Kalp fonksiyon testleri

59 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı akut alevlenmelerinde sağ kalp fonksiyonlarının ekokardiyografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH)'ın atak döneminin başta sağ kalp olmak üzere kalbin anatomik ve fonksiyonel değişiklikleri üzerine olan etkisinin incelenmesi amaçlandı. Materyal ve Metot: Çalışmaya hastanemiz göğüs hastalıkları polikliniğine başvuran 30 KOAH atak ve 30 kontrol hastası çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, fizik muayene bulguları, solunum fonksiyon testleri sonuçları, ekokardiyografi bulguları değerlendirildi. KOAH atak hastalarının 2.-3. haftalar esnasında kontrol solunum fonksiyon testi ve ekokardiyografik bulguları tekrar değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda KOAH'lı hastaların yaş ortalaması62,6±11,6 yıl, olup; hastaların %63,3'ü erkekti. Vaka ve kontrol grubu arasında yaş, cinsiyet, BMI, meslek,sigara içiciliği, komorbidite açısından farklılık saptanmadı (sırasıyla p:0,923; p:1,000; p:0,056; p:0,839; p:0,842; p:1,000). Sigara içme sıklığı, KOAH'lı grupta yüksek saptandı (p:0,003).Gruplar arasında aort kökü, asendan aorta çapı, IVSD, LVPWD, mitral yetmezlik derecesi, aort kapağı yetmezlik derecesi, pulmoner yetmezlik derecesi, triküspüt yetmezlik derecesi, TAPSE, FAC, RV E', RV A' ve RV S' açısından farklılık saptanmadı (sırasıyla p:0,986; p:0,680; p:0,883; p:0,720; p:0,738; p:0,338; p:0,600; p:0,690; p:0,669; p:0,886; p:0,402; p:0,927; p:0,619). KOAH grubunda LA,LVSSÇ, LVDSÇ, PAB, RV anlamı olarak büyük (sırasıyla p:0,001;p:0,002; p:0,002; p:0,008; p:0,000). EF, RA anlamlı olarak küçük saptandı (sırasıyla p:0,036; p:0,006).KOAH hastalarında PAB'ın atak döneminde arttığı(p:0,022);TAPSE ve FAC'ın anlamlı olarak azaldığısaptandı (sırasıyla p:0,017; p:0,001). Sonuç: KOAH akut atak döneminde anatomik değişiklikler olmazsa da, PAB'ın atak döneminde arttığı, TAPSE ve FAC'ın atak döneminde azaldığısaptandı. Bu durumun kronik dönemde olan değişikliklerin temelini oluşturduğu kanısındayız. Anahtar kelimeler:KOAH alevlenme, sağ kalp fonksiyonları

Akciğer hastalıkları-obstrüktifEkokardiyografiKalp fonksiyon testleri+2
Nuran Çelik
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik maligniteli hastalarda akut febril nötropenik atak sırasında ve sonrasında kardiyak fonksiyonların değerlendirilmesi

Febril nötropeni atakları (FNA), enfeksiyonlar ve sepsis; maligniteli çocuklarda özellikle yoğun kemoterapi protokollerinin uygulanması sonrasında en sık karşılaşılan komplikasyonlardandır. Biz çalışmamızda FNA sırasında kardiyak disfonksiyon olup olmadığını araştırdık. Çalışmamıza 36 febril nötropeni atağı (%41,7'si (n=15) kadın ve %58,3'ü (n=21) erkek) dahil edilmiştir. FNA'ların kardiyak değerlendirmesi; atağın 1. ve 7. günlerinde 2 boyutlu, M mode, doku Doppler ve pulsed-wave ekokardiyografi (EKO) ile sistolik ve diyastolik fonksiyonların ölçülmesi ile yapıldı ve 1., 3. ve 7. günlerde ölçülen inflamasyon belirteçleri (CRP, prokalsitonin) ve kardiyak biyomarkerlar ile (Troponin T, CK-MB, NT-proBNP) ilişkileri araştırıldı. EKO incelemelerinde diyastolik disfonksiyonu gösteren transmitral A (67,76±16,73 cm/sn'den 59,58 ± 12,58 cm/sn'e), transtriküspit A (54,60±12,38 cm/sn'den 48,46±11,97 cm/sn'e) ve triküspit anulus A' velositelerinin (14,53±6,87 cm/sn'den 11,07±4,09 cm/sn'e) 1. günden 7. güne anlamlı olarak gerilediği görüldü (p<0,05). Nötropenik ateşi 48 saatten kısa süren grupta 1. gündeki mitral anulus E/E' oranı (5,77 ± 1,23), 48 saatten uzun süren gruba göre (6,82 ± 1,79) anlamlı olarak daha düşük saptandı (p<0,05). İlk 24 saat içerisinde CRP değeri ile; Mitral A', Septal E', Septal A' ve Septal S velositeleri arasında anlamlı bir negatif korelasyon olduğu görüldü. Üçüncü günde CRP ve prokalsitonin düzeyleri ile NT-proBNP düzeyi arasında anlamlı bir pozitif korelasyon saptandı. Sonuç olarak, FNA'da özellikle ateş yüksekliğinin ve inflamasyonun yoğun görüldüğü ilk 24 saatteki ekokardiyografi bulgularımızın, diyastolik disfonksiyonun erken evresi olan bozulmuş relaksasyonun varlığını işaret ettiği saptandı. NT-proBNP düzeylerinin bu diyastolik etkilenmeyi, bir laboratuvar bulgusu olarak yansıtabileceği düşünüldü.

DiastolEkokardiyografiFebril nötropeni+7
Ali Tugay Çelik
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Atriyal fibrilasyonu olmayan ancak yüksek CHA2DS2-VASc skoruna sahip kişilerde sol atriyal ekokardiyografi parametrelerinin değerlendirilmesi

CHA2DS2-VASc skoru atriyal fibrilasyonlu hastalarda emboli riski ve antikoagülan kullanım gerekliliğini belirlemede kullanılır. Atriyal fibrilasyon oluşum ve devamlılığında atriyumların fonksiyonel ve yapısal yeniden şekillenmesi etkilidir. Ekokardiyografi ile sol atriyum çapı, alanı, volümleri ve strainleri tespit edilerek CHA2DS2-VASc skoru yüksek ancak henüz atriyal fibrilasyon gelişmemiş hastalarda atriyal disfonksiyon erken tespit risk faktörlerinin erken ve etkin kontrolü ile atriyal fibrilasyon prevalans ve morbiditesinin azaltılması sağlanabilir. Çalışmamıza atriyal fibrilasyonu olmayan 149 hasta dahil edilerek; CHA2DS2-VASc skoru 2-4 ve >4 olarak gruplara ayrıldı; sol atriyum boyut, alan, volüm, fazik fonksiyonları ve strainleri karşılaştırıldı. CHA2DS2-VASc parametrelerin tamamı, kadın cinsiyet hariç, CHA2DS2-VASc(5-9) olan grupta daha sıktı(p<0,05). Skoru yüksek grupta sol atriyum çapları, volüm, volüm indeksi ve alanları, LAVmaks, LAVpreA, LAVmin daha yüksek; fazik fonksiyonu gösteren LA total ve aktif boşalma fraksiyonu ise daha düşüktü (p<0,05). Strain bulguları PALS, LAScd, LAsct CHA2DS2-VASc(5-9) olan grupta azalmış; sol atriyal stiffnes'ı gösteren LAst ise artmış bulundu (p<0,05). CHA2DS2-VASc skoru ile LA çapı, LA volüm ve LAst arasında pozitif yüksek dereceli korelasyon mevcut iken PALS ve LAScd ile negatif orta dereceli korelasyon tespit edildi. Sonuç olarak CHA2DS2-VASc skoru günlük pratikte hızlıca hesaplanabilen embolik risk skorlama sistemi olup; sol atriyum boyut ve fonksiyonunu belirlemede kullandığımız ekokardiyografik parametreler ile birlikte değerlendirildiğinde farklı cinsiyet, yaş ve hasta gruplarında prognostik ve olası sonlanımlarla ilgili öngördürücü bilgiler elde edebiliriz. CHA2DS2-VASc skoru ile yüksek korelasyon gösteren parametreler LA çapı, LA volümü ve LAst olup; henüz atriyal fibrilasyon gelişmemiş CHA2DS2-VASc skoru yüksek hasta gruplarında atriyal yeniden şekillenmeyi ön görmek istediğimiz durumlarda klinik pratikte kullanmak fayda sağlayabilir.

Atriyal fibrilasyonAtriyal fonksiyonAtriyum+5
Ezgi Çamlı
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

EKG sinyalleriyle kimlik doğrulama ve aritmi tespiti için otokodlayıcı temelli güvenli bir sistem tasarımı

Elektrokardiyografi (EKG), kalbin elektriksel aktivitesini ölçmek için kullanılan bir yöntemdir ve bu aktivite bireyler arasında farklılık göstermektedir. Her bireyin kalp yapısının ve elektriksel özelliklerinin kendine özgü olması, EKG sinyallerini yalnızca tıbbi teşhis amacıyla değil, aynı zamanda biyometrik kimlik doğrulama sistemlerinde de kullanılabilir hâle getirmektedir. Bu çalışmada, EKG sinyallerinin derin öğrenme teknikleriyle analiz edilerek hem kalp hastalıklarının erken teşhisine hem de kimlik doğrulama süreçlerine yönelik güvenilir ve yenilikçi çözümler geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, MIT-BIH Aritmi Veri Seti kullanılarak EKG sinyalleri üzerinde derin sinir ağı mimarileri aracılığıyla aritmi tespiti ve kimlik doğrulama işlemleri gerçekleştirilmiştir. Özellik çıkarımı sürecinde Spindle otoencoder mimarisi ile modifiye edilmiş bir otoencoder mimarisi uygulanmıştır. Veri güvenliğini sağlamak ve kişisel mahremiyeti korumak amacıyla EKG sinyalleri önce sıkıştırılmış, ardından şifrelenerek işlenmiştir. Bu veriler, derin öğrenme tabanlı modeller üzerinde eğitilerek hem aritmi tespiti hem de kimlik doğrulama görevlerinde kullanılmıştır. Elde edilen bulgular hem kalp hastalıklarının teşhisinde hem de kimlik doğrulama uygulamalarında yüksek doğruluk oranlarına ulaşıldığını göstermektedir. Gerçekleştirilen deneyler sonucunda, kimlik doğrulama görevinde kullanılan iki farklı yöntemle sırasıyla %98,46 ve %98,60 doğruluk oranlarına ulaşılmıştır. Aritmi tespiti görevinde ise %99,7 ve %98,77 doğruluk elde edilmiştir. Bu sonuçlar, EKG sinyallerinin hem tıbbi tanı hem de biyometrik doğrulama açısından yüksek potansiyele sahip bir biyosinyal türü olduğunu ortaya koymaktadır.

Kalp fonksiyon testleriOtokodlayıcılar
Merve Akkuş
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Genç binicilerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının antropometrik ölçümler ve kardiyopulmoner parametrelerle ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, genç binicilerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile antropometrik ölçüm ve kardiyopulmoner parametre sonuçları arasındaki ilişkisinin incelenmesidir. Araştırma, 30.07.2019 – 02.01.2020 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Mennan Pasinli Atçılık Meslek Yüksekokulu Atçılık ve Antrenörlüğü Programına kayıtlı binicilik sporuyla aktif uğraşan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 18-30 yaş grubu 60 genç binici ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında; "Birey Tanıtım Formu" ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBDÖ) II kullanılmıştır. Soru formlarını yanıtlayan her binicinin antropometrik ölçümleri ve kardiyopulmoner parametre ölçümleri alınarak kaydedilmiştir. Verilerin değerlendirilmesi, IBM Statistical Package For Social Sciences (SPSS) 22.0 istatistik paket programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin analizinde; Mann-Whitney U testi, Kruskal- Wallis varyans analizi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; katılımcıların SYBDÖ II toplam puan ortalaması 144,90±24,07 olup, cinsiyet, baba çalışma durumu ve kronik hastalık varlığı değişkenlerinin bireylerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını etkilediği saptanmıştır. Genç binicilerin fiziksel aktivite ve beslenme alt boyut puan ortalaması ile kalça çevreleri arasında pozitif yönde bir ilişki bulunurken (p<0,05), SYBDÖ II toplam puan ortalaması ve alt boyutları puan ortalaması ile kardiyopulmoner fonksiyonları parametre sonuçları arasında hiçbir anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Ayrıca; binicilerin solunum sayısı ve sistolik kan basıncı parametreleri ile bazı antropometrik ölçüm sonuçları arasında bir pozitif yönde bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak; genç binicilerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları toplam puan ortalamasının orta düzeyinin üstünde olduğu, ölçek toplam puan ortalaması ile antropometrik ölçüm sonuçları ve kardiyopulmoner parametre sonuçları arasında bir ilişki olmadığı bulunmuştur.

AkciğerAntropometriBinicilik+4
Kemal Yılmaz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Educational Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hafif kistik fibrrozisli çocuk hastalarda sağ kalp fonksiyonlarının değerlendirilmesi

Hafif kistik fibrozisli çocuk hastalarda sağ kalp fonksiyonlarının değerlendirilmesi Amaç: Hafif kistik fibrozisli (KF) çocuk hastalarda KF'e bağlı gelişebilecek pulmoner hipertansiyon, kor pulmonale ve sağ ventrikül (SğV) yetersizliği ile ilgili literatürde yapılmış çalışma yoktur. Bu çalışmamızda hafif KF'li çocuk hastalarda pulmoner arter basıncında, sağ ventrikülün anatomisinde ve fonksiyonunda oluşabilecek değişiklikleri ekokardiyografik olarak saptamayı amaçladık. Metot ve Yöntem: Çocuk Göğüs Hastalıkları Polikliniğinde izlenen hafif KF'li (FEV1>%70'i ile Modifiye Shwachman-Kulczycki skoru >71) 40 çocuk hasta hasta grubunu; aynı yaş ve cinsiyetteki sağlıklı 40 çocuk ise kontrol grubunu oluşturdu. Oluşturulan hasta ve kontrol gruplarında sağ ventrikül anatomisi; M-mode ile sağ ventrikül diyastol sonu çapı (SğVDSÇ), sağ ventrikül anterior duvar kalınlığı (SğVADK) ile sağ ventrikülün sistolik fonksiyonları; SğV'de triküspit kapağın annüler düzlem sistolik hareketi (SğV TAPSE) ve SğV fraksiyonel alan değişimi (SğVFAD) ve triküspit kapak doku Doppler sistolik annüler velositesi (ST) ile hastaların tahmini pulmoner arter basıncı; sağ ventrikülün pre-ejeksiyon periodu (SğVPEP), akselerasyon zamanı (SğVAZ), ejeksiyon zamanı (SğVEZ) ile beraber bunların birbirlerine oranı SğVPEP/SğVEZ, SğVAZ/SğVEZ ile değerlendirildi. Elde edilen ekokardiyografik veriler hasta ve kontrol grubunda istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Hasta grubunda sağ ventrikül anatomik bozukluğunu gösteren parametrelerde (SğVADK, SğVDSÇ ve BSA'ye oranları) ve SğV sistolik fonksiyonlarını (TAPSE, ST) ve diyastolik fonksiyonlarını (triküspit E-dalga, A-dalga, E/A oranı) gösteren parametrelerde kontrol grubuna göre anlamlı olarak fark saptandı (p<0.001), fakat yaş grubuna uygun nomogram değerleri ile karşılaştırılınca farklılık saptanmadı (p>0.05). Hasta grubunda pulmoner arter basınçındaki yükselmeyi gösteren parametreler (SğVEZ, SğVPEP, SğVAZ) ile sistolik fonksiyonu ölçmede kullanılan SğVFAD parametresi ise hem kontrol grubunda hem de yaş grubuna uygun nomogram değerleri ile karşılaştırılınca farklılık saptandı (p<0.001). Sonuç: Hafif KF'li çocuk hastalarda pulmoner arter basınçındaki yükselme, sağ ventrikül yetersizliği ve kor pulmonale çocukluk çağında başlamaktadır. Hafif KF'li çocuk ix hastalarda SğV değerlendirirken kullanılan rutin ekokardiyografik ölçümlere ek olarak tahmini pulmoner arter basınçının değerlendirmesinde kullanılan SğVPEP, SğVEZ, SğVAZ ekokardiyografik parametrelerin ve SğVFAD'ında kullanılmasını öneriyoruz.

EkokardiyografiHipertansiyon-pulmonerKalp fonksiyon testleri+5
Aınur Gulıeva
Bezmialem Vakıf University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antikolinerjik zehirlenmelerde alınan ilacın hastanın klinik durumu ve elektrokardiyografik bulgularına etkisi

Antikolinerjik Zehirlenmelerde Alınan İlacın Hastanın Klinik Durumu veElektrokardiyografik Bulgularına EtkisiAmaç: Acil servislere zehirlenme nedeniyle başvuruların çoğunluğu ilaçlara bağlıolmakta ve bunlar içerisinde trisiklik antidepresan ilaçlar başta olmak üzereantikolinerjik etkili ilaçlar önemli bir yer tutmaktadır. Antikolinerjik ilaçzehirlenmelerinin, kalp ileti sistemini ve merkezi sinir sistemini (şuur durum değişikliği,nöbet) etkilemesi nedeniyle acil tanı ve tedavinin etkinliği, zararlanmayı en aza indirir.Çalışmamızda antikolinerjik zehirlenmeye neden olan ilacın çeşidi ve düzeyi ile klinikve elektrokardiyografik bulgularının karşılaştırılmasını ve bunun tanı ve tedavidekietkinliğini belirlemeyi hedefledik.Metod: İleriye dönük olarak planlanan çalışmamızda 02/06/2010-01/06/2011tarihleri arasında antikolinerjik ilaçlar alması şikayeti ile acil servise başvuran 31'ikadın (% 70,5) 13'ü erkek (% 29,5) olan yaşları 17 ile 78 arasında değişen(29,09±12,96) toplam 44 hasta değerlendirildi. Hastaların; demografik verileri, klinik veEKG bulguları ile toksikoloji laboratuarı verileri kaydedilerek analizleri yapıldı.Bulgular: Hastaların 22'sinin (% 50) kan örneğinde ilaç tespit edilmezken, 10tanesinde (% 23) amitriptilin, 12 (% 27) tanesinde ise antikolinerjik etkili diğer ilaçlartespit edildi. İlacı alımı takiben acil servise başvuru süreleri ortalama 3,3 saatti.Hastaların % 90,4'ü başka bir sağlık kuruluşundan sevkli geldi. Hastalarda başta sinüstaşikardisi olmak üzere çeşitli kardiyak patolojiler gözlemlenirken, gruplar arasında birfarklılık saptanmadı. Amitriptilin alan grubun Glaskow Koma Skalası değeri anlamlıölçüde düşük bulundu. (p<0,005) Kanında amitriptilin tespit edilen hastaların ilaçdüzeyleri ile klinik ve EKG bulgularının bağımsız olduğu görüldü. Ancak her üç grubunkendi içinde kalp hızları ve QT mesafeleri değerlendirildiğinde tedavi sonrası anlamlıbir düşme olduğu görüldü. Takip ve tedavileri acil serviste yapılan hastaların tamamıiyileşerek taburcu edildi.Sonuç: Trisiklik antidepresan zehirlenmelerinin kalp ritmi üzerine etkisi vardır.Ancak çalışmamızda ilaç grupları karşılaştırıldığında, hemodinamik bulgularıetkileyecek ciddi kardiyak etkilenim görülmezken; amitriptilin alan grubun şuur durumdeğişikliği istatistiksel olarak anlamlı şekilde etkilendiği belirlendi.Anahtar Sözcükler: Amitriptilin, Antikolinerjik zehirlenme, Glaskow KomaSkalası, Kalp etkilenimi

AmitriptilinElektrokardiyografiGlasgow koma ölçeği+5
Mustafa Çalışkantürk
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabetli çocuklarda kardiyak fonksiyonlar ile karotis intima-media kalınlığı değerlendirilmesi

Tip 1 Diabetes Mellitus (DM) tanısı ile izlenen çocuklarda endotel disfonksiyonu, karotis intima media kalınlığı, sol kardiyak sistolik ve diyastolik fonksiyonların ekokardiyografik yöntem ile değerlendirildi. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatrik Kardiyoloji Polikliniğinde en az 4 yıldır tip 1 DM tanısı ile Çocuk Endokrin Polikliniğinde izlenen 31 hasta ve 19 sağlıklı çocuk çalışmaya alınmıştır. Hastalar; a-diyabet sürelerine, b-glisemik kontrolüne, c-cinsiyetlerine göre gruplandırılarak, kontrol grubuyla karşılaştırıldı. Hasta ve kontrol grubu cinsiyet, yaş, boy, sistolik ve diyastolik tansiyon, ağırlık ve vücut kitle endeksi bakımından benzerdi. Diyabetik erkeklerde sol karotis arter intima media duvar kalınlığı anlamlı olarak artmış olarak bulundu (p=0,026). Diyabetik erkeklerde ortalama karotis intima-media kalınlığı kız grubuna göre anlamlı fark saptandı (p=0,042). Diyabetik erkeklerde artış gösteren ortalama ve sol karotis arter intima-media kalınlığı, ateroskleroz açısından cinsiyetin bağımsız bir risk faktörü olabileceğini düşündürdü. Diyabetik erkek cinsiyette ateroskleroza gidişatın öncelik olarak sol intima-media kalınlığı endotel disfonksiyonuyla başlayabileceğini düşündürdü. Karotis intima media kalınlığının tip 1 diyabetes mellituslu çocuklarda diyabet süresi ile birlikte doğrusal artış gösterdiği saptandı. Bu sonuç aterosklerozun erken bir göstergesi olarak değerlendirildi. Sol ventikül kardiyak fonksiyonların Doppler ekokardiyografi ile değerlendirilmesinde diyabet grubunda diyastolik fonksiyon kontrol grubuna göre anlamlı olarak sınırda düşük saptandı (p=0.049). Bu sonuç Tip 1 diyabetin çocuklarda erişkinlerde olduğu gibi diyastolik fonksiyonlarda bozulmaya neden olduğunu düşündürmüştür. Erişkin diyabet hastalarında saptanan diyastolik disfonksiyonun çocukluk çağından itibaren başladığını düşünmekteyiz. Yoğun diyabet tedavisi ve glisemik kontrolüne rağmen Tip 1 DM hastalığı çocukluk çağında dahi kardiyovaskuler sistemi etkileyen önemli bir risk faktörüdür. Anahtar kelimeler: Tip 1 diyabetes mellitus, endotel disfonksiyonu, karotis intima media kalınlığı, diyastolik disfonksiyon, çocuk.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Diastol+5
Veli Akkurt
Gaziantep University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Beta talasemi major tanılı hastalarda kalp ve solunum fonksiyonlarının incelenmesi

ÖZET Amaç: Talasemi majör kronik hemolitik anemi ile karakterize transfüzyon bağımlı genetik bir hastalıktır. Tekrarlayan transfüzyonlar sonucu açığa çıkan demir, başta kalp olmak üzere bir çok organda birikerek disfonksiyona yol açar. Çalışmamızda düzenli kan transfüzyonu alan talasemi majorlü hastalarda solunum ve kardiyak fonksiyonları incelemeyi ve aralarındaki ilişkiyi saptamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza düzenli kan transfüzyon programında olan toplam 35 talasemi majorlü hasta alındı. Hastalara solunum fonksiyon testi, M-mode, PW Doppler ve doku doppler ekokardiyografi yapıldı. Elde edilen veriler cinsiyet, ortalama ferritin değeri, toplam transfüzyon sayısı ve splenektomili olma durumlarına göre oluşturulan gruplarla karşılaştırıldı. Solunum fonksiyon testi sonuçları ile ekokardiyografi verileri birbirleri ile karşılaştırıldı. İstatistiksel analiz IBM SPSS 22.0 programı ile yapıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 35 hastanın 13'ü kız 22'si erkek, ortalama yaşları 10,8 yıl, yaş aralıkları 5-18 idi. Hastalarımızın hiçbirinde konjestif kalp yetmezliği saptanmadı. Hastaların %34,3'ü splenektomili idi. Hastalarımızın 20 (% 62,5)'sinde solunum fonksiyon bozukluğu saptandı. Yapılan solunum fonksiyon testleri; 12 hastada (% 37,5) normal olduğunu , 3 hastada (% 9,4) izole restriktif ve 17 hastada ise (% 53,1) restriktif ve distal hava yolu obstrüksiyonu olduğunu gösterdi. Kızlar ve erkekler arasında solunum fonksiyon testi parametreleri ve sonuçları açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p >0,05). Splenektomi durumu, toplam transfüzyon sayısı ve ortalama ferritin değerleri ile solunum fonksiyon testi sonuçları arasında istatiksel açıdan anlamlı farklılık saptanmadı (p >0,05). Splenektomili, ortalama ferritin değeri > 1500 ng/ml ve transfüzyon sayısı > 200 olan gruplarda sol ventrikül ölçümleri diğer gruplara göre daha yüksek saptandı (p <0,05). PW Doppler ve Doppler ekokardiyografi parametrelerinin sonuçları ile splenektomi, ortalama ferritin değeri, toplam transfüzyon sayısı ve solunum fonksiyon testi sonuçlarına göre yapılan karşılaştırmalarda istatiksel açıdan anlamlı farklılık saptanmadı (p >0,05). Sonuç: Hastalarımızda en sık restriktif ve distal hava yolları obstrüksiyonu saptandı. Hastalarımızın sol ventrikül ölçüm değerleri splenektomililerde, ortalama ferritin değeri ve toplam transfüzyon sayısı daha fazla olanlarda daha yüksek saptanmıştır. Çalışmamızda solunum fonksiyon testi verileriyle doppler ekokardiyografi verileri karşılaştırıldığında guruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Anahtar kelimeler: talasemi majör, doppler ekokardiyografi, solunum fonksiyonları, çocuk

EkokardiyografiEkokardiyografi-dopplerKalp fonksiyon testleri+3
Mustafa Zorlu
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artritli hastalarda steroid ve metotreksat tedavisinin kalp fonksiyonları üzerine etkileri

Romatoid Artritli Hastalarda Steroid ve Metotreksat Tedavisinin Kalp Fonksiyonları Üzerine Etkileri Amaç: Romatoid artritte (RA) kardiyovasküler tutulum sıklığı artmıştır ve mortaliteyle ilişkilidir. Romatoid artrit hastalarında verilen antiinflamatuar tedavinin kalp fonksiyonlarına etkileriyle ilgili veriler kısıtlıdır. Bu çalışmada yeni tanı alan RA hastalarında steroid ve metotreksat (Mtx) tedavisinin kalp fonksiyonları üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2014- Nisan 2016 tarihleri arasında Romatoloji Kliniği'ne başvuran, yeni RA tanısı alan hastalar dahil edildi. Ekokardiyografi, doppler ve doku doppler parametrelerine 3 kere; tedaviden hemen önce, 1 ay steroid tedavisi sonrası ve Mtx tedavisinden 3 ay sonra bakıldı. Ekokardiyografi ve Doppler parametrelerinin değişimi tek yönlü ANOVA testi ile değerlendirildi. İstatistiksel olarak 0.05'den düşük p değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 52,66 olup %72,2'si kadın idi. Çalışmamızda tedavi sonrası inflamatuar belirteç (ESR ve CRP) değerlerinde anlamlı azalma izlendi (p<0,05). Tedavi sonrası hastaların elektrokardiyografik parametrelerinde anlamlı değişim saptanmadı. Ekokardiyografik veriler karşılaştırıldığında B ve M-mod parametrelerinde anlamlı bir değişiklik tespit edilmedi (p>0,05). Sol ventrikül doku doppler lateral s dalgası, septal s dalgası, bu ikisinin ortalaması olan mitral doku doppler s dalgasında anlamlı artış izlendi (p<0,05). Doku Doppler triküspit a dalgasında anlamlı azalma saptanırken, triküspit E/e' oranı ve triküspit doku doppler e/a oranında anlamlı artış saptandı (p<0,05). Anlamlı değişikliklerin özellikle Mtx tedavisi sonrası daha belirgin olduğu dikkati çekmektedir. Sonuç: Bu çalışmada, romatoid artrit hastalarında verilen steroid ve Mtx tedavisi ile, sol ventrikül sistolik ve sağ ventrikül diyastolik fonksiyonlarıyla ilişkili olan doku doppler parametrelerinde anlamlı iyileşmeler olduğunu gözlemledik. Daha kesin sonuçlar için, daha fazla hastanın dahil edildiği ve daha uzun takip sürelerinin olduğu çalışmalar gerekmektedir. Anahtar sözcükler: Romatoid artrit, Doku Doppler, mitral s dalgası, Steroid, Metotreksat,Diyastolik disfonksiyon

Artrit-romatoidDiastolKalp fonksiyon testleri+4
Mustafa Gök
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Duchenne muskuler distrofisi tanılı çocuklarda klinik ve genetik bulgular, ambulasyon, kardiyak ve solunum komplikasyonlarına etki eden faktörler

Duchenne musküler distrofi (DMD), distrofin eksikliğinin neden olduğu, en sık görülen distrofinopatidir. İlerleyici iskelet kası güçsüzlügü sonucunda ambulasyon kaybı, solunum ve kardiyak yetmezlik ile sonuçlanır. Günümüzde DMD'nin henüz kür sağlayıcı bir tedavisi yoktur. Kortikosteroid tedavisi ile ambulasyon süresi uzamakta, solunum, kardiyak ve ortopedik komplikasyonlar geciktirilmektedir. Steroid tedavisinin etkileri 1980'li yıllardan beri bilinmektedir. Amaç: Bu retrospektif çalışma Duchenne musküler distrofi tanısı alan hastaların, klinik bulgularının, genetik çalışma sonuçlarının değerlendirilmesi, gelişen komplikasyonlarda etkili faktörlerin (yaş, tedavi vb) incelenmesi, uygulanan tedaviler, etkileri ve yan etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla Aralık 2015 ile Ocak 2017 yılları arasında yapıldı. Materyal ve Metod: Çalışmada 180 hastanın dosya kayıtları incelendi. DMD tanısı kas biyopsisi ve/veya genetik çalışma ile doğrulanmış olan, klinik, genetik ve kortikosteroid kullanım bilgileri yeterli olan 66 erkek hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların dosya kayıtları incelendi. Hastalar kontrole çağrılarak klinik durumları kaydedildi. Kortikosteroid tedavisinin komplikasyonlar üzerine etkileri ve gelişen yan etkileri değerlendirildi. Bulgular: Kortikosteroid tedavisinin düzenli kullanımının ambulasyon kaybını geciktirdiği, günlük steroid kullanımının nonambulatuar olma, solunum ve kardiyak komplikasyonlar ve skolyoz gelişimi riskini azalttığı, normal dozda steroid kullanımının nonambulatuar olma, kardiyak komplikasyonlar ve skolyoz gelişimini riskini azaltmada daha etkin olduğu ve tedaviye erken başlamanın komplikasyonlar üzerinde etkisi olmadığı saptandı. Yüksek dozda ve gün aşırı steroid kullanımının kırık ve osteoporoz gelişim riskini arttırdığı saptandı. Sonuç: Literatürdeki bulguların aksine düzenli steroid kullanımının ve erken yaşta tedaviye başlamanın komplikasyon gelişimi üzerine etkisi saptanmadı. Ancak bu durum istatistiksel değerlendirme için hasta sayımızın az olmasına bağlı olabilir. Kortikosteroid etkilerinin daha iyi değerlendirilmesi için uzun süreli ve daha geniş hasta grubunda yapılan çalışmalara ihtiyaç vardır.

Adrenal korteks hormonlarıGenetikKalp fonksiyon testleri+6
Suna Nilay Sökmen Canatar
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prediyabetik hastalarda miyokardiyal performans indeksinin değerlendirilmesi

Prediyabet; diyabetin ilk aşaması olup, bozulmuş açlık glukozu (IFG) ve/veya bozulmuş glukoz toleransı (IGT) varlığı olarak tanımlanmaktadır. Prediyabetik hastaların %25‟i 3–5 yıl içerisinde Diyabete Mellitus‟a ilerlemektedir. Miyokardiyal Performans İndeksi, Sol ventrikül sistolik ve diyastolik fonksiyonlarını gösteren ekokardiyografi ile ölçülebilen bir yöntemdir. Çalışmamızda diyabet tanısından yıllar önce gelişen prediyabet ile MPİ ilişkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmamıza Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kardiyoloji ve Endokrinoloji kliniklerine başvurmuş, 18-55 yaş arası, prediyabetik 53 hasta(%62'si [32] kadın,%38'i [21] erkek) ve 48 tane kontrol grubunu (%54'ü kadın [26] , %46'sı [22] erkek) içeren toplam 103 hasta alındı. Hastaların biyokimya değerleri, fiziksel ölçüleri kaydedildi. Çalışmaya tüm katılanların klinik ve ekokardiyografik değerlendirilmesi yapıldı. Ekokardiyografik incelemede Sol ventrikül ejeksiyon ftaksiyonu ,mitral E ve A dalgaları, E/A oranı, IVCT, IVRT ve ET ölçümleri yapıldı. MPİ değerleri, IVRT+IVRT/ET formülü ile hesaplandı. Her iki grup arasında yaş, cinsiyet ve diğer demografik özellikler açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p>0,05). Hasta grubundaki IVRT değerleri kontrol grubuna göre daha yüksek olup, bu fark istatistiksel açıdan anlamlı değildi. (91±15'e karşın 83±16 msn; p=0,019). Prediyabetik grupta ET değeri kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı oranda yüksekti (241±28'e karşın 204±28 msn; p<0,001). Hasta grubundaki MPİ değerleri kontrol grubuna göre daha yüksek olup, bu fark istatistiksel açıdan anlamlıydı (0,74±0,09'e karşın 0,64±0,12; p<0,001). Her iki grup arasında IVCT açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p>0,05). Sonuç olarak; Prediyabetik hastalarda MPİ, kontrol grubundan daha yüksek saptanılmış olup, bu artış IVRT ve ET ‟deki uzamadan kaynaklanabilir. Anahtar kelimeler: Prediyabet, Miyokardiyal Performans indeksi, Doku Doppler Görüntüleme

Diabetes mellitusEkokardiyografiGlükoz+5
İsa Ardahanlı
Yozgat Bozok University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Aracı bulanık mantık yöntemi ile kalp hastalıklarının tespiti

Mobil internetin hızlanması ile birlikte, uzaktan takip, uzaktan kontrol ve yapay zekâ sistemleri hayatımızın her yerinde sıklıkla karşımıza çıkmaya başladı. Her alanda olduğu gibi tıp alanında da oldukça fazla çalışmalar yapılarak bu hususta makaleler ve tezler yazılmıştır. Dünya genelinde, yaklaşık beş binden fazla, bu alanda, makale, tez, seminer ve yayınlanmamış eser bulunmaktadır. Gerek insanların hayatlarını kolaylaştırılması ve gerekse hastane giderlerinin düşürülmesi adına bu çalışmalar oldukça önem arz etmektedir. Arıca hükumetler, bu tür çalışmaları, bellerini büken sağlık giderlerinin, bu tür çalışmalarla ciddi oranlarda düşeceğine inandıkları için, teşvik edip desteklemektedirler. Mobil hasta takip sistemlerini cazip kılan diğer sebepler ise maliyetlerinin düşük, kullanımlarının kolay ve sağlık açısından neredeyse hiç bir sakıncalarının olmamasıdır. Bu sistemler, günümüzde henüz kullanılmaya başlanmış olmasa da, bu konuda yapılan çalışmaların yaygınlığı, hükumetlerin ciddi manada desteklemeleri ve AR-GE çalışmalarının yoğunlaşması, gelecekte bu sistemlerin yaygın olarak kullanılacağını göstermektedir. Bu tez çalışmamızda yapacağımız Bulanık Mantık ile kalp hastalığı tespiti ve Mobil EKG takip sistemi, bu alanda yapılan çalışmalara az da olsa katkı sağlayacağı ümidindeyiz. Artık hayatımızın bir parçası olan akıllı telefonun, Bulanık Mantık algoritmasının ki özellikle son zamanlarda ortaya çıkan ve tıp alanında başarılı olduğu düşünülen Mediadive Bulanık Mantık algoritmasının, kablosuz veri iletiminin, biyo sensörlerin ve ayrıca biyo verilerin depolanacağı bir veri tabanının birlikte kullanılacağı bir çalışma olacaktır. Bu çalışma ile; ▪ Kalp ve dolaşım bozuklukları adına hasta veya sağlıklı insanlardan (Projede kullanılacak EKG verileri için hasta veri tabanlarından yararlanılacaktır.) , sensorlar yardımı ile, alınacak veriler yapay zeka algoritmalarından bulanık mantık ile anında değerlendirilip kişinin sağlıklı olup olmadığı veya hastalığının hangi seviyede olduğu tespit edilecek. [1-6] ▪ Bulanık mantığın kalp hastalığı teşhisinde işe yarayıp yaramayacağını veya bu alanda ne kadar başarı sağlayacağını tespit etmeye çalışacağız. [4-8] ▪ Son zamanlarda ortaya atılan Mediative Fuzzy Logic sisteminin[7-8], Normal Fuzzy Logic sistemi karşısında ne kadar başarılı veya gerçekten başarılı olup olmadığının tespiti yapılacak.

Kalp fonksiyon testleriSezgisel bulanık mantıkSinirsel bulanık mantık
Zekariya Karakuş
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yenidoğan döneminde kardiyak cerrahi olan hastaların 3-4 yaştaki nörolojik değerlendirmesi

Amaç: Neonatal konjenital kalp hastalığı olan bebeklerin antenatal tanı alması, postnatal takip ve cerrahi sonrası takiplerinin deneyimli merkezlerde yapılması uzun dönem komplikasyon gelişmemesi açısından yararlı olabilir. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım ünitesinde opere olan konjenital kalp hastalarının 3-4 yaştaki kardiyak fonksiyonları, nörolojik muayeneleri ve nörogelişimsel durumları, büyüme ve gelişmelerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Ocak 2013 ile Aralık 2015 tarihleri arasında ÇÜTF YYBÜ'e yatırılmış, konjenital kalp hastalığı nedeni ile cerrahi uygulanmış ve takibi devam eden 25 bebeğin, 3-4 yaştaki kardiyak fonksiyonları, nörolojik muayeneleri, Denver Gelişimsel Tarama Testi II ve Stanford-Binet testi uygulanarak nörogelişimsel durumları değerlendirildi. Bu bebeklerin retrospektif olarak epikriz bilgilerinden; demografik özellikleri; doğum tarihi, gebelik haftası, cinsiyeti, doğum kiloları, operasyon tipleri, preoperatif ve postoperatif sepsis öyküleri, operasyon öncesi ve sonrası ventilatör destek tedavilerinin varlığı ve süreleri, postoperatif inotropik ihtiyaçları, postoperatif komplikasyonları, enteral beslenmeye başlanma zamanı, prognozları, hastanede yatış süreleri kaydedildi. Bulgular: DGTT II değerlendirmesi anormal olan hastaların operasyon öncesi sepsis öyküsü, normal olan hastalardan daha fazlaydı ve bu fark istatiksel olarak anlamlıydı (p=0,032) Hastaların 8'inin (%32) 3-4 yaşta diüretik ihtiyacı devam etmekte idi. Diüretik ihtiyacı olan hastaların DGTT II sonucu, diüretik ihtiyacı olmayan hastalar ile karşılaştırıldı ve istatistiksel olarak sınırda düşük anlamlılık saptandı (p=0,059). Operasyon öncesi sepsis tanısı olan hastaların Stanford-Binet testi sonucu, olmayan hastalarla karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı düşük saptandı. (p=0,007). Doğumda gestasyon haftası ve doğum ağırlığı daha yüksek olan hastaların 3-4 yaştaki kiloları, boyu ve baş çevresi daha düşük saptandı (p=0,034) (p=0,034) (p=0,031). Sonuç: Konjenital kalp hastalığı olan olguların operasyon öncesi sepsis atağı geçirmiş olmaları ileri dönemde nörolojik gelişimlerini etkiler. Bu nedenle hastalarda operasyon öncesi sepsisi azaltabilecek önlemlerin alınması, bu konuda taburculukta bilgilendirilmeleri ve erken dönemde fark edilmesinin sağlanması, zamanında nörolojik desteğe başlanması açısından önemlidir. 3-4 yaşta halen kardiyolojik medikal desteğe ihtiyacın olması da nörolojik sekel gelişmesi açısından dikkat edilmesi gereken bir parametredir. Doğumda gestasyon haftası ve doğum ağırlığının daha iyi durumda olması ailelerin tutum ve bebek bakımlarını etkiliyor olabilir. Daha düşük gestasyon haftada ve ağırlıkta doğan bebeklerin 3-4 yaşa kadar daha iyi bakım ve beslenme almaları sonucunda kiloları daha iyi hale gelmiş olabilir. Anahtar Sözcükler: Yenidoğan Bebekler, Postkardiyak Cerrahi, Nörolojik Gelişim

Bebek-yenidoğmuşBebeklerCerrahi+6
Perihan Eşsizoğlu
Çukurova University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik kalp yetmezliği olan hastaların ilaç uyum düzeylerinin uyku ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi

Bu araştırma kronik kalp yetmezliği hastalarının ilaç uyum düzeylerinin uyku ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmamızın evrenini, Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Mayıs 2022- Mayıs 2023 tarihleri arasında tedavi gören örneklemini ise 18yaş üstü olan kriterlere uyum sağlayan 140 hasta birey oluşturmuştur. Çalışma verilerinin elde edilmesinde, Hasta tanıtım formu, İlaç Kullanımına İlişkin Sağlıkta İnanç Ölçeği, Minnesota Kalp Yetmezliği ile Birlikte Yaşama Anketi, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi kullanılmıştır. Veriler toplanmadan önce çalışmanın yapıldığı kurumdan kurum izni, etik kurul izni ve hastalardan onam alınmıştır. Verilerin toplanması yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız gruplarda t testi, U=Mann-Whitney U testi, F = Tek yönlü varyans analizi, KW= Kruskal Wallis korelasyon analizleri kullanılmıştır. İstatistik değerlendirmelerde p<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Örneklem grubunun yaş ortalaması 73.25+11.14'tür. Hastaların %54.3'ü kadın, %45,7'si erkektir. Hastaların %60'ı ilkokul, %67si emekli, %97.9'unun sağlık güvencesi vardır. %97.1 i koroner arter hastalığına yönelik ilaç tedavisi almaktadır ancak %46.4 ü ilaçlarını düzenli kullanmaktadır. Araştırmada yaşlanmayla birlikte ek hastalıkları olan, New York Kalp Cemiyeti'nin (NYHA) sınıflandırması kötü olan ve Ejeksiyon fraksiyonu EF yüzdeleri düşük olan hastaların, ilaca daha uyumsuz olmasının yanı sıra uyku ve yaşam kalitelerinin daha kötü olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak bu çalışmanın daha geniş bir örneklem alınarak farklı mekanlarda çalışılması, kalp yetersizliği olan hastaların ilaç uyum düzeylerini değerlendirilerek yükseltmesi için uygun destek ve bakımların uygulanması, sağlıklı yaşama biçiminin kazandırılması ve uyku kalitesini arttırmak için eğitimler verilmesi önerilebilir. Ayrıca hemşireler, hastalara verilecek hizmetler konusunda hastane yönetimi tarafından hizmet içi eğitimlerle desteklenebilir. Anahtar kelimeler: Kalp Yetmezliği, İlaç Uyumu, Yaşam kalitesi, Uyku kalitesi, Hemşire

Kalp destek cihazlarıKalp fonksiyon testleriKalp hastalıkları+6
Cansu Acar Demirel
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orak hücre hastalarında sağ kalp fonksiyonlarının değerlendirilmesi

Amaç: Orak hücre hastalığı (OHH), hemoglobinin beta subunitindeki mutasyonların neden olduğu kalıtsal bir hemolitik anemidir. Pulmoner hipertansiyon (PH) ve sağ kalp yetmezliği OHH'da sık görülür ve erken mortaliteden sorumludur. Kalp yetmezliği, OHH'da gelişen miyokardiyal fibrozisin olumsuz bir sonucudur. Bu çalışmada amacımız, ekokardiyografi ile değerlendirilen sağ ventrikül fonksiyonunu belirlemek ve ayrıca orak hücre hastalarında miyokardiyal fibrozisin özelliği olan kollajen dokudaki kantitatif değişikliği araştırmaktı. Gereç ve Yöntem: Orak hücre hastalığı olan 57 hasta ile yaş ve cinsiyet açısından uyumlu 56 sağlıklı kontrol çalışmaya alındı. Orak hücre hastalarında ve kontrol grubunda klinik ve laboratuvar parametreleri ile orak hücre hastalığının end-organ bulguları incelendi. Konvansiyonel ve doku doppler ekokardiyografi yapıldı. NT-proBNP, PICP, PIIINP ve Gal-3'ün serum düzeylerinin belirlenmesi için ELISA kullanıldı. İstatistiksel analiz, IBM SPSS Statistics Versiyon 21.0 kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Orak hücre hastalarının yedisinde (%12) HbS-beta hastalığı vardı. Orak hücre hastaları sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında LVEF korunurken, sağ atriyum çapı (RA), sağ ventrikül miyokard performans indeksi (RVMPI), fraksiyonel alan değişikliği (FAD) ve triküspit yetersizlik hızı (TRV) ölçümleri anlamlı olarak yüksek bulundu. (p<0,05). Orak hastalarında sağlıklı kontrollere kıyasla daha yüksek NT-proBNP, Gal-3 ve PICP seviyeleri vardı (p<0.05) Sonuç: OHH'da kardiyak disfonksiyonu değerlendirmek için doppler ekokardiyografi ve biyobelirteç düzeylerinin birlikte kullanımı önemli bir seçenek olarak görülmektedir. Çalışmamızda HU ile kardiyak parametrelerde gözlemlenen minimal bir faydaya rağmen, uzun süreli HU tedavisinin kardiyak disfonksiyon dahil OHH'nın ciddi sonuçlarını önleyebileceği muhtemeldir. Anahtar kelimeler: Orak hücre hastalığı, pulmoner hipertansiyon, Gal-3, NT-proBNP, PICP, PIIINP

Anemi-orak hücreliEkokardiyografiEnzime bağlı immünosorbent testi+6
Berrak Çağla Şenol
Çukurova University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Zirve kalp atım hacmi ve civarına gelen egzersiz şiddetlerinin kardiyovasküler sapma üzerine etkileri

Bu çalışmanın amacı, zirve kalp atım hacmi düzeyindeki güç çıktısı (P@SVpik) ile P@SVpik%90 ve P@SVpik%110 düzeylerindeki egzersizlerin kardiyovasküler sapma (CV-Drift) üzerine etkilerini incelemekti. Çalışmaya orta ve iyi düzey antrenmanlı, 6 erkek bisikletçi katıldı (VO2maks: 63,2±5,21 ml/dk-1/kg-1; yaş: 21,7±2,42 yıl; boy: 176,8±5,3 cm; vücut kütlesi: 69,1±5,8 kg; vücut kütle indeksi: 22,1±1,3; vücut yağ oranı: %8,9±1,9). VO2maks düzeyinin %40-100'ü arasındaki yükler, nitröz-oksit tekrar soluma (N2ORB) methodu kullanılarak bireysel zirve kalp atım hacmi (SVpik) değerleri belirlendi. P@SVpik%90, P@SVpik ve P@SVpik%110 yüklerinde 30 dakikalık kesintisiz egzersizlerin 6., 9., 12., 15., 20., 25. ve 30. dakikalarında yapılan kalp debisi (Qc) ölçümlerinde 6. dakikaya kıyasla 9-30. dakikalar arasında CV-Drift; kalp atım hızında (HR) anlamlı bir yükseliş ve kalp atım hacminde (SV) anlamlı bir düşüş kriterleri gözlendi. P@SVpik%90 yükünde 6. dakikaya ait SV değeri 143,5 ml'den 9. dakikada 136,7 ml'ye (p<0.05); P@SVpik yükünde 6. dakikaya ait SV değeri 148,4 ml'den 15. dakikada 142,7 ml'ye (p<0.05) ve P@SVpik%110 yükünde 6. dakikaya ait SV değeri 143,6 ml'den 30. dakikada 138 ml'ye (p<0.05) düşmesi CV-Drift göstergesi olarak değerlendirildi. SV'nin anlamlı düşüş gösterdiği dakikalarda, CV-Drift saptanan tüm yüklerde HR anlamlı düzeyde arttı (p˂0.05) ve Qc sabit kaldı (p>0.05). Sporcuların bireysel P@SVpik yüklerinde tüm ölçüm zamanlarına ait ortalama SV yanıtları, P@SVpik%90 ve P@SVpik%110'a kıyasla daha yüksekti (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışmada egzersiz yükü SVpik'e denk gelen yükten saptıkça, CV-Drift paterninin değiştiği gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kalp debisi, kardiyovasküler sapma, kalp atım hacmi, kalp atım hızı

KalpKalp fonksiyon testleriKalp hızı+3
Sinan Seyhan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Elit kadın futbolcularda yüksek yoğunluklu aralıklı antrenmanın kardiyak fonksiyonları ve kan parametreleri üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı elit kadın futbolcularda yüksek yoğunluklu aralıklı antrenmanın kardiyak fonksiyonları ve kan parametreleri üzerine etkisini araştırmaktır. Araştırma grubunu Diyarbakır ilinde Türkiye Futbol Federasyonu Kadınlar 1. Liginde aktif spor yaşantısını devam ettiren ve yaşları 18 ile 25 arasında değişen toplam 30 gönüllü kadın futbolcu oluşturmuştur. Çalışmaya 10 kadın futbolcu kontrol grubu, 10 kadın futbolcu birinci deney grubu, 10 kadın futbolcu ise ikinci deney grubu olmak üzere toplam 30 gönüllü katılmıştır. Gönüllü kadın futbolculara 8 hafta ve haftada 3 gün olmak üzere ortalama 20 dakikalık bir egzersiz programı uygulanmış olup, deney gruplarında yer alan futbolculara rutin futbol antrenmanlarına ek olarak 8 hafta boyunca HIIT antrenman modeli uygulanmıştır. Sporcuların çalışmaya başlamadan önce (ön test), 4 hafta ve 8 hafta sonra (son test) ölçümleri alınmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22.0 istatistiksel paket programı kullanılmıştır. Gruplar arası farklılıkların belirlenmesi için shapiro-wilk normallik sınaması yapılmış olup normal dağılım göstermediklerinden non parametrik testler uygulanmıştır. Grupların karşılaştırmaları için kruskal wallis h testi, ikili karşılaştırmalar için bonferoni düzeltmeli mann whitney u testi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Analiz neticesinde, kan parametleri için FT4, Glukoz; eko (ekokardiyografi) testleri için Aort kökü ve RVD; EKG (elektrokardiyografi) için ise Hr, Pr, Qrs, Qt, Qtc, Qtr değerlerinde anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur. Gruplar arası karşılaştırmalarda ise; deney gruplarının grup içi anlamlılık değerlerinin kontrol gruplarına göre daha çok etkilendiği görülmektedir. Sonuç olarak, HIIT antrenmanının kadın futbolcuların kardiyak ve kan parametreleri üzerine olumlu yönde etkisinin olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Elit kadın futbolcu, Kan parametreleri, Kardiyak fonksiyonlar, Yüksek yoğunluklu aralıklı antrenman

AntrenmanFutbolFutbolcular+4
Ercan Tizar
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sistemik lupus eritematozuslu hastalarda kalp fonksiyonlarının değerlendirilmesi

Sistemik lupus eritematozus (SLE) cilt, böbrekler, akciğerler, eklemler, sinir sistemi, seröz membranlar ve diğer organ ve dokuları etkileyebilen, sebebi bilinmeyen kronik inflamatuvar bir hastalıktır. SLE'li çocuklarda en sık görülen kardiyak problem perikardittir. Perikardit dışında miyokardit, kapak hastalıkları ve koroner arter hastalığı gelişebilir. Kardiyak anomaliler genelde klinik bulgu vermezler. Subklinik vakaların tespit edilenden daha yüksek oranda olduğu düşünülmektedir. Sistolik ve diyastolik bozuklukları genellikle birlikte görülmelerine rağmen, sistolik ve diyastolik ölçümleri birleştiren çok az doppler ekokardiyografik değişken vardır. Son zamanlarda sistolik ve diyastolik perfomansı birleştiren yeni bir doppler ekokardiyografik indeks üzerinde durulmuştur. Bu indeks ilk defa Tei ve ark. tarafından kullanılmış, sol ventrikülün sistolik ve diyastolik fonksiyonları noninvaziv olarak tahmin edilmeye çalışılmıştır. Miyokard performans indeksi, izovolümetrik kontraksiyon zamanı ve izovolümetrik relaksasyon zamanı toplamının ejeksiyon zamanına oranı olarak tanımlanmıştır. Çalışmamızın amacı sistemik lupus eritematozuslu çocuk hastaların kardiyak fonksiyonlarını değerlendirilip, asemptomatik oldukları dönemdeki erken fonksiyon bozuklarının saptanmasıdır. Bu çalışmaya 2015-2018 yılları arasında Fırat Üniversitesi Hastanesi Çocuk Romatoloji Polikliniğine başvuran 20 tane sistemik lupus eritematozusu olan çocuk dahil edilmiştir. Kontrol grubu olarak Çocuk Kardiyoloji Polikliniğine başvuran 36 tane sağlıklı çocuk alınmıştır. Hasta grupta 5 erkek hasta, 15 kız hasta bulunurken kontrol gurubu 13 erkek 23 kız hastadan oluşmaktadır. Kontrol grubu ile SLE'li grup arasında demografik özellikler olan boy, kilo, vücut kütle indeksi arasında anlamlı bir fark yoktu. Hasta grupta 5 adet SLE nefriti, 1 adet hemolitik anemi ve 1 adet hipertansiyonun eşlik ettiği sol ventrikül hipertrofisi bulundu. Yapılan konvansiyonel ekokardiyografideki gruplar arasında ejeksiyon fraksiyonu değeri arasında anlamlı fark yokken (p>0,05), kardiyak doku Doppler ile bakılan miyokard performans indeksi SLE'li grupta anlamlı olarak artmıştı (p<0,05). Bu artışın hastalığın getirmiş olduğu inflamatuvar yükün miyokard üzerinde oluşturduğu hasara bağlı olabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Sistemik lupus eritematozus, doku Doppler inceleme, erken kardiyak fonksiyon bozukluğu

EkokardiyografiKalp fonksiyon testleriKalp hastalıkları+3
Hatice Ayşe Özdemir
Fırat University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi akdeniz ateşi tanısıyla izlenen hastalarda perikard tutulumu ve kardiyak fonksiyonlarının değerlendirilmesi

ÖZET Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA), tekrarlayan karın ağrısı, eklem ağrısı ve göğüs ağrısına ateşin eşlik ettiği, otoinflamatuar bir hastalıktır. Kronik enflamasyona sekonder kardiyovasküler tutulum olursa, mortalite ve morbidite üzerine olumsuz etkileri olabilmektedir. Çalışma AAA'lı hastalarda kardiyak fonksiyonların ve perikard tutulumunun belirlenmesi amacı ile yapıldı. Ailevi Akdeniz Ateşi olan 99 hasta ve 24'ü kontrol grubundan oluşan prospektif bir çalışmadır. AAA olgularının yaş ortalaması 9,6 ± 3,7 yıl idi. AAA olgularında diastolik ve sistolik kalp fonksiyonlarının hem atak döneminde hem de kontrol grubuna göre önemli bir değişiklik göstermediği belirlendi. Ancak perikard kalınlığının atak döneminde olan hastalarda daha fazla olduğu ve istatiksel olarak anlamlı farklılık görüldü (p<0,05). Ayrıca hiçbir hastada perikardit tanısı konulmamasına rağmen, göğüs ağrısı ile gelen olgularda perikard kalınlığının daha fazla olduğu belirlendi. Sonuçlar değerlendirildiğinde perikardiyal kalınlaşmanın özellikle atak dönemi AAA olgularında daha fazla görülmesi, asemptomatik de olsa perikardiyal tutulumun olduğunu ve subklinik inflamasyonun devam ettiğini desteklemektedir. Subklinik inflamasyonun tüm serozalarda olduğu gibi perikard etkilenmesi nedeni ile AAA olgularının uzun dönem takibinde perikardı da içeren kardiyak fonksiyonlarının izlenmesi gerektiği görüldü. Anahtar kelimeler: Ailevi Akdeniz Ateşi, kalp fonksiyonları, perikardiyal tutulum

Ailevi akdeniz ateşiKalp fonksiyon testleriKalp hastalıkları+1
Özlem Karakuş Karatoprak
Fırat University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalıcı kalp pili implante edilmiş hastalarda gelişen atriyal fibrilasyon ile epikardiyal yağ arasındaki ilişki

Amaç: Kalıcı kalp pili (KKP) olan hastalarda gelişen atriyal fibrilasyon (AF) ile epikardiyal yağ dokusu arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir Yöntem: Çalışmaya kalıcı kalp pili olan ve epikardiyal yağ kalınlığı ölçülen 40 hasta alındı. Hastalar AF varlığına göre 2 grupta (Grup1: AF olan, Grup 2: AF olmayan) incelendi. Atriyal fibrilasyon, KKP aracılığıyla değerlendirilen >5dk süren ve >175 atım/dk hızında atriyal yüksek hız (AYH) varlığı olarak kabul edildi. Çalışma popülasyonunun demografik özellikleri, standart 2 boyutlu ekokardiyografi, Doppler ve doku Doppler bulguları kayıt edildi. Epikardiyal yağ kalınlığı ve AF gelişimi arasındaki ilişki istatiksel analiz ile değerlendirildi. Bulgular: Grup 1'de 10 hasta (ortalama yaş 57,8±17,0) ve grup 2'de 30 hasta (ortalama yaş 60,5 ±13,7) mevcuttu. İki grup arasında demografik özellikler açısından fark yoktu. Temel ekokardiyografik parametrelerden sol atriyum çapı ve hacmi, sol ventrikül çap ve duvar kalınlıkları, ejeksiyon fraksiyonu, sol ventrikül kitle indeksi iki grupta benzerdi. Epikardiyal yağ kalınlığı açısından 2 grup arasında anlamlı fark bulunmadı. Sonuç: Kalıcı kalp pili olan hastalarda, atriyal fibrilasyon sık görülür. Ancak bu hasta grubunda epikardiyal yağ kalınlığı ile arasında ilişki bulunamadı.

Atriyal fibrilasyonEpikardiyal yağ dokusuKalp+3
Yusuf Hoşoğlu
Karadeniz Technical University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

1 ay - 18 yaş arası malnütrisyonlu hastalarda kardiyak fonksiyonların değerlendirilmesi

ÖZETMalnütrisyonlu çocuklarda vücudun değişik kompozisyonlarındaki kayıpların yol açtığı hipotansiyon, kardiyak aritmi, miyokardiyopati, kalp yetmezliği ve ani ölüm gibi kardiyak anomaliler görülmektedir. Bu çalışmanın amacı aynı yaştaki malnütrisyonlu çocukların oluşturduğu grupla sağlıklı kontrol grubunun elektrokardiyografik, ekokardiyografik, biyokimyasal parametrelerini karşılaştırmaktır.Çalışma grubumuz 47 malnütrisyonlu çocuk (27 kız ve 20 erkek) ile 44 sağlıklı kontrol (25 kız ve 19 erkek) hastasından oluşmaktaydı. Tüm malnütrisyonlu ve sağlıklı çocuklar elektrokardiyografik, ekokardiyografik ve biyokimyasal değerlendirmeye alındı.Malnütrisyonlu 47 çocuğun ve sağlıklı 44 çocuğun yaş ortalaması sırasıyla 69,4 ve 68,9 aydı. Malnütrisyonlu çocuklar kontrol grubuna göre sol ventriküler kitle (LVM) ölçümlerinde anlamlı düşüklük göstermekteydi (42,3±24,5 gr vs 53,4±23,9 gr, p<0,05). Bununla beraber sol ventrikül kitle indeksi (LVMİ) malnütrisyonlu hastalar ve kontrol grubu arasında farklılık göstermemekteydi (60,7±13,3 vs 61,9±12,1, p>0,05). Bu bulgu malnütrisyonda LVM'deki kaybın vücuttaki kayıpla orantılı olduğunu göstermektedir. Kardiyak output ağır malnütrisyonlu grupta kontrol grubuna göre düşük bulundu (1,7±1,3 vs 3.1±1,1 L/min, p<0,05), ancak kardiyak indeks hasta ve kontrol grubu arasında anlamlı farklılık göstermemekteydi (2,6±1,1 vs 3,1±1,1 p>0,05). Malnütrisyonlu hastalarda sol ventrikül (LV) sistolik fonksiyonlarında anlamlı bozulma vardı. Sistolik fonksiyon göstergeleri olan ejeksiyon fraksiyonu (EF) ve kısalma oranı (FS) hasta grupta kontrol grubuna göre düşüktü (EF: 66,2±5,3 vs 69,2±4,07 p<0,05; FS: 35,4±4,2 vs 37,9±3,4, p<0,05). Sistolik ve diyastolik fonksiyonların beraber göstergesi olan miyokardiyal performans indeksi (MPİ) de hasta grupta kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşüktü (0,45±0,09 vs 0,36±0,05 p<0,01). Kardiyak fonksiyonlardaki bu bozulmalar malnütrisyonun şiddeti ve süresiyle ilişkiliydi. Troponin düzeyleri hiçbir hastada yüksek değildi.Düzeltilmiş QT dispersiyonu (QTcD) ve QTD düzeyleri malnütrisyonlu hastalarda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksekti (QTcD: 47,9±16,8 vs 32,9±10,6, p<0,001; QTD: 21,5±9,2 vs 28,2±9,2, p<0,01) ve artış malnütrisyonun süresi ve şiddetiyle ilişkiliydi. Bununla birlikte hiçbir hastamızda kompleks ventriküler aritmi bulunamadı.Sonuç olarak malnütrisyonlu hastalarda onların beslenme durumuyla ilişkili olarak önemli elektrokardiyografik ve ekokardiyografik anormallikler bulundu. Bu hastaların yönetiminde kardiyak değerlendirme ve erken beslenme tedavisi planlanmalıdır.Anahtar kelimeler: Malnütrisyon, Çocuk, Kardiyak fonksiyonlar

Beslenme bozukluklarıEkokardiyografiElektrokardiyografi+3
Osman Akdeniz
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı kanser tedavisinde kullanılan antrasiklin türevi ilaçların kardiyotoksik yan etkilerinin N-terminal pro-BNP ve 6 dakika yürüme testi ile erken tanısı

Her geçen yıl kanserli hasta sayısının hızla artmasına karşın bu hastaların kardiyak izlemlerinde kullanılacak fiyat-yarar değeri en yüksek test bilinmemektedir. Çalışmamızda antrasiklin türevi kemoterapi almış olan çocukların izlemlerinde klinik kardiyotoksisite ortaya çıkmadan pro-BNP ve 6DYT kullanılarak erken kardiyotoksisiteyi saptamanın yeri araştırılmıştır. Yakınması olmayan, son kemoterapi dozundan bu yana en az 9 en fazla 16 yıl süre geçen 16 hasta ve 16 sağlıklı günülü ile yapılan çalışmamızda olgulardan önce pro-BNP için serum örnekleri alınmış, bir sonraki gün Amerikan Toraks Derneği standartlarına uygun olarak 6DYT uygulanmıştır. Sonuçlar, pro-BNP' nin antrasiklin tedavisi alanlarda sağlıklı gönüllülere göre yüksek olduğunu (p:0,051) ve alınan kümülatif antrasiklin dozu arttıkça yüksek korelasyonla (p:0,02) pro-BNP düzeylerinin de arttığını göstermektedir; bu fark özellikle kemoterapi dozu 250 mg/m2' nin üzerine çıktığında istatistiksel olarak anlamlı olmaktadır (p:0,016). Alınan kümülatif antrasiklin dozu arttıkça hastaların yürüdüğü 6DYT azalmakla birlikte (negatif korelasyon, p:0,092) kümülatif kemoterapi dozu 250 mg/m2' den daha yüksek olanlar ve kemoterapi almayanlar arasında 6DYT açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p:0,076). Kardiyotoksik ilaç alan hastaların uzun dönem izlemlerinde hastalara ulaşmada yaşanan sıkıntılar ve 6DYT' nin ülkemizde ve dünyada çocuk hastalarda yeni uygulanmaya başlayan bir test olması nedeniyle kanser hastalarında kardiyotoksisitenin izleminde 6DYT ve pro-BNP' nin yerini belirlemek amacı ile yeni çalışmaların yapılmasına gerek vardır.Anahtar Kelimeler: antrasiklin kardiyotoksisitesi, 6 dakika yürüme testi,pro-BNP

AntrasiklinKalp fonksiyon testleriKalp hastalıkları+7
Mehmet Kenan Kanburoğlu
Gazi University
2010
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalp yetmezliğinde klinik ve ekokardiyografik kardiyak fonksiyonların ADMA ve inflamasyonla ilişkisi

Kalp yetmezliği insidansı son on yılda iki kat artmıştır ve kalp yetmezliği mekanizmaları tam olarak anlaşılamamıştır. Endotel kaynaklı Nitrik Oksit (NO) en potent vazoaktif maddedir, vazodilatasyon yapar, aynı zamanda anti-inlamatuvar ve anti-trombotik etkileri vardır.Bundan dolayı Nitrik Oksit'e endojen antiaterojenik ajan denilmektedir.NO sentezinde veya bioaktivitesindeki bir bozukluk Kardiyovasküler Hastalık riskinde artışa neden olmaktadır. Nitrik Oksit endotel hücrelerinde bir aminoasit olan L-arjininden NitRik Oksit Sentaz (NOS) aktivasyonuyla sentezlenmektedir.Asimetrik dimetilarjinin (ADMA); Nitrik Oksit Sentaz'ın endojen kompetetif inhibitörüdür.Endojen molekül olan ADMA insan plazma ve idrarında tespit edilebilir. ADMA, L-arjinin aminoasitiyle yapısal homoloji götserir.Endoteliyal L-arjinin ?NO yolağındaki bozukluk sonucu endotelyal disfonksiyon görülen durumlarda(örneğin; Aterosklerozis, Kronik Kalp Yetmezliği, Hiperkolesterolemi, Diabetes Mellitus ve Hipertansiyon) ADMA plazma seviyeleri yüksek bulunmaktadır.İki tip kalp yetmezliğ. vardır: Sistolik Kalp Yetmezliği(EF< %50) ve Diyastolik Kalp Yetmezliği(EF> %50). Son yıllarda kalp yetmezliği tanısında Natriüretik peptidlerin kullanımı artmıştır.Bugün kalp yetmezliği tanısının konulması ve prognozununbelirlenmesinde pro-BNP önemli bir belirteçtir. BNP ventriküllere özgü tek natriüretik peptidtir.BNP prekürsörü olan pro-BNP miyositlerin granüllerindepolanır.Kalp hastalıklarının patogenezinde inflamatuvar mediyatörlerin önemli rollerinin olduğu bilinmektedir.CRP bir beta-globülindir ve çok duyarlı nonspesifik inflamasyon, doku hasarı ve infeksiyon markırıdır.Yapılan çalışmalarda farklı etyolojilere bağlı kalp yetmezliğinde hs-CRP'nin serum düzeyinin yükseldiği ve komplikasyonlarla korele olduğu görülmüştür.Biz bu çalışmamızda; Sistolik Kalp Yetmezliği olan 17 hasta ile Diyastolik Kalp Yetmezliği olan 15 hastanın serum pro-BNP, hs-CRP ve ADMA düzeyleri arasında fark olup olmadığını araştırdık.Sonuçta biz;serum pro-BNP, hs-CRP ve ADMA düzeylerini sistolik kalp yetmezliği olan hastalarda daha yüksek bulduk, iki grup arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı çıktı.(p < 0.05) Ayrıca ADMA, proBNP ve hs-CRP arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon tespit edilmediğinden etkilerinin birbirlerinden bağımsız olduğu söylenebilir.

ADMADiastolEkokardiyografi+7
Sevil Alemdar
Gazi University
2010
00

Related subjects