İstismar
Bu konu başlığı altında 81 tez
Otizm spektrum bozukluğu olan bireylere cinsel istismardan korunma becerilerinin öğretiminde sosyal öykü yönteminin etkililiği
Bu çalışmada, otizmli bireylere cinsel istismardan korunma becerilerinin öğretiminde sosyal öykü yönteminin etkililiği araştırılmış ve izleme ve genellenmesi açısından değerlendirilmiştir. Araştırma, katılımcılar arası yoklama denemeli çoklu yoklama araştırma modeline göre planlanmış olup başlama düzeyi, öğretim, aralıklı yoklama, genelleme ve genellemenin izlemenmesi oturumlarından oluşmuştur. Çoklu örneklere göre genelleme stratejisinin kullanıldığı çalışmada, otizmli bireylerin farklı ortamlarda, farklı kişilere ve farklı cinsel istismar türlerine karşı da kendilerini korumalarında sosyal öykülerin etkisi sınanmıştır. Genellemenin izlenmesi oturumları öğretim sona erdikten 3 ve 5 hafta sonra düzenlenmiştir. Çalışmanın sosyal geçerliği araştırmaya katılan deneklerin annelerinden öznel değerlendirme yaklaşımıyla elde edilen verilere göre incelenmiştir. Araştırmaya İstanbul ve Eskişehir illerinden 10 ve 17 yaş aralığında otizm tanısı olan ikisi kız biri erkek üç denek katılmıştır. Öğretimi yapılacak cinsel istismar türleri aileler ile birlikte belirlenmiş olup ilk olarak uygunsuz dokunma taciz türünün öğretimi gerçekleştirilmiştir. Ölçüt karşılandıktan sonra istismardan korunma becerilerinin öğretimi yapılmayan uygunsuz öpüşme ve teşhir taciz türleri ile öğretimi yapılan taciz türü için farklı ortamlara ve kişilere genellenip genellenmediği değerlendirilmiştir. Öğretim oturumları deneklerin evlerinde ve okullarında yürütülmüş olup, genelleme oturumları için çeşitli sosyal ortamlar kullanılmıştır. Araştırma bulguları araştırmaya katılan üç katılımcının da sosyal öykü uygulamasıyla tacizden korunma becerilerini öğrendiğini ve farklı ortam, kişi ve taciz türlerine genelleme yapabildiklerini göstermiştir. Ayrıca katılımcıların öğretim sona erdikten 3 ve 5 hafta sonra düzenlenen genellemenin izlemesi oturumlarında, öğrenilen berilerin kalıcılığını sağlandıkları görülmüştür.
Yaşlıların istismar ve ihmal ile karşılaşma durumları ve etkileyen faktörler
ÖZETBu araştırma Malatya il merkezinde bulunan Taştepe, Göztepe, Kernek ve İstasyon Aile Sağlığı Merkezlerinde kayıtları bulunan 65 yaş üstü bireylerin istismar ve ihmal ile karşılaşma durumları ve etkili olan faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini %95'lik anlamlılık düzeyi ve 0.05 yanılgı payı ile olasılıklı örnekleme yöntemlerinden evreni bilinen örneklem büyüklüğü belirleme formülü kullanılarak belirlenen 451 yaşlı oluşturmuştur. Veriler Ekim 2011- Ocak 2012 tarihlerinde toplanmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından oluşturulmuş Sosyo-demografik Özellikler Formu, İstismar Değerlendirme Formu, Katz'ın Günlük Yaşam Aktiviteleri İndexi ve Yetişkinler İçin Algılanan Duygusal İstismar Ölçeği kullanılmıştır. Veriler tek yönlü varyans analizi, t testi, ki kare ve korelasyon ile analiz edilmiştir.Yaşlı bireylerin %1.3'ünün fiziksel istismar, %0.8'inin ekonomik istismar, %5.3'ünün her zaman ihmal edildikleri, %2.9'unun sıklıkla cinsel istismar, orta düzeyde duygusal istismar yaşadıkları belirlenmiştir. Yaşlı bireylerin her zaman yaşadıkları istismar düzeylerinin düşük olduğu belirlenmiştir. Yaşı ileri olanların, kadınların, bekarların, eğitim seviyesi düşük olanların, ev hanımlarının, yaşlılık aylığı alanların, gelir düzeyini kötü olanların, ailesi parçalanmış olanların, kronik hastalığı olanların, aile ilişkilerini çok kötü olarak değerlendirenlerin, evin mülkiyeti eşinde olan veya kirada yaşayan yaşlı bireylerin daha fazla istismar edildikleri belirlenmiştir. Eşi ve çocukları ile birlikte yaşayan yaşlı bireylerin istismar düzeyinin daha düşük olduğu belirlenmiştir. Bakım veren bireylerde ilaç-alkol kullanımı istismar oluşmasında bir risk faktörü olarak belirlenmiştir.Bu sonuçlar doğrultusunda yaşlı istismar ve ihmali konusunda hemşirelerin değerlendirme yapmaları, yaşlıyı ve aileyi çok iyi gözlemlemeleri, istismar konusunda bireyleri bilinçlendirmeleri, özellikle risk gruplarından biri olan yaşlı bireyleri bu konuda eğitmeleri, istismar ve ihmale uğrayan yaşlı bireylerin nereden yardım alabileceği konusunda danışmanlık yapmaları önerilebilir.Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, İstismar, İhmal, Yaşlılar, Etkileşimli yaklaşım.
Kültür tarihi boyunca çocuk ve kadınlara uygulanan şiddet içeren gelenekler: Adli bilimlere antropolojik bir bakış açısı
Dünya üzerindeki bütün toplumlarda cinsiyetlerin kültürel ve sosyal olarak yerleşik beklentilerine ve davranışlarına dayanan uygulamalar bulunmaktadır. Geçmiş zamanlarda dâhil olmak üzere özellikle günümüz toplumunda kadın ve çocukların üzerinde gerek psikolojik, gerekse fiziksel anlamda bir şiddet giderek artmaya devam etmektedir. Şiddet ve istismar biçimleri genellikle kadınların ve çocukların cinsiyetler arası eşitliğini, güvenliğini, haysiyetini, öz benliklerini ve temel haklarını kabul etmeyen insan hakları ihlallerinin en yaygını olarak görülmektedir. Yapılan tez çalışmasında kadın ve çocuklara uygulanan zararlı geleneklerin temeline inilmiştir. Bu çalışmanın yapılma sebebi geçmiş zamanlardan günümüze kadar olan süreçte kültürlerin, normların, dinlerin ve değerlerin farklı yorumlanarak kadın ve çocuklara zarar verilmesidir. Yaşanılan çevreler ne kadar değişirse değişsin toplumların genelinde yıkılamayan tabular mevcut. Örnekten yola çıkarsak insanlar yaşamları boyunca inanışları uğruna birçok uygulama gerçekleştirmiştir. Ancak birilerini kurban ederken bir zamanlar kendilerinin de onların yerinde olduğunu ve aynı istismarı kendilerinin de yaşadıklarını unutarak zararlı gelenekleri günümüze taşımışlardır. Çalışmamızın asli amacı insanın en temel hakkı olan yaşama hakkının gelenek adı altında tehlikeye atıldığını göstermektir. Her geleneğin uygulanmaması gerektiği gibi, hukukun ve yasaların yeri geldiğinde insanların inanışlarının önünde tutulmasının doğru olmasıdır. Yaşamın doğum ile başladığı düşünülürse bebeklikten yetişkinliğe kadar olan süreç içerisinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre kasten ve yasadışı her türlü şiddet suçtur. Kültürel (sosyal) antropoloji ve Adli bilimlerin kesişim noktası bu kısım olmuştur. Böylelikle sadece kendi alanında değil diğer birçok bilimlere de katkı sağladığı görülmektedir. Adli bilimler ise adaletin tecellisi amacıyla yararlanılan tüm bilim dallarını kapsamaktadır. Bu çalışmada bahsedilen her türlü zararlı uygulama insanların bedeni ve ruhu üzerinde, herhangi bir tedavi amacı olmaksızın, mağdurların sağlığı ve insan hakları üzerinde olumsuz etkisi olan kültürel veya geleneksel nedenlerle kasıtlı olarak yapılan tüm uygulamaları içermektedir.
Yaşlılarda günlük yaşam aktiviteleri ile ihmal ve istismar arasındaki ilşki
Araştırma yaşlıların, günlük yaşam aktiviteleri ile ihmal ve istismar arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma Adıyaman İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı 1 ve 14 No'lu Aile sağlığı Merkezleri'ne kayıtlı olan 234 yaşlı ile yapıldı. Verilerin toplanmasında Standardize Mini Mental Test, Kişisel Bilgi Formu, Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi (BGYAİ), Yaşlı İhmal Tanılaması, Hwalek-Sengstock Yaşlı İstismarı Tarama Testi (H-S "YAŞİST") kullanıldı. Çalışmanın analizi IBM SPSS 21 programında sıklık, yüzde, ortalama, Kruskal Wallis, Mann Whitney U ve korelasyon testleriyle yapıldı. Yaşlıların günlük yaşam aktivitelerini yerine getirirken %43.8'inin orta düzeyde bağımlı olduğu, %63.4'ünün bir istismar türüne maruz kaldığı ve %28.9'unda olası ihmal durumu saptandı. Günlük yaşam aktivitelerini yerine getirirken ileri derecede bağımlı olan yaşlıların H-S "YAŞİST" Ölçeği toplam puan ortalaması daha yüksek bulundu (r: 4.52 ± 2.76). Yaşlıların BGYAİ ile H-S "YAŞİST" puan ortalamaları arasındaki ilişki anlamlı olup negatif yöndedir (r= -0.383, p<0.001). Çoklu regresyon analizi sonucu ile yaşlı ihmali ve günlük yaşam aktivitelerinin yaşlı istismarını ciddi düzeyde etkilediği belirlendi. Buna göre yaşlılarda ihmal ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılık arttıkça istismarın da arttığı belirlendi (p=0.000). Bulgulardan yola çıkarak yaşlıların birçoğunun en az bir istismar türüne maruz kaldığı ve maruziyet türü incelendiğinde ise diğer istismar türlerine oranla psikolojik istismar türünün daha fazla olduğu görülebilmektedir. Yaşlıların günlük yaşam aktivitelerindeki bağımlılık düzeyleri arttıkça ihmal ve istismar durumlarına maruz kalma oranında da artış meydana geldiği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, Günlük Yaşam Aktiviteleri, İhmal ve İstismar, Halk Sağlığı Hemşireliği.
Sağlık çalışanları için yaşlı istismarı ve ihmali riski ve belirtilerini tanılama ölçekleri' nin geliştirilmesi
Metodolojik tasarımla yürütülen çalışmanın amacı, sağlık çalışanlarının yaşlı istismarı ve ihmali riski ve belirtileri hakkındaki bilgi ve farkındalıklarının belirlenmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir ölçüm araçları geliştirmektir. Araştırmanın örneklemini Gaziantep'te bulunan Üniversite/Devlet Hastanesi/Aile Sağlığı Merkezinde görev yapan 667 sağlık çalışanı (hekim, hemşire, ebe, acil tıp teknisyeni ve sağlık memuru) oluşturmuştur. Verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS 22 ve AMOS 24 programları kullanılmıştır. Analizler sonucunda üç farklı ölçek geliştirilmiştir. Bunlar: 1) Sağlık Çalışanları İçin Yaşlı İstismarı ve İhmali Riskini Tanılama Ölçeği; 2) Sağlık Çalışanları İçin Yaşlı İstismarını Tanılama Ölçeği; 3) Sağlık Çalışanları İçin Yaşlı İhmalini Tanılama Ölçeği. Ölçeklerin geçerliğini belirlemede; İçerik geçerliği, ölçüt geçerliği ve yapı geçerliği (açıklayıcı ve doğrulayıcı) yapılmıştır. Kapsam geçerliği için KGİ değeri tüm ölçeklerde 0.80'nin üzerindedir. Ölçüt geçerliği için; iç ölçüt geçerliği (tüm ölçeklerde alt-üst grup karşılaştırması p=0.000 ve madde-toplam puan korelasyonları 0.418–0.789 aralığındadır) kabul edilebilir değerlerdedir. Açıklayıcı faktör analizinde; "Kaiser Meyer Olkin" ve "Barlett testleri", özdeğer incelemesi (1.039–17.951), total varyans açıklaması (%49.302-%65.384) incelenmiştir. Tüm ölçeklerin doğrulayıcı faktör analizinde uyum indeksleri (X2/sd, RMSEA, SRMR, NFI, TLI, CFI, IFI, GFI, AGFI) kabul edilebilir/mükemmel uyum aralığında bulunmuştur. Ölçeklerin güvenirliğini belirlemede; iç tutarlık güvenirlik katsayıları (0.893-0.967), Madde-toplam puan korelasyonları (0.418-0.789), Puanlama tutarlılığı (Sınıf içi korelasyon: 0.893–0.967), Hotelling's T2 testi (F=304.003–765.519, p=.000) ve Standart Hata (SEM≤SS/2) çalışılmış olup değerler kabul edilebilir aralıktadır. Test-tekrar test korelasyon değeri ise tüm ölçeklerde anlamlı bulunmuştur (p<0.001). Araştırma sonucunda geliştirilen üç ölçek, sağlık çalışanlarının yaşlı istismarı ve ihmali riski ve belirtileri hakkındaki bilgi ve farkındalıklarının belirlenmesinde kullanılabilecek geçerlik ve güvenirlik göstergelerine sahip ölçme araçlarıdır.
Türk Ceza Kanunu'nda çocukların cinsel istismarı suçu
Toplumun geleceğini oluşturan çocuğun, sağlıklı bir birey olarak yetişebilmesi için her türlü istismar ve şiddette karşı korunması gerekir. Özellikle çocuğun maddi ve manevi varlığı üzerinde derin izler bırakan ve toplumda nefretle karşılan cinsel istismar, etkili müdahaleyi gerektiren bir istismar türüdür. Bu müdahalenin bir gereği olarak, çocukların cinsel dokunulmazlığının, ceza hukukunda hukuki himayenin konusuna dâhil edilmesi zorunludur. Cinsel dokunulmazlığı korumak ve özellikle çocukların sağlıklı bir cinsel gelişim gösterebilmelerini sağlamak amacıyla, çocukların cinsel yönden istismarına yönelik filler 5237 sayılı TCK m. 103'te yaptırım altına alınmıştır. Son yıllarda çocukların cinsel istismarı suçunda önemli derecede artış görülmektedir. Bu artışın önünün kesilmesi ve çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimlerini sağlıklı bir şekilde tamamlayabilmesi adına her alanda ciddi çalışmalar yapılmaktadır. İnsan soyunun en sevilesi varlığı olan çocuğun, maruz kaldığı bu istismar türüne karşı korunması için yapılan çalışmalara katkı sağlamak amacıyla, çocukların cinsel istismarı suçu tez konusu olarak seçilmiştir. Çalışma kapsamında suça ilişkin temel kavramlar, suçun tarihi gelişimi ve mukayeseli hukuktaki görünüm şekilleri ile 6545 sayılı Kanun değişikliği ile getirilen yenilikler ışığı altında, teknik hukuk açısından düzenlenme şekli incelenmeye çalışılmıştır.
Eğitim kurumlarında duygusal istismar ve yansımaları: Nitel bir çalışma
Bu araştırma üniversite öğrencilerinin geçmiş eğitim kurumlarında öğretmen ve okul yöneticileri tarafından maruz kaldıkları duygusal istismarın ve bu yaşantının birey üzerindeki yansımalarının incelendiği nitel bir araştırmadır. Araştırmaya Akdeniz bölgesinde bulunan bir üniversitede lisans sekizinci dönemde eğitim görmekte olan 18 birey (11 kadın, 7 erkek) katılmıştır. Araştırmada, veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan "yarı yapılandırılmış görüşme formu ve katılımcıların demografik bilgilerine ulaşmak amacıyla "kişisel bilgi formu" kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler nitel veri analizi yöntemlerinden içerik analizi yoluyla analiz edilmiş ve bulgular temalar halinde sunulmuştur. Araştırma sonucunda eğitim kurumunda öğretmen ve okul yöneticileri tarafından duygusal istismara maruz kalan bireylerin duygusal istismar ve maruz kaldıkları duygusal istismarın yansımalarına ilişkin bulgular on tema altında toplanmıştır. Bu temalar şu şekildedir: (1) duygusal istismar ve duygusal istismar türleri, (2) duygusal istismar ve özellikleri, (3) duygusal istismarın öznel yansımaları, (4) duygusal istismarın bireyin aile ve arkadaş ilişkilerine yansıması, (5) duygusal istismarın bireyin eğitim-öğretim yaşamına yansıması, (6) duygusal istismarın bireye katkıları ve bireyin yaşamında yarattığı engelleyici unsurlar, (7) duygusal istismara maruz kalınmasaydı oluşabilecek benlik tasarımları, (8) bir psikolojik danışman olarak eğitim kurumunda öğretmen okul yöneticisi tarafından duygusal istismar davranışına yönelik sergilenebilecek tutum, (9) duygusal istismarı önlemeye yönelik öneriler ve (10) duygusal istismar ve yansımaları üzerine gerçekleştirilen çalışmanın psikolojik danışma ve rehberlik (PDR) açısından önemi. Araştırma sonuçları eğitim kurumlarında öğretmen ve okul yöneticileri tarafından duygusal istismara maruz kalan bireylerin bu yaşantının yansımalarını uzun süre taşıdığına ve taşımaya devam ettiğine işaret etmektedir. Birey, ailesi ve yaşadığı çevre tarafından desteklense de maruz kaldığı duygusal istismarın duygu, düşünce ve davranışları üzerinde çoklu yansımalar yarattığı gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İstismar, duygusal istismar, eğitim kurumları.
Okul temelli cinsel istismardan koruma psiko-eğitim programının öğrenciler, öğretmenler ve ebeveynlerin bilgi düzeylerine etkisi
Bu araştırmanın temel amacı 1., 2., 3. ve 5. sınıf düzeyindeki öğrencilere yönelik geliştirilen cinsel istismardan korunma psiko-eğitim programının etkiliğini sınamaktır. Ayrıca ebeveynlerin ve öğretmenlerin cinsel istismara ilişkin bilgi düzeylerinin de sınanması amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Mersin ili Tarsus ilçesinde öğrenim gören 94'ü (69 ilkokul, 25 ortaokul) deney 104'ü (76 ilkokul, 28 ortaokul) kontrol grubu olarak belirlenen 198 öğrenciden oluşmuştur. Araştırmada öğretmen grubu ise Mersin ili Tarsus ilçesindeki bir ortaokulda görev yapan 13'ü kadın 15'i erkek toplam 28 kişiden oluşmaktadır. Çalışmaya 53 ebeveyn katılmıştır (kadın n= 46, erkek n= 7) ve eğitimine katılan ebeveynler arasından gönüllü olan 9 öğrencinin annesi ile yapılan görüşmeler sonucunda nitel veriler toplanmıştır. Bu araştırma kapsamında hem sayısal verilerden hem de nitel verilerden elde edilen sonuçlar kullanıldığı için yöntem üçgenlemesi yapılmıştır. Eğitim programının uygulanmasının öncesinde öntest, sonrasında sontest ve 4 ay sonrasında izleme testi uygulamaları hem deney hem de kontrol grubu öğrencilerine yapılmıştır. Çalışma kapsamında öğretmenlere verilen eğitim öncesinde ve sonrasında öntest ve sontest 4 ay sonrasında ise izleme testi uygulaması gerçekleştirilmiştir. Ebeveynlere yönelik olarak eğitim verildikten ve öğrencilere yönelik programın uygulaması bitirildikten sonra görüşmeler yapılmıştır. Çalışmada araştırmacı tarafından uyarlama çalışması yapılan Çocukların Cinsel İstismar Bilgi Düzeyi Ölçeği (CİBDÖ) ile Öğretmenlerin Cinsel İstismar Durumlarını Bildirme Tutumları Ölçeği (ÖCİBTÖ) ve araştırmacı tarafından hazırlanan görüşme formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler parametrik testler ve nitel veri analizi aracılığıyla değerlendirilmiştir. Cinsel İstismardan Korunma Psiko-Eğitim Programı (CİKEP) olarak adlandırılan ve beş oturumdan oluşan psiko-eğitim programına katılan 2., 3. ve 5. sınıf düzeyindeki öğrencilerin CİBDÖ puanlarında uygulama öncesi puanlarına göre anlamlı düzeyde yükselme olmuştur. Buna karşın 1. sınıf düzeyindeki öğrencilerin öntest ve sontest puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. 2., 3. ve 5. sınıf düzeyindeki öğrencilerin CİBDÖ puanlarındaki bu artışın dört ay sonra yapılan izleme ölçümlerinde de sürdüğü anlaşılmıştır. Öğretmenlerin ÖCİBTÖ puanlarında ise öntest uygulamasına göre anlamlı düzeyde farklılık olduğu ve bu farklılığın dört ay sonra yapılan izleme testlerinde de sürdüğü anlaşılmıştır. Ebeveynlerle yürütülen çalışma sonunda ise ebeveynler programın faydalı olduğunu bildirmişlerdir. Bulgular cinsel istismarın önlenmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar kapsamında ve okul temelli programlar bağlamında tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Öğrenci, Öğretmen, Ebeveyn, Çocuk Cinsel İstismarı, Cinsel İstismardan Korunma Psiko-Eğitim Programı, Okul Temelli Program
Okul öncesi öğretmenlerinin çocuk istismarı ve ihmali ile ilgili algıları
Bu araştırma okul öncesi öğretmenlerinin çocuk istismarı ve ihmalini nasıl algıladıklarını belirlemek amacıyla yapılmış nitel bir çalışmadır. Araştırma Gaziantep ili merkezindeki Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okul öncesi eğitim kurumlarında görev yapan 36 okul öncesi öğretmeninden oluşan çalışma grubuyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada derinlemesine ve ayrıntılı bir anlayışa sahip olmak amacıyla olgu bilim (phenomelogy) deseni tercih edilmiştir. Farklı görüşlere ulaşmak amacıyla çeşitli sosyo-ekonomik düzeyde bulunan okul öncesi eğitim kurumlarında çalışan ve farklı kıdem yıllarına sahip okul öncesi öğretmenlerine ulaşılmıştır. Araştırma sürecinde araştırmacı, öğretmenlerin görüşlerini derinlemesine ortaya çıkarmak amacıyla nitel veri toplama araçlarından yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanmıştır. Görüşme formunda okul öncesi öğretmenlerinin çocuk istismarı ve ihmalini nasıl algıladıkları hakkında düşüncelerini belirlemek amaçlı sorular yer almıştır. Bu soruların hazırlanma aşamasında öğretmenlerle pilot uygulama yapılarak görüşmeler yapılmış ve iki okul öncesi eğitim uzmanının görüşünden faydalanılmıştır. Elde edilen nitel verilerin analizinde içerik ve betimsel analiz kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre okul öncesi öğretmenlerinin çocuk istismarı ve ihmaline yönelik algıları alan yazında istismar ve ihmal türleri olarak yer alan altı kategori altında incelenmiştir. Okul öncesi öğretmenlerinin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bir takım bilgilerinin ve duyarlılıklarının olduğu fakat bilgilerinin yetersiz olduğu görülmüştür. Ayrıca, öğretmenlerin istismar ve ihmale ilişkin kavramları, istismar davranışının yanı sıra, bu davranışın çocuk üzerindeki belirtilerine göre algıladıkları sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenler çocukların daha çok ev ortamında, bakımından sorumlu ve yakınındaki kişiler tarafından istismar ve ihmale uğradıklarını düşünmektedirler. Ayrıca katılımcıların istismarı ihmalden daha iyi tanımladıkları sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Okul öncesi öğretmeni, çocuk, istismar, ihmal
Okul psikolojik danışmanlarının çocuk istismarı vakalarındaki deneyimleri üzerine nitel bir çalışma
Bu araştırma okul psikolojik danışmanlarının çocuk istismarı vakalarındaki deneyimlerinin incelendiği nitel bir araştırmadır. Araştırmaya Adana'da görev yapan 17 okul psikolojik danışmanı (13 kadın, 4 erkek) katılmıştır. Araştırmada, veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan "yarı yapılandırılmış görüşme formu ve katılımcıların demografik bilgilerini elde etmek için "kişisel bilgi formu" kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler nitel veri analizi yöntemlerinden içerik analizi yoluyla analiz edilmiş ve bulgular temalar halinde sunulmuştur. Araştırma sonucunda okul psikolojik danışmanlarının çocuk istismarı vakalarındaki deneyimlerine ilişkin bulgular dokuz tema altında toplanmıştır. Bu temalar şu şekildedir; (1) çocuk istismarı olgusuna ilişkin algılar, (2) okul PDR servislerinde karşılaşılan istismar türleri, (3) okul PDR servislerinde istismarı önleme, tespit ve müdahale aşamalarında yapılan çalışmalar, (4) istismar vakalarına müdahale aşamasında yaşanan güçlükler, (5) istismar vakalarında işbirliği yapılan kurum ve kuruluşlar, (6) karşılaşılan istismar vakalarında zorlanılan durumlar, (7) istismar vakaları ile çalışmada yeterlilik algıları ve yeterliliği artırma konusunda öneriler, (8) çocuk istismarı ile ilgili mevcut yasaların yeterliliği ve yapılacak yeni yasal düzenlemeler, (9) çocuk istismarını önlemeye yönelik öneriler. Anahtar Kelimeler: Çocuk istismarı, duygusal istismar, fiziksel istismar, cinsel istismar, okul psikolojik danışmanı, PDR servisi.
İhmal ve istismar mağduru ergenlerde psikolojik destek alma tutumları ve terapötik işbirliğinin psikopatolojik özellikler ve şemalarla ilişkisi
Bu çalışmada, ihmal ve istismar mağduru gençlerin psikolojik destek almaya yönelik tutum ve terapötik işbirliği ile psikopatolojik özellikleri ve erken dönem uyumsuz şemaları arasındaki ilişki araştırılmıştır. Çalışmaya 12-18 yaşlarında ihmal ve istismar mağduru 65 kız çocuğu katılmıştır. Örnekleme uygulanan "Belirti Tarama Testi (SCL90-R)" ile "Psikolojik Destek Almaya Yönelik Tutum Ölçeği-Kısa Form (PYAİTÖ-KF)" ve "Terapötik İttifak Ölçeği-Hasta Formu (TİÖ-HF)" ölçekleri arasındaki ilişki analizinin sonucunda; "Kişilerarası Duyarlılık", "Anksiyete", "Somatizasyon", "Paranoid Düşünceler" ve "Obsesif Kompulsif Belirtiler" arttıkça psikolojik yardım alma tutumlarının ve terapötik işbirliğinin olumsuz etkilendiği ortaya çıkmıştır. "Young Şema Ölçeği-Kısa Form3 (YŞÖ-KF3)" ile PYAİTÖ-KF ve TİÖ-HF ölçekleri arasında uygulanan diğer bir ilişki analizi sonucunda; "Onay Arayıcılık/Tanınma Arayıcılık" şemasının ve "Cezalandırıcılık/Acımasızlık" şemalarının psikolojik destek tutumlarını olumlu etkilediği; "Duygusal Yoksunluk" şemasının terapide ortak amaçların belirlenmesine yardımcı olduğu; "Cezalandırıcılık/Acımasızlık" şemasının da, terapötik amaç, bağ ve görev işbirliğinin her birinde artışa yol açtığı; "Onay Arayıcılık/Tanınma Arayıcılık" şemasının da terapötik bağı arttırdığı sonuçlarına ulaşılmıştır.
Ceza infaz kurumunda bulunan 18-25 yaş arası tutuklu ve hükümlülerin çocukluk çağı travmalarının gelecek algısına ve suç tekrarına etkisinin incelenmesi
Bu tez çalışması ceza infaz kurumunda kalan 18-25 yaş arasındaki tutuklu ve hükümlülerin çocukluk çağı travmalarının, suç işlemelerindeki payı ile gelecek algısının suçu tekrar etmelerindeki etkisinin incelenmesi ve literatüre katkıda bulunması amacıyla düzenlenmiştir. Tez çocuğu derinden etkileyen travmalarının onun gelecekteki yaşamına ve kararlarına etkisinin yadsınamaz olduğunu göstermek ve çocukluk çağı travmaları bulunan tutuklu-hükümlülere yardımcı olmak amacıyla oluşturulmuştur. Örneklem ceza infaz kurumunda bulunan, birden fazla suç işleyen 18-25 yaş arası tutuklu ve hükümlülerden oluşmaktadır. Çocukluk çağı travmaları ve umut durumu ile demografik bilgilerle değişkenler arasındaki ilişkiye de bakmaktadır. Bu değişkenler katılımcıların yaşları, cinsiyeti, kendilerinin ve ailelerinin psikiyatrik tanılarının var olup olmadığından ve gelecek planının varlığına dair sorudan oluşmaktadır. Araştırmanın ölçekleri; Çocukluk Çağı Ruhsal Travmalar Ölçeği, Beck Umutsuzluk Ölçeği ve Demografik Anketten oluşmaktadır. Araştırmada gönüllülük esas alınmış, uygun olan 180 kişi ile istatistikî çalışmalara başlanmıştır. Araştırmanın istatistikî çalışması için SPSS programından yararlanılmıştır. Analiz sonucuna göre; umut-umutsuzluk ölçeği ile çocukluk çağı travmaları ölçeği arasında negatif yönlü korelasyon bulunmaktadır. Çocukluk çağı travmaları mükerrer ceza evi yaşantısı olma durumuna göre farklılaşmaktadır(p=0,000<0,05) ancak Umut-umutsuzluk ölçeği farklılaşmamaktadır(p=0,278>0,05). Suç tekrarı ile kişilerin gelecek algısı arasında anlamlı bir ilişki vardır hipotezi ile ilgili suç tekrarı olan bireyler 'Gelecek için planınız var mı?' sorusuna %93,89(169) evet, %6,11(11) hayır cevaplarını vermiştir. Sonuç olarak sosyodemografik bilgi formundaki soruların cevaplarına göre umut-umutsuzluk ve çocukluk çağı travmaları ölçeğinin sonuçlarının farklılaştığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı travmaları, Gelecek Algısı, İstismar, Suç, Umutsuzluk, Ceza İnfaz Kurumu
Duygusal istismar farkındalığı psiko-eğitim programı'nın üniversite öğrencilerinin romantik ilişkileri üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın amacı, 'Duygusal İstismar Farkındalığı Psiko-eğitim Programı'nın üniversite öğrencilerinin şiddeti kabul düzeyleri, duygusal istismar farkındalık düzeyleri, duygusal istismar uygulama ve maruz kalma düzeyleri üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu 2019-2020 eğitim-öğretim yılı Güz yarıyılında Çukurova Üniversitesi'nin farklı bölümlerinde öğrenimlerine devam eden ve çalışmaya katılma konusunda gönüllü olan 30 üniversite öğrencisi (15 deney, 15 kontrol) oluşturmaktadır. Kontrol grubundaki katılımcılara hiçbir deneysel işlem yapılmazken, deney grubundaki katılımcılara haftada bir olmak üzere ortalama 90 dakika süren 9 oturumluk program uygulanmıştır. Araştırmada nitel ve nicel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmanın nicel boyutunda yarı-deneysel araştırma desenlerinden öntest-sontest kontrol gruplu model kullanılmıştır Araştırmanın nitel boyutunda ise katılımcılardan odak grup görüşmesi yoluyla program ile ilgili görüşleri alınmıştır. Hem deney hem de kontrol grubundaki katılımcılara uygulama öncesinde öntest, sonlandırmanın ardından sontest ve 3 ay sonrasında da izleme testi yapılmıştır. Sontestin ardından deney grubundaki katılımcılarla odak grup görüşmesi yapılmıştır. Araştırmada 'Çiftler Arası Şiddeti Kabul Ölçeği(ÇAŞKÖ)', araştırma kapsamında geliştirilen 'Romantik İlişkide Duygusal İstismar Farkındalık Ölçeği(RİDİFÖ)' ve Çok Boyutlu Duygusal İstismar Ölçeği (ÇBDİÖ)' ve araştırmacı tarafından hazırlanan görüşme formu kullanılmıştır. Elde edilen verilen parametrik olmayan testler ve nitel veri analizi aracılığıyla değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, 'Duygusal İstismar Farkındalığı Psiko-eğitim Programı'nın, deney grubundaki katılımcıların ÇAŞKÖ puanlarını anlamlı azalttığını ve RİDİFÖ toplam, 'İlişkiyi Sürdürme' ve 'İlişkiyle İlgili Yargılar' puanlarını anlamlı düzeyde arttırdığını göstermektedir. "İlişkiyi Yönetme" alt ölçek puanında ise herhangi bir değişim yaratmadığı belirlenmiştir. Bu etkilerin izleme testinde de devam ettiği belirlenmiştir. 'Duygusal İstismar Farkındalığı Psiko-eğitim Programı'nın, ÇBDİÖ puanlarında deney öncesi ve sonrasında yapılan ölçümlerde anlamlı bir farklılık yaratmadığı belirlenmiştir. Ancak izleme ölçümünde ÇBDİÖ'nin uygulama boyutunun 'Kontrol' ve 'Aşağılama' alt ölçek puanlarının ve maruz kalma boyutu toplam puan ve 'Kontrol' alt ölçeği puanlarının artmasında etkili olduğu anlaşılmıştır. Katılımcılar programın kendileri için etkili olduğunu ve program sayesinde duygusal istismar konusunda farkındalıklarını arttırdığını belirtmişlerdir. Bulgular flört şiddetini önlenmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Duygusal istismar, şiddeti kabul, psiko-eğitim, üniversite öğrencileri, flört şiddeti, yakın ilişkide şiddet, romantik ilişki
Sanayi sitesinde çalışan çocuk işçilerin çalışma koşulları ve istismara bakışı
Bu çalışma, sanayi sitesinde çalışan çocuk işçilerin çalışma koşulları ve istismara uğrama durumlarını incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak 72 sorudan oluşan anket formu kullanılmıştır. Veriler SPSS paket programında değerlendirilmiş, istatistiksel analizler kullanılmıştır. Araştırmaya kapsamına alınan bireylerin %33.3'ü 18 yaşında, %98.4'ünün erkek, %78.7'sinin ilköğretim mezunu, %59.8'inin çekirdek aileye mensup olduğu ve %39.8'inin 4-5 kardeşi olduğu bunların %49.4'ünün çalıştığı belirlenmiştir. Araştırma katılanların annelerinin %44.2'sinin 45 yaş üzerinde olduğu, ailelerinin %77.5'inin, katılanın %74.3'ünün kötü alışkanlığı olmadığı tespit edilmiştir. Katılanların %10.4'ü kötü alışkanlığını arkadaş ortamı-sokakta edindiğini söylemiştir. Araştırmaya katılanların %32.9'unun oto-tamirinde çalıştığı, %87.6'sının çıraklık okuluna gittiği, gidenlerden %78.7'sinin haftada 10 saat ders aldığı; Katılanların %58.6'sının çalışmanın okul eğitimini engellediğini söylediği belirlenmiştir. Araştırmaya katılanların %82.3'ünün 9-12 saat çalıştığı, %77.5'inin yıllık izin kullanmadığı, %74.7'sinin işte bir öğün yemek yediğini, %66.7'si işi öğrenmek için çalıştığını söylemiştir. Araştırma katılanların %68.7'si haftalık 55-100 TL kazandığı, %57'sinin fazla mesai yaptığı, %78.3'ünün işyerinde sağlık güvencesi olmadığı belirlenmiştir. Katılanların %86.7'sinin işyerinde istismara uğramadığı, %85.5'inin ilgisiz bırakılıp ihmal edilmediği belirlenmiştir. Yapılan analizlerde, yaş ile çıraklık sözleşmesi imzalama, eğitim durumu ile günlük çalışma saatleri arasında istatistiksel tam ilişki (p=0.00) tespit edilmiştir. Aile tipi ile ailenin çocukların sorunlarına destek olma, annelerin eğitimleri ile çocukların günlük çalışma saatleri arasında istatistiksel anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak çocuk işçilerin yasalarla belirlenmiş yaşın altında çalışmaya başladıkları, zorunlu eğitimlerini tamamladıktan sonra iş hayatına girip eğitimi terk ettiği, çalışma koşullarının kötü olduğu ve çoğu iş yerinde denetimin yapılmadığı görülmektedir. Bu nedenle, gerekli merci ve ailelerin bu duruma dikkatlerinin çekilmesi gerekmektedir.
2005-2012 yılları arasında Düzce Üniversitesi Tıp fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına başvuran vakalarda cinsel saldırı olgularının ilk ve ikinci gelişlerinde ruh sağlığı açısından değerlendirilmesi ve mahkeme kararları
Amaç : Çalışmamızın amacı 2005 yılında yürürlüğe giren TCK?nun 102. maddenin 5. ve 103. maddenin 6. fıkralarında tanımlanan ?beden ve ruh sağlığının bozulması? kavramına etki edebilecek kişisel ve çevresel faktörleri incelemek ve ?beden ve ruh sağlığının bozulması? kavramının kanunumuzda yer almasının uygun olup olmadığını irdelemektir. Gereç ve yöntem: Çalışmamıza 2005 Haziran ile 2012 Haziran ayları arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniği?nde hem akut dönemde hem de olay tarihinden en az altı ay sonra muayene edilen 68 olgu retrospektif olarak incelenmiştir. Demografik özelliklerin ve olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası, olaylara ve kişilere bağlı faktörlerin ruh sağlığı üzerine olan etkileri değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda ruh sağlığının bozulmasına etki eden risk faktörlerini belirlemek için yapılan Binary Logistic Regression modeli anlamlı bulundu. Buna göre ilk muayenede psikiyatrik bulgusu olan olguların ruh sağlığının bozulma riskini ilk muayenede psikiyatrik bulgusu olmayan olgulara göre 11,32 kat artırdığı (p=0,002), eylemin anal yoldan organ sokma şeklinde işlenmiş olmasının ruh sağlığının bozulma riskini eylemin diğer şekillerde işlenmiş olmasına göre 12,52 kat artırdığı (p=0,003), iddia edilen cinsel saldırı olayında hürriyetten yoksun kılma suçunun da işlenmiş olmasının bu suçun işlenmemiş olmasına göre ruh sağlığının bozulma riski 6,92 kat artırdığı (p=0,05), olguların sanığı ya da sanıkları tanıdık olmamasının, tanıdık olmalarına göre ruh sağlığının bozulma riskini 15,88 kat artırdığı (p=0,027) saptanmıştır. Binary Logistic Regression dışında yapılan istatistiksel analizlerde yaş gruplarının cinsiyete göre değerlendirilmesinde aralarında anlamlı fark olduğu (p<0,05), farkın 0-12 yaş grubundaki erkek olgu sayısının fazla olmasından kaynaklandığı. 92 saldırgandan 23(%27,4)?ünün katıldığı cinsel eylem sonucu mağdurun ruh sağlığının bozulduğu. Tanımadığı 8(%8,7) olgudan 5(%62,5)?inin katıldığı cinsel eylem sonucu mağdurun ruh sağlığının bozulduğu. İstatistiksel olarak anlamlı fark bulunduğu (p=0,039, n=92) görüldü. 68 olgudan 35(%51,5)?inin farklı zamanlarda birden fazla kez cinsel eyleme maruz kalmış oldukları görüldü. 5(%7,4)?inin olaydan önce de yetiştirme yurdunda yaşadığı, 3(%4,4)?ünün olaydan sonra mahkeme kararı ile yetiştirme yurduna gönderildiği saptandı. Penetrasyon iddiası bulunmayan 25 olgudan 6(%24)?sının iddia edilen cinsel eylem ile ilgili olarak beden ve ruh sağlığının bozulduğu kanaatine varılmış olup iddia edilen cinsel eylemde penetrasyon olup olmaması ile beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmaması arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptandı ( x2 =0,877 df =1 p=0,349). İlişkinin rızası ile olup olmaması ve kişilik bozukluğu olup olmaması arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (x2=6,982 df=1 p=0,008). Düzce Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı dışında herhangi bir kuruluşta muayene olup olmaması ile beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmaması arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (x2=8,336 df=1 p=0,004). İlk muayeneleri olay tarihinden 3 ay veya daha uzun sürede yapılan 3 olguya ilk muayenede travma sonrası stres bozukluğu tanısı konulduğu, bu olgulardan 1(%33,3)?inde ikinci muayenede iddia edilen cinsel eylem sonucu meydana gelmiş psikiyatrik tanı kriterlerini dolduracak bulgu saptanmadı, bu olguda ilk muayene ve ikinci muayene arasında hastanın psikiyatrik tedavi aldığını belirttiği, diğer iki olguda ise travma sonrası stres bozukluğunun ikinci muayenelerinde de devam ettiği saptandı. Çalışmamızda isteği ile cinsel ilişkiye girdiğini ifade eden 12 olgudan 3?ünde, isteği olmadığı halde cinsel ilişkiye girdiğini ifade eden 56 olgudan 18?inde beden ve ruh sağlığının bozulduğunun mahkemece kabul edildiği saptandı. Bizim dışımızda herhangi bir kuruluşta muayene olup olmaması ile beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmaması arasında literatürle uyumlu olacak şekilde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,004) ise de bu algının yanıltıcı olduğu yalnızca 1 defa cinsel eyleme maruz kalan 32 olgudan 12(%37,5)?sinin ruh sağlığının bozulduğu, birden fazla kez cinsel eyleme maruz kalan 36 olgudan 9(%25)?unun ruh sağlığının bozulduğu saptanmış olup istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptandı (p=0,265). Çalışmamızda da PTSD saptanan 6 olguda ilk muayenelerinde akut stres bozukluğu saptandı. İlk muayenelerinde toplamda akut stres bozukluğu saptanan 12 olgudan 6(%50,0)?sında PTSD, 1(%8,3)?inde de depresyon saptandı. Tartışma ve Sonuç: Olgularımızda cinsel eylem sonucu ruh sağlığının bozulmasında ilk muayenede psikiyatrik tanı alma, ilişkinin anal yolla meydana gelmesi, cinsel eylemin hürriyetten yoksun kılma şeklinde gerçekleşmesi ve saldırganı tanıyıp tanımama şeklinde meydana gelmesinin etkin olduğu. Saldırının meydana gelişindeki diğer etkenlerin ruh sağlığının bozulmasına veya bozulmamasına istatistik olarak anlamlı etki yapmadığı görülmektedir. Bu bulgular ruh sağlığının bozulmasında kişisel özellikler ve kişinin bulunduğu sosyal çevre ve etkilerinin etkin faktör olduğunu, benzer eylemlere kişilerin verdiği ruhsal cevabın farklı niteliklerde olabileceğini göstermektedir. Cinsel saldırılar sonucu şahısta meydana gelen ruhsal tepkiler değişken seyretmekte olup travma sonrası süreçte diğer farklı stres verici yaşam olayları, sosyal destek yokluğu, araya giren ek tanılar tedavi sürecini olumsuz etkilemektedir. Hastaların az bir kısmının tam remisyona girdiği, büyük bir kısmında ise hafif bulguların rezidüel olarak kalabildiği, %10 vakada ise semptomların hafiflemeden kronik seyir gösterdiği belirtilmektedir. Çalışmamızda ruh sağlığının bozulmasına neden olan faktörlerin araştırılan etmenlerden herhangi birinin mutlak etkisi ile meydana gelmediği saptanmış olup temel tıbbi kurallardan olan ?hastalık yoktur hasta vardır? ilkesi ile uyumlu olarak ruh sağlığının bozulmasına etki eden faktörlerin çeşitlilikler gösterdiği. Dolayısı ile kanunun temel unsurlarına uygun olarak ruh sağlığını bozulmasının değerlendirilmesinin kamu vicdanının rahatlatılması ve bireysel hakların sağlanması açısından kanunun 102 ve 103. Maddelerinde belirtilen beden veya ruh sağlığının bozulması kavramının muhafaza edilmesi gerektiği, ancak olgu sayıları arttırılarak tekrarlanan çalışmalar sonrasında daha kesin bir değerlendirme yapmanın mümkün olacağı düşünülmektedir.
Çocuk hakları ve çocuk istismarı konusunda sosyal bilgiler öğretmen adaylarının görüşleri
Çocuk hakları ve çocuk istismarı olgusu gelişen dünya düzeninde önemini giderek arttırmaktadır. Gelişme ve değişme beraberinde çocuk istismarı durumunda da artışa sebep olmaktadır. Sürekli artış gösteren istismar konusunda hak ile istismar eğitimine ve sosyal bilgiler öğretmenlerine istismarın önlenmesi konusunda önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu çalışmanın amacı; sosyal bilgiler öğretmen adaylarının çocuk hakları ve çocuk istismarına yönelik farkındalıklarını ortaya koymaktır. Araştırmada veri toplama aracı olarak 40 sosyal bilgiler öğretmen adayı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. İçerik analizi yöntemiyle veriler analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre sosyal bilgiler öğretmen adaylarının çocuk hakları konusunda yeterli düzeyde bilgiye sahip oldukları fakat çocuk istismarı ve istismar türleri hakkında yeterince bilgi sahibi olmadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal bilgiler öğretmen adayları çocuk istismarı ile karşılaştıklarında bu konuyu yetkili kişilere bildireceklerini belirtmişlerdir. Öğretmen adayları çocuk hakları ve istismarı konusunda kendilerine yeterli düzeyde etkinliklerin düzenlenmediğini ve programdaki eksiklikleri belirtmişlerdir. 2018 sosyal bilgiler dersi öğretim programı ile de ilişkilendirmeler yapılmıştır. Çalışma sonucunda sosyal bilgiler öğretmen adaylarının çocuk hakları ve çocuk istismarı konularında yeterli bilince sahip oldukları fakat bu konu hakkında eğitimlerinin yeterli düzeyde olmadığı daha fazla eğitime ihtiyaç duydukları sonucuna ulaşılmıştır.
Çocukluk dönemi örselenme yaşantılarının yetişkin bağlanma stilleri ve Tanrı'ya bağlanma stilleri üzerindeki etkisi
Çocuğa yönelik istismar geçmişten günümüze devam eden toplumsal bir problemdir. İstismar, çocuğu fiziksel olarak etkilediği gibi ruhsal olarak da etkilemektedir. Çocukluk dönemi bağlanma kalıpları ise kişinin bağlanacağı figürlerle olan etkileşimi şekillendirmede önemli bir etkendir. Kişinin çocukluk döneminde örselenmeye maruz kalması, yetişkinlik döneminde tanrıya karşı bağlanma davranışlarını oluşturmada etkilediği düşünülmektedir. Bu araştırmanın amacı, yetişkinlerin çocukluk dönemine ait anımsadıkları örselenme yaşantılarının, yetişkinlik dönemi Tanrı'ya bağlanma düzeyleri ile ilişkili midir? sorusuna cevap aranmasıdır. Bununla birlikte demografik değişkenlere göre (yaş, cinsiyet, eğitim durumu), araştırmanın temel değişkenleri (örselenme yaşantıları, yetişkinlik dönemi bağlanma stilleri, Tanrı'ya bağlanma stilleri) arasında ilişkinin ya da farklılaşmanın olup olmadığını incelemektir. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan 18-35 yaş aralığındaki genç yetişkinler oluşturmaktadır. Araştırma örneklemi 411 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada kullanılan ölçekler, internet ortamına aktarılmış ve katılımcılar ile online ortamda paylaşılmıştır. Araştırmada 1994 yılında Bernstein ve arkadaşları tarafından hazırlanan ve Türkçe uyarlaması 1999 yılında Aslan ve Alparslan tarafından yapılan 'Çocukluk Dönemi Örselenme Yaşantıları Ölçeği', 2016 yılında Erzen tarafından yapılan 'Üç Boyutlu Yetişkin Bağlanma Stilleri Ölçeği', 2005 yılında Beck ve arkadaşları tarafından oluşturulan ve Türkçe uyarlaması 2012 yılında Subaşı tarafından yapılan 'Tanrı'ya Bağlanma Envanteri' kullanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ile tanrıya bağlanma stilleri arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif bir ilişki bulunmuştur. Çocukluk dönemi örselenme yaşantıları düzeyi, yetişkin bağlanma stilleri ve tanrıya bağlanma stilleri demografik değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir. Ulaşılan sonuçlar bulgular kısmında detaylı olarak verilmiştir.
Çocuk istismarı haberlerinin yazılı basında sunumu
Çocuklar, genel anlamda insanlığın ve özel anlamda toplumun geleceği açısından önem taşımaktadır. İnsanların bilişsel, davranışsal ve duygusal gelişimleri çocukluk çağında gerçekleşmektedir. Ülkemizde 0-17 yaş arası nüfusun yaklaşık 23 milyon olduğu bilinmektedir. Ve bu yüzden ülkemiz açısından çocukların önemi kat kat artmaktadır. Yaşamımızın her alanında kitle iletişim araçlarının etkin olması, çocukların da gelişim sürecinde onlara maruz kalmasına neden olmaktadır. Çocuklar, hem medya tarafından kendilerine sunulan temsiller aracılığıyla hem de medyada birebir yer alarak bazı davranışlar ve tutumlar edinmektedirler. Ulusal basınımız ele alındığında sıradan olan çocuklarımızın genelde mağdur (istismar edilerek) ya da fail oldukları durumlarda basında yer aldıkları görülmektedir.Bu çalışmada, çocuğa yönelik istismarın yazılı basında nasıl sunulduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda Türkiye'nin en çok okunan; Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet, Posta, Sabah, Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinin, 2010 yılında yer alan 1 yıllık nüshaları incelenmiştir. Gazetelerde hangi istismar türlerine, ne kadar yer verildiğini tespit etmek amacıyla haber ve fotoğraf sayıları tespit edilmiştir. Çocuğa yönelik istismar haberlerinin verilmesi açısından niceliksel ve niteliksel olarak incelenen gazeteler arasında belirgin farklar olduğu saptanmıştır. Yazılı basında, çocuğa yönelik istismar türleri içinde cinsel istismara yoğun ilgi gösterildiği ve bütün istismar türleri haberleştirilirken, gazetelerin yayın politikalarıyla doğru orantılı olarak ya olayla ilgili sadece bilgi verilmekten öteye gidilmediği, herhangi bir uzman görüşüyle haberlerin desteklenmediği ya da popülerleştirilmeye çalışıldığı tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Çocuk, istismar, taciz, tecavüz, sokak çocuğu, pedofili, ensest.
Korku sinemasında şiddet ve muhafazakârlık
Akademik alanda yeni yeni ciddiye alınıp, üzerinde çalışma yapılmaya başlanan korku ve istismar sineması, kendi alt türlerini oluşturarak zengin bir içerik sunmaktadır. Bu çalışmada korku ve korku sineması hakkında tanımlayıcı bilgilerin ardından korku türünün sıklıkla ürettiği istismar filmleriyle ilgili bilgi verilmiştir. Son yıllarda artış gösteren korku-istismar filmleri, izleyicilerin merakına seslenecek şekilde kanlı şiddet sahnelerine yer verseler de, içlerinden bazıları şiddeti sorunsallaştırabilmekte ve farklı okumalara imkan sağlayabilmektedir. Bu temel iddiamızı ortaya koymak için, korku ve istismar filmlerinin unsurlarını kullanan Wes Craven'ın Soldaki Son Ev (1972) Quentin Tarantino'nun Ölüm Geçirmez (2007) filmleri, Levi-Strauss'un ikili karşıtlık yöntemiyle incelenmiştir
Elazığ ilinde görev yapan sağlık çalışanlarının çocuk ihmali ve istismarı konusunda farkındalık düzeyleri ve bu durumu etkileyen faktörler
Çocuk ihmali ve istismarı; tüm toplumlarda sık görülen ve yaşamda kalıcı olumsuz izler bırakabilen önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Bu araştırma Elazığ il merkezinde görev yapan sağlık çalışanlarının çocuk ihmali ve istismarı konusunda farkındalık düzeylerini ve bu durumu etkileyen faktörleri saptamak amacıyla gerçekleştirildi.Elazığ ilinde görev yapan sağlık çalışanları araştırmanın evrenini oluşturmuş, n=Nt²pq/d²(N-1)t²pq formülünden yararlanılarak (t=2.59,d=0.03, p=0.30), örnekleme 906 kişi seçildi ve 899 kişiye (%99.2) ulaşıldı. Çalışma verileri genelde çoktan seçmeli sorulardan oluşan bir anket formu ve "Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek Formu" ile toplandı.Araştırma kapsamına alınan sağlık çalışanlarından %46.4'ü hekim, %53.6'sı hemşire ve ebedir. Sağlık çalışanlarının yaş ortalaması 33.6±7.7'dir ve %61.6'sı kadındır. Hekimlerin (3.67±0.29) çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve riskleri tanılama genel ölçek puanları hemşire ve ebelere (3.55±0.30) göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0.001).Çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve riskleri tanılama ölçeği alt grupları puan ortalamaları hekim grubunda hemşire ve ebelere göre istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Hekimler (3.83±0.53) ve hemşire ve ebeler (3.74±0.65) çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve riskleri tanılama alt ölçek gruplarından en yüksek puan ortalamasını ?çocuk üzerindeki ihmal belirtileri? alt ölçeğinden aldılar. Hekimlerin (3.41±0.49) ve hemşire ve ebelerin (3.21±0.50) çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve riskleri tanılama alt ölçek gruplarından en düşük puan ortalaması ?istismar ve ihmale yatkın çocuk özellikleri?dir.Sonuç olarak; Elazığ ilinde görev yapan sağlık çalışanlarının çocuk ihmali ve istismarına ilişkin farkındalık düzeyleri incelenmiş ve sağlık çalışanlarının bu konuda bilgi gereksinimlerinin olduğu belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Çocuk, Hekim, Hemşire,Ebe, İhmal, İstismar
Annelerin çocuklarına yönelik duygusal istismarı ile çocuklarda görülen davranış problemleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Okul öncesi dönem, çocukların gelişimi açısından büyük önem taşıyan kritik bir dönemdir. Okul öncesi dönemde çocuklarda olumlu gelişmelerin yanı sıra olumsuz durumlar da ortaya çıkabilmektedir. Bu olumsuz durumlar çocuklarda bazı davranış problemlerine yol açabilmektedir. Çocuklarda görülen davranış problemleri, ebeveyn tutum ve davranışlarıyla doğrudan veya dolaylı olarak ilişki içerisindedir. Ebeveynler çocuklarının yaşamlarına olumlu, zaman zaman ise olumsuz etkide bulunabilmektedirler. Ülkemizde her iki çocuktan birisi duygusal istismara maruz kalmaktadır ve çocuk istismarı en sık olarak yakın aile bireyleri, öğretmenler, akrabalar ve yakın çevredeki insanlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu araştırmanın amacı, okul öncesi dönemde duygusal istismarın çocuklarda görülen davranış problemleri ile ilişkisini ortaya koymak, annelerin çocuklarına yönelik duygusal istismarının ve çocuklarda görülen davranış problemlerinin; çocukların cinsiyetine ve yaşına, annelerin yaşına, öğrenim düzeyine, algıladıkları stres düzeyine ve eşler arasındaki ilişki düzeyine göre anlamlı bir şekilde farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Araştırmada betimsel ve ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu 250'si 3-6 yaş grubu çocuk ve 250'si de bu çocukların anneleri olmak üzere toplam 500 kişiden oluşmaktadır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında veri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgiler Formu (Anne-Çocuk), 3-6 Yaş Çocuğa Sahip Ebeveynlere Yönelik Duygusal İstismar Potansiyeli Ölçeği ve Okul Öncesi Davranış Sorunları Tarama Ölçeği kullanılmıştır. Bu araştırmadan elde edilen bulgular;, annelerin çocuklarına yönelik duygusal istismarları ile çocuklarda görülen davranış problemleri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca annelerin çocuklarına duygusal istismarı yaşanılan yere göre ve annelerin kendi anne ve babalarıyla olan ilişkilerinin niteliğine göre anlamlı şekilde farklılaşmakta, çocuklarda görülen davranış problemleri ise annelerin yaşlarına, çocukların cinsiyetine, annelerin algıladıkları stres düzeyine göre anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır.
Kurumlarda yaşayan istismar ve ihmale uğramış adölesanlar ile uğramamış adölesanların benlik saygıları ve ruhsal durumlarının belirlenmesi
Bu araştırma kurumlarda yaşayan istismar ve ihmale uğramış ve uğramamış adölesanların benlik saygılarını ve ruhsal durumlarını belirlemek amacıyla karşılaştırmalı olarak tanımlayıcı türde yapılmıştır. Araştırma Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu' nun Ankara ilinde bulunan yetiştirme yurtlarında yapılmıştır. Araştırma örneklemine yetiştirme yurtlarında yaşayan çalışmaya katılmayı kabul eden 208 adölesan alınmıştır. Bu adölesanların 68'i ailesi yanında istismar ve ihmale uğradığı için kuruma yerleştirilmiş (araştırma grubu), 140'ı diğer sebeplerle (sosyo ekonomik sebepler, ebeveyn terki, aile parçalanması vs.) kuruma yerleştirilmiştir (karşılaştırma grubu). Araştırma verileri kişisel bilgi formu, Coopersmith benlik saygısı envanteri ve kısa semptom envanteri ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans ve yüzdeleme, ki kare testi ve korelasyon testleri kullanılmıştır.Araştırmanın bulgularında istismar ve ihmale uğrayan adölesanlarla diğer sebeplerle kuruma yerleştirilen adölesanların benlik saygıları arasında anlamlı bir fark bulunamamış (p>0,05) her iki grubun benlik saygıları puan ortalamaları 54 olarak bulunmuştur. Araştırma ve karşılaştırma grubunun ruhsal durumlarını karşılaştırdığımızda her iki grubun ölçek alt puanları birbirine çok yakın bulunmuş aralarında istatistiksel olarak bir farkın olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Her iki grubun da hostilite ve depresyon belirtileri yönünden riskli grubu oluşturdukları tespit edilmiştir. Adölesanların benlik saygıları ve ruhsal durumları arasındaki ilişkiye bakıldığında benlik saygısı düşük olan adölesanların ruhsal belirti alt ölçek puanlarının da yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
4-6 yaş grubunda çocuğu olan ebeveynlerin istismar farkındalıkları (Diyarbakır örneği)
Bu çalışmada 4-6 yaş aralığında çocuğa sahip ebeveynlerin istismar farkındalıkları ve farkındalık düzeylerinin bazı değişkenlerle olan ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmanın verileri 01.07.2018 ile 19.09.2018 tarihleri arasında Diyarbakır İlindeki 4-6 yaş çocuk sahibi olan 197 ebeveyne ölçek uygulanarak toplanmıştır. Çalışma kapsamında ebeveynlerin demografik bilgilerinin belirlenmesi amacıyla kişisel bilgi formu ve istismar farkındalıklarını belirlemek amacıyla İstismar Farkındalık Ölçeği-Ebeveyn Formu uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak SPSS 21 Paket programı ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuçları incelendiğinde; ebeveynlerin %55'inin orta ve yüksek düzeyde istismar potansiyeli olduğu, eğitim süresi düşük olan annelerin eğitim süresi yüksek annelere göre daha çok istismar potansiyeli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca düşük ekonomik düzeydeki ve geleneksel ailelerdeki ebeveynlerin daha yüksek istismar potansiyeli olduğu görülmektedir. Buna ek olarak ebeveynler kız çocuklarını erkek çocuklarına göre daha yüksek düzeyde istismar etme potansiyeline sahiptirler. Çalışmanın sonucunda istismar ile ebeveynin cinsiyeti, annenin çalışma durumu, ebeveynin yaşı e aile türü arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmektedir.
Ergenlerde algılanan psikolojik / duygusal istismarın duygu düzenleme ile ilişkisi
Bu çalışmada, ergenlerde algılanan psikolojik/duygusal istismarın, duygu düzenleme ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma grubunu 02.07.2021-11.08.2021 tarihleri arasında Adana Ekrem Tok Ruh Hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Polikliniği'ne herhangi bir nedenle başvuran, araştırma için gönüllü olan 12-18 yaş aralığında yer alan 299 ergen oluşturmuştur. Veriler "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Psikolojik İstismar Ölçeği" ve "Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde IBM SPSS 25.0 Windows paket programı kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; cinsiyetler arasında toplam psikolojik istismar puanı açısından farklılık saptanmamıştır. Onaltı-onsekiz yaş grubunda, sigara kullananlarda, aile ortamında fiziksel şiddet ve ebeveynler arasında fiziksel şiddet bildiren olgularda algılanan psikolojik istismarın daha fazla olduğu bulunmuştur (p<.05). İçsel işlevsel olmayan duygu düzenleme yöntemlerinin; kız cinsiyette yer alan, lisede öğrenim görmekte olan, bedensel hastalığı olduğunu bildiren olgularda; dışsal işlevsel olmayan duygu düzenleme yöntemlerinin ise sigara, alkol kullanan, çekirdek aile yapısına sahip olmayan, baba eğitim düzeyi lise altı olan olgularda daha sık kullanıldığı bulunmuştur (p<.05). Ebeveynlerinde ruhsal hastalık bildiren, aile ortamında ve ebeveynler arasında fiziksel şiddet bildiren olgularda hem içsel hem de dışsal işlevsel olmayan duygu düzenleme yöntemlerinin daha sık kullanıldığı bulunmuştur (p<.05). Yıldırma/aşağılama, suça yöneltme ve reddetme/ izolasyon türünde algılanan psikolojik istismarın, işlevsel (içsel ve dışsal) duygu düzenleme yöntemlerini kullanma ile negatif, işlevsel olmayan (içsel ve dışsal) duygu düzenleme yöntemlerini kullanma ile pozitif ilişkili olduğu gösterilmiştir (p<.05). Duygusal tepkiyi vermeyi reddetme türünde algılanan psikolojik istismarın, işlevsel (içsel ve dışsal) duygu düzenleme yöntemlerini kullanma ile pozitif, işlevsel olmayan (içsel ve dışsal) duygu düzenleme yöntemlerini kullanma ile negatif ilişkili olduğu gösterilmiştir (p<.05). Anahtar kelimeler: Psikolojik istismar, duygusal istismar, duygu düzenleme.