İrisin

Bu konu başlığı altında 69 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

SH-SY5Y hücrelerinde 1-metil 4-fenilpridinyum (MPP+) ile oluşturulan in vitro parkinson modelinde irisin'in mirna ekspresyonları üzerine etkisi

Giriş ve Amaç: Çalışmamızın amacı, SHSY-5Y hücrelerine MPP+ uygulaması ile oluşturulan Parkinson hastalığı (PH) modelinde, irisinin koruyucu ve tedavi edici etkilerini araştırmaktır. Bu bağlamda, PH patogenezinde önemli rol oynayan FNDC5, PGC-1α ve BDNF genleri ile ilişkili miR-129-1-3p, miR-138-5p, miR-143-3p ve miR-182-5p mikroRNA'larının ekspresyon profillerinin incelenmesi hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntemler: Bir nörotoksin olan MPP+'nin ve egzersiz ilişkili hormon irisinin SHSY-5Y hücrelerinin canlılığına etkisi 3-(4,5-dimetil-2-tiyazolil)-2,5-difenil-2H-tetrazolyum bromür testi ile ölçüldü. MPP+ ve irisin uygulanan SHSY-5Y hücrelerinde miR-129-1-3p, miR-38-5p, miR-143-3p ve miR-182-5p'nin ekspresyonları RT-PCR kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: SHSY-5Y hücrelerine 24 saat süreyle uygulanan 1500 µM MPP+ hücre canlılığını kontrole göre önemli oranda azalttı (p<0,05). 48 saat süreyle 20 nM irisin uygulaması ise hücre canlılığını azaltmadı. miR-129-1-3p ekspresyonu hasta gruba göre tedavi gruplarında anlamlı olarak arttı (p<0,05). miR-138-5p ekspresyonu ise kontrol ve hasta gruplarına göre post-tedavi grubunda anlamlı olarak arttı (p<0,05). miR-143-3p ekspresyonu kontrol grubuna göre hasta grubunda azalırken ve pre-tedavi grubunda ise anlamlı olarak arttı (p<0,05). miR-182-5p ekspresyonu, hasta ve kontrol grubuna göre pre-tedavi grubunda anlamlı olarak arttı (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak, miR-129-1-3p, miR-138-5p, miR-182-5p, miR-143-3p ekspresyonlarının PH modelinde irisin uygulamasıyla artmasının nörodejeneratif süreci baskılayabileceğini ve ilişkili genler üzerinde gen ekspresyonunu arttırıcı yönde etki edebileceğini düşünmekteyiz. Çalışmamızdaki miRNA'lar PH'nin erken tanısına katkı sağlayabilir. Ayrıca, egzersiz aracılığıyla anormal ekspresyon seviyelerinin düzenlenmesi, PH tedavisinde terapötik bir ajan olarak kullanılma potansiyeline sahip olabilir.

Parkinson hastalığıİrisin
Tutku Karabaş
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Serum irisin düzeyleri vekoroner kollateral gelişimi

Koroner kollateral arter (KKA) gelişiminin en önemli belirleyicileri koroner damarda total tıkanma (KTO) veya ciddi darlık, diabetes mellitus, inflamatuar maddeler ve hücre düzeyleri ile bazı büyüme faktörleri olarak belirlenmiştir. Son çalışmalar irisinin, aterosklerozun patofizyolojik süreçleri üzerinde etkisi olduğunu göstermiştir. Bu nedenle irisin ile KKA arasında olası bir bağlantı olup olmadığını araştırdık. Çalışmamıza koroner arter hastalığı tanısı almış ve en az bir koroner arterinde %90 ve üstü darlık olan hastalar ardışık olarak dahil edildi. İyi ve kötü kollateral grubunun özellikleri karşılaştırıldığında; yaş, cinsiyet oranı, vücut kitle indeksi (VKİ), diyabet, hiperlipidemi, hipertansiyon, sigara içme ve aile öyküsü oranları, açlık kan şekeri (AKŞ), total kolesterol, trigliserid, yüksek (YYL)-kolesterol ve düşük yoğunluklu (DYL)-kolesterol, kreatinin ve serum CRP düzeyleri benzer idi (Tüm değerler için p>0.05). Serum irisin düzeyleri de iyi kollateral ve kötü kollateral grubu arasında fark göstermedi. (17585[882-37741]pg/ml ve (17504 [813-47683] pg/ml, p=0.772). İki grup ararsında SVEF yüzdeleri de benzerdi (p>0.05). İyi kollateral grubunda 3 damar (p=0.045)ve KTO (p<0.01) oranları daha yüksekti. Serum irisin düzeyleri AKŞ (r=-0.199; p=0.066) ve trigliserid düzeyleri(r=-0.282; p=0.009) ile negatif yönlü korelasyonlu idi. Yaş, VKİ, TK, trigliserid, DYL-kolesterol, YYl-Kolesterol, kreatinin, CRP ve SVEF ile korelasyonu yoktu (Hepsi için p>0.05). Serum irisin düzeyleri diyabet olanlarda(=41) (14485[813-29398] pg/ml) olmayanlara göre (n=45; 19724[865-47683]pg/ml daha düşüktü(p=0.002). KTO olanlarda (n=54; 18756[813-47683] pg/ml) ise olmayanlara göre (n=32;15906 [865-37741] pg/ml) daha yüksekti (p=0.038).Stepwise lineer regresyon analizinde bizim çalışmamızdaki serum irisin düzeylerini etkileyen ana faktör diyabetin (%R2 = 35.6, p=0.001) ve KTO (%R2 = 20.1, p=0.042) varlığı olarak bulundu. Sonuç olarak, serum irisin düzeyleri KTO gelişimi ile ilişkili ve diyabetiklerde düşük düzeyde olan biyokimyasal belirteçlerden biridir. KKA gelişim patofizyolojisinde serum irisin düzeylerinin bir rolü yoktur. Anahtar kelimeler: Ateroskleroz, Koroner kollateral gelişim, İrisin

AterosklerozKollateral dolaşımKoroner arter hastalığı+3
Beysim Mert
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip-2 diyabetli sıçanlarda irisin ve vaspin hormonlarının değerlendirilmesi ve diyet ile ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmada, diyabet gibi önemli kronik hastalıklarda bir gösterge olarak kabul edilen vaspin ve irisin hormonlarının değerlendirilmesi ve bu hormonların beslenmeyle olan ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, 12'si sağlıklı ve 6'sı diyabetik olmak üzere toplam 18 adet Wistar-Albino türü sıçan üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya dâhil edilen 6 sıçana Streptozotosin (STZ) uygulanarak tip-2 diyabet olmaları sağlanmıştır. Sağlıklı sıçanlar kendi aralarında iki eşit gruba ayrılarak gruplara kontrol yemi ve yüksek yağlı yem ile 4 hafta süreyle beslenmiştir. Diyabetik sıçanlara ise 4 haftalık süre boyunca yüksek yağlı diyet uygulanmıştır. Çalışma başlangıcından itibaren günlük olarak yem tüketimleri kaydedilmiş, haftada 1 kez kan glukoz ölçümü ve ağırlık tartımı yapılmıştır. 4 haftalık beslenme uygulamasının sonunda vaspin ve irisin analizi gerçekleştirilmiş, trigliserit, total kolesterol, yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), düşük dansiteli lipoprotein (LDL), kan glukoz, insülin direnci skoru (HOMA-IR) ve açlık insülin parametreleri ölçülmüştür. 4. haftanın sonunda sağlıklı gruplardaki vücut ağırlıkları benzer, diyabetik grupta sağlıklı gruplara göre önemli ölçüde düşük bulunmuştur. Açlık kan glukoz düzeyinin, tüm haftalarda diyabetik yağlı grupta diğer iki gruba göre yüksek, sağlıklı gruplar arasında başlangıç ölçümü dışında benzer olduğu görülmüştür. Trigliserit, total kolesterol, HOMA-IR skorunun açlık glukoz seviyelerine benzer şekilde diyabetik grupta önemli oranda yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sağlıklı gruplar arasında ise benzer ölçümler ortaya çıkmıştır. Gruplar, HDL kolesterol ve açlık insülini bakımından bir farklılık göstermemiştir. İrisin düzeyi tüm gruplarda benzerlik gösterirken, vaspin düzeyinin yüksek yağla beslenen diyabetik grupta anlamlı ölçüde yüksek olduğu saptanmıştır. Vaspin seviyesinin kanda glukoz, trigliserit, total kolesterol ve HOMA-IR ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma, özellikle vaspinin T2DM hastalığındaki rolü ile ilişkili kanıtları güçlendirmektedir. Ayrıca, beslenme örüntüsündeki farklılıkların kısa vadede biyokimyasal sonuçlar üzerinde büyük bir etkisi olmasa da, bu farkın hormon düzeylerini etkileyip daha uzun vadede T2DM hastalığına ilişkin bulguları ortaya çıkarabileceğini veya hastalık sürecini etkileyebileceğini düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: Tip-2 diyabet, irisin, vaspin, beslenme, adipoz doku

Adipoz dokuDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+6
Sergen Tuğgüm
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Metabolik sendrom ve tip 2 diyabet hastalığı ile irisin ve asprosin düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması

Metabolik sendrom (MetS), insülin direncinin öncülük ettiği, obezite, dislipidemi, hiperglisemi, yüksek kan basıncı ve koroner arter hastalığını (KAH) içeren bir klinik özellikler kümesidir. MetS'nin hızla artan yaygınlığı (genel dünya nüfusunun%20-30'u) ve olası zararlı sonuçları göz önüne alındığında, öngörücü faktörlerini ve mekanizmalarını ortaya çıkarmak için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Tip 2 diabetüs mellitus (T2DM), çok sinsi seyreden bir hastalık olup diyabetin en yaygın tipidir ve dünya genelinde yaşam sürelerini olumsuz etkilemektedir. T2DM ve obezite gibi metabolik hastalıklar vücutta birçok sağlık sorununa sebebiyet verdiği için iyileştirilmesinde salgılanan hormonların ilişkisi önemlidir. Çalışmamızda Metabolik Sendrom (MetS), obezite ve Tip 2 (T2DM) diyabet hastalarında irisin ve asprosin düzeylerinin insülin direnci belirteçleri ve kardiyovasküler hastalık riski ile arasındaki ilişkiyi saptayarak ortaya koymayı amaçladık. Çalışmamıza 120 hasta grubu ve 25 kontrol grubu dahil edildi. Metabolik sendromlu hastalarda asprosin, bel çevresi, sistolik kan basıncı, diastolik kan basıncı, trigliserit, insülin, HDL, HOMA, VKİ kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (sırasıyla p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,000). Metabolik Sendromlu hastalarda irisin ise anlamlı olarak düşük bulundu (p=0,000). T2DM 'li hastalarda asprosin, bel çevresi, sistolik kan basıncı (SKB), diastolik kan basıncı (DKB), trigliserit (TG), insülin, HDL, HOMA, VKİ kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (sırasıyla p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,007, p=0,000, p=0,000, p=0,000). T2DM 'li hastalarda irisin ise anlamlı olarak düşük bulundu (p=0,000). Sonuç olarak araştırmamızda gruplar içeresinde irisin düzeyleri düşük, asprosin düzeyleri yüksek bulundu. Bu durum ile yeni keşfedilen irisin ve asprosin belirteçlerinin obezite, MetS ve Tip2 DM hastalıklarındaki düzeylerinin ortaya konması ile bu hastalıkların nedenleri ve tedavi konularında cevaplar verilebilecektir.

AsprosinDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+4
Selay Duran
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diyabetik ketoasidozlu hastalarda miyokin profilinin değerlendirilmesi

Başlıca kas dokudan dolaşıma salınan miyokinlerin glukoz ve lipid metabolizması üzerindeki etkileri halen araştırılmakta olup, miyokinlerin diyabetik ketoasidoz (DKA) patogenezindeki rolleri henüz bilinmemektedir. Bu çalışmada miyokinlerin (irisin, miyonektin, interlökin-6 [IL-6], angiogenin, osteoprotegerin, fibroblast growth factor-21 [FGF-21]) DKA anındaki ve DKA rezolüsyonu sonrasındaki serum düzeyleri ve değişimlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza DKA ile başvuran 27 hasta (15 kadın [%56] /12 erkek [%44]) ve kontrol grubu için 45 sağlıklı birey (25 kadın [%56] /20 erkek [%44]) dahil edilmiştir (p=1). Hasta grubunda yaş için ortanca (IQR) değerler 32 (23-47) yıl iken kontrol grubunda yaş için ortanca (IQR) değerler 30 (29-49) yıl idi (p=0,47). Hasta grubunda vücut kitle indeksi (VKİ) için ortanca (IQR) değer 23 (19,8-27,6) kg/m2 iken, kontrol grubunda VKİ için ortanca (IQR) değer 23,6 (19,5-25,9) kg/m2 idi (p=0,61). Hasta grubu ve kontrol grubu yağ kütlesi, yağ oranı, kas kütlesi ve kas oranı açısından eşlenikti (Yağ kütlesi için p=0,14, yağ oranı için p=0,33, kas kütlesi için p=0,71, kas oranı için p=0,34). DKA anındaki serum irisin düzeyleri, DKA rezolüsyonu sonrasındaki irisin düzeylerine göre daha düşük saptandı (İrisin düzeyi ng/mL, ortalama [±standart sapma], DKA anı: 1328 [±736], DKA rezolüsyonu sonrası: 1946 [±996], p=0,013). Diğer miyokinler için yapılan analizlerde ise DKA anı ve DKA rezolüsyonu sonrası ölçülen düzeyler arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark olmadığı görüldü (Miyonektin düzeyi ng/mL, ortanca [IQR], DKA anı: 0,043 [0,03-0,07], DKA rezolüsyonu sonrası: 0,040 [0,03-0,06], p=0,20; IL-6 düzeyi pg/mL, ortanca [IQR], DKA anı: 2,03 [1,30-3,38], DKA rezolüsyonu sonrası: 1,64 [1,48- 2], p=0,14; angiogenin düzeyi ng/mL, ortanca [IQR], DKA anı: 571 [494-970], DKA rezolüsyonu sonrası: 867 [569-1387], p=0,16; osteoprotegerin düzeyi ng/mL, ortanca [IQR], DKA anı: 0,92 [0,67-1,68], DKA rezolüsyonu sonrası: 0,78 [0,66-1,35], p=0,25; FGF-21 düzeyi pg/mL, ortalama [±standart sapma], DKA anı: 2,41 [±1,33], DKA rezolüsyonu sonrası: 1,97 [±1,26], p=0,12). DKA anı ve DKA rezolüsyonu sonrasındaki miyokin ve glukagon düzeyleri ile yaş, diyabet süresi, glukoz, HbA1c, anyon açığı ve vücut kompozisyon analizi sonuçları arasında korelasyon analizi yapıldı. DKA anında; irisin ile yaş (r= -0,394, p=0,04), irisin ile VKİ (r=0,49, p=0,02), miyonektin ile HbA1c (r= -0,50, p=0,01), FGF-21 ile HbA1c (r= -0,38, p=0,005), IL-6 ile HbA1c (r= -0,57, p=0,002), osteoprotegerin ile anyon açığı (r=0,401, p=0,04), osteoprotegerin ile alkalen fosfataz (r=0,565, p=0,003), glukagon ile glukoz (r=0,43, p=0,026), glukagon ile anyon açığı (r=0,41, p=0,03), angiogenin ile kas kütlesi (r=0,58, p=0,007) arasında anlamlı korelasyon saptandı. DKA anında bakılan miyokin düzeylerinde; irisin ile IL-6 (r=0,66, p<0,001), miyonektin ile IL-6 (r=0,40, p=0,004), miyonektin ile FGF-21 (r=0,60, p=0,003), IL-6 ile FGF-21 (r=0,54, p=0,005) ve angiogenin ile osteoprotegerin (r=0,45, p=0,02) arasında anlamlı korelasyon saptandı. Sonuç olarak diyabetik ketoasidoz esnasında serum irisin düzeyleri azalır. Kemik dokudan salgılanan osteoprotegerin diyabetik ketoasidozda asidozun tamponlanmasında görev alabilir.

Diabetes mellitusDiabetik ketoasidozMiyokin+2
Nur Yazdalı Köylü
Hacettepe University
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tip 2 diyabet ve insülin direnci olan bireylerde beslenme ve egzersiz tedavisinin bazı serum miyokin ve adipokin düzeyleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı insülin direnci ve tip 2 diyabeti olan bireylerde egzersiz ve diyet tedavisinin antropometrik ölçümler, bazı biyokimyasal parametreler ve serum irisin, FGF21, FSTL1, visfatin ve metrnl proteinleri üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmaya 24 insülin direnci ve 24 tip 2 diyabetik birey (BKİ>25kg/m2) ile 24 sağlıklı birey (BKİ>25kg/m2) katılmıştır. Tip 2 diyabetik ve insülin direnci olan bireyler rastgele diyet ve diyet + egzersiz gruplarına ayrılarak 12 haftalık egzersiz ve/veya diyet tedavisi ile takip edilmiştir. Bireylerin antropometrik ölçümleri, bazı biyokimyasal parametreleri ile serum adipokin ve miyokin düzeyleri başlangıçta, 4. ve 12. haftalarda incelenmiştir. Araştırma sonucunda, başlangıç irisin düzeyinin tip 2 diyabetli (20,886,5 ng/mL) ve insülin dirençli bireylerde (23,696,1 ng/mL) sağlıklı bireylerden (11,395,2 ng/mL) daha yüksek (p0,001), visfatin ve FSTL1 düzeyinin diyabet grubunda insülin direnci ve kontrol grubuna göre daha yüksek, metrnl düzeyinin insülin direnci grubunda diyabet grubundan daha yüksek bulunmuştur (p=0,001). Diyabetik bireylerde 12. haftada FGF21, visfatin ve FSTL1 düzeyleri azalmıştır (p0,05), irisin düzeyi 12. haftada 4. haftaya göre artmıştır (p=0,008). İnsülin direnci grubunda serum irisin, FGF21 ve FSTL1 düzeyleri 4. haftada azalmıştır (p0,05), visfatin düzeyinde bir değişiklik görülmemiştir (p0,05). Serum metrnl 12. haftada başlangıç düzeyine göre azalmıştır (p0,001). Araştırma sürecinde serum adipokin ve miyokin düzeylerindeki değişim diyet ve egzersiz grupları arasında fark göstermemiştir (p>0,05). İnsülin direnci olan bireylerde serum irisin düzeyi kas kütlesi ile ve FGF21 düzeyi vücut ağırlığı ile pozitif ilişkili, FSTL1 düzeyi bel/kalça oranı ile negatif ilişkili bulunmuştur. Diyabetik bireylerde 12. hafta visfatin düzeyi ile HbA1c düzeyi ile ilişkili bulunmuştur (r=-0,454; p=0,026).

AdipokinlerBeslenmeDiabetes mellitus+7
Özlem Tok
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnsülin direnci olan obez erkeklerde diyet ve egzersizin irisin ile lipasin üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, insülin direnci olan obez erkeklerde kısa süreli asidik ve alkali beslenme müdahalelerinin akut aerobik egzersize verilen irisin, lipasin ve glikoz yanıtları üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya insülin direnci olan, 11 obez erkek (Yaş: 34,63±4,12 yıl; Beden kütle indeksi: 35,68±4,38 kg/m2) katılmıştır. Katılımcıların sağlık kontrolleri yaptırılmış, vücut kompozisyonları dual X-ray absorbtiometri ile, dinlenik metabolik hız ve maksimum oksijen tüketimleri indirekt kalorimetre yöntemi ile belirlenmiştir. Katılımcılara rastgele çapraz düzende, birer hafta süre ve aralarında iki günlük arınma dönemleriyle, üç farklı izokalorik diyet (konrol, asidik, bazik) 7 gün uygulanmıştır. Her diyet uygulamasından sonra sekizinci günde ise akut aerobik egzersiz (koşu bandında maksimal kalp atım hızının (KAH) %65'inde 36 dk) yaptırılmıştır. Egzersizden 1 saat önce, hemen sonra ve 1 saat sonra alınan kanlarda glikoz, insülin, irisin ve lipasin düzeyleri belirlenmiştir. Diyet uygulamalarının incelenen değişkenler üzerine etkisini karşılaştırmak amacıyla Friedman varyans analizi kullanılmıştır. İrisin ve lipasinde egzersiz ve beslenmeye bağlı anlamlı bir değişiklik gözlenmemiştir (p>0,05). Egzersiz öncesi insülin, bazik beslenmede diğer iki duruma göre daha düşüktür (p<0,05). Glikoz, üç beslenme durumunda da egzersiz öncesine göre, sonrasında ve 1 saat sonrasında düşüktür (p<0,05). Ayrıca katılımcıların aynı KAH'a ulaşmak için, bazik diyetteki koşu hızı asidik duruma göre daha yüksektir (p<0,05). İnsulin direnci olan obez erkeklerde, asidik ve bazik beslenme sonrasında irisin ve lipasin düzeylerinde egzersize bağlı bir değişiklik görülmemiştir (p>0,05). Glikozda egzersize bağlı düşüş beklenen bir yanıt olup diyetten bağımsızdır. Ancak bazik beslenme programından sonra, aynı kalp atım hızında daha yüksek koşu hızı değerlerine ulaşılması, bazik beslenmenin egzersiz performansını iyileştirdiğine işaret etmektedir.

BeslenmeBeslenme durumuDiyet+7
Naile Faideci Keskin
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tekrarlayan gebelik kaybı öyküsü olan hastalarda nesfatin-1, adropin, irisin ve preptin değerlerinin değerlendirilmesi

Amaç: İrisin, nesfatin-1, adropin ve preptin hormonlarının tekrarlayan gebelik kayıpları (TGK) üzerine olan etkilerini incelemek. Materyal metod :Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi kadın hastalıkları ve doğum kliniğinde, Ocak 2019 ve Temmuz 2020 tarihleri arasında polikliniğe başvuran TGK öyküsü olan 100 ve TGK öyküsü olmayan 104 toplamda 204 katılımcının dahil edildiği prospektif bir çalışmadır. TGK öyküsü olanlarda etiyolojik faktörler yönünden incelendikten sonra, herhangi bir faktör bulunmayan hastalar çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların kanında irisin, nesfatin-1, adropin ve preptin düzeylerine bakıldı. Katılımcıların gravida, parite ve abort sayıları, yaş, boy, kilo, vücut kitle endeksi (VKİ), açlık kan şekeri (AKŞ) değerleri kayıt altına alındı. Bulgular: Araştırmaya TGK hikayesi olan 100, TGK hikayesi olmayan 104 kişi olmak üzere toplamda 204 katılımcı dahil edildi. Kan örneklemesi yapılan katılıcımların 48.5%'i (n: 99) gebeyken 51.5%'i (n: 105) gebe değildi. Gebelerde irisin (ortanca 827.9'a karşı 832.7, P < 0.0001) düzeyleri TGK olmayan ve örnekleme sırasında gebe olan olgularda anlamlı şekilde yüksek izlendi. Nesfatin-1 (ortalama: -1044, %95 güven aralığı: -1150 – -938, P < 0.0001) ve preptin (ortalama: -6.0, %95 güven aralığı: -6.19 – -5.80, P < 0.0001) düzeyleri tekrarlayan gebelik kaybı olmayan ve örnekleme sırasında gebe olan olgularda anlamlı şekilde düşük izlendi. Analiz örnekleme sırasında gebe olmayan katılıcımlarda tekrarlandığı benzer bulgular irisin, adropin, nesfatin-1 ve preptin düzeyleri için P < 0.0001 anlamlılık düzeyinde tekrarlandığı izlendi. Sonuç: İrisin, nesfatin-1, preptin ve adropin hormonlarının metabolizma üzerinde farklı etkileri bulunmaktadır. Direkt ya da indirekt olarak insülin direncini (İD) etkileyerek materno-fetal glukoz homeostazını bozduğu, moleküler ve immünolojik faktörler üzerinden etki ederek, villöz trombozu indüklediği ve böylece plasental kan akışını bozduğu ya da endometriyal reseptiviteyi olumsuz etkileyerek implantasyon başarısızlığına yol açtığı düşünülmektedir. Çalışmamız; TGK öyküsü olan kadınlarla, böyle bir öyküye sahip olmayanlar karşılaştırıldığında adropin ve irisin hormon düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük olduğunu gösterirken, nesfatin-1 ve preptinin düzeylerinin daha yüksek olduğunu göstermiştir. Nesfatin-1, irisin, adropin ve preptin hormonları ve GK' ları arasındaki ilişkiyi daha net ortaya koyabilmek için; karıştırıcı faktörlerin etkisinin olmadığı, daha çok randomize kontrollü çalışmalara gerek duyulmaktadır

AbortusAbortus-tekrarlayanAdropin+5
Perihan Önal
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kısa süreli yüksek şiddetli aralıklı egzersizin enerji metabolizması ile irisin, preptin ve adropin üzerine etkisi

Yüksek şiddetli aralıklı egzersizin (HIIT), klasik dayanıklılık antrenmanlarına kıyasla benzer veya hatta daha fazla adaptasyonlar sağladığı belirlenmiştir. Gerçekten de, 2 hafta boyunca sadece 6 HIIT seansından oluşan bir program, maksimal oksijen tüketimi (VO 2maks ), dayanıklılık performansı ve submaksimal egzersiz sırasındaki yağ oksidasyonunu önemli ölçüde artırmaktadır. HIIT'ın daha kısa sürede bu adaptasyonları gerçekleştirip gerçekleştirilmeyeceği bilinmemektedir. Bu tez çalışmasının birinci amacı, günde çift ve gün aşırı yapılan 5 günlük HIIT programının VO 2maks , dayanıklılık kapasitesi, submaksimal egzersiz sırasındaki yağ ve CHO oksidasyonu ile enerji metabolizmasında rol alan irisin, preptin ve adropin molekülleri üzerine olan etkisini incelemektir. Çalışmanın ikinci amacı ise bu değişkenlerle irisin, preptin ve adropin molekülleri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Yirmisekiz genç sağlıklı rekreasyonel olarak aktif erkek gönüllü, tek HIIT (HIIT-T, n=13) ve çift HIIT (HIIT-Ç, n=15) gruplarına ayrılmıştır. Toplam 6 HIIT seansından oluşan egzersiz programı, HIIT-T grubunda günaşırı günde tek oturum uygulanarak 12 günde, HIIT-Ç grubunda ise günaşırı günde çift oturum uygulanarak 5 günde tamamlanmıştır. HIIT protokolü maksimal oksijen tüketiminde (VO 2maks ) 10*60 saniye yüksek şiddetli egzersiz ve bu egzersizler arasında 60 W işyükünde 75 saniye aktif dinlenme periyotlarını içermektedir. HIIT programları öncesi ve sonrası VO 2maks , dayanıklılık kapasitesi ve submaksimal egzersiz (60 dk) sırasındaki yağ ve CHO oksidasyonu belirlenmiştir. HIIT programlarından önce, sonra, 2. ve 6. HIIT oturumlarından hemen önce ve hemen sonra katılımcılardan kan örnekleri alınmıştır. Egzersizin etkisini ve gruplar arasındaki farklılığı analiz etmek amacıyla tekrarlı ölçümlerde ANOVA yöntemi, değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek için Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. VO 2maks (HIIT-T: %6.6, HIIT-Ç: %7.7) ve dayanıklılık kapasitesi (tek HIIT: %79.2, çift HIIT: %80.1) her iki grupta da benzer oranda artmıştır (p<0.05). Submaksimal egzersiz sırasındaki yağ oksidasyonu heriki grupta da artmış olmakla beraber (HIIT-T: %9.0, HIIT-Ç: %15.4), bu artış yalnızca HIIT-Ç grubunda istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Submaksimal egzersiz sırasındaki CHO oksidasyonu ise her iki grupta da (HIIT-T: %18.8, HIIT-Ç: %9.9) anlamlı düzeyde azalmıştır olup (p<0.05), düşüş miktarları gruplar arasında benzerdir (p>0.05). Tek ve çift HIIT programları dinlenik irisin, pretin ve adropin düzeylerini etkilememiştir (p>0.05). Akut olarak değerlendirildiğinde ise 2. HIIT sonrası irisin her iki grupta, adropin ise 6. HIIT sonrası yalnızca HIIT-Ç grubunda anlamlı düzeyde artmış (p<0.05), preptin ise 2. HIIT sonrası yalnızca HIIT-T grubunda azalmıştır (p<0.05). Ayrıca; irisin, VO 2maks (r=0.427) ve submaksimal egzersiz sırasındaki yağ oksidasyonu (r=0.390) ile pozitif, CHO oksidasyonu ile negatif (r=-0.431), preptin (r=0.516) ve adropin (r=0.450) ise VO 2maks ile pozitif ilişki göstermiştir (p<0.05). Preptin, ayrıca, tükenme zamanıyla da pozitif (r=0.382) ilişkili bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışmanın bulguları, günaşırı günde çift yapılarak 5 günde tamamlanan HIIT programının, maksimal oksijen tüketimi ve dayanıklılık kapasitesini geliştirmede günde tek ve 2 haftada tamamlanan HIIT protokolü kadar etkili olduğunu, submaksimal egzersiz sırasındaki yağ oksidasyonunu ise 2 haftalık protokolden daha fazla geliştirdiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, irisin, preptin ve adropin moleküllerinin aerobik kapasite ile pozitif yönde ilişkili olduğu, akut yüksek şiddetli aralıklı egzersize bağlı olarak anlamlı düzeyde değiştiği ancak bu moleküllerin dinlenik düzeylerinin 2 haftalık ve 5 günlük kısa süreli HIIT programlarından etkilenmediğini göstermiştir.

AdropinEgzersizEnerji metabolizması+5
Muhammed Mustafa Atakan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Konsantrik ve izometrik iskelet kası kasılması öncesi ve sonrasında kan irisin, FNDC5 düzeylerinin ve metabolik profilinin incelenmesi

İrisin salınımını etkileyen egzersiz parametreleri önemli bir araştırma konusudur. Bu çalışmanın amacı, konsantrik ve izometrik iskelet kası kasılması öncesi ve sonrasında kanda irisin, FNDC5 ve metabolik profilin incelenmesidir. 16 sağlıklı erkeğe, 3 hafta ara ile, her ikisi de 5-6 dakika süren konsantrik ve izometrik diz fleksiyon/ekstansiyon egzersizi, izokinetik dinamometre üzerinde, yaptırıldı. Egzersizler öncesinde ve sonrasında alınan kan örneklerinden, enzyme linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemiyle irisin seviyesi, western blot yöntemiyle FNDC5 seviyesi ve sıvı kromatografisi-uçuş zamanlı kütle spektrometresi (Q-TOF LC/MS) ile metabolik profil tayini yapıldı. Maksimum kalp hızları ve son 7 gündeki fiziksel aktiflik durumu kaydedildi. Katılımcıların yaş, boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), vücut kompozisyonu bilgileri (biyoelektrik impedans analizi ve kemik dansitometrisi ile ölçülen), el kavrama kuvveti, izokinetik ve izometrik kuvvet ve iş değerleri kaydedildi. Konsantrik egzersiz ile irisin değişimi 1.23 ± 0.28 (p=0.007) iken, izometrik egzersiz ile 1.44 ± 1.04 (p=0.134) bulundu. Egzersizlerin metabolom ve lipidom düzeyindeki etkileri temel bileşenler analizinde önemli ölçüde farklılık gösterdi. Konsantrik egzersize yanıt olarak irisin seviyesindeki değişim ile androstenedion, N-asetil aspartil glutamik asit ve bazı ko-enzim A (CoA) metabolitlerindeki değişim ilişkili bulundu (r>0.5 ve p<0.05). Katılımcıların egzersiz öncesi son 7 gündeki fiziksel aktivite durumu ile irisin yanıtı ters ilişkili bulundu (r=-0.481, p=0.059). Konsantrik egzersizle görülen irisin değişimi ile bacak kas kitlesi ve dinlenik metabolik hız korele bulundu (sırasıyla r=-0.543, p=0.03 ve r=-0.511, p=0.043). Konsantrik ve izometrik egzersizin irisin, FNDC5 ve metabolom düzeyindeki etkileri farklıdır. Metabolom ile ilişkili bulgularımız hedeflenmiş metabolomiks çalışmalarıyla teyit edilmelidir.

EgzersizKas kontraksiyonuKas-iskelet sistemi+3
Ömer Serkan Kara
Hacettepe University
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deneysel spinal kord yaralanma modelinde irisin hormonunun elektrofizyolojik değişiklikler üzerine etkisinin araştırılması

Spinal kord yaralanmaları (SKY), dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ve yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren önemli bir sağlık sorunudur. SKY'nin patofizyolojisi, travma sonucu oluşan birincil hasarın yanı sıra zamanla gelişen ikincil hasar süreçlerini içerir. Sinir dokusunun sınırlı yenilenme kapasitesi nedeniyle, ikincil hasar sürecinde oluşan fonksiyonel kayıpların geri döndürülmesi oldukça güçtür. Bu nedenle, yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Son yıllarda egzersizin hem merkezi sinir sistemi hem de iskelet kasları üzerinde olumlu etkiler yaratarak nöral fonksiyonları desteklediği gösterilmiştir. Egzersiz sırasında salgılanan irisin adlı miyokinin, enerji metabolizmasını düzenlemesinin yanı sıra, sinir sistemi üzerinde de nöroprotektif etkiler gösterebileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada, irisin hormonunun spinal kord hasarı sonrası motor fonksiyon ve sinir iletimi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Araştırma kapsamında Spraque Dawley türü erkek sıçanlar dört gruba ayrılmış; kontrol, sham, SKY+deiyonize su ve SKY+irisin grupları oluşturulmuştur. SKY modeli, T9-T10 seviyesinde klips kompresyonu ile indüklenmiş ve irisinin etkisi altı hafta boyunca intraperitoneal enjeksiyonlarla incelenmiştir. Deney sonunda, Hoffmann refleksi (H-refleksi), motor uyarılmış potansiyeller (MUP) ve somatosensoriyel uyarılmış potansiyeller (SUP) olmak üzere temel elektrofizyolojik ölçümler yapılmıştır. Gruplar arası karşılaştırmalarda, verilerin normal dağılıma uygunluğu değerlendirilmiştir. İstatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular, SKY sonrası motor ve duyu potansiyellerinde belirgin azalma olduğunu; ancak irisin uygulamasının bu kayıpları kısmen telafi ettiğini ortaya koymuştur. Özellikle motor ve duyu amplitüdlerinde belirgin azalma, latanslarında ise belirgin uzama gözlenmiş(p<0.05), H-refleksi açısından ise gruplar arasında belirgin fark saptanmamıştır(p>0.05). Bu sonuçlar, irisin hormonunun sinir iletimini destekleyici etkileri olduğunu ve tedaviye katkı sağlayabileceğini göstermektedir. Sonuç olarak, irisin hormonunun spinal kord yaralanmalarının tedavisinde tamamlayıcı bir biyolojik ajan olarak umut vadeden bir potansiyele sahip olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Spinal kord yaralanması, İrisin, Motor Uyarılmış Potansiyeller, Duyusal Uyarılmış Potansiyeller, H-Refleksi.

Spinal kordSpinal kord yaralanmalarıUyarılmış potansiyeller+3
Busenur Yaşar
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

İrisin hormonunun puberteye geçiş ve üreme sistemi üzerindeki nöroendokrin etkilerinin in vitro yöntemlerle araştırılması

Canlıların çoğalması ve nesillerinin sürdürülmesi için gerekli olan üreme sağlığının günümüzde birçok genetik veya çevresel faktörlerin etkisiyle bozulduğu bilinmektedir. Puberte canlılarının cinsel olgunlaşmasını tamamlayıp yeterli reprodüktif kapasiteye ulaşılan gelişimsel bir süreçtir. Bu süreç merkezi düzeyde uyarıcı ve inhibe edici olan çeşitli hormon ve nöromodülatörlerin de yer aldığı kompleks bir nöroendokrin mekanizmanın gonadları aktif hale getirmesi ile başlar. Santral düzeydeki bu süreçte özellikle kisspeptin, GnRH ve GnIH hormonların önemli rolü vardır. Bu tez çalışmasının amacı bir egzersiz hormonu olarak bilinen irisin hormonunun pubertal dönemde önemli roleri olan kisspeptin, GnRH ve GnIH salınımları üzerine olası etkilerini araştırmaktır. Bu amaçla kisspeptin, GnRH ve GnIH salgılayan immortal hücre hatlarında in vitro yöntemlerle hormon sekresyonu ve hücre içi kalsiyum sinyalleşmesi üzerine etkileri irdelenmiştir. Ayrıca son yıllarda nöron hasarının eşlik ettiği hastalıkların artmasıyla irisin hormonunun bu hücre hatlarında canlılık testi yapılarak nöron koruyucu etkinliği de araşırılmıştır. Çalışma kapsamında ilk olarak immortal hücre hatlarında irisin uygulaması sonrası doz ve zaman bağımlı olarak GnRH ve kisspeptin sekresyonlarını artırdığı, GnIH sekresyonu istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azalttığı belirlendi (p<0,005). Hücre içi kalsiyum sinyalleşmesi üzerine yapılan çalışmada ise irisin hormonunun herhangi bir etki oluşturmadığı görüldü. Son olarak hücre canlılık testi çalışmalarında irisin hormonunun istatistiksel olarak anlamlı şekilde nöron koruyucu etkisinin olduğu da belirlendi (p<0,005). Tüm bu bulgular irisinin nöroendokrin üreme ekseninde etkisi olduğunu ve cinsel işlev bozukluklarının yanı sıra nöron hasarı görülen bozuklukların tedavisinde de önemli bir rolünün olabileceğini göstermektedir.

ErgenlikGnRHHormonlar+7
Eda Çoban Ercan
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tekerlekli sandalye ve koşan basketbol oyuncularında akut egzersizin oksidatif stres, irisin ve kas hasarına etkisinin incelenmesi

Basketbol yüksek yoğunluklu fiziksel aktiviteleri gerektiren bir spor olup bu aktiviteler çoğu zaman oksidatif stres ve buna bağlı olarak kas hasarlarını oluşumunu sebep olmaktadır. Tekerlekli sandalye basketbolu oyunun yapısı ve aktivitenin niceliği bakımından koşu basketboluna kıyasla fizyolojik olarak bazı farklılıklar oluşturmaktadır. Bu nedenle, bu çalışma, tekerlekli sandalye kullanan ve koşan basketbolcularda akut egzersizin oksidatif stres, irisin ve kas hasarı parametreleri üzerindeki etkilerini karşılaştırmayı amaçlamıştır. Katılımcıların ortalama yaşları dokuz tekerlekli sandalyeli ve dokuz koşan erkek basketbol oyuncusu için sırasıyla 28,77 ± 4,9 ve 22,44 ± 2,50 yıldı. Sporculara 24 saatlik beslenme kayıtlarının ardından hücum ve savunma hareketleri, top sürme ve serbest atışlardan oluşan 90 dakikalık yüksek yoğunluklu (%70-80) beceriye dayalı akut antrenman uygulandı. Kreatin Kinaz (CK), A Vitamini (karotenoid), C Vitamini (askorbik asit), E Vitamini (α-tokoferol), malondialdehit (MDA), süperoksit dismutaz (SOD) ve irisin seviyeleri. Kan örnekleri Eliza, HPLC ve Auto-analyzer testleri kullanılarak analiz edildi. Normal dağılan veriler, eşleştirilmiş (grup içi) ve bağımsız (gruplar arası) t testleri kullanılarak analiz edildi. Buna karşılık, normal şekilde dağılmayan veriler Wilcoxon (grup içi) ve Mann-Whitney U testleri (gruplar arası) kullanılarak analiz edildi. Koşu yapan basketbolcularda antrenman sonrası CK, MDA ve SOD düzeylerinde anlamlı artış görüldü (p<0.05). Karşılaştırmada tekerlekli sandalye basketbolcularının CK, E Vitamini, İrisin, MDA ve SOD düzeyleri koşan basketbolculara göre anlamlı derecede düşüktü (p<0,05). Ayrıca bu çalışmada MDA ile irisin (r=0,448), MDA ile SOD (r=0,803) ve SOD ile irisin (r=0,366) arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Bu çalışmadan elde edilen verilere göre, koşu basketbolunun tekerlekli sandalye basketboluna göre daha fazla kas aktivitesi ve enerji harcaması içerdiği, bunun sonucunda da daha yüksek lipit peroksidasyonu, hücresel hasar ve oksidatif strese neden olduğu sonucuna varılabilir.

BasketbolcularEgzersizKas hasarı+7
Nihal Bakır
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Torakal spinal kord yaralanma modelinde irisin hormonunun nörodavranışsal etkilerinin incelenmesi

Spinal kord yaralanması (SKY) sonrası görülen motor ve duyusal bozukluklarla birlikte artan pro-inflamatuar sitokinler ve bireylerin yaşadığı kuvvet kaybı, kronik ağrı, artmış stres ve kaygı durumları, hayat kalitesinin düşmesi, sosyal hayatın bozulması psikolojik problemleri de beraberinde getirmektedir. Yaralanma sonrası destekleyici tedavilerden olan egzersiz, iyileşme sürecine olumlu katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada egzersiz ile indüklenen bir hormon olan irisinin spinal kord yaralanma modeli oluşturulan sıçanlarda görülen depresyon ve anksiyete benzeri davranışlar üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 2 aylık ortalama 200 ± 2.5 g ağırlığındaki Spraque Dawley (SD) ırkı erkek sıçanlar kullanılmıştır. Sıçanlar Kontrol, Sham, SKY+Deiyonize, SKY+İrisin olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. SKY+Deiyonize, SKY+İrisin gruplarındaki hayvanlara torakal 10 seviyesinde klips sıkıştırma yöntemiyle spinal kord hasarı oluşturulmuştur. Hayvanlarda model oluşturulduktan sonra 6 hafta süreyle 100ng/kg dozda irisin ve deiyonize su intraperitoneal olarak uygulanmıştır. Sıçanlarda hasar sonrası depresyon ve anksiyete benzeri davranışları değerlendirmek için sükroz tercih testi, zorlu yüzme testi ve yükseltilmiş artı labirent testi uygulanmıştır. Çalışma sonunda hayvanlar dekapite edilerek kan örnekleri alınmış, serum örneklerinde inflamatuar moleküllerden tümör nekroz faktörü alfa (TNF-α), İnterlökin-6 (IL-6), Kortikosteron ile beyin derive nörotrofik faktör (BDNF) düzeyleri Enzim-bağlı immunosorbent analiz (ELISA) testi ile analiz edilmiştir. Deneysel çalışmaların sonunda model oluşturulan hayvanlarda depresyon ve anksiyete benzeri davranışlar gözlendi. Sükroz tercih testinde irisinin sükroz tüketimini deiyonize grubuna göre arttırdığı ve kontrole yaklaştırdığı görüldü. Zorlu yüzme testinde SKY sonrası azalan climbing ve swimming süreleri irisin uygulandığında arttı. Anksiyete benzeri davranışların değerlendirildiği yükseltilmiş artı labirent testinde model sonrası ölçümlerde kapalı kolda geçirilen sürede artış gözlendi. Ancak irisin uygulandığında kapalı kolda geçirilen sürede azalma ve açık kolda geçirilen sürede artış görüldü. Serum örneklerinde yapılan ELISA sonuçlarına göre, sham ve yaralanma oluşturulan grupta IL-6, kortikosteron, TNF-α değerleri kontrol grubuna göre arttı. Model oluşturulup irisin verilen grupta ise bu parametrelerde anlamlı düzeyde azalma olduğu gözlendi. BDNF düzeyinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamadı. Sonuç olarak, bu çalışmada ilk kez egzersizle indüklendiği bilinen irisinin kronik uygulanmasının SKY sonrası gelişen depresyon ve anksiyete benzeri davranışlar üzerinde bazı biyokimyasal parametrelerle ilişkili olarak olumlu etkileri gözlendi. Bu sonuçlara dayanarak SKY sonrası egzersiz tedavisinin davranışsal fonksiyonların geliştirilmesindeki yararlı etkisinde irisin hormonunun aracılık edebileceği düşünülmektedir.

AnksiyeteDepresyonSpinal kord+1
Seçil Yılmaz
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

İrisinin iletim tipi arterlerdeki fonksiyonel etkileri ve olası etki mekanizmalarının izole organ banyosu modelinde araştırılması

Bu çalışmada, irisin konsantrasyonlarının iletim tipi bir arter olan sıçan torasik aortu halkalarında vasküler düz kas kontraktilitesine etkileri ve bu etkilerde PKC, MEK1/2, KV, SKCa ve BKCa'nın rollerinin olabileceği hipotezinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada, 10-12 haftalık 84 adet erkek Wistar Albino sıçan kullanılmıştır. Deney hayvanlarından izole edilen torasik aort halkalarına ait izometrik kasılma yanıtları izole organ banyosu modeli ile ölçülmüştür. Araştırmada kullanılan etken ve bloker/inhibitör maddelere göre 7 deney grubu oluşturulmuştur. Tüm deney gruplarında 10-5 M PHE ile ön kasılma oluşturulmuş ve irisinin 10-9-10-6 M aralığındaki konsantrasyonları kullanılmıştır. Gruplara ait veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiş ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. İrisin 10-8, 10-7 ve 10-6 M'lık konsantrasyonlarda kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde gevşetici etki göstermiştir (p<0,001). PKC inhibitörü BIM I (10-7 M için p<0,001), MEK1/2 inhibitörü U0126 (10-7 M için p<0,05), KV blokeri XE-991 (10-7 M için p<0,001), SKCa blokeri apamin (10-7 M için p<0,05) ve BKCa blokeri TEA (10-7 M için p<0,001) inkübasyonları değişik konsantrasyonlarda irisinle indüklenen gevşeme yanıtlarını inhibe etmiştir. Bununla birlikte, BIM I, U0126 ve XE-991 çözücüsü DMSO irisine gevşeme yanıtlarını etkilememiştir (p>0,05). Sonuç olarak, irisinin sıçan torasik aortu üzerindeki fonksiyonel gevşetici etkisine yönelik ilk fizyolojik bulgulara ulaşılmıştır. Ayrıca, bu çalışma irisinle indüklenen gevşeme yanıtlarının PKC, MEK1/2, voltaja duyarlı ve kalsiyumla aktive edilen K+ kanalları etkinliğiyle ilişkili olabileceğini bildiren ilk çalışmadır. Deneysel bulgularımız, irisinin hipertansiyon ve ateroskleroz gibi anormal vazokonstriksiyonla ilişkili kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde ve tedavisinde yararlı bir ajan olabileceğini düşündürmektedir.

ArterlerOrgan banyosuPotasyum kanalları+3
Sadettin Demirel
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Unipolar ve bipolar depresyon hastalarında irisin düzeyinin değerlendirilmesi

Amaç: Dünya genelinde 300 milyondan fazla insanı etkileyen depresyon yeti yitimine neden olan hastalıklar içerisinde ilk sıralarda yer almaktadır. Biz de çalışmamızda unipolar ve bipolar depresyon hastalarında; hastalığa ait bazı değişkenlerle, literatürde nöroplastisite üzerinde olumlu yönde etkileri olduğu gösterilen irisin hormonu arasındaki ilişkiyi inceledik. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 40 unipolar depresyon tanılı hasta, 40 bipolar depresyon tanılı hasta, 40 sağlıklı kontrol dâhil edilmiştir. Katılımcıların tamamından sosyodemografik ve klinik veriler toplanmıştır. Hasta gruplarına Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAM-D), Klinik Global İzlenim Ölçeği (CGI) uygulanmıştır. Tüm grupların serum irisin değerleri ELİSA yöntemiyle ölçülmüştür. Bulgular: Çalışma gruplarında tedavi altındaki unipolar depresyon, bipolar depresyon ve kontrol grubunun irisin düzeyleri arasında istatistiki açıdan anlamlı fark saptanmıştır(p<0.05). Çalışma gruplarından bipolar depresyon ve unipolar depresyon gruplarının irisin düzeyleri arasında anlamlı fark saptanmıştır(p<0.05). Hem unipolar depresyon grubunda hem bipolar depresyon grubunda ve tüm depresyon hastalarında aynı sürede geçirilen depresif atak sayıları ile serum irisin düzeyleri arasında negatif korelasyon bulunmuştur(r=-,630, p<0.05). Sonuç: Bipolar depresyon hastalarında unipolar depresyon hastalarına göre daha düşük serum irisin düzeyleri bulunmuştur. Bipolar depresyon hastalarında geçirilmiş depresif atak sayısı unipolar depresyon grubundakilerden daha fazladır. Ayrıca her iki grupta da kendi içlerinde irisin düzeyi yüksek olanların daha düşük atak sayısına sahip oldukları görülmüştür. Bu verilerden yola çıkılarak irisin hormonu, nöroplastisite üzerindeki olumlu etkisiyle unipolar depresyonda, bipolar depresyona kıyasla ve hastalık gruplarında da kendi içlerinde; daha az atak geçirmeyi ve dolayısıyla da selim gidişatı etkiliyor olabilir sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: İrisin, Unipolar depresyon, Bipolar depresyon, Geçirilmiş depresif atak sayısı, Nöroplastisite

Bipolar bozuklukDepresyonNöronal plastisite+1
Ünzile Meryem Atalay Tataroğlu
Gaziantep University
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Veteran sporcularda farklı tip akut egzersizin serum beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF) düzeyleri ve nörobilişsel işlevler üzerine etkisi

Bu çalışmada, masa tenisi, koşu ve satranç akut egzersizlerinin veteran sporcuların serum beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF), vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), irisin düzeylerine ve nörobilişsel işlev performanslarına etkisini incelemek amaçlanmıştır. 50-65 yaş aralığındaki 30 veteran sporcu (masa tenisi, uzun mesafe koşu ve satranç) ve 10 sağlıklı erkek yetişkin, veteran masa tenisi (VMG, n:10), veteran atlet (VAG, n:10), veteran satranç (VSG, n:10) ve sedanter kontrol (SKG, n:10) grupları şeklinde çalışmaya gönüllü olarak dahil edilmiştir. VMG kalp atım hızı rezervinin (KAHrezerv) %70-75'inde akut masa tenisi (40 dakika), VAG eş şiddet ve sürede koşu ve VSG satranç egzersizleri uygularken SKG yalnızca dinlendirilmiştir. Katılımcılardan egzersizlerden önce ve hemen sonra sırasıyla serum BDNF, VEGF ve irisin seviyeleri için kan örnekleri alınıp hemen ardından Stroop (ST), İz sürme A ve B (İST A / B), Mental Rotasyon (MR) ve Reaksiyon Zamanı (RZ) testleri uygulanmıştır. Ön test- son test değerlerinin % değişimlerinin gruplar arası karşılaştırmaları için, normal dağılım gösteren değişkenlerde Tek Yönlü Varyans analizi, normal dağılım göstermeyen değişkenlerde Kruskal-Wallis analizi uygulanmıştır. Çoklu karşılaştırma testi olarak Bonferroni testi kullanılmıştır. Grup içi karşılaştırmalar için, normal dağılım gösteren değişkenlerde bağımlı örneklem t testi, normal dağılım göstermeyen değişkenlerde ise Wilcoxon işaretli sıra testi yapılmıştır. P<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Akut egzersizler sonrası VMG' de serum BDNF ve irisin seviyesinde anlamlı artış saptanırken diğer gruplarda değişiklik saptanmamıştır. Akut egzersizler sonrası hiç bir grupta serum VEGF seviyelerinde değişiklik gözlenmemiştir. Deneysel çalışma sonrasında tüm grupların RZ değerlerinde değişiklik saptanmamışken, İST B tamamlama sürelerinde anlamlı düşüşler (daha iyi performans) saptanmıştır. Akut egzersizler sonrası tüm egzersiz gruplarında MR etkin cevaplama performansı artış gösterirken SKG' de değişiklik saptanmamıştır. VMG ve VAG gruplarında İST A ve ST 5 tamamlama sürelerinde anlamlı düşüş (daha iyi performans) saptanmışken SKG ve VSG' de değişiklik saptanmamıştır. Bu sonuçlar, veteran sporcularda akut olarak uygulanan yalnızca fiziksel egzersize dayalı aerobik koşu ya da yalnızca bilişsel aktiviteye dayalı satranca kıyasla, bu iki egzersiz çeşidini tek aktivitede birleştirebilen masa tenisinin serum BDNF ve irisin üzerinde sinerjik etki sağlayabileceğini göstermektedir. Dahası farklı tip akut egzersizlerin veteran sporcuların nörokognitif işlev performanslarına olumlu etkisi olduğu ortaya koyulmuştur.

EgzersizNeurobilişsel işlevlerSinir büyüme faktörleri+4
Yakup Zühtü Birinci
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aralıklı açlık uygulamasının serum irisin ve vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) üzerine etkisi

Aralıklı Açlık Uygulamasının Serum İrisin ve Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü (VEGF) Üzerine Etkisi Son yıllarda obezite ve birçok kronik hastalığın iyileşme sürecinde aralıklı açlık rejimlerine yönelim artmıştır. Bu rejimlerin metabolizma üzerine olan etkilerinin altında yatan mekanizmalara ilişkin anlayışımız sınırlıdır. Bu çalışmada aralıklı açlığın beyaz adipoz doku bejleşmesiyle ilişkili olan irisin ve vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) düzeylerine olan etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya; 20-50 yaş aralığında herhangi bir kronik hastalığı olmayan, BKİ değeri 19-30 arası, toplam 24 (13 erkek ve 11 kadın) gönüllü birey dahil edildi. Katılımcılar 20 gün boyunca günlük 16 saatlik aralıklı açlık uyguladı. Uygulama sonrası kişiler rutin beslenme düzenlerine geri döndü. Kişilerin aralıklı açlık öncesi (1. ölçüm), sonrası (2. ölçüm) ve uygulamadan 1 ay sonra (3. ölçüm) olmak üzere venöz kanları ve antropometrik ölçümleri alındı. Elde edilen serumlardan ELISA yöntemiyle VEGF ve irisin düzeyleri ölçüldü. Antropometrik veriler ve ELISA sonuçları SPSS 22.0 programı ile analiz edildi. Katılımcıların ağırlık değişimleri değerlendirildiğinde 1. ölçüm ile 2. ölçüm değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma tespit edilirken (p<0.05), 2. ölçüm ile 3. ölçüm arasında ise anlamlı düzeyde bir artma tespit edildi (p<0.05). VEGF düzeylerinde de 2. ölçüm ile 3. ölçüm arasında anlamlı düzeyde bir azalma tespit edildi (p<0.05). İrisin düzeylerinde ise 3.ölçümde 1. ölçüme kıyasla anlamlı bir artış tespit edildi (p<0.05). Aralıklı açlık ağırlık kaybında etkili bir yöntemdir. Aralıklı açlık sonrası kişilerin günlük yemek yeme zaman aralığının artması VEGF düzeylerini azaltmaktadır. Aralıklı açlığın kilo verme ve metabolizma üzerine olan olumlu etkileri beyaz adipoz dokunun bejleşmesi ile ilişkili olabilir.

Adipoz dokuAçlıkOruç+3
Safiye Beyza Dursun
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Association between neudesin and irisin in newly diagnosed type-2 diabetes mellitus

Type 2 diabetes is the most common form of the disease, accounting for 85 to 90 percent of all cases. It is known as "insulin resistance" when the body's capacity to react to insulin action is impaired. Experimental studies suggest that neudesin is a novel energy balance and food intake regulator with implications for obesity and its associated disorders. Obesity and type 2 diabetes are two of the most common metabolic diseases, and researchers believe that irisin's ability to transform white adipose tissue cells into brown adipose tissue cells may represent new therapy options (T2DM). In 2021-2022, 100 Iraqis were placed into two groups (50 with newly T2DM, 26 male 24 female, 50 healthy subjects as control group 25 male 25 female). Neudesin and Irisin measured by ELISA technque. the standard deviation of the mean of Neudesin and Irisin for T2DM (7.09± 1.56) and (90.75± 24.82) was significantly higher than for control (1.61± 0.75), p<0.001, (30.67± 10.25) p< 0.001 .In conclusion. Measuring serum concentration of Neudesin and Irisin could be used as suggested diagnostic biomarkers for patients with newly T2DM. Also Neudesin and Irisin very useful to predict and prevent complication of patiant with diabetes mellitus type II.

Diabetes mellitusNeudesinInsulin resistance+1
Lara Abdulkhudhur Kadhım Kadhım
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Investigate the relationship between plasma levels of irisin, galectin-3 and cystatin-C in patients with cardiovascular disease in Iraq/Al-Anbar governorate

Patients with CVD were recruited for this study to examine the cut-offs, specificity and sensitivity of plasma levels of Irisin, Galectin-3 and Cystatin-C and the association between these indicators. 60 patients with a lower left ventricular ejection fraction (EF) by transthoracic echocardiography and another 40 patients (28 male, 12 female; mean age 48.55±10.08 year with a normal EF determined by transthoracic echocardiography as the control group) were analyzed. Compared to healthy controls, patients with CVD had higher plasma levels of Galectin-3 (p=0.002) and Cystatin-C (p=0.0023) and lower plasma levels of Irisin (p=0.0023). There was good sensitivity and specificity in the ROC curves for Galectin-3 (80 % and 90 %), Irsin (85 % and 94 %), and Cystatin-C (89 % and 97.4 %) as indicators of CVD. Age, body mass index (BMI), blood pressure, creatine kinase MB (CKMB), Aspartate aminotransferase (AST), Lactate dehydrogenase (LDH), total cholesterol (TC), triglycerides (TG), and LDL-cholesterol levels were significantly higher while HDL-cholesterol levels were significantly lower among groups of patients compared to the control group. The present results concluded that Irisin, Galectin-3 and Cystatin-C assessment can be employed as a CVD diagnostic tool in clinical practice in Iraqi population. Keywords: Cardiovascular disease, Irisin, Cystatin –C, Galectin-3

Galectin-3Cardiovascular diseasesCystatins+1
Mahmood Ismael Mohammed Al-fayyadh
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Obez ve sporcularda serum irisin, adropin ve preptin değerlerinin araştırılması

Obezite tüm dünyada hızla yayılan ve birçok hastalığın altında yatan temel faktörlerden biridir. Günümüzde enerji homeostazisinin düzenlenmesinde periferal dokuların endokrin işlevleri gittikçe önem kazanmaktadır. İrisin, adropin ve preptin enerji homeostazisinin düzenlenmesinde görev alan ve yeni keşfedilmiş endokrin faktörlerdir. İrisin özellikle kas orijinli olup beyaz adipoz dokuyu kahverengi adipoz dokuya çevirerek enerji harcanmasına neden olan bir proteindir. Adropin enerji homeostazının düzenlenmesi ve insülin yanıtının sürdürülmesinde rol oynayan ve ENHO geni ile kodlanan bir proteindir. Preptin ise pankreasın β hücrelerinden insülinle birlikte salgılanan peptid yapılı bir hormondur. Bu enerji düzenleyici peptidler obezite ile mücadelede hücresel iletişimde rol oynayarak klinik fayda sağlayabileceği düşünülmektedir. Çalışmamız fazla kilolu veya obez (n= 25), düzenli aerobik egzersiz yapan (n=25) ve sedanter (kontrol, n=25) grupları olmak üzere 30-40 yaşları arasındaki erkek bireylerden oluşmaktadır. Tüm kan örnekleri 8 saatlik gece açlığından sonra alınmış ve santrifüj edilerek serum ayrılmıştır. İrisin, adropin ve preptin miktarı ticari olarak bulunan ELISA kiti kullanılarak, hazırlanan serum örneklerinde çalışıldı. Obez grupta serum irisin seviyesi kontrol ve sporcu gruplarından önemli derecede yüksek bulundu (p<0.01). Obez grupta serum adropin seviyesi kontrol ve sporcu gruplarından önemli derecede düşük bulundu (p<0.05). Serum preptin seviyesi bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu çalışmayla sporcu bireylerde serum irisin seviyesinin dinlenme periyodundan sonra sedanter bireylerle aynı seviyede olduğu, obez bireylerde ise kas aktivitesinin fazla olması sebebiyle yükseldiği düşünülmektedir. Ayrıca obez bireylerde serum adropin seviyesinin düşük bulunması obez bireyler için metabolik hastalıklar açısından risk faktörü olarak değerlendirilmektedir. Sonuç olarak, irisinin fizyolojik faydalarından yararlanmak için hareketli bir yaşam tarzı önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Obezite, egzersiz, irisin, adropin, preptin

AdropinEgzersizObezite+4
Beytullah Özkaya
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Exploration the relationship between Salusin-α, Salusin-β and Irisin levels in patients with heart disease in AL-Anbar state

The primary causes of death worldwide are heart disease (HD). Cardiovascular disease (CVD) includes a variety of problems, including those affecting the myocardial muscles and the circulatory system that supplies the heart. CVD is as a rule connected with atherosclerosis; an inflammatory disease characterized via the accumulation of lipids and fibrous elements in relation to medium arteries. In this thesis study, a case-control study was designed for 85 Iraqi volunteers aged 35 and over. Of these, 25 were generally "healthy" with no history of CVD, while 60 Iraqi patients with CVD. These patients are registered as CVD patients in the "Cardiac Care Unit" in Anbar Hospitals, Iraq. The aims of the present is to measure the levels of salusin-α, salusin-β, irisin, lipid profile, as well as assessment of insulin resistance (IR) based on fasting serum glucose, insulin hormone, and a homeostatic model (HOMA-IR) in the serums of CVD patients who are subject to before cardiac catheterization (BCC) and after cardiac catheterization (ACC) and to compare these levels between them and also with the ones of the healthy (control) group. In addition to compare each parameter with subgroup of age and BMI. The present data showed a significantly higher level in the salusin-β and significantly lower levels in the salusin-α and irisin with ACC and BCC groups when compared with that of the healthy control group. The same results were also found in BCC group when compared with ACC group. The statistical analysis of our results showed the salusin-α, salusin-𝛽 and irisin, can be used as a diagnostic tool for CVD risks in Iraqi population in clinical practice with the cut-off values of 95 pg/mL, 214 pg/mL and 1.3 µg/mL respectively, with sensitivities of 97.8%, 100% and 85.7% and specificities of 97.4%, 95.2 and 97.4%, respectively. The results in patients with ACC and BCC groups have also shown that there is a significant increase in the glucose, insulin, HOMA-IR, TC, LDL, TG, VLDL levels when compared with that of the healthy control group. When comparing BCC patients with ACC patients groups there were a significantly higher level in the TC, LDL, TG, and VLDL accompanied with a low in the HDL level and non-significant in the glucose, insulin and HOMA-IR. Moreover, our findings indicate that overweight and obesity appears to be the most important risk factor for CVD, especially in adult men obese individuals, and this study suggests Iraqi population-based research have shown that salusin-α, salusin-𝛽, irisin and HOMA-IR might be a good candidate diagnostic marker for detecting atherosclerosis in the general population.

Heart diseasesSalusin αSalusin β+3
Aymen Farıs Hammood Hammood
Kırşehir Ahi Evran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Fruktozla beslenen ratlarda stevia rebaudiana'nın serum irisin ve glukagon benzeri peptit 1 (GLP1) düzeyleri üzerine etkileri

Bu çalışmanın amacı, fruktozla beslenen ratlarda Stevia rebaudiana'nın serum irisin ve glukagon benzeri peptid 1 (GLP-1) düzeyleri üzerine etkisinin araştırılması ve stevianın karaciğer, böbrek ve beyin dokularına olan etkisinin histopatolojik olarak değerlendirilmesidir. Bu amaçla 42 adet erkek Sprague Dawley rat kullanılmıştır. Gruplar, K; kontrol, S-6; 6 mg/kg stevya, S-12; 12 mg/kg stevya, F; %20 fruktoz, F-6; %20 fruktoz + 6 mg/kg stevya, F-12; %20 fruktoz + 12 mg/kg stevya şeklinde oluşturulmuştur. 16 haftalık denemenin sonunda serum örneklerinde glukoz, total protein, albümin, ALT, AST, LDH, üre, ürik asit, kreatin, total kolesterol, trigliserit, HDL, LDL ve irisin ile GLP-1 düzeyleri ölçülmüştür. Ayrıca tüm deney gruplarındaki ratların karaciğer, böbrek ve beyin dokusu hemotoksilen-eosin ile boyanarak, bu dokularda hasar olup olmadığı araştırılmıştır. Serum glukoz düzeylerinin K grubuna göre, F, F-6 ve F-12 gruplarında yükseldiği, S-6 ve S-12 gruplarında düştüğü ve gruplar arasındaki bu farkın istatistiksel olarak önemli olduğu görülmüştür (P<0,05). Serum irisin ve GLP-1 seviyelerinde gözlenen farklılıkların anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Yalnızca stevya verilen ratların karaciğer dokularında hafif bir steatoz gözlenmiştir. Fruktoz ve stevyanın birlikte verildiği ratların karaciğer dokusunda ise daha şiddetli steatoz görülmüştür. Fazla miktarda stevya kullanımının karaciğere zararlı olacağı görüldüğü için stevyayı kabul edilebilir miktarlarda tüketmeye özen gösterilmelidir. Ayrıca metabolik sendroma yatkın bireylerin stevya kullanırken daha dikkatli olmaları gerektiği sonucuna varılmıştır.

FruktozGLP-1Glukagon+6
Aslıhan İnci
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Metastatik olmayan meme kanseri hastalarında, vücut yağ dağılımının; adiponektin, leptin ve irisin düzeyleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç-hipotez: Meme kanseri ve obezite toplumsal bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Meme kanseri tümör hücrelerinin doğasını daha iyi anlayabilmek ve bu hastalığa sahip hastaları tedavi ederken elimizi güçlendirmek için fizyopatolojiyi ve risk faktörleri iyi belirlemek ve tedavilerinde ve takiplerinde yeni seçenekler oluşturulmasına katkı sunabilmek için meme kanseri hastalarında vücut yağ dağılımının adiponektin, leptin ve irisin düzeyeleri ile ilişkisini değerlendirmek istedik. Yöntem: Çalışmaya 2019-2020 yılları arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi medikal onkoloji polikliniğine başvuran evre 4 olmayan 60 meme kanseri hastası, medikal onkoloji polikliğinde takiplerini sürdüren meme kanseri açısından kür olmuş izlemde olan 60 takip hastasını ve hastanemize herhangi bir sebeple başvuran ve kronik bir hastalığı saptanmamış sağlıklı 60 gönüllüyü dahil ettik. 180 kişilik çalışma grubununun uzman diyetisyenler gözetiminde Tanita BC-418 MA cihazıyla vucüt ağırlıkları, vücut yağ dağılımları ve abdominal yağ miktarı ölçüldü. Hastaların boyları ölçüldü ve BMI hesaplanarak hastaların sonuçlarının yazıldığı analiz kağıtları dosyalandı. Plazmadan adiponektin, leptin ve irisin düzeyleri bakıldı. İstatiksel değerlendirmede SPSS-18 programı kullanılmıştır. p değeri <0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastalardan meme kanseri yeni tanı grubunun yaş ortalaması 55,18, meme kanseri izlem grubunun 53,90, kontrol grubunun 49,36 olarak geldi. Meme kanseri grubunun ortalama VKİ: 29,52 kg/m2, Meme kanseri izlem grubunun ortalama VKİ:31,78 kg/m2, kontrol grubunun ortalama VKİ: 32,47 kg/m2 olarak saptandı. Adiponektin düzeyleri meme kanseri yeni tanı grubunda ortalama 4,03 mg/L, meme kanseri izlem grubunun 4,82 mg/L, kontrol grubunda 4,42 mg/L (p=0,363) olarak sonuçlandı. Leptin sonuçları meme kanseri yeni tanı grubunda 13,08 ng/ml, meme kanseri izlem grubunda 22,23 ng/ml, kontrol grubunda 17,73 ng/ml (p=<0,001) olarak sonuçlandı. İrisin düzeyleri meme kanseri yeni tanı grubunda 11,58 ng/ml, meme kanseri izlem grubunda 17,02 ng/ml ve kontrol grubunda 15,86 ng/ml (p=0,002) olarak sonuçlandı. Sonuç: Meme kanseri yeni tanı grubunda serum irisin düzeyleri meme kanseri izlem grubuna göre daha düşük saptanmış olup çalışma anlamlı sonuçlanmıştır. İrisin meme kanser i hastalarının takibinde kullanılabilirliği ve terapötik etkileri için daha geniş hasta gruplarında çalışılmalıdır.

AdiponektinAdipoz dokuLeptin+6
Güven Yıldız
Aydın Adnan Menderes University
2020
00

İlgili konular