzersiz hormonu olan irisinin obeziteye bağlı olarak gelişen üreme sistemi bozuklukları üzerinde düzeltici bir rol oynayabileceği ve dolayısıyla irisinin bu noktada terapötik bir protein olabileceği önerilmektedir.
Kronik irisin uygulamasının obez sıçanlarda oksidatif stres parametreleri üzerine etkisi
Oksidatif stres, nörolojik ve kardiyovasküler hastalıklar başda olmak üzere birçok metabolik hastalığın patogenezinde rol oynar. Oksidatif stres, beyaz yağ dokunun birikmesini uyarararak ve ayrıca yemek tüketimini de değiştirerek obeziteye neden olabilmektedir. Oksidatif stresin preadiposit hücrelerde proliferasyona, farklılaşmaya ve olgun yağ hücrelerinde büyümeye neden olduğunu ifade eden hem invitro hem invivo çalışmalarla gösterilmiştir. Artan obezite prevalansını azaltmak için, düzenli fiziksel aktivite, ad libitum gıda alımı, öğün ikameleri, mikro besin takviyesi ile meyve ve sebzelerin diyetle alımını içeren geniş bir strateji yelpazesi önerilmektedir. Egzersiz ile kilo vermenin oksidasyon belirteçlerini azalttığı, antioksidan savunmayı artırdığı ve obezite ile ilişkili patolojik risk faktörlerini azalttığı belgelenmiştir. Fakat egzersiz hormonu olarak bilinen irisinin, obezite ile meydana gelen oksidatif stres parametleri üzerine etkileri ise tam olarak anlaşılamamıştır. Irisinin akut etkisinin, enerji harcamasında ve oksidatif metabolizmada çok önemli roller oynadığı bilinmektedir. Bu tez çalışması ile obez dişi ve erkek sıçanlara uygulanan irisin hormonunun oksidatif stres parametleri üzerine olası rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, Sprague-Dawley ırkı dişi ve erkek sıçan olacak şekilde 2 ana grup kullanılmıştır. Her iki grup da kontrol, irisin, obez ve obez+irisin (her grup için n=10) gruplarını içeren 4 alt gruba ayrılmıştır. Obez ve obez+irisin grubundaki yetişkin dişi sıçanlara ortalama 14 hafta, erkek sıçanlara ise 22 hafta boyunca %60 kcal'lik yüksek yağlı diyetle beslenme yapılarak obezite modeli oluşturulmuştur. Daha sonra irisin ve obez+irisin grubunda yer alan tüm dişi ve erkek sıçanlara mini-ozmotik pompa aracılığı ile 28 gün boyunca subkutanöz irisin (100 ng/kg/gün) salınımı gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonunda tüm dişi ve erkek hayvanlar dekapite edilerek kan numuneleri alınmış ELISA (Enzyme- Linked Immunosorbent Assay) yöntemiyle TAS, TOS, GSH ve SOD seviyeleri incelenmiştir. Yapılan bu tez çalışması ile toplam antioksidan ve toplam oksidan sistem üzerine irisin hormonunun antioksidanlar yönünde olumlu bir etki göstermesi egzersiz sırasında meydana gelen olumlu katkının arkasında irisin hormonun önemli bir rolünün olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde obez gruplarda azalan antioksidanlar (GSH, SOD) üzerine irisin uygulamasının tedavi edici nitelikte rol oynaması yine egzersizin olumlu etkilerine irisin hormonunun aracılık edebileceğini ortaya koymaktadır.
Obez dişi ve erkek sıçanlarda irisin uygulamasının bağışıklık sistemi üzerindeki etkisinin incelenmesi
Obezitede adipoz dokudaki artış dolaşımdaki IL-1β, IL-6 gibi pro-inflamatuar sitokinlerin ve apoptozun artmasına neden olmaktadır. Egzersizin ise hem obezite hem de bağışıklık sistemi hücreleri üzerine olumlu etkisinin olduğu ifade edilmektedir. Fakat egzersiz hormonu olarak bilinen irisinin, obezite ile meydana gelen bağışıklık sistemi bozukluklarında oluşturacağı etkiler ise tam olarak anlaşılamamıştır. Bu tez çalışması ile obez dişi ve erkek sıçanlara uygulanan irisin hormonunun bağışıklık sistemi üzerindeki olası rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, Sprague-Dawley ırkı dişi ve erkek sıçan olacak şekilde 2 ana grup kullanılmıştır. Her iki grup da kontrol, irisin, obez ve obez+irisin (her grup için n=10) gruplarını içeren 4 alt gruba ayrılmıştır. Obez ve obez+irisin grubundaki yetişkin dişi sıçanlara ortalama 14 hafta, erkek sıçanlara ise 22 hafta boyunca %60 kcal'lik yüksek yağlı diyetle beslenme yapılarak obezite modeli oluşturulmuştur. Daha sonra irisin ve obez+irisin grubunda yer alan tüm dişi ve erkek sıçanlara mini-ozmotik pompa aracılığı ile 28 gün boyunca subkutanöz irisin (100 ng/kg/gün) salınımı gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonunda tüm dişi ve erkek hayvanlar dekapite edilerek kan numuneleri alınmış ELISA (Enzyme- Linked Immunosorbent Assay) yöntemiyle IL-1β, IL-6, IL-10, Kaspas-3 ve Kaspaz-9 seviyeleri incelenmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda, dişi sıçanlarda kontrol grubuna göre obez grubunda IL-1β, IL-6, Kaspaz-3 ve Kaspaz-9 seviyelerinde artış, IL-10 seviyesinde azalış görülmüştür. İrisin infüzyonunun olduğu obez+irisin grubunda ise obez grubuna göre IL-1β, IL-6, Kaspaz-3 ve Kaspaz-9 seviyesinin azaldığı, IL-10'un arttığı bulunmuştur. Erkek sıçanlarda kontrol grubuna göre obez grubunda IL-6, Kaspaz-3 ve Kaspaz-9 seviyesi artmış, IL-10 seviyesi azalmıştır. IL-1β seviyesinde ise istatistiksel anlamlılık bulunamamıştır. Obez+irisin grubunda ise obez grubu ile karşılaştırıldığında IL-6, Kaspaz-3 ve Kaspaz-9 seviyesi azalmış, IL-10 artmıştır. Ancak IL-1β seviyesinde anlamlı farklılık görülmemiştir. Sonuç olarak, bu tez çalışması kapsamında irisin hormonunun, obeziteye bağlı gelişen bağışıklık sistemi bozuklukları üzerinde düzenleyici bir rol oynayabileceğini göstermektedir.
Deneysel diyabet oluşturulan ratlarda böbrek ve testis hasarında irisin ve asprosin dağılımına Hippophae rhamnoides l. (Yalancı İğde) 'nin etkisinin araştırılması.
Diyabet pankreastan salgılanan insülin hormonunun yetersizliği ya da insülinin vücutta yeterince kullanılamaması sonucu kan ve idrarda artan glikoz miktarının kalp, karaciğer, böbrek, beyin ve testis dokuları başta olmak üzere bütün organizmayı etkilediği bir hastalıktır. Serbest radikal dengesinin bozulmasına bağlı olarak şekillenen oksidatif stresin, diyabet etiyolojisinde rol oynadığı tespit edilmiştir. Serbest radikal/antioksidan dengesinin düzelmesi için yalancı iğdenin kullanıldığı çalışmalar dikkat çekmiştir. Çalışmada, Streptozosin (STZ) ile indüklenmiş diyabet sonrası böbrek ve testis dokularında meydana gelen oksidatif strese karşı yalancı iğdenin biyokimyasal, spermatojenik ve histopatolojik etkisinin incelenmesi hedeflendi. Ayrıca enerji ve glikoz metabolizması ile ilişkisi son yıllarda keşfedilen İrisin ve Asprosinin testis ve böbrek dokusunda immunoreaktivitesinin incelenmesi ve Yalancı iğdenin (Hippophae Rhamnoides L.) bu proteinler üzerine antioksidan yönünden koruyucu etkisinin araştırılması amaçlandı. Bu amaçla; 7 haftalık 39 adet Sprague-dawley ırkı erkek ratlar kullanıldı. Gruplar; Kontrol grubu, Sitrat Grubu, SBT grubu, Diyabet grubu ve Diyabet + SBT olmak üzere 5 gruba ayrıldı. Deneyin başlangıcında tüm ratların kan-glikoz değerleri ve canlı ağırlıkları ölçüldü. Kontrol grubuna (n:7) herhangi bir işlem uygulanmadı; Sitrat grubuna (n:7) 0,01 M sitrat tamponu intraperitoneal (i.p.) olarak verildi. SBT grubuna (n:7) deney süreci boyunca yalancı iğde yağı gün aşırı olacak şekilde 70 mg/kg dozunda 8 hafta boyunca oral gavaj yöntemi ile uygulandı. Diyabet grubuna (n:9) 50 mg/kg dozda STZ i.p. yolla enjekte edildi. Enjeksiyondan 72 saat sonra kan-glikoz değeri 250 mg/dl olan ratlar diyabetik olarak kabul edildi. Diyabet + SBT grubu (n:9) ratlara 50 mg/kg dozda i.p. yolla STZ enjekte edildi. Enjeksiyondan 72 saat sonra kan-glikoz değeri 250 mg/dl olan ratlar diyabetli olarak kabul edildi. Diyabet kabul edilen ratlar gün aşırı yalancı iğde yağı (SBT) 70 mg/kg dozunda oral gavaj yöntemi ile verildi. 8 hafta sonunda kan-glikoz değeri ile vücut ağırlığı ölçülen ratlar sakrifiye edilerek testis ve böbrek ağırlıkları ölçüldü. Biyokimyasal incelemeler için serum örneği ve spermatojenik muayene için sperm örnekleri alındı. Testis ve böbrek dokuları histopatolojik (Hematoksilen-Eosin, Periyodik Asit Schiff ve Crossman boyama) ve immünohistokimyasal yöntemlerle incelendi. Deney sonunda canlı vücut ağırlığının diyabet grubunda azaldığı, Diyabet + SBT grubunda ise artmış olduğu gözlendi. Kan-glikoz değerinin ise Kontrol grubuna göre Diyabet grubunda arttığı belirlendi. Diyabet + SBT grubunda ise kan glikoz değerinin Diyabet grubuna göre düştüğü görüldü. Histopatoloik incelemeler için uygulanan; Hematoksilen-Eosin, Periyodik Asit Schiff ve Crossman boyamaları sonucunda böbrekte meydana gelen hiperemi, bowman aralığında daralma, bazal membranda kalınlaşma ve bağ dokuda artış gibi değişiklere karşı, yalancı iğde uygulamasının azaltıcı etkisinin olduğu görüldü. Diyabet grubunda artan böbrek ağırlığına karşı, Diyabet + SBT grubunda böbrek ağırlığının azaldığı görüldü. Böbrek İrisin düzeyinin kontrol grubuna göre diyabet grubunda azaldığı, buna karşı Diyabet + SBT grubunda arttığı gözlendi. Böbrek Asprosin immunoreaktivitesinin kontrol grubuna göre diyabet grubunda arttığı, Diyabet + SBT grubunda ise Asprosin immunoreaktivitesinin benzer olduğu gözlendi. Diyabetle ilişkili oksidatif strese bakıldığında ise en düşük TOS değerinin diyabetik grupta en yüksek TAS değerinin ise SBT grubunda olduğu görüldü. Oksidatif stres indeksinin Diyabet grubunda en düşük olduğu ve Diyabet +SBT grubunda arttığı görüldü. Testis dokularına uygulanan Hematoksilen-Eosin, Periyodik Asit Schiff ve Crossman boyama sonuçlarına göre histopatolojik olarak seminifer tubuller ve Leydig hücrelerinde meydana gelen dejenerasyon, interstisyel hiperemi, bağ doku artışı, bazal membranda kalınlaşma gibi değişiklere karşı, yalancı iğdenin azaltıcı etkisi olduğu görüldü. Ancak testis ağırlığına etkisi görülmedi. Testis dokusuna yapılan immunohistokimyasal boyamalar sonunda, İrisin düzeyinin kontrol grubuna göre diyabet grubunda azaldığı buna karşı Diyabet + SBT grubunda arttığı gözlendi. Testis dokusunda Asprosin seviyesinin kontrol grubuna göre diyabet grubunda azaldığı, Diyabet + SBT grubunda ise Asprosin immunoreaktivitesinin arttığı gözlendi. Alınan sperm örneklerinden Diyabet grubuna göre Diyabet + SBT grubunda sperm motilite ve yoğunluğunda artış görülürken, anormalite de etkisi görülmedi. Ancak sadece SBT uygulanan hayvanların anormalite değeri en düşük bulundu. Sonuç olarak; deneysel diyabet oluşturulmuş hayvanlara uygulanan SBT yağının diyabet kaynaklı canlı ağırlık kaybını azalttığı, kan-glikoz değerini düşürdüğü ve SBT'nin diyabet sonrası oluşan oksidatif stresin zararlı etkilerini azalttığı görüldü. Bunun yanında diyabetik hayvanların spermatojenik muayane sonucunda SBT yağının iyileştirici etkisinin olduğu tespit edildi. Son olarak ise; diyabet kaynaklı testis ile böbrek dokularında meydana gelen histopatolojik hasarlar üzerinde SBT'nin azaltıcı etkisinin olduğu ve İrisin ve Asprosin üzerine SBT'nin pozitif etkisi olduğu izlendi.
Diyabet oluşturulan erkek farelerde asprosinin bazı hormonlar ve metabolik faktörler üzerine etkisi
Diabetes mellitus (DM) , prevelansı giderek artan en önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Zayıf glisemik kontrol ve insülin direnci nedeniyle Diabetes mellitusta lipid, enerji ve glukoz metabolizmaları etkilenir. Bunlara ek olarak DM, plazma serbest yağ asidi, trigliseritler (TG) ve düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) seviyelerinde bir artışa ve yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) seviyesinde düşüşe neden olur. Beyaz yağ dokusundan salınan bir hormon olan asprosin, yağ dokusundan karaciğere alınır ve karaciğerden dolaşıma hızlı bir glikoz salınımına neden olur. Yapılan çalışmalar asprosin seviyesinin diyabet, obezite, polikistik over sendromu ve metabolik sendrom gibi durumlarda değiştiği göstermiştir. İştahı artıran asprosinin, vücut yağ kütlesi ve iştahsızlığın düzenlenmesinde etkili olabileceği düşünülmektedir. Sağlıklı farelere tek doz asprosin verilmesinin kan şekerini yükselttiği de bilinmektedir. Önemli miktarda yağ dokusundan salgılanan bir diğer hormon olan leptinin enerji metabolizmasının düzenlenmesinde anahtar rol oynadığı bilinmektedir. Ghrelin, mideden salgılanan glikoz metabolizmasında rol oynadığı bilinen oreksinerjik bir peptittir. Açlık hormonu ghrelinin, asprosine benzer şekilde hareket ederek, kan beyin bariyerini geçerek ve hipotalamik gıda alım sistemi yoluyla cAMP'ye bağımlı AgRP nöronlarını aktive ederek iştahı uyardığı gösterilmiştir. Son çalışmalar, bir adipomiyokin olan irisinin, termojenez, toplam vücut enerji metabolizması ve glukoz homeostazının düzenlenmesinde rol oynayabileceğini göstermektedir. Ayrıca uzun süreli irisin uygulaması sağlıklı erkek sıçanlarda serum asprosin düzeylerini artırırken obez erkek sıçanlarda bu artış göstermediği bildirilmiştir. Sağlıklı ve diyabetik hayvanlarda tekrarlanan asprosin uygulamasının kan şekeri, leptin, ghrelin ve irisin düzeylerini değiştirip değiştirmediği bilinmemektedir. Ayrıca diyabetik farelerin karaciğerinde steatohepatite neden olan TG, kolesterol ve LDL birikimi üzerine asprosinin etkileri de bilinmemektedir. Bu çalışmanın hipotezi, yağ dokusundan karaciğere alınan ve karaciğerden dolaşıma glikoz salınımına neden olan asprosinin tekrarlayan uygulamasının diyabetle değişen kan şekeri, leptin, grelin ve irisin düzeylerini düzenleyeceğidir. Ayrıca steatohepatit ile ortaya çıkan ve diyabetin bir komplikasyonu olarak ortaya çıkan karaciğerde TG, kolesterol ve LDL artışını önleyeceği düşünülmektedir. Bu tez çalışması, 25-30 g ağırlığındaki 40 yetişkin erkek Balb/C faresi kullanılarak gerçekleştirildi. Fareler randomize bir şekilde kontrol, asprosin (1 g/kg), asprosin (10 g/kg), streptozotosin (STZ), STZ + asprosin (10 g/kg) (n=8 her bir grup için) olmak üzere beş gruba ayrıldı. Asprosin, farelere 3 günlük aralıklarla dört kez intraperitoneal olarak (i.p.) enjekte edildi. Kan glukoz ölçümü kuyruk veninden manuel glukometreyle yapıldı. Serum leptin, ghrelin, irisin düzeyleri enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemiyle ölçüldü. Karaciğer örnekleri homojenize edildi. Trigliserid, kolesterol ve ldl düzeyleri otoanalizatör kullanılarak belirlendi. Varyansların normalliğini ve homojenliğini belirlemek için sırasıyla Shapiro-Wilk testi ve Levene yöntemi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki önemli farklılıklar, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve ardından post hoc Tukey testi ile belirlendi. Bu tez çalışmasıyla ilk kez sağlıklı hayvanlarda kan glukozunu arttıran asprosinin diyabetik hayvanlar kan glukoz seviyesini değiştirmediği gösterildi. Asprosin diyabetik farelerde irisin düzeyini düşürürken ghrelin düzeyini yükseltirken leptin düzeyini değiştirmedi. Asprosin diyabetik farelerde artan hepatik TG, kolesterol ve LDL seviyelerini azalttı. Çalışmamızın sonuçları, asprosinin glukoz ve enerji metabolizmasının düzenlenmesinde önemli bir rolü olabileceğini göstermektedir. Ayrıca asprosinin diyabet ve diyabet komplikasyonları ile ilişkisini anlamada büyük ölçüde katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Asprosin, diabetes mellitus, kan glukozu, irisin, ghrelin, leptin
Deneysel diyabetik sıçan testis dokusunda irisin ve apoptozis üzerine vitamin D'nin etkilerinin incelenmesi
Diyabet dünyada insidansı gün geçtikçe artan ve testisler dahil tüm biyolojik dokuları etkileyen önemli bir hastalıktır. Bu çalışmada deneysel olarak diyabet oluşturulan sıçanların testis dokularında histolojik ve biyokimyasal olarak irisin, apoptozis, total antioksidan seviye (TAS) ve total oksidan seviye (TOS) değerleri üzerine vitamin D'nin etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Ağırlıkları 200-220 g arasında değişen, 8-10 haftalık Wistar ırkı 41 adet erkek sıçan 5 gruba ayrıldı. Birinci gruptaki (Kontrol grubu) 7 hayvana herhangi bir uygulama yapılmadı. İkinci gruptaki (Sitrat buffer grubu) 7 hayvana tek doz 0.1 Molar (M) sodyum sitrat tamponu periton içi (i.p) uygulandı. Üçüncü gruptaki (Vitamin D grubu) 7 hayvana, 50 IU/gün oral yolla vitamin D verildi. Dördüncü gruptaki (Diyabet grubu) 10 hayvana tek doz 50 mg/kg Streptozotosin (STZ) 0.1 M sodyum sitrat tamponunda çözdürülüp i.p verildi. Beşinci gruptaki (Diyabet+vitamin D grubu) 10 hayvana, tek doz 50 mg/kg STZ, 0.1 M sodyum sitrat tamponunda çözdürülüp i.p verildikten ve diyabet oluşturulduktan sonra 50 IU/gün oral yolla vitamin D verildi. Yetmişiki saat sonra kuyruk veninden kan alındı ve kan glikoz düzeyi 250 mg/dl üzerinde olan sıçanlar diyabetik olarak kabul edildi. Sekiz hafta sonra tüm sıçanların kuyruk veninden kan alındıktan sonra sıçanlar sakrifiye edildi ve testis dokuları alındı. Alınan testis dokuları histopatolojik olarak, immünohistokimyasal olarak ve TUNEL metodu ile incelendi. Kan serumundaki ve testis doku süpernatantlarındaki irisin düzeyi Enzyme Linked Immunosorbent Assay (ELISA) yöntemi ile analiz edildi. TAS ve TOS sonuçları ise REL yöntemi kullanılarak değerlendirildi. Histolojik incelemede, diyabet grubundaki sıçanların testislerinde, seminifer tubullerdeki spermatogenik seri hücrelerde azalma en önemli bulgu olarak görülürken, vitamin D'nin bu durumu önemli ölçüde önlediği görüldü. İmmünohistokimyasal incelemede, diyabet grubundaki irisin düzeyinin kontrol grubuna oranla azaldığı, vitamin D uygulamasının ise irisin düzeyini arttırdığı gözlemlendi. Apoptotik hücre sayıları kıyaslandığında ise diyabet grubundaki apoptotik hücrelerin kontrol grubuna oranla arttığı, vitamin D uygulamasının ise apoptotik hücre sayısını azalttığı gözlemlendi. Biyokimyasal analizlerde, diyabet grubunda doku ve serum irisin düzeyleri ve TAS düzeyleri azalırken, TOS düzeyinin arttığı görüldü. Diyabet+vitamin D grubunda ise diyabet grubu ile kıyaslandığında, doku ve serum irisin düzeyleri ve TAS düzeyleri artarken, TOS düzeyinin azaldığı tespit edildi. Vitamin D grubunda ise diyabet+vitamin D grubuna benzer sonuç gözlemlendi. Sonuç olarak vitamin D uygulamasının diyabetin testis üzerindeki olumsuz etkilerini önemli ölçüde ortadan kaldırdığını ve diyabetin tedavisine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Testis, İrisin, Vitamin D, Apoptozis.
Postmenapozal osteoporoz hastalarında irisinin yeri
Osteoporoz düşük kemik kitlesi, kemiğin mikromimari yapısının bozulması sonucu kemiğin kırılganlığının ve kırık riskinin artması ile karakterize sistemik ve metabolik bir hastalıktır. İrisin, beyaz yağ dokusunu kahverengi yağ dokusuna çevirerek enerji harcanmasını sağlayan termojenik bir proteindir. İrisin, düzenli egzersiz yapıldığında bireyleri metabolik hastalıklardan koruyan ve iskelet kasından salınan bir miyokin olarak tanımlanmaktadır. İrisinin kemik metabolizması üzerine çeşitli etkilerinin olduğu bildirilmektedir. Çalışmamız osteoporoz ve irisin arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 40-65 yaş arası postmenapozal dönemdeki hastalar alındı. Hastalar 2 gruba ayrıldı. Grup 1 postmenapozal osteoporozu bulunan 40 hastadan oluşurken, grup 2 aynı yaş grubunda osteopenik veya normal kemik mineral yoğunluğuna sahip olan 40 kontrol hastasından oluşturuldu. Çalışmanın başında hastaların fizik muayeneleri ve rutin biyokimyasal tetkikleri yapıldı. Rutin poliklinik testleri olan tam kan sayımı, serum kan sedimentasyon değerleri, serum C-reaktif protein (CRP), romatoid faktör (RF), karaciğer fonksiyon testlerinden alanin transaminaz (ALT) ve aspartat transaminaz (AST), alkalen fosfataz (ALP), kreatinin kinaz (CK), kalsiyum (Ca), fosfor (P), parathormon (PTH), D vitamini ve tiroid stimulan hormon (TSH) düzeyleri değerlendirildi. Son 1 yıl içinde yapılmış kemik dansitometreleri kaydedildi. İrisin değerlerini değerlendirmek üzere kan örnekleri alındı. Ayrıca tüm katılımcıların Quality of Life Questionnaire of The European Foundation for Osteoporosis (QUALEFFO) yaşam kalitesi ölçütlerine bakıldı. Çalışmanın sonucunda grup 1 ile grup 2 arasında irisin düzeyleri açısından anlamlı fark bulunamadı. Grup 1 de femur total Z skorları ile irisin değerleri arasında negatif korelasyon saptandı. Grup 1 de QUALEFFO total ve alt ölçekleri ile BMD değerleri arasında korelasyon saptanmadı. QUALEFFO, yaşam ölçütünün değerlendirmesinde; osteoporoz grubu ile kontrol grubu arasında anlamlı fark saptanmadı. Grup 2 de irisin ile BMD ölçümleri arasında korelasyon saptanmadı. Grup 2 de irisin ile QUALEFFO total ve alt ölçekleri arasında korelasyon saptanmadı. Grup 2 de irisin ile D vitamini düzeyleri arasında pozitif derecede anlamı korelasyon saptandı. Çalışmamızda osteoproz ve kontrol grubu hastalarının irisin düzeyleri arasında belirgin fark gözlenmedi. İrisin değerleri ile BMD değerleri arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Osteoporoz ve irisin ilişkisin inceleyen çalışmalara devam edilmesi, bukonuda yapılan araştırmaların genişletilmesi gereklidir. Anahtar Kelimeler: Postmenapozal osteoporoz, irisin, yaşam kalitesi
Farklı egzersiz uygulamalarının irisin, ısı şok protein 70 ve bazı biyokimyasal parametrelere etkisinin incelenmesi
Araştırmada sekiz hafta boyunca düzenli olarak uygulanan farklı egzersiz programlarının vücut kompozisyonu, irisin, ısı şok protein 70 ve bazı biyokimyasal parametreler üzerinde ki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya düzenli olarak spor yapmayan, aynı yaş grubunda yer alan 120 erkek üniversite öğrencisi gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılar, kontrol (K), direnç egzersiz grubu (DE), yüksek yoğunluklu interval (İE) ve aerobik egzersiz grubu (AE) olmak üzere 4 eşit gruba ayrılmıştır. Kontrol grubu herhangi bir egzersiz yapmazken, diğer gruplara önceden belirlenmiş olan egzersiz programları 8 hafta boyunca, haftada 3 gün uygulanmıştır. Tüm katılımcılardan egzersiz programları başlamadan önce ve tamamlandıktan sonra dinlenik durumda kan örnekleri alınmış ve vücut kompozisyon (Yağsız vücut ağırlığı (YVA), Vücut kütle indeksi (VKİ), Total vücut sıvısı (TVS) ve Vücut yağ yüzdesi (VYY) analizleri yapılmıştır. Alınan kan örneklerinde, kolesterol, HDL ve LDL kolesterol, trigliserit, kreatin kinaz (CK), laktat dehidrogenaz (LDH), İrisin ve Isı şok protein 70 (HSP70) sevileri analiz edilmiştir. Elde edilen verilerin analizde SPSS paket program kullanılmıştır. Dağılımın normalliği test edildikten sonra, grup içi farklılaşmayı belirlemek için Paired Samples t testi, gruplar arası farklılığı belirlemek için de One Way Anova testi kullanılmış olup, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Analiz sonucunda; Aerobik egzersiz grubunun ön-son test değerleri arasında vücut ağırlığı, YVA, LDH, kolesterol, HDL, Trigliserit ve HSP 70 seviyelerinde, Yüksek yoğunluklu interval grubunun VYY, YVA, VKİ, CK, LDH, Kolesterol, HDL, Trigliserit, İrisin ve HSP70 seviyelerinde, Direnç egzersiz grubunun ise VYY, YVA, TVS, CK, LDH, Kolesterol, LDL, Trigliserit ve İrisin sevilerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılaşmaların olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmalarda ise VYY, YVA, LDL, Trigliserit, CK, LDH, İrisin ve HSP70 değerleri arasında anlamlı farklılıkların olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Elde edilen sonuçlara göre; Egzersizin Vücut kompozisyonu ve lipit profilindeki anormaliteleri düzeltebileceği, HSP 70 seviyelerindeki değişikliklerin kas hasarına bağlı olarak değişiklik gösterebileceği, İrisinin egzersize bağlı olarak yükselmesinin yağ metabolizmasını aktive ederek yağsız kütle açısından egzersizin olumlu sonuçlarını destekler nitelikte olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Egzersiz, İrisin, HSP70, Biyokimya, Kas hasarı
Obez sıçanlarda konjuge linoleik asit desteği ile birlikte uzun dönem egzersizin serum irisin ve glukoz metabolizması üzerine etkisi
Bu çalışma; yüksek yağlı diyet ile obezite oluşturulan sıçanlarda konjuge linoleik asit desteği ile birlikte uzun dönem egzersizin serum irisin ve glukoz homostazı üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla; sekiz haftalık -Sprague-Dawley cinsi, toplam 28 adet erkek sıçan çalışmaya dâhil edilerek rastgele dört gruba ayrılmıştır. Bütün gruplar diyetle obez yapılmıştır. Günlük diyet ile beslenmeye devam eden ve herhangi bir takviye yapılmadan sekiz hafta boyunca bekleyen kontrol grubu grubu (n=7); sekiz hafta boyunca beş gün koşu bandında 20 m/dk/ hız ile treadmill egzersizi yaptırılan egzersiz grubu (n=7); günlük diyet beslenmeye ek olarak sekiz hafta boyunca günde tek doz gavaj yöntemiyle (1 ml/gün) konjuge linoleik asit verilen takviye grubu (n=7); diyet beslenmeye ek olarak sekiz hafta boyunca gavaj yolu ile tek doz (1 ml/gün) konjuge linoleik asit verilen ve sekiz hafta süresince 20 dk/gün treadmill egzersizi yaptırılan takviye+egzersiz grubu (n=7) olarak ayrılmıştır. iki hafta boyunca uyum egzersizleri ile birlikte toplam 10 hafta süren çalışmaların sonunda sıçanların dekapitasyonları ile kan örnekleri alınmıştır. Alınan kan örneklerinde, İrisin analizi ELISA yöntemi ile kit prosedürüne göre hazırlanarak çalışılmıştır. Kan lipitlerinden Trigliserid, Kolesterol, HDL, LDL, İnsülin, Glukoz ve HOMA-IR seviyeleri ise otoanalizörde spektrofotometrik yöntemle çalışılmıştır. Veriler normal dağılım gösterdikleri için parametrik testlerden olan one way anova testi kullanılmış gruplar arası farklılığı ölçmek için Tukey testi yapılmıştır. Sonuç olarak sekiz hafta boyunca haftada 5 gün 20 dk uygulanan treadmill egzersizinin, glukoz metabolizmasında ve düzenlenmesinde etkin rolü olduğu; konjuge linoleik asit tek başına egzersiz olmadan kullanılmasının rakamsal olarak olumlu yönde etkilediği ama istatistiksel olarak anlamlılık olmadığı tespit edilmiş olup egzersiz ile birlikte konjuge linoleik takviyesinin İrisin ve glukoz metabolizması üzerinde olumlu farklılıklar tespit edilmiştir.
Kolon adenokarsinomlarında asprosin, meteorin like-protein ve irisin immünreaktivitelerinin araştırılması
Kolorektal kanserler dünya çapında önemli bir sağlık sorunudur ve kansere bağlı ölümlerin önde gelen nedenidir. Kolorektal kanserlerin %98'inin patolojik alt tipi adenokarsinomdur. Kanser hücreleri ortamdaki oksijen varlığından bağımsız olarak aeorobik glikoliz ile enerji elde etmektedirler. Yakın zamanda asprosin, meteorin like-protein (METRNL) ve irisin adında glukoz metabolizması üzerine etkili hormonlar keşfedilmiştir. Bu çalışmada kolon adenokarsinomlarında asprosin, METRNL ve irisin immünreaktivitesinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya Fırat Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı arşivinden rastgele seçilen 60 kolon adenokarsinomu (20 grade I, 20 grade II, 20 grade III) ve 20 normal kolon mukozası örneği alındı. Toplam 4 gurupta asprosin, METRNL, irisin immünohistokimyasal olarak boyanıp düzeyleri incelenmiştir. Grade I ve Grade II kolon adenokarsinomlarında irisin immünreaktivitesinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış gözlenmiştir. Grade I ve Grade II kolon adenokarsinomları ile karşılaştırıldığında ise Grade III kolon adenokarsinomunda irisin immünreaktivitesinde istatistiksel olarak anlamlı bir azalma saptanmıştır. Grade I ve Grade II kolon adenokarsinomlarında asprosin immünreaktivitesinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış gözlenmiştir. Grade III kolon adenokarsinomunda asprosin immünreaktivitesinde istatistiksel olarak anlamlı bir azalma izlenmiştir. Grade I kolon adenokarsinomunda METRNL immünreaktivitesinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik gözlenmezken, Grade II kolon adenokarsinomlarında METRNL immünreaktivitesinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış gözlenmiştir. Grade III kolon adenokarsinomunda METRNL immünreaktivitesinde istatistiksel olarak anlamlı bir azalma izlenmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada kolon adenokarsinomlarında irisin, asprosin, METRNL immünreaktivitelerinde değişikliğin gözlenmesi nedeniyle gelecekte daha ayrıntılı çalışmalar ile kolon adenokarsinomlarının erken tanısı ve gradelenmesinde rol oynayabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: asprosin, irisin, metrnl, kolon adenokarsinom
Sıçan akciğer ve karaciğerinde formaldehit maruziyetiyle oluşan oksidatif hasar ve irisin hormon değişimlerine karşı karnozinin etkisinin biyokimyasal, histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak incelenmesi
Amaç: Fizyolojik dozların üzerindeki formaldehit (FA); dokularda hasara neden olmakta, antioksidan kapasiteyi düşürmekte ve enerji metabolizmasının regülâsyonunu bozmaktadır. Antioksidan bir molekül olan karnozin, formaldehit maruziyetinin zararlı etkilerini azaltabilir. Ayrıca enerji metabolizmasının fizyolojisini bozan FA ile irisin miktarları arasında bir bağlantı da söz konusu olabilir. Dolayısı ile bu çalışmadaki temel amacımız düşük, orta ve yüksek doz FA'ya maruz kalan (8 saat/gün; 5 gün/hafta) sıçanların karaciğer ve akciğer dokularında; karnozinin (oral 100 mg/kg/gün) olumlu etkisinin olup olmadığını; bu doku ve serumlarda irisin miktarlarının ve antioksidan kapasitenin karnozine bağlı olarak nasıl değiştiğini ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Ağırlıkları 260-280 gr, yaşları 8-10 hafta arasında değişen, 48 adet Sprague-Dawley cinsi erkek sıçanlar çalışmaya dahil edildi. Serum, karaciğer, akciğer doku süpernatantlarındaki irisin seviyesi ELISA yöntemi ile analiz edilirken total oksidan ve antioksidan kapasite REL yöntemi ile tayin edildi. Dokuların irisin üretimleri immünohistokimyasal yöntemle ortaya kondu. Bulgular: FA'nın dozu artıkça, serum ve doku irisin seviyeleri ve total antioksidan seviyesi kontrol değerlerine kıyasla azalırken; total oksidan seviyesi, TUNEL ekspresyonları, oksidan indeks ve apoptotik indeks ise artmaktaydı. İrisin ekspresyonları karaciğerin Kupffer hücrelerinde görülürken, akciğerlerde parankimal hücrelerinde yer almaktaydı. Sonuç: FA maruziyeti sıçanların serum, karaciğer ve akciğer dokularında doz bağımlı olarak irisin ve total antioksidan miktarlarını azaltırken serum ve dokularda total oksidan kapasiteyi artırmakta ve karnozinin suplementasyonu ile oksidatif stres azalarak histopatolojik ve biyokimyasal hasarlar düzelmektedir. Anahtar Kelimler: Sıçan, Formaldehit, Karnosin, İrisin, TAS/TOS, TUNEL.
Gestasyonel diabetes mellitusta serum irisin düzeyinin araştırılması
Gebelikte en sık karşılaşılan metabolizma bozukluğu Diabetes Mellitus (DM)'dur. Gestasyonel Diabetes Mellitus (GDM) gebelikte ilk kez ortaya çıkan veya gebelik sırasında tanı konulan glukoz tolerans bozukluğudur. Özellikle gebeliğin son dönemlerinde glukoz metabolizması, hızla büyümekte olan fetüse glukoz ve aminoasitleri yönlendirerek annenin enerji ihtiyacının alternatif kaynaklardan (serbest yağ asitleri, ketonlar ve gliserol) sağlanması şeklinde düzenlenir. Temel fonksiyonu beyaz yağ dokusunu, kahverengi yağ dokusuna çevirerek enerjinin ısı olarak ortaya çıkmasını sağlamak olan ve egzersizle uyarılan irisin; kilo kaybı, insülin direncinde azalma, şişmanlık ile ilişkili olması, glukozun düzenlenmesi ve lipid metabolizmasında ki etkileri gibi birçok fizyolojik özelliğinin olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada; GDM'li hastalarda enerji metabolizmasında görev alan yeni bir hormon olan irisin düzeyinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde GDM tanısıyla takip edilen 40 gebe (Grup1) ve gebeliğinde herhangi bir problemi olmayan sağlıklı 40 gebe (Grup2) olmak üzere toplam 80 hasta dahil edildi. Bu gruplar da kendi içerisinde GDM'li ikinci trimesterinde 20 hasta (Grup1A), GDM'li üçüncü trimesterinde 20 hasta (Grup1B) ve sağlıklı ikinci trimesterinde 20 hasta (Grup 2A), sağlıklı üçüncü trimesterinde 20 hasta (Grup 2B) olmak üzere 4 alt gruba ayrıldı. Çalışmamızda kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında 2.trimesterda daha yüksek olmak üzere (263,70±127,69 ng/ml) GDM gruplarında serum irisin düzeyleri anlamlı olarak artmış bulundu. Sonuç olarak yaptığımız bu çalışmada; GDM' li gebelerde serum irisin düzeylerinin kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında anlamlı olarak yüksek olduğu, BMI ile irisin arasında bir korelasyon olmadığı, ileride yapılacak çalışmalarda fiziksel aktivite ve egzersizin sorgulanmasının gerekliliği, daha kapsamlı deneysel ve klinik çalışmalara ihtiyaç olduğu ve GDM ile irisin arasındaki fizyopatolojik mekanizmalar aydınlatılabildiği takdirde klinik olarak irisin ile ilgili tedavi seçeneklerinin olabileceği kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gebelik, Gestasyonel Diabetes Mellitus, İrisin, Vücut Kitle İndeksi