Kadın-erkek eşitliği
59 theses under this subject heading
Toplumsal cinsiyet perspektifinden bütçeleme ve yerel yönetimlerde cinsiyete duyarlı bütçeleme yaklaşımı
Gün geçtikçe kadının; sosyal, ekonomik ve toplumsal alanda görünürlüğü artmakta ve bu gelişimsel durumun güdümünde geleneksel anlayışın kadınlar için koyduğu katı kurallar giderek zayıflamaktadır. Modern yaşam tarzının sınır tanımadan etki alanını genişletmesiyle beraberinde getirmiş olduğu değişim ve yenilikten en çok etkilenen grup da kadınlar olmuştur. Bu sosyal değişimle birlikte devletler de yönetim işlevini yaparken kullandığı bütçelemeyle kadınlara yönelik faaliyetlere giderek daha fazla pay ayırmaya başlamıştır. İçinde bulunulan süreçte kadının sosyal statüsünün güçlendirilmesinde ve desteklenmesinde yerel yönetimlerin de bakış açısı pozitif yönde değişimini sürdürmekte ve sosyal faaliyetler başta olmak üzere kadınlara yönelik çeşitli aktiviteler gerçekleştirmektedirler. Yerel yönetimlerin her geçen gün hem yönetimsel açıdan hem de faaliyetleri açısından cinsiyete duyarlı bütçeleme politikasını benimsediği görülmektedir. Diğer yandan merkezi ve yerel düzeyde uygulama alanı bulan bir bütçeleme yaklaşımı olsa da cinsiyete duyarlı bütçeleme bilhassa yerel eksende sonuç verici ve etkili olduğu kabul edilmekte, bu durumda yerel idareler, özellikle de belediyeler cinsiyete duyarlı bütçelerin uygulanmasında baş aktör olarak sayılmaktadır. Bu bağlamda Muğla Büyükşehir Belediyesi özelinde 2018 yılına ait insan kaynakları verileri kullanılarak kurum içi cinsiyet eşitliği durum analizi yapılmıştır.
Toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında ücret eşitsizliği: Türkiye ve AB ülkeleri karşılaştırması
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği sadece ülkelerin değil dünyanın sorunu olmaktadır. Toplumun eğitim yapısını, politikasını, ekonomisini, büyümesini, kalkınmasını ve daha birçok alanı etkilemektedir. Bu yüzden söz konusu eşitsizlik için hemen hemen bütün ülkelerde farkındalık oluşmaktadır. Söz konusu eşitlik hem AB hem de Türkiye için önemli bir amaç olmaktadır. Bu yüzden Türkiye ve AB söz konusu eşitlik için hem anayasada hem de piyasada birçok düzenleme yapmaktadır. Bu bağlamda Türkiye ve AB'de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin boyutunu görebilmek için Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu, Küresel Ücret Raporu, pek çok veri seti ve kaynaktan hareket ile söz konusu ülkelerdeki cinsiyet eşitsizliği incelenmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ücret eşitsizliği üzerindeki etkisi karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Elde edilen verilere göre Türkiye'deki cinsiyet eşitsizliği hemen hemen bütün AB ülkelerinden daha fazla olduğu görülmektedir. Fakat bu durumun cinsiyete göre ücret eşitsizliğine aynı oranda yansımadığı ve birçok AB ülkesinden daha iyi durumda olduğu görülmektedir. Fakat Türkiye'de genel olarak bir iyileşmeden bahsedilse de aynı eğitimi ve aynı mesleği yapanlarda cinsiyete göre ücret eşitsizliğinin genel olarak erkeklerin lehine olmaktadır. Bu yüzden hem Türkiye hem de AB cinsiyet eşitsizliğini ve cinsiyete göre ücret eşitsizliğini ortadan kaldırmak için mücadele etmelidir. Bu amaç doğrultusunda önyargıları, toplumsal cinsiyete dayalı hükümet düzenlemeleri, meslek ayrımcılığı, cinsiyet ayrımcılığı gibi eşitsizlik yaratan birçok sorun ortadan kaldırılmalıdır.
İşletmelerde kadın-erkek ayrımcılığı ve cinsel taciz
ÖZET Tarihsel süreçte kadının toplum içindeki yeri ve konumuna ilişkin mücadelesi, önceleri daha çok sosyal konum itibarı ile olmuş, daha sonraları ise kadının çalışma hayatına katılması ile bu mücadele, ekonomik boyut da kazanmıştır. Toplumların gelişimi ile kadının sosyal statüsünde de bir gelişme kaydedilmiş, göreceli olarak kadınlar her alanda belli kazanımlar elde etmiştir. Çalışma hayatına kadının girmesinin sonucu olarak kadınla ilgili sorunların farklılaşmasıyla, sosyal, ekonomik ve hukuksal bazlı düzenlemeler, toplumsal hayatı giderek çevrelemeye başlamıştır. Bu noktada, kadınların çalışma hayatındaki sorunlarına ilişkin düzenlemelerin, kadınların sorunlarının erkeklere göre farklı olması ve sırf kadın oldukları için karşılaştıkları sorunlar yüzünden yapıldığı görülmektedir. Çalışma hayatında kadın olmanın getirdiği dezavantajlar, bir de onların cinsiyetlerine dönük zafiyetle birleştiğinde, bu düzenlemeler kaçınılmaz bir hal almaktadır. Kadının erkeğe göre daha zayıf olan konumu ve yapısı itibarı ile uygulama alanı bulan cinsiyet ayrımcılığı sorunu, kadının gerek işe girişte, gerek işe girdikten sonraki çalışma hayatında, ücret ödenmesinde ve sosyal güvenlik haklan bakımından kendini göstermektedir. Çalışan kadınlar, işyerlerinde cinsel tacize de uğramakta, böylece kadın çalışan olmak, bir başka sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle; çalışmamızda öncelikle, tarihten günümüze kadının sosyo ekonomik durumu incelenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda genel olarak ve günümüze doğru kadının çalışma hayatındaki durumu ortaya konmuş, ikinci bölümde kadınların çalışma yaşamına ilişkin sorunları, bu çerçevede genel sorunlar ile cinsiyet ayrımcılığı ve cinsel taciz sorunları ele alınmış, çalışmamızın son bölümünde ise, seçilen yüz çalışan kadın denekten alınan anket verileri değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır.
Gaziantep'te beyaz yakalıların mobbing deneyimleri
Mobbing, çalışma hayatında bireylerin sıkça karşılaştıkları bir durumdur. Gaziantep'te beyaz yakalıların mobbing deneyimlerinin irdelendiği bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Çalışma kapsamında, farklı mesleklere sahip olan on beş kadın ve yedi erkek ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Çalışma genelinde, mobbing deneyimi toplumsal cinsiyet perspektifiyle ilişkilendirilerek tartışılmıştır. Bu bağlamda beyaz yakalıların çalışma hayatındaki değişimlerine bağlı olarak konumları ele alınmıştır. Çalışma hayatındaki ast- üst ilişkilerinin keskinleşmesi, güvencesiz iş ilişkileri, aynı statüde çalışan bireylerin yükselme kaygısı, stresli, gergin ortam ve çalışma yaşamında toplumsal cinsiyet rollerinin etkisi mobbing deneyimini şekillendirmektedir. Bu çerçevede tezde mobbingin nedenleri, etkileri ve sonuçları çok yönlü olarak tartışılmaktadır. Anahtar Kelimeler:Mobbing, Cinsiyet, Beyaz Yakalılar, İş Hayatı, Gaziantep
Assessment of the impact of civil society organizations on gender equality and women empowerment advocacy in Ghana
Gender equality and women empowerment (GEWE) are important issues that require the support of governments all over the world. Inequalities in gender in any society lead to the lack of developmental growth. With the strong linkage of GEWE and development, developing countries need to give more attention and support to issues pertaining to GEWE to attain the Millennium Development Goals (MDG) on gender equality. The MDG on gender equality which is to ensure equal access to education, health care, descent life and political representation has not yet been achieved by Ghana, as government and governmental agencies have not enacted effective laws nor undertaken enough programs and projects that are geared towards gender equality and women empowerment. The lack of effective programs by government and its agencies require that civil society organizations (CSOs); which are non-governmental and non-profit organizations established for the good of the citizenry take up more roles to ensure the attainment of gender equality and women empowerment. Though CSOs in Ghana have carried out a lot of activities, programs and advocacies for gender equality and women empowerment, their efforts have not yielded the expected results. One of the main factors that account for this is the lack of effective studies to measure and evaluate the impact of their activities. CSOs can improve on their activities and make a tremendous impact if they are able to asses through a scientific way the impact of their programs and activities. This thesis therefore examines the contributions of civil society groups and their impact from the perspective of the general populace toward GEWE in Ghana. The study begins with a historical overview and nature of civil societies in Ghana. Through research survey, the evaluation of the impact of activities of civil society organizations is carried out. The activities of the Civil Society Organizations were assessed critically and comprehensively considering the view or understanding of the people concerning gender equality and women empowerment. The opinion of the general public was gathered across three geo-political zones of Ghana with the aid of questionnaires that were physically administered on one on one and face to face. The results were rated descriptively on the basis of frequency and percentage. The outcome of the empirical survey depicts that, the majority of the populace have a full view and understanding of the operations and programs of the CSOs and are very familiar with the activities and programs of CSOs that are involved in gender equality advocacy. It was also revealed that, most of the respondents believe that government policies do not have adverse effect on the activities on CSOs in GEWE. One of the important findings is that compared to government and governmental agencies, there are enough CSOs in Ghana which are perceived to have achieved proven results in terms of advocacy for economic independence, violence control, development and protection of children. This accounts for the fact that CSOs are generally seen to be more trustworthy and have a higher public participation than governmental agencies in gender equality advocacy. This does not underestimate the fact that there is the comparative advantage that exists between the CSOs and governmental agencies on gender equality and women empowerment as acknowledged in the studies. Aggregately, the study revealed that the Ghanaian people have an adequate understanding of the impact of the activities of CSOs', except in few cases where the respondents exhibited some level of little disagreement and indecision; but the respondents have a better view about CSOs' programs. Although the general findings from the studies alluded to the fact that CSOs in Ghana have made great impact in gender equality advocacy and women empowerment, they are faced with a lot of challenges such as the strong competition for funds and visibility, short duration of activities, lack of collaboration among CSO and lack of sufficient funds. To overcome the challenges identified and make CSOs have a better impact on gender advocacy and women empowerment, solutions such as monitoring the activities of CSOs, better funding methods, detailed and properly planned programs, collaboration among CSOs, Increase in gender-based CSOs, intensive publicity of activities, recruitment of dedicated volunteers and the effective management of state-CSOs interaction were recommended in this theses. Keywords: Gender Equality, Civil Society Organizations, Ghana, Women Empowerment
Yerli ve göçmen ortaokul öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik algıları
Bu araştırmanın amacı yerli ve göçmen ortaokul öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik algılarını belirlemek, bu algılardaki benzerlikleri ve farklılıkları ve bu farklılığa etki eden değişkenleri ortaya koymaktır. Ankara ili Keçiören ilçesinde bir ortaokulda 2022- 2023 eğitim öğretim yılında öğrenim gören 12-14 yaş aralığındaki 11 yerli ve 9 göçmen öğrenciden oluşan 20 katılımcılı çalışma grubu ile gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yönteminden yararlanılan çalışmanın veri toplama aşamasında katılımcı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmıştır. Araştırma sonucunda yerli ve göçmen ortaokul öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik algılarının benzerlik gösterdiği, meslek seçiminde cinsiyet eşitliğini destekleyici tutuma sahip oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların kadın kelimesini edilgen sıfatlarla ilişkilendirdikleri, erkek kelimesini ise etken sıfatlarla ilişkilendirdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyici tutumlarına rağmen günlük yaşantılarındaki davranış, oyun, arkadaş seçimlerinde toplumsal cinsiyet rollerinin etkisinde kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır. Ailelerin kız ve erkek çocuklardan beklentilerinin toplumsal cinsiyet rolleri çerçevesinde şekillendiği, katılımcı ailelerinde ev içi görevlerden kadınların sorumlu olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Yerli ve göçmen öğrencilerin toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle gerçekleştiremedikleri eylemlerin nedenlerinin aile, sosyal çevre ve toplum olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Farklı kültürlere, eğitim düzeylerine, sosyo-ekonomik düzeylere sahip ailelerin çocuklarının toplumsal cinsiyetle ilgili algılarının benzerlik gösterdiği görülmüştür. Katılımcı görüşlerinden yola çıkılarak toplumsal cinsiyet rollerinin aktarımında aile, sosyal çevre ve akran grubunun etkili olduğu sonucuna varılmıştır.
Cinsiyet eşitsizliği ve ekonomik büyüme ilişkisi: Türkiye İBBS-2 düzeyi için bir analiz
1970'lere gelindiğinde, beşeri sermaye ve bununla ilgili olarak eğitimin ekonomik büyüme ve kalkınmayı etkileyen en önemli faktörlerden biri olduğu ortaya çıkmıştır ve ülkeler daha fazla ekonomik büyüme ve kalkınma elde edebilmek için beşeri sermaye yatırımlarını arttırmışlardır. Ancak, dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınların bu beşeri sermaye yatırımlarından yeteri kadar faydalanamadığı görülmüştür. Özellikle, azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, erkeklerin kadınlara nazaran daha fazla eğitim aldığı, daha iyi iş olanaklarına sahip olduğu, daha fazla ücret geliri elde ettiği ve parlamentoda daha fazla yer aldığı göze çarpmıştır. Bu durum, pek çok uluslararası kurum ve kuruluş tarafından fark edilmiş ve bu durumun önlenmesi için pek çok proje ve program (UNDP, WEF ) ortaya çıkarılmıştır. Bu çalışmada, gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer alan Türkiye'de İBBS-2 düzeyi için eğitimdeki cinsiyet eşitsizliğinin, işgücüne katılım ve ekonomik büyüme üzerindeki etkileri 2009 ile 2014 yılları arası için incelenmiştir. İlk olarak, cinsiyet eşitsizliği, ekonomik büyüme ve kalkınma ve cinsiyet eşitsizliği ve ekonomik büyüme ilişkisi teorik olarak açıklanmış, daha sonra ise konuyla ilgili daha önceki yapılmış olan çalışmalara yer verilmiş ve son olarak ise, TÜİK'den alınmış olan verilerle korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Elde edilen korelasyon sonuçları yükseköğretim mezunu kadın-erkek oranı ile kişi başına düşen gelir ve yükseköğretim mezunu kadın-erkek oranı ile yükseköğretim mezunu kadın-erkek işgücü katılım oranı arasındaki ilişkiler hariç anlamlıdır. Yapılan regresyon analizi sonuçları ise, ortaöğretim mezunu kadın-erkek oranı ile kişi başına düşe n gelir arasındaki ilişki hariç anlamsızdır. Elde edilen genel sonuçlar ise, eğitimdeki cinsiyet eşitsizliği ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin kuramsal sonuçlarla uyuşmadığıdır.
Üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyete ilişkin görüşlerinde Erasmus Programı deneyimlerinin rolü: Ege Üniversitesi örneği
Bu araştırmanın amacı, Erasmus Programına katılmış öğrencilerin toplumsal cinsiyete ilişkin görüşleri, düşünceleri ve fikirleri üzerinde Erasmus deneyimlerinin herhangi bir etkisi olup olmadığını ortaya çıkarmak ve öğrencilerin bu süreçte toplumsal cinsiyete ilişkin elde etmiş oldukları farkındalıklarının ve görüşlerinin toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorununa getireceği çözüm önerilerini de ele almaktır. Bu çözüm önerilerinin değerlendirilmesiyle elde edilecek bulgular, yükseköğretim kurumlarındaki toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışının geliştirilmesine ve yaygınlaştırılmasına katkı sağlaması da amaçlanmaktadır. Bu çalışma kapsamında nitel araştırma yöntemlerinden olan fenomenoloji modeli kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak ise derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın ana evrenini 2021/2022 akademik yılı bahar döneminde Almanya'nın çeşitli üniversitelerinde öğrenim görmüş ve yurtta konaklamış olan Ege Üniversitesi'nin farklı fakülte ve bölümlerinden 6 erkek 5 kadın olmak üzere toplamda 11 lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, Erasmus deneyimi, farklı kültürlerle bir arada yaşamanın yeni bakış açıları, özgüven, duyarlılık, tolerans ve farkındalık gibi faydalar sağladığı ortaya çıkmıştır. Erasmus süreci, kadın katılımcılar için toplumsal cinsiyet rollerini sorgulama ve değiştirme fırsatı sağlamıştır. Erasmus deneyimi, öğrencilerin toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığına ulaşmalarını ve gelecek planlarını değiştirmelerini de sağlamıştır. Sonuç olarak, Erasmus deneyimi, daha eşitlikçi ve özgür toplumların oluşmasına katkıda bulunma isteğini artırmaktadır. Öğrenciler, farklı kültürleri tanıma deneyimleriyle birlikte toplumsal cinsiyet algılarının değiştiğini ifade etmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliği hakkında farkındalığın artırılması için öneriler arasında ise ilk ve orta öğretimde toplumsal cinsiyet dersi verilmesi, karma cinsiyetli yurtların yaygınlaştırılması ve cinsiyet eşitliği farkındalığı etkinliklerinin yapılması bulunmaktadır.
Toplumsal cinsiyet araştırması: Turgutlu örneği
Sosyolojinin on dokuzuncu yüzyıla dayanan kökenine bakıldığında toplumsal cinsiyet kavramına rastlanmaz. İkinci dalga feminizmin etkisiyle 1960'ların ortasında sosyal bilimler literatürüne dahil olan bu kavram zaman içerisinde cinsiyet stereotipleri, erkekliğin ve kadınlığın kültürel inşası, yapısal olarak cinsiyet işbölümünü de kavramsal açıklamalara dahil ederek çalışma alanlarını daha da genişletmiştir. Bu bakımdan toplumsal cinsiyet, femineni yani kadınsılığı ve masküleni yani erkeksiliği sonuç olarak kadın ve erkek olmanın içinde yaşanılan toplumda ne anlama geldiğini ifade etmektedir. Buradan hareketle bu tez çalışmasında; kadınlık ve erkekliğin toplumsal yapı içerisinde farklı değişkenlere göre -yaş, cinsiyet, eğitim durumu, yaşanılan yer ve yaşama süresi, gelir seviyesi gibi demografik özellikler- nasıl tanımlandığını, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı yönündeki tutumların tespitinin yapılmasını ve toplum tarafından inşa edilen kadınlık ve erkeklik dışında cinsel yönelim konusunda toplumsal farkındalığın ne yönde olduğunun tespit edilmesini amaçlamaktadır. Bu araştırma nicel bir alan araştırması olarak Turgutlu ilçesinde yapılan saha çalışmasından toplanan verilere dayanmaktadır. Araştırmanın evrenini 15 ve üzeri yaşa sahip Turgutlu ilçesi nüfusu oluşturmaktadır. Bu yaş sınırının belirlenmesindeki temel etkeni cinsiyet kimliğinin oluşum şartlarının dikkate alınması oluşturmaktadır. Evreni temsil özelliğine sahip örneklemin tespiti için olasılığa dayalı tabakalı örnekleme tekniği tercih edilmiştir. Araştırmanın örneklemini Turgutlu ilçesine bağlı 22 mahalleden toplam 384 kişi oluşturmuştur. Bu araştırma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde araştırmanın odak noktasını oluşturan cinsiyet, toplumsal cinsiyet, toplumsal cinsiyet rolleri, toplumsal cinsiyet algısı, ayrım, ayrımcılık, cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet sosyalizasyonu kavramları açıklanmış beraberinde toplumsal cinsiyete yönelik oluşturulan kuramsal yaklaşımlar ele alınmıştır. İkinci bölümde toplumsal cinsiyet alanında yapılmış çalışmaların incelenmesi ile literatür özeti ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise araştırmanın saha çalışmasına ve bulgularına yer verilmiştir. Araştırmanın öne çıkan bulgularına bakıldığında araştırmanın ilk varsayımı olan kadınlık ve erkeklik tanımlamaları farklılaşmaktadır cinsiyet değişkenine göre ele alınmış ve kısmen desteklenmiştir. Bu varsayımı test etmek amacıyla 10 alt kategori (davranış ve görünüm, iş bölümü/yapılan işler, kavramsal tanımlamalar, mekan türleri, mesleki farklılıklar, müzik enstrümanları, sanat dalları, spor dalları, tanımlayıcı özellikler, zeka türleri) oluşturulmuş ve cinsiyete göre uygunluk arasındaki ilişki ortaya çıkarılmıştır. Araştırmanın ikinci varsayımı olan hak temelli toplumsal cinsiyet eşitliğinin benimsenme düzeyi ile sosyo-demografik özellikler arasındaki ilişki ele alınmış ve kısmen desteklenmiştir. Bu varsayımı test etmek amacıyla üç alt varsayım oluşturulmuş sivil, siyasi ve sosyal hakların kullanımı yönündeki toplumsal cinsiyet eşitliğinin benimsenme düzeyi ile sosyo-demografik özellikler arasındaki ilişki ele alınmıştır. Araştırmanın üçüncü varsayımı olan cinsel yönelime ilişkin tutumlar ile sosyo-demografik özellikler arasındaki ilişki ele alınmış ve kısmen desteklenmiştir.
16-19 yaş arası adölesan kadınların toplumsal cinsiyet eşitliği tutumlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırmada, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran 16-19 yaşları arasındaki evli ve/veya gebe olan ve olmayan adölesan kadınların toplumsal cinsiyet eşitliği tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu araştırma nitel modeli esas alan, betimleyici yapıda bir çalışmadır. Veriler araştırmacının katılımcılarla yaptığı yüz yüze derinlemesine görüşmeler sonucunda toplanarak yazılı metin haline getirilmiş ve Maxqda Programı'na aktarılmıştır. Bu veriler, tezin kuramsal yapısına uygun ve araştırma sorusunu yanıtlayacak biçimde benzerlik, farklılık temelinde kodlanarak kategorilendirilmiş ve yorumlanmıştır. Bulgular: Katılımcılar toplumsal cinsiyet eşitliği belirleyicileri açısından değerlendirildiğinde, evli veya gebe olmayanların evli veya gebe olanlara göre eğitim durumu, ekonomik düzeyi, sahip oldukları aile yapıları açısından daha iyi konumda oldukları anlaşılmıştır. Benzer durum suça sürüklenme ve madde bağımlılığı konusunda görülmüştür. Katılımcıların toplumsal cinsiyet eşitliği göstergelerine bakıldığında evli veya gebe olmayanların evli veya gebe olanlardan daha eşitlikçi toplumsal cinsiyet tutumuna sahip olduğu anlaşılmıştır. Bu bize toplumsal cinsiyet eşitliği belirleyicilerinin, toplumsal cinsiyet eşitliği göstergelerinin üzerindeki etkisini göstermektedir. Sonuç: Erken dönemde evlenen adölesan kadın gerek toplumsal beklentiler nedeniyle gerekse kendisinde oluşan "evli kadın rolü" nün yarattığı düşünce yapısı nedeni ile toplumsal cinsiyet eşitlikçi tutum geliştirememektedir. Eğitim yaşının yükseltilmesi ve erken evliliğin engellenmesi adölesan kadınların toplumsal cinsiyet eşitliği tutumlarını da değiştirecektir. Bu nedenle erken evliliği önlemek amaçlı alınacak önlemler oldukça önemlidir.
Okul öncesi dönem çocuklarının toplumsal cinsiyet algılarında medyanın rolüne ilişkin ebeveynlerinin ve öğretmenlerinin bakış açılarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, okul öncesi dönemdeki çocukların toplumsal cinsiyet algılarında medyanın rolüne ilişkin ebeveynlerinin ve öğretmenlerinin bakış açılarının incelenmesidir. Bu sebeple araştırmacı çocukların toplumsal cinsiyet algılarına yönelik medyanın rolüne ilişkin ebeveynlerin ve öğretmenlerin bakış açılarını keşfetmek, deneyimlerini ortaya koymak ve analiz etmek amacıyla, araştırma nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım olarak planlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, amaçlı uygun örneklem ve amaçlı ölçüt örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Çalışma grubunu, 2 okul öncesi eğitim kurumundan her anaokulu için 8'er ebeveyn ve çocuklarının 1 öğretmeni olmak üzere toplamda 32 ebeveyn ve 2 öğretmen oluşturmuştur. Bu görüşmeler için yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formlarında, ebeveynlere ve öğretmenlere, çocukların toplumsal cinsiyet algılarına yönelik medya rolüne ilişkin gözlemlerinin neler olduğunu, çocukların söylem ve davranışlarını nasıl yorumladıklarını, nasıl yönlendirdiklerini belirlemeye yönelik sorular sorulmuştur. Görüşmeler, araştırmacı tarafından elle kayıt altına alınırken, veri kaybı yaşanmaması için ses kaydına alınmıştır. Veriler ham veri olarak bilgisayara atılmış, daha sonra araştırmacılar, verileri önce ayrı ayrı kodlamış, daha sonra bir araya gelip birlikte kodlamışlardır. Böylece bu verilerden uygun tema, kod oluşturularak içerik analizi yapılmıştır. Araştırma bulguları toplumsal cinsiyete yönelik sosyal bileşenler ve feminist kuram temelinde tartışılmıştır. Bu bağlamda katılımcı ebeveynlerin çocukların toplumsal cinsiyete yönelik medyanın rolüne işaret eden davranışlarına yanıtlarında ataerkilliğin varlığı yoğun hissedilmiştir. Öğretmenlerin ise öğrencilerini cinsiyet eşitliğine dayalı bir düşünce için çabalayıcı konumda oldukları saptanmıştır. Sadece annelerin öğretmenlerle paylaşımda bulunması, cinsiyete dayalı eşitsiz iş bölümü sonucunda ortaya çıkmaktadır. Kadınlar iş yerlerinden çıkıp eve geldiklerinde de ev işleri ve çocuk bakımı gibi rolleri büyük oranda sahiplenmiştir ve bu yüzden babaların çocuklarının bakımında az rol almalarından kaynaklı görüşlerinde tahmini olarak cevap verdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Ebeveynlerin çocuklarının toplumsal cinsiyet algılarına yönelik ve medyanın rolüne ilişkin bilinçlendirilmeleri gerekmektedir. Medyanın iletileri hakkında bilinçlendirilmeleri için ebeveynlere seminerler düzenlenebilir. Aynı şekilde öğretmenlerin meslek eğitimi sırasında medya yorumlama derslerine yer ya da ağırlık verilmesi, ebeveyn-öğretmen işbirliğini arttırılması için atölyeler düzenlenebilir. Medyada kapsamlı bir değişime gidilerek cinsiyet eşitliğine dayalı, geleneksel kalıp yargı ve rollerden çıkarak, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması amacıyla medya kanallarında da cinsiyet eşitsizliği probleminin çözülmesi gerektiği söylenebilir. Anahtar kelimeler: Toplumsal cinsiyet algısı, okul öncesi dönem, ebeveynler, öğretmenler, media
İslamcılık ekseninde modernleşen Osmanlı İmparatorluğu'nda kadın-erkek eşitliği tartışmaları
Bu tezin amacı bir dönem İslam dünyasını etkisi altına alan İslamcılık akımının Osmanlı Devleti'nde 19. Yüzyılın ikinci yarısından II. Meşrutiyet döneminin sonuna kadar olan süreçte Türk toplumuna etkilerini kadın-erkek eşitliği tartışmaları üzerinden irdelemektir. Araştırmanın toplumsal ve modernleşme sürecine katkısı, her iki cinsiyet içinde tartışılmaktadır. Tez öncelikli olarak bazı temel kavramların açıklanması, ardından da Osmanlı İslamcılığı üzerine kısa bir literatür taraması şeklinde hazırlanarak ortaya çıkarılmıştır. Çalışma hayata geçirilirken dönemin İslamcı aydınlarının fikirleri, Modenleşme ve II. Meşrutiyet dönemi hakkında Türkiye'de yapılmış temel eserler öncelikli olarak kullanılmıştır. Bunun dışında bir takım kavramların Batı ve İslam sentezli olmasından dolayı Türkçe'nin yanı sıra İngilizce kaynaklardan da yararlanılmıştır. Çalışma hayata geçirilirken Osmanlı İmparatorluğu döneminin İslamcı Aydınları olan, Mustafa Sabri Efendi (1869-1954), Musa Kazım Efendi (1858- 1920), Said Halim Paşa (1864-1921) ve Mehmet Şemsettin Günaltay (1883-1961), dönemin İslami söylemini cinsiyetleştiren fikirleriyle öne çıkmışlardır. İslamcı aydınlar kadın sorununu örtünme, çok eşlilik, kadının eğitimi, kadının özel alan/ aile içi görevleri, kadının iş hayatına/kamusal hayata katılmaları üzerinden tartışıp söylem üretmişlerdir. Bu çalışma İslamcılığı değişmeyen, monolotik bir ideoloji görmekten ziyade, kendi içinde çeşitlendiğini göstermesi bakımından da önem arz etmektedir.
Toplumsal cinsiyet eşitliği duyarlılığının geliştirilmesi: İlkokul dördüncü sınıflarla yapılan bir eylem araştırması
Toplumsal cinsiyet, toplumların kadına ve erkeğe atfettiği roller ve bu roller doğrultusunda yapılandırılmış özellikleri kapsar. Bu bağlamda, kadına ve erkeğe verilen rollerin eşitliği, toplumların ilerlemesi ve çok yönlü gelişimi açısından oldukça önemlidir. Eğitimin bu eşitliği sağlamada önemli bir katkı sunması açısından, özellikle küçük yaşlardan itibaren çocukların toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin duyarlılığını arttırmaya yönelik sınıf içi etkinlikler önem taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı, hazırlanan eğitim programı aracılığıyla bir ilkokuldaki dördüncü sınıf öğrencilerinin toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik duyarlılıklarının geliştirilmesi ve bu gelişim sürecinin incelenmesidir. Araştırmanın amacı doğrultusunda, bir ilkokulda dördüncü sınıf öğrencilerinin toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin duyarlılığını geliştirmeye yönelik bir programın uygulama sürecini de kapsayan araştırmanın modeli katılımcı ve eleştirel-özgürleştirici eylem araştırması olarak belirlenmiştir. Araştırmanın katılımcıları belirlenirken ölçüt örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. Uygulama yapılacak okulun öğrencileri açısından temel alınan ölçütler ise, okulun orta-sosyoekonomik düzeye sahip, birden fazla dördüncü sınıf şubesine sahip olması, uygulanan öğrenci (Çocuklar için Kalıplaşmış Toplumsal Cinsiyet Tutumları Formu (ÇKTCTF)) ve öğretmen (Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği (TCRTÖ)) ölçme araçlarında edinilen sonuçlara göre toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik bir sorunun varlığı olarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda, araştırmanın katılımcıları 2018-2019 Eğitim-Öğretim Yılı bahar döneminde, Adana il merkezinde bulunan, orta sosyo-ekonomik düzeye sahip bir ilkokulda dördüncü sınıf düzeyinde öğrenim gören 32 öğrenci olmuştur. Araştırmanın uygulama süreci, 11 hafta ve üç döngüden oluşmuş, 11 farklı tema ve 42 kazanım ele alınmıştır. Araştırmacı, aynı zamanda uygulayıcı olarak görev almıştır. Uygulama sürecinde 11 ders planı yürütülmüştür. Öncelikle mevcut durumun belirlenmesine yönelik verilerin toplanmasında Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Yönelik Farkındalık Belirleme Formu (TCE-FF) ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış, aynı ölçme araçları uygulama süreci sonrasında da kullanılmıştır. Uygulama sürecinde ise, derslere ilişkin video kayıtları, uygulama sırasında döngüler sonrası gerçekleştirilen görüşmeler için yarı-yapılandırılmış görüşme formu, öğrenciler için hazırlanan öz-değerlendirme/ ders değerlendirme formu, araştırmacı günlüğü gibi araçlardan yararlanılmıştır. Uygulama süreci sonunda ayrıca öğretimin değerlendirilmesine yönelik yarı-yapılandırılmış görüşme formu da kullanılmıştır. Verilerin analizi kapsamında, katılımcıların belirlenmesinde kullanılan araçlardan elde edilen verilere yönelik betimsel istatistikler ve ANOVA' dan yararlanılırken, mevcut durum ve ihtiyaç belirleme, ayrıca son uygulamada kullanılan formun ve görüşmelerin, gözlemlerin analizinde tümevarımsal ve tümdengelimsel içerik analizinden; döngüler sonrası ara görüşmeler ile öz-değerlendirme/ders değerlendirme formlarından elde edilen verilerin analizlerinde ise betimsel analizden yararlanılmıştır. Gözlem, görüşme ve farkındalık belirleme formunun verilerinin analizleri yapılırken ise sürekli karşılaştırmalı analiz yöntemi kullanılmıştır. Geçerlik ve güvenirlik çalışmalarına yönelik, çeşitleme, ayrıntılı betimleme, uzman ve teyit incelemesi, katılımcı teyidi, kodlayıcılar arası uyum, ayrıntılı raporlama, araştırmacı etkisini kontrol etme gibi önlemler alınmıştır. Ayrıca, araştırmanın etik boyutu açısından, gerekli yasal izinler, gönüllü katılım onayı ve veli izni alınması da alınan önlemler arasındadır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, mevcut duruma yönelik yapılan analizler, öğrencilerin cinsiyet ve özelliklerine ilişkin tanımlamalarında, güç farklılıkları, geleneksel roller ve yapılan işlerde farklılıklara odaklandıklarını, toplumsal cinsiyet eşitliğini tanımlarken ise fiziksel benzerliğe vurgu yaptıklarını ortaya koymuştur. Ayrıca, öğrencilerin ailelerinde ve toplumda toplumsal cinsiyet eşitliğini açıklarken ilişkilendirme yapmakta zorlandıkları, ancak eşitsizlik durumunu tespit etmede daha iyi oldukları, yine de eşitlik ve eşitsizlik farkını yeterince ortaya koyamadıkları görülmüştür. Öğrencilerin toplumsal cinsiyet eşitliğiyle ilgili olarak insanların yardımlaşma ve paylaşma değerlerine vurgu yapması, eşitliğe olumlu bakışının yanı sıra geleneksel kalıpyargılarının ve kadının daha zayıf ve güçsüz olmasına ilişkin görüşlerinin varlığı toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik duyarlılığın geliştirilmesine ihtiyaç olduğunu ortaya koymuştur. Eylem sürecinde, öğrencilerin toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik farklı toplumsal kurumlar açısından duyarlılığını geliştirmeye yönelik planlanan etkinliklerde, öğrencilerin kadınların güçsüz görülmesi, spor, bilim, sanat gibi alanlarda daha geri planda olması gibi eşitsizlik durumlarına ilişkin farkındalıklarının gelişim gösterdiği, gözlemler ve farkındalık belirleme formu ile görüşmelerin ön-son uygulamaları arasındaki farklar doğrultusunda görülmüştür. Öğrencilerle yapılan ara-görüşmeler ve uygulanan öz-değerlendirme/ders değerlendirme formlarında da, öğrencilerin uygulama sürecindeki konulara ilgi duyduğu, bu konulara ilişkin bilgi edindiklerini gösteren ifadeler yer almıştır. TCE-FF'in son uygulaması ve son görüşmelerde öğrencilerin cinsiyet ve eşitlik ile ilgili kavramlara yönelik bilgi eksiklerinin azaldığı, öğrencilerin eşitlik ve eşitsizlik durumlarını daha belirgin örneklerle açıklayabildikleri, eşitliğe ilişkin olumlu tutumların arttığı ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik çeşitli öneriler sunabildikleri görülmüştür. Bu bulgular, döngüler arasında yapılan değerlendirmeler ve gözlemci değerlendirmelerine de yansımıştır. Son olarak, öğrencilerin eşitliğin daha fazla alanda olması gerektiği ve eşitliğin bazı getirilerinden de söz ettikleri gözlenmiştir. Öğretimin değerlendirilmesine ilişkin olarak öğrencilerin, uygulama sürecine yönelik dersin keyifli ve etkili olması gibi olumlu görüşlere sahip oldukları, dersin katkılarından söz ettikleri, ders sürecinde yapılan etkinliklerin verimli olduğunu ifade ettikleri görülmüştür.
Toplumsal cinsiyet bağlamında inşa edilen erkekliğin kadına yönelik fiziksel şiddet uygulamasının değerlendirilmesi: Manisa örneği
Amaç: Bu araştırmada kadına fiziksel şiddet uygulamış ve uygulamamış erkeklerin toplumsal cinsiyet tutumları ile şiddet uygulamaları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma Sağlık Bakanlığı Manisa İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Merkezefendi Devlet Hastanesi'nde çalışan erkekler ile Eylül-Aralık 2016 tarihleri arasında hastaneye ayakta tedavi amacıyla başvuran erkek hastalar ile yapılmıştır. 386 erkek ile yapılmış nicel ve genel tarama modeline (tekil ve ilişkisel) dayalı bir araştırmadır. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, çocukluk çağı yetiştirilme şekilleri, kötü alışkanlıkları ve kadına şiddet uygulama düzeylerini belirlemek üzere araştırmacı tarafından hazırlanan anket formundan yararlanılmıştır. Ayrıca katılımcı erkeklerin toplumsal cinsiyet tutumlarını ölçmek üzere ETCET-TCNT ölçeklerinden faydalanılmıştır. Verilerin değerlendirmesi SPSS 21.0 ile yapılmıştır. Veriler Ki-Kare (X2), Mann Whitney U ve Kruskal Wallis H testlerinden faydalanarak analiz edilmiştir. Bulgular: Erkeklerin %13,7'si kadına fiziksel şiddet uygulamıştır. Kadına fiziksel şiddet uygulamış erkekler diğer erkeklere göre daha az adil tutum sergilemişlerdir. Eşlerin eğitim düzeyi, eşin çalışması, çocuk sayısı ve evlenme şekli gibi faktörlerin kadına şiddet uygulama üzerinde etkili değişkenler olduğu görülmüştür. Yapılan istatistiksel analizlerde anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Sonuçlar: Toplumsal cinsiyet tutumu kadına fiziksel şiddet uygulama üzerinde etkilidir. Bu nedenle kadına yönelik fiziksel şiddetin azalması için erkeklerin daha adil toplumsal cinsiyet tutumları benimsemesi gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Erkeklik, Toplumsal Cinsiyet, Kadına Yönelik Fiziksel Şiddet
Doğu Anadolu bölgesinde kadının değişen sosyal konumu: Muş Varto örneği
Toplumsal cinsiyet bağlamında inşa edilen cinsiyet temelli roller, gerek egemen ataerkil refleksler gerekse de bu rollerin organize edilişini sağlayan patriarkal sistem içerisindeki dinamiklerle şekillenmektedir. Bu çalışmada son yıllarda Doğu Anadolu Bölgesinde kadınların yaşam standartları ile değişen sosyal konumlarını belli başlı dinamikler bağlamında Muş Varto örneği ile ele alındı. Toplumsal hayatın her alanında bütün etkinlikleriyle bulunan kadınların, tarihsel süreç içerisinde değişen yaşam pratikleri, karşılaştığı zorluklar ve bu zorlukların yaşanmasında etkili olan sosyal, kültürel ve ekonomik dinamikler toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında çözümlendi. Çalışmanın sunduğu veriler vasıtasıyla günümüzde kadınların yaşam pratikleri, bu pratikleri oluşturan kültürel örüntüleri ve bu örüntülerin toplumsal karşılığını var eden bütün simgesel kodları, yerel ulusal ve evrensel dinamiklerin ışığında sunulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda daha eşitlikçi temelde düzenlenmiş bir cinsiyet rejiminin imkânı için kadınlardan ziyade erkeklere daha çok iş düştüğü görülmektedir. Bundan dolayı sosyokültürel anlamda kadın kimliğinin toplumsal anlamda özneleşmesi için erkekler tarafından oluşturulan ataerkil tahakküm biçimlerinin çözülmesine ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Daha adil ve güzel bir dünya için ötekileştirilen ve en basit yanıyla bedeni üzerinden her türlü cinsel politikanın üretildiği kadınların daha sürdürülebilir yaşam standartlarına ulaşması için bunun gibi toplumsal anlamda farkındalık yaratacak çalışmalara daha fazla ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kadın, erkek, toplumsal cinsiyet, feminizm, toplumsal değişme, ekonomi, kültür.
Retelling of the classical: Greek mythology and the fantastic literature in Madeline Miller's Circe and Jennifer Saint's ariadne
One of the upcoming areas in literature is the topic of women and writing, that is writing conducted by women, about women's inner lives and worlds through the basis of feminist literary theory and feminist approach. Women writers take a different approach in order to highlight and deconstruct gender roles in various genres and areas. To put it somewhat differently, they examine the canonical literary works through a new lens. The act of revisiting is crucial for developing a feminist literary canon without the exclusion of women in fictional works. This thesis is on the topic of the place of women in fantastic literature focusing on women writers Madeline Miller and Jennifer Saint, who choose to retell the classical myths under the area of fantastic literature. Their aim is to situate women as the main characters while providing insights into the female experiences and perspectives in their works Circe and Ariadne highlight several topics including individuality, domesticity, motherhood, and female identity. They situate the works through a comparison of Homer's The Iliad (800-700 BCE) and The Odyssey (725-675 BCE) and Ovid's Metamorphoses (8 BCE) and Heroides (date of publication unknown, presumed to be 1-20 BCE).
Kadın girişimciliğinin ekonomik kalkınma yönünden önemi ve kadın girişimciliğinin önündeki engeller
Ülkelerin kalkınması ve rekabet güçlerinin artması için girişimciliğin hayati bir öneme sahip olması, kadınların girişimcilik potansiyellerinden yararlanılmasını zorunlu kılmaktadır. Kadın girişimciliğinin geliştirilebilmesi ise bu konudaki engellerin doğru şekilde ortaya konulmasına bağlıdır. Bu kapsamda çalışmada, kadın girişimciliğinin ekonomik kalkınma için öneminin ortaya konulması, kadınların girişimciliğe bakış açısının ve girişimcilik bağlamında karşılaştıkları engellerin irdelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda yapılan korelasyon analizi sonucun da Türkiye'de düzey 2 bölgeleri bağlamında, kadın girişimci oranı ile yaratılan katma değer ve kişi başına gelir arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunurken, ülkelerin beşeri kalkınma düzeyleri ile sahip oldukları kadın girişimci endeksleri arasında yine pozitif yönlü güçlü bir ilişki tespit edilmiştir. Kadınların girişimciliğe ve bu konudaki engellere bakış açısını tespit etmek için yapılan anketler analiz edildiğinde; karşılaşılan engeller arasında ilk sırada başlangıç sermayesinin yeterli olmaması, sosyal baskılar, aileden yeterli destek görememe ve kadınlara uygulanan ayrımcılık ön plana çıkmıştır. Girişimcilik engellerinin sosyo-ekonomik ve demografik unsurlara göre farklılığını belirlemek için yapılan t ve anova testi sonuçları değerlendirildiğinde ise, kadın girişimciliğinin önündeki engellerin aşılması için en önemli unsurun kadınların hem kendilerinin hem de eşlerinin eğitim düzeyi olduğu görülmüştür. Dolayısıyla kadınların ve toplumun eğitim düzeyinin yükseltilmesi girişimcilik ve özellikle kadın girişimciliği için önemlidir. Bunun yanında maddi durumu iyi olmayan özellikle eşi işsiz kadınlara daha fazla maddi destek verilmesi, çocuklarına ücretsiz kreş imkânı sağlanması gibi tedbirler kadın girişimciliğini özendirecektir.
Türkiye'deki kadın cinayetlerinin sosyolojik analizi
Kadın cinayetleri gerek Türkiye'de gerekse Dünya'da, kökleri eskilere kadar dayanan önemli bir sosyal sorundur. Kadın cinayetlerinin meydana gelmesinde birçok nedenin olduğu bilinmektedir. Bu nedenlerin en önemlisi şiddettir. Şiddet, kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetin merkezindedir. Bu nedenle kadın cinayetleri araştırılırken şiddet ile ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Şiddetin cinsiyet eşitsizliği temelinde kadına yönelmiş hali kadına yönelik şiddeti doğurmakta, kadına yönelik şiddetin en uç ve son noktasında ise kadın cinayetleri yer almaktadır. Kamuoyunda ve yazılı medyada sıkça konuşulan, toplumda bıraktığı olumsuz etkilerden dolayı gündemden düşmeyen kadın cinayetleri, toplumsal dinamiklerin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Kadın cinayetlerine ilişkin bilgilerin kısıtlı olması ve bilgilere ulaşmanın zorluğu sebebiyle bu konudaki çalışmalar sınırlı kalmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'deki kadın cinayetleri sosyolojik açıdan incelenerek, kadın cinayetleri ile ilgili yapılacak çalışmalara ve kadın cinayetlerinin bir nebze de olsa azaltılabilmesine katkı sağlaması amaçlanmıştır. Bununla birlikte kadın cinayetleri ile ilgili kavramlar ve kuramsal bilgiler esas alınarak, kadın cinayetlerinin altında yatan sosyolojik etmenler açıklanmıştır. Çalışmada yazılı medyada yer almış kadın cinayetlerine ait veriler ve değerlendirmelere yer verilmiştir. Yapılan bu çalışmada nitel araştırmalarda başvurulan yazılı dokümanların incelenmesi yöntemi kullanılmıştır. Toplanan veriler, konuyla ilişkili kitaplar, yüksek lisans ve doktora tezleri, makaleler ve tablolardan oluşan yazılı dokümanlar ile internet kaynaklı verilerden elde edilmiştir. Dokümanlardan elde edilmiş olan verilerden yola çıkarak çalışmanın konusu açıklanmaya ve verileri anlamlı hale getirme yoluna gidilmiştir. Ayrıca çalışmada ele alınan sayısal verilerle konu gerçekçi bir şekilde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre şiddetin oluşmasında bireysel ve toplumsal nedenler etki etmektedir. Kadınlar fiziksel, ekonomik, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalmaktadırlar. Kadın cinayetlerine ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine her toplumda ve her dönemde rastlanmaktadır. Kadın cinayetlerinin meydana gelmesinde ekonomik, ailevi, eğitimsel, kültürel, psikolojik ve sosyal psikolojik etmenlerin etkisi büyüktür. Kadın cinayetlerinde failler büyük bir oranda kadının yakın çevresinden çıkmaktadır. Yazılı medya kadın cinayetleriyle ilgili haberlere yer vermektedir. Kadın cinayetlerine ilişkin verilerin elde edilmesinde zorluklar yaşanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kadın Cinayetleri, Yazılı Medya, Şiddet, Cinsiyet Eşitsizliği
Çalışma hayatında cinsiyete dayalı ayrımcılığın Türk Hukuku ve Uluslararası Hukuk açısından incelenmesi: Kavram, köken, tarihsel süreç ve bugünü
Dünya nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan kadınların çalışma hayatında erkeklere göre daha düşük oranda yer almaları karşılaştıkları ayrımcı davranışlarla yakından ilgilidir. Cinsiyete dayalı ayrımcı davranışlar hemen her toplumda psikolojik ve sosyal kaynaklardan beslenmektedir. Böylelikle çalışma hayatının her aşamasında ayrımcı davranış ve uygulamalar ortaya çıkmakta ve kadınların çalışma hayatında var olmalarını güçleştirmektedir. Cinsiyete dayalı ayrımcılık hukuksal boyutta incelendiğinde ise uluslar arası anlaşmalar ve belgeler ışığında İş Kanunumuzda da eşit davranma ilkesi çerçevesinde cinsiyete dayalı ayrımcılığın yasaklandığını ve yaptırımlarının düzenlendiğini görmekteyiz.ANAHTAR KELİMELER:1. Ayrımcılık2. Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık3. Çalışma Hayatında Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık4. Uluslararası Sözleşmelerde Kadın Erkek Eşitliği5. Türk Hukukunda Kadın Erkek Eşitliği
Kadın sporcuların toplumsal cinsiyet eşitliği görüşleri ile olumsuz değerlendirilme korkusu düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma kadın sporcuların toplumsal cinsiyet eşitliği görüşleri ile olumsuz değerlendirilme korkusu düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırma, ilişkisel analiz tekniğine dayalı betimsel bir araştırmadır. Araştırmanın çalışma grubunu Akdeniz bölgesinde (Antalya-Burdur) yaşayan 313 elit kadın sporcu oluşturmaktadır. Araştırma grubuna ulaşmak için olasılığa dayalı örneklem seçim yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ölçeği" ile "Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği" ayrı formlar halinde uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için Statistical Packadge for Social Sciences (SPSS) 17.0 paket programı kullanılmıştır. Yapılan normallik testleri (Kolmogorov- Smirnov ve Shapiro Wilk) sonucunda ölçeklerden elde edilen puanların normal dağılım göstermediği belirlenmiştir. Bu sebeple çalışmada parametrik olmayan testlerden Spearman Korelasyon Analizi, Mann Whitney-U testi ve Kruskal Wallis testi; çözümleme sonucunda gruplar arasında bulunan anlamlı farkın hangi gruptan kaynaklandığını belirlemek içim ise, Post Hoc testlerinden Bonferroni Testi uygulanmıştır. Ayrıca verilerin analizinde frekans, yüzde, Minimum, maksimum, ortalama ve standart sapma değerleri kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi ise p<0,05 olarak belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, yaş, eğitim durumu, medeni durum, değişkenlerine ve daha önce toplumsal cinsiyet kavramını duydunuz mu sorusuna verilen yanıtlar ile toplumsal cinsiyet eşitliği ölçeği alt boyutları arasında anlamlı farklılıklar saptanmış; olumsuz değerlendirilme korkusu ölçeği ile arasında anlamlı farklılıklar saptanmamıştır. Gelir durumu, yetiştiği yerleşim yeri değişkenleri ve spor ortamında toplumsal cinsiyet eşitsizliğine maruz kaldınız mı sorusuna verdikleri yanıtlar ile toplumsal cinsiyet eşitliği görüşleri ve olumsuz değerlendirilme korkusu ölçeği arasında anlamlı farklılık tespit edilememiştir. Ayrıca yapılan Spearman Korelasyon Analizi sonuçlarına göre Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği (ODKO) ile Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ölçeğinin alt boyutlarından Erkeği Üstün gören Anlayış (EÜGA) ile pozitif yönlü anlamlı (r=,123; p<0,05); ODKO ile Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ölçeğinin alt boyutlarından Kadını Erkeğe Bağımlı Kılan Anlayış (KEBKA) arasında pozitif yönlü ve anlamsız (r=,074; p>0,05); EÜGA ile KEBKA arasında pozitif yönlü ve anlamlı (r=,5333; p<0,05) bir ilişki tespit edilmiştir. Sonuç olarak, ilgili çalışmaya göre yaş, eğitim durumu, medeni durum ve toplumsal cinsiyet kavramını daha önce duyup duymama değişkenlerinin toplumsal cinsiyet eşitliği görüşleri ile ilişkili olduğu; gelir durumu, yetiştiği yerleşim yeri ve spor ortamında toplumsal cinsiyet eşitsizliğine maruz kalıp-kalmama değişkenlerinin ise hem toplumsal cinsiyet eşitliği görüşleri hem de olumsuz değerlendirilme düzeyleri ile ilişkili olmadığı söylenebilir.
Gender in the ELT classroom: The analysis of English coursebooks in the Syrian primary schools
Language is the primary tool in any educational process, and course books are the mainstay of the educational material. The importance of studying course books includes studying the attitudes and opinions presented implicitly or explicitly in the material as well as the content. This thesis aimed to assess whether the Syrian Ministry of Education has developed English course books which are considered a part of the curriculum, reflect gender equality and establish the patterns of gender representation in English course books. Both qualitative and quantitative in equal research methods as a mixed method were used for collection and analysis of the data. For the purpose of data collection, the researcher adopted the tool used in the research by Bilgin (2013) and used the manual coding system to code each category according to the codes. The study analysed four English language course books published between the years 2021 and 2022 for local Syrian primary school students using language tools at the textual level, such as matching, keywords in context, and visual content. Results indicated that there was a male superiority in gender representation, and the content was also gender-biased which led to unrealistic stereotypical impressions. This study is relatively significant since it contributes to the implementation of a curriculum that promotes gender equality in Syria.
Kadının korunmasına yönelik çalıştırılması yasaklanan işler ve çalışma sürelerine ilişkin sınırlamalar
Kadınlar, çalışma yaşamının içinde hep var olmuşlardır. Bunun doğal bir sonucu olarak, bu çalışmaların düzenlenmesine yönelik bir kısım kuralların oluşturulması gereklidir. İş Hukuku mevzuatımıza baktığımız zaman, kanun koyucunun işçiyi koruma ilkesi kapsamında pek çok hükümler tesis ettiğini görmekteyiz. Özellikle biyolojik yapılarının farklılık arz etmesi nedeni ve kadının bazı durumlarda daha fazla korunması gerektiği düşüncesiyle kanun koyucu, sadece kadınlar için öngörülen hükümler yaratma yoluna gitmiştir. Bu düzenlemelerin bir kısmı olumlu, yani kadına bazı haklar bahşetme şeklinde ortaya çıkarken, bir kısmı ise olumsuz olarak, yani kadının korunması amacıyla getirilen yasak ve sınırlamalar biçiminde kendini göstermektedir. Çalışmamızın özünü, esasen bu yasak ve sınırlamalar oluşturmaktadır. Ayrıca kadın işçilerin çalıştırılmasının yasak olduğu işler ile sürelere müteallik düzenlemelerin eşitlik ilkesine uygunluğunu belirlemek amacıyla eşitlik ilkesine ve ayrımcılık yasağına ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler üzerinde kısaca durulmuştur.
Toplumsal cinsiyet eşit(siz)liği tabusu: Türkiye'de menarş ve menstrüasyon deneyimleri
The main aim of this thesis study was to gain a comprehensive understanding of the menstruation experiences of women living in Türkiye. The study specifically focused on how women experienced menarche when they were adolescents and what are their experiences currently in their living conditions. Although there are previously conducted research studies about menstruation in Türkiye, the lack of qualitative research on menstruation is remarkable. The research method was qualitative to apprehend their emotions, behaviors, and cognition in detail, comparing their past experiences with the present. Semi-structured interviews were conducted, transcribed, and 15 women's interviews were analyzed using Thematic Analysis Method using the MAXQDA 2022 program. Themes are found as a result of analysis under three main categories. The first category, menarche, includes four themes: affect, behavior, cognition, and knowledge. The first category focuses on participants' past experiences during adolescence, and the second category, menstruation at the individual level, focuses on current experiences. The themes for menstruation were found as affect, behavior, cognition, and complaints. The third category, menstruation at the societal level, consists of the attitude of society, things to do, rules, period poverty, and changes from past to present. The results of the current study outputs, themes, and sub-themes were discussed in the light of previous literature.
Cinsiyete duyarlı bütçeleme ve Türkiye uygulaması
Bütçeler mali ve sosyal alanda ekonomik politika aracı olma özelliğiyle, hükümetlerin sosyal ve ekonomik önceliklerini yansıtan ve bunların politik süreçlerle kullanılmasıyla ihtiyaçlar doğrultusunda hazırlanan kanunlardır. Bütçeler, ülkelerin mevcut mali, ekonomik ve sosyal durumları ile ilgili bilgi veren metinlerdir. Küreselleşme süreciyle beraber gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkeler bütçelerini toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifi dahilin de yeni bir bakış açısı getirmeye başlamıştır. Çünkü cinsiyet eşitsizliklerinin ortadan kaldırılması artık global bir hedef konumuna gelmiştir. Yaşanan bu gelişmeler ışığında Türkiye'de de bütçelerin cinsiyete duyarlı hale gelmesi, toplumsal kadın-erkek eşitliğini ön plana alması ve bunları uygulanabilir kılma yönündeki çalışmalar tartışılmaya başlamıştır. Bu tez çalışmasında cinsiyete duyarlı bütçeleme kavramına ve dünyadaki uygulamalarıyla birlikte Türkiye'de bu sürecin nasıl işlediğine ve bütçe süreçlerine nasıl yansıdığına, bütçe politikalarının cinsiyete daha duyarlı hale getirilmesi yönünde yapılanlara ve neler yapılması gerektiğine dair konular ele alınmıştır. Bu çerçevede ilk bölümde alternatif bütçe uygulamaları hakkında bilgi verilmiş, İkinci bölümde, cinsiyete duyarlı bütçeleme hakkında genel ve teorik bilgiler ele alınmış, Üçüncü ve son bölümde ise, cinsiyete duyarlı bütçelemenin Türkiye açısından uygulanabilirliği araştırılmış ve bu doğrultuda alınan kararlar, yürütülen çalışmalara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bütçe, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Alternatif Bütçe,Cinsiyete Duyarlı Bütçe