Istanbul
806 theses under this subject heading
Tüketici temelli destinasyon marka değerinin ölçülmesi: İstanbul örneği
Günümüzde ülkelerin/şehirlerin, genel anlamıyla yerlerin, dünya kaynaklarından daha çok pay alabilmek amacı ile bulundukları yerleri birer marka gibi yönetebilecekleri anlayışı yaygınlaşmaktadır. Başarılı bir marka yaratmanın bugüne dek ürün ve işletme markalarına büyük yararlar sağlamasından hareketle, markaların değerinin nasıl ölçülebileceği ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Güncel bir konu da yerlerin markalaşması için neler yapılabileceği ve bu markaların nasıl yönetileceğidir.Bu çalışma ile yerlerin, turistik amaçla ziyaret edilen destinasyonlar perspektifinden markalaşması incelenmiş ve İstanbul konu alınarak, bir destinasyon markasının değerinin nasıl ölçebileceği konusuna katkı sağlanması amaçlanmıştır. Araştırmanın sonucunda, İstanbul destinasyon marka değerini belirleyen faktörler ortaya konmuştur. Bunlar sırası ile tatmin sağlama, tanınmışlık, beğenilme, güven verme ve lider markalardan biri olarak anılmadır.
İstanbul Halkevi Kültür Dergisi (1943 – 1946) inceleme dizin metin
1940'lı yılların Türkiye'sinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendine bağlı kuruluşlar vasıtası ile çeşitli dergiler yayınladığı görülmektedir. Bunların en dikkate değer olanı Halkevleri Genel Merkezi tarafından yayınlanan Ülkü dergisidir. Çeşitli illerde yayınlanan bu tür dergiler arasında, Ülkü kadar önemli bir başka dergi daha bulunmaktadır. O da İstanbul Eminönü Halkevi tarafından çıkarılan İstanbul Kültür'dür. Kültür ve sanat hayatının canlı olduğu bir ilde ve İkinci Dünya Savaşı gibi engebeli bir konjonktürde yayınlanan İstanbul Kültür dergisi, dönem ruhunun kavranması bakımından önemli bazı imkânlar sunmaktadır. İlgili derginin bir başka özelliği de, sanat ve edebiyat bölümlerinin Mehmet Kaplan tarafından yürütülüyor olmasıdır. Dolayısıyla Türkiye'nin çok partili siyasi hayata geçişi kadar, edebiyat ve sanat hayatındaki türlü evrilmeleri rahatlıkla izleyebildiğimiz İstanbul Kültür dergisinin, yüksek lisans tezi seviyesinde ele alınıp incelenebileceğini düşündük. Dergi üzerinde gerçekleştirdiğimiz detaylı inceleme dışında, orada yer alan her türlü yazılarla şiir ve hikâye gibi edebi metinlerin de indeksini hazırladık. Kronoloji, yazar adı ve edebi türe dayalı bu indekslerin ardından da, dergide yayınlanan Yeni Türk Edebiyatı ile ilgili metinler arasından seçtiğimiz örnekleri ayrı bir cilt haline getirmeyi uygun bulduk. Anahtar Kelimeler: Halkevi Dergileri, İstanbul, deneme, eleştiri, tahlil.
Getto ve örgüt kültürü: İstanbul'daki Suriye gettoları örneği
Çalışmada ilgili yazında eksik bırakılan 'getto ve örgüt kültürü' ilişkisinin İstanbul'daki Suriyeli gettolar özelinde, yüz yüze mülakatlar aracılığıyla incelemesi amaçlanmaktadır. Çalışmada İstanbul'da yaşayan Suriyeli nüfusunun yoğun olarak ikamet ettiği Fatih, Sultangazi ve Sultanbeyli ilçelerindeki gettolarda (i) gettolaşma olgusunun olup olmadığı incelenmekte (ii) gettoların örgüt kültürünün temel özelliklerini taşıyıp taşımadığı analiz edilmekte ve (iii) gettoların örgüt kültürü Parsons AGIL Modeli (1937), Peters ve Waterman'ın Mükemmellik Modeli (1995) ve Hofstede Modeli'ne (1980;1991;2011) göre değerlendirilmektedir. Analiz sonuçları Fatih ve Sultangazi ilçelerinin bazı mahallelerinde gettolaşmanın oluştuğunu, Sultanbeyli ilçesinde ise oluşmadığını göstermektedir. Fatih ve Sultangazi ilçelerinin ilgili mahallelerindeki örgütlerin, Suriyeli kültürünü taşımaya devam ederek benzerlik gösterdikleri dikkati çekmiştir. Sultanbeyli ilçesinde ise diğer ilçelerden farklı olarak gettolardaki Suriyelilerin yalnızca kendi kültürlerini devam ettirmedikleri, Türk kültürünü de benimsemeye başladıkları bulgusuna erişilmiştir. Fatih ve Sultangazi ilçelerinde yer alan Suriyeli örgütlerin kültürü Parsons AGIL Modeli (1937) ve Peters ve Waterman Mükemmellik Modeli (1995)'ne göre değerlendirildiğinde benzerlik gösterirken, Sultanbeyli ilçesi bu ilçelerden farklılaşmaktadır. Hofstede Modeline göre üç ilçe modelin tüm sınıflamalarında benzerlik göstermektedir.
Türk edebiyatında İstanbul imgesinin teşekkülü (1930-1945)
Mütareke ve ilk Cumhuriyet yılları edebiyatında İstanbul'un olumsuz imajlarla anlatıldığı hatta arka plana itildiği görülür. Cumhuriyet döneminde Ankara'nın başkent olması ile dikkatler İstanbul'un üzerinden uzaklar ve böylece kuvvetli bir Anadolu edebiyatı başlar. Millî Mücadele döneminde işgal altında bulunan dışarıda kalan İstanbul ötelenirken, Ankara ve Anadolu ziyadesiyle ön plana çıkar. Fakat bu edebi algılama en fazla sekiz-on yıl devam eder. 1930'lardan sonra Bergson felsefesi ve Freud psikolojisinin devreye girmesi sonucunda İstanbul algılaması alt üst olur. Nitekim 1930 ortalarından itibaren İstanbul Türk edebiyatında tekrar merkeze oturmaya başlar. Dolayısıyla 1930'lardan itibaren şiir ve nesirler üzerinden İstanbul merkezli yeni bir edebiyat doğar. Başlangıçta Abdülhak Şinasi Hisar'ın hatıra metinleri ile harekete geçen bu duyarlık, Yahya Kemal'in 1930 ortalarında ve 1940 başlarında yazdığı şiirlerle döneme hâkim bir hava yaratır. Bunları A. Ş. Hisar'ın Boğaziçi Mehtapları ile Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Beş Şehir'i gibi eserler takip eder. Bu gelişmeler ayrıca dönem şiirini ziyadesiyle etkisi altına alır. Dolayısıyla dönem edebiyatında İstanbul'u merkez alan, onu yücelten yeni bir duyarlılığın harekete geçtiği ortaya çıkar. Şiir, müzik, tarih ve tabiat gibi çeşitli unsurların iç içe geçmesi ile izah edilebilecek bu yeni algılama biçimi, hem edebiyatın içine girdiği yeni bir dönemi bize haber vermekte, hem de bugün bir hayli yaygınlaşmış bulunan şehir tefekkürünün arka planının tanınmasına fırsat vermektedir. Kültür, düşünce ve sanat hayatı açısından önem arz eden bu yeni algılamanın doğuşu, oluşumu ve gelişmesi tezin temelini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: İstanbul İmgesi, Mütareke ve Cumhuriyet Döneminde İstanbul, 1930-1945, Bergson.
Çalışma hayatında kadınlara yönelik cinsiyet ayrımcılığı: İstanbul Osmanbey semti tekstil firmaları örneği
Kadınların, iş hayatında karşılaştıkları cinsiyet ayrımcılığının tespit edilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılarak çözüm önerilerinin sunulması oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, tekstil sektöründe kadın istihdamında karşılaşılan sorunların ve yaşanılan cinsiyet ayrımcılığının ortaya konulmasıdır. Bu bağlamda yürütülen uygulama, kadınların yoğun şekilde istihdam edildiği tekstil sektöründe gerçekleştirilmiştir. Bu tez çalışması kapsamında, İstanbul'daki tekstil firmalarında kadınların yaşadığı sorunlar ve cinsiyet ayrımcılığı geliştirilen anket yardımıyla ölçülmeye çalışılmıştır. Yüz yüze ve online anket yöntemiyle 173 kadın çalışandan toplanılan veriler SPSS (Statistikal Package for Social Sciences) 24.0 paket programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın en önemli sonucu ise; katılımcıların kadın istihdamını etkileyen faktörlere katılma düzeyleri ile algıladıkları cinsiyet önyargıları arasında istatistiksel olarak anlamlı, doğru yönlü ve zayıf düzeyde bir ilişkinin olduğunun ortaya çıkmasıdır. Başka bir ifadeyle katılımcıların algıladıkları cinsiyet önyargıları arttıkça, istihdamı etkileyen faktörlerin öneminin de arttığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın İstihdamı, Cinsiyet Ayrımcılığı, Algılanan Cinsiyet Önyargısı, Tekstil Sektörü
İstanbul Avrupa yakası'nın gama doz değerlerinin ölçülmesi ve kanser risk potansiyelinin araştırılması
Dünyanın birçok noktasında yoğunlaşan radyasyon zonları bulunmaktadır. Bu radyasyonun sebepleri doğal olaylar veya insanlar tarafından yapılan radyoaktivite aktivitesinin bir sonucudur. Canlılar bu radyasyondan doğrudan etkilenir ve doğal ortamlarda alınan radyasyon çevresel radyasyonun bir sonucudur. Karasal alanlarda gözlenen radyasyon, dünyanın varoluşundan bugüne kadar bulunan U-238, Th-232 ve K-40 gibi radyonüklidlere bağlıdır. Kütle Aktivite Konsantrasyonu ise yerden bir metre yüksekte havanın absorpladığı doza karşılık gelen radyasyon şiddetidir. Doğal radyasyın kayaşlarda, toprakta ve yapı taşlarında bulunsa da, özellikle fay hatlarının geçtiği güzergahlardaki kayaçlarda radon gazı bulunabilir. Bu fay zonlarında bulunan yeraltı veya yer üstü suları ile topraklarda radyoaktivite konsantrasyonları yüksek olabilmektedir. Özellikle granitik kayalar ve yapraksı tortul kayaların bünyesinde radon gazı bulunabilmektedir. Granitik kayaçların ve bu kayaçlardan türeyen alüvyonlarda radon kaynaklarını oluşturmaları, granitlerin de yüksek uranyum ve toryum içeriği, bu bölgelerdeki toprak gazında U-238 doğal bozunum ürünü RADON ve Th-232 doğal bozunum ürünü olan radonun izotopu olan TORON'un (Rn-220) aktivite seviyelerinin ölçülmesi önem kazanmaktadır. Yerküreden salınan radon gazının seviyesi bölgeye, zamana, yerden yüksekliğe ve meteorolojik şartlara bağlı olarak değişebilmektedir. Atmosfer basıncının düşük olduğu dönemlerde atmosfere doğru yayılan RADON ortamon radyoaktivitenin artmasına neden olmaktadır. Havadan yaklaşık 8 kat daha ağır olan RADON yerden 1 m yükseğe kadar olan havada bol miktarda bulunmaktadır. Radyasyon bakımından zengin olan bu ortamda yaşayan canlıların sağlığı önemli risklerle karşı karşıyadır. Bunun dışında canlılar yapay radyasyon bakımından da ciddi sorunlar yaşayabilmektedir.
Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'daki Faaliyetleri (13 Kasım 1918-16 Mayıs 1919)
Emperyalizme karşı ilk savaşını Trablusgarp Cephesi'nde veren, tarih sahnesine çıkışı ise Çanakkale Savaşı'na rastlayan Mustafa Kemal Paşa, Birinci Dünya Savaşı'nda gösterdiği üstün başarı sayesinde uluslararası arenada tanınmaya başladı. Savaşı kaybeden Osmanlı'nın çaresizlik içerisinde kıvrandığı ve İtilaf Devletlerinin işgal emellerine boyun eğdiği bir dönemde, yıldızı henüz parlamış genç bir komutan bütün sorumluluğu üstüne almış ve bir ulusun kaderini değiştirecek faaliyetlere girişmişti. Birinci Dünya Savaşı'nın kaybedilmesiyle İstanbul'a dönen ve yaklaşık altı ay boyunca çeşitli girişimlerde bulunan Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı Devleti yöneticilerinin çaresiz bir şekilde olacakları kabul ettikleri süreçte fikirleriyle ve yapmak istedikleriyle tarihin akışını değiştirmeye kararlıydı. İstanbul'daki faaliyetlerine barışçı yollar deneyerek başlayan Mustafa Kemal Paşa, amacına ulaşamayınca farklı arayışlara başvurdu. İstanbul Hükümeti'ne çeşitli yollarla müdahil olma amacını güttüğü girişimleri başarısızlıkla sonuçlanan Mustafa Kemal Paşa, Anadolu'ya geçmeyi, işgalci ve teslimiyetçi güçlere karşı Anadolu'dan bir direniş başlatmayı hedefledi. Osmanlı topraklarındaki stratejik yerleri işgal etme amacında olan İtilaf Devletlerinin 1919 yılı Nisan ayında Osmanlı'ya verdikleri ültimatom, aynı zamanda yeni bir dönemin de kapısını aralamış oldu. Osmanlı'da yaşanan bu gelişmeleri lehine çeviren, aynı zamanda kendisi gibi düşünen ve işgallere karşı direnmeyi tek kurtuluş yolu olarak gören kişilerle bir kadro oluşturmayı başaran Mustafa Kemal Paşa, Samsun Limanı'na 19 Mayıs'ta attığı adım ile Türk ulusunu bağımsızlığa eriştirecek kıvılcımı yakmayı başardı.
İstanbul ili damarlı bitkiler listesi
15 milyonu aşan nüfusuyla Türkiye'nin en büyük metropolü ve ülkenin finansal gelişim merkezi olan İstanbul; iki kıta ve iki deniz arasındaki coğrafi konumu, topoğrafyası ve jeolojik yapısı sebebiyle olağanüstü bir biyolojik çeşitliliğe ve floral zenginliğe ev sahipliği yapmaktadır. Orta Avrupa ile Akdeniz iklim rejimleri arasındaki geçiş noktasında konumlanması sebebiyle biyolojik çeşitlilik ve doğal habitatların yaşam alanlarının çeşitliliği bakımından önemli bir potansiyele sahip olan şehir; ülkeler ile yarışacak bir floristik zenginliğe sahiptir. Bu çalışmada, literatürde İstanbul'un bitkileri üzerine yapılan çalışmalar derlenerek ilin damarlı bitki listesini oluşturmak ve bu sayede ilin bitkisel açıdan zenginliği gösterilmek istenmiştir. Çalışma sonucunda, İstanbul'da 135 familyaya ait tür ve tür altı düzeyinde toplam 2.551 damarlı bitki taksonunun varlığı saptanmıştır. 2.551 bitki taksonundan 81 tanesi endemik bitki olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu 81 endemik bitkiden 70 tanesi İstanbul'da yayılış gösteren Türkiye endemikleri iken 11 tanesi sadece İstanbul'da bulunan lokal endemiklerdir. İlde yayılış gösteren bitki taksonlarından 17 tanesi BERN Sözleşmesi Ek-I, 108 tanesi CITES Sözleşmesi Ek-II kapsamında koruma altındadır. Ayrıca, taksonların IUCN tehlike kategorilerine bakıldığında; 2 bitki taksonunun CR (kritik), 6 bitki taksonunun EN (tehlikede), 6 bitki taksonunun VU (duyarlı), 16 bitki taksonunun NT (tehdite açık), 660 bitki taksonunun LC (düşük riskli), 40 bitki taksonunun DD (yetersiz verili) ve kalan 1.821 bitki taksonunun ise NE (değerlendirilmemiş) kategorisinde olduğu görülmektedir.
Su ve kanalizasyon idarelerinde ücret tarifeleri
Yaşamın başlangıcından günümüze dek gerek beşeri hayatın idamesinde gerekse ekosistemin dengesinin sağlanmasında su, hayati bir kaynak olarak önemini giderek artırmıştır. Ulusları var eden, kentlerin oluşmasını sağlayan, yokluğu halinde göçlere sebep olan bu meta; günümüzde artan nüfus, küresel ısınma ve doğal kaynakların tükenmesi ile birlikte korunması gereken bir yaşam kaynağı olarak görülmeye başlanmıştır. Buna bağlı olarak da gerek ulusal gerekse de uluslarüstü düzeyde bu kaynağın korunması için çeşitli aksiyonların alınmaya başlandığı görülmüştür. Kentsel alanlarda mahalli müşterek mahiyette bir kamusal görev olarak görülen içme ve kullanma suyu hizmetinin genel kaideleri merkezi yönetim tarafından düzenlenmekte, yerel düzeyde de anılan üst normlara dayalı olarak yönetmelikler çıkarılabilmekte, içme ve kullanma suyu ücretleri de bu mevzuata göre belirlenmektedir. Günümüzde insani tüketim amacıyla sunulan bu hizmet metropoliten alanlarda özel amaçlı bir mahalli idare kurumu olan su ve kanalizasyon idarelerince yürütülmektedir. 1981 yılı itibarıyla İstanbul özelinde 2560 sayılı Kanun'un uygulanması ile başlayan bu model hâlihazırda otuz büyükşehir belediyesinde uygulanmaktadır. Her idarenin anılan Kanun'dan kaynaklanan Tarifeler Yönetmelikleri bulunmakta olup, bu mahalli kurumların ücret tarifeleri ve abone grupları önemli düzeyde farklılık göstermekte, su ücretlerinin belirlenmesi sürecinde yaşanan aksaklıkların yaygınlık taşıdığı ve genel olarak yeknesak bir uygulamanın olmadığı tespit edilmektedir. Çalışma kapsamında var olan farklılıklara ve mevzuata aykırılıklara değinilerek tarifeler yönetmelikleri ile ücret tarifelerinin uygulanmasında rastlanılan olumsuzlukları ve aykırılıkları giderici önerilerde bulunulması amaçlanmıştır
Geç Osmanlı Dönemi İstanbul evlerinin yeni mekânı: Salon
Osmanlı İmparatorluğu'nun on dokuzuncu yüzyılında İstanbul evlerinin salonlarına odaklanan bu tez, salonun mekânsal varlığının, buradaki gündelik yaşam pratiklerinin ve maddi kültür öğelerinin İstanbullu seçkinlerin zihninde nasıl üretildiğini ve tüketildiğini Osmanlı'nın basılı yayınlarını kullanarak incelemeyi hedefler. Modernleşme ile paralel olarak, on dokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren sayıları hızla artan basılı yayınlar, halihazırda oluşmakta olan mekânların üretimine ve tüketimine aktif olarak katılmışlardır. Basılı yayınlar mekânı, kimi zaman metinsel kimi zaman da görsel anlatılara dökerek İstanbullu seçkinlerin zihninde tahayyül edilebilir kılmıştır. Salon da böyle bir bilgi aktarımının yaşandığı bu türden mecralarda üretilen ve tüketilen yeni bir mekân olarak İstanbul evlerine dahil olmuştur. Salonun toplumsal olarak üretilen ve tüketilen bir mekân olması dolayısıyla, Osmanlı'nın toplumsal dinamiklerini görünür kılma potansiyeli mevcuttur. Bu bakımdan salon, modernleşme süreçleriyle yakın bir ilişki kurarken Osmanlı'nın ekonomik, siyasi ve sosyal gelişmelerinden bağımsız da düşünülemez. Osmanlı toplumunu oluşturan sınıflar içerisinde, özellikle Müslüman bürokrat burjuvazisi toplumdaki ayrıcalıklı pozisyonlarını korumak ve yükseltmek amacıyla salonu bir tüketim mekânı olarak araçsallaştırmıştır. On dokuzuncu yüzyılda İstanbul'un bu seçkin ailelerinin evlerindeki salon, toplum içinde bir ayrım üretme aracı olarak hem mekânsallığıyla hem sunduğu yeni kullanım biçimleriyle hem de mobilya ve eşyalarıyla kültürel bir saygınlığı ifade eder. Bu bakımdan evin kamusala en çok açılan mekânı olan salon, seçkin ailelerin zenginliğinin, ihtişamlarının ve sosyal katmandaki statülerinin teşhir edildiği, evin en prestijli ve en gösterişli mekânıdır. Seçkin aileler bu mekânın niteliklerini kullanarak toplumsallığın içinde görece alt sınıflara ya da diğer seçkin ailelere toplumsal konumlarını yansıtmışlardır. Osmanlı'nın toplumsal dinamiklerinin içerisinde ayrım üreterek bir tüketim mekânı haline gelen salon, basılı yayınlarda üç farklı konu altında değerlendirilebilir. Tez, basılı yayınlarda üretilen salonun mekânsal organizasyonuna, kullanım biçimlerine ve teşhir edilen eşyalarına dair üretim ve tüketim süreçlerini mercek altına alır ve salona bu üç konu perspektiftinden yaklaşmayı dener. Salonun mekânsal organizasyonlarına ve mimari düzenlemelerine ilişkin araştırmalar konunun ilk adımını oluşturur. Bu araştırmalar salonun divanhane, selamlık, mabeyn, başoda, sofa gibi geleneksel kabul odalarıyla olan ilişkisini ortaya koymaya çalışırken aynı zamanda salonun mekânsal özelliklerinin bir tüketim mekânı olarak seçkin aileler tarafından nasıl araçsallaştığını da gözler önüne serer. Ardından salonun evlere dahil olmasıyla birlikte kullanım biçimleri ve yaşam tarzında da önemli dönüşümler yaşandığından yola çıkarak İstanbulluların gündelik hayatında salonun kimler tarafından nasıl kullanıldığı, bu mekânın hangi davranış kodları ürettiği, kadın-erkek ilişkilerinin nasıl biçimlendiği, modern zaman bilinciyle nasıl programlandığı ve yeni teknik araçların gelişimleriyle beraber nasıl dönüştüğü tez kapsamında ele alınan bir başka önemli konudur. Evlerde salonla beraber dönüşen yaşam tarzı, İstanbullu seçkinlerin habitusu için yeni sınırların inşasına referans verir. İstanbullu seçkin aileler değişen habituslarıyla salonu bir tüketim mekânı olarak araçsallaştırırlar. Çünkü burası, değişen yaşam tarzının ve habitusun diğer seçkinlere sergilendiği, teşhir edildiği adeta bir gösteri mekânıdır. Dolayısıyla tezde, değişen habitusun basılı yayınlarda nasıl üretildiği ve salona nasıl tezahür ettiği görünür kılınmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte, salonda seçkin ailelere prestij sağlayan ekonomik, kültürel, sosyal ve simgesel sermaye üreten mobilya ve eşyalarlar da salonun bir tüketim mekânı olma sürecinde önemli bir potansiyele sahiptir. Salona referans veren mobilya eşyalar da basılı yayınlarda İstanbullulara tanıtılmış, evlerin salonuyla ilişkilendirilmiştir. Zira, söz konusu mobilya ve eşyaların basılı yayınlarda reklamının yapılması salonun bir tüketim mekânı haline geldiğinin göstergesidir. Böylece Osmanlı'nın basılı yayınlarında salona referansla yapılan okumalar bütüncül olarak ele alındığında, salonun İstanbulluların zihninde nasıl bir yer edindiği, nasıl deneyimlendiği ve toplumsal olarak nasıl üretilip tüketildiğini anlamak mümkün hale gelmiştir.
Tarih-i Kostantiniye ve Ayasofya (inceleme-metin)
''Tarih-i Kostantiniye ve Ayasofya'' adlı eserin metin-incelemesi olarak hedeflenen bu çalışma, İstanbul'un tarihi konusunda araştırmacılara önemli bilgiler verebilecek içeriğe sahip olup, şehrin inşası ve şehirdeki diğer tarihi yapıların imarından bahsetmektedir. Yapılan araştırmada İstanbul ve Ayasofya'nın inşasıyla ilgili birden fazla esere ulaşılmıştır. Fakat Topkapı Sarayı Kütüphanesi ile Sadberk Hanım Müzesi Hüseyin Kocabaş Kitaplığındaki istinsah nüshaları çalışmada temel alınmıştır Esasında eser 1565 tarihinde telif edilmiş olup ancak ulaşılabilen nüsha istinsah tarihi 1637 seneli nüshadır. İki istinsah nüshasından haberdar olduğumuz bu eserin istinsah nüshaları mukayese edilerek incelenmiştir. Bunun sonucu Topkapı Sarayı Kütüphanesi'ndeki nüshanın tez çalışmasında odak noktası olmasına karar verilmiştir. Bununla birlikte diğer nüshadan da gerekli noktalarda yararlanılmaya çalışılmıştır. Eserin incelenmesi sonucu, İstanbul'un nasıl inşa ve imar edildiği hususunda tez çalışmasının, bu konudaki diğer çalışmalara bütünü tamamlaması adına yardımcı olması amaçlanmaktadır. Tez çalışmasına kaynak oluşturan istinsah nüshaları dışında İstanbul'un inşa ve imarından bahseden muhtelif araştırma eserlerinden de yararlanılması hedeflenmektedir. Bu hedef doğrultusunda İstanbul ile ilgili ansiklopedi maddeleri başta olmak üzere kroniklerden seyahatnamelere kadar uzanan muhtelif türdeki eserlerin incelenmesi amaçlanmaktadır.
2000'ler Türkiye sinemasında parçalanan İstanbul imgesi: Mekânın ürettiği ilişkiler ve kimlikler
Bu tez çalışmasında, mekân, toplum ve üretim biçimleri arasındaki etkileşimli ilişki nedeniyle mekânların ideolojik değer yüklü toplumsal ürünler ve iktidar aygıtları olduğunu savunan kuramlardan hareket edilmektedir. Bu bağlamda tezde, İstanbul'daki mekânlara içkin toplumsal çelişkilerin filmlerde nasıl temsil edildiği incelenmektedir. Bahse konu kuramsal çerçeveye binaen, İstanbul'un neoliberal politikalarla yeniden yapılandırılan sanayi-sonrası kapitalist üretim biçimleri kapsamında küresel bir kente dönüştürülmek üzere rantiyeci gettolaşma mantığıyla parçalandığı iddia edilmektedir. Bu süreçte toplumsal kesimlerin mekânsal olarak ayrıştırıldıkları; toplumsal kaynakların ve fırsatların yüksek gelir grupları lehine asimetrik şekilde dağıtımı ile toplumsal eşitsizliklerin ve adaletsizliklerin daha da derinleştiği savunulmaktadır. İstanbul'da kentsel rantın yüksek olduğu bölgelerin piyasaların taleplerine ve yüksek gelirli 'normatif' grupların zevkleri ve tercihlerine göre dönüştürülmesi uğruna, ötekileştirilen toplumsal grupların mağdur edildiği ve/veya insana yakışır iş, eğitim, sağlık gibi pek çok kentsel olanaklardan yoksun yaşamak zorunda bırakıldığı bu sürecin yarattığı insani maliyet ve toplumsal hâletiruhiye sinemasal temsillerde de karşılık bulmaktadır. Bu kapsamda incelenen sinemasal temsillerin 2010 yılı sonrasında üretilen filmler arasından seçilmesinin nedeni ise söz konusu dönemde sosyo-mekânsal ayrışmaların ve mekânsal çelişkilerin daha aşikâr hale gelmesidir. Tezde toplumsal cinsiyet, biyo-politika, bellek, yoksulluk, yeni ırkçılık, ayrımcılık gibi alanlardaki çalışmalar ile mekân çalışmaları arasında ilişki kurularak filmler disiplinlerarası bir yaklaşımla analiz edilmektedir. Ayrıca, ele alınan tarihsel ve toplumsal bağlamla ilişkili başka yerli veya yabancı kurmaca filmlerin yanı sıra çeşitli kurgusal edebi metinlere ve kurgu-dışı metinlere de atıfta bulunularak seçilen filmler metinlerarası bir modelle çözümlenmektedir. Böylece mekânsallığa sinema merceğinden farklı bir sosyolojik bir bakış açısı sunularak alanyazına katkı sağlanmaktadır.
Batı Trakya Türkü ve istanbul Rumu genç yetişkinlerin azınlık olma yaşantılarının incelenmesi
Batı Trakya Türk azınlığı ve İstanbul Rum azınlığı uluslararası bir anlaşma olan Lozan antlaşması ile özel statüye alınmış ve hakları belirlenmiş olan azınlıklardır. Bugün Batı Trakya Türkleri Trakya bölgesinin Yunanistan'da kalan kısmı içerisindeki en büyük nüfusa sahip ikinci etnik grubu teşkil etmektedir. İstanbul Rumları ise sayıları oldukça azalmış olmasına karşın İstanbul'daki tarihi konumları ve İstanbul'da bulunan Ortodox Patrikhanesinin baş hamisi olmaları nedeniyle özel bir konuma sahiptirler. Ancak şimdiye kadar özel hak ve konuma sahip olan bu iki azınlığa mensup bireylerin psikolojik durumlarını inceleyen ve iyileştirmek için öneriler ortaya koyan bir çalışma yapılmamıştır. Nitel araştırma deseni kullanılan bu araştırma kapsamında Batı Trakya Türk azınlığına ve İstanbul Rum azınlığına mensup genç yetişkin bireylerin azınlık olmaları nedeniyle maruz kaldıkları yaşantılar ve toplumun geneline göre daha çok risk altında oldukları konuların incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada Batı Trakya Türk azınlığı ve İstanbul Rum azınlığına mensup, 20-25 yaş arasında olan 18 katılımcıyla görüşülmüş ve görüşmelerde araştırmacı tarafından hazırlanan Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda oluşan temaların Batı Trakya Türklerinden ve İstanbul Rumlarından katılımcılarda birbirinden farklılaşmadığı ve büyük ölçüde benzerlik gösterdiği görülmüştür. Çalışmada bulgular (1) sosyal dışlanma kaynakları, (2) koruyucu ve risk faktörleri ve (3) psikososyal çıktılar olmak üzere üç tema ve bu temalar altındaki alt temalarda toplanmıştır. Bulguların sunulmasının ardından sonuçlar alanyazın ışığında tartışılarak önerilere yer verilmiştir.
1945-1960 yılları arasında İstanbul ve Ankara'da cemiyet hayatı
İkinci Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda Türkiye'deki cemiyet hayatında önemli değişikliklerin yaşandığına tanıklık edilmiştir. Savaştan önce Türkiye'de gazete ve dergiler Hollywood yıldızları ve Avrupa sosyetesinin hayatlarını anlatan yazılara yer vermekteydi. Ancak İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra gazete ve dergilerde Türk cemiyet hayatına dair haberlere de yer verilmeye başlandı. Türk cemiyet hayatına yer veren yayınlar 1950 yılından sonra yaygınlık kazandı. İncelenen kaynaklarda ise cemiyet haberlerinin İstanbul ve Ankara özelinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu yüzden çalışma İstanbul ve Ankara cemiyet hayatı üzerinde durmaktadır. Çalışma kapsamında İstanbul ve Ankara'da sosyetenin kimlerden oluştuğu ve sosyeteye nasıl dâhil olunduğu ele alınmaktadır. Buna ilave olarak sosyetenin nasıl bir yaşam tarzına sahip oldukları gösterilmeye çalışılmıştır. Ayrıca söz konusu yaşantının özel ve kamusal alandaki yansımaları sosyetenin gerçekleştirdikleri etkinlikler üzerinden gösterilmiştir. Tezde ayrıca yüksek sosyetede moda belirleyicilerinin kimler olduğu ve modayı nasıl yönlendirdikleri de ele alınan konular arasındadır. Çalışma kapsamında son olarak Türk sosyetesinde yer alan gayrimüslim halkın 1942 yılında çıkarılan Varlık Vergisi Kanunu ve 1955 yılında 6-7 Eylül Olaylarında yaşanan gelişmelerden nasıl etkilendikleri üzerinde durulmaktadır.
Ekofeminist bir bakış açısıyla kent mekânı ve kentli kadınlar: İstanbul'da yaşayan kentli kadınlar örneği
Dünya genelinde, 1950 yılında 751 milyon olan kent nüfusu 2018'de 4.2 bilyona ulaşmıştır. Nüfusun modern kentlerde giderek artması beraberinde bazı problemleri de getirmektedir. Bunların başında ekolojik dengenin bozulması ve kent yaşamının var olan sınıf, cinsiyet, etnisite gibi sosyal kimlik temelli eşitsizleri perçinlemesi veya farklı biçimlerde yeniden üretmesi gelmektedir. Bu eşitsizlikler içinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ekolojik dengenin bozulması kent yaşamı açısından önemli ve ilişkili bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında birbirinden ayrı gibi görünen bu iki problemin kaynağı temel olarak ataerkil kapitalist sistem olarak açıklanmaktadır (Shiva & Mies, 2018) Bu nedenle kent yaşantısındaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve ekolojik krizlerin sebeplerinin bir arada araştırılması disiplinler arası bağlantı kurularak çözüm yollarının güçlendirilmesini sağlamaktadır. Ekofeminist yaklaşım da doğanın ve kadının sömürülmesini ve ezilmesini birbiriyle ilişkili biçimde ele alarak hem feminist hem de ekolojik yaklaşımı kapsayan bir çerçeve sunmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı da söz konusu ekofeminist yaklaşım çerçevesinde kent hayatını ve kent hayatındaki kadınların deneyimlerini yeşil alan kullanımı ve tarım alanlarıyla ilişkileri bağlamında ele alarak, İstanbul'da yaşayan kentli kadınlar örneği üzerinden yapılacak mülakat verileri temelinde anlamaktır. Araştırma sonuçları neticesinde, İstanbul özelinde, yeşil alanların ve tarımsal alanların yetersiz olduğu, kadınların bu gibi alanların arttırılmasını talep etmelerine karşın bir yandan da muhtemel güvenlik açıkları sebebiyle bu alanları kullanmaktan zamansal ve kent içi bölgesel bazda çekindikleri verileri ortaya çıkmıştır. Ayrıca yeşil alanların kullanımının oransal olarak tarımsal alan kullanımına göre daha fazla olduğu belirlenmiştir. Tarımsal alanların kullanımı bu alanları ziyaret ederek deneyimlemenin ötesinde tarımsal alanlardan ürün alımı ve dolayısıyla bu alanlarla kurulan ilişki bağlamında ele alınmış ancak katılımcıların bu alanların varlığına dair bilgisinin de eksik olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Araştırma sonuçları neticesinde kadınların, yeşil ve tarımsal alanların kent içerisindeki varlıkları çeşitli biçimlerde kısıtlanmış, kimi durumlarda engellenmiş halde olduğu görülmüştür. Kadınların karar mekanizmalarında da son derece kısıtlı bir biçimde yer almaları sebebiyle ihtiyaç ve taleplerin dile getirilmesinde sıkıntı yaşanmaktadır. Bu nedenle yalnızca uygulamaların düzenlenmesi değil, karar mekanizmalarının temsiliyet yapısının da bu çerçevede dönüştürülmesi gerekmektedir. Çalışmanın temel amacı bu kısıtlanma ve engellenme hallerini ortaya çıkararak bu sorunlara yönelik çözüm yolları üretmek ve dolayısıyla kentin daha geniş bir kitleye hitap etmesini sağlayarak aynı zamanda kenti yalnızca günümüz için değil gelecek için de sürdürülebilir kılacak öneriler sunmaktır.
İstanbul'da toplu taşıma sorununun çözümüne İETT ve Ulaşım A. Ş. işletmelerinin katkısı
İstanbul kentiçi ulaşım sorunu artan nüfusla birlikte karmaşık bir hal almış mevcut yollar artık talebe cevap veremez duruma gelmiştir. Ortaya trafiğin yarattığı olumsuzluklar çıkmış kent yaşamının erişebilirliğini ortadan kaldırmıştır. Ulaşımın etkin bir şekilde yapılamaması toplum tarafından bir sorun haline gelmiştir. Bu açıdan toplu taşımanın artırılması gerekliliği ortaya çıkmıştır. İstanbul kentiçi ulaşımda ulaşım yönetiminin tek elden yönetilmemesi, farklı kurum ve işletmelerin yönetiminde bulunması, ulaşım sorunun çözülmesinde en önemli sorundur. Bunun yerine diğer dünya kentlerinde olduğu gibi kendi yönetim kurullarına sahip olan bir ulaşım otoritesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu gerçekleştirildiğinde İstanbul için daha kaliteli bir ulaşım altyapısı oluşturularak bununla birlikte yaşanan kent içi ulaşım ve toplu taşıma sorunu çözümlenebilecektir.
Yerel yönetimlerde kültür yönetimi: İstanbul Büyükşehir Belediyesi örneği
Günümüzde, siyasetten ekonomiye, şirket yönetiminden kamu yönetimine, bilimden teknolojiye kadar, bireylerin, kuruluşların ve devletlerin yapısında uzun vadeli etkilere yol açacak, çok önemli değişim ve gelişim süreci yaşanmaktadır. Bu süreci yönetmenin öne çıkan birçok boyutundan bahsetmek mümkündür. Bu çalışmada asıl olarak kültür yönetiminin stratejik planlama ve yönetim yaklaşımı yerel yönetimler yönünden ele alınmaktadır. Ekonomik açıdan yerel yönetimlerin kaynaklarının kıt olması, siyasal açıdan ise yurttaşların katılım isteklerinin, estetik ve sanatsal meraklarının artmasına rağmen hesap verebilirlik ve kaliteli hizmet yönündeki eksiklikler yerel yönetimlerde kültür yönetimi konusunun önemini artırmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi özelinde kültürel faaliyetlerin yerel yönetimlere özgü özellikleri dikkate alınarak uyumlaştırıldığı, kültür yönetiminin planlama sürecinin bilinçli biçimde uygulandığı, farklı örneklerden yararlanıldığı takdirde yerel yönetimlerde de başarılı olabileceği iddiası çalışmaya konu olmuştur.Çalışmanın birinci bölümünde; yerel yönetim kavramı genel olarak ele alınmaktadır. İkinci bölümde, kültür ve kültür yönetimi kavramları ile bu kavramların uygulanma ihtiyacını doğuran temel sebeplere değinilmiştir. Üçüncü bölümde, İstanbul'un tarihi ve kültürel mekânlarına genel olarak değinilmiştir. Dördüncü ve son bölümde ise; İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kültür yönetimi kapsamında uygulamaya konulan program ve planlama çalışmalarına değinilerek özellikle son yıllarda yapılan faaliyetler istatistikî veriler paralelinde anlatılmaya çalışılmıştır. Key Words: Local governments, Culture, Culture Management, New Law of Metropolitan Municipalities, The Metropolitan Municipality of Istanbul.
Osmanlıdan günümüze bir yerel kamu hizmeti olarak İstanbul itfaiyesi
"İstanbul'un Ateşle İmtihanı" başlığını taşıyabilecek bu çalışmanın konusu, teknik boyutu ile yanma olayı, bu kimyasal olgunun istem dışı bir biçimde, istenmedik bir sonuca dönüşmesi demek olan yangın olgusunun kentleşme sürecinde meydana getirdiği tahribat, hasar, maddi ve manevi kayıpların incelenmesi ve bu sürecin İstanbul özelinde irdelenmesidir. Bir Yüksek Lisans Tezi'nin sınırlılıkları çerçevesinde kentleşme sürecinin kuramsal boyutlarına değinilmesi kaçınılmazdı. Ne var ki, sıkıcı olabilecek bir kuramsal yoğunluktan kaçınmak gerekiyordu. Buna karşılık, günümüz İstanbul'unun ateşle imtihanını kavrayabilmek için tarihsel bir arka-planı, ana çizgileri ile de olsa, sergilemekte yarar vardı; bu yüzden, geçmişten geleceğe bir yaklaşımı benimsedik. Bu bakış açısı ile, bir itfaiye çalışanı olarak konunun bizzat içinde yer almanın avantajından yararlandık, hem de, öte taraftan, aynı konumun nesnel bakışı engelleyebileceği riskini göze almamız gerekti. Geçmişi ele alırken pek bir sakıncası olmayabilen bu durum, günümüz İstanbul İtfaiyesini incelerken, "kendi kurumumu" eleştirel bir yaklaşımla ele almada mesleksel/kurumsal dayanışma duygusunun bilimsel/nesnel ölçütlerle bağdaştırılmasında gerekli titizliğin ve özenin gösterilmesini gerekli kılacaktı. Bu bilimsellik/nesnellik kaygısı ile mesleksel deneyim ve "yangın olunca yangına gitmenin pratik bilgi birikimini bağdaştırabildiğimi düşünüyorum: Yeterince kuramsal bir temel üzerinde, somut, pratik bilgileri sergilemek ve günümüz İstanbul İtfaiyesini eleştirel bir yaklaşımla ele alabilmek ve somut öneriler sunabilmek için, hem geçmişin birikimi ile, hem de başka, gelişmiş ülkeler pratiği ile karşılaştırmalar yapmanın gerekli olduğunu kabul etmek gereğinden hareket etmek istedik. İtfaiye teşkilatı içinde çalışan bir personelin, yangını ve yangına bağlı diğer olayları, yaşadığı mesleki deneyim ve birikimle ve bilimsel bir çaba ile, eleştirel bir yaklaşımla inceleme çabası, konu ile ilgilenecekler için de özendirici olacaktır. Çalışmamızda kısaca da olsa yer verdiğimiz Osmanlı ve Cumhuriyet kaynaklarının araştırılması sonucunda elde edilen bilgiler ışığında, Türk itfaiye teşkilatının İstanbul'un fethinden günümüze kadar olan süreç içinde geçirdiği tüm evrelerin, elden geldiğince, tarihi belgelerle desteklenerek aktarılması hedeflenmiştir. Kısaca bu çalışma, genel olarak bu karmaşık süreçlerin sonucunda, günümüz Türk itfaiye teşkilatının geldiği noktanın değerlendirilmesidir. Özel olarak da, çalıştığım kurumun, yaşadığım şehir olarak İstanbul 'un ateşle imtihanında taşıdığı değeri ve önemi vurgulama ve İstanbul'lu hemşerilerimizin yangın afeti karşısında, endişesiz ve tedirginlik duymaksızın, huzur içinde, yapılmış olanların ve yapılması gerekli ve mümkün olanların bilimsel olarak dile getirilmesi çabasıdır. İstanbul itfaiyesinin bugün geldiği noktanın değerlendirilmesi, yaşanan sorunlar, eksiklikler ve son nokta olarak da İstanbul itfaiyesinin, önemli dünya şehirlerinde bulunan itfaiye teşkilatlarının durumunu ve yangın politikalarını rakamlarla ortaya koymak suretiyle bazı karşılaştırma öğeleri sergilenmiştir. Bu karşılaştırmanın sonucu olarak ortaya çıkan olumlu ve olumsuz yönlerin değerlendirilmesi, daha iyi bir itfaiye hizmeti sunabilmek amacına yöneliktir ve kamu hizmetinin yeniden yapılandırılmasını, kamu yönetiminde reformun kesintisiz bir süreç olduğu gerçeğinin bir kez daha vurgulanmasıdır.
İstanbul'da ulaşım sorunu ve metrobüs çözümü
Bu çalışmanın amacı İstanbul'da ulaşım sorunu ve metrobüs çözümü konusunun incelenmesidir. Özellikle 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızlanan teknolojik gelişmeler, artan sanayileşme ve şehirleşme sürecinin sonucunda hemen her alanda ortaya çıkan gelişmeden ulaşım ve ulaştırma sektörü de payını almıştır. Ne varki tüm bu gelişmeler sonucunda artan nüfus ve araç sahipliği gibi olgular ulaşımı darboğaza sokmaya başlamış, yine ortaya çıkan gelirin bireyler arasında dengeli dağılmaması sebebiyle herkesin araç sahibi olamaması sebebiyle idari yapılanma ulaşım konusunda da çözüm arayışlarına girmek zorunda kalmıştır. Toplu taşıma sistemlerinin bir parçası olan metrobüs sistemlerinin seyir yolları, istasyonları, taşıtları, işletim planı, ücret toplama sistemleri ve akıllı ulaştırma sistemleri ile olan ilişkileri gibi bileşenleri vardır. Bu bileşenlerin sistemin performansında ve kullanıcıların sistemi kullanarak elde ettiği fayda üzerinde etkileri vardır. Ayrıca bileşenler arasındaki uyum metrobüs sisteminin güvenilirliğini ve hizmet kalitesini artıracaktır. İstanbul Metrobüs sisteminin dünyadaki diğer metrobüs uygulamaları ile birlikte değerlendirildiğinde sistem bileşenleri açısından Bogota, Curitiba, Jakarta ve Guangzhou gibi şehirlerin arkasında olduğunu ancak işletme hızı olarak dünyadaki en hızlı sistemlerden olduğunu söyleyebiliriz.
Siyasal iletişim faaliyetlerinin seçmenin oy verme davranışı üzerine etkisi; İstanbul örneği
Siyasal iletişim aktif siyasal yaşamın şüphesiz en önemli faaliyetlerindendir. Siyasal rakiplere karşı avantaj sağlama, siyasi yapıların söylemlerini ve icraatlarını topluma anlatma, ideolojilerin perçinlenmesi gibi amaç ve çabalar toplumla iletişim halinde olma zorunluluğunu beraberinde getirmiştir. Siyasal aktörlerin toplumla gerçekleştirdikleri iletişim, yapısı ve siyasi mesajlarla örüntülü olması bakımından siyasal iletişim olarak tanımlanmaktadır. Siyasal iletişim faaliyetleri, özellikle seçim dönemlerinde yoğun bir şekilde gerçekleştirilmekte, olağan dönemlerde de devam ettirilmektedir. Bu faaliyetlerin şüphesiz en belirgin amacı, hedef kitle üzerinde etki yaratmak ve bunun sonucunda oyunu alarak iktidarını tesis etmektir. Siyasal iletişim faaliyetlerinin, seçmenin oy verme davranışı üzerine etkisinin, İstanbul örneği üzerinden araştırıldığı çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, siyaset ve siyasete karşı geliştirilen farklı yaklaşımların yanı sıra siyasal ideolojiler gerekli literatür araştırılmasının ardından ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise iletişim kavramı, iletişim türleri, yöntemleri ve siyasal iletişimin ilişkili olduğu alanlar ile siyasal iletişimin alanı da gerekli literatür araştırmasının ardından ele alınmıştır. Çalışmamızın üçüncü ve son bölümünde ise, siyasal iletişim faaliyetlerinin seçmenin oy verme davranışı üzerindeki etkisi, Beşiktaş ve Fatih ilçelerinde anket yöntemi ile gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarından oluşmaktadır. Bu bölümde, seçmenlerin medya ortamlarını takip etme sıklıkları, gerçekleştirilen siyasal iletişim faaliyetlerinin oy verme kararlarına etkisinin olup olmadığı, kanaat önderlerinin oy verme davranışına etkisi gibi değişkenler araştırılmış ve sonuçları çizelgeler ve yorumlarla aktarılmıştır. Üç bölümden oluşan çalışmamız, siyasal iletişim faaliyetlerinin seçmenin oy verme davranışı üzerindeki etkisini ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır.
The role of intermodal terminals in logistics and proposal for intermodal terminal in Istanbul
The role of logistics process in calling the world as global village is a lot. Logistics as a growing structure is directly proportional to the consumption. World trade volume increased to 16 trillion dollar and logistics volume reached to 6.4 trillion dollar. So about 40 percent of the trade volume consists of logistic activities. Turkey has a location within 600 billion worth of goods movement. Surrounded on three sides by the sea, connecting Asia and Europe and by its important role in Black Sea and the Mediterranean Sea, Turkey is in a situation to be a centre for logistics activities. In 2023 Turkey has set a target goal to make Istanbul a center of logistics. In order to undertake this mission Turkey must strengthen the intermodal transport network and intermodal terminals. In this study, intermodal transport in the world and Turkey, these types of transport networks and intermodal terminals were investigated. However, an intermodal terminal is proposed to be made in Istanbul.
Avrupa Birliği çevre politikaları ekseninde İstanbul
1982 Anayasası ile küçük yerleşim yerleri birleştirilerek Büyükşehirler kuruldu. 1984'te Büyükşehir Belediye Kanunu kabul edildi. Aynı yılın Mart ayın da Büyükşehir Belediyesi Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname yayımlandı. Türkiye büyük şehirleri olan İstanbul, Ankara, İzmir'de Büyükşehir Belediye Yönetimleri kuruldu. Bu tarihten itibaren planlı kentleşme sürecinin başlayacağını düşünen İstanbullular, çok geçmeden hızlı kentleşmenin çarpıklığıyla karşı, karşıya kaldılar. Aslında İstanbul'un keşmekeş nüfusu yıllar öncesine, 1948 yılında Marshall planıyla ülkemize giren 24 bin kadar traktörün tarım sektöründe başlayan iç ve dış göçlerin başlamasına dayanmaktadır. Bu göçler kırsal alanda topraksız ve maraba konumunda bulunan milyonlarca tarım işçisinin kentlere akışlarına yol açmıştır. Bu göç dalgaları sonucu oluşan kent-kırsal alan karşılaşması, aynı zamanda üniversitelerde ve sivil sektörlerde siyasal ideolojilerin kutuplaşması sürecini de başlatmış oldu. Hızla artan İstanbul nüfusu, barınma ihtiyacını karşılamak, daha sonra artan trafik sorununu düzeltmek için sorunun kaynağına inmek yerinen kısa süreli bir rahatlama sağlamak adına doğaya, doğasına hunharca zarar vermiştir. Yapılan üçüncü köprüye bu görüşün teminatı durumundadır. Lakin bununda geçici bir çözüm olduğu ileride olması muhtemel dördüncü-beşinci köprü çalışmalarıyla anlaşılacaktır. Yapılan her köprü nüfusu azaltmamış aksine, artırdığını yapılan nüfus sayımları ile de görmekteyiz. O halde hala nedir bu doğayı tahrip etme histerisi? Hâlbuki tarihe baktığımızda, Paleolitik Çağ'da anaerkil bir toplum, bu toplumun kutsalının da kadın olduğunu görüyoruz. Kadınların kutsal olmasının nedeni ise Tabiat ana gibi üretiyor olması (doğuruyor), görüldüğü üzere tabiatın üretkenliği kadına aktarılmış ve kadın yaşadığı toplumun Ana Tanrıçasını durumuna yükseltilmiş. Eskiden kutsal sayılan tabiat günümüzde nasıl oluyor da bu kadar kolay tahrip ediliyor. Yoksa anaerkil toplumun ataerkil topluma dönüşümü gibi; doğanın yaşamı var etme durumu da el değiştirip insanoğluna mı geçiyor; yoksa paranın yeşili ağacın yeşiline baskın mı geliyor? Bu sorunun cevabını sanırım yine bize zaman gösterecek doğal felaketler karşısında çaresiz kalan insanoğlu tahrip ettiği doğayı düzeltmek için çok geç kalmış olacak. Kendi otobiyografimizi oluştururken çağdaş, aydın, bilim insanı gibi sıfatlar kullanırken, bizden yıllar önce yaşadığımız, bu topraklara ayak izlerini bırakmış insanlara çağdışı, ilkel unvanlarını kullanıyoruz; hâlbuki onların ilkelliği bilinçlerinde değil şartlarında, bizim ilkelliğimiz ise bilinçlerimizde. Bundan tam 160 yıl önce doğanın diyalektiğini yapmış olan büyük şef Seattle, günümüzde ne kadar yanılmış olabilir ki? Doğa'nın kudretini, şifasını bilebilmek için onunla iç içe geçmek mi gerekir; yoksa ona muhtaç mı kalmalıyız?160 yıl önce böylesi önemli bir mektup kaleme alan "vahşi" adam acaba toprağı anlamak için ona muhtaç mı kaldı yoksa o, toprağın anlamını tek başına mı buldu? (1854 yılında yazılan Şef Seattle'ın mektubu) Anahtar Kelimeler : Büyükşehir, Hızlı Kentleşme, Sürdürülebilir Kalkınma, Çevre
Sosyal medyanın işe alım süreci üzerindeki rolü ve etkisi: İstanbul Avrupa Bölgesi perakende sektöründe bir uygulama
Teknolojik değişim, özellikle bilgi işlem teknolojisindeki değişimin kişisel ve iş yaşamına olan etkileri gün geçtikçe artmaktadır. İş yaşamında insan kaynakları yönetimi alanında da teknolojik gelişmelerin etkisi giderek artarken, bu etkinin yoğun yaşandığı alanlarından biri de sosyal medyadır. Sosyal medya olarak ifade edilen Facebook, Twitter, LinkedIN, Instagram, Google Plus gibi uygulamalar özellikle insan kaynakları yönetimi biriminin işe alım süreçlerini yeniden ele almalarını ve işe alım stratejilerini yeniden gözden geçirmelerine neden olmuştur. Son yıllarda gerek dünya gerekse ülkemizin demografik yapısı yani nüfus içindeki çalışan yapısının giderek Y kuşağına doğru değişim yaşadığı bir gerçektir. Bu nedenle işletmeler ve beraberinde insan kaynakları yöneticileri ihtiyaç duyduğu doğru adayı bulabilmek amacıyla bu kuşağın yoğun olarak yer aldığı sosyal medyayı aktif bir şekilde kullanmaktadır. Bu amaçla çalışmada hem sosyal medyanın önemi hem de sosyal medyanın insan kaynakları yönetiminde işe alım süreci üzerindeki rolü ve etkisi ortaya konulmaya çalışılmış ve yapılan araştırma ile konu ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal medya, işe alım, facebook, linkedIN.
İstanbul itfaiyesi, itfaiyenin sorunları ve çözüm yolları
İnsanoğlunun ateşi keşfetmesiyle birlikte ateşin kullanım alanları genişlemiş ve insan hayatında önemli bir yer edinmiştir. Ateşi kullanarak hayatını idame ettiren insanlar ateşten faydalanmakla birlikte ateşin kontrolden çıkmasıyla ateşin tehlikeli yüzüyle tanışmışlardır. İnsanlara faydası dokunan ateşin kontrolden çıkması insana ve doğaya telafisi mümkün olmayan zararlar vermiştir ve vermeye devam etmektedir. İnsanlar ateş olmadan yaşayamayacağı için ateşin getirisi olan felaketlere karşı savunma mekanizmaları oluşturmaya çalışmışlardır. Acı tecrübelerle devam eden bu süreçte oluşan maddi manevi büyük kayıplar, ateşin getirisi olan yangınlarla mücadelede profesyonel hareket etmeyi gerektirmektedir. Yerel yönetimlerin bünyesinde olan itfaiye teşkilatı yönetimsel olarak yerel yönetimlerin kapasitelerine bağlı kalmış ve gelişim noktasında bu kapasitenin sınırları içerisinde ilerleyebilmiştir. Bu durum itfaiye teşkilatının standardize edilmesini engellemiş ve bu doğrultuda iyileştirmeye gidilmesini gerekli kılmıştır. Çünkü itfaiye kurumu yerelin üzerinde ülke çapında bütünsel yaklaşılması gereken bir yönetime sahip olmalıdır. Afet ve Acil Durum başlığında yer alan olaylarda itfaiye teşkilatı yalnız kalmakta; arama kurtarma hizmetinden ilk yardım hizmetine kadar tüm başlıkları bünyesinde toplayarak geniş bir hizmet ağını tek kurumda tamamlamaya çalışmaktadır. Bu sebeple itfaiye teşkilatının iyileştirilmesi üzerinde durulan çalışmada itfaiye kurumun geliştirilmesi için dört madde temel alınmıştır. Bu çalışmada öncelikle genel açıklamalar yapılmış, Osmanlı Döneminden Cumhuriyet sonrası ve günümüze itfaiye teşkilatının tarihinden bahsedilmiş ve İstanbul İtfaiyesi ile ilgili gerekli istatiskî ağırlıklı bilgiler verilmiştir. İkincil olarak İtfaiye teşkilatının iyileştirilmesi ile ilgili olarak belirlenen dört madde olan itfaiye teşkilatının yönetimsel iyileştirilmesi, gönüllü itfaiyecilik, itfaiye kurumunun stratejik-hukukî geliştirilebilirliği ve itfaiye teşkilatı eğitim programının iyileştirilmesi üzerinde durulmuştur. Bu başlıklar temel iyileştirme maddeleri olarak seçilmiş ve itfaiye teşkilatı konusunda başarılı istatistiklere sahip ülkelerden örneklemelerle desteklenmiştir. İtfaiye teşkilatının iyileştirilmesine dair örnek teşkil edecek olan çalışmada yer alan iyileştirme başlıkları; birbirini destekleyen ve perçinleyen aşamaları barındıran aynı zamanda ileriye yönelik standardizasyonu sağlamaya yardımcı olacak kapsamları barındırmaktadır. Bu doğrultuda sonuçlar ve öneriler kısmında bu adımlar uygunluğu İtfaiye teşkilatının iyileştirilmesinde bu maddelerin önemi vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: İtfaiye teşkilatı, itfaiyenin sorunları ve çözüm yolları, iyileştirme, görev ve sorumluluklar