Hearing loss
207 theses under this subject heading
Bilateral koklear implantlı çocuklarda ses lokalizasyonu üzerinde baş hareketlerinin etkisinin araştırılması
Bilateral koklear implant kullanıcısı çocuklar, arka plan gürültüsü, yankılanma ve mesafe gibi durumlarda ses kaynaklarının yerini belirlemede zorluk yaşarlar. Günümüzde gelişen teknolojiyle sanal gerçeklik sistemleri kullanılarak lokalizasyonda baş hareketlerinin etkileri araştırılabilir. Bu çalışmada eş zamanlı ve ardışık bilateral koklear implant kullanıcılarında baş hareketli ve hareketsiz dinleme koşulunda farklı açı, mesafe ve yönlerde ses lokalizasyon becerisini üç boyutlu olarak inceleyerek, birbirleriyle ve normal işiten yaşıtlarıyla karşılaştırmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, baş hareketli ve hareketsiz koşulda sanal gerçeklik sistemi kullanılarak üç boyutlu olarak sesleri lokalize etme becerisi üç boyutlu hata miktarları hesaplanarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya, Moxo Dikkat Testi'nden geçen 6-14 yaş aralığındaki 14 bilateral eş zamanlı koklear implant kullanıcısı, 18 bilateral ardışık koklear implant kullanıcısı ve 21 bilateral normal işiten çocuk dahil edilmiştir. Çocuklar kendilerini çevreleyen bir yay çevresinde ön ve arka yarı alanlarda değerlendirilerek ön-arka karışıklık yüzdeleri de hesaplanmıştır. Çalışmanın sonucunda, normal işiten grubun üç boyutlu lokalizasyon becerisi ile çalışma grupları arasında her iki dinleme koşulunda azimut hatası, ön-arka, sağ-sol, genel üç boyutlu hata miktarları ve ön-arka karışıklık yüzdesi açısından anlamlı farklar elde edilmiştir (p<0,001). Sanal Gerçeklik Lokalizasyon Testi'nde baş hareketli ve baş hareketsiz dinleme koşulları arasında azimut hatası, genel hata miktarları ve ön-arka karışıklık yüzdeleri açısından anlamlı fark elde edilmiştir (p<0,05). Her üç grupta değerlendirilen iki yakın mesafenin algısı konusunda anlamlı fark elde edilmemiştir (p>0,05). Araştırmadan elde edilen veriler doğrultusunda baş hareketlerinin ses lokalizasyon becerisini iyileştirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Gelecek çalışmalarda, işitsel rehabilitasyona baş hareketinin dahil edilmesiyle lokalizasyon becerisindeki değişimin değerlendirilmesi önerilmiştir.
Yenidoğan işitme taraması sonrası risk altındaki gruplarda takip süreçlerindeki kayıplar ve ilişkili faktörlerin araştırılması
Bu araştırma, yenidoğan işitme tarama programında ilk tarama testinden "geçti" sonucu almasına rağmen risk faktörü taşıdığı için altıncı ayda izlem önerilen bebeklerdeki takip kaybı oranını ve bu duruma etki eden faktörleri incelemeyi amaçlamaktadır. Aynı zamanda ebeveynlerin geç başlangıçlı işitme kaybı farkındalığı ile risk faktörlerine ilişkin bilgi düzeyleri değerlendirilmiştir. Araştırmaya, 01.09.2019 – 15.06.2024 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi'nde doğan ve riskli grupta yer alan 543 bebek dahil edilmiştir. Takip kontrolüne devam eden ve etmeyen bebekler karşılaştırılmış; annelerle yapılan görüşmeler aracılığıyla takip kaybı nedenleri ve bilgi düzeylerine ilişkin veriler toplanmıştır. Takip için yönlendirilen bebeklerin %72'si (n=389) altıncı ay kontrolüne gelmemiştir. Gelmeme nedenleri arasında ilk sırada unutma (%42), ikinci sırada ise kontrolün gerekmediğine inanma (%19) yer almıştır. Ayrıca ebeveynlerin %77'si geç başlangıçlı işitme kaybı tanısını daha önce duymadığını, %75'i ise bebeklerinin bu açıdan risk grubunda olduğunu bilmediğini ifade etmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen verilere göre, ikinci (β = -1.117, p < 0.001) ve üçüncü (β = -0.807, p = 0.0225) çocukların işitme tarama kontrolüne getirilme olasılığı birinci çocuğa kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşüktür. Takibe gelme eğilimi, prematürite, ventilasyon desteği, ototoksik ilaç kullanımı ve ailede işitme kaybı öyküsü gibi risk faktörlerine sahip olan katılımcılar arasında, diğer risk gruplarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p < 0.001). Ek olarak, sosyoekonomik düzey ile geç başlangıçlı işitme kaybı farkındalığı arasında orta düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r = 0.42, p < 0.001). Elde edilen bulgular, riskli bebeklerin takibinin sürekliliğini sağlamak için sağlık kayıtlarının bütüncül şekilde kullanılması, ebeveynlerin yapılandırılmış sistemlerle bilgilendirilmesi ve toplum düzeyinde farkındalık artırıcı stratejilere ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Yenidoğan İşitme Tarama, Risk Faktörü, Takip Kaybı, Geç Başlangıçlı İşitme Kaybı
Adölesan koklear implant kullanıcılarında müzikal algının değerlendirilmesi
Koklear implant, ileri/çok ileri derecede sensörinöral işitme kaybı olan bireylere uygulanan elektronik bir sistemdir Koklear implantlı bireyler, konuşmanın zamansal ince yapılarının implant tarafından nasıl iletildiğiyle ilgili bazı sorunlar nedeniyle, özellikle müziği algılamada normal işiten akranlarının gerisinde kalırlar. Birçok araştırma, koklear implantlı bireylerde müziği algılama becerisinin her zaman aynı olmadığını ve her iki alanın daha da geliştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu çalışmanın amacı, adölesan koklear implant kullanıcılarında müzik algısının araştırılmasıdır. Çalışmaya 12-18 yaş aralığında tek taraflı koklear implant kullanıcısı 24 adölesan ve bilateral normal işitmeye sahip 12 adölesan dahil edildi. Katılımcıların müzikal algısını değerlendirmek için Perde Yönü Ayırt Etme ve Melodik Kontur Tanıma testleri sırayla uygulandı. Ayrıca katılımcılara müzik ile ilgili subjektif değerlendirme de yapıldı. Çalışmanın bulguları doğrultusunda, Perde Yönü Ayırt Etme (p = 0.07) ve Melodik Kontur Tanıma Testlerinde (p = 0.001) normal işiten grup ile koklear implant grubunu arasında anlamlı fark elde edildi. İki grup arasında şarkı sözü anlama durumunda anlamlı fark elde edildi (p = 0.001). Perde Yönü Ayırt Etme ve Melodik Kontur Tanıma testleri arasında anlamlı ilişki elde edildi (p < 0.001, r=-0.52). Normal işiten bireyler ile koklear implant yaşı 6 yıldan fazla olan grup arasında Perde Yönü Ayırt Etme (p = 0.028) ve Melodik Kontur Tanıma Testlerinde (p < 0.001) anlamlı fark elde edildi. Koklear implant kullanıcılarının perde yönü ve melodi algısında zorluk yaşadıkları sonucuna varılıp, erken yaşta koklear implant kullanımının müzik algısına katkısı olduğu düşünüldü.
Normal işiten tinnituslu bireylerde gizli işitme kaybının araştırılması
Tinnitus, harici bir uyaran olmaksızın birey tarafından hissedilen anormal ses algısı olarak tanımlanmaktadır. Tinnitusun altında yatan mekanizmaları aydınlatmak için pek çok çalışma yapılmıştır. Tinnitus nedeni, algısal özellikleri ve eşlik eden semptomları açısından klinik olarak heterojendir. Bu çalışmanın amacı tinnitus etiyolojisi için potansiyel bir faktör olarak gösterilen gizli işitme kaybını araştırmaktır. Çalışmaya standart ölçümlere göre (0,125-8 kHz) normal işiten 20 tinnituslu birey (çalışma grubu) ve 20 normal birey (kontrol grubu) katılmıştır. Katılımcıların 0,125-16 kHz aralığında saf ses işitme eşikleri belirlenmiştir. Sonrasında katılımcılara davranışsal ve elektrofizyolojik testler uygulanmıştır. Katılımcıların ABR bulguları incelendiğinde tinnituslu bireylerin I. dalga amplitüdlerinin ve V. dalga amplitüdlerinin normal bireylere kıyasla daha düşük olduğu gözlenmiştir (p<0,05). Bireylerin genişletilmiş yüksek frekans işitme eşikleri değerlendirildiğinde tinnituslu bireylerin işitme eşiklerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). TEOAE bulguları incelendiğinde tinnitus grubunda çoğu frekansta anlamlı farklılaşma görülmemesine rağmen daha düşük emisyon cevabı elde edilmiştir (p>0,05). Her iki grupta kontralateral supresyon ölçümü sonucunda 1000 Hz haricindeki frekanslarda anlamlı farklılaşma görülmemiştir (p>0,05). Ayrıca tinnitus grubunda akustik refleks eşiği daha yüksek elde edilmiştir (p<0,05). Katılımcıların gürültüde konuşma algısı becerileri değerlendirildiğinde tinnituslu bireylerin gürültüde konuşma algısı performansının daha zayıf olduğu görülmüştür (p<0,05). Eşik üstü işlemleme becerileri incelendiğinde tinnituslu bireylerin daha zayıf performans gösterdiği saptanmıştır (p<0,05). Elde edilen bulgular değerlendirildiğinde tinnitusun genişletilmiş yüksek frekans işitme eşiklerindeki kayıp ile ilişkili olabileceği düşünülmüştür. Gürültüde konuşma algısının ve eşik üstü işlemleme becerilerinin bozulmasının nedeni koklear hasarla ilişkili olabilir. Anahtar Kelimeler: Tinnitus, Gizli İşitme Kaybı, Genişletilmiş Yüksek Frekans
Annelerin perspektifinden işitme kaybı ve yenidoğan işitme tarama programları
Çalışmada annelerin işitme kaybına dair bilgi düzeyleri, yenidoğan işitme tarama programlarına dair memnuniyetleri ve algıladıkları stres düzeyinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma Buca Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde bebeğine yenidoğan işitme taraması uygulanan 19-46 yaş aralığında 75 anne ile gerçekleştirilmiştir. Anneler yenidoğan bebeğe sahip olanlar ve 12-60 ay aralığında küçük çocuğa sahip olanlar olmak üzere iki grupta incelenmiştir.Her grup işitme tarama testine göre geçti sonucunu alanlar ve refere edilenler olarak ikiye ayrılmıştır. Değerlendirmede İşitme Kaybına Yönelik Anne Bilgi Düzeyi Kontrol Listesi, Yenidoğan İşitme Tarama Programı için Ebeveyn Memnuniyet Anketi ve Algılanan Stres Ölçeği kullanılmıştır. Bilgi düzeyi, memnuniyet ve stres faktörleri arasındaki ilişki incelendiğinde işitme kaybına yönelik bilgi düzeyinin tarama öncesi bilgilendirmeye dair memnuniyet ile negatif (p<0.05), toplam memnuniyet ile pozitif korelasyon (p<0.05) gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Tarama programına yönelik genel memnuniyet, personele (p<0,01) ve randevu sürecine (p<0,01) yönelik memnuniyet ile pozitif korelasyon göstermiştir. Tarama programına dair toplam memnuniyet puanları ile personel (p<0,01), randevu (p<0,01) ve genel memnuniyet (p<0,01) puanları arasında güçlü pozitif korelasyon elde edilirken tarama öncesi bilgilendirmeye yönelik memnuniyet ile negatif korelasyon elde edilmiştir (p<0.01). Personele yönelik memnuniyet ile bilgilendirmeye yönelik memnuniyet arasındaki ilişki negatif yönlü (p<0.05), randevu süreci memnuniyeti ile güçlü pozitif yönlü (p<0,01) elde edilmiştir. Annelerin stres düzeyi ile bilgi ve memnuniyet durumları arasında ise herhangi bir korelasyon elde edilmemiştir(p>0,05).Çalışmanın sonucunda gruplar arasında işitme kaybına dair bilgi düzeyi ve algılanan stres açısından anlamlı farklılık gözlenmezken memnuniyet düzeyleri arasında anlamlı fark elde edilmiştir. Bu farkın personel faktörüne bağlı olabileceği düşünülmüştür. Elde edilen bulguların işitme tarama programının iyileştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
İşitme kayıplı bireylerde arka plan konuşma gürültüsü varlığında konuşma algısı
. Bu çalışmanın amacı tek konuşmacılı arka plan gürültüsünde hedef konuşma algısı performansının normal işiten ve bilateral işitme cihazı kullanan işitme kayıplı yetişkinler arasında karşılaştırılması ve hedef konuşmayı algılarken ses farkı ipuçlarından yararlanma becerisini değerlendirmektir. Çalışmaya kontrol grubu olarak normal işiten 19-52 yaş aralığında (ortalama 31.4 ± 9.4) 30 yetişkin ve çalışma grubu olarak her iki kulağında da işitme cihazı kullanan 18-62 yaş aralığında (ortalama: 36.3 ± 12.6) 30 işitme kayıplı yetişkin katılmıştır. Kullanılan materyal Hacettepe Üniversitesi ve University of Groningen iş birliği ile University of Groningen laboratuvarlarında oluşturulmuştur. Test, toplamda 91 aşamadan oluşmaktadır. Hedef cümleler üç ayrı sinyal gürültü oranında (-6 dB, 0 dB, +6 dB) ve dört farklı ses ipucu farklılığı (Aynı, ΔF0, ΔVTL, ΔF0+VTL) kombinasyonu ve kontrol koşulu olarak arka plan gürültüsü olmayan yedi cümleyi içermektedir. Dinleme görevi sonucunda, katılımcıların yanıtlarının doğruluk skorları, sinyal gürültü oranı, ses ipucu farklılıklarına göre normal işiten ve işitme kayıplı yetişkinler arasında karşılaştırılmıştır. Veri analizi ve görsel grafikler R (versiyon 4.2.3 R Core Team, 2020) ile yapılmıştır. Skorlar doğruluk oranı (0-1) temel alınarak raporlanmıştır. Her iki grubun performansı sinyal gürültü oranı baz alınarak incelenmiş ve istatistiksel analizi için Generalized Additive Model (GAM) modeli uygulanmıştır. GAM modeline her bir grup için göre kübik regresyon uygulanmış, k parametresi 3'e ayarlanmış ve tüm modelleme sınırlı maksimum olabilirlik metoduna (restricted maximum likelihood method) göre yapılmıştır. Bulgular, artan TMR ve artan ses ipuçları ile konuşma ayırt etme skorlarının arttığı görülmekle beraber, normal işiten ve işitme kayıplı dinleyiciler arasında anlamlı derecede fark gözlenmiştir (p<0.05).
Unilateral koklear implant kullanıcısı bireylerde dinleme çabasının objektif ve subjektif olarak değerlendirilmesi
Dinleme çabası, belirli bir dinleme görevi sırasında kişiye ve/veya işitsel uyaranın özelliğine bağlı olan zorlukların üstesinden gelebilmek için bilişsel kaynakların kullanılması olarak tanımlanır. Bu çalışmada klinik uygulamada dinleme çabasının objektif ölçümü için oldukça önemli olan pupillometri yönteminin fayda ve limitasyonları buna bağlı olarak işitme kayıplı bireylerin değerlendirilmesinde uygulanabilirliği açıklanmıştır. Bu çalışmanın amacı, tek taraflı koklear implant kullanıcılarının dinleme çabasını objektif ve subjektif olarak değerlendirmek ve normal işiten bireylerden elde edilen değerler ile karşılaştırmaktır. Bu çalışmada anadili Türkçe olan 14 tek taraflı koklear implant kullanıcısı ve 14 normal işitmeye sahip toplam 28 bireyde Türkçe Matris test cümleleri kullanılarak, Matris test içerisindeki gürültüde konuşmayı ayırt etme eşiklerini (KAE) %50 ve %70 ayırt etme seviyelerine göre her bir grubu 2 farklı durumda monaural test edecek şekilde düzenlenmiştir. Çift görev paradigması ile pupil boyutu ve cevap süresi kaydedilmesiyle dinleme çabası değerlendirilmiştir. Çalışmanın birincil görevi işitsel sunulan uyaranların tekrarlanması, ikincil görevi görsel olarak sunulan fonetik dengeli tek heceli kelimeler arasında uyak bulunması şeklinde uygulanmıştır. Çalışma sonucunda cevap süresi ve pupil boyutu ölçümleri arasında anlamlı korelasyon elde edilmiştir (r = ,177, p<.001). Pupil boyutu ölçümlerinde Türkçe Matris testinde konuşma anlaşılırlık eşiği %50'den %70'e çıkarıldığında özellikle tek taraflı implant kullanan grupta anlaşılırlık oranları artsa da pupil boyutunda anlamlı bir değişim gözlenmemiştir. %50 ve %70 anlaşılırlık seviyelerinin değişimi normal grupta anlamlı bir fark yaratmıştır. Cevap süresi ölçümlerinde %70 KAE seviyesinde çalışma grubu ve kontrol grubu arasında anlamlı farklılık edilmiştir. Sonuç olarak anlaşılırlık seviyesi artınca koklear implant kullanan grupta normal işiten gruba göre cevap süresi daha uzun bulunmuş dolayısıyla anlaşılırlık artsa bile tek taraflı implant kullanan grupta dinleme çabası normal işiten bireylere göre daha fazla olarak gözlemlenmiştir.
Normal işitmeye sahip öğretmenlerin gürültüde işitme ve konuşmayı anlama performanslarının değerlendirilmesi
Öğretmenler, okulda bulundukları süre boyunca sınıf içi ve sınıf dışı tüm gürültülere maruz kalmaktadır. Bu çalışmanın amacı, normal işitmeye sahip öğretmenlerin işitme, konuşma ve gürültüde konuşmayı anlama performanslarının normal işitmeye sahip bireylerle karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya 25-45 yaş arası, normal işitmeye sahip olan ve aktif olarak görev yapan 16 öğretmen (14 Kadın, 2 Erkek) ve gürültüye maruz kalmamış 16 birey (13 Kadın, 3 Erkek) dahil edilmiştir. Katılımcılara standart odyolojik test bataryasına ek olarak yüksek frekans odyometri, bozulma ürünü uyarılmış otoakustik emisyon (Distortion Product Otoacoustic Emission- DPOAE), TEN (Threshold Equalizing Noise) testi, Türkçe Matrix test, Tinnitus Engellilik Anketi, Konuşma, Uzaysal Algı ve İşitme Kalitesi Ölçeği ve Weinstein Gürültü Hassasiyet Ölçeği uygulanmıştır. Tüm katılımcılarda standart test bataryasındaki testlerden elde edilen bulgular normal sınırlarda elde edilirken, akustik refleks eşiği testinde gruplar arası sol kulakta 500 ve 2000 Hz frekanslarda anlamlı farklılık elde edilmiştir (p<0,05). Diğer testlerden elde edilen bulgulara göre; gruplar arası yüksek frekans odyometride her iki kulakta 9 kHz ve 11200 Hz frekanslarda, TEN testinde her iki kulakta tüm frekanslarda, DPOAE testinde sol kulakta tüm frekanslarda, sağ kulakta ise 8000 Hz harici tüm frekanslarda S/G değerlerinde, Türkçe Matrix testte sol kulak, sağ kulak ve binaural S/G değerlerinde anlamlı farklılık elde edilmiştir (p<0,05). Yapılan tüm anketlerde ve anketlerin birbirleriyle olan korelasyonlarında anlamlı fark elde edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak sürekli ve düzenli olarak gürültüye maruz kalmak, öğretmenlerde koklear sinaptopatiye ve buna bağlı olarak gizli işitme kaybına neden olmaktadır. Sınıf içi ve sınıf dışı gürültünün öğretmenlerde işitsel semptomlarda artış ve psikolojik yönden olumsuz yönde etkilediği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Gürültü maruziyeti, koklear sinaptopati, gizli işitme kaybı, 111111111111111111gürültü
Assessment of binaural benefits in hearing and hearing impaired listeners
The primary goal of this study was to investigate which speech material is most appropriate as stimulus in head shadow effect (HSE) and binaural squelch (SQ) tests. The most appropriate speech material was then used to obtain normative values of both tests. The second goal was to explore the results of the HSE, SQ, azimuth localization (LOC), and the Speech, Spatial, and Qualities of Hearing (SSQ) scale in bilateral cochlear implant (CI) users. Study participants consisted of 30 normal-hearing (NH) persons and 34 bilateral CI users. In the first phase of the study, six NHs and 11 CI users underwent both HSE and SQ tests. Tests were done twice with three different speech materials: monosyllabic words (NVA), disyllabic words (BLU), and sentences (LiCoS). In both groups (NH and CI) and for both tests (HSE and SQ), the results for the different speech materials were calculated in terms of (a) effect size; (b) test-retest reliability and (c) inter-individual variability. In the second phase, the speech material selected in the first phase was used to test a further 24 NH participants to obtain normative values for both tests. In the third phase, both tests were administered to a further 23 bilateral CI users who had at least six months of binaural listening experience. In addition to the HSE and SQ tests, the LOC test and the SSQ scale were used. The results of the first phase indicated that BLU and LiCoS were better test materials for HSE and SQ tests compared to NVA. Although BLU and LiCoS revealed similar results in terms of effect size and inter-individual variability, LiCoS was preferred over BLU for the subsequent phases of the study due to its higher test-retest reliability, especially in CI users. In the NH group the mean (± standard deviation) HSE and SQ were 58±14% and 22±11%, respectively. In the CI group, the mean HSE was 49±13% and the mean SQ was 13±14%, and both were significantly lower than those of the NH group (p<0.05). There were no statistically significant correlations between the HSE, SQ, LOC, and SSQ results. Further analysis did also not reveal any significant correlations between the test results and demographic variables (p>0.05). Sentence tests are preferred as stimulus material in the binaural HSE and SQ tests. Normative data are given for HSE and SQ with the LiCoS sentence test. HSE benefits are positive for all bilateral CI users, while SQ benefits are positive in approximately seven out of ten cases. Because of the high test-retest variability, these tests do not seem suitable for individual evaluations, but should only be used for group comparisons.
İşlevsellik, yetiyitimi ve sağlığın uluslararası sınıflandırması bakış açısıyla işitme kaybı olan yetişkinlerin yaşama katılımlarının ve çevresel faktörlerin etkisinin incelenmesi
İşitme sorunları, günlük aktivitelerde ve toplumsal katılımda kısıtlamalara neden olabilir. Bu da bireyin sağlıkla ilgili yaşam kalitesini, bilişsel ve duygusal işlevlerini etkileyebilir(1-3). Akustik ortam gibi dış faktörlerin ve başa çıkma stratejileri gibi kişisel faktörlerin bireyin işlevselliğini etkilediği gösterilmiştir. Bu çalışmada işitme kaybı olan erişkin bireylerin işitme kaybına bağlı olarak etkilenen yaşama katılımlarının ve katılımcıları etkileyen çevresel faktörlerin ICF bakış açısıyla incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Türkçe geçerlik-güvenilirliği yapılmış, erişkin bireylerde işitme kaybının etkilerini değerlendirmede yaygın olarak kullanılan ölçekler ve ICF sınıflandırma sistemi temel alınarak kullanılacak değerlendirme araçları belirlenmiştir. Çalışmaya 18-60 yaş aralığında işitme güçlüğü şikayetiyle başvurmuş; çok hafif dereceden çok ileri dereceye kadar farklı derecelerde iletim, sensörinöral ve mikst tipte tek taraflı veya bilateral işitme kaybı olan bireyler dahil edilmiştir. Değerlendirme sürecinde bireylerin yaşama katılımlarının değerlendirilebilmesi amacıyla İşitme Engeli Ölçeği Erişkin Formu, Amsterdam İşitsel Yetersizlik ve Engellilik Anketi, Dünya Sağlık Örgütü Yetiyitimi Değerlendirme Çizelgesi (WHODAS), İşitme cihazı kullanan bireyler için İşitme Cihazı Memnuniyet Anketi (APHAB); çevresel faktörlerin etkisini değerlendirme amacıyla Çevre Kalite Ölçeği kullanılmıştır. ICF İşitme Kaybı Kapsamlı Temel Set İle İEÖ Erişkin Form, Amsterdam İşitsel Yetersizlik ve Engellilik Anketi ve İşitme Cihazı Memnuniyet Anketi (APHAB) maddeleri eşleştirilmiştir. Eşleştirme sonucunda ICF İşitme Kaybı Kapsamlı Temel Set maddeleri ile eşleştirilen üç değerlendirme aracının eşleşme oranı % 29 olarak bulunmuştur. Yaşama katılımı değerlendirme amaçlı kullanılan ölçekler arasında pozitif yönlü, yüksek düzeyde anlamlı ilişki gözlenmiştir. Çevresel faktörleri değerlendirme amaçlı kullanılan ölçek ile yaşama katılımı değerlendirme amaçlı kullanılan ölçekler arasında özellikle çevresel engel maddelerinde yüksek düzeyde anlamlı ilişki gözlenmiştir(p<0.05).
Koklear implant ile kontralateral işitsel beyin sapı implantı kullanan çocuklarda fonem ayırt etme ve lokalizasyon becerilerinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, koklear implant (CI) ile kontralateral işitsel beyin sapı implantı (ABI) kullanıcısı çocuklarda fonem ayırt etme, lokalizasyon ve işitme ile ilgili yaşam kalitesi değerlendirmelerini yaparak kullanılan farklı modalitelerin işitsel performans sonuçları üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmaktır. CI ile kontralateral ABI kullanıcısı, 6-18 yaş aralığındaki 17 katılımcı çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara fonem ayırt etme testi, azimut lokalizasyon testi ve işitme ile ilgili yaşam kalitesi ölçeği uygulanmıştır. Fonem ayırt etme ve azimut lokalizasyon testleri, yalnızca CI, yalnızca ABI ve bilateral olmak üzere 3 farklı koşulda değerlendirilmiştir. Fonem ayırt etme testinde üçlü karşılaştırmalarda anlamlı farklılık gözlenmiştir (p=0,004). İkili karşılaştırmalarda bilateral fonem ayırt etme skoru yalnızca ABI ile dinleme koşuluna kıyasla anlamlı olarak daha yüksek elde edilmiş olup (p=0,003), CI ile bilateral koşul arasında anlamlı fark gözlenmemiştir (p>0,05). Azimut lokalizasyon testinde üçlü karşılaştırmalarda anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p>0,05). İşitme ile ilgili yaşam kalitesi ölçek puanları bilateral koşuldaki fonem ayırt etme skorları ile pozitif yönde kuvvetli düzeyde ilişkili bulunmuştur (r=0,873, p=0,001). ABI ile dinleme koşulunda fonem ayırt etme skoru ile azimut lokalizasyonu arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki elde edilmiştir (r=0,525, p=0,030). ABI ile lokalizasyonun bilateral lokalizasyon becerisi, bilateral fonem ayırt etme becerisinin işitme ile ilgili yaşam kalitesi üzerinde yordayıcı faktörler olduğu bulunmuştur. Bu çalışma bildiğimiz kadarıyla, CI ile kontralateral ABI kullanıcısı çocuklarda bütüncül işitsel değerlendirmenin yapılıp, işitsel performans sonuçları üzerinde CI ve ABI'ın katkılarının araştırıldığı, olgu raporları dışındaki ilk çalışmadır.
İşitme kayıplı yetişkin bireyler için bilgisayar tabanlı işitsel eğitim programının geliştirilmesi
Bu çalışmanın amacı; işitme kayıplı yetişkin bireylerin işitsel algı ve performansını artıracak bilgisayar tabanlı işitsel eğitim programının geliştirilmesi ve yetişkin normal işiten bireylere ve uzmanlara uygulanarak programın kullanılabilirliğinin değerlendirilmesidir. Geliştirilen işitsel eğitim programı fark etme, ayırt etme, tanıma, işitsel tamamlama, anlama, işitsel sıralama, fonolojik farkındalık, işitsel hafıza ve dikkat olmak üzere 9 modülden oluşmaktadır. Çalışmaya, normal işiten 40 yetişkin birey (25-35, 35-45, 45-55, 55-65 yaş aralığında) ve 9 uzman odyolog,1 yazılım mühendisi dahil edilmiştir. Tüm bireylere Bilgisayar Tabanlı İşitsel Eğitim Programı uygulanmış, programın kullanılabilirliğini ve memnuniyeti ölçmek için değerlendirme formu doldurtulmuş ve bireylerin her modül için ortalama performansları hesaplanmıştır. Değerlendirme formu analizi sonuçlarına göre tüm katılımcılar programın genel kullanılabilirlik düzeyini 5 üzerinden 4,40 olarak değerlendirmiştir. Memnuniyet faktörü katılımcılar tarafından ortalama 4,37 olarak değerlendirilirken; tasarım faktörü ortalama 4,62; kullanım kolaylığı faktörü ortalama 4,56; motivasyon faktörü ortalama 4,45 ve anlaşılabilirlik faktörü 4,67 olarak değerlendirilmiştir. Uzmanlar, genel olarak kullanılabilirliği ortalama 4,44 olarak değerlendirmiştir. Anlaşılabilirlik faktörü uzmanlar tarafından ortalama 4,63 olarak değerlendirilirken; tasarım ortalama 4,67; memnuniyet ortalama 4,00; kullanım kolaylığı ortalama 4,48, motivasyon faktörü ise ortalama 4,60 olarak değerlendirilmiştir. Gruplar arasında modüllerin ortalama performans değeri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Bireylerin eğitim durumuna göre işitsel sıralama modülü performans ortalamalarında anlamlı fark bulunmuştur(p<0,05). Bireylerin bilgisayar kullanma durumuna göre modül performans ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmamıştır(p>0,05). Bu sonuçlar programda kullanılan yönerge ve bilgilerin açık ve anlaşılır olduğunu, programda kullanılan renkler ve metinlerin rahat okunabildiğini, programın kullanımının kolay olduğunu, bireylerin programda kullanılan seslerden rahatsız olmadığını göstermektedir.
Tinnitus frekansı ve işitme kaybı paternine göre tinnitus terapi yöntemlerinin karşılaştırılması
Tinnitus kulakta ya da kafa içinde hissedilen rahatsız edici bir semptomdur. Bu çalışmada bireylerin sosyal hayatını etkileyen tinnitusu tedavi etmeye yönelik müzik terapi, maskeleme terapisi ve TRT uygulanmıştır. Hastalar terapi öncesi psikosomatik ve psikoakutstik değerlendirmeye alınmıştır. Psikoakustik değerlendirmeden elde edilen verilere göre hastalar tinnitus frekanslarına göre gruplandırılmıştır. Amaç, bu terapi çeşitlerinin hastaların tinnitus frekansı ve işitme kaybı paternine göre etkinliğini değerlendirmektir. Çalışmaya en az 6 aydır tinnitus şikayeti olan, ek hastalığı bulunmayan, 18-65 yaş arası 22 kadın ve 30 erkek olmak üzere toplamda 52 hasta dahil edildi. Hastalara terapi öncesinde TEA ve BDÖ ile odyolojik değerlendirme yapıldı. Tinnitus frekansına göre alçak-orta ve orta-yüksek şeklinde gruplandırılan hastalara 6 ay terapi uygulandı. Müzik terapi uygulanan hastalara seçtikleri müzik ile tinnitus frekansına özel entegre edilen dar bant gürültülü akustik kayıtlar verildi. Maskeleme terapisi alan hastalara düzenli seanslar ayarlanarak kişiye özel ayarlanan akustik uyaran dinletildi. TRT alanlara ise danışmanlık ile kişiye özel ayarlanmış akustik terapi beraber uygulandı. Terapi sonrası yapılan değerlendirmelerde hastaların tinnitus algılarında belirgin düşüş gözlendi. Hastalara terapi sonrası psikosomatik değerlendirme yapıldığında TEA skorlarında düşüş gözlendi. Bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,238, p=0,212; p<0,05). Terapi sonraso psikoakustik değerlendirme yapıldığında ise hastaların tinnitus şiddeti ve MMS'de düşüş gözlenmiştir. Fakat bu sonuç istatiksel olarak anlamlı değildi (p=0,634, p=0,740; p<0,05). İşitme kaybı türüne göre normal-hafif, orta ve ileri-çok ileri şeklinde gruplandırıldığında hastaların tamamı terapilerden fayda görmüştür (p=0,893, p=0,075, p=0,242; p<0,05). Sonuç olarak tinnitus frekansı ve işitme kaybı gözetmeksizin müzik terapi, maskeleme terapisi ve TRT fayda göstermektedir.
İşitme kayıplı hastalarda IL-13, gasdermin-e seviyelerinin incelenmesi
İnsanlar önemli duyularından biri olan işitme sayesinde konuşmayı öğrenerek çevreleriyle iletişim kurabilmektedir. İşitme kaybının hem klinik hem de genetik nedenlere bağlı patoloji çeşitliliği vardır. Sensörinöral işitme kaybı (SNİK), merkezi sinir sistemindeki iç kulak, işitme siniri veya işitsel yolların işlev bozukluğundan kaynaklanabilir. Bu sebeple sensörinöral işitme kaybı (SNİK) olan hastalarda kandaki Gasdermin-E (GSDME), IL-13 düzeyini ve etkisini biyokimyasal olarak belirlemek hastalığın tanısında ve tedavisinde katkı sağlanması açısından fayda sağlıya bileceği amaçlanmıştır. Çalışmaya 2022-2023 yılları arasındaki Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz polikliniğine başvuran sensörinöral işitme kayıplı (SNİK) hastalar alındı. Hasta ve kontrol kanları olmak üzere 2 grup oluşturuldu sensörinöral işitme kayıplı (SNİK) 40 birey, 40 sağlıklı birey çalışmaya dahil edildi. Analiz sonucunda kontrol grubuna göre sensörinöral işitme kaybı (SNİK) hasta grubunun GSDME ortalama değerlerinde azalma, IL-13 ortalama değerinde artma gözlenmiştir. GSDME serum seviyesi yapılan testler, istatistik verilerine göre hasta grubu ile kontrol grubu arasında yapılan karşılaştırmada, hasta grubunun değerleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük bulunmuştur. IL-13 serum seviyesi yapılan testler, istatistik verilerine göre hasta grubu ile kontrol grubu arasında yapılan karşılaştırmada, hasta grubunun değerleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak GSDME serum seviyesinin azalmasının ve IL-13 serum seviyesinin artmasının, işitme kaybındaki dB HL değerlerinin artmasıyla bağlantılı olabileceğini göstermektedir. Çalışmamızdaki bulgularımızın ileride yapılacak meta analiz çalışmalarına ışık tutacağı kanısına varılmıştır.
Sheehan sendromlu hastalarda işitme fonksiyonları ve serum prestin düzeyinin değerlendirilmesi
Amaç: Hipofiz bezi endokrin sistemde önemli görevler üstlenmiş bir organdır. Tüm vücudun endokrin sistemi burada ayarlanır. Hipofiz yetmezliği hipotalamik uyarının kaybı ya da pitüiter fonksiyonların direkt kaybolması neticesinde meydana gelebilir. Doğum sonu şiddetli kanamalı kadınlarda meydana gelen hipopituitarizm tablosuna Sheehan Sendromu (SS) denir. Sensörinöral işitme kaybı, işitme kayıplarının çoğundan sorumludur. Sensörinöral işitme kaybının ana nedenleri ileri yaş, ototoksik ilaçların kullanımı, gürültüye maruz kalma, kalıtsal ve otoimmün hastalıklardır. Biz bu çalışmamızda; Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Endokrinoloji polikliniğinde takip edilen SS hastalarında işitme testi sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada Haziran 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Tıp Fakültesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Endokrinoloji Anabilim Dalı Polikliniğinde takipleri yapılan Sheehan Sendromu tanısı olan 33-81 yaş arasındaki 24 kadın hasta prospektif olarak incelendi. 34-79 yaş arasında herhangi bir kalıtsal, edinsel veya sistemik hastalığı bulunmayan, Sheehan Sendromu olmayan 24 sağlıklı kadın kontrol grubu olarak alındı. Hastaların Büyüme hormonu, Tiroid sitimüle hormon (TSH), sT3, sT4, prolaktin, somatomedin-C, kortizol, FSH, LH, progesteron, Estradiol, ACTH, DHEA-SO4 ve serum prestin düzeyleri incelendi. İşitme kaybı açısından da saf ses odiyometre ve timpanometre ölçümleri incelendi. Bulgular: Çalışmamızda vaka ve kontrol grubunun tamamı kadın hastalardan oluşmuştur. Vaka grubunun yaş ortalaması 55,13 yıl olup vakaların tanı anındaki ortalama yaşı 47,09 yıl olarak saptandı. Hastalığa sebep olan kanamalı doğumda vakaların ortalama yaşı 32,48 yıl ve ortalama hastalık süresi 22,74 yıl olarak saptandı. Vaka grubunda ACTH 14,42 pg/ml, büyüme hormonu 0,14 ng/ml, DHEA_SO4 34 μg/dl, estradiol 21,58 pg/ml, FSH 5,05 mIU/ml, LH 2,34 mIU/ml, prolaktin 5,30 ng/ml, serbest III T3 2,24 pg/ml, serbest T4 0,79 ng/dl ve somatomedin-c 50,9 ng/ml ortalama değerleri ile kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük ölçülmüştür. Saf ses odiyometre sonuçlarında saf seslerin ortalaması olan PTA vaka grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek görülmüştür. Vaka grubunda sol kulak yüksek frekansların ortalaması ile hastalık süresi arasında orta şiddette pozitif korelasyon; sol kulak yüksek frekansların ortalaması ile annenin doğum zamanındaki yaşı arasında orta şiddette negatif korelasyon olduğu gözlenmiştir. Vaka grubunda serum prestin düzeyi ile serbest T3 ve serbest T4 arasında orta şiddette negatif korelasyon gözlenmiştir. Sonuç: Sheehan sendromlu hastalarda kontrol grubu ile karşılaştırıldığında işitme kaybı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu gözlenmiştir. Sheehan sendromu(SS) işitme kaybına yol açabileceğini kanısına vardık. SS takiplerinde işitme takip amaçlı olarak odyometri yapılması önerilebilir ve yüksek frekanslarda işitme kaybı görülmesi durumunda bu hastalara tedavi verilerek işitme kaybının kötüleşmesi engellenebilir. Anahtar Kelimler: Hipofiz yetmezliği, Sheehan Sendromu, işitme kaybı, serum prestin
COVID-19 pandemisinin işitme kayıplı çocukların yaşam kalitesi üzerine etkisi
. COVID-19 pandemisiyle birlikte, dünya genelinde bireylerin yaşam kalitelerinin düştüğü gözlenmektedir. Pandemi işitme kayıplı çocukları, yaşıtlarına göre daha olumsuz etkilemiş olabilir. Son zamanlarda sıkça kullanılmaya başlayan yaşam kalitesi ölçekleri ile, işitme kayıplı çocukların, konuşma-dil gelişimi, sosyal ve eğitim durumları daha iyi gözlenebilir. Bu çalışma 6-13 yaş aralığındaki işitme kayıplı bireyler ile aynı yaş aralığında normal işiten çocuklara göre, COVID-19 pandemi sürecinde, yaşam kalitelerinin ne düzeyde etkilendiğini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. CHIP-CE (Çocuk Sağlığı ve Hastalık Profili) Türkçe versiyonu ve PedsQL (Pediatrik Yaşam Kalitesi Envanteri) ile değerlendirilmiştir. Çalışmada; işitme kayıplı 30 çocuk çalışma grubunu, normal işiten 21 çocuk kontrol grubunu oluşturmaktadır. Tüm çocuklara CHIP-CE (Çocuk Sağlığı ve Hastalık Profili) Türkçe versiyonu ve PedsQL 4.0 Pediatrik Yaşam Kalitesi Envanteri soruları, yüz yüze sorularak ölçek uygulandı. Çalışmanın bulguları doğrultusunda normal işiten çocuklar ile işitme kayıplı çocuklar arasında, CHIP-CE ölçek (p=0,14, p>0,05) ve PedsQL 4.0 envanteri (p=0.35, p>0.05) toplam skorlarında anlamlı bir farklılık elde edilemedi. Fakat CHIP-CE ölçek alt fonksiyonlarında; rahatlık(p=0,000), riskler(p=001) ve esneklik(p=0,000) alanında anlamlı derecede farklılık bulundu (p<0.05). Başarı(p=0,075) ve memnuniyet(p=0,086) alanlarında anlamlı farklılık elde edilemedi (p>0.05). PedsQL 4.0 ölçek alt fonksiyonlarında ise sosyal alanda (p=0,018) ve okul fonksiyonu alanında (p= 0,015) anlamlı farklılık elde edilirken (p<0,05), fiziksel fonksiyon (p= 0,067) ve duygusal fonksiyon alanında (p= 0,522) istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamadı (p>0,05). Sonuç olarak toplam skorlarda anlamlılık olmaması, birey sayısının az olmasına, ölçeğin işitme kayıplı çocuklar için uygun olmamasına bağlı olabilir. Alt alanlardaki anlamlılık ise, COVID-19 pandemi etkisi veya başka faktörlere bağlı olabilir.
Bilateral koklear implant kulllanan çocuklarda lokalizasyon becerisinin araştırılması
Binaural işitme, ses lokalizasyon becerisini üst düzeye çıkararak işitsel sistemin optimum performans göstermesine izin verir. Bilateral koklear implantasyonun ses lokalizasyon becerisinin gelişimini olumlu etkilediği bilinmektedir. Bu çalışma ile eş zamanlı ve ardışık bilateral koklear implant kullanıcılarında ses lokalizasyon becerisini incelemek ve normal işiten yaşıtlarıyla karşılaştırmak, implantlar arası süresi birbirinden farklı olan ardışık bilateral koklear implant kullanıcılarında implantlar arası sürenin ses lokalizasyon becerisi üzerindeki etkilerini araştırmak amaçlanmıştır. Bu amaçla İşitsel Konuşma Sesleri Değerlendirme (Auditory Speech Sound Evaluation, ASSE) test bataryası aracılığıyla katılımcıların ses lokalizasyon becerileri değerlendirilmiştir. Çalışmaya 4-18 yaş arası bilateral eş zamanlı koklear implant kullanıcısı 19, implantlar arası süre 4 yıldan daha kısa olan bilateral ardışık koklear implant kullanıcısı 21, implantlar arası süre 4 yıl ve daha uzun olan bilateral ardışık koklear implant kullanıcısı 19 ve bilateral normal işitmeye sahip 18 çocuk katılmıştır. Katılımcılara sırasıyla Azimut Lokalizasyon Testi ve Interaural Level Difference (ILD) Lokalizasyon Testi uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda, Azimut Lokalizasyon Testi'nde normal işitmeye sahip grubun ses lokalizasyon becerisi ile diğer gruplar arasında, ILD lokalizasyon testinde ise implantlar arası süresi uzun olan çalışma grubu ile diğer grupların ses lokalizasyon becerisi arasında anlamlı fark elde edilmiştir (p<0.005). Bilateral ardışık koklear implant kullanan bireylerde implantlar arası süre ile ses lokalizasyon becerisi arasında korelasyon bulunmuştur (p=0,003; rho= 0,480). Bilateral koklear implant kullanıcısı çocuklarda implantlar arası süre, kronolojik yaş ve lokalizasyon değerlendirmesinde kullanılan kulaklar arası ipucu türünün, ses lokalizasyon becerisini etkileyen önemli faktörler olduğu sonucuna varılmıştır.
İşitme kaybının üst-bilişsel ve duyusal fonksiyonlara etkisi
Bu çalışmada koklear implant kullanıcıları implantasyon dönemine (12-18/18-24 ay) ve unilateral/bilateral implant kullanımlarına göre gruplara ayrılarak, normal işiten akranlarıyla dil, bilişsel ve duyusal becerilerinin karşılaştırılması ve koklear implant kullanıcılarında dil, bilişsel ve duyusal beceriler arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya; 6-9 yaşları arasında 50 koklear implant kullanıcısı, 20 normal işitmeye sahip çocuk dahil edilmiştir. Katılımcıların dil becerileri Türkçe Okul Çağı Gelişim Testi (TODİL), sözel bellek becerileri Çalışma Belleği Ölçeği (ÇBÖ), hızlı isimlendirme becerileri Hızlı İsimlendirme Testi (HİT), gürültüde konuşmayı anlama becerileri Gürültüde Konuşmayı Anlama Testi (HINT-C), duyusal işlemleme becerileri Duyusal İşlemleme Ölçeği (DİÖ) ile değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; 12-18 ve 18-24 ay arasında implante edilen grupların TODİL, ÇBÖ, HİT, HINT-C ve DİÖ bulguları arasında fark olmadığı ancak normal işiten gruptan düşük performans gösterdikleri bulunmuştur (p<0,05). Unilateral ve bilateral implant kullanıcılarında da TODİL, ÇBÖ, HİT ve DİÖ bulguları arasında fark olmadığı ancak normal işiten gruptan düşük performans gösterdikleri (p<0,05) ve HINT-C skorlarının istatistiksel olarak birbirinden farklı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Koklear implant kullanıcılarının TODİL, ÇBÖ, HİT ve HINT-C bulguları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyonlar elde edilmiştir (p<0,05). Elde edilen sonuçlar, konjenital çok ileri derecede işitme kaybına sahip çocukların erken dönemde implant edilseler ve ardışık bilateral koklear implant kullansalar bile normal işiten akranlarıyla benzer sonuçlara sahip olmadıklarını göstermiştir. Bunun yanında işitsel, dil ve bilişsel becerilerin birbiriyle yakından ilişkili olması nedeniyle rehabilitasyon programlarının bütüncül bakış açısıyla oluşturulması gerektiği sonucuna varılmıştır.
İşitsel beyinsapı implantı ve koklear implant kullanan çocuklarda dikkat, bellek ve dil becerilerinin değerlendirilmesi
Bu tez çalışmasının amacı; işitsel beyinsapı implantlı ve koklear implantlı çocuklarda dikkat, bellek ve dil becerilerinin değerlendirilmesidir. Bu amaçla, 6 ile 9 yaşları arasında 20 işitsel beyinsapı implantlı, 20 koklear implantlı çocuk ve aileleri çalışmaya katılmıştır. Çalışmada dil becerilerini değerlendirmek için "Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi", dikkat ve bellek becerilerini değerlendirmek için STROOP Testi Temel Bilimler Araştırma Grubu Formu, Görsel İşitsel Sayı Dizileri Testi B Formu, İşaretleme Testi kullanılmıştır. İşitme becerilerinin günlük yaşamdaki fonksiyonel çıktılarını değerlendirmek için "Günlük Yaşam İşitsel Davranış Ölçeği" ve "Çocuklarda İşitsel Performans Değerlendirme Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular SPSS v.25 yazılımı kullanılarak yapılmış olup, istatistiksel anlamlılık düzeyi 0,05 olarak saptanmıştır. Buna göre dil testi tüm alt skorlarında ve dinleme, organize etme, konuşma, dil bilgisi, anlam bilgisi, sözlü dil becerilerinde iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p < 0,05). STROOP testi 1, 2 ve 5. Bölüm tamamlama süreleri açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p < 0,05). Sayı dizisi testinde ise işitsel sözel, görsel sözel, işitsel yazılı, sözel tepki, duyular arası kaynaşım ve genel skorda iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p < 0,05). İşaretleme testi tüm alt bölümlerinde testi tamamlama süreleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p < 0,05). Dil, dikkat, bellek skorları ile işitsel performans ölçekleri skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyonlar saptanmıştır. Literatürde yer alan işitsel beyinsapı implantlı ve koklear implantlı çocuklarda müdahale ve takip sürecinde karşılaşılan farklılıklar ve gelişimsel sonuçlar, çalışma bulguları ile uyumludur. Bu çocuklarda takip ve müdahale yaklaşımlarında dikkat ve bellek becerilerinin de gelişiminin göz ardı edilmemesinin önemini ortaya koymuştur.
Tek taraflı işitme kayıplı bireylerde farklı amplifikasyon sistemlerinin lokalizasyon ve gürültüde konuşmayı anlama becerilerine etkisinin değerlendirilmesi
Tek taraflı total işitme kaybı (TTİK)'na sahip bireylerde, işitsel uyaranlar her iki kulakta işlemlenemediği için bilateral normal işitmeye sahip bireylerin ulaştığı binaural ipuçlarına erişemezler. Binaural işitmeyi sağlamasa da başın gölge etkisinin yaratmış olduğu dezavantajı ortadan kaldırmak için monaural dinleyicilerde cerrahi müdahale gerektirmeyen Contralateral Routing of Signals (CROS) işitme cihazı ve baş bantlı kemiğe implante işitme cihazları (Bone Anchored Hearing Aid, BAHA) kullanılmaktadır. Bu çalışmada TTİK'na sahip 20-50 yaş arası daha önce hiçbir amplifikasyon sistemi kullanmamış 15 bireyde cihazsız duruma göre CROS ve BAHA cihazlarının, ses lokalizasyonu ve gürültüde konuşmayı anlama becerisi üzerine etkilerini karşılaştırmak amaçlanmıştır. Lokalizasyon becerilerinin değerlendirilmesi için Audiqueen yazılımı içerisinde bulunan İşitsel Konuşma Sesleri Değerlendirmesi test bataryasındaki Lokalizasyon testleri, gürültülü ortamlarda konuşmayı anlama becerisinin değerlendirilmesi için ise Gürültüde Konuşmayı Anlama Testi-Yetişkin Versiyonu kullanılmıştır. Azimut Lokalizasyon Testi'nde baş bantlı BAHA durum lehine anlamlı fark gözlenirken (p<0.05), Interaural Loudness Difference (ILD) Lokalizasyon Testi'nde üç durum arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p>0.05). Gürültüde Konuşmayı Anlama Testi'nde gürültünün ön taraftan gönderildiği durumda CROS ve BAHA ile anlamlı iyileşme gözlenmiştir (p<0.05). Gürültünün ipsilateral kulaktan gönderildiği durumda cihazsız durum ile karşılaştırıldığında, CROS ve BAHA arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0.05). Cihazlı durumlar arasında baş bantlı BAHA lehine anlamlı derecede iyi puanlar elde edilmiştir. Gürültünün kontralateral kulaktan gönderildiği durumda ise üç durum arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p>0.05). Lokalizasyon Testleri ve Gürültüde Konuşmayı Anlama Testleri kapsamında üç durumda katılımcıların memnuniyet puanlarına bakıldığında, her iki test için baş bantlı BAHA'ya verilen puanlar CROS işitme cihazına verilene göre; CROS işitme cihazına verilen puanlar ise cihazsız duruma göre anlamlı olarak daha iyi bulunmuştur (p<0.05). Mevcut çalışmanın sonuçları, TTİK'na sahip bireylerde kontralateral aktarım sağlayan amplifikasyon sistemlerinin gürültüde konuşmayı anlama performansını olumlu yönde etkilediğini ve baş bantlı BAHA sistemi ile lokalizasyon becerisinde iyileşme sağlanabileceğini ortaya koymuştur. TTİK'lı bireylerin kontralateral aktarım sağlayan amplifikasyon sistemlerinden günlük yaşamda önemli yarar görebileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Binaural işitme, Tek taraflı işitme, Ses lokalizasyonu, Gürültüde konuşmayı anlama, Kontralateral aktarım.
Çocuklar için işitsel algı testi geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışmada işitsel algı becerilerini değerlendirmek için oluşturulan Çocuklar için İşitsel Algı Testi (ÇİAT)'nin geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda; çalışmaya 2-15 yaş arası 100 koklear implant kullanıcısı, 80 normal işiten birey dahil edilmiştir. Katılımcıların tümüne ilk oturumda odyometrik değerlendirme ve dil gelişimin değerlendirmek için Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL) uygulanmıştır. İkinci oturumda yaşına ve gelişim düzeyine uygun olan ÇİAT bataryasının alt testleri uygulanmıştır. ÇİAT bataryasında bulunan alt testlerin güvenirliğinin değerlendirilmesi için iç tutarlılık analizi ve test-tekrar test güvenirliği yöntemleri uygulanmıştır. Normal işiten çocuklar ve CI kullanan çocukların yaş gruplarına göre işitsel algı puanları karşılaştırılarak bilinen grup yöntemi ile yapı geçerliği ve klinik özelliklerin işitsel algı becerileri ile ilişkisi incelenerek yordama geçerliği incelenmiştir. Ayrıca CI kullanan çocukların demografik özelliklerine göre işitsel algı performansları karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda; CI kullanan çocukların kronolojik yaş gruplarına göre işitsel algı puanları karşılaştırıldığında 48 aydan önceki ikişerli yaş grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). CI kullanım durumuna göre işitsel algı puanları karşılaştırıldığında Bilateral CI kullanıcılarının Unilateral CI kullanıcılarına göre daha yüksek skor elde etmiştir ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). CI olma yaşına göre işitsel algı puanları karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05) ve bu fark 24-36 ve 12-18 aylar arası ve 24-36 ay ile 36+ aylar arasındaki farktan kaynaklanmaktadır. CI kullanım süresine göre işitsel algı puanları karşılaştırıldığında; tüm alt testlerde CI kullanım süresi grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark belirlenmiştir (p<0,05). Bu fark 1-11 ay ve 36+ aylar ile 1-11 ay ve 24-35 aylar arasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca çalışmada toplam işitsel algı puanını etkileyen değişkenler olarak kronolojik yaş grubu, CI kullanım süresi, CI kullanma durumu ve ifade edici dil yaşı belirlenmiştir (p<0,05). Çalışmamızda elde edilen bulgular doğrultusunda ÇİAT'ın işitme kayıplı çocuklar üzerinde uygulanabilecek geçerli ve güvenilir bir araç olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Down sendromlu bireylerin klinik ve laboratuvar bulgularının değerlendirilmesi, 11 yıllık tecrübe
Down sendromu toplumda 800 canlı doğumda bir görülür ve zihinsel yetersizliğin en sık genetik sebebidir. Down sendromu vakalarının %96'sı klasik (regüler) Down sendromuyken, %3-4'ü translokasyon tipi ve %1-2'si mozaik tiptir. Vakaların <%1'i parsiyel trizomiye bağlı gelişmektedir. Regüler Down sendromu için bilinen en önemli risk faktörü ileri anne yaşıdır. Down sendromlu bireyler konjenital kalp hastalıkları, anal atrezi, konjenital hipotiroidi, Hashimoto tiroiditi, Graves hastalığı, çölyak hastalığı, tip 1 diyabet, atlantoaksiyal instabilite, eklem laksisitesi, beslenme problemleri, işitme kaybı, otitis media, uyku apnesi, görme problemleri, cilt problemleri, geçici anormal miyelopoez, akut miyeloid lösemi ve akut lenfoblastik lösemi için artmış risk altındadırlar. Bu çalışmada kliniğimize ilk başvurusu 01.01.2010-31.12.2020 tarihleri arasında olan 264 Down sendromlu birey incelemeye alınmış bireylerin; prenatal, natal, postnatal, medikal ve cerrahi tedavi öyküleri, demografik özellikleri ve klinik, laboratuvar ve radyolojik bulguları retrospektif şekilde değerlendirilmiştir. Down sendromlu bireylerin %97'sinin regüler tip %2,3'ünün translokasyon tipi %0,7'sinin ise mozaik tip Down sendromu olduğu saptanmıştır. Anne yaşı verisine ulaşılan bireylerin %48,8'inde anne yaşı 35 ve üzerindedir. Down sendromlu bireylerin %71,8'inde konjenital kalp hastalığı saptanmış olup en sık olarak sekundum ASD görülmüştür. Down sendromlu bireylerin %33,7'sinde aşikar veya subklinik hipotiroidi saptanmış olup aşikar hipotiroidi saptananların %82'sinin konjenital hipotiroidi olduğu gözlenmiştir. Down sendromlu bireylerin %14'ünde işitme kaybı olduğu, bunların %77,7'sinin iletim tipi işitme kaybı olduğu anlaşılmıştır. Down sendromlu bireylerin %12,6'sında otitis media geçirme öyküsü saptanmıştır. Polisomnografi yapılan Down sendromlu bireylerin %95,6'sında uyku apnesi saptanmıştır. Otitis media öyküsü ile uyku apnesi arasında bir korelasyon olduğu saptanmıştır. Down sendromlu bireylerin %12,5'inde tekrarlayan pnömoni öyküsü saptanmış olup bu durumun konjenital kalp hastalığı, yüksek konjenital kalp hastalığı sınıfı ve immünolojik parametre bozukluğu ile korelasyon göstermektedir. Down sendromlu bireylerin %6,1'inde geçici anormal miyelopoez , %1,2'sinde akut lenfoblastik lösemi ve %1,6'sında akut miyeloblastik lösemi görülmüştür.
Tek taraflı işitme kaybında bilişsel yükün çoklu duyusal sistem üzerine etkisinin araştırılması
Amaç: Çalışmada, tek taraflı işitme kaybının postural denge üzerindeki etkileri kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Statik ve dinamik denge, çeşitli test protokolleri kullanılarak değerlendirilmiş ve işitme kaybı tarafının postural stabilite üzerindeki olası etkilerinin ortaya konması hedeflenmiştir. Ek olarak, çift görev paradigmasıyla bireylere sağlanan bilişsel yükün postural kontrol üzerinde sağlayacağı potansiyel farklılıkların belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya, sol tek taraflı işitme kaybı olan (n=15, yaş=34,1±14,1), sağ tek taraflı işitme kaybı olan (n=15, yaş=36,1±14,7) ve sağlıklı işiten bireyler (n=15, yaş=28,1±10,2) dahil dilmiştir. Denge değerlendirmesi için tüm bireylere Flamingo Denge Testi (FDT), Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (TUG) ve Bilgisayarlı Dinamik Postürografi (BDP) testi uygulanmıştır. Çalışmada uygulanan çift görev paradigması, gürültü ve sözel akıcılık testi varlığında gerçekleştirilmiştir. BDP testindeki tüm dinamik denge değerlendirmeleri her iki durum için (temel durum ve bilişsel durum) ayrı ayrı gerçekleştirilmiştir. BDP ile kompozit denge parametrelerinin değerlendirilmesine ek olarak aynı zamanda bireylerin vücut yerçekimi merkezi (COG) toplam yer değiştirmesi de ayrı olarak formülize edilip değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada, tek taraflı işitme kaybı olan bireylerin postural denge performansları normal işiten bireylere kıyasla daha kötü bulunmuştur. Buna göre, sol işitme kaybı olan bireyler daha kötü statik dengeye sahiptir (p<0,05). Dinamik denge bağlamında ise sağ işitme kaybı olan bireyler, ek bilişsel görev olmadığında daha fazla COG salınımı gösterirken (p<0,05), sol işitme kaybı olan bireyler ek bilişsel görev sağlandığında daha fazla COG salınımı göstermiştir (p<0,05). Ek olarak, normal işiten bireyler, ek bilişsel görev sırasında (sabit gürültü kaynağı varlığı dahilinde), tek taraflı işitme kaybı olan bireylere göre anlamlı derecede daha az postural salınım göstermiştir (p<0,05). Sonuç: Çalışmada, tek taraflı işitme kaybının, bireylerin bilişsel performansını ve çoklu duyusal işlemleme gerektiren postural kontrol mekanizmasını etkileyebileceğini göstermiştir. Ayrıca, tek taraflı işitme kaybının postural denge özelinde değerlendirilmesinde, bireylerin COG salınımının incelenmesinin, kompozit denge skorlarına ve performans tabanlı testlere kıyasla daha ayrıntılı veriler sunabileceği gösterilmiştir.
İşitme cihazı kullanan yetişkinlerde bilişsel işlevler ve işitsel beceriler arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Giriş: İşitme kaybı, psikofiziksel, psikososyal ve bilişsel etkilere neden olabilir. Müdahale edilmemiş işitme kaybının, hızlanmış bilişsel gerileme, yürütücü işlev ve bellek alanlarında bozulmalar ve artmış demans riski ile ilişkili olabileceği görülmüştür. Literatürde işitme cihazı kullanan bireylerde bilişsel ve işitsel becerileri birlikte inceleyen sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Amaç: Çalışmamızın amacı, işitme cihazı kullanan yetişkinlerde öğrenme ve bellek işlevlerini değerlendirmek ve bu işlevlerin işitsel becerilerle ilişkisini incelemektir. Yöntem: Araştırmamıza, çalışma grubu olarak 30-59 yaş aralığında, bilateral simetrik sensörinöral tipte işitme kaybına sahip, en az 1 yıldır düzenli bilateral işitme cihazı kullanan 32 birey ve kontrol grubu olarak yaşları eşlenmiş normal işitmeye sahip 32 birey dahil edilmiştir. Katılımcılara İşitsel Sözel Öğrenme Testi (AVLT), Görsel İşitsel Sayı Dizileri Testi B Formu (GİSD-B), Spectral-Temporally Modulated Ripple Test (SMRT), Rastgele Aralık Tespit Etme Testi (RATET), Türkçe Matriks Testi (TMT) ve Konuşma, Uzaysal Algı ve İşitme Kalitesi (KUİK) Ölçeği uygulanmıştır. Gruplar arası farklar ve testler arası ilişkiler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: AVLT sonuçlarına göre, gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05).GİSD-B'nin işitsel-sözel, işitsel-yazılı ve işitsel uyarım alt testlerinde, çalışma grubunun puanları anlamlı düzeyde daha düşük elde edilmiştir (p<0,05); ancak görsel-sözel, görsel-yazılı ve görsel uyarım alt testlerinde gruplar arasında anlamlı fark gözlenmemiştir (p>0,05). GİSDB'nin işitsel-sözel, işitsel-yazılı, toplam puanı ile SMRT, RATET, TMT, KUİK arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). AVLT'nin A1-A5 ortalama puanı, A6 puanı ile SMRT, TMT, KUİK-konuşma algısı arasında anlamlı ilişkiler gözlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda, işitme cihazı kullanan yetişkinlerde işitsel beceriler ile bilişsel işlevler arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. İşitme cihazı kullanan bireylerin, normal işiten bireylerle benzer öğrenme, uzun süreli bellek ve görsel kısa süreli bellek performansı gösterdiği; ancak işitsel kısa süreli bellek performanslarının daha zayıf olduğu belirlenmiştir. Düzenli işitme cihazı kullanımının, bilişsel işlevlerin korunmasına katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.