Karsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğer

91 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kraniyal görüntüleme bulguları normal akciğer karsinomlu olgularda erken dönem ve 3 ay sonrası kraniyal manyetik rezonans spektroskopi bulguları

Çalışmamızda, kontrol grubu olgularla konvansiyonel manyetik rezonansgörüntülemeyle (MRG) kraniyal metastaz saptanmayan akciğer kanserli olgularda ilktanı ve 3 ay sonrası dönemlerde manyetik rezonans spektroskopi (MRS) ile kraniyaldeğişikliklerin olup olmadığının saptanması amaçlandı.Çalışmamızda Eylül 2010- Haziran 2011 tarihleri arasında İnönü ÜniversitesiGöğüs Hastalıkları Anabilim Dalında akciger kanseri tanısı alan 41 hasta (39 erkek, 2kadın) yer aldı. Çalışma süresince, 41 hastanın 6'sı ex, 6'sı da ilk değerlendirme sonrasıtakip tetkiklerine gelmediğinden toplam 29 hasta ile çalışma tamamlandı. Yaşortalaması 65.7 ± 9.4 (44-80) dü. Çalışmamızda 29'u erkek, 3'ü kadın 32 sağlıklıbireyden oluşan kontrol grubu mevcuttu. Kontrol grubunun yaş ortalaması 62.9 ± 8 (42-80)di. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalında, MRS öncesinderutin konvansiyonel MRG kesitleri alındı (Gyroscan Intera Master, Philips, Best,Hollanda). Aksiyel planda T1A (TR 450 msn, TE: 10 msn), aksiyel T2A (TR 4366 msn,TE: 120 msn), koronal FLAIR (TR 6000 msn, TE:110 msn, TI: 2000), sagital T2A (TR4366 msn, TE:120 msn) görüntüler elde edildi. Konvansiyonel MRG ile kraniyalmetastaz saptanmayan hastaların ilk tanı ve 3 ay sonrası normal görünümlü solpariyetooksipital ve sol serebellar beyaz cevherden PRESS (TR2000/TE136msn) ve 128ortalama ile tek voksel ROI (17x 17 x 17 mm) yerleştirilerek MRS ile elde edilen Nasetil aspartat (NAA)/ Kreatin (Cr), NAA/ Kolin (Cho) ve Cho/Cr oranları kontrolgrubu ile karşılaştırıldı.Kontrol grubu ile akciğer kanserli hastaların ilk tanı anında serebellum için yapılanMRS degerlerinde NAA/Cr için p degeri 0.70, NAA/Cho için p=0.14, Cho/Cr için p=0.03 pariyetooksipitalde NAA/Cr için p=0.68, NAA/Cho için p=0.28, Cho/Cr içinp=0.09 bulundu. Kontrol ve akciğer kanserli hastaların 3 ay sonraki MRSdeğerlendirilmesinde, serebellumda NAA/Cr için p=0.3, NAA/Cho için p=0.87, Cho/Criçin p=0.09, pariyetooksipitalde NAA/Cr için p=0.12, NAA/Cho için p=0.71, Cho/Criçin p=0.6'dir. İstatiksel olarak anlamlı farklılık, ilk tanı ile kontrol grubu serebellarbölge Cho/Cr değerinde saptanmıştır. Hasta grubu içerisinde ilk tanı ve 3 ay sonrasıserebellumda NAA/Cr için p=0.43, NAA/Cho için p=0.07, Cho/Cr için p=0.57,pariyetooksipitalde NAA/Cr için p=0.15, NAA/Cho için p=0.39, Cho/Cr için p =0.31olup hiçbirinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır.Akciğer kanseri tanılı ve standard kraniyal MRG ile metastatik tutulumsaptanmayan olgularda, ilk tanı ve 3 ay sonrasında yapılan MRS ile elde edilenNAA/Cr, NAA/Cho ve Cho/Cr oranlarının istatistiksel olarak anlamlılık göstermemesi,her ne kadar NAA/Cr oranı kontrol grubundan 3 aylık dönem verilerine doğru rakamsalazalma ve Cho/Cr oranları ilk tanı ve 3 aylık dönemde rakamsal artış gösterse de,nöronal hasarın ve hücre zarı metabolizmasında etkilenimin olmadığını göstermektedir.

Akciğer neoplazmlarıKafa ve boyun neoplazmlarıKarsinoma+6
Adil Doğan
İnönü University
2011
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of possible interaction between ARID3A, ARID3B, lncRNAs MALAT1 and NORAD in non-small cell lung cancer (NSCLC)

The most common cancer-related death with a poor prognosis is lung cancer. For attempts at survival, early diagnosis and effective treatment methods are crucial. Approximately 85% of lung cancers are non-small cell lung cancers (NSCLC). Long non-coding RNAs, also known as lncRNAs, are crucial to numerous biological processes. Their conflict causes carcinogenesis and may have an effect on the pathways that are considered important therapeutic targets in various cancers. The neoplastic initiation, progression, metastasis, tumor angiogenesis, chemoresistance, and genomic instability in NSCLC are caused by a lack of regulation of long non-coding RNAs, MALAT1 and NORAD, that are involved in metastasis. Both MALAT1 and NORAD are important for cell cycle progression as they directly regulate the expression of the transcription factor E2F1. It has been reported that the expression of p53 target genes is also affected by MALAT1 by repressing p53 promoter activity followed by cell cycle progression, and NORAD is indirectly regulated by p53. The AT-rich interaction domain (ARID) family of DNA-binding proteins, especially ARID3A and ARID3B are involved in various biological processes, including cell proliferation, differentiation, and development. ARID3A and ARID3B play important roles in E2F-dependent transcription and are transcriptional targets of p53. The pivotal function in promoting either cellular proliferation by pRB-E2F or growth arrest by p53 pathways implies a tight and finely tuned regulation. Both ARID3A, ARID3B and lncRNAs MALAT1, NORAD are involved in pRB-E2F and p53 pathways. In this study, we tried to find probable interactive and functional connectivity among ARID3A, ARID3B, lncRNAs MALAT1 and NORAD in NSCLC.

Lung diseasesLung neoplasmsGene expression+5
Şedin Nasuh
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Küçük hücre dışı akciğer kanseri nedeniyle rezeksiyon yapılan hastalarda preoperatif ve postoperatif NK (Natural killer) hücre aktivasyonu ve tümör mikro çevresiyle olan ilişkisi

Akciğer kanseri tüm dünyada kanserden ölüm sebeplerinin en sık nedenidir. Etyolojisinde en sık neden tütün ve tütün ürünlerinin kullanımıdır. Akciğer kanserlerinin %80-85'ini küçük hücre dışı akciğer kanserleri (KHDAK) oluşturur. KHDAK'lerinin erken evrede saptanıp opere olması durumunda beş yıllık sağkalımları %60-70'lere ulaşmaktadır. Ne yazık ki akciğer lezyonlarını erken evrede saptanması geç semptom vermesi nedeniyle zordur. Bu nedenle inoperable ve ileri evre metastatik hasta sayısı fazladır. Bu hastalar kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik tedavi, immünoterapi veya bir kaçının kombinasyonu olacak şekilde tedaviye yönlendirilir. Cerrahi şansı olmayan hastalarda başlıca tedavi yöntemi kabul edilen kemoterapi ve radyoterapinin ciddi komplikasyonları, hasta yaşam kalitesini düşürmesi, tedavi başarısının istenilen düzeyde olmaması nedeniyle alternatif tedaviler üzerine çalışmalar sürdürülmektedir. Bunun en önemli kolunu immünoterapi üzerine yürütülen çalışmalar oluşturmaktadır. Tüm tedavi yöntemlerinde olduğu gibi immünoterapi tedavilerinin de başarı şansını azaltan ve direnç gelişmesini sağlayan en önemli unsur tümörün oluşturduğu mikro çevresi (TMÇ)'dir. Doğal katil (NK) hücrelerin önceden duyarlaştırma olmadan sitotoksik etki göstermesi, aktive-inhibe edici sinyaller tarafından yönlendirilmesi, kısa sürede yüksek miktarda üretilmesi, allojenik kullanılabilmesi nedeniyle TMÇ'ye karşı başarılı sonuçlar elde ettiği çeşitli solid tümörlerde gösterilmiştir. Bu çalışmada KHDAK nedeniyle rezeksiyon yapılan hastalarda kanda preoperatif ve postoperatif NK hücre aktivasyonuna ve rezeksiyon materyalinde immünohistokimyasal NK hücre varlığına bakılmıştır. KHDAK'de tümör ve mikro çevresi vücuttan çıkarıldıktan sonra NK hücre aktivasyonunda değişim olup olmadığı, değişim olması durumunda TMÇ ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Elde edilen verilere göre postop 1. haftada cerrahi öncesine göre NK aktivasyonunda anlamlı düşüş görülmüş, postop 3. haftada 1. haftaya göre anlamlı artış görülmüştür. Postop 3. haftada preoperatife göre artış görülmüş fakat anlamlı bulunmamıştır. TMÇ'de immünohistokimyasal olarak yapılan NK hücre skorlamasıyla kandan bakılan NK aktivasyonu arasında anlamlı korelasyon saptanmamıştır. KHDAK'lerinde tümör ve mikro çevresinin NK hücre aktivasyonunu baskıladığı düşünülmekte olup NK odaklı immünoterapilerin başarı oranını etkileyeceği öngörülmektedir.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıGöğüs cerrahisi+5
Nurevşan Kuşdoğan
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Küçük hücreli dişi akciğer kanserlerinde radyoterapi sonrasinda tedavi etkinliğinin pet/ct ile ilişkilendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı opere olmuş ve/veya opere olmamış, radyo-kemoterapi ve/veya sadece radyoterapi ile tedavi edilmiş küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastalarında tedavi yanıtının tedavi öncesi ve tedavi sonrası PET/BT sonuçları kullanılarak değerlendirilmesidir.Gereç ve Yöntem: Ocak 2009'den Eylül 2011'a kadar küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısı ile başvuran cerrahi ve cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilen 39 hasta prospektif olarak değerlendirildi. Tüm hastalar, etik kurul onayları alınarak çalışmaya dahil edildi. Çalışma grubumuzdaki hastaların hepsinin histopatolojik tanısı biyopsi ile konulmuştu. Olgular American Joint Committee on Cancer (AJCC) 6th edition'a göre evrelendirildi. Tedavi öncesi hastalara evreleme/yeniden evreleme, uzak metastaz araştırılması ve tedavi planlaması için PET/BT istendi. Tedavi sonrası yaklaşık 3 ay sonra tekrar çekilen PET/BT sonuçları ile karşılaştırıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan 3 (% 7,6) kadın, 36 (% 92,3) erkek hasta vardı. Hastaların takip süresi ortalama 14,4 aydı. Ortalama yaş 57,4 yıl idi. (aralık: 36-79). Histopatolojik olarak, 14 (% 35,9) adenokarsinom, 17 (%43,6) epidermoid karsinom, 2 (% 5,1) büyük hücreli karsinom ve 6 (% 15,4) alt tipi belirlenemeyen KHDAK'lı olgu bulunmaktaydı. Evre IIIA grubunda 26 (% 66,7), evre IIIB grubunda 11 (% 28,2), evre IIB grubunda 2 ( % 5,1) hasta bulunmaktaydı. Tam cevap veren 7 (% 17,9), parsiyel cevap veren 14 (% 35,9), progresiv hastalık olan 16 (% 41), stabil hastalık olan 2 (% 5,1) olgu bulunmaktaydı. Tedavi öncesi SUVmax ortanca değeri 11 olarak bulundu. <11 olan hastalarda sağkalımının, >11 olan hastaların sağkalımlarından daha iyi olduğu bulundu (P=0,008). Hastalık cevabı; tam cevap (p=0,018), parsiyel cevap (p=0,009), progresiv hastalık (p=0,005) olan olgularda preRTSUVmax ile postRTSUVmax arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Sonunda, PET/BT cevabına göre sağkalım değerlendirilmesi yapıldığında tam cevap veren hastalar ile diğerleri arasında istatistiki olarak sınırda anlamlı fark bulundu (p=0,090-p=0,079). Tedavi sonrası kitle boyutu başlangıç kitleye oranlandığında % 50' nin altında olanlar lehine anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,05). Yapılan sağkalım analizinde indKT alan hastalar lehine istatistiki anlamlı fark bulunmuştur (p=0,006). Cox regresion yaşam analizinde performans statusun sağkalım üzerine etkisi anlamlı (p=0,002) bulunmuştur.Sonuç: Tümörün alt histopatolojik tipleri, evre, yaş, cinsiyet, operasyon durumları ile SUVmax arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Performans statusun ve indüksiyon kemoterapi almış hastaların istatiksel olarak anlamlı, tam cevap vermiş hastaların ise sınırda anlamlı olarak sağkalımlarının diğerlerine göre daha iyi olduğu saptandı. Ağırlıklı olarak lokal ileri evrelerde bulunan hasta grubumuzun tedavi öncesi SUVmax değerleri ile prognoz arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Ayrıca kitle boyutunun sağkalım üzerindeki anlamlı etkisi görülmesi, çalışmamızdaki hasta sayısının azlığına rağmen kısa dönem tedavi cevabı değerlendirilmesinde; SUVmax değerinin önemli olmakla birlikte, bilgisayarlı tomografide görülebilen kitle boyutunu kombine ederek değerlendirmek konusunda standartların oluşturulmasının gerekliliğini ortaya koymuştur.Anahtar Kelimeler: Küçük hücreli dışı akciğer kanseri, PET/BT, SUVmax, tedavi yanıtı

Antineoplastik ajanlarKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğerManyetik rezonans görüntüleme+6
Asuman Mirik
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erken ve ileri evre skuamöz hücreli akciğer kanserli hastalarda Fibroblast Büyüme Faktörü Reseptörü 1 (FGFR1), Fibroblast Büyüme Faktörü 2 (FGF2), Fosfotidil İnozitol 3 Fosfat Kinaz (PI3K) ekspresyonlarının değerlendirilmesi ve klinik, prognostik önemi

Amaç: Küçük hücreli dışı akciğer karsinomu (NSCLC), tüm dünyada, kanser ilişkili mortalitenin en sık nedenidir. Skuamöz hücreli akciğer kanseri (SCC) ise ikinci sıklıkta görülen akciğer kanseri histolojik alt tipidir. SCC'de, prognozu ve bireyselleştirilmiş tedaviyi belirlemek için, büyüme faktörleri ve sinyal ileti yolakları ile ilgili genlerdeki amplifikasyonlar ve mutasyonlar günümüzde yoğun olarak araştırılmaktadır. Bu çalışmada erken ve ileri evre SCC‟li hastalarda büyüme faktörlerinden FGFR1, FGF2 ve sinyal ileti yolağından IP3K ekspresyonlarını ve bunların klinik ve prognostik önemini araştırmayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi verilerinden, 2005-2013 arası histopatolojik olarak SCC tanısı almış 129 hasta (23 erken evre, 106 ileri evre) alındı. Dokusu yeterli olan 99 hastada FGFR1, FGF2 ve IP3K (p110α) ekspresyonları tümör ve stromada immunohistokimyasal olarak 2 bağımsız patolog tarafından incelendi. Sağkalım analizi için, erken evre ve ileri evre hastalar ayrı ayrı dikkate alınarak, hastaların klinik özellikleri ile ekspresyonlar arasındaki ilişki, hem tek değişkenli (TDA) ve hem de çok değişkenli analizle (ÇDA) değerlendirildi. Sonuçlar: FGFR1 ekspresyonu 59 (%60) hastada düĢük, 40 (%40) hastada ise yüksek olarak saptandı. FGF2, 12 (%12) hastada yüksek, 87 (%88) hastada düşük ve IP3K, 31 (%32) hastada yüksek, 66 (%68) hastada düşük olarak saptandı. TDA'de, evre ve performans statusu, sağkalım ile ilişkili bulundu (p 0,0001 ve p 0,001). Hastalarda FGFR1, FGF2 ve IP3K'ın düşük veya yüksek ekspresyonları ile sağkalım arasında anlamlı fark bulunmadı. Bu ilişki erken ve ileri evre hastalar dikkate alındığında da önemli değildi. Ayrıca erken ve ileri evre hastalarda FGFR'nin tedaviyi predikte edici önemi saptanmadı. Diğer taraftan, FGFR1 ve FGF2 ekspresyonu, erken ve ileri evre SCC'li hastalarda, sigara içme, tüberküloz skarı ve radyoterapi skarı durumlarıyla ilgili olarak farklılık göstermekteydi (sırasıyla p=0,002, p=0,06 ve p=0,05. Tartışma: SCC tedavisinde henüz bireyselleştirilmiş etkin bir tedavi yoktur. Gelecekte böyle tedavilerin geliştirilmesi için, SCC karsinogenezi ve biyolojik davranışlarından sorumlu olan genetik anormalliklerin ortaya konması gereklidir. Biz FGFR1, FGF2 ve IP3K ekspresyonlarının prognostik ve prediktif önemini gösteremedikse de, SCC'de Türkiye'deki hastalar için referans olmak üzere FGFR1, FGF2 ve IP3K ekspresyon oranlarını belirledik. Diğer taraftan Evre III hastalıkta, radyoterapinin kronik komplikasyonu olan fibrozis ve SCC'deki tüberküloz skarı ile FGFR1 ve FGF ekspresyonları arasındaki ilişkiye işaret ettik.

Akciğer neoplazmlarıFibroblast büyüme faktörüFosfatidilinozitoller+6
Çiğdem Usul Afşar
Çukurova University
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

İnsan akciğer kanseri hücre hattında traıl ve bortezomib'in apoptoz yolağı genlerinin MRNA ve protein ekspresyonları üzerine etkilerinin araştırılması

Akciğer kanseri görülme sıklığı ve mortalitesi en yüksek oranda görülen bir hastalıktır. Uzun yıllardır yapılan çalışmalarda çoğu akciğer kanserinde kullanılan tedaviler başarısız olmuştur. Bu çalışmada; küçük hücreli akciğer kanser hücre hattı olan A549 hücrelerinde, TNF-bağımlı apoptoz-uyarıcı ligand (TRAIL) ile uyarılan apoptoz yolağında görev alan genlerin ekspresyon profillerinin ve bu genlerle ilgili protein miktarlarının incelenmesi; rekombinant TRAIL (rTRAIL) ve Bortezomib antitümör ajanların çeşitli kombinasyonlarının bu yolak gen ekspresyonunu ve protein miktarlarını nasıl etkilendiğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Amacımıza yönelik olarak insan akciğer kanser hücre hattı (A549)'nın hücre kültürleri yapılmış, hücre kültürleri 3 gruba ayrılarak sürdürülmüştür. İlk grup kontrol grubudur. İkinci gruba dışardan rekombinant TRAIL proteini (rTRAIL) uygulaması yapılmış, üçüncü grup ise rTRAIL ve Bortezomib ile muamele edilmiştir. Bunun sonucunda TRAIL bağımlı apoptoz yolağında görevli genlerin ekspresyon düzeyleri ve protein seviyeleri belirlenmiştir. TRAIL bağımlı apoptoz yolağında görev alan genlerin ekspresyon düzeyleri Real Time PCR, protein seviyeleri ise Western Blot yöntemiyle belirlenmiştir. Ayrıca kültür hücrelerinde apoptoz oranı apoptoz assayle kontrol edilmiştir. Çalışmamızda TRAIL ve Bortezomib uygulaması yapılan hücrelerde TRAIL, TRAIL-R1, TRAIL-R2, TRAIL-R3, TRAIL-R4, OPG, Bcl-2, Bax, Bcl-XL genlerinin RNA ve protein ekspresyonları kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Anahtar Kelimeler: Gen ekspresyonu, NSCLC, Real Time PCR, TRAIL, Western Blot

Akciğer hastalıklarıAkciğer nakliApoptozis+6
Mehmet Ali Erkoç
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Küçük hücreli dışı akciğer kanserinde cerrahi yapılan hastalarda N2 lenf nodu pozitifliğinin sağkalıma etkisi

Amaç: Çalışmamızda, küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısı olan ve akciğer rezeksiyonu yapılan hastalar arasından ipsilateral mediastinal metastatik lenf nodu (N2) olanlar belirlenerek, saptanan N2 lenf nodunun yerinin, sayısının, büyüklüğünün, N1 lenf nodu metastazı olmaksızın N2 lenf nodu pozitifliğinin (skip N2) ve N2'ye yaklaşıma göre oluşturulan sürpriz N2 ile olası rezektabl N2 gruplarının sağkalıma etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'na başvuran, preoperatif veya intraoperatif küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) tanısı konulan ve akciğer rezeksiyonu uygulanan hastalar retrospektif taranarak içlerinden patolojik N2 (pN2) pozitif olanlar çalışmaya dahil edildi. Çalışmamızda hastaları önce iki gruba ayırdık; preoperatif N2 pozitifliği saptanmayan, intra/postoperatif pN2 gösterilen "sürpriz N2" grubu ile preoperatif patolojik veya klinik N2 (kN2) pozitif olduğu bilinen ve rezektabl olarak değerlendirilen "olası rezektabl N2" grubu. Olası rezektabl N2 grubunu kendi arasında ikiye ayırdık; neoadjuvan kemoterapi (KT) veya kemoradyoterapi (KRT) uygulanan ve tedavi sonrası pN2'lerinde kısmi veya tam regresyon gözlenen "persistan N2" grubu ile neoadjuvan tedavi uygulanmayan, öncelikle cerrahiye alınan "bilinen tek N2" grubu. Klinik veya patolojik N2 pozitif olup neoadjuvan KT veya KRT alan hastalardan cerrahi sonrası N2 lenf nodu tamamen kaybolan, patolojik N2 saptanmayan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Saptanan N2 lenf nodunun yerinin, sayısının, büyüklüğünün, skip N2 durumunun, sürpriz N2, ve olası rezektabl N2 gruplarının (persistan N2 ve bilinen tek N2) sağkalıma etkisi araştılmıştır. Hastalarda; yaş, cinsiyet, tümörün histopatolojik özellikleri, neoadjuvan ve adjuvan tedavi uygulanıp uygulanmaması, kitle yeri, rezeksiyon tipi, insizyon tipi, rezeksiyon sınırları, tümör boyutu ile bunların sağkalıma etkisi analiz edilmiştir. Genel sağkalım sürelerinin incelenmesinde Kaplan-Meier analizi altında Log-Rank testi yapıldı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi (p) 0.05 olarak alındı. Bulgular: Araştırma kapsamında Ocak 2011 ile Aralık 2017 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'na başvurmuş, KHDAK tanısı preoperatif veya intraoperatif konulmuş, rezeksiyon uygulanmış 953 hasta retrospektif olarak incelendi. Bunlardan, postoperatif patolojik N2 pozitifliği bulunan 99 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların ortalama yaşı 59  9 (37- 82) olarak hesaplandı. Hastaların tümör histolojisi incelendiğinde %51,5'i adenokarsinom, %40,4'ü squamöz hücreli karsinom, %8,1'i ise diğerleri olarak tespit edildi. 8. Tümör-Nod-Metastaz (TNM) sınıflamasında T faktörüne göre; hastaların %2'si T0, %1'i pT1a, %10,1'i pT1b, %14,1'i pT1c, %18,2'si pT2a, %14,1'i pT2b, %24,2'si pT3, %16,2'si pT4 olarak tespit edildi. Hastaların %34,4'ü (n=34) bilinen tek N2, %17,1'i (n=17) persistan N2, %48,5'i (n=48) sürpriz N2 olarak değerlendirildi. N2 pozitifliği; 78 hastada tek istasyon, 21 hastada çok istasyon olarak mevcuttu. Hastaların %40,4'ünde N1 pozitifliği olmadan N2 pozitifliği (skip N2) mevcuttu. Kadın hastalar istatistiksel olarak erkek hastalardan daha iyi prognoza sahiptiler (p:0.025). Adjuvan KT uygulanan hastalar uygulanmayanlara göre istatistiksel olarak daha iyi prognoza sahiptiler (p:0.014). Hastaların genel ve 5 yıllık sağkalımı sırasıyla 38.3 ay  3.9 (30.66- 46.06) ve %24,8 olarak tespit edildi. Sürpriz N2, persistan N2, bilinen tek N2 gruplarının sağkalım kıyaslamasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı (p: >0.05). Sonuç: Mediasten lenf nodu metastazı olan KHDAK hastalarının tedavisinde cerrahi tedavinin yeri konusunda görüş birliği bulunmamaktadır. Çalışmamızda cerrahi uygulanmış hastalarda "sürpriz N2" ve "olası rezektabl N2" alt gruplarının sağkalıma etkisi istatistiksel olarak anlamlı saptanmamıştır. Kadınlar erkeklere göre, adjuvan KT uygulananlar uygulanmayanlara göre daha iyi prognoza sahiptiler. N2 alt gruplarının incelenmesi için daha geniş hasta gruplarıyla çalışmaların gerekliliği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Küçük hücreli dışı akciğer kanseri, N2, mediastinal lenf nodu, sürpriz N2, skip N2, tek N2, multipl N2.

Akciğer hastalıklarıCerrahi-akciğerKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğer+5
İsmail Can Karacaoğlu
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Küçük hücreli dışı akciğer karsinomunda yeni nesil dizileme yöntemi ile tedavi ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi

Küçük Hücreli Dışı Akciğer Karsinomunda Yeni Nesil Dizileme Yöntemi İle Tedavi ve Tedavi Sonuçlarının Değerlendirilmesi Amaç: Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri (KHDAK) tedavisinde hedefe yönelik tedavi ajanları konvasyonel tedavinin yanı sıra sıklıkla uygulanmaktadır. Bu çalışmada KHDAK'nin olası patogenezinde rol alan mutasyonların NGS ile tespiti ve prediktif özelliğe sahip hedef mutasyonlara yönelik uygun tedavi seçenekleri ile sitotoksik tedavi alan olguların bir yıllık izlemde progresyon ve sağ kalım üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: İleri evre KHDAK olan 100 hasta çalışmaya dahil edildi ve bu hastaların gene profilleri kayıt edildi. Hastalar hedefe yönelik tedavi ve klasik kemoterapi olarak aldıkları tedaviye göre gruplandırıldı. Bir yıllık izlemde progresyon görülme oranları, progresyonsuz sağ kalım süreleri ve sağ kalım süreleri incelendi. Bulgular: EGFR mutasyonu %26 oranında saptandı. Bir yıllık sağ kalım oranı %53,1 idi. Hedefe yönelik tedavi alanlarda ortanca progresyonsuz sağ kalım süresi 11 ay, klasik kemoterapi alanlarda 7 aydı (p=0,001). Mutasyon saptanmayıp klasik kemoterapi alanlarda bir yıl içerisinde progresyon görülme oranı %77,6, hedefe yönelik tedavi alanlarda %61,1 ve direnç nedeniyle klasik kemoterapi alanlarda %94,6 idi. Sonuç: Hedefe yönelik tedaviler klasik kemoterapi kombinasyonları ile karşılaştırıldığında küçük hücreli dışı akciğer kanserinde bir yıllık izlemde progresyonsuz sağ kalım süresini uzatmakta ve progresyon gelişme oranını azaltmaktadır. İleri Evre KHDAK tedavi öncesi gen analizi yapılması ve hedefe yönelik ilaçlar ile tedavinin kişiselleştirilmesi hastalarda sağ kalım üzerine olum etki sağlamaktadır. Anahtar sözcükler: Küçük hücreli dışı akciğer kanseri, Hedefe yönelik tedavi, Tirozin kinaz inhibitörü

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıDizi analizi+3
Mustafa Toğun
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Küçük hücreli dışı akciğer kanserinde çok kesitli bilgisayarlı tomografi ile yapılan radyolojik evrelemenin PET/CT ve patolojik evreleme ile karşılaştırılması

Mediastinoskopi ve/veya torakotomi sonrası küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) tanılı olgularda çok kesitli BT (ÇKBT) ile yapılan evrelemenin PET/BT ve patolojik evreleme ile karşılaştırılması amaçlandıÇalışmaya alınan 80'i erkek, 7'si kadın toplam 87 olguda American Joint Committee on Cancer'in (AJCC) kabul ettiği TNM sınıflaması kullanıldı. 87 olgu evrelemenin N, 82'si ise T komponenti yönünden değerlendirildi. T sınıflamada toraks duvarı ve mediastinal invazyon kriterleri dikkate alındı. ÇKBT'de nodal çapın 10 mm ve üzeri, PET/BT'de ise SUV'un 2.5'dan yukarı değerleri patolojik kabul edildi. Sonuçlar patolojik bulgularla karşılaştırıldı. İstatistiksel analizlerde Ki-Kare ve McNemar testleri kullanıldıÇKBT ve PET/BT'de sırasıyla 66 (%80.4) ve 64 (%78.0) olgunun T sınıflaması değişmezken, ÇKBT'de 8'er (%9.7), PET/BT'de 9'ar (%11) olguda düşük ve yüksek T evresi saptandı. T3 için ÇKBT ve PET/BT'nin sırasıyla duyarlılığı %100-91.6, özgüllükleri %91.4, PPD'si %66.6-64.7, NPD'si %100-98.4, doğruluğu %92.6-91.4; T4 için ise sırasıyla duyarlılıkları %76.9, özgüllüğü %97.1-95.6, PPD'si %83.3-76.9, NPD'si %95.7-95.6, doğruluğu %93.9-96.2 hesaplandı. Genel N sınıflamasında ÇKBT ve PET/BT'nin sırasıyla duyarlılığı %67.7-66.8, özgüllükleri %86, PPD'si %73.0-59.3, NPD'si %87.9-88.5, doğrulukları %84; sadece N2 için sırasıyla duyarlılığı %61.1-66.6, özgüllüğü %84.0-89.8, PPD'si %50.0-63.1, NPD'si %89.2-91.1, doğruluğu %79.3-85.0; N2 ve N3 birlikteliğinde sırasıyla duyarlılığı %65.0-70.0, özgüllükleri %92.8, PPD'si %54.1-56.0, NPD'si %95.3-95.9, doğruluğu %89.6-90.2 idi. Genel evrelemede (T+N) ise her iki yöntemin sırasıyla duyarlılığı %67.0-63.4, özgüllüğü %94.3-92.6, PPD'si %67.0-63.4, NPD'si %94.3-92.6, doğruluğu %76.4-74.9 hesaplandıGenel T, N ve kombine T+N değerlendirilmelerinde her iki yöntemin sonuçları arasında anlamlı fark bulunmadı. PET/BT'de T komponenti değerlendirilmesinde BT görüntülerinin önemli katkısı vardır. N2 ve N2+N3 değerlendirmede PET/BT daha güvenilir, N1 için ise her iki yöntem güvenilir değildir. Mediastinal nodal değerlendirmede ÇKBT ve PET/BT'de NPD'nin yüksekliği torakotomi öncesi ilave tetkik gerektirmediğini, PPD'nin düşüklüğü ise pozitif nodal tutulum için mediastinal örnekleme gerektirdiğini desteklemektedir.Anahtar Kelimeler: KHDAK, Evreleme, ÇKBT, PET/BT

Akciğer neoplazmlarıAkciğer neoplazmlarıKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğer+3
Ali Tutdere
Gaziantep University
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

EGFR mutant küçük hücreli dışı akciğer kanseri gelişiminde ve kemoterapi direncinde çok potansiyelliliğin rolü

Erlotinib, EGFR mutant küçük hücre dışı akciğer kanseri (KHDAK) hastalarında sağ kalımı uzatan bir tirozin kinaz inhibitörüdür (TKI). Hastalar 6-9 ay erlotinibe cevap vermekte ancak genellikle EGFR`de gelişen ikinci bir mutasyon ya da MET amplifikasyonu nedeniyle ilaca direnç gelişmektedir. SOX2, OCT4 ve NANOG gibi ceşitli pluripotensi transkripsiyon faktörlerinin ifadesinin görüldüğü diğer bir ilaç direnç mekanizması hücrenin farklılaşması ile gelişebilmektedir. Bu çalışmada, CC10-EGFR L858R/T790M transgenik farelerde, doksisiklin ile indüklenen mt-EGFR ifadesinin SOX2 ekspresyonu ile bağlantılı olduğunu gözledikten sonra, SOX2`nin akciğer tümörigenezinde ve ilaç direncinde etkili olup/olmadığını araştırdık. Öncelikle, EGFR mutant NSCLC hücre hatlarını erlotinib ile inkübe ettik. Erlotinib p-EGFR aktivitesini azaltırken, SOX2 ekspresyonu hücre hattı ve hücre kültürü koşullarına göre farklılık göstermiştir. EGFR TKI`ne duyarlı bir hücrede (HCC827) erlotinib, SOX2 ekspresyonunu azaltırken, duyarlı diğer hücrede (PC9) önce arttırıp, zamanla azaltmıştır. TKI dirençli NSCLC hücre hattı H1975`de erlotinib, SOX2 ekspresyonunu arttırmıştır. SOX2`nin fonksiyon çalışmaları için, hücreler SOX2 shRNA içeren lentivirusle enfekte edildi. SOX2`nin genetik inhibisyonu HCC827 hücrelerinde bazal proliferasyonu azaltırken, H1975 hücrelerinde etkilememiştir. Her iki hücre hattında da SOX2 eksikliği erlotinibe duyarlılığı etkilememiştir. Xenograft deneylerinde, shSOX2-HCC827 ve shSOX2-H1975 hücreleri, kontrollerle aynı büyüklükte ve sayıda tümör oluşturdu. PI3K/AKT yolağı EGFR TKI direnci ile ilişkili olabileceği için, hücreler PI3K/AKT inhibitorleriyle inkübe edildi ve SOX2 ekspresyonunun doza ve zamana bağlı olarak azaldığı gözlendi. Ayrica SOX2 ekspresyonunun tüm hücre hatlarında hücre yoğunluğundan etkilendiği belirlendi. Çalışmamızda EGFR mutant NSCLC`de SOX2 ekspresyonunun PI3K/AKT yolağının kontrolu altında olduğunu ve hücre yoğunluğundan etkilendiği belirlenmiştir. Ancak mt-EGFR nedeniyle oluşan akciğer tümörlerinde ya da EGFR TKI kemoterapi direncinde SOX2`nin etkili olmadığını gözledik.

Akciğer neoplazmlarıAntineoplastik ajanlarEpidermal büyüme faktörü+4
İrem Doğan
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Akciğer adenokarsinomunda rassf1a ve sparcl1 geni metilasyon düzeylerinin belirlenmesi

DNA metilasyonu yoluyla transkripsiyonel sessizleşme ile, hücre siklusu kontrolü, hücre farklılaşması, sinyalizasyon ve apopitoz gibi hücre fonksiyonlarının kontrolü sağlanır. Normal hücrelerde, spesifik genlerde promotör CpG adaları genellikle unmetile durumda olmasına karşın, genom global olarak metiledir. Kanserde tümör supresör genlerin promotör metilasyonu, erken meydana gelen bir olaydır ve global hipometilasyon mevcuttur. Yapılan çalışmalarda, tümör supresör genlerin metilasyon durumu ile akciğer adenokarsinomu prognozunun ilişki olduğu ve bu genlerin hipermetilasyonunun, prognoz için biyomarker olarak kullanılabileceği ileri sürülmektedir. Bu çalışmanın amacı; küçük hücre dışı akciğer karsinomunun en sık görülen tipi olan akciğer adenokarsinomunda, RASSF1A ve SPARCL1 genlerinin metilasyon durumlarının belirlenmesidir. Çalışmaya akciğer adenokarsinomlu kırk hastaya ait, 40 tümör ve 40 normal kontrol dokusu dahil edildi ve parafine gömülü doku örneklerinde, DNA izolasyonu gerçekleştirildikten sonra, bisülfit uygulamasını takiben, RASSF1A ve SPARCL1 geni metilasyonu, real-time PCR yöntemi ile analiz edildi. Çalışmamızda RASSF1A metilasyon frekansı % 42,5, SPARCL1 metilasyon frekansı % 32,5 olarak tespit edilmiş olup, metilasyon durumu, akciğer adenokarsinomu tümör dokularında, kontrol dokularından anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,000), ancak klinopatolojik parametrelerle, metilasyon durumu arasında bir ilişki saptanmadı. Türk hastalara ait adenokarsinom tümör dokularında, RASSF1A ve SPARCL1 geni metilasyon durumlarını ilk defa birlikte değerlendiren çalışma sonuçlarımız, benzer çalışmaların sonuçlarıyla paralellik gösterdi

AkciğerDNA metilasyonuKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğer
Gülzade Eker
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Küçük hücreli dışı akciğer kanserli olgularda 6. TNM ve 7. TNM evrelemesinin prognostik olarak karşılaştırılması

Akciğer kanseri mortalite ve insidans açısından dünyada en başta gelen malignitedir. Akciğer kanserinde TNM sınıflandırması tedavi yönteminin değerlendirmesinde, cerrahi tedavi seçiminde, prognozun belirlenmesi açısından çok önemlidir. Akciğer kanserinde evreleme çalışmaları yıllar içinde farklılıklar göstermiştir. 1997 yılında revize edilen uluslararası evreleme sisteminin geliştirilmesi ve tekrar düzenlenmesi için Uluslararası Akciğer Kanseri Çalışma Örgütü (IASLC: International Association for the Study of Lung Cancer) ?Akciğer Kanseri Evrelemesi Projesi? adı altında bir proje gerçekleştirdi. IASLC tarafından önerilen TNM evrelendirmesinde T ve M tanımlayıcılarında düzenlemeler yapılmış olup, N tanımlayıcısında bir değişiklik yapılmadı. Biz çalışmamızda 2000-2011 yılları arasında kliniğimizde KHDAK tanısı ile takip edilen olguları klinik ve patolojik olarak hem 6. TNM evrelemesine göre hem de 2009' da yayınlanmış olan revizyon modeline (7. TNM) göre evreleyerek prognostik açıdan farklılık olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Ayrıca hastalar yaş, cinsiyet, sigara içip içmedikleri, histopatolojik tanı, uygulanan tedavi yöntemleri (cerrahi, KT, RT, eş zamanlı veya ardışık kemoradyoterapi, destek tedavisi), klinik evreleme yöntemleri (klasik evreleme yöntemleri (Toraks BT, Abdominal USG veya Abdominal BT, Kemik sintigrafisi, Kranial MR) veya PET BT ve Kranial MR), yaşam süresi (tanı anından eksitus olana veya son başvuru tarihine kadar geçen süre), eksitus durumu açısından araştırıldı. Çalışma, yaşları 29 ile 87 arasında değişmekte olan; 446'sı (%89.2) erkek ve 54'ü (%10.8) kadın olmak üzere toplam 500 olgu üzerinde yapılmıştır. Olguların ortalama yaşı 61.65±10.28'dir.T tanımlayıcısı tümör boyutu için yapılan değerlendirmede 7. TNM sistemine göre T1 tümörler T1a (?2 cm), T1b (>2-?3 cm) olarak, T2 tümörler T2a (>3-?5 cm) T2b (>5-?7 cm), T3- T2c (>7 cm), T3 (diğer) olarak ayrıldı. T1a ile T1b (p= 0.485), T1b ile T2a (p= 0.331), T2a ile T2b (p= 0.875), T2b ile T2c (p= 0.759), T2c ile T3 (diğer) (p= 0.500) arasında sağkalım açısından istatistiksel olarak fark saptanmadı.Tümör boyutu harici T tanımlayıcısı değerlendirmek için 6. TNM sistemine göre T3, T4- aynı lobda nodül, T4- diğer nedenler, T4- plevral yayılım, M1- aynı akciğer farklı lobda satellit nodül olarak olgular ayrıldı. T3 ile aynı lobda nodül nedeni ile T4 arasında (p= 0.683), diğer nedenlere bağlı T4 ile aynı lobda nodül nedeni ile T4 arasında (p= 0.615) istatistiksel olarak fark bulunmaz iken plevral yayılım nedeni ile T4 ve diğer nedenlere bağlı T4 arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p= 0.002).7. klinik TNM sınıflamasına göre tümör boyutu harici çalışmaya alınan T3-diğer nedenler, T3-aynı lobda satellit nodül, T4-diğer nedenler, T4-aynı akciğer farklı lobda satellit nodül, M1a-plevral yayılım kıyaslamasına bakıldığında ise aynı lobda satellit nodül nedeni ile T3 olan olgularla diğer nedenlere bağlı T3 olgular arasında (p= 0.903), diğer nedenlere bağlı T4 olan olgularla aynı lobda satellit nodül nedeni ile T3 olan olgular arasında (p= 0.811), aynı akciğer farklı lobda satellit nodül nedeni ile T4 olan olgularla diğer nedenlere bağlı T4 olgular arasında (p= 0.320) sağkalım açısından istatistiksel olarak fark saptanmadı Plevral yayılım nedeni ile M1a olgular ile diğer nedenlere bağlı T4 olgular arasında istatistiksel olarak fark gözlendi (p= 0.002).6. klinik TNM sınıflamasında M evrelemesinde M0, M1 (aynı akciğer farklı lobda nodül), M1 (diğer) kıyaslandı. Aynı akciğer farklı lobda nodül nedeni ile M1 olgular ile M0 ve diğer nedenlere bağlı M1 olgular arasında sağkalım açısından istatistiksel olarak fark saptanmadı (p= 0.06, p= 0.195).7. klinik TNM sınıflamasında M evrelemesinde yapılan değişiklikleri değerlendirmek için T4M0 ve herhangi bir N, M1a (plevral yayılım), M1a (karşı akciğer), M1b (uzak metastaz) olgular kıyaslandı. T4M0 ve herhangi bir N ile plevral yayılım nedeni ile M1a olgular arasında sağ kalım açısından anlamlı fark saptanırken (p= 0.02), plevral yayılım nedeni ile M1a olgular ile karşı akciğerde nodül nedeni ile M1a olgular arasında sağkalım açısından fark saptanmadı (p= 0.495). M1b olgular ile M1a olgular arasında ise sağkalım açısından fark saptanmadı (p= 0.385, p= 0.968).7. klinik TNM sınıflamasında evre kıyaslamasında evre 1A ile 1B arasında ve 1B ile 2A arasında fark bulunmadı (p= 0.408, p= 0.75). Evre 3B ile 4 arasında anlamlı fark saptandı (p= 0.000).Sonuç olarak çalışmamızda tümör boyutu açısından değerlendirilen olgular arasında sağkalım açısından istatistiksel olarak fark saptanmadı. Aynı lobda satellit nodüllerde sağkalım süresinin T4 grubundan daha uzun olması nedeni ile T3 ve plevral yayılımı olan hastaların sağkalım sürelerinin daha kısa olması nedeni ile M1a olarak değerlendirilmesi daha uygundur. 7. TNM evreleme sisteminde evre 1, 2 ve 3A'da yaşam sürelerinin farklı olmamasının, sadece evre 3B ve 4'de yaşam sürelerinin istatistiksel olarak daha kısa olmasının evre 1, 2 ve 3A'da olgu sayılarının az olmasına bağlı olduğu düşünüldü.

AkciğerAkciğer neoplazmlarıKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğer+4
Gülsüm Sibel Kayalı
Gazi University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Robotik kollu lineer hızlandırıcı cihazı tedavi planlamasında kullanılan monte carlo ve ray tracıng hesaplama algoritmalarının karşılaştırılması

Bu çalışmada, robotik kollu lineer hızlandırıcı cihazı tedavi planlamasında kullanılan Monte Carlo ve Ray Tracing hesaplama algoritmalarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Robotik kollu lineer hızlandırıcı cihazı ile yapılan uygulamalar, "Ray Tracing" ve "Monte Carlo" hesaplama algoritmaları ile farklı fantom setler kullanılarak karşılaştırılmıştır. Ayrıca küçük hücre dışı akciğer kanseri tanısı alarak Cyberknife ile tedavi uygulama endikasyonu konulan 10 hastada tedavi planlamaları yine Ray Tracing ve Monte Carlo hesaplama algoritmaları kullanılarak karşılaştırılmıştır. Homojen ve heterojen ortamlardaki algoritma farklarını gözlemlemek amacı ile 3 farklı fantom set oluşturulmuştur ve iki algoritma ile doz dağılımları karşılaştırılmıştır. Fantom setlerindeki Monte Carlo hesaplamaları % 1'lik belirsizlik değeri ile hesaplatılmıştır. Küçük hücreli dışı akciğer kanserli hasta için Ray Tracing ile Monte Carlo planları, aynı hedef kapsanması ve aynı normalizasyon planları yapılarak iki farklı şekilde karşılaştırılmıştır. Ayrıca Monte Carlo algoritması % 0,5'lik, % 1'lik ve % 2'lik belirsizlik hesaplamaları kendi içinde karşılaştırılmıştır. Çalışmada hedef dozları; CI, HI, hedef kapsam değeri, MU, sıcak nokta doz değerleri ve kritik organ dozları; spinal kord, karşı ve ışınlanan taraftaki akciğer dozları karşılaştırılmıştır. Yapılan hesaplamalar sonucunda, fantom setlerde iki algoritma arasında homojen ortamda % 2 fark gözlemlenirken, heterojen ortamlarda, yani hava yoğunluğu fazla setlerde referans ölçüm noktalarındaki doz değerlerinde ortalama ± % 3 fark gözlemlenmiştir. Hasta planı karşılaştırılmalarında ise algoritmalar arasında ortalama % 14 'lük bir hedef kapsam farkı vardır ve Ray Tracing algoritmasının 54 Gy tanımlanan dozun Monte Carlo algoritması ile yapılan hesaplamalarda 46.5 Gy 'lik doza karşılık geldiği gözlemlenmiştir. Monte Carlo algoritmasında, Ray Tracing ile aynı hedef kapsanma değerine ulaşmak için ise, normalizasyon değeri ortalama % 5 azalmıştır. Monte Carlo algoritması farklı belirsizlik değerleri arasında yapılan planlarda ise hesaplama süreleri ve kritik organ dozları belirgin farklar yaratmıştır. Monte Carlo algoritması ile farklı belirsizlik değerlerinde yapılan planlamalar sonuncunda spinal kord maksimum dozunda anlamlı bir fark görülmemiştir (p = 0,232). Işınlanan ve karşı taraftaki akciğer minimum ve ortalama dozları incelendiğinde anlamlı fark olduğu görülmüştür (p = 0,001). Ray Tracing ve Monte Carlo algoritmalarının, hedef kapsam değerleri aynı tutulatak yapılan planlarda spinal kord değerlerinde anlamlı bir farka ulaşılmıştır (p = 0,028), fakat normalizasyon değerleri aynı tutularak yapılan planlamalarda bu fark anlamsızdır (p = 0,508). Hedef kapsam değerleri aynı tutularak yapılan planlamalarda ışınlanan taraftaki akciğer dozlarında maksimum (p = 0,037), karşı taraftaki akciğer dozlarında ise minimum (p = 0,015) değerlerde anlamlı fark gözlemlenmiştir. Normalizasyon değerleri aynı tutularak yapılan planlarda ise ışınlanan taraftaki akciğer maksimum doz değerleri (p = 0,007) ile 20 Gray alan hacim (V20) değerlerinde (p = 0,024) ve karşı taraftaki akciğer minimum (p = 0,011) ve ortalama (p = 0,011) dozlarında anlamlı farklar olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Monte Carlo, Ray Tracing, Cyberknife, Belirsizlik Değeri

Akciğer neoplazmlarıAlgoritmalarIşın izleme+4
Melih Uluer
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Akciğer SBRT planlarının konformal ark ve VMAT teknikleri ile RTOG 0915 protokolüne göre karşılaştırılması

Son yıllarda, teknolojideki gelişmelere paralel olarak 1970'lerden itibaren kullanılmakta olan kranial SRS tedavileri, akciğer, karaciğer, prostat gibi organlarn tedavisinde de uygulanmaya başlanmış ve Stereotaktik vücut radyoterapisi (SBRT) adını almıştır.. Bu çalışmada, 20 erken evre küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastasında (KHDAK) inhomojen bölgelerde daha iyi hesap yapma özelliğinde olan Acuros XB algoritması kullanılarak, RTOG 0915 protokolünün fiziksel kabul kriterlerine göre SBRT tedavi planlamaları yapılmıştır. Planlamalar, VMAT ve konformal ark teknikleri kullanarak 6MV düzleştirici filtreli (FF) ve filtresiz (FFF) enerji modlarında yapılmıştır. "Konformite indeksi (CI)" açısından VMAT tekniği, konformal ark tekniğine göre anlamlı olarak daha üstün bulunmuştur. (p = 0,001). Tedavi teknikleri kendi içlerinde filtreli ve filtresiz enerji modlarında karşılaştırıldığında ise FFF enerji modu, FF'ye göre anlamlı olarak daha üstün bulunmuştur. .VMAT ve konformal ark teknikleri için p değerleri sırasıyla, p = 0,001 ve p = 0,001 olarak bulunmuştur. "%50'lik izodoz hacminin PTV hacmine oranı" değerinde VMAT tekniği, konformal ark tekniğine göre anlamlı üstünlük sağlamıştır (p = 0,001). "%50'lik izodoz hacminin PTV hacmine oranı" tedavi teknikleri için filtreli ve filtresiz enerji modlarında karşılaştırıldığında ise FFF enerji modu FF'ye göre anlamlı üstünlük göstemiştir, VMAT ve konformal ark teknikleri için sırasıyla (p = 0,001, p = 0,001) değerleri bulunmuştur. "2 cm uzaktaki % doz değeri" açısından incelendiğinde VMAT tekniği, konformal ark tekniğine göre anlamlı üstünlük sağlamıştır (p = 0,004). VMAT tekniğinde FFF, FF'e göre anlamlı fark yaratırken, konformal ark tekniğinde ise FFF ile FF arasında anlamlı fark saptanmamıştır ( p = 0,01, p = 0,064). "Akciğer V20Gy " değerleri açısından VMAT tekniği, konformal ark tekniğine göre anlamlı üstünlük sağlamıştır (p = 0,001). Akciğer V20Gy açısından tedavi teknikleri kendi içinde filtreli ve filtresiz şeklinde karşılaştırıldığında ise FFF enerji modu FF'ye göre anlamlı üstünlük göstemiştir, ( p = 0,01, p = 0,01). Elde edilen MU değerleri açısından ise VMAT planları konformal ark planlarına göre yüksek değerler saptanmış olup, aralarında istatistiksel anlamlı fark bulunmuştur (p = 0,001). Filtre mod enerjileri arasında (FFF ve FF) anlamlı bir fark bulunmamıştır (p = 0,089). Yapılan çalışma sonucunda olarak 6 MV foton enerjisi ile yapılan VMAT FFF tedavi tekniği bütün RTOG 0915 doz kriterlerine göre diğer tedavi tekniklerinden istatistiksel anlamda üstündür. Yapılan SBRT tedavilerinin daha kaliteli olması için bu enerji modalitesi ve teknik kullanılmalıdır.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğer+4
Burak Başlangıç
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Akciğer kanserli hastalarda farklı tedavi planlama tekniklerinin hedef hacim ve kritik organ dozları açısından karşılaştırılması

Akciğer kanseri, görülme sıklığı bakımından ülkemizde ve dünyada en yüksek sıklığa sahip bir kanser türüdür. Günümüz akciğer kanseri radyoterapi tedavisinde kullanılan konvansiyonel ve konformal radyoterapi tekniklerinin yanında, yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) ve hacimsel yoğunluk ayarlı radyoterapi (VMAT) gibi yeni tedavi teknikleri de kullanılmaktadır. IMRT ve VMAT gibi tekniklerin diğer tekniklerden en önemli farkı, istenilen doz dağılımına ulaşabilmek için optimizasyon yapılmasıdır. Optimizasyon, hedef hacim (HH) ve kritik organ (KO) dozlarının istenilen seviyeye getirilmesi için yapılan iteratif hesaplama konseptine dayanır. Her bir iterasyon sırasında ideal doz hacim grafiği (DVH) ve ideal akı haritası yaratılır. DVH ve ideal akı istenen değerlere ulaştığında, optimizasyon tamamlanır, sistem gerçek DVH ve gerçek akıyı hesaplamak için 3 boyutlu (3B) hesaplama işlemini gerçekleştirir. 3B hesaplamaların ardından elde edilen sonuç, optimizasyon sırasında elde edilen sonuç ile karşılaştırıldığında çok ciddi bir fark göstermektedir. Optimizasyonda elde edilen ideal DVH, ideal akı ile 3B hesaplama sonunda elde edilen gerçek DVH ve gerçek akı arasındaki bu ciddi farkın temel sebebi, optimizasyon sırasında heterojenite etkisi, yaprak geçirgenliği, yaprak sızıntısı, efektif SSD gibi gerçek durum ile ilgili parametrelerin iterasyon sırasında hesaba katılmaması, diğer taraftan 3B hesaplarında ise dahil edilmesidir. Bu bağlamda, optimizasyon kaynaklı, gerçeğe yaklaşamama problemini, ilk hesap sırasında elde edilen gerçek akıyı, temel plan olarak tanımlayıp, bu plan optimizasyonun içine yerleştirilerek ideal DVH, ideal akı ile gerçek DVH ve gerçek akı arası farkları en aza indirmektedir. Bu çalışmada 12 çeşit temel plan yöntemi IMRT ve VMAT olarak ikiye ayrılmış ve kendi içlerinde araştırılmıştır: İlk grupta karşılaştırmak için orijinal IMRT planı yaratılmıştır. Ayrıca; 5 farklı plan oluşturulmuştur; 1)Orijinal IMRT planı kendi kopyasından yaratılan IMRT planı için temel alınmıştır. 2) Orijinal IMRT 'de DVO3 özelliği olan intermediate doz hesabı yapıldı. 3) Orijinal IMRT planı, farklı IMRT açılı plan ile temel alınmıştır. 4) Konformal plan orijinal IMRT planı ile temel alınmıştır. 5) Orijinal IMRT, eş ağırlıklar kullanılarak temel IMRT planı ile toplandı. İkinci grupta ise karşılaştırmak için orijinal VMAT planı yaratıldı. Ayrıca 5 farklı plan oluşturulmuştur; 1) Orijinal VMAT, kendi kopyasından yaratılan VMAT planı için temel alınmıştır. 2) Orijinal VMAT planı, PRO3 özelliği olan intermediate doz hesabı yapıldı. 3) Orijinal VMAT planı, IMRT planı ile temel alınmıştır. 4) Konformal plan orijinal IMRT planı ile temel alınmıştır. 5) Orijinal VMAT planı, eş ağırlıklar kullanılarak temel VMAT planı ile toplanmıştır. Bu çalışmada tasarlanan temel planlar için 15 küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastası (KHDAK) kullanılmış ve PTV için Dmin, Dmax, Dmean, V110%, V107%,V95%, CI, HI, orijinal planlar ve farklı temel alınan 5 plan için elde edilen değerler ile karşılaştırılmıştır. KO olarak akciğeriçinV5Gy, V10Gy, V20Gy, V30Gy, Dmean; Spinal kord için Dmax, D1cc; Kalp için, V30Gy, V40Gy, V45Gy,V60Gy,Dmean; Özefagus için V55Gy, V66Gy,Dmean değerleri incelenmiştir. IMRT grubu için, orijinal IMRT planına aynı IMRT planı temel alınarak yapılan planlar, PTV kriterleri açısından en üstün sonucu vermiş ve diğer planlara göre bakılan bütün kriterlerde anlamlı farklılık oluşturmuştur. (Tüm kriterler için p<0.001). Akciğer için incelenen değerler temel alınan IMRT planında daha üstün çıkmış, orijinal IMRT planına göre V5Gy ve V10Gy değerlerinde anlamlı fark göstermiştir. (Sırasıyla p =0.027, p =0.014). Özefagus için bakılan V55Gy, V66Gy, Dmean kriterlerinde anlamlı fark sağlamıştır (p =0.001, p=0.001, p= 0.001) Kalp için anlamlı fark sadece V60Gy veDmean kriterleri için çıkmıştır. (Sırasıyla p =0.037, p =0.032). Spinal kordda incelenen Dmax, D1cc kriterlerinde de anlamlı fark çıkmıştır. (Sırasıyla p=0.019, p=0.014) VMAT grubu için, orijinal VMAT planına aynı VMAT planı temel alınarak yapılan planlar ile intermadiate VMAT ile yapılan temel plan en üstün olarak ortaya çıkmıştır. Bu temel planlar PTV kriterleri açısından daha üstün sonucu vermiş ve diğer planlara göre bakılan bütün kriterlerde anlamlı farklılık oluşturmuştur. (Tüm kriterler için p<0.001). Akciğer için incelenen değerlerde konformal temeli VMAT planı daha üstün çıkmış, orijinal VMAT planına göre V5Gy ve V10Gy değerlerinde anlamlı fark göstermiştir.(Sırasıyla p =0.011, p =0.037). Özefagus için temel VMAT planı, orijinal VMAT planından daha üstün çıkmış, bakılan V55Gy, V66Gy, Dmean kriterlerinde anlamlı fark sağlamıştır (p =0.001, p=0.001, p= 0.001) Kalp için intermadiate VMAT temel planı, orijinal VMAT planına göre daha üstün çıkmış ve anlamlı fark sadece V30Gy ve V40Gy kriterleri için çıkmıştır. (Sırasıyla p =0.010, p =0.044). Spinal kordda sadece D1cckriterindeVMAT temel planı orijinal VMAT planından daha üstün çıkmış ve anlamlı fark bulunmuştur. (p=0.032) Elde edilen bulgular ışığında hangi tür optimizasyon ile başlanırsa başlansın, temel planlama tekniği gerçek akıyı istenen düzeye getirme konusunda başarılıdır ve bunu optimizasyon sırasında gerçekleştirdiği için alternatifi yoktur. Her teknik çok başarılı olmasına rağmen, optimizasyon yapıldığında IMRT temelli IMRT planı aralarındaki en iyi yöntem olarak diğerlerinden üstün olduğu gözlenmiştir ve optimizasyonlarda kullanılmalıdır. VMAT açısından incelediğimizde ise konformal temelli VMAT veya intermadiate VMAT planları diğerlerinden üstün çıkmıştır ve kullanılmalıdır. Sonuç olarak temel planlama tekniklerinin hepsi KHDAK hastalarında orijinal konformal, orijinal IMRT veya VMAT planlarına göre HH ve KO dozları bakımından üstünlük sağlamıştır.

AkciğerAkciğer neoplazmlarıKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğer+6
Emre Mustafa Karademir
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

AAA ve Acuros XB algoritmaları ile hesaplanan evre III akciğer kanserli hastaların hacimsel ayarlı ark terapi (VMAT) ve yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) planlarında farklı grid size'ların izodoz dağılımına etkisi

Radyoterapide tanımlanan dozun uygulanmasında, kullanılan doz hesaplama algoritması belirleyicidir. Bu çalışmada, cerrahi uygulanmayan evre III küçük hücre dışı akciğer kanserli (KHDAK) hastalara, VMAT ve IMRT teknikleri ile Acuros XB ve AAA doz hesaplama algoritmaları kullanılarak, farklı grid size'ların risk altındaki organ (OAR) ve hedef doku dozlarına etkisi incelenmiştir. Seçilen 10 hastanın her biri için, Acuros XB ve AAA algoritmaları kullanılarak VMAT ve IMRT teknikleri ile farklı grid size'larda planlar hesaplatıldı. Hedef hacmin ve kritik organların, almış olduğu doz ve akciğerlerin V20 ve kalbin V40 hacimleri için farklı grid size değerlerine göre değişimi doz hacim eğrisi (DVH) yardımıyla incelendi. Aynı teknik ve algoritma kullanılarak yapılan planlarda, farklı grid size'lar PTVtm kapsamasında ve yüksek sıcaklık bölgesinde anlamlı doz farklılığı oluşturdu (p=0,000 - 0,045); OAR dozları ve akciğerlerin V20 ve kalbin V40 hacimlerinde oluşan fark anlamlı görüldü (p=0,005 – 0,037). Aynı grid size ve algoritma kullanılarak farklı teknikler ile plan yapıldığında PTVtm'nin yüksek sıcaklık bölgesinde anlamlı fark görüldü (p=0,001 – 0,0096), OAR'lerin aldığı dozlar ve akciğerlerin V20 ve kalbin V40 hacimlerinde oluşan fark anlamlı görülmedi (p=0,959 – 0,139). Aynı grid size ve teknik kullanılarak farklı algoritmalar ile doz hesabı yapıldığında PTVtm'nin kapsamasında anlamlı fark görüldü (p=0,000); OAR'lerin aldığı dozlar ve akciğerlerin V20 ve kalbin V40 hacimlerinde anlamlı fark görüldü (p=0,005 – 0,047). Sonuç olarak; düşük yoğunluklu bölgede ve sıcak nokta dozu hayati önem taşıyan seri organlarda dozun doğruluğu için bilgisayarlı tomografi (BT) görüntülerinin kesit kalınlığı ve doğru grid size seçimi önemlidir.

AlgoritmalarDoz dağılımıDoz-cevap ilişkisi-radyasyon+7
Nazmi Can
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Küçük hücreli dışı akciğer kanseri gelişimi ile AKT-mTOR-siklind1 gen ekspresyonu arasındaki ilişkinin araştırılması

Akciğer kanseri dünya genelinde her iki cinste de kanser ilişkili ölünlerin başında gelmektedir. Günümüzde akciğer kanseri gelişiminde rol oynayangenler ve iletim yolakları araştırılmaktadır. AKT/mTOR yolağının birçok kanser kanser gelişminde etkili olduğu düşünülmektedir. Bu yolağın eksprese ettiği birçok gen hücre proliferasyonu, metastaz, anjiogenez ve apoptoz direncinde önemli rol oynamaktadır. Ayrıca bir kaç kanser türünde CCND1 gen ekspresyonunun arttığı gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı küçük hücreli dışı akciğer karsinomu gelişiminde AKT, mTOR ve CCND1 genlerinin ekspresyon profilini araştırmaktır. Bu çalışma için Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi etik kurulunun izni alınmıştır. Çalışmaya daha önce neoadjuvan tedavi almamış KHDAK (küçük hücreli dışı akciğer kanseri) tanısı olan 44 hasta dahil edilmiştir. Rezeksiyon materyallerindeki (lobektomi ya da pnömonektomi) tümörlü doku ve komşu tümörsüz dokudan örnekler alındı ve laboratuara gönderildi ve hücresel RNA izole edildi. Kantitatif RT-PCR (Gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu) yöntemiyle mRNA ekspresyon seviyeleri ölçüldü. Bulgularımız mTOR ekspesyonunun istatistiksel olarak anlamlı şekilde arttığı (p<0.05), AKT ve CCND1 ekspresyonlarının ise tümörlü dokularda hafifçe arttğı ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmadığı şeklindedir.Anahtar Kelimeler: AKT1, mTOR, CCND1

Akciğer neoplazmlarıGen ifadesiGenetik+3
Muhammet Sayan
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

SETD2, JMJD2C ve TIP60 genlerinin mRNA düzeyindeki ifadesi ile küçük hücreli dışı akciğer kanseri gelişimi arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Akciğer kanseri, dünyada kadın ve erkeklerde kansere bağlı ölümlerin en yaygın nedenidir. Epigenetik değişimler DNA metilasyonu ve histon modifikasyonunu içerir. Epigenetik yolaklarda meydana gelen değişimler çok sayıda hastalığın gelişiminde rol alır. Histon modifikasyonları histon modifiye eden enzimlerle kontrol edilir. Bu çalışmanın amacı, histon modifikasyonunda görevli üç genin mRNA düzeyindeki ifadeleri ile KHDAK gelişimi arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Çalışmamızda, 44 küçük hücreli dışı akciğer kanserli hastadan alınarak normal ve malign oldukları histopatolojik olarak doğrulanan doku örneklerinde üç histon modifikasyonu enziminin mRNA düzeyindeki ifade düzeyi araştırıldı. Doku örneklerinden total RNA elde edildi. SETD2, JMJD2C ve TIP60 genlerinin mRNA ifade düzeyleri kantitatif Real time PCR (qPCR) yöntemi ile ölçüldü. İfade düzeylerini normalize etmek için gliseraldehit -3-fosfat dehidrogenaz (GAPDH) housekeeping geni kullanıldı. Tümör ve normal doku örneklerine ait sonuçlar karşılaştırıldığında, JMJD2C mRNA ifade düzeyinde herhangi bir farklılık belirlenmedi (p>0.05). Ancak SETD2 ve TIP60 genlerinin mRNA düzeylerinin, hastaların tümör dokularında kontrol dokularına göre anlamlı olarak azaldığı bulundu (p<0.05). Bulgularımız, küçük hücreli dışı akciğer kanseri patogenezi ile SETD2 ve TIP60 genlerinin mRNA düzeyindeki ifadesi arasında ilişki olabileceğini göstermektedir. Bu sonuçların doğrulanması için ileri moleküler araştırmalara ihtiyaç vardır.

Akciğer neoplazmlarıGenlerKantitatif genetik+3
Şevki Mustafa Demiröz
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metastatik küçük hücreli dışı akciğer karsinomlu hastaların klinikopatolojik özelliklerinin uzun sağkalımla ilişkisi

Akciğer kanseri dünya genelinde en sık görülen kanserler arasında yer alır . Akciğer kanserinin %85'lik grubunu oluşturan Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri (KHDAK)'inde yaşam sürelerini etkileyen en önemli faktörler; tümörün histopatolojik tipi, tümörün evresi, hastanın performans durumu, kilo kaybı, yaşı, cinsiyeti, serum LDH, ALP düzeyi, kan kalsiyum düzeyi, hemoglobin seviyesi ve genetik faktörlerdir . Biz bu çalışmamızda metastatik KHDAK'de uzun sağkalımla ilişkili yeni prognostik faktörlerin varlığını araştırdık. Çalışmamıza Ocak 2010 ve Eylül 2015 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı ve Göğüs Hastalıkları A.B.D'da takip edilen , histopatolojik olarak Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri (KHDAK) tanısı konulan ve metastatik evrede olan 100 hasta dahil edildi. Çalışmamız retrospektif ve prospektif bir çalışma olarak yürütüldü. 50 hasta retrospektif olarak exitus olmuş hastalar çalışmaya dahil edilerek değerlendirildi. Prospektif olarak ise 50 hasta sağkalım süresi açısından en az 6 ay takip edildi. İstatistiksel analizler SPSS versiyon 23 yazılımı kullanılarak yapıldı. Sağkalımın tek değişkenli analizlerde inelenmesi log rank testi ile yapıldı. Çok değişkenli analizde, önceki analizlerde belirlenen olası faktörler kullanılarak sağkalımı öngörmedeki bağımsız etkenler geriye doğru (backward) seçim yöntemi ile Cox regresyon analizi kullanılarak incelendi. Çalışmamızda; hastalarımızda yaş, cinsiyet, yaşadığı yer, aile tipi, ailede akciğer kanseri varlığı ve varsa kaçıncı derece akrabada olduğu, ailede diğer kanser varlığı, alkol kullanımı, sigara (kullanıyor ise paket/yıl miktarı) ,akciğer kanseri tanısı aldıktan sonra sigara içmeye devam edip etmediği, patolojik tanısı, ateş yüksekliği, gece terlemesi, kilo kaybı, komorbid hastalıklar (Diyabetes Mellitus, Hipertansiyon/Koroner Arter Hastalığı, KOAH), Performans status (ECOG), Beden kitle indeksi, Kalsiyum, LDH, ALP, LDL düzeyi, Glukoz, Albümin, Hb, Lökosit, Nötrofil, Bazofil, Eozinofil, Trombosit değerleri, Primere yönelik cerrahi yapılıp yapılmadığı, Geçirilmiş Akciğer Tüberküloz öyküsü, Metastaz yerleri ( yumuşak doku metastazı, karaciğer metastazı, beyin metastazı, kemik metastazı ) ve kemoterapi alıp almadığı, KT almış ise hangi protokolü aldığı, hedefe yönelik tedavi alıp almadığı, Radyoterapi alıp almadığı, RT almış ise hangi bölgelere almış olduğu sorgulandı. Çalışmamızın sonucunda tek değişkenli analizde; KOAH varlığının olmaması (p=0,032), performans skorunun iyi olması (p<0,001), hiperkalsemi olmaması (p<0,001), LDH değerinin normal aralıkta olması (p<0,001), albümin değerinin 3gr/dl'nin üstünde olması (p=0,004), bazofil değerinin normal olması (p=0,002), kemoterapi almak (p<0,001) ve akciğere yönelik RT almak (p=0,036) uzun sağkalımla ilişkili prognostik faktörler olarak bulunmuştur. Ayrıca hem tek değişkenli hem çok değişkenli analizde normal LDH düzeyi, PS skorunun iyi olması uzun sağkalımla ilişkili prognostik faktörler olarak bulunmuştur. Diğer parametreler istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Sonuç olarak KHDAK'de prognostik faktörler önem arz etmektedir ve daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Karsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğerNeoplazm metastazlarıNeoplazmlar+2
Fazilet Yurdadoğan
Karadeniz Technical University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Makine öğrenmesi yöntemleriyle tümör kontrol olasılığının hesaplanması

Çok büyük miktardaki verinin elle işlenmesi ve analizinin yapılması mümkün değildir. Bununla birlikte çoğu zaman geçmişteki veriler kullanılarak gelecek için tahminde, çıkarımda bulunmak mümkündür. Bu çıkarımları yapabilmek için makine öğrenmesi yöntemleri kullanılır. Makine öğrenmesinin kullanıldığı sistemler, karar destek sistemleridir. Karar destek sistemleri kullanım alanına bağlı olarak çeşitlilik göstermektedir. Tıp alanındaki uygulamalarda klinik karar destek sistemleri kullanılmaktadır. Tıbbi verilerin karmaşıklığı karşısında geleneksel veri analiz yöntemleri yetersiz kalabilmektedir. Bu sebeple karmaşık yapıların anlaşılması, çözümlenebilmesi için makine ögrenmesi yöntemlerine başvurulur. Sağlık alanı, makine öğrenmesi yöntemlerinin sınırlı kullanıldığı ancak çok önemli kullanım potansiyeli olan alanlardan biridir. Bu çalışmada küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastalarının radyoterapi verileri kullanılmıştır. Radyoterapi de sözü edilen karmaşık verilerin çok sayıda yer aldığı alanlardan biridir. Radyoterapi alacak her hastaya ayrı bir plan çizilir. Tümörün radyoterapiye vereceği yanıt her hasta için farklıdır. Bunun nedenleri arasında radyoterapiyi etkileyen birçok parametre olması ve hastaların her biri kişisel özellikleri bakımdan birbirinden farklı olması sayılabilir. Karmaşık verilerin analiz edilip incelenmesi, radyoterapi sonucunda tümörün radyoterapiye yanıtı hakkında çıkarım yapmak için makine öğrenmesi yöntemleri kullanılabilir. Çalışmada radyasyon onkolojisindeki hasta verilerinin makine öğrenmesi yöntemleriyle sınıflandırılması ve çıkarım yapılması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi Radyasyon Onkolojisine 2012-2015 yılları arasında gelen hastaların verileri kullanılmıştır. Bu kapsamda, destek vektör makineleri (DVM) ve yapay sinir ağları (YSA) ile tümörün radyoterapiye verdiği yanıtlar sınıflandırılması ve bunların karşılaştırılması ele alınmıştır. Bu çalışmada 30 hasta verisi kullanılarak DVM ve YSA makine öğrenmesi yöntemleri yardımıyla iki farklı karar destek sistemi modeli geliştirilmiştir. DVM modeli için %90 duyarlılık, %100 özgüllük değeri elde edilmiş; YSA modeli için % 80 duyarlılık, % 100 özgüllük değeri elde edilmiştir. Bu çalışmada SVM modelinin %90 duyarlılıkla en başarılı sonucu verdiği görülmüştür. Bu model sayesinde radyoterapi alacak hastanın tedavi sonunda tümöründe ne kadar değişiklik olacağı hakkında bir öngörü oluşacaktır. Bu çalışmada veriler önce ön 2 işlemeye ve elemeye tabi tutulmuştur. Bunun sonucunda ise veri sayısında azalma olmuştur. Daha sonra yapılması planlanan çalışmaların başarısı için bu eksiklikler göz önünde bulundurularak yeni parametreler eklenmeli ve veriler eksiksik bir biçimde elde edilmelidir.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıDestek vektör makineleri+7
Işık Çakmak
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Küçük hücre dışı akciğer kanserleri tanısında tümör belirteci olarak granülosit koloni uyaran faktör (G-CSF) ve makrofaj koloni uyaran faktör (M-CSF) kullanımı

KHDAK toplum sağlığını tehdit eden önemli bir sorundur. Bu kanser tipinin erken tanısının yapılabilmesi için kullanılabilecek bir belirteç hali hazırda yoktur. Mevcut belirteçler bazı durumlarda tedaviyi yönlendirmede yetersiz kalabilmektedirler. Bu konu üzerinde yapılan çalışmalar incelendiğinde sitokinlerin kanser tanısı ve tedavinin yönlendirilmesinde umut vaat ettiği görülmektedir.KHDAK hastalarında tümör kaynaklı lökositozun sık görülmesi nedeniyle serum M-CSF ve G-CSF düzeylerinin bu kanser tipinde çalışması seçilmiştir. Çalışmamızda yeni tanı almış 24 KHDAK hastasının serum M-CSF ve G-CSF düzeyleri ELISA metodu kullanılarak saptanmış ve 30 sağlıklı kontrolle kıyaslanmıştır.Elde ettiğimiz sonuçlar kontrollere kıyasla serum G-CSF düzeyinin hastalarda anlamlı derecede yüksek olduğu ancak serum M-CSF düzeylerinde ise fark olmadığıdır. Ayrıca hastalarda baskın kan nötrofil yüksekliğinin serum G-CSF yüksekliği ile birlikte olması bu sitokinin tümör kaynaklı artışını desteklemektedir. Tümör tipleri ile serum sitokin düzeyi ilişkisi ise saptanamamıştır.Hasta sayımızın az oluşu çalışmamızın önündeki en önemli engeli teşkil etmiştir. Ayrıca hastaların takipleri halen devam ettiğinden sürvi analizleri gerçekleştirilememiştir.Literatürde KHDAK sitokin düzeyleri için değişik sonuçlar mevcuttur fakat bizimde katıldığımız ortak kanı yapılan çalışmaların bir süre sonra tutarlı sonuçlar vereceği ve hastalar açısından verimli olacağıdır.

Akciğer neoplazmlarıGranülosit koloni stimülan faktörKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğer+3
Burak Bahar
Gazi University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metastatik küçük hücre dışı akciğer kanseri hastalarında tirozin kinaz inhibitörlerinin etkinlik ve toksisitelerinin değerlendirilmesi

Metot: Bu çalışmada 30 Mayıs 2013 - 31 Aralık 2022 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji biriminde takip edilen KHDAK tanılı, TKİ tedavileri alan 18 yaşından büyük, takiplerine merkezimizde düzenli devam eden 62 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastaların demografik verileri, sigara öyküsü, patolojik tanısı ve mutasyon sonuçları, tanı anında performans durumu, tanı anındaki klinik evresi, tanı sonrası aldığı tedavileri, takiplerindeki laboratuvar ve radyolojik bulgular, tedavi sonrası gelişen yan etkiler ve toksisiteler, toksisitelerin düzeyleri, tedavi ve progresyon durumu, progresyonsuz sağ kalımları, son kontrol tarihi, son durumu, genel sağ kalımları hastane kayıtlarındaki bilgiler doğrultusunda incelendi. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 58,10 ± 14,61 olarak saptandı. Hastaların 40,3'ü erkek, %59,7'si kadındı. Hastaların sigara kullanma ve kullanmama oranları sırasıyla %35,5 ile %59,7 idi. Sigara kullanan hastaların %88,2'sinde EGFR, %8,8'inde ALK ve %2,9'unda BRAF mutasyonu saptandı. Sigara kullanmayan hastaların ise %68,4'ünde EGFR, %21,1'inde ALK, %5,3'ünde ROS-1 ve %5,3'ünde BRAF mutasyonu saptandı. Hastaların sigara kullanımlarına göre driver mutasyon oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Hastaların %67,7'si birinci, %27,4'ü ikinci ve %4,8'i üçüncü basamakta TKİ tedavisi almışlardı. Anti EGFR tedavisi alan hastalarda halsizlik, bulantı, kusma, diyare, anemi, akne, karaciğer toksisitesi sıklığının diğer yan etkilere göre daha fazla olduğu saptandı. Anti ALK - ROS1 grubu ilaç alan hastalarda halsizlik, bulantı, kusma, tiroid toksisitesi, proteinüri, anemi sıklığı diğer yan etkilere göre daha fazlaydı. Anti BRAF grubu ilaç alan 2 hastanın sadece 1'inde grade 1 anemi saptandı. Tedavi birinci basamağında anti EGFR alan grubun ortalama takip süresi 13 ay olup bu grubun medyan progresyonsuz sağ kalım süresi 11,2 (%95 GA: 8,50 – 13,90) aydı. Tedavi birinci basamağında anti ALK – ROS 1 alan grubun ortalama takip süresi 11 aydı ve bu grubun medyan progresyonsuz sağ kalım süresi 16,0 (%95 GA: 6,54 – 25,46) ay olarak bulundu. Birinci basamak tedavide dabrafenib ve trametinib tedavisi alan hastaların ortalama takip süresi 12 ay olup medyan progresyonsuz sağ kalım süresi 11,2 aydı. Anti EGFR grubunun medyan genel sağ kalım süresi bir basamakta uygulananlarda 17,8 (%95 GA: 12,84 – 22,76) ay ve iki basamakta uygulananlarda 29,6 (%95 GA: 16,72 – 42,48) ay olarak saptandı. Kaplan Meier sağ kalım analizi sonucunda; bu iki grup arasında sağ kalım eğrileri açısından anlamlı fark bulundu (Log Rank Mantel Cox=4,261; p=0,039). İki basamak anti EGFR uygulanan hastaların genel sağkalım oranlarının bir basamak anti EGFR uygulananlara göre daha yüksek olduğu saptandı. Tüm hastaların ortalama takip süresi 18 olup medyan genel sağ kalım süresi 18,7 ay olarak saptandı. Sonuç: Çalışmamızda TKİ'lerinin PFS ve OS değerleri literatürle uyumlu bulundu. Çalışmamızda sık görülen yan etkiler halsizlik, diyare ve anemi idi. Doz azaltma ihtiyacı az hastada gerekti ve toksik ölüm gözlenmedi. Bu veriler TKİ'lerin sağkalımı arttırırken daha az yan etki ile hastalar için daha tolere edilebilir ve uygun bir seçenek olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

Akciğer neoplazmlarıKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğerNeoplazm metastazları+3
Hazal Şahin
Dicle University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Küçük hücreli akciğer kanserinde 2. basamak tedavide proliferasyon indeksi ve nötrofil lenfosit oranının prognostik ve prediktif önemi

Amaç: Akciğer kanseri, küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) ve küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK) diye iki gruba ayrıldığında,%85'i KHDAK, %10- 15 kadarı ise KHAK'dır. KHAK, küçük hücreli olmayan alt tiplere göre daha az görülmekle birlikte, daha agresif seyreder ve daha kısa sağkalım süresi ile ilişkilidir. Bu çalışmada kliniğimizde tedavi edilen KHAK hastalarımızın tanı anında bakılan nötrofil lenfosit oranı (NLO1), ikinci basamak tedavi öncesinde bakılan nötrofil lenfosit oranı (NLO2), ki-67 proliferasyon indeksi, küratif radyoterapi alma durumu ve tanı anındaki evrenin progresyonsuz sağkalım (PFS) ve genel sağkalım (OS) süreleri üzerindeki prognostik ve prediktif önemini ortaya koymayı amaçladık. Yöntem: Bu çalışmaya 1 Ocak 2012-31 Nisan 2019 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Tıbbi Onkoloji Polikliniğine başvurup ayaktan kemoterapi alan veya kliniğe yatırılan hastalarda KHAK tanısı konulan ve retrospektif olarak verilerine ulaşılabilen 18 yaş üstü 62 hasta dahil edildi. Çalışmaya alınan hastalarda tanı anında bakılan NLO1, ikinci basamak tedavi öncesinde bakılan NLO2 oranlarının ve ki-67'nin sağkalım üzerine etkisi araştırıldı. Bulgular: Çalışmamızda KHAK tanılı 62 hastanın verileri analiz edildi Hastaların 56'sı (%90,3) erkek, 6'sı (%9,7) kadındı. Hastaların tanı anındaki ortanca (medyan) yaşı 55 yıl (39-70) idi. Kaplan-meier analizi sonucu hastaların medyan progresyonsuz sağkalım (PFS1) süresi 7 ay, OS süresi 14 ay olarak hesaplandı. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda medyan NLO1 değeri 3.1, medyan NLO2 değeri ise 4.1 olarak bulundu. Bu değerler eşik değer olarak kabul edildi. NLO1'in <3.1 olduğu 30 (%48) hastanın medyan PFS1 değeri 9 ay [%95 CI (6.51-11.48)] iken NLO1≥3.1 olan grupta medyan PFS1 değeri 5 ay [%95 CI (4.50-5.49)] olarak hesaplandı (p: 0.019). NLO1' in OS üzerindeki etkisi analiz edildiğinde NLO1<3.1 olan hasta grubunda medyan genel sağkalım 19 ay [%95 CI (16.34-21.66)] iken NLO1≥3.1 olan hasta grubunda ise medyan OS değeri 13 ay [%95 CI (10.80-15.20)] olarak hesaplandı. KHAK hastalarında NLO1 düşüklüğü daha uzun PFS1 ve OS ile ilişkili olduğu görüldü. NLO2<4.1 olan hasta sayısı 15 (%60) ve NLO2≥4.1 olan hasta sayısı ise 10 (%40) olarak iki gruba ayrıldı. NLO2<4.1 olan hasta grubunda medyan PFS2 değeri 6 ay [%95 CI (5.19-6.80)] iken NLO2≥4.1 olan grupta medyan PFS2 değeri 3 ay [%95 CI (1.45-4.55)] olarak hesaplandı. Düşük NLO2 değeri olan hastaların yüksek NLO2 değeri olan hastalara göre 2. Basamak KT sonrası daha uzun progresyonsuz sağkalıma (PFS2) sahip olduğu görüldü. Sağkalım üzerindeki bu fark Long Rank (Mantel-Cox) analizinde istatistiksel olarak anlamlıydı (p:0,02). Akciğer'e küratif radyoterapi alan hasta sayısı 15 (%24) olup almayan hasta sayısı 47 (%76) idi. Küratif RT alan hastalarda medyan PFS1 11 ay olarak izlendi. Küratif RT almayan hastalardaki medyan PFS1 ise 6 ay olarak hesaplanmış olup progresyonsuz sağkalım üzerindeki bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı [p:0,001, %95 CI (5.79- 8.20)]. Sonuç: KHAK hastalarında sağkalımı etkileyen prognostik faktörlere bakıldığında bizim çalışmamızda; düşük NLO1'in ve akciğere uygulanan küratif RT'nin daha uzun PFS1 ve OS ile ilişkili olduğu, düşük NLO2'nin ise daha uzun PFS2 ile ilişkili olduğu istatistiksel açıdan anlamlı bulundu. NLO1, NLO2 ve küratif RT alımının sağkalım üzerinde bağımsız prognostik faktörler olduğu gözlendi. Anahtar Kelimeler: Küçük hücreli akciğer kanseri, nötrofil lenfosit oranı, Progresyonsuz sağkalım, Genel sağkalım, Prognostik faktörler, küratif radyoterapi, Ki-67

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıHücre çoğalması+7
İbrahim Can
Dicle University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İleri evre küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastalarında inflamasyon markerlarının prognoz üzerine etkisi ve PET/CT parametreleri ile korelasyonu

AMAÇ: Tüm dünyada kansere bağlı ölümlerin en sık sebebi akciğer kanseri olup; küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) %85'ini oluşturmaktadır. Kanserin oluşumu, yayılımı, prognozu ve tedavi yanıtı ile inflamasyon hücreleri nin ve salgılanan inflamasyon markerlarının büyük rol oynadığı bilinmektedir. Çalışmamızda Evre IV KHDAK tanısı alan ve tedavi öncesi hemogram parametreleri çalışılmış ve PET/CT çekilmiş olan hastalarda, nötrofil lenfosit oranı (NLR), platelet lenfosit oranı (PLR) gibi sistemik inflamasyonu gösteren parametreler ile SUV max, MTV, TLG gibi kantitatif PET/CT parametrelerinin genel sağkalım (OS) ve progresyonsuzsağkalım (PFS) ile ilişkisinin araştırılması amaçlandı. Ayrıca inflamasyon ile ilişkili hemogram parametreleri iile PET/CT parametrelerinin kolerasyonunun araştırılması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Evre IV KHDAK tanısı alan 179 hastanın sosyodemografik, klinik, laboratuar ve görüntüleme verileri retrospektif olarak hasta dosyaları ve hastane veritabanı sistemi taranarak elde edildi. Görüntüleme ve laboratuar verileri eksik olan hastalarçalışma dışı bırakıldı. İki merkezli olan çalışmamızda görünteleme verileri ve analizleri için diğer merkez ile koordine şekilde çalışıldı. BULGULAR: 179 hastanın dahil edildiği çalışmamızda hastaların ortalama yaşı 63,6 idi. Erkek ve kadın hasta oranları ise sırası ile %85 ve %15 bulundu. Dahil edilen tüm hastalar KHDAK olup %72.6' sı adenokarsinom, %21.2'si squamöz hücreli karsinom, %6,1 diğer histolojik tipteydi. Moleküler analiz yapılmış olan 78 hastanın 26 (%33.3)'sında EGFR mutasyonu pozitifti. Hastaların tamamı klinik olarak evre IV hastalığa sahip idi. Çalışmamızın median 10 aylık izlem süresinde, hastaların median PFS'si 6 ay (%95 Cl: 2-36) ve median OS'si 10 ay (%95 Cl: 2- 88) idi. Tek değişkenli analizde hemogram parametrelerinden Hemoglobin (HR:1.009, %95 CL:1.002-1.017, p:0.012), görüntüleme parametrelerinden PET TLG (HR:1, %95 CL:1-1, p:0.001) ve PET AC TLG (HR:1, %95 CL:1-1,p:0.046) değerlerinin PFS ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Çok değişkenli analizde ise Hemoglobin (HR:1.001, %95CL:1.003-1.018, p:0.005) ve PET TLG (HR:1, %95CL:1-1, p:0.003) bağımsız prognostik faktör olarak anlamlı bulundu. Yine bu parametrelerin OS üzerine etkilerinin değerlendirildiği tek değişkenli sağkalım analizinde performans durumu (HR:1.54, %95 CL:1.096-2.162, p:0.013), tanıda nötrofil (HR:1.063, %95CL:1.007-1.122, p:0,026), NLR (HR:1.071, %95CL:1.018-1.127, p:0,008), PET MTV (HR:1.001, %95CL:1-1.002, p:0,016), PETTLG (HR:1, %95CL:1-1, p:0,018), EGFR mutasyonu (HR:0.484, %95CL:0.277-0.845, p:0,011) varlığının sağkalım ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Çok değişkenli OS analizinde ise EGFR mutasyonu varlığının (HR:0.385, %95CL:0.213-0.696, p:0,014) ve performans durumunun (HR:1.88, %95CL:1.092-3.238, p:0,008) bağımsız prognostik faktör olduğu tespit edildi. Ayrıca PET/CT parametreleri ile hemogram parametrelerinin birbiri ile kolerasyonunun yapıldığı analizde Hemoglobin hemen hemen tüm pet/ct parametreleri ile negatif korelasyon gösterdi. Tanıda lenfosit ile tüm pet/ctparametrleri ile anlamlı bir korelasyon saptanmadı. NLR ile PET AC BNMAX (r:0.151, p:0.044 ), PET HİGHEST SUVMAX (r:0.155, p:0.038), PET HİGHEST SUVMEAN (r:0.217, p:0.04) , PET HİGHEST BNMAX (r:0.159, p:0.033), PET HİGHEST BNMEAN (r:0.191, p:0.011), PET MTV (r:0.192, p:0.01) ve PET TLG (r:0.172, p:0.022) arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon vardı. PLR ise PET AC BNMAX (r:0.174, p:0.021), PET AC BNMEAN (r:0.148, p:0.05), PET AC TLG (r:0.167 p:0.027), PET HİGHEST BNMAX (r:0.184, p:0.014), PET HİGHEST BNMEAN (r:0.216, p:0.014) ve PET MTV (r:0.169, r:0.024) parametreleri ile pozitif korele saptandı. SONUÇ: PET/CT parametreleri ve hematolojik parametreler metastatik KHDAK hastalarda kolaylıkla ulaşılabilir, invaziv olmayan belirteçlerdir. Bu her iki tip parametreler, birbirlerini tamamlayıcı bilgi sağlayabilir ve prognostik faktörler olarak kullanılabilir. Bu çalışma sonucu metastatik KHDAK hastalarda PET CT metabolik parametrelerinin inflamasyon ile ilişkisini, hasta prognozunu belirlemede rolünü ve bu parametrelerin hematolojik inflamatuar parametreler ile arasındaki korelasyonunu doğrulamıştır Anahtar kelimeler: Küçük hücreli dışı akciğer kanseri, genel sağkalım, progresyonsuzsağkalım, nötrofil lenfosit oranı, inflamasyon, PET/CT

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıBiyobelirteçler+5
Esra Pirinççi
Dicle University
2021
00

Related subjects