Anesthesia-general

92 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi altında laparoskopik kolesistektomi vakalarında rektus kılıf bloğu ve transversus abdominis plan bloğunun sevofluran ve fentanil tüketimine etkisinin entropi ölçümüyle değerlendirilmesi: prospektif randomize çalışma

Safra kesesi cerrahisinde en sık uygulanan teknik laparoskopik kolesistektomidir. : Günümüzde laparoskopik cerrahi girişimlerde en sık kullanılan anestezi yöntemi genel anestezidir. Postoperatif laparoskopik kolesistektomi, açık kolesistektomi göre daha az postoperatif ağrı ve daha az analjezik tüketimi olmasına rağmen, daha ağrısız bir prosedür değildir. Periferik bloklar, son yıllarda ultrasonografinin klinik kullanımının artmasıyla postoperatif analjezide mutimodal yaklaşımın önemli bir kısmını kapsar. Postoperatif erken dönemde ağrı kontrolü sağlar, sistemik opioid kullanımında azalma sağlar. Anestezi derinlik monitörizasyonu kullanımının anestezi sırasında ilaç tüketimini azalttığı, anesteziden sonra uyanma ve derlenmeyi daha hızlı sağladığı kanıtlanmıştır. Biz bu çalışma ile laparoskopik kolesistektomi vakalarında genel anestezinin ultrasonografi eşliğinde yapılan karın ön duvarı periferik sinir bloklarının (transversus abdominis ve rektus kılıf bloğu) kombine edildiği ve edilmediği vakalarda, bir anestezi derinliği monitorü olan "entropi"yi hedef aralıkta (40-60) tutan inhalasyon anesteziğinin vaka sonunda tüketilen toplam miktarı ve ek doz olarak kullanılan fentanil miktarlarını karşılaştırmayı amaçladık. Çalılmamızda ASA I-II, 18- 75 yaş arası elektif laparoskopik kolesistektomi operasyonu planlanan 80 hasta dahil edidi. Hastalar genel anesteziye transversus abdominis ve rektus kılıf bloğunun kombine edildiği hastalar ve genel anesteziye tramadol ile analjezi sağlanan hastalar olarak 2 gruba ayrıldı. Her 2 gruba da entropi monitörizasyonu uygulandı. Vaka boyunca her 2 grupta da entropi hedef değeri 40-60 arasında tutulması için MAK değeri maksimum 1,3 olacak şekilde, sevofluran konsantrasyonu ayarlaması yapılarak; başlangıç, indüksiyon öncesi ve sonrası, insizyon sonrası 1.dk, pnömoperiton 5-10-15dk pnömoperiton sonrası 1.dk, extübasyon sonrası, postop derlenme 1 ve 5.dk olmak üzere; olguların kalp hızı, sistolik kan basıncı, diastolik kan basıncı, ortalama arteryel kan basıncı, oksijen satürasyonu, orotrakeal entübasyondan sonra görülen end tidal karbondioksit değerleri, SE ve RE entropi değerleri, entropi değerini hedef aralıkta tutan endtidal sevoflurane konsantrasyonu (%) ve eş zamanlı MAK değerleri not edildi. Vaka sonunda tüketilen inhalasyon ajan miktarı ve yüzeyel anestezi/ analjezi ihtiyacı durumuda ek doz fentanil eklenen hastlarda toplam fenatil miktarı not edildi. İki grup arasında toplam vaka süresince tüketilen total inhalasyon ajan miktarı kıyaslandığında Grup I' de (kontrol grubu) 27,05±7,43 ml ve Grup II' de (Bloklu grup) 12,25±4,34 ml olarak görülmüş olup, gruplar arasında istatiksel olarak fark saptanmıştır (p:0,002; p<0,05). Vaka boyunca intraoperatif ek doz fentanil ihtiyacı hastaların yalnızca %30'unda ihtiyaç olmuştur. İntroperatif sürede ek doz fentanil ihtiyacı ve toplamda tüketilen fentanil miktarı gruplar arasında belirgin farklılık göstermiştir. Grup I' de (kontrol grubu) Grup II' ye (Bloklu grubu) göre intraoperatif daha fazla ek doz fentanil ihtiyacı olduğu ( Grup I' de 21 kişi, Grup II'de 3 kişi) saptanmıştır. Toplamda sırası ile 115±33,62 µcg ve 84±22,10 µcg fentanil tüketilmiş olup, iki grup arasında belirgin istatiksel fark saptanmıştır (p:0,000; p:0,001; p<0,05). Laparoskopik kolesistektomi vakalarında entropi monitörü ile standartize edilen genel anesteziye uygulanan bilateral transversus abdominis plan bloğu ve rektus kılıf bloğunun tüketilen inahalasyon ajan miktarını, intraoperatif ek doz ve toplam tüketilen opioid ihityacını azalttığını gözlemlemiş olduk. Anahtar Kelimeler: Laparoskopik Kolesistektomi, Transversus Abdominis Plan Bloğu, Rektus Kılıf Bloğu, Entropi

AnesteziAnestezi-genelCerrahi+7
Ecem Keleş
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaşlı hastalarda femur kırıklarında uygulanan anestezi tekniğinin postoperatif dönemde görülen deliryuma etkisi: Retrospektif çalışma

Giriş ve Amaç: Günümüzde ortalama yaşam süresinin artmasıyla birlikte, yaşlı popülasyonda kalça kırığı görülme sıklığı da artmıştır. Kalça kırığı cerrahisi sonrası en sık görülen komplikasyonlardan biri deliryumdur. Acil, kardiyak veya majör ortopedik cerrahiler; insidansın en yüksek olduğu durumlardır. Postoperatif deliryum; artmış mortalite, hastane kökenli komplikasyonlar, persistan kognitif bozulma, zayıf fonksiyonel iyileşme ve artmış sağlık harcamaları ile ilişkilendirilmektedir. Biz bu çalışmada, kliniğimizde kalça kırığı nedeniyle opere olan yaşlı hastalarda, kalça kırığı cerrahisi sonrasında ortaya çıkan deliryuma, uygulanan anestezi tekniğinin etkisinin ve etki eden diğer perioperatif faktörleri incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2015 - Aralık 2019 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ameliyathanesinde kalça kırığı nedeniyle opere edilen 65 yaş ve üzeri hastalar dahil edildi. Hastalara ait demografik ve klinik özellikler hastane elektronik veritabanı üzerinden retrospektif olarak elde edildi. Deliryum tanısı; kliniğimizde, yoğun bakım yatışında rutin olarak değerlendirilen "Konfüzyon değerlendirme metodu (CAM-ICU)"na uygun olarak kondu. Uygulanan anestezi tekniklerinin ve diğer perioperatif faktörlerin postoperatif deliryuma etkisi istatistiksel yöntemlerle araştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen toplam 167 hastanın [121 (%72.5) kadın ve 46 (%27.5) erkek] ortanca yaşı 83 (65-95)'dü. 106 (% 63.5) hasta genel, 61 (%36.5) hasta ise rejyonel anestezi altında opere edilmişti. Uygulanan anestezik ajanlardan (hem genel anestezi için hem de sedasyon amacıyla); propofol, rokuronyum, sevofluran, fentanil, azot protoksit, midazolam, remifentanil, ketamin, deksmedetomidin ve tiyopental ile postoperatif deliryum arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır. Modifiye frajilite indeksi, antikoagülan ilaç kullanımı, hastane yatış süresi, hasta yaşı, demans ve intraoperatif desfluran kullanımı ile postoperatif deliryum arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki gösterilmiştir. Sonuç: Çalışmamızda artan yaş, demans varlığı, artmış modifiye frajilite indeksi ve uzamış hastane yatışının postoperatif deliryum için risk faktörleri olduğu ancak; anestezi yöntemlerinin postoperatif deliryum gelişimi ile ilişkili olmadığı gösterildi. Postoperatif deliryumun, diğer çalışmalarda artmış mortalite ile ilişkili olduğu gösterildiğinden; deliryum gelişimine etkili olabilecek tüm faktörlerin tanınması, önlenmesi ve tedavisinin geliştirilmesi amacıyla daha büyük hasta grupları ile yapılan çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Anestezi-genelAnestezi-kondüksiyonDeliryum+7
Ecem Gülçin Karsavuran
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ürolojik endoskopik girişimlerde genel ve rejyonel anestezinin nötrofil-lenfosit oranı, trombosit-lenfosit oranı ve ortalama trombosit hacmi üzerine olan etkilerinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Nötrofil Lenfosit Oranı (NLO), Trombosit Lenfosit Oranı (PLO) ve Ortalam Trombosit Hacmi (MPV) subklinik inflamasyonun bir göstergesi olarak kullanılan popüler bir hematolojik parametrelerdir. Bu oranlar sadece cerrahi travmadan değil aynı zamanda anestezik yöntemden de etkilenir. Farklı anestezi tekniklerinin neden olduğu nöroendokrin değişikliklerinin etkileri NLO, PLO ve MPV'yi etkileyebilir. Biz bu çalışmada ürolojik endoskopik girişimlerde uygulanan anestezi tekniklerinin NLO, PLO ve MPV üzerine olan etkilerini karşılaştırdık. Metod: Bu çalışma Şanlıurfa Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurul onayı (07.01.2022 tarih ve 96469 nolu karar) alındıktan sonra Ocak 2022-Eylül 2022 tarihleri arasında Şanlıurfa Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı'nda prospektif bir şekilde gerçekleştirildi. Araştırmamızda, Fakültemizin Üroloji Bölümünde ürolityazis retrograd intrarenal cerrahi (RIRC) ve ureterorenoskopi (URS) operasyonu yapılacak, bilgilendirilmiş gönüllü onam formunu okuyup imzalayan, Amerikan Anestezistler Cemiyeti (ASA) fiziksel sınıflamasına göre ASA I-II-III grubu, 18 yaş üstü, elektif ameliyat planlanan 90 gönüllü hasta çalışmaya dahil edildi. Ameliyattan öncesi hastalar, genel, spinal ve epidural anestezi uygulaması hakkında bilgilendirildi. Daha sonra hastalar Genel Anestezi Grubu (Grup G, n=30), Spinal Anestezi Grubu (Grup S, n=30) ve Epidural Anestezi Grubu (Grup G, n=30) olarak 30'ar kişilik 3 gruba ayrıldı. Grup G deki hastalara propofol 2 mg/ kg, fentanil 2 mcg/kg ve entübe edilecekse 0,6 mg/kg rokuronyum kullanılarak anestezi indüksiyonu yapıldı. Ardından hastaya yaş ve kilosuna uygun LMA veya endotrakeal tüp takılarak ventilatöre bağlandı. Grup S'deki hastalara oturur pozisyonda 0.5%'lik hiperbarik bupivakain solüsyonundan 2,5-3 cc ile spinal blok yapıldı. Grup E'deki hastalara median yaklaşımla ve direnç kaybı yöntemi kullanılarak epidural blok uygulandı. Aspirasyon ve test dozu sonrasında epidural aralıkta olduğumuzun netleştirilmesinin ardından ilaç uygulandı. İlaç olarak 13 cc 65 mg marcain, 5 cc 100 mg aritmal ve 2 cc 10 mcg fentanyl toplam 20 cc'lik ilaç karışımı hazırlandı. Operasyon süresince hemodinamik parametreler noninvaziv yöntemlerle 5 dakikada bir kayıt edildi. Stres ve inflamatuar yanıtın değerlendirilmesi amacıyla bütün hastalardan venöz kan numuneleri preoperatif, intraoperatif 15.dk, postoperatif 1.saat ve postoperatif 12.saatlerde alındı. Kanlar alındıktan sonra Klinik Biyokimya laboratuarına gönderildi. Kan örneklerinden hemogram parametreleri çalışıldı. Bulgular: Hastaların demografik verilerinden yaş ve ameliyat süreleri Grup E'de Grup S'ye kıyasla anlamlı olarak yüksek görüldü. Grup içi ve gruplar arası NLO, PLO ve MPV değerlerinin karşılaştırılmasında postoperatif zaman dilimlerinde anlamlı değişiklikler izlendi. Spinal anestezi grubunda NLO ve PLO değerleri diğer gruplara göre postoperatif dönemlerde anlamlı olarak düşük görüldü. MPV değerlerinin ise postoperatif farklı zaman dilimlerinde düştüğü görüldü. Sonuç: Bu çalışmanın sonucunda URS ve RIRC ameliyatlarında uygulanan anestezi yöntemlerinden spinal anestezide, baktığımız inflamatuvar parametrelerin postoperatif dönemde daha az yükseldiği görüldü. Bunun da postoperatif mortalite ve yara yeri enfeksiyonu gelişimi açısından olumlu olduğu, özellikle kardiyovasküler hastalığı olanlarda diğer anestezi yöntemlerine kıyasla spinal anestezinin tercih edilebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Sözcükler: NLO, PLO, MPV, İnflamasyon, Genel Anestezi, Spinal Anestezi, Epidural Anestezi, URS, RIRC

AnesteziAnestezi-genelAnestezi-kondüksiyon+5
İhsan Abdan
Harran University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sevofluran ile oluşturulan genel anestezi üzerine ivermektin ve moksidektinin etkileri

Bu çalışmada, sevofluran anestezisi öncesinde ivermektin ve moksidektin uygulanmış farelerde oluşması muhtemel ilaç etkileşimleri değerlendirildi. Çalışmada açık alan testi, uyku süresi ve motor aktivite parametrelerindeki değişim incelendi. Çalışmamızda her grupta 6 adet dişi Swiss albino fare kullanılmak üzere toplam 11 grup oluşturuldu. Çalışma 1. ve 11. gün olmak üzere 2 periyodda sürdürüldü. İlk periyodda Grup I (kontrol I), Grup II (serum fizyolojik), Grup III (sevofluran), Grup IV (ivermektin 0.2 mg/kg), Grup V (moksidektin 0.2 mg/kg), Grup VI (ivermektin + sevofluran aneztezisi) ve Grup VII (moksidektin + sevofluran anestezisi) grupları oluşturuldu. 2. periyodda GRUP VIII (Kontrol II), GRUP IX (Grup II'deki hayvanlara 11. günde sevofluran anestezisi uygulandı), GRUP X (Grup IV'deki hayvanlara 11. günde sevofluran anestezi uygulandı) ve GRUP XI (Grup V'deki hayvanlara 11. Günde sevofluran anestezisi uygulandı). Uyku süreleri belirlendikten sonra tüm gruplarda nörofarmakolojik testler uygulandı. Uyku süresi analiz sonuçları göstermektedir ki hem ivermektin, hem de moksidektin sevofluran ile birlikte uygulandığında uyku süresini anlamlı düzeyde artırmaktadır. Moksidektinin formülasyonundan kaynaklı uzun etkili olması, uyku süresini 11. günde de anlamlı bir şekilde artırdı. Açık alan testi sonuçlarına göre stereotipik ve ambulatuvar hareketlerde tedavi gruplarında artış görülürken vertikal ve horizontal hareketler ile alınan mesafede azalmalar belirlendi. Sonuçlarımız göstermektedir ki; antiparaziter ilaçlar anestezi süresini ve davranış parametrelerini değiştirmektedir. Sonuçlarımız, antiparaziter ilaç uygulanan hayvanlarda genel anestezi uygulanırken ilaç etkileşimleri yönü ile doz ayarlanması gerekliliğini, aksi taktirde olumsuz sonuçların oluşma riski taşıdığını göstermektedir.

AnesteziAnestezi-genelMoksidektin+5
Kader Derya Dicle Özçiçek
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal anestezi ile yapılan transüretral cerrahilerde preoperatif ısıtmanın hasta hemodinamisi ve post operatif titreme üzerine etkilerinin araştırılması

Giriş ve Amaç: Titreme, spinal anestezi sonrası %39 oranında görülebilen bir komplikasyon olmasına rağmen klinik uygulamalarda çoğu zaman dikkatten kaçan bir durumdur. Ancak titremenin oksijen tüketimini (%400'e kadar), karbondioksit üretimini ve metabolik hızı arttırdığı, böylece arteriyel hipoksi ve asidoza katkıda bulunduğu gösterilmiştir. Basınçlı hava ısıtıcılar ile hipotermi ve titreme gelişmesi engellenebilir, ancak bu cihazların intraoperatif etkisi kısıtlıdır. Bu çalışmayla preoperatif basınçlı hava ısıtıcılarının 45-80 yaş arası hastalarda perioperatif hipotermi ve titreme üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışma için etik kurul onamı Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulundan (17.04.2019/09) alındı. Elektif transüretral cerrahi planlanan, ASA skoru I-II, yaşları 45-80 arasında değişen, 120 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar kapalı zarf yöntemi ile randomize edilerek, 3 gruba ayrıldı. Hastalar operasyondan 60 dakika önce preoperatif değerlendirme odasına alındı. Bütün hastalara geniş damar yolu açılıp i.v. 10cc/kg dozunda kristalloid mayi verildi. Non invaziv kan basıncı, kalp atım hızı, periferik oksijen saturasyonu ve timpanik membran sıcaklıkları değerlendirildi. Grup A operasyondan 60 dakika önce, Grup B operasyondan 30 dakika önce 38 0C'ye ayarlanmış basınçlı hava ısıtma sistemiyle ısıtıldı. Grup C ise preoperatif değerlendirme odasına alınıp değerlendirildi ancak ısıtma işlemi uygulanmadı. Hastalar oturur pozisyonda gerekli asepsi ve antisepsi koşulları sağlandıktan sonra L2-L3 veya L3-L4 spinal aralıktan, 25 G Quincke tip, spinal iğne kullanılarak spinal anestezi işlemi uygulandı. Cerrahi süre, hasta ve cerrah memnuniyeti (iyi, kötü ve orta olarak) değerlendirilip kayıt edildi. Postoperatif dönemde titreme Crossley ve Mahajan tarafından oluşturulan titreme testi ile değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizi yapılarak yorumlandı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Bulgular: Gruplar arasında demografik veriler arasında fark saptanmadı (p>0.05). Grup A ve Grup B'de, Grup C'ye kıyasla hipotermi ve titreme dereceleri anlamlı derecede daha düşük bulundu (p<0.05). Tüm gruplarda hemodinamik parametreler arasında ise anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0.05). Sonuç: Preoperatif ısıtmanın, intraoperatif hipotermi ve titreme derecelerini düşürdüğü, kan basınçları, kalp atım hızı ve periferik oksijenasyon üzerine anlamlı etkileri olmadığı, hasta ve cerrah memnuniyetini ise arttırdığı sonucuna vardık.

Anestezi-genelAnestezi-spinalAnestezi-spinal+6
Yusuf Can Mulamahmutoğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Remifentanilin farklı infüzyon dozlarının postoperatif titreme üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Giriş-Amaç: Anestezi sonrası titreme, genellikle genel anestezi sonrası erken dönemde gözlenen; ağrı, bulantı ve kusma ile beraber hastaları en çok rahatsız eden komplikasyonlardan biridir. Termoregülatuar sistemin hipotermiye cevabı olup, vücut sıcaklığı normalken dahi gelişebilir. Titremenin etiyolojisi yeterince anlaşılamamıştır. Soğuk kaynaklı termoregülatuar titreme belirgin bir neden olsa da; ağrı, inhibe olmamış spinal refleksler, azalmış sempatik aktivite, solunumsal alkaloz, yaş, cinsiyet, anestezi indüksiyonu ve idamesi için ilaç seçimi, ameliyat süresi gibi birçok faktörden etkilenir. Remifentanil, bir μ opioid reseptör agonistidir. Etki başlangıç ve sonlanma süreleri öngörülebilir olup, hızlı derlenme sağlayan kısa etkili bir opioiddir. İnhalasyon anestezikleri ile idamede adjuvan olarak kullanımı önerilmektedir. Bazı çalışmalarda remifentanil kullanımı ile postoperatif titreme insidansının arttığı gösterilmiştir. Bu araştırmada, remifentanilin farklı infüzyon dozları kullanılan hastaların postoperatif titreme açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra Ekim-Aralık 2019 tarihleri arasında genel anestezi altında tiroidektomi ve mastektomi geçirecek ASA 1-2 hastalar çalışmaya dahil edildi ve derlenme ünitesinde değerlendirildi. Hastaların intraoperatif hemodinamik verilerine intraoperatif sıcaklık ölçümlerine ve anestezi yönetimine anestezi formundan ulaşıldı. Derlenme ünitesinde de hastalara BSAS, VAS, MAS skorları değerlendirildi ve hemodinamik verileri kaydedildi. Toplamda 37 hastaya düşük doz (0.05-0.1 mcg/kg/dk) grubuna (Grup L), 43 hastaya ise yüksek doz (0.15-0.2 mcg/kg/dk) grubuna (Grup H) uyacak dozda remifentanil infüzyonu uygulanmıştır. Bulgular: Her iki grup için demografik veriler, medikal özellikler, kullanılan ilaçlar, vücut sıcaklığı ve ameliyathane odasından çıkıştaki ortalama vücut sıcaklık değerleri, farklı zamanlarda ortalama VAS skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır. Remifentanil kesilmesinden itibaren ekstübasyon süresi ve derlenme ünitesinde farklı zamanlardaki MAS skorları gruplar arasında anlamlı olarak farklıdır. 0 ve 10.dakikada ölçülen BSAS skorları gruplar arasında farklıdır. Titreme görülen ve titreme görülmeyen hastalar arasında ise cinsiyet, yaş ve BMI açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Sonuç: Çalışmamızda, remifentanil infüzyonunun, inhalasyon anestezisine eklendiği genel anestezi uygulaması ile tiroidektomi ve meme cerrahisi geçiren hastalardan, 'yüksek' doz remifentanil almış olanlarda postoperatif titreme sıklığının, 'düşük' doz alanlardan daha fazla olduğu gözlenmiştir. Remifentanil gibi çok sık kullanılan bir adjuvan ilaçla sıklıkla ilişkilendirilen postoperatif titremenin özellikle yüksek doz infüzyon kullanılan hastalarda sıklıkla ortaya çıkabileceği unutulmamalı ve non/farmakolojik yöntemlerle tedavi edilmelidir. Anahtar kelimeler : postoperatif titreme, remifentanil, BSAS

AnesteziAnestezi-genelDoz-cevap ilişkisi-ilaç+3
Adem Halis
Hacettepe University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Genel anestezi uygulanan hastalarda erken dönemde verilen soğuk buhar uygulamasının ve buz parçaları emdirmenin entübasyona bağlı gelişen boğaz ağrısı ve ses kısıklığına etkisi

Araştırma genel anestezi uygulanan hastalarda erken dönemde verilen soğuk buhar uygulamasının ve buz parçaları emdirmenin entübasyona bağlı gelişen boğaz ağrısı ve ses kısıklığına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, randomize kontrollü deneysel tipte bir çalışmadır. Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin Genel Cerrahi Kliniğinde 1 Nisan 2017 – 1 Nisan 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmada kontrol ve uygulama gruplarına alınacak hastalar randomizasyon yöntemi ile belirlenmiştir. Gruplar; kontrol grubu, soğuk buhar grubu, buz parçaları emdirilen grup, soğuk buhar uygulaması ile birlikte buz parçaları emdirilen grup olmak üzere 4 gruptan oluşmuştur. Her bir gruba 30 kişi olmak üzere toplam 120 kişi çalışmaya alınmıştır. Veriler veri toplama formları, Amerikan Anestezi Uzmanları Derneği (American Society of Anesthesiologists-ASA) sınıflaması, mallampati sınıflaması, hasta tanıtım formu, Ramsay Sedasyon Skalası, Vizüel Analog Skala (VAS ) ve Stout's Ses Kısıklığı Değerlendirme Formu kullanılarak toplanmıştır. Uygulama gruplarındaki hastalara; ameliyattan sonra 2. saatte, soğuk buhar uygulama grubuna 15 dakika boyunca soğuk buhar uygulanmış, soğuk buhar uygulamadan önce ve sonra hastaların boğaz ağrısı ve ses kısıklığı değerlendirilmiş, buz parçaları emdirilen gruba ve soğuk buhar ile birlikte buz parçaları emdirilen gruba uygulama yapılmamış sadece boğaz ağrısı ve ses kısıklığı değerlendirilmiştir. Ameliyattan sonra 6. saatte uygulama grubundaki hastaların uygulama öncesi boğaz ağrısı ve ses kısıklığı değerlendirilmiş ve soğuk buhar grubuna 15 dakika boyunca soğuk buhar uygulanmış, buz parçaları emdirme grubuna buz parçaları emdirilmiş, soğuk buhar uygulaması ile birlikte buz parçaları emdirilen gruba önce 15 dakika boyunca soğuk buhar uygulanmış hemen ardından buz parçaları emdirilmiştir. Tüm uygulama gruplarının 6. saatte uygulamadan sonra boğaz ağrısı ve ses kısıklığı tekrar değerlendirilmiştir. Ameliyattan sonra 0. ve 24. saatlerde uygulama gruplarına herhangi bir uygulama yapılmamış sadece boğaz ağrısı ve ses kısıklığı değerlendirilmiştir. Kontrol grubunda yer alan hastalara herhangi bir işlem veya girişim yapılmayıp sadece ameliyat sonrası 0. 2. 6. ve 24. saatlerde hastaların boğaz ağrısı ve ses kısıklığı değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi bilgisayar ortamında ve SPSS istatistik paket programında (Version 15, Chicago IL, USA) gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde; Pearson Ki-Kare, One-Way ANOVA, General Lineal Model, Paired- Sample T Testi, Cochran's Q, Mc Namer Testi, Fisher's Exact Testi kullanılmıştır. İstatistik önemlilik düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Araştırma sonucunda; hastaların yaş ortalaması, Beden Kitle İndeksi (BKİ), cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, sigara kullanma durumu, kronik hastalık varlığı ve ameliyat öyküsü dağılımları incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Ameliyat sonrası 2. saatte soğuk buhar uygulanan hastaların ağrı (VAS) puan ortalamaları uygulama öncesi 4.40±1.78, uygulama sonrası 2.86±1.80 olarak bulunmuştur. Soğuk buhar uygulanan hastaların uygulama sonrası ağrı (VAS) puan ortalamaları uygulama öncesine göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.05). Ameliyat sonrası 6. saatte soğuk buhar uygulanan, buz parçaları emdirilen ve soğuk buhar uygulaması ile birlikte buz parçaları emdirilen gruplardaki hastaların uygulama sonrası ağrı (VAS) puan ortalamaları uygulama öncesine göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.05). Ameliyat sonrası 6. saatteki uygulama sonrası ağrı (VAS) puanının bütün uygulama gruplarında düştüğü ve ağrı (VAS) puan ortalamaları açısından gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Ameliyat sonrası bütün gruplarda ses kısıklığının zamanla azaldığı fakat gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Bu çalışma sonucunda; soğuk uygulamanın boğaz ağrısını azaltmada etkili olduğu, ses kısıklığı üzerine etkisinin olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Endotrakeal Entübasyon; Boğaz Ağrısı; Ses Kısıklığı; Soğuk Buhar; Buz Uygulama; Hemşirelik.

AnesteziAnestezi-genelAğrı+6
Muazzez Şahbaz
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aynı cerrah tarafından diz artroplastisi yapılan genel anestezi uygulanan hemofili hastalarında kronik ağrı gelişim sıklığının araştırılması

Giriş Postoperatif ağrı, cerrahi travmaya bağlı ortaya çıkan inflamatuvar sürecin de eşlik ettiği ve doku iyileşmesi ile giderek azalan akut bir ağrıdır. Postoperatif kronik ağrı insidansıyla ilgili literatürde farklı rakamlar söz edilmektedir (%8-50). Ve bu oran çoğunlukla %25-30'dan fazladır. Postoperatif dönemdeki ağrı 3-6 aydan daha uzun sürüyorsa kronik postoperatif ağrı ya da dirençli postoperatif ağrı olarak tanımlanmaktadır. Cerrahi yara iyileşmesini takiben persistan ağrı devam eden inflamasyonun bir sonucu olarak ya da periferik sinirlerde meydana gelen hasar kaynaklı nöropatik ağrı şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Literatürde, total diz artroplastisi sonrası kronik ağrı insidansının % 9 ile % 88 arasında olduğundan söz edilmektedir. Hemofili, X kromozomuna bağlı kalıtım gösteren bir pıhtılaşma hastalığıdır. Tekrarlayan eklem içi kanamalara bağlı olarak gelişen hemofilik artropati hemofilinin en ağır, en fazla sakat bırakan ve pahalı komplikasyonudur. Hemofilik artropati, erişkin hemofili hastalarında yaşam kalitesini belirleyen en önemli etkendir. Metot Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi Anabilim Dalında Mart 2015 ile Aralık 2016 tarihleri arasında diz operasyonu geçiren hemofili hastaları incelendi. Hastaları değerlendirmede Ağrı Sorgulama Formu (Tablo 1), Kısa Ağrı Envanteri (Tablo 2) ve Pain Detect Ağrı Anketi (Tablo 3) kullanıldı. Bu formlar ile kronik ağrının, şiddeti, özellikleri, ağrının günlük yaşama etkisi ve analjezik kullanımı değerlendirildi. Bulgular Çalışmamızda hemofili hastalarına uygulanan total diz artroplastisi operasyonu sonrası kronik ağrı insidansı %95,2 olarak bulunmuştur. Hastaların ağrılarının şu anki derecesi sorulduğunda %61,9' u hafif derece, %31'i orta derece, %2,4'ü şiddetli şeklinde yanıtlamıştır. Hastaların 95,2'si operasyondan sonraki dönemde ağrılarının aza hastalar %26,2'dir. Ağrı günlük yaşamınızı kısıtlıyor mu sorusuna hastaların %28,6'sı evet demiştir. Ağrısı için bir hekime başvuran hastalar %11,9 dur. Hastaların %19'unun nöropatik karakterde ağrısı olduğunu gördük. Kısa Ağrı Envanteri ve Pain Detect Ağrı anketinin sonuçlarına göre maksimum Numerik Rating Skala (NRS) değerleri nöropatik karakterde ağrısı olanlarda istatiksel olarak daha yüksek bulundu. Nöropatik karakterde ağrısı olanların olmayan gruba kıyasla istatiksel olarak daha genç olduğudu görüldü. Ağrı kesici ilaç kullananlar toplamda %26,2 iken nöropatik karakterde ağrısı olanların %87,5' i ağrı kesici kullanıyor. 6'sı (%75'i) "ağrı şuan için sizi en çok rahatsız eden sağlık sorunu mu?" sorusuna "Evet" cevabı vermiş ve 7' si "Ağrı günlük yaşamınızı kısıtlıyor mu?" sorusuna evet cevabı vermiştir (%87,5). Ağrısı için hekime başvuran 5 hastanın tamamı nöroptik karakterde ağrısı olanlardır. Tüm bu soruların yanıtları nöroopatik ağrısı olmayan hastalarla kıyaslandığında anlamlı bulundu. Sonuç Hemofili hastalığına bağlı eklem problemleri ve çok yüksek oranlarda görülen kronik ağrı; hastaların hayatını fiziksel, sosyal ve duygusal anlamda olumsuz etkilemektedir. Hastaların kanama riskleri, profilaksi tedavileri, kronik ağrıları, ortopedik problemlerinin yanı sıra ayrıca duygusal, ruhsal halleri ya da sorunları da dikkate alınıp tedavileri multidisipliner bir yaklaşımla uzmanlaşmış bir ekip tarafından gerçekleştirilmelidir. Bu ekipte özellikle bir algologun bulunmasının, hayatları boyunca ağrı ile yaşamaya alışmaya çalışan hemofili hastaları için son derece önemli olduğunu düşünüyoruz.

Anestezi-genelArtroplastiAğrı+4
Ali Zeydanoğlu
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hedef kontrollü infüzyon cihazları ile anestezi indüksiyonu yaparken ideal doz şeması geliştirilebilir mi?

Amaç: Bu çalışmada anestezi derinliği monitörizasyonu yapılmadan hedef kontrollü infüzyon (HKİ) sistemlerini kullanarak anestezi indüksiyonu yapmak için ideal bir doz şeması geliştirebilmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya genel anestezi altında elektif cerrahi geçirecek olan ASA (American Society of Anesthesiologists) I-II, 18-65 yaş arası, bilinen kognitif bozukluğu olmayan, bilgilendirilmiş onamı alınan 128 hasta dahil edildi. Standart monitörizasyonun (elektrokardiyogram, pulse oksimetri, non invaziv kan basıncı) yanı sıra Bispektral indeks (BİS) ve Train of Four (TOF) monitörizasyonu yapıldı. Hastalara 1 mcg/kg fentanil ile premedikasyon uygulandıktan sonra anestezi indüksiyonunda HKİ sistemleri ile propofol (Schnider modeli) ve remifentanilin (Minto modeli) etki bölgesi konsantrasyonu (Ce) kullanıldı. remifentanilin hedef Ce değeri 2 ng/ml olarak ayarlandı ve indüksiyon boyunca sabit tutuldu. Propofol Ce değeri 2 mcg/ml bazal dozda başlandı ve her 20 saniyede 0,2 mcg/ml doz artışı yapılarak sesli uyarana göz açma yanıtının kaybolduğu (LOC; loss of conscionusness) doz belirlenerek kaydedildikten sonra 1 mg/kg roküronyum uygulandı. Belirtilen şekilde doz artışına devam edilerek BİS değerinin 30 saniye boyunca 50 olduğu doz entübasyon dozu (INT-P) olarak kaydedildi. TOFc=0 olan hastalar entübe edildi, TOFc>0 olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Entübasyon sırasında hemodinamik parametreler ortalama arteriyel basınç (OAB) ve kalp hızı (KH) olarak bazal değer, premedikasyon sonrası, LOC anı, entübasyon öncesi ve sonrası 0.,1.,3.,5.,10. dakikalarda kaydedilerek hemodinamik yanıt entübasyon sonrasında öncesine göre OAB ve veya KH'de >%20'lik bir artış olarak tanımlandı. Bulgular: Çalışmamızda LOC-P ve INT-P arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulundu (p<0.001). BIS monitörizasyonu olmaksızın anestezi derinliğini tahmin ederek indüksiyon yapabilmek için istatistiksel yöntemler kullanılarak INT-P = 0.67+0.974x(LOC-P) şeklinde bir formül geliştirildi. Entübasyon sırasında tanımlanan hemodinamik yanıt %53,9 oranında gözlendi ve bu durumu yönetmek için ek müdahalelere ihtiyaç duyuldu. Sonuç: Klinik bir bulgu olan bilinç kaybının, HKİ sistemleri ile anestezi indüksiyonu sırasında anestezi derinliğini tahmin etmek için alternatif bir kılavuz olarak kullanılabileceği sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Hedef kontrollü infüzyon, intravenöz anestezi, bispektral indeks

AnesteziAnestezi ve analjeziAnestezi-genel+3
Merve Yaldız Bayatlı
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara Üniversitesi Tıp fakültesi hastanelerinde düşük akım anestezi implementasyon programı

Amaç: Bu çalışmada; teorik eğitim, hatırlatıcı iletiler ve bireysel geri bildirimlerden oluşan uygulamalar bütününün kısa ve orta dönemde düşük akım uygulama sıklığı üzerine olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada ikincil olarak da teorik eğitim, hatırlatıcı iletiler ve bireysel geri bildirimlerden oluşan uygulamalar bütününün kısa ve orta dönemde tüketilen inhalasyon anestezik ajan miktarı üzerine olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ameliyathalerinde; 1 Kasım 2022- 31 Aralık 2022 tarihleri arasında genel anestezi uygulanan hastalar dahil edilmiştir. Çalışmaya etik kurul onayı alındıktan sonra, AÜTF Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD Araştırma Görevlilerine daha önceden belirlenen bir tarihte 1 gün boyunca devam edecek uygulamalı düşük akım eğitimi verilmiştir. Eğitimi alamayan veya tamamlayamayan araştırma görevlileri çalışma dışı bırakılmıştır. Eğitimi takip eden haftanın başından itibaren ilk 8 hafta boyunca veriler toplanmıştır. Veri takip formu her anestezi uygulaması için ayrı ayrı doldurulmuştur. Veri takip formu anesteziyoloji araştırma görevlileri ile birlikte çalışan anestezi teknisyen ve teknikerleri tarafından vakanın bitimini takiben doldurulmuştur. Veri takip formunda operasyon tarihi, opere edilen hastaya ait demografik veriler, düşük akım veya normal akım uygulamasını belirleyen sorumlu anestezi asistanının adı, uygulanan akım türü ve tercih edilme nedeni kaydedilecektir. Çalışmanın birinci haftasının başında, ikinci haftasının sonunda, dördüncü haftasının başında araştırma görevlilerine ortak whatsapp grubundan çalışmanın sorumlu öğretim üyesi tarafından uygulamaya yönelik hatırlatıcı bir mesaj gönderilmiştir, asistanlardan gelen sorular gün içerisinde cevaplanmıştır. Çalışma süresi boyunca tüm anestezi depolarında inhalasyon anesteziklerinin stok durumu takip edilmiş ve haftalık kullanılan inhalasyon anestezik ilaçlarının miktarları kaydedilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza ilk hafta 45 (%17,9), ikinci hafta 47 (%18,8), üçüncü hafta 50 (%19,9), dördüncü hafta 54 (%21,5) ve beşinci hafta 55 (%21,9) olmak üzere toplam 251 hasta dahil edilmiştir. Çalışmamızda asistanların 155'i (%61,8) eğitim döneminin 1-2. yılında, 52'si (%20,7) 3-4. yılında ve 44'ü (%17,5) 5. Yılındaydı. Standart pratik ve teorik eğitim öncesi dönemde düşük akım görülme yüzdesi %10'du. Şu anki düşük akım yüzdesi ise %36,3 olarak bulundu. Şu anki düşük akım yüzdesi önceki aya göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0,001). Akım grupları için değişkenler arası farklara bakıldı, yaş ve asistanlara sorulan 6 soru bakımından anlamlı fark bulundu (sırasıyla p=0,040, p<0,001, p<0,001, p<0,001, p<0,001, p=0,028 ve p=0,003). Düşük akım uygulayan asistanların yaş ortalaması yüksek akım uygulayan asistanlardan anlamlı düzeyde yüksekti. Eğitim dönemi için asistanlara sorulan sorular bakımından farklara bakıldı, sadece deneyim yetersizliği sorusuna verilen cevaplar bakımından anlamlı fark bulundu (p=0,002). Asistanların eğitim dönemi ile akım arasında anlamlı ilişki bulundu (p=0,048). Standart pratik ve teorik eğitim öncesi dönemde bir ayda 1320 operasyon yapılmış 120 şişe desfuluran ve sevofluran kuallanılmıştır. Çalışma döneminde bir ayda 1200 operasyon yapılmış 80 şişe desfluran ve sevofluran kuallanılmıştır. Sonuç: AÜTF Hastanelerinde düşük akım anestezi uygulanma oranları önceki aya göre anlamlı düzeyde artmıştır. Tüm bu veriler ışığında araştırma görevlilerinde bilgi eksikliğinin giderilip ve farkındalık oluşturarak düşük akım anestezi uygulanma oranlarının artıp kalıcı hale gelebildiği görülmüştür. Böylelikle kullanılan inhalasyon anestezik ajan miktarı azaltılmıştır. Anahtar Kelimeler: Düşük akımlı anestezi, genel anestezi, sevofluran, desfluran

AnesteziAnestezi-genelDesfluran+1
Muhammet Kılıç
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lokal ve genel anestezi altında kifoplasti uygulanmış hastaların erken dönem sonuçlarının karşılaştırılması

AMAÇ: Çalışmamızın amacı günümüzde yaygın olarak kullanılan peruktan kifoplasti uygulamasında genel anestezi ve lokal anestezi yöntemlerinde ağrı değerlerini karşılaştırmaktır. MATERYAL VE METOD: Bu retrospektif çalışma Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı'nda Ocak 2021 ile Kasım 2022 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Çalışmaya dahil edilen hastalar arasında basit randomizasyon yöntemi ile 13'ü çalışma (lokal anestezi) 15'i kontrol (genel anestezi) grubu olarak iki grup oluşturulmuştur. Hastaların preoperatif ve postoperatif VAS skorları kaydedilmiş ve karşılaştırılmıştır. Hastaların sosyal yaşam kalitesi bilgileri toplanarak ODS skorları belirlenmiş ve karşılaştırılmıştır. Ayrıca her iki grubun ameliyat süreleri kaydedilerek karşılaştırılmıştır. BULGULAR: İki grup arasında preoperatif VAS değerleri anlamlı (p > 0.05) farklılık göstermemiştir. Çalışma grubunda postoperatif VAS değerleri kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha düşük bulunmuştur. Kontrol grubunda postoperatif VAS değerleri preoperatif döneme göre anlamlı (p < 0.05) olarak daha düşüktü. Çalışma grubunda postoperatif VAS değerleri preoperatif döneme göre anlamlı (p < 0.05) olarak daha düşüktü. Çalışma grubunda postoperatif VAS değerlerinin düşüşü kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksek olarak bulunmuştur. Kontrol grubunda ameliyat süresi çalışma grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksekti. SONUÇ: Bu çalışmada lokal ve genel anestezi altında yapılan kifoplasti yönteminde preoperatif ve postoperatif VAS ve ODS değerleri bulunarak karşılaştırılmıştır. Gruplar arasında preoperatif VAS ve ODS değerleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Preoperatif ve postoperatif VAS ve ODS değerleri karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulunmuştur. Çalışma grubu hastalarında anlamlı olarak daha düşük VAS ve ODS değerleri tespit edilmiştir. Çalışma grubunda ameliyat süresinin genel anestezi grubundan %50 oranda daha kısa süreye sahip olduğu bulunmuştur.

AnaljeziAnesteziAnestezi-genel+6
Mohammad Hamıd Shırzad
Maltepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi altında opere edilen hastalarda istemdışı perioperatif hipotermi insidansı ve risk faktörlerinin irdelenmesi

İstemdışı perioperatif hipotermi, preoperatif dönemden başlayıp, postoperatif döneme kadar geçen süre içinde vücut iç (kor) sıcaklığının 36°C'nin altına düşmesidir. Kardiyovasküler hastalıklar, perioperatif hemorajik sorunlar, bozulmuş ilaç metabolizması, enfeksiyon gibi birçok komplikasyonla yakından ilişkilidir. Perioperatif hipotermi insidansının saptanması ve risk faktörlerinin irdelenmesi, hipoterminin ve komplikasyonlarının önlenmesinde yardımcı olabilir. Çalışmamızda genel anestezi altında opere edilen hastalarda istemdışı perioperatif hipotermi insidansını belirledik ve risk faktörlerini irdeledik. Araştırma kapsamında toplam 2015 hasta incelendi ve perioperatif hipotermi insidansı %78,6 bulundu. Hastalardan hipotermiye giren ve girmeyenler arasında yaş ve yaş grubu, beden kitle indeksi(BKİ), ASA sınıflaması ve kronik hastalık durumu açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,05). Hipotermiye giren hastaların yaş ve BKİ değerleri, hipotermiye girmeyenlerden anlamlı olarak yüksekti. Hipotermiye giren hastalar içinde 65 yaşın üzerinde olanların, BKİ değeri 25 kg/m2 ve üzerinde olanların ve herhangi bir kronik hastalığı olanların yüzdesi, hipotermiye girmeyenlerden anlamlı olarak yüksekti. ASA-I olan hastaların hipotermiye girme yüzdesi anlamlı olarak düşüktü. Hipotermiye giren hastalar içinde cerrahi büyüklüğü grade 3-4 olanların, endoskopik cerrahi uygulananların, anestezi süresi 2 saatin üzerinde olanların, infüzyon veya irrigasyon miktarı 1000 ml'nin üzerinde olanların yüzdesi hipotermiye girmeyenlerden anlamlı olarak yüksekti. Bu yüksek insidansın, istemdışı perioperatif hipotermi hakkında farkındalık yaratılması, cerrahi ekip ile işbirliği sağlanılması, uygun ve etkili ısıtma yöntemlerinin kullanılması ile ilgili eğitimlerle birlikte intraoperatif aktif ısıtma uygulanma oranlarının arttırılması ve perioperatif hipoterminin önlenmesi konusunda rehberlerin önerilerinin de dikkate alınmasıyla azaltılabileceğini düşünmekteyiz.

AnesteziAnestezi-genelHipotermi+5
Süleyman Sarı
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi altında endodontik tedavi olan hastaların post-operatif değerlendirilmesi: Bir retrospektif araştırma Aydın/Türkiye

Amaç: Bu tez çalışmasının amacı, 2015-2022 yılları arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde genel anestezi altında endodontik tedavileri yapılan 15-67 yaş aralığında, şiddetli anksiyete nedeniyle başvuran veya özel ihtiyaçlı hastaların retrospektif olarak değerlendirmesi ve hastaların dental tedavileri, post-operatif ağrı, analjezik kullanımı, bulantı-kusma, kanama ve derlenme açısından dağılımını karşılaştırmak ve incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırmada, 2015-2022 yılları arasında genel anestezi altında en az bir dişine endodontik tedavisi yapılan hastalara ait veriler incelenmiştir. Hastaların dosyalarından post-operatif ağrı, derlenme süresi, post-operatif analjezik kullanımı, post-operatif bulantı-kusma, post-operatif kanama bilgilerine ulaşılmıştır. Bu veriler özel ihtiyaçlı ve sağlıklı hastalarda olmak üzere 2 grupta incelenerek, post-operatif komplikasyon ve yapılan dental tedavilerin sıklığı açısından incelenmiştir. Verilerin istatistiksel olarak analiz edilmiştir (p=0.05). Bulgular: Genel anestezi altında tedavileri yapılan 15 yaşından büyük toplam 184 hastanın, 81'i kadın (%44) ve 103'ü (%56) erkektir. Hastaların 70'i (%38) sağlıklı, 114'ü (%62) özel ihtiyaçlıdır. Hastalar %50,5 oranında 15-25 yaş aralığındadır. Tüm hastaların ortalama ameliyat süresi 214.57±82.36 dk'dır ve ortalama derlenme süreleri 15.27±7.00 dk'dır. Hasta gruplarının post-operatif komplikasyonu incelendiğinde kanama (ꭕ2=4,189 , p<0,05) ve ağrı (U=2922,00 , p<0,05) açısından istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Kanama özel ihtiyaçlı hastalarda görülürken, ağrı sağlıklı hastalarda daha fazla görülmektedir. Yapılan işlemlerin hasta gruplarına dağılımı incelendiğinde, anterior bölge estetik restorasyon, bir yüzlü posterior restorasyon sayıları özel ihtiyaçlı hastalarda daha fazla iken, iki yüzlü restorasyon sayısı sağlıklı hastalarda daha fazla bulunmuştur (ꭕ2=74,877 , p<0,05). Sonuç: Bu araştırmanın bulguları incelendiğinde; özel ihtiyaçlı bireylerde restoratif tedavi gereksinimi sağlıklı bireylere göre daha fazla olduğu görülmüştür. Bu bireyler post-operatif komplikasyonlara kompleks sistemik durumlarından yatkın olduklarından, eşlik eden hastalıklarının kontrol altına alınması ve olası komplikasyonlar açısından takip edilmeleri önemlidir. Ayrıca, genel anestezi altında endodontik tedavi olan hastaların değerlendirilmesi açısından, literatürde az sayıda araştırma bulunduğundan bu tez çalışmamız yeni epidemiyolojik araştırmalarla desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Dental tedavi, Genel anestezi, POBK, Post-operatif derlenme

AnesteziAnestezi-genelAnesteziden ayılma dönemi+4
Busenaz Cemile Uysal
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi altında laparoskopik kolesistektomi operasyonu geçiren insomniası olan ve olmayan hastalarda plazma oreksin-a seviyelerinin ve anesteziden uyanma sürelerinin karşılaştırılması

Amaç: İnsomnia patofizyolojisinde, lateral hipotalamusta yerleşik oreksin nöronlarından salınan oreksin-A (OXA) peptitinin artışı önemli bir rol oynar. Oreksinlerin genel anesteziden uyanma sürecinde de yer aldıkları bilinmektedir. Literatürde insomnia hastalarının anesteziden uyanma süresi ile ilgili bir çalışmaya ulaşamadık. Bu çalışmada, insomnia hastalarında plazma OXA seviyelerinin anestezi öncesi ve sonrası değerleri karşılaştırılarak bu peptidin anesteziden uyanma sürecine etkisi araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Elektif laparoskopik kolesistektomi operasyonuna alınan 18-65 yaş arası ASA I-II hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastalar preoperatif muayenede Jenkins Uyku Bozuklukları Skalası ve Epworth Uykululuk Ölçeği ile değerlendirilerek insomnia ve kontrol grubuna ayrıldı. Hastalardan anestezi indüksiyonu öncesi, ekstübasyon sonrası 5. ve 30. dakikada OXA ve glukoz düzeyi çalışılması için kan örnekleri alındı. Ekstübasyon süreleri, göz açma süreleri ve bu zamanlardaki end-tidal sevofluran konsantrasyonları kaydedildi. Bulgular: İnsomnia grubunda 30, kontrol grubunda 30 hasta olmak üzere toplam 60 hasta analiz edildi. Gruplar arasında yaş, vücut kitle indeksi, ASA skorları arasında farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Ameliyat süreleri her iki grupta da benzerdir (p>0.05). Göz açma süresi ve ekstübasyon süresi, insomnia grubunda anlamlı olarak düşüktür (sırasıyla p<0.01 ve p<0.05). İnsomnia grubunda göz açma anında end-tidal sevofluran konsantrasyonu 0.17±0.14 ölçülmüştür ve kontrol grubuna kıyasla anlamlı yüksektir (p<0.01). Plazma OXA düzeyleri, insomnia grubunda anestezi öncesinde, ekstübasyon sonrası 5. ve 30. dakikada kontrol grubuna kıyasla anlamlı şekilde yüksekti (p<0.05). Her iki grupta da anestezi öncesi, ekstübasyon sonrası 5.dk ve ekstübasyon sonrası 30.dk plazma OXA ölçümlerindeki değişim anlamlıdır (p<0.05). Her iki grupta anestezi öncesine göre ekstübasyon sonrası 5.dk ve 30.dk plazma OXA ölçümlerindeki değişim benzerlik göstermektedir (sırasıyla p=0.375; p=0.544; p>0.05). Sonuç: İnsomnia tanımlayan hastaların anesteziden uyanma sırasında OXA düzeylerinin daha yüksek olduğu ve sözel uyaranla göz açma sürelerinin daha kısa olduğu tespit edildi. Bu veriler neticesinde pasif bir süreç olarak değerlendirilen anesteziden uyanma aşamasında oreksin reseptörlerinin hedeflendiği ilaç çalışmalarının anesteziden derlenme sürecinin bilinmeyen yönlerini aydınlatacağı düşüncesindeyiz.

AnesteziAnestezi-genelAnesteziden ayılma dönemi+5
Yağmur Kuşçu
Muğla Sıtkı Kocman University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda üç farklı anestezik kombinasyonun klinik olarak karşılaştırılması

Amaç: Ketamin-ksilazin, ketamin-medetomidin, ketamin-ksilazin-diazepam kombinasyonları ile anestezi oluşturulduktan sonra ratların vücutlarında oluşan; solunum frekansı, kalp frekansı, vücut sıcaklığı ve diğer klinik parametrelerdeki değişime cevap aramaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışma üç grup halinde toplam 24 rattan oluşmuştur. Her grupta 4 erkek, 4 dişi rat vardır. Bu çalışmada birinci grup ketamin (75mg/kg)-ksilazin (10mg/kg) kombinasyonu, ikinci grup ketamin (70mg/kg)-ksilazin (5mg/kg)-diazepam (5mg/kg) kombinasyonu, üçüncü grup ise ketamin (70mg/kg)-medetomidin (0.2mg/kg) kombinasyonu ile anesteziye alındı. Anestezi süresince solunum frekansı, kalp frekansı, vücut sıcaklığı, perifer oksijen satürasyonu (SpO2); ayakta kalma refleksi, kulak refleksi ve ayak parmak arası refleksleri gibi klinik parametreler 5, 10, 15, 20, 25, 30, 45, 60, 90, 120. dakikalar monitör ve fiziksel muayene eşliğinde kaydedilmiştir. Bulgular: Cerrahi anestezi süresi ketamin-medetomidin grubunda ketamin-ksilazin grubuna göre istatiksel (P=0,045) olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Ketamin-ksilazin ve ketamin-medetomidin grupları arasında kalp frekansı düzeyi bakımından 45. dakikada (P=0,024) ve 60. dakikada (P=0,046) önemli düzeyde farklılık gözlenmiştir. Solunum frekansı düzeyi 10. dakikada ketamin-medetomidin grubuna göre ketamin-ksilazin-diazepam grubundaki düşüş (P=0,027), 60. dakikada görülen artış (P=0,016) istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ketamin-ksilazin-diazepam ve ketamin-medetomidin grupları arasında vücut sıcaklığı düzey bakımından 30. dakikada (P=0,037) önemli düzeyde farklılık gözlenmiştir. Sonuç: Ketamin-ksilazin, ketamin-medetomidin, ketamin-kslazin-diazepam gibi anestezik madde kombinasyonları ile oluşturulan anestezilerin derinliği ve süresinin cerrahi girişimler açısından yeterli olduğu gözlendi. Anahtar Kelimeler: Anestezi, Kalp Frekansı, Rat, Solunum Frekansı, SpO2

AnesteziAnestezi-genel
Selda Sarı
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Comparative evaluation of verbal and verbal-written oral health education on the parents of early childhood caries patients undergoing general anesthesia

Improvement of oral health at the social level can only be possible with the implementation of preventive programs for society from childhood. In literature, it is stated that oral health is one of the most important components of health program. Oral and dental health education programs for parents are of great importance in improving the oral and dental health of children.The aim of this study was to compare the effectiveness of verbal and verbal-written education programs on parent's oral healthcare knowledge level and oral health behavior change. The study was designed as an experimental research with two groups. 90 children and parents were randomly divided into two groups as control and experimental groups. Parents in control group received only verbal education while parents in experimental group received both verbal and written. The study data were collected before and after education by recording the Plaque Index (PI) and Gingival Index (GI) values of the children and by applying a questionnaire to parents and analyzed by SPSS 24.0 package program. According to the study results, both verbal and verbal-written methods were effective in increasing the oral health knowledge levels of the parents, however, verbal-written education program was more effective. In addition, although there is no difference between them, both verbal and verbal-written methods were effective in changing the child's oral health behavior.

FamilyParentsParents education+7
Naz Yaz Çakır
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk hastada genel anestezi süresince enerji değişimi ve hemodinamik değerlerin incelenmesi

Davranış problemi yaşayan ya da engelleri nedeni ile diş tedavilerinin genel anestezi altında yapılması gereken çocuklar, Pedodonti'de önemli bir yer teşkil etmektedirler. Bu noktada genel anestezi ve lokal anestezi kombinasyonu altında yapılan dental işlemler bir takım sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Hastalar tedavileri sırasında cerrahi travmaya maruz kalabilirler ve bu travma; organizmada travmanın büyüklüğü (restorasyon, amputasyon, çekim vb.) ile doğru orantılı olarak hasara neden olabilir. Belirtilen travma ve genel anestezi öncesinde yer alan 3 saatlik preoperatif açlık, çocukta bir stres yanıt oluşmasına neden olmaktadır. Ayrıca bu uyumsuz ya da engelli olan çocukların cerrahi beklentisi, ağrı duyma korkusu ve aileden ayrılma ile yüz yüze kalmaları; yaşlarına ve gelişimlerine göre değişik derecelerde kaygıya neden olabilmektedir. Bu durum da çocuklarda ayrıca strese neden olmaktadır.Perioperatif doku hasarı, nöroendokrin stres yanıt ile karakterizedir. Hasara yanıt; katekolaminler, kortizol, glukagon, tiroksin, anjiotensin, aldosteron, büyüme hormonu, adrenokortikotropik hormon, antidiüretik hormon ve tiroid stimüle edici hormonun artışı ile görülmektedir. İnsülin hormonu başlangıçta azalmakta, ancak büyüme hormonunun artan düzeyine bağlı olarak daha sonra da artabilmektedir. İnsülin düzeyinin azalmasına bağlı olarak kan şeker düzeyi de artmaktadır.Yeditepe Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı'na dental tedavilerini yaptırmak üzere başvuran hastalar arasından kooperasyon problemi yaşayan ASA I sınıfı ve engelleri nedeni ile tedavi yaptıramayan ASA II sınıfı çocuk hastalar çalışma kapsamına alınmıştır. Çalışmaya dahil edilmek üzere yukarıda belirtilen kriterlere uygun 30 hasta, Şubat 2009 ? Nisan 2010 tarihleri arasında randomize olarak seçilmiştir. Çalışmaya dahil edilen çocuk hastaların ebeveynlerinden; tedavi öncesinde bilgilendirilmiş gönüllü olur onayı, gerekli tıbbi ve dental anamnez alınmıştır. Seçilen bu çocuk hastalar, 2 gruba (n:15) ayrılmıştır. A grubu, normal sağlıklı sadece diş tedavileri sırasında uyum problemi yaşayan ASA I sınıfı çocuk hastalardan, B grubu ise, mental retardasyon ve engeli bulunan ASA II sınıfı çocuk hastalardan oluşturulmuştur.Operasyon sırasında, olguların; inspiryumdaki oksijen miktarları, ekspiryumdaki karbondioksit miktarları (%35-%40) sabit tutulmaya çalışılarak ve uygun alveolar ventilasyon sağlanarak; kalp atım hızları, sistolik, diastolik ve ortalama arter basınçları, periferik ısı dereceleri ve kan şekeri değerleri belirli sürelerle kaydedilmiştir.Hastaların hemodinamik değerleri, periferik ısıları ve kan şekeri düzeyleri genel anestezi altında gerçekleştirilen operasyon başında, 30. dakikada, 60. dakikada ve operasyon sonunda kaydedilmiştir. Kan şeker değerleri dijital şeker ölçer (SmartScan?, Lifescan, Johnson&Johnson Co, Milpitos, CA, ABD) ile ölçülmüştür. Bu değerlerin sonucuna göre; genel anestezi ve lokal anestezi kombinasyonu altında diş tedavileri yapılan çocuk hastalarda ortaya çıkan stres yanıtın, çocuğun metabolizmasında yaptığı değişiklikler; hemodinamik değerler, periferik ısı derecesi ve kan şekeri düzeyi ile araştırılmıştır.Çalışmanın sonuçlarına göre; A grubunun tüm zamanlardaki kalp atım hızı ortalamaları, B grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. B grubunun Operasyon sonu sistolik arter basıncı ortalamaları, A grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. A grubunun Operasyon sonu periferik ısı ortalamaları, B grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur.A Grubunun tüm zamanlardaki kan şekeri ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı değişim gözlenmiştir. Operasyon başlangıcı kan şekeri ortalamaları, operasyon sonu kan şekeri ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Operasyon sonu kan şekeri ortalamaları; 60. dk kan şekeri ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş, diğer zamanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir.B grubunun tüm zamanlardaki kan şekeri ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı değişim gözlenmiştir. Operasyon başlangıcı kan şekeri ortalamaları; 60. dk, operasyon sonu kan şekeri ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Diğer zamanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir.Tüm grupların, tüm zamanlardaki kalp atım hızı değerleri ile lokal anestezi değerleri arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki gözlenmiştir.B grubunun Operasyon başlangıcı diastolik arter basıncı değerleri ile toplam işlem değerleri arasında anlamlı ilişki gözlenmiştir.A grubunun Operasyon sonu kan şekeri değerleri ile lokal anestezi değerleri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki gözlenmiştir.Sonuç olarak; genel anestezi altında yapılan diş tedavileri süresince çocuğun hemodinamik değerlerinin, periferik ısı derecesinin ve kan şekeri düzeyinin takibi oldukça önemlidir ve bu değerlere; sadece operasyon başında ve sonunda değil operasyon sırasında da bakılması gerekmektedir.Anahtar Sözcükler: Genel anestezi, hemodinamik değerler, kan şekeri, lokal anestezi, stres

Anestezi-genelAnestezi-lokalHemodinami+2
Sedef Ağcabay
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kliniğimizde yapılan periferik sinir blok yöntemlerinin retrospektif değerlendirilmesi: üçyıllık analiz

Periferik sinir blokları genellikle üst ve alt ekstremiteyi innerve eden sinirlerde, gerek anestezi, gerekse akut ve kronik ağrı tedavisi amacıyla uygulanan önemli rejyonel anestezi tekniklerindendir. Periferik sinir bloklarının en önemli avantajı blok etkisinin sinirin innerve ettiği alanla sınırlı olmasıdır. Bu nedenle son yıllarda periferik sinir blokları hem genel anesteziye hem de santral bloklara alternatif yöntemler haline gelmişlerdir. Periferik blok yapılan hastaların komorbidite durumları, ASA risk skorları ve olguların demografik verileri incelenerek, kliniğimizde yapılan periferik sinir bloklarında kullanılan yöntemlerin, ameliyat türüne, anestezi riskine ve hastanede kalış süresi üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Hastalar periferik blok yapılan ekstremiteye göre üst ekstremite ve alt ekstremite olarak iki gruba ayrıldı. Her grup kendi içinde yumuşak doku ameliyatı, kemik ameliyatı ve amputasyon olmak üzere 3 alt gruba ayrıldı. Hastaların yaşları, cinsiyetleri, ASA sınıflamaları, operasyon süreleri, hastanede kalış süreleri, komorbit hastalıkları, istenen konsültasyonları, perioperatif yaşanan komplikasyonları, tanıları ve ek anestezik-analjezik gereksinimleri kaydedildi. Çalışmaya toplam 299 olgu dahil edildi. Bunların 164'ü erkek, 135'i kadın idi. Erkeklerin yaş ortalaması 51,50±1,80 iken, kadınların yaş ortalaması 58±1,98 olarak saptandı. Ortalama ameliyat süresi ise 60±2,8 dk olurken, erkeklerde bu süre 70±3,27 dk, kadınlarda 60±3,42 dk olmuştur. Ortalama hastanede kalış süresi 2±0,58 gün iken, ameliyat tipine göre en uzun süre 80 gün ile alt ekstremite amputasyon ameliyatlarında oldu. Çalışmada olguların %11.4'ü ASA I, %44.5'i ASA II, %34.8'i ASA III ve %9.4'ü ASA IV olarak bulundu. Hastalar hastanede kalış süresine göre incelendiğinde ASA I hastalarda hastanede kalış süresi ortalaması 2±0,11 gün iken, ASA II'de 2±0,21 gün, ASA III'te ise 4±1,11 gün ve ASA IV'te 7±3,63 olarak bulunmuştur. ASA I ve ASA II'de hastanede kalış süreleri yönünden diğer iki gruba göre anlamlı şekilde düşük bulundu. Çalışmada 299 olgunun 65'ine sadece infraklavikular blok, 126'sına aksiller blok,102'sine siyatik blok, 56'sına femoral blok uygulandı. Sonuç olarak; ASA riski arttıkça hastanede kalış sürelerinin artacağının, periferik bloklarının diğer anestezi tekniklerinine göre sistemik etkileri minimal olan ve daha az komplikasyon oranına sahip güvenli bir yöntem olduğu, sıklıkla uygun hastalara tercih edilmesi gerektiği kanaatine varıldı. Anahtar Kelimeler: Periferik sinir blokları, Genel anestezi, Ultrasonografi

Anestezi-genelPeriferik sinirlerRetrospektif çalışmalar+2
Ubeydullah Aslan
Fırat University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dik trendelenburg pozisyonunda yapılan robot yardımlı laparoskopik operasyonlarda sürüş basıncı yaklaşımıyla ventilasyonun periopearatif dönemdeki etkilerinin belirlenmesi

Amaç: Dik Trendelenburg pozisyonunda robot yardımlı operasyonlarda, en düşük sürüş basıncına göre kişiselleştirilmiş PEEP'le ventilasyonun, sabit PEEP uygulanan ventilasyonla karşılaştırarak, intraoperatif hemodinami ve akciğer mekanikleriyle, postoperatif pulmoner fonksiyonlara etkilerinin belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, dik Trendelenburg pozisyonunda robotik cerrahi planlanan hastalar, sürüş basıncına göre kişiselleştirilmiş PEEP'le ventilasyon (Grup S) ve sabit PEEP'le ventilasyon (Grup K) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Pozisyondan sonra Grup K'da volüm kontrollü modda tidal volüm(VT) 6 mL/kg, PEEP 4 cmH2O, inspiratuar duraklama %30 ayarlandı. Grup S'de aynı VT'de rekruitment manevrası sonrası, en düşük sürüş basıncıyla en düşük PEEP değeri saptanıp uygulandı. Pnömoperitoneum sonrasında her iki grup; basınç kontrollü modda, rutin monitörizasyon parametreleri ve alınan kan gazı değerleriyle takip edilip, PaO2/FiO2 oranı hesaplandı. Entübasyon, Trendelenburg, ve pnömoperitonyum sonrası, 5., 10.dk'larda, sonrasında 15 dk da bir, ekstübasyon öncesi, Ppik, Pplato, sürüş basınçları kaydedildi. Hastalar postoperatif 24. ve 48. saatte pulmoner komplikasyonlar açısından incelendi. Preoperatif ve cerrahi sonrası USG ile incelenen akciğer alanları, modifiye akciğer ultrasonu skorlama sistemiyle (LUS) değerlendirildi. İstatistiksel karşılaştırma Ki-Kare, Kolmogorov-Smirnow, t testi ve Mann-Whitney U testleriyle yapılıp, p<0.05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Grupların genel özellikleri benzerken; Grup S'de Grup K'ye göre operasyonla ilgili süreler anlamlı uzundu ve intraoperatif OAB düşük (p<0.05) seyretti, ancak vazopressör gereksinimi oluşmadı. İntraoperatif dönemde Pplato pnömoperitonyum sonrası 5.dk'da ve ekstübasyon öncesi; Grup K'de, Grup S'ye göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Postoperatif 1. saatte SpO2 ve PaO2'i Grup S'de; LUS değerleriyse Grup K'de diğer Gruba göre daha yüksekti (p<0,05) ancak, gruplar arasında postoperatif pulmoner komplikasyon yönünden fark bulunmadı. Sonuç: Dik Trendelenburg pozisyonunda yapılan robot yardımlı laparoskopik operasyonlarda, en düşük sürüş basıncına göre kişiselleştirilmiş PEEP'le ventilasyonun, sabit PEEP uygulanan ventilasyona göre, intraoperatif dönemde hemodinamiyi bozmadan, postoperatif atelektazik alanları azalttığı, perioperatif oksijenizasyonu iyileştirdiği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Robot-Aracılı Laparoskopik Cerrahi; Dik Trendelenburg Pozisyonu; Genel Anestezi; Akciğer Koruyucu Ventilasyon; Sürüş Basıncı, Pozitif Ekspiryum Sonu Basıncı; Kişiselleştirilmiş; Perioperatif Komplikasyonlar

Anestezi-genelCerrahiKomplikasyonlar+5
Ezgi Uysal
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi uygulamasında hastaların stop-bang skorları ile uyku apne riskinin belirlenerek postoperatif komplikasyonları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Perioperatif komplikasyonlarla yakın ilişkisi gösterilmiş Obstrüktif Uyku Apne Sendromlu (OUAS) hastalarla, anestezi uygulama öncesi tanı almamış şekilde sıklıkla karşılaşılmaktadır. Tanıda altın standart polisomnografi olmakla birlikte, yoğun emek gerektirmesi, maliyetli ve zaman alıcı olması nedeniyle kullanımı sınırlıdır. Çalışmamızda; cerrahi hastalarda preoperatif dönemde STOP-Bang anket uygulamasının, OUAS tanı ve zor havayolu/komplikasyon öngörüsünde yararlılığını göstermeyi amaçladık. Prospektif çalışmamız elektif cerrahi planlanan genel anestezi altında entübe edilecek, ≥ 18 yaş, rastgele-ardışık 1000 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Hastalar, iki adımlı, sekiz sorudan oluşan STOP-Bang anketi ile düşük, orta ve yüksek risk gruplarına ayrıldı. Demografik veriler, anestezi - havayolu özellikleri, komplikasyonlar, derlenme ünitesinde kalış süreleri ve plansız yoğun bakım (YB) gereksinimleri kaydedildi. Yüksek ve orta risk grubu, düşük risk grubuna göre ve yüksek risk grubu, orta risk grubuna göre zor maske ventilasyon/entübasyon, peroperatif komplikasyon ve plansız YB gereksinim sayıları ve derlenme ünitesinde kalış süreleri anlamlı olarak daha yüksek bulundu (tüm değişkenler için p˂0,001). STOP-Bang anketiyle OUAS açısından yüksek riskli hastalarda zor havayolu ve postoperatif komplikasyon belirleyebilme açısından tanısal performans; sırasıyla zor entübasyon için duyarlılık %77,9, özgüllük %87,4 pozitif prediktif değer (PPV) %28,0 / postoperatif pulmoner komplikasyon için ise duyarlılık %71,0, özgüllük %88,0 PPV %32,9 olarak belirlendi. Geniş hasta serili çalışmamızda; STOP-Bang anketine göre OUAS açısından, orta ve yüksek riske sahip hastaların zor maske ventilasyon/entübasyon ve postoperatif komplikasyonlarla yakın ilişkisi gösterildi. Preoperatif STOP-Bang anket uygulamasıyla, olası OUAS tanı ve risk seviyesinin belirlenmesinin anestezi yönetimi açısından yararlı olacağı kanısındayız.

AnesteziAnestezi-genelAnketler+7
Tuğba Doruk
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dakriyosistorinostomi cerrahisinde kontrollü sedoanaljezinin genel anestezi ile karşılaştırılması

Çalışmamızda, dakriyosistorinostomi (DSR) cerrahisinde genel anestezi ve kontrollü sedoanaljezi yöntemlerini; hemodinamik veriler, kanama miktarı, postoperatif komplikasyonlar (kanama, ağrı vs.) ve anestezi memnuniyeti açısından prospektif ve randomize kontrollü olarak karşılaştırmayı amaçladık. Çalışma, etik kurul onayı ve hastalardan alınan yazılı onam sonrası, primer eksternal DSR uygulanacak, 18 yaş üzeri, ASA sınıflaması I-II-III, 44 hastada gerçekleştirildi. Hastalar genel anestezi (GA, n=22) ve kontrollü sedoanaljezi (SA, n=22) uygulanmak üzere rastgele 2 gruba ayrıldı. GA grubuna standart genel anestezi, SA grubuna ise deksmedetomidin (10 dakika 1 µq/kg yükleme, 0,6 µq/kg infüzyon), midazolam (0,04 mg/kg) ve meperidin (intramusküler 50 mg) uygulandı. Anestezi derinliği her iki grupta da bispektral indeks (BİS) monitörü ile takip edildi. Peroperatif hemodinamik veriler ve BİS değerleri (preoperatif, cerrahi insizyon sonrası 5.dk, intraoperatif 10., 20., 30. ve 40.dk), kanama miktarı, cerrahi ve anestezi süresi kaydedildi. Her iki grupta kalp atım hızı ve periferik oksijen saturasyonlarının intraoperatif dönemdeki yüzde değişimleri, tüm ölçüm zamanlarında preoperatif değerlere göre benzerdi (hepsi için p>0.05). GA grubunda, SA grubuna göre, preoperatif değer ile karşılaştırıldığında tüm ölçüm zamanlarında ortalama kan basıncındaki düşme miktarının daha fazla olduğu saptandı (p=0.010, p=0.006, p=0.031, p=0.037, p=0.001). Her iki grupta intraoperatif kanama miktarı, cerrahi ve anestezi süresi, postoperatif ağrı skorları ve komplikasyonlar benzerdi (hepsi için p>0.05). Hasta memnuniyeti SA grubunda anlamlı olarak yüksek idi (p=0.033). Sonuç olarak; eksternal DSR cerrahisinde BİS monitörizasyonu eşliğinde uygulanan kontrollü sedoanaljezide hemodinamik parametrelerin, intraoperatif kanama ve komplikasyonların GA ile benzer, hasta memnuniyetinin ise GA'ya göre yüksek olması nedeniyle seçilmiş olgularda bu yöntemin genel anesteziye alternatif olabileceği kanısındayız. Anahtar Kelime: Dakriyosistorinostomi, sedoanaljezi, deksmedetomidin, bispektral indeks, genel anestezi

AnaljeziAnesteziAnestezi-genel+3
Utku Sağlam
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geriatrik ASA III ve üzeri olan femur fraktürlerinde genel ve rejyonel anestezinin postoperatif yoğun bakım ünitesinde kalış süresi, morbidite ve mortalitesinin karşılaştırılması

Geriatrik hastalarda kalça fraktürleriartmaktadır. Hastaların postoperatif yoğun bakım ihtiyacı da artmaktadır. Çalışmamızda anestezi yönteminin kalça fraktürü ameliyatı sonrası yoğun bakımda kaldıkları süre, morbidite, mortaliteye etkisini incelemeyi amaçladık. Kalça kırığı nedeniyle 65 yaş üstü ASA III ve üzeri 198 hasta retrospektif olarak incelendi. Genel ve rejyonel anestezi olarak gruptaki hastaların demografik verileri, ek hastalıkları, bazı biyokimyasal parametreler, transfüzyon miktarları,YBÜ kalma süresi, APACHE skorları, mortalite, morbidite ve komplikasyonlar retrospektif olarak değerlendirildi. Genelile rejyonel anestezi karşılaştırıldığında genel anestezi alan grupta APACHE skorları, intraoperatiftransfüzyon miktarı anlamlıyüksek bulunmuştur. Rejyonel anestezi alan grupta postoperatif mekanik ventilatör süresi, 8-28 günlük mortalite,kardiyovasküler sistem ve enfeksiyon komplikasyonu istatistiksel açıdan anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p<0,05). Geriatrikfemurfraktürlerinde seçilecek anestezi halen tartışılmaktadır.İntraoperatiftransfüzyonlarıazaltması,postop APACHE skorunu düşürmesi,mekanik ventilasyon süresini azaltması, mortaliteyive komplikasyonları azaltması nedeniylerejyonel anestezi avantajlıgörülmektedir. Çalışmamızdarejyonel anestezinin tercih edilmesini belirtmekle beraber hastanın az olması, incelemenin retrospektif olmasımortalite ve diğer sonuçlar üzerinde yorum yapmayıkısıtlayan nedenler olarak sıralanabilir.AnahtarKelimeler: Geriatri, Femur, Rejyonel Anestezi, Genel Anestezi, Mortalite,

AnesteziAnestezi-genelAnestezi-kondüksiyon+7
Bedri Turhan
Gaziantep University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi altında tedavi edilen çocuklarda serum ve tükürük örnekleri ile dental anksiyete parametrelerinin kantitatif olarak değerlendirilmesi

Araştırmamızda dental tedavi ihtiyacı ile dental anksiyete arasında doğru orantı olduğunu gösteren çalışmalara dayanarak, anksiyete seviyesi yüksek olan çocuklarda genel anestezi altında tamamlanan dental tedavi ihtiyacının ardından anksiyete düzeyinin psikometrik analizler ve fizyolojik parametreler ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca tükürük akış hızı, pH, total tükürük protein konsantrasyonu gibi tükürüğün fizikokimyasal özelliklerini yansıtan değerlerin ölçümü, çürük insidansı, yaş, cinsiyet ve oksidatif stres parametreleri arasındaki ilişki de tedavi öncesi ve tedavi sonrası alınan örnekler ile değerlendirilmiştir. Araştırmaya 2-7 yaş aralığında bulunan, dental tedavilerinin genel anestezi altında yapılmasına karar verilmiş, 38 çocuk dahil edilmiştir. Tedaviden önce ve tedaviden sonra olmak üzere; çocuklar Frankl Davranış Skalası (FDS), Çocuklar için Diş Hekimi Korku Tarama Ölçeği (CFSS-DS), Facial Image Scale (FIS) ve Ünite Oturma Biçimi açısından değerlendirilmiştir. Tedavi öncesi ve sonrası toplanan tükürük ve serum örneklerinde kortizol, α-Amilaz, CgA, Total Antioksidan Seviye (TAS), Total Oksidan Seviye (TOS), Nitrik Oksit (NO), Glutatyon Peroksidaz (GPx), Katalaz (CAT) parametreleri incelenmiştir. Araştırma bulgularımıza göre tedavi sonrası hem anksiyete belirleme skalalarına hem de fizyolojik parametrelere göre (kortizol, α-Amilaz, CgA) tedaviden sonra dental anksiyete düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı derecede azalma meydana gelmiştir. Tedavi sonrası serum ve tükürük TAS, GPx, TAH düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış olurken, TOS, NO, CAT, OSİ, TTPK düzeylerinde de istatistiksel olarak anlamlı bir düşme meydana gelmiştir. Araştırma sonuçlarımız değerlendirildiğinde; tedavi sonrası dental anksiyete düzeylerinde azalma meydana gelmiştir. Çürük diş sayısı fazla olan ve yüksek anksiyeteye sahip çocuklarda, tedavilerin genel anestezi altında yapılmasının anksiyete düzeylerindeki azalmaya katkısı olduğunu görmekteyiz. Tedavi sonrası diş çürükleri sıfıra düştüğünde; serum/tükürük TAS değerinde artış, serum/tükürük TOS ve serum OSİ değerlerinde de bir azalma gözlenmektedir. Bu durum diş çürükleri ile oksidatif stres parametreleri arasındaki ilişkiye dikkat çekmektedir. İncelenen parametrelerin serum ve tükürük örneklerinden elde edilen değerleri arasında gözlenen pozitif korelasyonlar da tükürüğün seruma alternatif olarak kullanılabilecek diagnostik bir sıvı olabileceğini destekler niteliktedir. Anahtar kelimeler: Dental anksiyete, kortizol, α-Amilaz, kromogranin A, oksidatif stres

AmilazlarAnestezi-dentalAnestezi-genel+5
Sinem Yıldırım
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi altında omuz artroskopisi yapılan ve interskalen brakial pleksus bloğu ile omuz artroskopisi yapılan hastaların hemodinamik parametrelerinin ve nöroendokrin yanıtlarının karşılaştırılması

Giriş: Cerrahi uygulanacak hastalarda oluşan stres yanıt, organizma için bir takım hemodinamik ve nöroendokrin değişikliklere neden olur. Hastaların perioperatif iyilik halinin sağlanması için oluşacak olan stres yanıtın baskılanması gerekmektedir. Yaptığımız bu çalışmada genel anestezi altında omuz artroskopisi yapılan ve interskalen brakiyal pleksus bloğu ile omuz artroskopisi yapılan hastaların hemodinamik parametrelerini ve nöroendokrin yanıtlarını karşılaştırdık. Materyal ve Metod: Çalışmanın etik kurul onayı ve hastalardan bilgilendirilmiş onam alındı. Çalışma için rotator cuff onarımı yapılması planlanan ASA I-II 18 yaş üstü 50 hasta seçildi. Hastaların randomizasyonu kapalı zarf yöntemiyle yapıldı. Hastalar, birinci grup interskalen brakiyal pleksus bloğu yapılanlar (Grup-1), ikinci grup genel anestezi uygulananlar (Grup-2) olarak iki gruba ayrıldı. 18 yaş altı, çalışmayı kabul etmeyen, aktivitesini sınırlayan hastalığı olan, ASA III ve üstü olan, rotator manşet yırtığı 5cm ve üzeri olan ve başarısız blok uygulanan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Hastalar preoperatif derlenme ünitesine alındıktan sonra başlangıç kalp atım hızları, ortalama arteryel basınçları ve oksijen saturasyonları kaydedildi . Hastaların 2 mg midazolam ile sedasyonları sağlandıktan sonra planlama dahilindeki başlangıç kan numunesi alındı. Grup-1 (n=25) hastalarda lokal anestezi amacıyla 20 ml % 0.5 bupivacain (100 mg), 10 ml aritmal (200 mg) ve 10 ml serum fizyolojik kullanıldı. Hastaların duyu ve motor blok seviyeleri Pin-Prick testi ve Modifiye Bromage skalası ile değerlendirildi. Tam motor blok oluştuktan sonra cerrahiye izin verildi. Grup-2 hastalara (n=25) genel anestezi amacıyla 2-3 mg/kg propofol, 0.6 mg/kg rocuronyum bromür ve 1 mcg/kg fentanyl uygulandı. İdame anestezide 2 lt/dk taze gaz akımı içerisinde oksijen/azot karışımı ve %2 (1MAC) sevofluran kullanıldı. Postoperatif analjezi amacıyla cerrahi bitmeden 30 dakika öncesinde, intravenöz 100 mg tramadolol hidroklorür uygulandı. Tüm hastalardan başlangıç, cerrahi başlangıçtan 30 dakika sonra ve postoperatif 0. dakikada kan numuneleri alındı. Glukoz, insülin, prolaktin ve kortizol değerleri çalışıldı. Hastaların intra-operatif ortalama arteryel basınçları, kalp atım hızları ve oksijen saturasyonları kaydedildi. Bulgular: İki grup arasında yaş ve cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Ortalama arter basınçları ve kalp atım hızları arasında preoperatif ölçülen değerlerde istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu ancak intraoperatif kıyaslamada Grup-1'deki hastaların değerleri Grup-2'deki hastaların değerlerinden yüksekti. Grup-2'deki hastaların intraoperatif oksijen saturasyonları daha yüksek olarak ölçüldü. Hastaların başlangıç kan numunelerindeki sonuçlara göre glukoz değişimi istatistiksel olarak anlamlı değildi ancak Grup-2 de Grup-1'den daha yüksek olarak bulundu (P:0.676). Kortizol ve prolaktin değerleri de Grup-2'de daha yüksek bulundu. Grup-2'de insülin değeri istatistiksel değerlendirmede anlamlı olarak daha düşüktü (P:0.001). Sonuç: İnterskalen brakiyal pleksus bloğu uygulaması, genel anestezi uygulamasına benzer şekilde hemodinamik parametreleri fizyolojik sınırlarda tutmaktadır. Ayrıca cerrahi stresi azaltarak organizmaya zararlı olabilecek nöroendokrin yanıtları da baskılamaktadır. Bu bilgiler ışığında cerrahi stresi azaltmak ve hemodinamiyi daha iyi korumak amacıyla interskalen brakiyal pleksus bloğunun güvenilir bir şekilde uygulanabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: omuz artroskopisi, İBPB, genel anestezi, cerrahi stres, hemodinami

AnesteziAnestezi-genelArtroskopi+6
İbrahim Adalı
Yozgat Bozok University
2020
00

Related subjects