Eating attitudes
139 theses under this subject heading
Predicting eating attitudes and behaviors: the role of adverse childhood experiences, emotion regulation difficulty and emotional availability of parents
This thesis study aimed to investigate whether adverse childhood experiences, which were found to be a risk factor for developing eating disorders by several studies, would predict disordered eating attitudes through difficulties in emotion regulation and whether this relationship is moderated by parental emotional availability. The study sample was constructed with the convenience sampling method, and the data of 188 participants were included. Data were collected with the Adverse Childhood Experiences Scale (ACES), Difficulties in Emotion Regulation Scale (DERS-16), Lum Emotional Availability of Parents (LEAP), Eating Attitudes Test (EAT-26), and demographic information form. Data were analyzed by conducting moderated-mediation analysis, and it was found that difficulty in emotion regulation mediated the relationship between adverse childhood experiences and eating attitudes. However, after controlling for gender, age, and any history of psychological disorders, parental emotional availability did not moderate the relationship between adverse childhood experiences and eating attitudes and behaviors. Findings were further discussed within the scope of the literature.
Yeme bozukluğunda beden ve görünüşle ilgili öz bilinçli duygular
Bu çalışmanın amacı, yeme bozukluğu tanı geçmişi olan ve bozulmuş yeme davranışları ve tutumları sergileyen bireylerde beden ve görünüşle ilişkili suçluluk, utanç, mahcubiyet, haset, öz tiksinme, kibirli gurur ve otantik gurur olmak üzere yedi öz bilinçli duygunun nasıl deneyimlendiğini, anlamlandırıldığını ve düzenlendiğini incelemektir. Bunlara ek olarak, belirtilen yedi duygunun bozulmuş yeme davranışları ve tutumlarında oynadığı rolün daha derinlemesine araştırılması da amaçlanmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda, yedi katılımcıyla senaryolara dayalı yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Analiz sonucunda tetikleyiciler, duygusal deneyimler, davranışsal deneyimler, bilişsel deneyimler, davranışsal stratejiler ve bilişsel stratejiler olmak üzere 6 ana temaya ulaşılmıştır. Bulgular, genel olarak mevcut alan yazınla uyumlu olup, beden ve görünüşle ilgili olumsuz öz bilinçli duyguların yeme bozukluklarında uyum bozucu bilişsel ve davranışsal örüntülerle deneyimlendiğine işaret etmiştir. Ayrıca, mükemmeliyetçiliğin bedenle ilgili otantik gurur deneyiminin olumlu sonuçlarını engelleyen bir rolü olabileceği tespit edilmiştir. Bununla birlikte, bedenle ve görünüşle ilgili öz bilinçli duyguların hem işlevsel hem de işlevsiz stratejilerle düzenlendiğine ve tıkınırcasına yeme, yemeği kısıtlama davranışlarının duygu düzenleme stratejisi olarak kullanıldığına dair izlenimler edinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bedenle İlgili Öz-bilinçli Duygular, Yeme Bozuklukları, Duygu Düzenleme, İçerik Analizi
Öz şefkatin yeme tutumu, besin seçimi ve beden kitle indeksi ile ilişkisinin araştırılması
Öz şefkat ve beden kitle indeksi ilişkisini (BKİ), yeme tutumu ve besin seçimi gibi beden ağırlığını etkileyen faktörler doğrultusunda inceleyen sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Mevcut kesitsel çalışmada, yetişkin katılımcılarda (n=177) öz şefkat, yeme tutumu, yüksek enerji yoğunluklu besin seçimi ve BKİ ilişkisi incelenmiştir. Çalışmamızda, öz şefkat ve BKİ arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamıştır. Toplam öz şefkat skoru ve paylaşımların bilincinde olma ile kontrolsüz yeme arasında negatif korelasyon görülürken, bilişsel kısıtlayıcı yeme öz yargılama ile pozitif yönde; paylaşımların bilincinde olma ile ters yönde ilişkili bulunmuştur. Artan öz şefkat skoru azalan yüksek enerji yoğunluklu içecek tüketim sıklığı ile istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur. Ayrıca, artan öz şefkat skoru doymuş yağ ve şeker içeriği yüksek bazı besinler ve hazır paketli gıdaların tüketim sıklığında azalma ile paralellik göstermiş ancak bu ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Kontrolsüz yeme, duygusal yeme ve bilişsel kısıtlayıcı yeme ile BKİ arasında saptanan negatif ilişkinin ise egzersiz durumu doğrultusunda değişkenlik gösterdiği belirlenmiştir. Bilişsel kısıtlayıcı yeme ile enerji yoğunluğu yüksek bazı besinlerin tüketim sıklığı arasında ters yönlü ilişki gösterilirken, duygusal yeme ve kontrolsüz yeme skorları yüksek enerji yoğunluklu belirli besinlerin tüketim sıklığında artış ile paralellik göstermiştir. BKİ ve çalışmamızda sorgulanan yüksek enerji yoğunluklu besinlerin tüketim sıklığı arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Çalışmamızda, öz şefkat, yeme tutumu ve besin seçimi arasında ilişkiler belirlenmiş olup bu bulgular kilo yönetiminde psikolojik risk faktörlerinin iyi tanımlandığı davranış değiştirme müdahalelerinin geliştirilmesinde bu alanın profesyonellerine ışık tutacaktır. Anahtar Kelimeler: Öz Şefkat, Yeme Tutumu, Besin Seçimi, BKİ, Kilo Yönetimi
Sabahçıl ve akşamcıl kronotipe sahip tip 2 diyabetli bireylerin yeme tutumu, beslenme alışkanlıkları, kan parametreleri ve yaşam kalitesi açısından karşılaştırılması
Diyabet, insülin etkisi, insülin sekresyonu veya her ikisinin defektinden kaynaklanan, hiperglisemi ile karakterize metabolik bir bozukluktur. Kronotip, insanların sirkadiyen ritimlerine bağlı olarak tercih ettikleri uyku ve aktivite zamanlarındaki farklılıklar olarak tanımlanır. Bireyler kronotip açısından sabahçıl, akşamcıl ve ara kronotip olmak üzere 3 farklı sınıfa ayrılır. Tip 2 diyabetli bireylerdeki kronotipik varyasyonlar ve glisemik kontrol arasındaki ilişki hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Bu araştırmanın amacı, kronotip farklılıklarına göre tip 2 diyabetli bireylerin yeme tutumlarını, beslenme alışkanlıklarını, kan parametrelerini ve yaşam kalitelerini değerlendirmektir. Araştırmada verilerin toplanması amacıyla Sabahçıl-Akşamcıl Anketi, Yeme Tutum Testi-26, Genel Bilgiler, Sağlık Durumu ve Beslenme Alışkanlıklarının Değerlendirilmesi Anket Formu, Diyabet Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmış ve katılımcıların kan parametreleri incelenmiştir. Araştırmanın sonuçları istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. Kronotip ile yeme tutumu, ana öğün atlama durumu, kuşluk ara öğününün, öğle yemeğinin ve akşam yemeğinin tüketildiği saatler, açlık kan glikozu, HbA1c (%), trigliserid ve HDL kolesterol düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Kronotip ile kahvaltının, ikindi ve gece ara öğünlerinin yapıldığı saatler ve kolesterol düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur (p<0,05). LDL kolesterol düzeyleri kronotipe göre anlamlı farklılık göstermiş olmakla birlikte (p<0,05), farkın kaynağını sabahçıl ve ara kronotipe sahip bireylerin oluşturduğu saptanmıştır. Sabahçıl ve akşamcıl kronotipe göre Diyabet Yaşam Kalitesi Ölçeği toplam puanının istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonuçlarını genelleştirebilmek için tip 2 diyabetli bireyler üzerinde kronotipin etkisinin kapsamlı bir şekilde inceleneceği yeni çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Duygu düzenleme süreçleri, kadınsılık- erkeksilik algısı, beden memnuniyetsizliği ile yeme tutumları arasındaki ilişki: Bir model önerisi
Bu çalışmada yeme tutumlarındaki bozulmalarla ilişkili olduğu düşünülen olumlu ve olumsuz duyguların düzenlenme süreçleri, kadınlığa ve erkekliğe dair normlara bağlılık ve beden memnuniyetsizliği faktörlerinin birbiriyle ilişkisini açıklayan kuramsal modelin test edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ön çalışmada, Kadınlığa Dair Düşünceler Ölçeği (KDDÖ), Erkeklere Özgü Beden Tutum Ölçeği (EBÖBTÖ) ve Ben-Tovim Walker Beden Tutum Ölçeği (BTWBTÖ)'nin psikometrik özellikleri incelenmiştir. Ön çalışmanın örneklemi (N= 1516) Akdeniz Üniversite'sinin farklı bölümlerinde okuyan kadın ve erkek katılımcılardan oluşmaktadır. Her üç ölçeğin de Türkçe formlarının kabul edilebilir düzeyde geçerli ve güvenilir olduğu bulunmuştur. Ana çalışmada ise ilgili alan yazın doğrultusunda oluşturulan kuramsal model, ön çalışma örneklemine benzer özelliklerdeki 430 kadın ve 414 erkek üzerinde test edilmiştir. Katılımcılara Duygu Düzenleme Süreçleri Ölçeği, Yeme Tutum Testi, Erkeklik Rol Normları Ölçeği, KDDÖ, BTWBTÖ ve EBÖBTÖ uygulanmıştır. Kadınlar arasında test edilen modele göre, kadınlığa dair düşüncelere bağlılığın, beden memnuniyetsizliğindeki artışı ve bozulmuş yeme tutumlarındaki azalmayı doğrudan yordadığı bulunmuştur. Kadınlarda duygu düzenleme süreçleri beden memnuniyetsizliğindeki azalmayı negatif yönde yordarken, yeme tutumlarındaki bozulmayı pozitif yönde doğrudan yordamaktadır. Kadınlarda değişkenler arasındaki dolaylı ilişkiler incelendiğinde duygu düzenleme süreçlerinin kullanımındaki artış dolaylı olarak yeme tutumlarındaki bozulmayı negatif yönde yordarken, kadınlığa dair düşüncelere bağlılık dolaylı olarak yeme tutumlarındaki bozulmayı pozitif yönde yordamaktadır. Ayrıca, kadınların erkeklik rol normlarına yönelik onaylarındaki artış, yeme tutumlarındaki bozulmaları pozitif yönde yordamaktadır. Erkeklerde ise duygu düzenleme süreçlerinin kullanımındaki artış, yeme tutumlarındaki bozulmaları pozitif yönde yordamaktadır. Bununla birlikte, erkeklik rol normlarına bağlılığın artması, beden memnuniyetsizliğini doğrudan, yeme tutumlarındaki bozulmaları ise dolaylı olarak pozitif yönde yordamaktadır. Ek olarak hem kadınlarda hem de erkeklerde beden memnuniyetsizliğindeki artış, yeme tutumlarındaki bozulmaları pozitif yönde yordamaktadır. Araştırmanın bulguları ve klinik doğurguları ilgili alan yazın ışığında tartışılmıştır.
Üniversitedeki kız öğrencilerin yeme tutumlarının yaşam doyumu ve çocukluk çağı travmaları ile ilişkisi
Bu araştırmada üniversitede okuyan kız öğrencilerde yeme tutumlarının çocukluk çağı travması ve yaşam doyumu ile ilişkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul'daki çeşitli devlet ve vakıf üniversitelerinde eğitim gören 268 kız öğrenci dahil edilmiştir. Öğrencilere sosyodemografik bilgi formu ile birlikte, Yeme Tutumları Testi, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre çocukluk çağı travmaları yeme tutumları ve yaşam doyumu üzerinde anlamlı etki yaratmaktadır. Çocukluk çağı travmalarından duygusal istismar, fiziksel istismar, duygusal ihmal ve cinsel istismar yeme bozuklukları düzeyini artırırken; duygusal istismar, fiziksel ihmal ve duygusal ihmal, yaşam doyumu düzeyini azaltmaktadır.
İrrasyonel inanışlar ile yeme tutumu ve beden algısı ilişkisinin incelenmesi
Araştırma evreni, kolaydan örneklem yöntemi ile belirlenmiş olup İstanbul'da yaşayan 14-57 yaş arası 221 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcıların irrasyonel inanışlarına dair veriler "Genel Tutum ve İnanışlar Ölçeği Kısa Formu", yeme tutumu düzeylerine dair veriler "Yeme Tutumu Ölçeği" ve beden algısı düzeylerine dair veriler ise "Vücut Algısı Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Sosyodemografik özelliklere ilişkin veriler için ise araştırmacı tarafından "Kişisel Bilgi Formu" oluşturularak kullanılmıştır. Analiz bulguları incelendiğinde irrasyonel inanışlar ile beden algısı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülürken; yeme tutumu ile pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu bulgularına ulaşılmıştır. Ayrıca katılımcıların yeme tutum düzeyleri ile vücut algısı düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bu durumda kişilerin irrasyonel inanış düzeyleri arttıkça beden memnuniyetlerinin azaldığını ve yeme tutum puanlarının arttığını görülmüştür. Araştırmaya göre irrasyonel inanışlar, yeme tutumu düzeyine istatistiksel açıdan anlamlı etki ederek yeme tutumu düzeyini arttırmaktadır. İrrasyonel inanışların beden algısı düzeyine olan etkisi incelendiğinde ise istatistiksel açıdan anlamlı bir etki ettiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: irrasyonel inanışlar, yeme tutumu, beden algısı
The predictors of disordered eating attitudes: A comparison study of clinical and healthy population
Eating disorders (EDs) are characterized by insistent disturbance in eating behaviour and serious distress about weight and body shape. Since disordered eating attitudes (DEAs) are significantly associated with EDs, this study aimed to explore predictors of DEAs among clinical and healthy population in Turkey. Furthermore, this study investigated predictors of DEAs in females and males. Sample consisted of 63 patients (only 2 males) with EDs and 119 university students (64 females and 55 males). For testing the predictors of DEAs, Demographic Information Form, Eating Disorder Examination Questionnaire (EDEQ), Eating Attitudes Test (EAT-40), Body Image Satisfaction Questionnaire (BISQ), Toronto Alexithymia Scale (TAS-20), and Beck Depression Inventory (BDI) were administered to the participants. Descriptive statistics analyses on EDEQ, EAT-40, BISQ, BDI and TAS-20 showed that scores of patients were higher compared to the students except the score of BISQ, and patients' body mass index (BMI) was lower. Moreover, a statistically significant difference between female and male students for BMI was found, but not for the scores of EAT-40, EDEQ, BISQ, BDI, and TAS-20. A further multiple regression analysis showed that BISQ, BMI, and TAS-20 explained significant variance of EDEQ and EAT-40. Different predictors of total and subscales of EDEQ and EAT-40 were found for each sample and gender. BDI only found to predict weight concern score in female university students. It is believed that current findings contributed to understanding of predictors of DEAs and EDs for both clinical and healthy population, and genders. A further contribution of the study was to improve knowledge of appearance of EDs in Turkish society. Within the context of relevant literature, results, strengths, limitations and implications of the study were discussed. Moreover, suggestions for future research were provided.
İstanbul'da bir sağlıklı hayat merkezinde diyetisyen desteği alan kadınların çocukluk çağı ruhsal travmasının yeme tutumu ve psikolojik iyi oluş üzerindeki etkisinin incelenmesi
Çocukluk çağı travmalarının bireysel, toplumsal ve kişilerarası birçok etkileri olabilmektedir. Çocukluk çağı travmaları ve psikopatolojik hastalıklar arasındaki ilişkinin doğasını anlamak için etiyolojik, epidemiyolojik, tedavi ve klinik görünüme yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Yapılan çalışmalarda çocukluk çağı travmalarının bireylerin yeme tutumunu etkilediği, yeme bozukluklarının oluşmasında bir risk etkeni olabileceği görülmüş ve bu alanda daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmuştur. Bu çalışmanın amacı, diyetisyen desteği alan kadınların çocukluk çağı travmasının yeme tutumu ve psikolojik iyi oluş üzerindeki etkisini belirlemektir. Ayrıca yeme tutumu, çocukluk çağı travması, psikolojik iyi oluş ile demografik değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Çalışmaya aktif olarak diyetisyen desteği alan 211 kadın katılmıştır. Katılımcıları değerlendirmek üzere "Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği-Kısa Formu (CTQ-28)", "Yeme Tutumu Testi-Kısa Formu (YTT-26)", "Psikolojik İyi Oluş Ölçeği-Kısa Formu (PİO-42)", "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 22.0 ve AMOS 23 paket programları kullanılmıştır. Çalışma sonucunda; çocukluk çağı travması alt boyutu olan duygusal istismarın, psikolojik iyi oluşu yordadığı ve bu değişkendeki değişimin %14'ünü açıkladığı bulunmuştur. Beden kitle indeksine (BKI) göre ise "obez" bireylerin "normal" ve "zayıf" kilodaki bireylere göre fiziksel ihmal ve duygusal istismar alt boyutlarından daha yüksek puan aldıkları bulunmuştur. Psikolojik iyi oluşun aracılık etkisi Regresyon Analizi ve Yapısal Eşitlik Modeli istatistik yöntemleri ile sınanmıştır. Psikolojik iyi oluşun çocukluk çağı travması ile yeme tutumu arasındaki ilişkide aracı rolünün olduğu hipotezi desteklenmemiştir. Sonuç olarak; çocukluk çağı travmasının psikolojik iyi oluş düzeyine, yeme tutumuna ve Beden Kitle İndeksine (BKI) olan etkisinin anlaşılması için daha geniş örneklemde ve klinik görüşmelerle yapılacak olan çalışmalara ihtiyaç vardır.
Saldırganlık ve yeme tutumları arasındaki ilişkide duygusal yemenin aracı rolü
Bu araştırmada yetişkinlerde saldırganlık ve yeme tutumu arasındaki ilişkide duygusal yemenin aracı rolü ve saldırganlık, yeme tutumu ve duygusal yeme arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi 223 kadın 70 erkek olmak üzere toplam 293 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada Demografik Bilgi Formu, Buss Perry Saldırganlık Ölçeği, Yeme Tutum Testi (EAT 26) ve Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların saldırganlık özelliklerinde, duygusal yeme davranışlarında ve yeme tutumlarında cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir fark bulunmuştur. Yeme tutumunun sağlıklı ve sağlıksız olduğu durumlara göre örneklem grubunun saldırganlık ortalamasında anlamlı bir fark görülmüştür. Yeme tutumunun sağlıklı ve sağlıksız olduğu durumlara göre örneklem grubunun duygusal yeme ortalamasında anlamlı bir fark olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Duygusal yemenin olup olmamasına göre örneklem grubunun yeme tutumu ortalamasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Yapılan Pearson Çarpım Moment Korelasyon analizi sonucunda saldırganlık ve yeme tutumu arasında istatistiksel açıdan pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Duygusal yeme ve saldırganlık arasında istatistiksel açıdan pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Duygusal yeme ve yeme tutumu arasında istatistiksel açıdan pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Test edilen yapısal eşitlik modeli sonuçlarına göre; bulimiya ve yeme meşguliyeti ve düşmanlık arasındaki ilişkiye duygusal yeme aracılık etmektedir. Düşmanlık ve diyet arasındaki ilişkiye duygusal yeme aracılık etmektedir. Düşmanlık ve oral kontrol arasındaki ilişkiye duygusal yeme aracılık etmektedir. Anahtar Kelimeler: Saldırganlık, fiziksel saldırganlık, sözel saldırganlık, düşmanlık, öfke, yeme tutumu, bulimiya ve yeme meşguliyeti, diyet, oral kontrol, duygusal yeme.
Lise öğrencilerinde yeme tutumu üzerinde beden algısı, kontrol odağı ve ebeveyn tutumu etkisi
Yeme tutumu davranışı son yıllarda fiziksel ve psikolojik sorunlar doğurması nedeniyle araştırılan önemli konulardan birisi olmuştur. Özellikle yeme tutum davranışında değişikliklerin meydana gelmesi açısından ergenlik dönemi önem taşımaktadır. Yeme tutum davranışında bozulmaların meydana gelmesi tek bir değişkene bağlanmamaktadır. Bu nedenle bu araştırmanın amacı yeme tutumunu etkileyen yordayıcıları incelemektir. Araştırmanın örnekleminin yaşı 15-18 yaş aralığında değişen lise öğrencilerinden oluşmaktadır. Toplamda 318 kişiye ulaşılmış ve ölçekler uygulanmıştır. Katılımcılara yeme tutumu üzerinde etkisini araştırmak amacıyla; Yeme Tutum Testi (YTT), Beden Algısı Ölçeği (BAÖ), Kontrol Odağı Ölçeği (KOÖ), Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutum Testi (KAETT) uygulanmıştır. Araştırmada, cinsiyet ve Beden Kitle İndeksi (BKİ) değişkenleri açısından yeme tutumu, kontrol odağı, beden algısı ve algılanan ebeveyn tutumları karşılaştırılmıştır. Ayrıca, yeme tutumu, beden algısı, iç-dış kontrol odağı ve algılanan ebeveyn tutumları incelenmiştir. Bulgular doğrultusunda, cinsiyet ve Beden Kitle İndeksi (BKİ) değişkenleri bakımından beden algısı ve algılanan ebeveyn tutumlarının anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır. Yeme tutumunun beden algısı, iç ve dış kontrol odağı ve algılanan ebeveyn tutumlarıyla ilişkisi incelendiğinde, iç kontrol odağı, anne ve babadan algılanan reddedici tutumlar ile babadan algılanan aşırı koruyucu tutum pozitif yönlü ve anlamlı ilişki bulunmuştur. Babadan algılanan sıcaklık tutumu ile yeme tutumu negatif yönlü ve anlamlı ilişkili bulunmuştur. Yeme tutumunun yordayıcıları incelendiğinde, babadan algılanan reddedici tutumların yüksek düzeyde oluşu yeme tutumunun normal olmayan seyirde olduğunu açıklamaktadır. Elde edilen bulguların, ergenlik dönemindeki lise öğrencilerinin psikososyal açıdan sağlıklı bir gelişim süreci geçirmelerine katkı sağlayabilecek koruyucu ve önleyici programların ya da ebeveynleri bilinçlendirmeye yönelik yapılacak çalışmalara katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Beden Algısı, Ebeveyn Tutumu, Kontrol Odağı, Yeme Tutumu
Healthy eating attitudes and behaviours group program: A randomised controlled feasibility study
Eating disorders (ED) are serious mental health illnesses interfering psychological, physical and social well-being. Besides the severity of ED, most of the individuals presenting symptoms are either not detected or treated. Among ones undergoing treatment, full recovery and remission are also not very likely. Given subclinical and clinical ED symptoms commonly occur among university students and negatively influence their well-being, screening ED related symptoms among university students, identifying students with a high risk of developing ED, and providing psychological intervention to them would be an important step for psychological health improvement. In this regard, in the first part of this thesis (Study 1), it is aimed to investigate levels of ED symptoms and related psychological problems among Turkish university students. Furthermore, since there is no ED prevention program available for university students in Turkey, in the second part of this thesis (Study 2), it is aimed to develop a Cognitive Behaviour Therapy oriented ED prevention program for female university students presenting a high risk for ED. A further aim was to examine feasibility, acceptability and efficacy of this program. 1584 university students (1195 females, 385 males, and 4 others) from Istanbul participated in Study 1. The mean age of the participants was 21.55 (SD = 3.37), and their mean BMI was 22.06 (SD=3.62). Participants were asked to fill out Demographic Information Form, Eating Disorders Examination Questionnaire (EDEQ), Eating Attitudes Test – 40 (EAT-40), Body Image Satisfaction Questionnaire (BISQ), and Sociocultural Attitudes towards Appearance Questionnaire-4-Revised (SATAQ-4R) in either paper-pencil or online format. The analysis showed that 22.3% of the students are not satisfied with their weight. 10.9% of the students met clinical severity criteria of EAT-40 and 6.6% of the students met the clinical severity criteria of EDEQ-Total score. Analyses for comparing female and male students revealed that female students had statistically significantly higher scores in EAT-40, subscales and total EDEQ, Thin/Low Body Fat Internalization, General Attractiveness Internalization, Family Pressure subscales of SATAQ-4R than their male peers. Male students had significantly higher scores in Muscular Internalization and Peer / Significant Other Pressures subscales of SATAQ-4R. Percentage of female students meeting clinical severity criteria of EAT-40 and EDEQ-Total were higher than male students meeting clinical severity criteria for these instruments. Analyses further showed that students who approved participating in Study 2 presented higher levels of ED and related psychopathology compared to students who did not approve. Participants of Study 2 consisted of 38 female university students, and they were randomly assigned to 6 session - Healthy Eating Attitudes and Behaviours Group Program (experimental group), single session - Eating Disorders and Body Dissatisfaction: A Group Work (active control group) or wait-list control condition. EDEQ, SATAQ-4R, Body Shape Questionnaire (BSQ), Difficulties in Emotion Regulation Scale-16 (DERS-16) and Group Feedback Form were administered as outcome measures. Analyses revealed that experimental group resulted in significantly higher improvement in subscales and total EDEQ, BSQ, DERS, and Thin/Low Body Fat Internalization subscales of SATAQ-4R from baseline to post assessment and baseline to 1-month follow up assessment compared to active and wait-list control conditions. The effect size for improvement in these outcome measures reflected large effect. Experimental group condition also presented high levels of feasibility and acceptability. Informativeness, being fun, and offering good rapport and communication with group friends were found to be the most favourable aspects of this program. Overall, the findings of the current study highlight the importance of targeting ED symptoms and related problems their given significance among university students in Istanbul, Turkey. With its good level feasibility, acceptability and preliminary efficacy, Healthy Eating Attitudes and Behaviours Group Program would be beneficial for reducing ED related psychopathology, body dissatisfaction, emotion regulation difficulties and internalization of thin/low body fat ideal among Turkish female university students.
Kabul ve kararlılık terapisi temelli müdahalenin yetişkinlerdeki duygusal yeme davranışına etkisi
Bu araştırmanın amacı Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) temelli müdahelenin geliştirilip yetişkinlerdeki duygusal yeme davranışına etkisinin incelenmesi ve kontrol grubu ile karşılaştırılmasıdır. Bu kapsamda çalışma, ön-test, son-test ve 1 aylık takip ölçümü olan randomize kontrol gruplu deneysel bir desende gerçekleştirilmiştir. Veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu, Duygusal Yeme Ölçeği, Yeme Tutum Testi, Kabul Eylem Formu, Çok Boyutlu Psikolojik Esneklik Envanteri, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Yaşam Kalitesi (SF-12) ve Yeme Farkındalığı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırma kapsamında belirlenen dahil etme ve dışlama kriterleri çerçevesinde başvurular değerlendirilmiş ve basit rastgele örnekleme yoluyla ACT (deney grubu) ve kontrol grubu homojen bir şekilde oluşturulmuştur. Çalışma, 24'ü deney toplam 45 yetişkin kadın katılımcı ile tamamlanmıştır. Çalışmada ACT grubunda yer alan katılımcılara altı oturum; kontrol grubuna ise kendilerinden deney grubuyla eş zamanlı olarak son testler alındıktan sonra 1 günlük ACT atölyesi yapılmıştır. Araştırma sonuçları, deney grubundaki katılımcıların duygusal yeme puanlarında anlamlı bir azalma olduğunu doğrulamıştır. Ayrıca bu azalmanın takip ölçümü sürecinde de devam ettiği görülmüştür. Bulgular literatür bilgileri baz alınarak tartışılmış ve sonraki araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur. Çalışmanın hem duygusal yeme alanına hem de ACT müdahale çalışmaları literatürüne katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Çevrimiçi Müdahale Çalışması, Duygusal Yeme, Kabul ve Kararlılık Terapisi,
Bir grup lise öğrencisinin internet kullanımlarının beden algıları ve yeme tutumları ile ilişkisi
Problemin Tanımı: Kullanım oranı sürekli artan ve yaygınlaşan internet; insanların işlevselliklerini olumsuz yönde etkilemekte ve sağlıksız kullanımlara yol açmaktadır. Özellikle ergenlik dönemindeki gençler, problemli internet kullanımı için risk grubundadır. Beden algısı kavramı; kişilerin kendi bedenlerine dair duygu ve düşüncelerini tanımlamaktadır. Bedensel gelişim ve değişimin büyük oranlarda gerçekleştiği ergenlik döneminde kişilerin beden algıları oldukça önemlidir. Yeme bozuklukları son yıllarda yükseliş göstermektedir; özellikle genç kızlarda görülmektedir. Bu araştırmanın amacı; lisede öğren görmeye devam eden ergenlerin internet kullanım sıklığını, problemli internet kullanımı davranışlarını araştırmak, sosyodemografik değişkenleri yanı sıra; beden algıları ve yeme tutumlarıyla ilişkili olup olmadığını belirlemektir. Yöntem: Araştırmaya İstanbul'da yaşayan, yaşları 14-18 arasında değişen 274 (%40,5 erkek - % 59,5 kız) gönüllü lise öğrencisi katılmıştır. Kullanılan veri toplama araçları; Sosyodemografik Bilgi ve Veri Formu, Problemli İnternet Kullanımı Ölçeği-Ergen Formu, Vücut Algısı Ölçeği ve Yeme Tutumu Testi'dir. Verilerin analizi için; SPSS (Statistical Package Program for Social Science) for Windows 24.0 programından yararlanılmıştır. Sosyodemografik Bilgi ve Veri Formu'ndaki değişkenlerin dağılımları Frekans Analizi ile tespit edilmiş; uygulanan ölçekler ile ilişkisini saptamak için Bağımsız T-Testi Analizi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişkiyi tespit etmek için Pearson Korelasyonu, yordayıcı etkiyi saptamak amacıyla ise Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Cinsiyet değişkeni Problemli İnternet Kullanımı Ölçeği için istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık göstermezken; Vücut Algısı Ölçeği ve Yeme Tutumu Testi için anlamlı düzeyde farklılık göstermektedir. Kız öğrencilerin Vücut Algısı Ölçeği puanları, erkek öğrencilerden anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. Ayrıca; kız öğrencilerin Yeme Tutumu Testi puanlarının da erkek öğrencilerden anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Problemli internet kullanımı ile yeme tutumu arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca; beden algısı ile yeme tutumu arasında da pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Öte yandan; problemli internet kullanımı ile beden algısı arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir ilişki tespit edilememiştir. Anahtar Kelimeler: Ergenlik Dönemi, Problemli İnternet Kullanımı, Beden Algısı, Yeme Tutumu, Yeme Bozuklukları
Ağır sanayi kuruluşunda çalışan erkeklerde iş stresi, yeme tutumu, anksiyete ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Problemin Tanımı: Bu çalışmanın başlıca amacı bir ağır sanayi kuruluşu olan demir çelik fabrikasında çalışan erkeklerde iş stresi, yeme tutumu, beden kitle indeksleri ile anksiyete ve depresyon düzeylerini ölçmek ve aralarındaki ilişkiyi incelemektir.Yöntem: Araştırma, İskenderun'da bir demir çelik fabrikasında mavi ve beyaz yaka statüde çalışan 285 erkek ile yürütülmüştür. Katılımcılara İş Stresi Ölçeği (İSÖ), Yeme Tutum Testi (YTT), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), CES Depresyon Ölçeği (CES-D) uygulanmıştır. İstatistik aşamasında, tanımlayıcı istatistikler dışında Pearson korelasyon analizi, bağımsız t testi ve varyans analizi (one-way ANOVA) uygulanmış ve p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Örneklemin yaş ortalaması 36,75±6,52'dir. Çalışanların 180'i (%63,4) mavi yakalı, 104'ü (%36,6) beyaz yakalı olarak tanımlanan gruptadır. Örneklemin iş stresi puanları 28,21±5,43 olup bireylerde fiziksel ve ruhsal stres belirtilerinin görülebildiği puan aralığındadır. İş stresi düzeyleri ile yeme tutumundaki bozulma arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Benzer şekilde iş stresi ile hem anksiyete hem de depresyon düzeyleri arasında da pozitif yönde anlamlı ilişki belirlenmiştir. Örneklemin CES-D ile ölçülen depresyon düzeyleri ile hem YTT puanları hem de BAÖ puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki gözlenmiştir. Örneklemimizdeki mavi yakalı çalışanlarda, beyaz yakalı çalışanlara oranla beden kitle indeksleri ve YTT puanları anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. İş stresi ya da anksiyete düzeyleri açısından beyaz yaka ile mavi yaka çalışanlar arasında anlamlı düzeyde farka rastlanmamış olup mavi yaka çalışanlarda depresyon düzeyleri anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Vardiyalı çalışanların depresyon düzeyleri, vardiyasız çalışanlara oranla anlamlı düzeyde yüksektir; bunun dışında iş stresi, yeme tutumları, beden kitle indeksleri, ya da anksiyete düzeyleri açısından anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Sonuç: Çalışmamızın başlıca sınırlılığı kesitsel bir araştırma olması ve tek merkezden sınırlı sayıda bir örneklemde, yalnızca erkek katılımcılarla yürütülmesidir. Bununla beraber, erkeklerdeki yeme davranışını inceleyen çalışmaların görece azlığı dikkate alındığında literatüre önemli katkı sağlayacağı düşünülmekte ve farklı çalışma ortamlarını da içeren daha büyük örneklemlerde yapılacak çalışmalara yol göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Erkek çalışan, iş stresi, yeme tutumu, anksiyete, depresyon
Sınır kişilik bozukluğu ve yeme tutumları arasındaki ilişkide dürtüselliğin rolü
Amaç: Sınır kişilik bozukluğu ile dürtüsellik arasında pozitif bir ilişki bulunmakla birlikte (Chapman ve ark., 2010), bu kişilik bozukluğunda yeme tutumlarının da olumsuz yönde etkilendiği saptanmıştır (Swann ve ark., 2013). Bununla birlikte, dürtüsellik ve yeme tutumları arasındaki ilişkiyi ortaya çıkaran araştırmalara da rastlanmaktadır (Hudson ve ark., 2007). Literatürde yer alan bulgulardan yola çıkarak, bu araştırmada sınır kişilik özellikleri ile yeme tutumları arasındaki ilişkide dürtüselliğin aracı rolü incelenmiştir. Yöntem: 150 kadın üniversite öğrencisi araştırmada yer almıştır. Değişkenleri ölçümlemek için; Kısa Semptom Envanteri, Barratt Dürtüsellik Ölçeği, Borderline Kişilik Envanteri ve Yeme Tutumu Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Sınır kişilik özellikleri ile olumsuz yeme tutumları arasında anlamlı bir pozitif ilişki bulundu. Buna ek olarak, sınırda kişilik özellikleri ve dürtüsellik arasında da anlamlı bir pozitif ilişki saptandı. Bununla birlikte, sonuçlarımız dürtüselliğin sınırda kişilik özellikleri ile yeme tutumları arasındaki ilişkide arabuluculuk rolünü desteklememektedir. Yani, sınır kişilik özellikleri kontrol edildiğinde, dürtüsellik yeme tutumlarını anlamlı bir şekilde öngörmemiştir. Sonuç: Dürtüsellik, yeme alışkanlıkları ve sınır kişilik özellikleri arasındaki ilişkiler psikoterapötik müdahalelerle ilişkili olarak tartışılmıştır. Mevcut bulgulara dayanarak gelecekteki çalışmalar için yararlı olabilecek öneriler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sınır kişilik, yeme tutumları, dürtüsellik, psikopatoloji
Obez bireylerde yeme tutumu, algılanan sosyal destek ile psikopatolojilerinin değerlendirilmesi ve motivasyonel süreç yönünden ilişkisi
Amaç: Bu çalışmada obezite kliniğine ilk kez başvuran kişiler ile tedavinin altıncı ayındaki hastaların psikopatoloji, yeme tutumları, tedavi motivasyonları ve algılanan sosyal destekleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: 18 yaş ve üzeri olup obezite tedavisi için kliniğe başvuran bireyler arasından seçilen 130 ilk başvuru, 130 tedavide altıncı ayında olmak üzere toplam 260 kişiye anket uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmanın genel sonuçlarına göre, tedavisinin altıncı ayındaki katılımcıların genel belirti ortalamalarının ve paranoid düşünce puanlarının, ilk kez kliniğe başvuranlardan daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.Bununla birlikte, yeme tutum puanlarının tedavinin altıncı ayındaki katılımcılarda ilk kez kliniğe başvuranlara oranla daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Tedavinin altıncı ayındaki katılımcıların obezite değişim evreleri ölçeğinin yemek, kilo ve diyet boyutundan ve kişisel ve duygusal boyuttan aldığı puanların ilk kez obezite kliniğine başvuran kişilerden daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Diğer bir ifade ile, obezite tedavisine devam eden hastalarda tedavi süresi ile birlikte, tedavi motivasyonu da yükselmektedir. Tedavi motivasyonlarında olduğu gibi, tedavinin altıncı ayındaki katılımcıların algıladığı sosyal desteğin daha fazla olduğu belirlenmiştir. Katılımcılar arasındaki algılanan sosyal desteği farklılaştıran aile tarafından algılanan sosyal destektir. Sonuç: Obezite kliniğinde tedaviye devam etme durumunun psikopatoloji, yeme tutumları, tedavi motivasyonları ve sosyal destek algısı üzerinde etkileri olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Obezite, psikopatoloji, yeme tutumları, tedavi motivasyonları, algılanan sosyal destek.
Fazla kilolu ve obez yetişkin bireylerde yeme davranışlarının öfke ve ilişki bağımlılığı ile olan ilişkisi
Özet Amaç: Bu araştırmada fazla kilolu ve obez bireylerin, yeme davranışları, öfke, ilişki bağımlılığı ve sosyodemografik değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma 01.11.2017 ve 01.02.2018 tarihleri arasında Slimcity Sağlıklı Beslenme Danışmanlığı Merkezine kilo verme amaçlı başvuran, 213 fazla kilolu ve obez birey ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aşamasında örneklem grubuna, Bilgilendirme ve Onam formu, Sosyo-demografik Bilgi Formu, Hollanda Yeme Davranışı Anketi, Spann-Fischer İlişki Bağımlılığı Ölçeği, Çok Boyutlu Öfke Ölçeği verilmiştir. Bulgular: Elde edilen bulgulara göre, ilişki bağımlılığı ile dışsal ve duygusal yeme arasında ilişki bulunmuştur. İlişki bağımlılığı ve öfke ile ilgili düşünceler ölçeğinin bütün alt ölçekleri ile, öfke ile ilgili davranışlar ölçeğinin saldırgan ve kaygılı davranışlar alt ölçekleri ile ve kişiler arası öfke tepkileri ölçeğinin intikama yönelik, pasif agresif ve içe dönük tepkiler alt ölçekleri ile ilişki bulunmuştur. Yeme davranışları ve öfke alt ölçekleri arasında çok sayıda ilişkiye rastlanmıştır. Yeme davranışlarından oluşan dışsal ve duygusal yeme davranışı ve öfke davranışlarından oluşan saldırgan ve sakin davranışlar ile cinsiyet arasında farklılıklar olduğu bulunmuştur. Fakat ilişki bağımlılığı ile cinsiyet arasında bir fark bulunamamıştır. BMI ve dışsal ve duygusal yeme davranışı arasında ilişki bulunmuştur. Ayrıca kendine yönelik öfkeli düşünceler ve sakin davranışların duygusal yeme davranışını anlamlı olarak yordadığı bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada, kilo problemi yaşayan bireyleri sadece fizyolojik açıdan ele alıp kalori kısıtlaması ile zayıflatmak yerine fizyolojik, psikolojik ve çevresiyle olan ilişkileri ile bir bütün olarak değerlendirmenin önemi vurgulanmıştır. Elde edilen bulguların, bu alanda çalışan kişiler açısından faydalı olabileceği ve literatüre katkı sağlayabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: fazla kilo, obezite, yeme davranışları, öfke, ilişki bağımlılığı
Çocukluk çağı travmaları ile mükemmeliyetçilik, ortorektik belirtiler ve yeme tutumu arasındaki ilişki
Amaç: Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağında yaşanmış olan travmalar ile erişkinlikteki mükemmeliyetçilik eğiliminin, ortorektik belirtilerin ve yeme tutumunun birbiriyle ve tüm değişkenlerin sosyodemografik özellikler ile olan ilişkisini incelemektir.Yöntem: Bu araştırma www.docs.google.com bağlantısı yoluyla herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayan erişkin yaştaki 180'i kadın ve 200'ü erkek olmak üzere toplam 380 katılımcı ile yürütülmüştür. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak sırasıyla Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmalar Ölçeği (ÇÇTÖ), ORTO-11 Testi, Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FÇBMÖ) ve Yeme Tutumu Testi (YTT) kullanılmıştır. Analizler sonucunda örneklemin FÇBMÖ ve ORTO-11 testi puanlarının normal dağılım; ÇÇTÖ ve YTT toplam puanlarının normal olmayan dağılım gösterdiği bulunmuştur. Örneklemin yaş ortalaması 25.82±7.31 ve yaş aralığı 18 ile 57'dir. Bulgular: Araştırmanın örnekleminin çoğunluğunu eğitim düzeyi üniversite ve üzeri (%87.1), bekar (%87.9) ve gelir düzeyi orta (%63.9) olan bireyler oluşturmuştur. Katılımcıların ORTO-11 ve YTT puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunurken; FÇBMÖ ile negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Örneklemin ÇÇTÖ toplam puanları ile FÇBMÖ alt boyutlarından hata yapma endişesi, ailesel eleştiri ve yaptığından emin olamama puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler gözlenmiştir. Sonuç: Araştırmanın bulgularına göre örneklemimizin çocukluk çağı travma düzeyleri arttıkça mükemmeliyetçilik alt boyutlarından hata yapma endişesi, ailesel eleştiri ve yaptığından emin olamama düzeyleri de artmaktadır. Çocukluk çağı travma düzeyleri ve ortorektik belirti düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.Örneklemimizde ortorektik belirti düzeyleri arttıkça yeme tutumunda bozulmalar artmakta ve mükemmeliyetçilik düzeyleri azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı travmaları, mükemmeliyetçilik, ortoreksiya nervoza, yeme tutumu, sosyodemografik özellikler
Tip-2 diyabet hastalarının duygu düzenleme güçlükleri ile yeme tutumlarının anksiyete ve depresyon seviyeleri üzerindeki etkisi
Araştırmanın bulgularına göre tip-2 diyabet hastalarının tip-2 diyabet olmayan grubuna göre anksiyete, depresyon seviyeleri, kısıtlayıcı yeme tutumu puanları anlamlı derecede daha yüksektir. Tip-2 diyabet olmayan bireylerin dışsal yeme tutumu puanı ise tip-2 diyabet olan gruba göre daha yüksektir. Değişkenler arasındaki ilişkiye bakıldığında; tip-2 diyabet hastalarının duygu düzenleme güçlükleri ile anksiyete ve depresyon seviyeleri arasındaki ilişki pozitif yönde, depresyon seviyesi ile kısıtlayıcı yeme tutumu arasındaki ilişki negatif yönde, anksiyete seviyesi ile duygusal yeme tutumu arasındaki ilişki pozitif yöndedir. Regresyon analizine göre tip-2 diyabet hastalığının anksiyete ve depresyon seviyesi üzerinde pozitif yönde bir etkisinin olduğu saptanmıştır. Tip-2 diyabet hastalarının anksiyete seviyesi üzerinde tip-2 diyabet hastalığı ve duygu düzenleme güçlüğünün; depresyon seviyesi üzerinde ise tip-2 diyabet hastalığı, duygu düzenleme güçlüğü ve yeme tutumunun etkisi olduğu saptanmıştır. Alt boyutlar ele alındığında ise tip-2 diyabet hastalarının kısıtlayıcı yeme tutumunun, duygusal yeme tutumunun, açıklık, amaçlar ve strateji alt boyutlarının depresyon seviyesi üzerinde; kısıtlayıcı yeme tutumunun, açıklık, amaçlar ve strateji alt boyutlarının ise anksiyete seviyesi üzerinde bir etkisinin olduğu saptanmıştır.
Beliren yetişkinlik döneminde yeme tutumları, algılanan ebeveyn reddi, duygu düzenleme güçlüğü ve beden kitle indeksinin depresyon belirtileri üzerindeki yordayıcı rolü
Bu araştırmada, Koronavirüs (Covid-19) pandemisi sürecinde beliren yetişkinlikte beden kitle indeksi, algılanan ebeveyn reddi, duygu düzenleme güçlüğü, riskli yeme tutumları ve depresyon belirtileri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi 18-25 yaş arası (M= 20.93, SS= 2.10) 371 katılımcıdan (144 erkek, 227 kadın) oluşmaktadır. Araştırmanın veri toplama araçları Ebeveyn Kabul Red Ölçeği Kısa Formu (EKRÖ/K), Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ), Yeme Tutum Testi Kısa Formu (YTT-26) ve Beck Depresyon Envanteri (BDE)'dir. Depresif belirtilerin ve riskli yeme tutumlarının yordayıcılarını incelemek için iki bağımsız hiyerarşik çoklu regresyon modeli test edilmiştir. Gerçekleştirilen analizler sonucunda, algılanan anne reddi ve genel duygu düzenlemede güçlüğün depresif belirtilerin anlamlı yordayıcıları olduğu, beden kitle indeksi, cinsiyet ve duygu düzenleme güçlüğünün riskli yeme tutumunun anlamlı yordayıcıları olduğu bulunmuştur. Bu araştırmada ayrıca basit bir aracılık modeli test edilmiş ve riskli yeme tutumları ile depresif belirtiler arasındaki ilişkiye duygu düzenlemedeki güçlüğün aracılık ettiği görülmüştür. Çalışmanın bulguları literatür doğrultusunda tartışılmış ve klinik çıkarımları değerlendirilmiştir.
Geç ergenlik döneminde olumsuz değerlendirilme korkuları ve yeme tutumları arasındaki ilişkide mükemmeliyetçiliğin aracı rolünün incelenmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı geç ergenlik dönemindeki bireylerin yeme tutumları ile olumsuz değerlendirilme korkuları arasındaki ilişkide mükemmeliyetçilik düzeylerinin aracı etkisinin incelenmesidir. Buna ek olarak, araştırmaya katılan katılımcıların yeme tutumlarının, çok boyutlu mükemmeliyetçiliklerinin ve olumsuz değerlendirilme korkularının sosyodemografik verilerle ilişkileri araştırılmıştır. Yöntem: Araştırmaya Araştırmaya 18-24 yaş aralığında geç ergenlik döneminde olan 399 birey katılmıştır. Katılımcıların %57.1'i (N=228) cinsiyetini kadın %42.6'sı (N=170) cinsiyetini erkek ve %.3'ü (N=1) cinsiyetini diğer olarak belirtmiştir. Araştırmada verileri toplamak için Kişisel Bilgi Formu, Yeme Tutum Testi Kısa Formu (YTT-26), Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (ÇBMÖ) ve Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği-Kısa Formu (ODKÖ) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada elde edilen istatistiksel verilere göre mükemmeliyetçiliğin ve olumsuz değerlendirilme korkusunun yeme tutumunu anlamlı düzeyde ve pozitif yönde yordadığı bulunmuştur. Bunun yanısıra, geç ergenlik dönemindeki bireylerin yeme tutumları ile olumsuz değerlendirilme korkusu arasındaki ilişkide mükemmeliyetçiliğin kısmi aracı etkiye sahip olduğu görülmüştür. Sosyodemografik verilere göre yapılan istatistiksel analizlerde ise katılımcıların yeme tutumu ve olumsuz değerlendirilme korkusu düzeylerinin cinsiyet değişkenine göre anlamlı olarak farklılaştığı bulunmuştur. Mükemmeliyetçiliğin ise cinsiyet değişkenine göre anlamlı olarak farklılaşmadığı bulunmuştur. Ayrıca, yeme tutumu, mükemmeliyetçilik ve olumsuz değerlendirilme korkusu düzeylerinin yaş değişkenine göre anlamlı olarak farklılaştığı bulunmuştur. Son olarak, katılımcıların yeme tutumu düzeylerinin sigara-alkol kullanımı, sosyal medya kullanım süresi, düzenli spor yapımı, spor yapma süresi ve ekonomik durum ile incelenmesi sonucu sosyal medya kullanım süresi ve spor yapma süresi ile anlamlı olarak farklılaştığı bulunmuştur. Sonuç: Mükemmeliyetçiliğin ve olumsuz değerlendirilme korkusunun yeme tutumunu anlamlı düzeyde yordadığı; geç ergenlik dönemindeki bireylerde mükemmeliyetçiliğin yeme tutumu ile olumsuz değerlendirilme korkusu üzerindeki etkisinde kısmi aracı etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Yeme tutumunda bozulmalar meydana gelmeden yordayıcılarına ilişkin farkındalık çalışmaları yapılması ile sürece müdahale edilebileceği ve yeme bozukluklarının azaltılabileceği düşünülmektedir. Bu bağlamda araştırmanın literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Ortorektik belirtiler ve yeme tutumu ile benlik saygısı ve mükemmeliyetçilik arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırmanın amacı ortorektik belirtiler ve yeme tutumu ile benlik saygısı ve mükemmeliyetçilik arasındaki ilişkiyi ve değişkenlerin sosyodemografik özelliklere göre ne şekilde farklılık gösterdiğini incelemektedir. Yöntem: Çalışmanın örneklemini erişkin yaşta 287 kadın ve 236 erkek olmak üzere toplam 523 katılımcı oluşturmaktadır. Örneklemin yaş ortalaması 27.22±5.99'dur ve psikiyatrik tedavi gören katılımcılar araştırmadan dışlanmıştır. Tüm katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik Özellikler ve Bilgi Formu, ORTO-11 Testi, Yeme Tutum Testi (YTT-40), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) ve Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FÇBMÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Örneklemin ORTO-11 puanları ile YTT-40 ve FÇBMÖ toplam ve alt boyutlarından hata yapma endişesi, kişisel standartlar, ailesel beklentiler, yaptığından emin olamama ve düzen puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Ayrıca yapılan hiyerarşik regresyon analizine göre FÇBMÖ'nün kişisel standartlar ve düzen alt boyutlarının ORTO-11 puanlarını yordadığı gözlenmiştir. Örneklemin YTT-40 puanları ile FÇBMÖ'nün hem toplam hem tüm alt boyut puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Ayrıca yapılan hiyerarşik regresyon analizine göre FÇBMÖ'nün kişisel standartlar alt boyutunun YTT-40 puanlarını yordadığı gözlenmiştir. Örneklemin ORTO-11 puanları ve YTT-40 puanları ile RBSÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı ve RBSÖ'nin ORTO-11 ve YTT-40 puanlarını yordamadığı saptanmıştır. Sonuç: Araştırmada elde edilen bulgulara göre örneklemde ortorektik belirtiler arttıkça yeme tutumundaki bozulmalar ve mükemmeliyetçiliğin hata yapma endişesi, kişisel standartlar, ailesel beklentiler, yaptığından emin olamama ve düzen alt boyutlarının düzeyleri de artmaktadır. Ayrıca örneklemde her boyutu ile mükemmeliyetçilik düzeyleri arttıkça yeme tutumundaki bozulmalar da artmaktadır. Mükemmeliyetçiliğin kişisel standartlar ve düzen alt boyutları ortorektik belirtilerin; mükemmeliyetçiliğin kişisel standartlar alt boyutu ise yeme tutumundaki bozulmaların açıklanmasında rol oynamaktadır.
Yeme tutumu ile bağlanma stili, aleksitimi ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Yeme tutumunda bozulmalar ile başlayan ve yeme bozukluklarına kadar giden sürecin kaynağında hangi etkenlerin olduğu literatürde sıkça araştırılan bir konudur. Erken dönemde ebeveynler ile kurulan bağın yetişkinlik döneminde öne çıkan etkilerinin yanında, bireyin duygu tanımlama becerileri ve obsesif kompulsif belirtilerinin yeme tutumunda bozulmalar ile ilişkili olduğu göze çarpmaktadır. Bu çalışmanın amacı, yeme bozukluklarına giden süreç ile ilişkili olduğu bilinen bağlanma stilleri ve aleksitimi düzeyinin yeme tutumları üzerinde yordayıcı etki güçlerini incelemek ve obsesif kompulsif belirtilerin yeme tutumu ile ilişkisinin anlaşılmasına yardımcı olmaktır. Ayrıca, sosyodemografik ve diğer özelliklere göre bağlanma stilleri, aleksitimi, obsesif kompulsif belirtiler ve yeme tutumu puanlarının farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Araştırmaya psikiyatrik tanısı bulunmayan ve yaşları 18-45 arasında değişen 248 birey (131 kadın, 117 erkek) katılmıştır. Katılımcılara Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği (ÜBBSÖ), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) ve Yeme Tutum Testi (YTT-26) anket şeklinde çevrimiçi olarak sunulmuştur. Sosyodemografik ve diğer değişkenlerin değerlendirilmesi için betimleyici analizler, bu değişkenlerin bağımlı ve bağımsız değişkenler üzerindeki etkilerini incelemek için parametrik olmayan testler, hipotezleri test etmek için ise korelasyon, basit doğrusal ve çoklu regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgulara göre, aleksitiminin yeme tutumu üzerinde pozitif yönlü en güçlü yordayıcı etki gücüne sahip olduğu, bağlanma stilleri alt boyutlarından kaçınan bağlanmanın yeme tutumunu pozitif yönde yordadığı saptanmıştır. Ayrıca, obsesif kompulsif belirtiler ile yeme tutumu arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Sağlıklı bireylerde bu tür ilişkilerin preklinik dönemde ortaya koyulması, yeme bozuklukları patolojisini tetikleyen faktörleri tanımlamanın yanı sıra farkındalık yaratmaya yardımcı olmak, yeme bozukluklarının tedavisinde önleyici stratejiler geliştirmek ve prognozu mümkün kılmak için uzun vadede önemlidir.