Nitel araştırma
Bu konu başlığı altında 91 tez
Müşteri yönlülüğün hizmet baskın mantık yaklaşımıyla değerlendirilmesi: Yat işletmeciliği üzerine nitel bir araştırma
Yat işletmeciliği, deniz turizminin önemli bir bileşeni olan yat turizmi bünyesindeki yat tatili konseptini uygulayan bir işletmecilik dalıdır. Yat işletmeleri ise bu konsepti farklı müşteri bölümlerinin beklenti ve istekleri doğrultusunda uygulayan, tekne kiralama çözümleriyle birlikte yat tatilinin planlanması ve organize edilmesi görevlerini üstlenen hizmet işletmeleridir. Hizmet baskın mantık yaklaşımı, pazarlama teorisinde ekonomik değişimin temelinin hizmet olduğunu belirten bir paradigmadır. Ayrıca birlikte değer yaratma konusunun önemini vurgulayan bu yaklaşıma göre müşteriler ve diğer aktörler karşılıklı olarak değer önerilerinde bulunarak özünde hizmete karşılık hizmet yaratmaktadırlar. Bu bakış açısıyla müşteriler, işletmeler için önemli bir değer yaratma kaynağıdır. Müşteri yönlülük ise, müşterilerin ihtiyaçlarını belirlemek amacıyla bilgi toplama, belirlenen ihtiyaçları analiz etme ve bu ihtiyaçlara yönelik rakiplerden önce çözümler sunmayı benimseyen bir stratejik yönelimdir. Bu tez çalışmasının amacı, hizmet yoğun bir turizm sektörü olan yat işletmeciliği bağlamında pazarlama bakış açısının incelenmesiyle elde edilen veriler doğrultusunda, müşteri yönlülüğün hizmet baskın mantık yaklaşımıyla değerlendirilmesidir. Bu amaç doğrultusunda, keşfedici araştırma tasarımıyla geliştirilen bu çalışmada, ön araştırma kapsamında 5 uzman ile yarı yapılandırılmış görüşme, hizmet baskın mantık ve müşteri yönlülük değişkenlerinin turizm literatüründe incelenmesiyle içerik analizi ve yat işletmeciliği konusunda uzman 28 kişi ile Delphi araştırması ile üç aşamalı bir nitel araştırma uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda, hizmet baskın mantık yaklaşımının 4 temel unsuru olan hizmet, kaynaklar, aktörler ve birlikte değer yaratma olgularına göre müşteri yönlülük süreci değerlendirilmiş ve yat işletmeciliğinde müşteri yönlü davranışların müşteri memnuniyeti, müşteri sadakati, hizmet yeniliği ve hizmet kalitesini olumlu yönde etkilediği çıkarımına ulaşılmıştır.
Türkiye'de azınlık ve devlet liselerinde çokkültürlü eğitim anlayışının araştırılması: Çoklu durum çalışması
Günümüzde ulusal programlara bakıldığında, gittikçe daha fazla evrensel değerler içerdiği görülmektedir. Bu çerçevede, çokkültürlülük, çoğulculuk, farklılık (çeşitlilik) gibi konular, eğitim kurumlarını ve programlarını daha demokratik hale getirmek için önemli rol oynayabilir. Dünyada çokkültürlü eğitime ilişkin yüzlerce tez ve makale yayımlanmıştır. Son 10 yılda Türkiye'de akademisyenlerin, öğretmenlerin ve öğrencilerin çokkültürlü eğitime ilişkin görüşlerini ve tutumlarını inceleyen araştırmaların arttığı görülmektedir. Araştırmanın amacı: İstanbul'da bulunan azınlık ve devlet liselerindeki farklı katılımcıların (okul müdürleri, okul müdür yardımcıları, öğretmenler ve öğrenciler) çokkültürlü eğitime ilişkin bakış açılarını derinlemesine incelemektir. Araştırmanın yöntemi: Bu araştırmada, nitel çoklu durum çalışması yürütülmüştür. Amaca yönelik örneklem ile çokkültürlü eğitim ve azınlık eğitimi alanlarında, zengin ve farklı bağlamlara sahip olan okullar seçilerek maksimum çeşitlilik örneklemi kullanılmıştır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında, "yöntemsel çeşitleme, veri kaynağı (katılımcı) çeşitlemesi ve araştırmacı çeşitlemesi" olmak üzere farklı çeşitleme türleri kullanılmıştır. Bire bir görüşmeler, katılımcı gözlemler, doküman analizi ve alan notları kullanılarak "yöntemsel çeşitleme"ye; farklı katılımcılardan (okul müdürleri, okul müdür yardımcıları, öğretmenler ve öğrenciler) veri elde edilerek "veri kaynağı (katılımcı) çeşitlemesi"ne; birden fazla araştırmacının katılmasıyla "araştırmacı çeşitlemesi"ne gidilmiştir. Araştırmacı tarafından geliştirilen ve üç uzman görüşü alınan yarı-yapılandırılmış görüşme formu ile 44 katılımcıyla görüşme yapılmıştır. Araştırma, 2014-2015 akademik yılında gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi: Görüşmeler, yazıya dökülmüştür ve toplanan tüm verilere içerik analizi yapılmıştır. Araştırmanın süreç ve işlemleri detaylı olarak yazılmıştır. Temaların ortaya çıkarılmasında, üç araştırmacı tüm verileri incelemiş ve kod defteri oluşturularak ortak temalara ve alt-temalara karar verilmiştir. Araştırmanın bulguları: Elde edilen temalar, "Eğitimde Fırsat Eşitliği ve Herkes İçin Eğitim, Metaforik Tanımlar, Kültürel Farkındalık / Farkındalık Bilinci Kazandırma (Alt-Temalar: Kültürleşme, Kendini Geliştirme, Dünya Vatandaşlığı), Eşitlik (Alt-Temalar: Birlikte Yaşama ve Çoğulculuk, Hoşgörü), Çokkültürlü Eğitim / Program/ı Eksikliği, Anadili Eğitimi ve Eğitim Öğretim Birliği / Tevhidi Tedrisat, Çokkültürlü Eğitimin Dezavantajları, Katkılar Yaklaşımı ve Etnik İlaveler Yaklaşımı, Önyargılar, Farklı Kültürlerden İnsanlarla Etkileşimdeki Sorunlar, Çokkültürlü Eğitim Programı Eksikliği ve Ders Kitaplarının Yazılması"dır. Araştırmanın Sonuçları ve Öneriler: Öğretmenlerin çokkültürlü eğitim alanında eğitim alması gerektiği görülmektedir. Katılımcıların ifade ettiği gibi, öğretmenler konu alanlarında ya da disiplinlerinde çeşitli kavramlar, prensipler, genellemeler ve teoriler göstermek için çok çeşitli kültürlerden ve gruplardan örnekler kullanmalıdırlar. Öğretmenler kültürel değerlere uyumlu öğretim yapmalıdırlar. Eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalı ve farklı sosyo-kültürel gruplardan gelen öğrencilerin akademik başarılarının sağlanması için öğretimde farklı yöntem ve teknikler kullanılmalıdır. Okul kültürü, öğrencilerin eğitimde fırsat eşitliği ve güçlendirme yaşamaları için tasarlanmalıdır. Anahtar Sözcükler: Çokkültürlü Eğitim, Nitel Araştırma, Nitel Çoklu Durum Çalışması, Eğitim Programları ve Öğretim.
Reklam beğenilirliği
Bu çalışma ile reklam beğenilirliği konusu detaylı bir şekilde incelenerek, literatürde var olan eksikliğin giderilmesi ayrıca reklam beğenisi etkileyen değişkenlerin bir model önerisi ile açıklanması amaçlanmıştır. Araştırma, hem nitel hem de nicel araştırma yöntemleri ile dizayn edilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden odak grup görüşmesine başvurulmuş, eğitim ve yaşa göre gruplandırılan kişilerle iki ayrı görüşme yapılmıştır. Ayrıca, Antalya ili Kepez ilçesinde ikamet eden farklı yaş gruplarına sahip 300 denek, Tadım Markasının 'Türkiye'nin En Büyük Sosyal Ağı' reklamını izledikten sonra soru formunu yanıtlamıştır. Araştırmadan elde edilen nitel veriler genel olarak değerlendirildiğinde; odak grup görüşmesi katılımcıları, kendilerine reklamı izlettiren unsurları: Reklamın yeni, samimi, gerçek hayattan olması, yaratıcı strateji uygulamaları ve bilgilendirici yönü olarak ifade etmişlerdir. Ayrıca reklam beğenisini; doğruluk, dürüstlük, samimiyet, bilgilendirici, saçmalamaması, eğitici, merak uyandırıcı, estetik, duygusal, abartmaması, farklı olması, kaliteli, güvenilir, hayal kırıklığı yaşatmaması, etkililik ve sıkmaması gibi sıfatlarla tanımlamışlardır. Araştırma kapsamında geliştirilen modelde yer alan; demografik veriler, kişilik özellikleri, reklama yönelik tutum, markaya yönelik tutum ve yaratıcı strateji değişkenlerinin beğeni üzerine etkisi, hiyerarşik regresyon analizi ile test edilmiştir. Bu değişkenlerden sadece reklama yönelik tutum ile yaratıcı strateji değişkenlerinin beğeniyi açıklamada istatistiki olarak anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Reklam beğenilirliğini belirleyen değişkenlerin bir model aracılığı ile incelendiği bu çalışma, alanda araştırma yapan akademisyenlere ve pazarlama uygulayıcılarına önemli bir katkı sağlamada öncü rol üstlenecektir. Anahtar Kelimeler: Reklam beğenilirliği, Nitel araştırma yöntemi, Odak grup görüşmesi, Nicel araştırma yöntemi, Hiyerarşik regresyon.
Müşteri deneyimlerinin nitel yöntemler ile analizi: Uludağ Kayak Merkezinde bir uygulama
İnsanlığın var oluşundan beri süregelen iletişim araçlarının içinde ağızdan ağıza iletişim vardır. İnternet üzerinden kullanıcılar deneyimlerini paylaşmaya başladıktan sonra özellikle turizm sektörünü online ağızdan ağıza denilen bu iletişim şekli etkilemiştir. Günümüzde teknoloji çağının da iyice gelişmesiyle beraber kullanım açısından yoğunlaşan online ağızdan ağıza iletişim işletmeler için doğru kullanıldığında reklam etkisi yaratmaktadır. Bu çalışmada, kış turizmi için Bursa Uludağ'daki otellere gelen otel müşterilerinin yaşadıkları deneyimler sonucunda Tripadvisor web sitesinde yapmış oldukları olumsuz yorumların nitel analiz yöntemleri ile analiz edilmesi amaçlanmıştır. Elde edilen bulgular ile Bursa Uludağ'daki otel yönetimleri, müşterileri hakkında önemli geri bildirimler sağlamış olacak ve böylece elde ettikleri geri bildirimlerdeki olumsuz yönleri iyileştirme imkanına sahip olacaktır. Diğer bir deyişle bir hizmet sürecinin iyileştirilmesine katkı sağlamış olacaktır.
Emziren annelerin anne sütü bankacılığına ilişkin inanç ve görüşleri: nitel bir çalışma
Emzirmeyi destekleyen tüm programlara rağmen bebeklerin altı ay boyunca sadece anne sütü ile beslenmesi tüm toplumlarda istenilen seviyede değildir. Çeşitli nedenlerle anne sütüyle beslenemeyen bebeklere mama ile besleme yapılmaktadır. Ancak mama anne sütünün yerini alamaz. Bu nedenle anne sütü bankacılığı, bebeklerin anne sütünden mahrum kalmamaları adına çözüm kaynağı olmuştur. Avrupa'da 281 adet aktif, 18 adet açılması planlanan anne sütü bankası bulunmasına rağmen Türkiye'de dini inançlardan dolayı süt bankası bulunmamaktadır. Bu nedenle çalışmamız, emziren annelerin anne sütü bankacılığına ilişkin inanç ve görüşlerini belirlemek amacıyla nitel tasarımda yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Gaziantep Sağlıkçılar Aile Sağlığı Merkezine başvuran kadınlar oluşturmuştur. Örneklemi ise amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenen 30 anne oluşturmuştur. Veriler, tanıtıcı özellikler formu, erişkinlerin anne sütü ile ilgili algı ölçeği ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın etik kurul ve kurum izinleri alınmıştır. Veriler MAXQDA nitel araştırmalar programı ile analiz edilmiştir. Çalışmamızda annelerin tamamına yakınının anne sütü bankacılığı hakkında detaylı bilgilerinin olmadığı, süt bankacılığını dinen sakıncalı buldukları, süt kardeşlerin dinen evlenmelerinin yasak olduğunu, ihtiyaç halinde sütannelik yapabileceklerini ifade ettikleri, yarısından fazlasının kendi bebeklerinin sütannesinin olmasını istemedikleri, yarısının ise sadece anne ve bebeğin bilgileri verildiği takdirde bu bankaları kullanabilecekleri ve eğer zor durumda kalırlarsa sadece yakın çevrelerinden sütanne talep edecekleri saptanmıştır. Sonuç olarak, emziren anneler süt bankasının güzel bir uygulama olduğunu fakat dinen sakıncalı olduğunu ifade etmişlerdir. Eğer sütler karıştırılmazsa, annenin ve bebeğin bilgileri ailelere verilirse, bebeklerin cinsiyeti aynı olursa, temizlik ve hijyen konusuna dikkat edilirse bu bankalara süt bağışında bulunabilecekleri ve ihtiyaç halinde süt alıp kullanabilecekleri saptanmıştır.
Kardeşi epilepsi hastalığına sahip olan bireylerin deneyimleri
Bu araştırma, epilepsi hastalığına sahip kardeşi olan, bireylerin yaşam deneyimlerini tanımlamak amacıyla fenomenolojik yaklaşımlı niteliksel araştırma deseni kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kartopu örneklem yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini en az 6 ay önce epilepsi tanısı almış hastaların, 6-18 yaş aralığında, dahil olma kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 10 sağlıklı kardeşi oluşturmuştur. Veriler araştırmacılar tarafından ulusal ve uluslararası literatür doğrultusunda hazırlanan kişisel bilgi formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Görüşme öncesinde katılımcılar ve ebeveynlerinden sözlü ve yazılı onam alınarak, ses kayıt cihazı kullanılmıştır. Veriler derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Görüşmeler 45 ile 90 dakika arasında sürmüştür. Araştırmanın analizinde içerik analizi kullanılarak tümevarımsal yaklaşım benimsenmiştir. Kardeşlerin yaş ortalaması 13,4±3,97, cinsiyeti %90 kadın, öğrenim durumu %30 ilkokul, %30 ortaokul, %30 lise, yetiştiği sosyal çevre %60 kent, aile yapısı %80 çekirdek aile, hasta kardeşin yaş ortalaması 12,2 ± 7,45, kardeşin engellilik durumu %70 engelli, şeklinde bulunmuştur. Yapılan görüşmeler sonucunda epilepsili kardeşi olan bireylerin deneyimleri üç boyutta temalandırılmıştır. Bunlar; 1. Kardeşin epilepsi hastası olmasının anlamı, 2. hastalık süreci ve nöbetler ile ilgili deneyimler, 3. Aile içi ilişkiler ile sosyal hayat ve eğitim hayat deneyimleridir. Kardeşin epilepsi hastası olmasının sağlıklı kardeş için anlamı, "sorumluluk" teması altında, "tetikte olma ve yalnız bırakamama", "bakım sorumluluğu", "rol üstlenme" ve "kurtarıcı rol" olmak üzere dört alt kategoride, hastalık süreci ve nöbetler ile ilgili deneyimleri, "korku ve üzüntü" teması altında "nöbet" ve "hastalık süreci" alt kategorilerinde, aile içi ilişkiler, sosyal hayat ve eğitim hayatı ile ilgili deneyimleri ise "mahrumiyet" teması altında "duygusal", "sosyal", ve "eğitim" alt kategorilerine ayrılmıştır. Niteliksel çalışma yöntemi ile epilepsi hastası kardeşlerin deneyimlerini araştıran bu çalışma, deneyimi doğrudan yaşayan kardeşlerin perspektifinden önemli veriler sunmaktadır. Bu sonuçların epilepsi hastası kardeşe sahip bireylerin neler yaşadığının anlaşılmasında, hasta kardeşe ve ailesine yönelik destekleyici yaklaşım ve programların geliştirilmesinde önemli rol oynayacağına inanılmaktadır. Sağlıklı kardeşin hasta kardeşle ilgili yaşadığı sorumluluklar, ebeveyn bakım yükünün bir sonucu olabileceğinden hasta çocuğun bakımına diğer aile üyeleri de katılmalı, kardeş ve aileye psikososyal destek sağlanmalıdır. Bu durum hem ailenin hem de kardeşlerin yaşadığı stres, korku, üzüntü ve endişelerin azaltılmasında etkili olacaktır.
Sosyal hizmet bağlamında sağlık hizmetlerinde geronteknoloji: Fenomenolojik çalışma
Bu araştırmanın amacı, yaşlı bireylerin sağlık hizmetlerinde geronteknoloji kullanımına ilişkin deneyimlerini, karşılaştıkları zorlukları, destek mekanizmalarını ve sosyal hizmet beklentilerini belirlemektir. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen kullanılarak yürütülmüştür. Çalışma, kentsel bölgede yaşayan ve dijital sağlık hizmetlerine erişimi olan 20 yaşlı birey ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yoluyla belirlenmiştir. Veriler, kişisel bilgi formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla yüz yüze derinlemesine görüşmelerle toplanmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler, Braun ve Clarke (2006) tematik analiz yöntemi ile Nvivo 10 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular, yaşlı bireylerin en çok MHRS ve e-Nabız gibi dijital sağlık platformlarını randevu alma, sağlık bilgilerine erişim ve kronik hastalık takibi amacıyla kullandığını göstermiştir. Teknolojik karmaşıklık, dijital güvenlik kaygıları ve sınırlı kurumsal destek, kullanım sürecindeki başlıca engeller olarak belirlenmiştir. Aile desteği, en yaygın yardım kaynağı olmakla birlikte, destek sunan kişinin iletişim tarzı öğrenme motivasyonunu doğrudan etkilemiştir. Katılımcılar, sadeleştirilmiş içerikler, birebir eğitimler, mahalle temelli destek noktaları ve dijital danışmanlık hizmetlerini talep etmiştir. Sonuç olarak, yaşlı bireylerin dijital teknoloji kullanımını artırmak için gönüllülük esaslı, bireysel hazırbulunuşluğu dikkate alan, uygulamalı ve tekrara dayalı eğitim programlarının planlanması; yaşlı dostu cihaz ve içeriklerin geliştirilmesi; sosyal hizmetlerin dijital danışmanlık ve yerinde destek mekanizmalarını güçlendirmesi önerilmektedir.
Tarihi süreçte faiz ve faizsiz finans kavramlarının gelişimi ve faizsiz finans sisteminin uygulama pratiği
Faiz, insanlığın para kazanmaya başladığı ilk çağlardan beri gündemde olup çokça tartışılmıştır. Dini, sosyal, ekonomik ve hukuki boyutlarıyla tarihin hemen hemen her döneminde farklı uygulamalara konu olmuştur. Yasal anlamda ilk defa Hammurabi Kanunlarıyla sınırlamalara tabi tutularak, faizsiz ekonomik araç haline getirilmiştir. Bu tez, faizin ve faizsiz finans sisteminin toplumlarda yarattığı yaygın etkiyi ve gerekliliği ortaya koymak amacıyla kaleme alınmıştır. Faizsiz küresel bir ekonomi mümkün müdür sorusundan hareket edilmektedir. Buna göre çalışmanın kapsamı, iki ana araştırma konusu üzerine oturtulmaktadır. İlkini tarihi süreçte kapitalizmin ve para kazancı olarak faizin gelişimi oluşturmakta iken ikinci ana bölümü faizsiz finans uygulamaları oluşturmuştur. Bu çerçevede, faizin ve kapitalizmin gelişimi, Osmanlı ve Türkiye'deki uygulamalar, İslami bankacılığın geleneksel bankacılıktan ayrılan özellikleri, İslami finans yöntemlerinden beklenen faydalar, İslami Bankacılığın tarihi, nasıl mütevazi ölçekte başlayarak nasıl uygulanabilir ve verimli kurumlar haline geldiği açıklanmaktadır. Faizsiz enstrümanları kullanan ülkelerin bu alandaki sektör payları ve gelişimleri, karşılaştırma ve betimleyici yöntemler kullanılarak niteliksel araştırmalarla desteklenmektedir. Tez araştırma yöntemi olarak nitel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Literatür taramasına başlamadan önce, İslam ekonomisi altındaki faizsiz finans sektörünün yaygınlaşmasının, başta kapitalizmin gücü ve faizin yaygınlığı karşısında hiç şansı olmayacağı düşüncesi akla gelebilmektedir. Fakat çalışma sonuçlandırıldığında görülmektedir ki faizsiz sistemler, pek çok faizli ve faizsiz oluşumlarla birlikte ekonomilerde yer almış ve küresel olarak kendine büyümekte olan bir alan açmıştır. Faiz de alternatifleri karşısında vazgeçilebilir/alternatif bir araç haline gelmiştir. Bu tez, İslami Bankacılığın artık Uluslararası düzeyde iyi kurulduğunu, ülkelerin teorik ve pratik verileri, piyasa paylarının artışı üzerine sonuçlandırmış bir çalışmadır. Teorik çerçevede ilerleyen İslam ekonomisi alanı, yapılan çalışmalar ve sonraki dönemlerde sayısı artırılacak simülasyon çalışmaları ve piyasa uygulama sonuçlarıyla, ampirik (deneysel) literatür kıtlığından çıkarılmaktadır. Literatür taramalarında gelinen aşamada artık İslami finansın, teori ve modern deneyselliğin harmanlandığı çalışmalarla ele alındığı görülmektedir. İslam iktisadı ve finansı, akademik çevrelerce temel bir disiplin olarak kabul görmeye başlamıştır. Avrupa'da faizsiz bankacılık ve İslam ekonomisi alanında sayısı artırılmış pek çok akademik çalışmaya rastlanırken, Türkiye'nin, alanda uzmanlaşmış insan ihtiyacı ve özellikle son yirmi yılda literatüre katkı sağlamaya başladığı halde akademik çalışma sayısının halen yetersiz bulunduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Faiz, nitel yöntem, faizsiz finans.
Blokzinciri teknolojisinin bankacılık sektöründe muhtemel uygulama alanları üzerine bir inceleme
Blokzincir teknolojisi merkeziyetsiz, güvenilir ve birçok veri bloğundan oluşan veri kayıtlardan oluşmaktadır. Blokzincir teknolojisi sadece kripto para olarak alışveriş görevi olmayan farklı farklı sektörlerde de kullanılabilen evrensel bir teknolojiyi kapsamaktadır. Farklı sektörlerde kullanılabilen bu teknoloji işletme, sanayi, sağlık ve eğitim kurumlarında kullanıldığı gibi finans ve ekonomi alanlarını da etkilemektedir. Finans alanında en birincil sektör olan bankacılıktaki yeri vazgeçilmez olacaktır. Bu bağlamda bu araştırma kapsamında katılımcılar ile gerçekleştilmiş yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak, 8 adet açık uçlu soru ile toplam 11 kişi ile finans, bankacılık sektörüne ilgi duyan ve ekonomi, kripto paralar ile ilgilenen kişilere derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Bu teknolojinin yeni olması ve herkes tarafından bilinmiyor olmasından dolayı görüşmeye katılan 11 kişinin bu teknolojiye olan bilgisi ve bankacılık sektörüne olan ilgisi aranmıştır. Gerçekleştirilen görüşmedeki temel amaç blokzinciri teknolojisinin bankacılıkta kullanılmasındaki yeri ve önemine bakılmıştır. Katılımcıların yanıtlarına göre elde edilen sonuçlarda blokzinciri ile ilgili birçok çalışmanın bankalarda yapıldığı ve uygulanması ile ilgili bazı ülkelerin kararlar aldığıdır. Ama blokzinciri teknolojisinin şu an günümüz şartlarında bankalarda kullanılabilmesi için bu teknolojinin bankalar tarafından resmen kabul görmesi gerektiğidir. Ülkelerin ve devletlerin bu teknolojiyi kabul ederek bazı hukuki ve yasal düzenlemelerin gerekli olduğu buna istinaden insanların bu teknolojiye olan güvenin artması ve hızlı bir şekilde yayılıp bankalarda kullanılabilir düzeye gelebileceğidir.
Sürdürülebilir turizmde yerel yönetimlerin rolü: Gaziantep örneği
Bu çalışma, sürdürülebilir turizm çerçevesinde yerel yönetimlerin rolünü Gaziantep ili örneğinde incelemeyi amaçlamaktadır. Küresel ölçekte artan çevresel, sosyal ve ekonomik baskılar, turizm faaliyetlerinin sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılmaktadır. Yerel yönetimler, bu dönüşümde politika üretimi, uygulama ve denetim süreçlerinde kritik aktörler olarak öne çıkmaktadır. Çalışma, nitel yöntemle yürütülmüş olup, Gaziantep'te turizmle ilgili kurumlarda görev yapan yerel yönetim temsilcileriyle yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen veriler içerik analizi yoluyla değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulguları, yerel yönetimlerin sürdürülebilir turizm konusunda belirli politika ve stratejiler geliştirdiğini ancak uygulamada çeşitli yapısal ve finansal sınırlılıklar yaşandığını ortaya koymuştur. Ayrıca yerel halkla iş birliğinin yeterince kurumsallaşmadığı, katılımcı süreçlerin sınırlı kaldığı belirlenmiştir. Gaziantep'in kültürel miras zenginliği ve gastronomi alanındaki potansiyeli dikkate alındığında, sürdürülebilir turizmin gelişimi için yerel yönetimlerin daha bütüncül, planlı ve kapsayıcı politikalar geliştirmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışma, Türkiye'de yerel düzeyde sürdürülebilir turizm uygulamalarının mevcut durumunu değerlendirme açısından literatüre katkı sunarken, politika yapıcılar ve yerel yöneticiler için de yol gösterici niteliktedir.
Öğretmenlerin örgütsel değişim algıları: Eğitimde dijital dönüşüm
Bu araştırmada, Yozgat ilinde kamu okullarında görev yapan öğretmenlerin Türk Eğitim Sisteminde meydana gelen örgütsel değişim girişimlerine ve "Eğitimde Dijital Dönüşüm" adlı örgütsel değişime ilişkin düşüncelerini; genel algı, duygu ve tutum durumları, sürece yönelik düşünceler ve sonuca yönelik düşünceler olmak üzere dört boyutta ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma nitel araştırma yönteminde ve olgubilim deseninde gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri, birebir görüşme tekniği ile elde edilmiştir. Araştırmacı tarafından hazırlanan "Öğretmenlerin Örgütsel Değişim Algıları: Eğitimde Dijital Dönüşüm Örneği" yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak 27 öğretmen ile görüşülmüştür. Katılımcılara yöneltilen soruların cevapları ses kaydedici araçlarla kayıt altına alınmıştır. Bu kayıtlar dikkatlice dinlenerek içerik analizine tabi tutulmuştur. Yapılan içerik analizi sonucunda kodlar belirlenmiş, kodların analiz edilmesi ile alt temalar ve temalar oluşturulmuştur. Araştırma sonucunda öğretmenlerin örgütsel değişime yönelik genel algılarının olumlu olduğu, "Eğitimde Dijital Dönüşüm" adlı örgütsel değişime yönelik duygu ve tutum durumlarının olumlu yönde olduğu ve bu değişimin öğretmenlere fayda sağladığı ve kişiler arası ilişkilerinde olumlu değişimler ortaya çıkardığı görülmüştür. Öğretmenlerin sürece yönelik düşünceleri incelendiğinde ise öğretmenlerin uygulanmakta olan değişimden, medya ve resmi yazı ile haberdar oldukları, değişimin başarıyla uygulanabileceğine dair görüşlerinin daha çok olumsuz olduğu, değişim sürecine başlanılmadan önce öğretmen görüşlerine başvurulmadığı, değişimde yönetici tutumlarının belirleyici olduğu, planlama ve uygulamaya dönük problemler ve gerekli alt yapının sağlanamaması sebebiyle değişim sürecinin başarı ile uygulanamadığı ve öncelikli olarak eğitim sistemine yönelik değişim uygulamalarının yapılması gerektiği ortaya konmuştur. Örgütsel değişimin sonuçları yönünden incelediğinde ise dijital dönüşümün öğretmenler tarafından daha çok olumlu sonuçları olduğu görülmüştür. ANAHTAR KELİMELER: Değişim, Örgütsel Değişim, Dijital Dönüşüm, Öğretmenler, Nitel Araştırma
Turizmin çeşitlendirilmesi kapsamında sörf okulları: Çeşme - Alaçatı örneği
Rekreasyonel aktiviteler, bireylerin dinlendikleri, eğlendikleri ve yaparak yaşayarak öğrendikleri aktivitelerdir. Bu aktiviteler bireylerin psikolojik ve fiziksel iyi oluşlarına yardımcı olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla rekreatif aktivitelerin hayatımızdaki yeri ve önemi yadsınamaz. Bu çalışma, Çeşme Alaçatı bölgesinde yer alan sörf okullarının gözünden, Alaçatı beldesinin rekreasyonel turizm popülasyonunu incelemek, potansiyelini ortaya koymak ve gelişim için öneriler getirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın çalışma grubu amaçlı örneklem yöntemlerinden, benzeşik örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Çalışmaya, Alaçatı beldesinde yer alan sörf okullarının üst düzey yöneticileri katılmıştır. Araştırmada nitel veri toplama aracı olarak görüşme yöntemi kullanılacaktır. Birinci bölümde araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgilere ilişkin (yaş, cinsiyet, medeni durum vb.) sorular, ikinci bölümde ise araştırmacı tarafından belirlenen yarı yapılandırılmış görüşme soruları yer almıştır. Araştırmanın sonucunda elde edilen veriler betimsel ve içerik analizi kullanılarak NVIVO 10 paket programı ile modellemesi, tema ve alt temaların oluşturulup sunulması sağlanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular ışığında araştırmaya katılım gösteren kadın ve erkek yöneticilerin 36-68 yaş arasında olduğu görülmüştür. Katılımcılara toplam 5 soru yöneltilmiştir. Bununla birlikte elde edilen bulgularda, sorulan sorulara ilişkin kısa başlıklar oluşturulmuş ve ticari rekreasyon, eğitim, popülarite, pandemi, coğrafi konum, konaklama, profesyonel başarı, uluslararasılaşma, sponsorluk, özgürlük ve yaşam tarzı vb. temalar ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, Alaçatı bölgesinin dünyada sörf turizm bölgeleri arasında önemli bir konuma sahip olduğu, bu anlamda popülaritesinin korunabilmesi adına pazarlama alanında önemli çalışmaların yapılması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Alaçatı özelinde, sörf turizminde kalifiye eleman eksikliği yaşandığı ifade edilmiştir. Bu eksikliğin giderilebilmesi adına, Spor Bilimleri Fakültelerinde yetişmiş, ön eğitimi almış, bireylerin sörf turizmine adaptasyon sürecinin daha rahat geçtiği belirtilmektedir. Dolayısıyla sörf okullarının yeterli kalifiye eleman kadrosuna sahip olması, istenilen hizmet kalitesine ulaşmasında önemli bir yere sahip olduğu gözlemlenmiştir. Anahtar kelimeler: Rekreasyonel Turizm, Turizm Popülasyonu, Sörf, Nitel Araştırma
Türkçe öğretiminde karşılaşılan sorunlara ilişkin Türkçe öğretmenlerinin görüşleri
Son yıllarda; dil eğitiminin niteliğini artırmaya yönelik tartışmalar, Türkçe öğretiminde karşılaşılan sorunların daha görünür hâle gelmesini sağlamıştır. Bu bağlamda; öğretmen deneyimleri, uygulamadaki aksaklıkların tespiti ve çözüm üretme sürecinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu araştırma, Türkçe öğretiminde karşılaşılan sorunlara ilişkin Türkçe öğretmenlerinin görüşlerini ortaya koymak ve bu sorunlara yönelik uygulanabilir çözüm önerileri geliştirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Türkçe; öğrencilerin yalnızca dil becerilerini değil aynı zamanda düşünme, anlama, anlatma ve iletişim kurma yetkinliklerini de geliştiren temel bir ders olma özelliği taşımaktadır. Ancak bu öğretim süreci; çeşitli yapısal, pedagojik ve çevresel engeller nedeniyle istenilen düzeyde etkili yürütülememektedir. Bu bağlamda öğretmenlerin uygulama sürecinde karşılaştıkları güçlükleri tanımlamak, mevcut sorunları görünür kılmak ve öğretmen temelli çözüm yolları üretmek, Türkçe öğretiminin niteliğini artırma yönünde önemli katkılar sağlayacaktır. Araştırma nitel araştırma desenlerinden durum çalışması yöntemiyle yürütülmüş, veriler 2023-2024 Eğitim-Öğretim Yılı'nda devlet okullarında görev yapan Türkçe öğretmenlerinden toplanmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla elde edilen veriler, içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Katılımcı öğretmenlerin görüşleri doğrultusunda öğretim sürecinde karşılaşılan sorunların çok boyutlu ve karmaşık bir yapıya sahip olduğu belirlenmiştir. Elde edilen bulgular; öğretmenlerin en çok zorlandığı alanların başında kalabalık sınıf mevcutları, materyal eksiklikleri, sınav merkezli öğretim anlayışı, öğrenci motivasyonunun düşüklüğü, yetersiz öğretim programı, ölçme-değerlendirme uygulamalarının sınırlılığı ve aile-okul iş birliğindeki eksiklikler olduğunu göstermektedir. Ayrıca teknolojik donanımın yetersizliği ve müfredatın öğrencilerin bireysel farklılıklarını yeterince dikkate almaması da dile getirilen diğer önemli sorunlardır. Araştırmanın sonucunda; Türkçe öğretiminin daha etkili, sürdürülebilir ve öğrenci merkezli bir yapıya kavuşabilmesi için öğretmen görüşlerine dayalı bütüncül çözüm önerilerine ihtiyaç duyulduğu ortaya konmuştur. Bu kapsamda; uygulamaya dönük politikaların geliştirilmesi, öğretmenlerin mesleki gelişimlerinin desteklenmesi ve eğitim ortamlarının güçlendirilmesi önerilmektedir.
Sosyal medya kullanımı ve varoluşsal meseleler: Nitel çalışma
İnternetin ve sosyal medyanın insan hayatına hızla girmesiyle birlikte kullanımı da aynı hızla artmıştır. İnsanda yarattığı etkileri ve insanların ne gibi motivasyonlarla sosyal medyayı kullandığını anlamak son yıllarda birçok araştırmanın konusunu oluşturmuştur. Varoluşçu görüş ise bireyin insan olma hallerini, hayattaki anlamını, insanın özünü ve varoluşunu anlamaya çalışmaktadır. Literatürde yapılan çalışmalara bakıldığında bu iki konunun doğrudan bir ilişkilendirilmesine rastlanılmamıştır. Çalışmanın amacı bireyler sosyal medyayı hangi varoluşsal meseleler nedeniyle kullanmakta ve bireylerin sosyal medyayı kullanırken ortaya hangi varoluşsal meseleleri çıkmakta bunu anlamaya çalışmaktır. Örneklem, Hasan Kalyoncu Üniversitesinde öğrenim gören ve aktif olarak sosyal medya kullanan 10 kadın öğrenci olarak belirlenmiştir. Her katılımcı ile birebir ve yüz yüze olmak üzere 1'er görüşme yapılmış ve görüşmeler ses kayıt cihazına alınarak kaydedilmiştir. Yapılan görüşmeler daha sonra nitel araştırma yöntemlerinden biri olan yorumlayıcı fenomenolojik analiz yöntemiyle incelenmiştir. Analiz sonuçlarında göre bireylerde ''ötekiler, hayat ile bir bağ kurma ve ikame bir varoluş yolu olarak sosyal medya, çelişkiler ve ikilemler ve otantik olmayan bir varoluş şekli olarak sosyal medya'' olmak üzere 4 üst tema çıkmıştır. Her üst temanın çeşitli sayılarda alt temaları bulunmaktadır. Tüm temalar, literatürdeki bilgilerle, kuramlarla ve çalışmalarla birleştirilerek tartışılmıştır.
Bağlanma stillerine göre varoluşçu temaların keşfi: Genç yetişkinlerin ilişkisel dünyasının fenomenolojik olarak incelenmesi
İnsanın diğerleriyle ilişkiler kurması yadsınamaz bir gerçektir. İnsan ilişkilerinde bireyin diğerleriyle kurmuş olduğu güçlü bağların nedenlerini açıklamaya çalışan bağlanma kuramı son yıllarda birçok araştırmaya konu olmuştur. İlişkisel bir varlık olarak dünyada yaşamını sürdüren insan, insanın dünyada olma halleri, insanın dünyaya ve ilişkilerine dair anlam arayışı, varoluşçu yaklaşımın anlamaya çalıştığı konulardır. Literatüre bakıldığında, insan ilişkilerini anlamaya yönelik olarak, bağlanma stilleri ve varoluşçu yaklaşımın bir arada incelendiği çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışmanın amacı, bireylerin bağlanma stillerine göre ilişkisel dünya deneyimlerini anlamaya çalışmak, bu deneyimlerde açığa çıkan varoluşçu temaları keşfetmektir. Örneklem, Kayseri ilinde ikamet eden 4 kadın ve 4 erkek olmak üzere 8 katılımcı şeklinde belirlenmiştir. Her katılımcı kendisine verilen ilgili ölçeği değerlendirmiş, sonrasında her katılımcı ile birebir ve yüz yüze olan görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelerde katılımcıların onayı ile ses kaydı alınmıştır. Katılımcılarla gerçekleştirilen görüşmeler, nitel araştırma yöntemi olan yorumlayıcı fenomenolojik analiz tekniği ile incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre "ilişkilerin fiziksel boyutu, ilişkilerin sosyal boyutu, ilişkilerin kişisel boyutu ve ilişkilerin tinsel boyutu" olmak üzere 4 üst tema belirlenmiştir. Her üst tema, aynı zamanda farklı sayılarda alt temaya ayrılmıştır. Tüm temalar, ilgili literatürde yer alan araştırmalar aracılığıyla tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Varoluşçu Yaklaşım, Bağlanma Stilleri, İnsan İlişkileri, Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz.
Elit ritmik cimnastik hakemlerinin stresle başa çıkma durumları ve stresle başa çıkma stratejileri üzerine nitel bir araştırma
Bu çalışmanın amacı elit düzey ritmik cimnastik hakemlerinin stres faktörlerinin ve stresle başa çıkma stratejilerinin incelenmesidir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji deseni kullanılmıştır. Araştırmanın verileri derinlemesine bireysel görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemi, amaçlı örneklem yöntemlerinden ölçüt örnekleme göre seçilmiş, çalışma grubunun tamamı kadınlardan oluşmuştur. Katılımcıların ortalama hakemlik deneyimi x̄ 16,5 yıldır. Ortalama yaş ise x̄ 39,7 yıldır. Çalışmada elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Bulgular üç tema altında toplanmıştır: Sporcunun sonuç notunu değerlendirmeyle ilişkili stres unsurları; Yarışma kuralları ve yarışmanın niteliği ile ilişkili stres unsurları; Hakemlerin yarışma stresiyle başa çıkma yöntemleri. Bulgular hakemler için bir müsabakadaki en önemli stres unsurlarından birinin sporcuyu değerlendirirken yanlış not verme endişesinden kaynaklandığını göstermektedir. Buna ek olarak yarışma kurallarının değişmesi ve yeni kurallara uyum sağlamak, milli takım seçmeleri ya da uluslararası yarışmalar gibi zorluk derecesi yüksek yarışmalar da hakemlerin hissettiği stresi arttıran unsurlar arasında yer almaktadır. Bulgular hakemlerin yarışmalardan önce kuralları gözden geçirmeyi ve video seyrederek pratik yapmayı, streslerini yönetmek için en çok benimsedikleri yöntemler olarak göstermektedir. Ayrıca elit ritmik cimnastik hakemlerinin, federasyonun düzenlediği yarışma öncesi eğitimlere katılmak, yarışma esnasında kendilerini telkin etmek gibi pek çok pratikle stresle başa çıkma yöntemi geliştirdiği anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, elit düzey ritmik cimnastik hakemlerinin müsabakalar esnasındaki hissettikleri stresin sporcuya adil ve hakkaniyetli sonuç notu vermekle ilgili duyarlılıklarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Cimnastik, Hakem, Ritmik Cimnastik, Stres, Stresle Başaçıkma
Türkiye'de spor psikolojisi alanında sporcuları inceleyen lisansüstü tezlerin nitel ve nicel analizi
Sporcular, belirli antrenman süreçlerini uygulamakla beraber psikolojik birçok süreci de doğru yönetmek zorundadırlar. Artan rekabet ortamı bu yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. Sporcuların zihinsel ve psikolojik süreçleri genellikle spor psikolojisi alanında ele alınmaktadır. Bu bağlamda bu tez çalışmasının amacı Türkiye'de spor psikolojisi alanında sporcuları inceleyen lisansüstü tezlerin nitel ve nicel özelliklerinin incelenmesidir. Bu tez çalışmasında, doküman tarama yöntemi kullanılmıştır. Nicel verilerin analizinde betimleyici istatistik yöntemleri, nitel verilerin analizinde ise içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Lisansüstü tezler yüksek lisans tezleri ve doktora tezleri üzerinden incelenmiştir. Araştırmada kriterleri sağlayan 159 lisansüstü tez analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre lisansüstü tezlerin coğrafi bölge, şehir ve üniversite açısından Marmara, Ege ve İç Anadolu Bölgelerindeki yükseköğretim kurumlarında yoğunlaştığı görülmektedir. Konu ile ilgili lisansüstü tez üretiminin son yıllarda içerisinde artmasına rağmen, Covid-19 pandemisinin yaşandığı 2020 yılında ise tez üretim sayılarında önemli oranda düşüş olduğu görülmüştür. İncelenen lisansüstü tezlerde çoğunlukla nicel veya nitel araştırma yaklaşımlarının kullanıldığı görülmüştür. Buna karşılık karma araştırma deseni ile yapılan lisansüstü tezlerin oranının ise sadece %5,03 oranında olduğu görülmüştür. Araştırmada incelenen lisansüstü tezlerde en fazla araştırılan konular kaygı (%10,23), zihinsel dayanıklılık (%5,28) ve psikolojik ihtiyaçlar (%4,62) olarak bulunmuştur. Son yıllarda yazılan lisansüstü tezlerde geçmişe göre çok daha fazla sayıda psikolojik özelliğin incelendiği, daha gelişmiş istatistiksel uygulamaların yapıldığı ve çok farklı ölçeklerin kullanıldığı görülmüştür. Ayrıca son yıllarda etik kurul izni alma oranının bazı yıllarda %100'lere kadar ulaştığı görülmüştür. Sonuç olarak konu ile ilgili lisansüstü tez üretiminin Türkiye'deki tüm bölgelerde, şehirlerde ve üniversitelerde yaygınlaştırılması gerektiği düşünülebilir. Olumsuz psikolojik özellikleri inceleyen tezlere ek olarak daha fazla sayıda olumlu psikolojik özelliklere odaklanan araştırmalar yapılması önerilebilir. Ayrıca, son yıllarda hızla artan psikolojik ölçüm araçlarının daha etkili ve verimli kullanılabilmesi için sahada karşılığı bulunan gerçekçi problem durumlarının daha fazla araştırılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Spor, Sporcu Psikolojisi, Lisansüstü Tez, Nitel ve Nicel Analiz, Karma Desen Araştırma
İş tatmini üzerine bir odak grup çalışması
Bireyin ve içinde bulunduğu iş dün yasının değişkenliği, iş tatmini konusunda araştırmaların sürekliliğini ihtiyaç haline getirmiştir. İş tatmini, kişinin arzu, istek ve beklentilerini işi aracılığı ile sağlaması olarak tanımlanabilir. İş tatmininin bireyin işini sürdürmesine yetecek seviyede olmaması iş tatminsizliği olarak nitelendirilmektedir. Hayatlarının büyük bir kısmını işi ile geçiren bireylerin, işle ilgili birçok konuyu direkt veya dolaylı olarak işe-çevrelerine yansıtmaları doğal kabul edilmektedir. Bu durumda iş tatmini işveren, çalışan ve sosyal çevre için önemli bir koşul halini almaktadır. Bireyin yaşam kalitesini ve örgüte bağlılığını etkileyerek ?işe devamlılığını? sağlayan bu koşulun, sağlanıp sağlanmadığının veya ne seviyede sağlandığının ölçülmesi önemli bir gereklilik olarak görülmektedir.Konu ile ilgili çalışmalar incelendiğinde anket, gözlem ve mülakat gibi farklı yöntemlerin uygulandığı görülmektedir. Bu araştırmada, iş tatmininin ölçülmesinde ?odak grup? görüşme yöntemi kullanılmıştır. Yöntem, iş tatmininin ölçülmesinde odak grubu oluşturanlar tarafından ortaya koyulan çapraz fikir ve görüşleri içermesi ve bu görüşlerin iş tatmininin sağlanmasına katkı olabilecek çözümleri doğurması gibi nedenlerle tercih edilmiştir. Amacı odak grup çalışması ile iş tatmininin ölçülmesine ve istenen seviyede olmasını sağlamaya yönelik çabaları yaygınlaştırmak olan bu çalışma, dört aşamada gerçekleştirilmiştir. Uçuş pilotları, eğitim sürecinin zorluğu ve çalışan sayısının genele oranla az olmasından kaynaklanan nedenlerle küçük bir örneklem grubundan seçilmiştir. Bu nedenle, iş tatmini konusunda diğer meslek gruplarından farklı olarak, nicel araştırmadan çok nitel araştırmaya uygun olduğu düşünülmüş; verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel bir genelleme yerine analitik genelleme yapılmıştır.Bu çalışmanın, odak grup yöntemi kullanılarak iş tatmini ile ilgili yapılacak olan sosyal bilimler alanındaki tüm araştırmalara, model oluşturma ve kuram geliştirme gibi bir katkı sağlaması beklenmektedir.
Küresel doğan işletmelerin uluslararalılaşma sürecine etki eden girişimcilik yönelimi boyutları ve girişimci özellikleri
Uluslararası pazarlama ve uluslararası girişimcilik literatürlerinin ortak kavramı olan küresel doğan işletmeler, geleneksel uluslararasılaşma modellerinin aksine hızlı ve ivmeli uluslararasılaşma gerçekleştirmeleri nedeni ile birçok araştırmaya konu edilmiştir. Küresel doğan işletmelerle ilgili araştırmalar; küresel doğan işletmelerin kuruluşuna endüstrinin, küreselleşmenin, şebekelerin ve girişimcinin etki ettiğini belirtmektedir. Karar verici olması ve uluslararasılaşmanın başlatıcı unsuru olması nedeniyle, girişimci diğer etmenlere nazaran daha ön plana çıkmaktadır. Özellikle küresel doğan işletme girişimcilerinin sahip olduğu girişimcilik yönelimi sayesinde, küresel doğan işletmeler çok daha hızlı uluslarasılaşabilmektedirler. Dolayısıyla, küresel doğan işletme girişimcisinin girişimcilik yöneliminin üç unsurunu taşıması, bir diğer ifade ile risk alması, proaktif ve yenilikçi olması, küresel doğan işletmeyi rekabette üst konuma taşımakta ve uluslararası arenada var olmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla, çalışmada küresel doğan işletmelerin hızlı uluslararasılaşmalarına neden olan girişimcilik yönelimi boyutları ve girişimci özellikleri irdelenmiştir. Küresel doğan işletmelerin uluslararasılaşma süreçlerine etki eden girişimci özelliklerini belirlemek amacıyla Ankara?da yer alan küresel doğan işletmeler üzerinde nitel araştırma yapılmıştır. Yüz yüze görüşmelerde katılımcılardan elde edilen veriler daha sonra kodlanarak analiz edilmiş ve girişimcilerin sahip oldukları özelliklere ulaşılmıştır. Bu özellikler taksonomi ile ağaç diyagramına yerleştirilerek araştırma modeli oluşturulmuştur. 354 Çalışmada küresel doğan işletmelerde praoktiflik, risk alma ve yenilikçilik faktörlerinden oluşan girişimcilik yönelimi üzerinde durulmuştur. Girişimcilerin proaktiflik, risk alma ve yenilikçilik faktörleri ile ilgili sahip oldukları genel özellikler anket çalışması doğrultusunda tespit edilmiştir. Girişimcilerin genel özelliklerinin küresel doğan işletmelerde girişimcilik yönelimine pozitif ve negatif etkilerinin olduğu sonucuna varılmıştır. Küresel doğan işletmelerde girişimcilik yönelimine pozitif yönde etki eden girişimcinin sahip olduğu genel özelliklerden bazıları şunlardır: Rekabet odaklılık, yenilikçi olma, öncü olma, iyimser olma, gözü kara olma, engel tanımama, başarısızlıktan ders çıkarma, kararlılık, özgün olma, azim, yenilikçi olarak tanınma, rasyonel davranış. Küresel doğan işletmelerde girişimcilik yönelimine negatif yönde etki eden girişimcinin sahip olduğu genel özelliklerden bazıları şunlardır: Dar bakış açısı, kadercilik, sağlamcı olma, rasyonel davranış, kanaatkârlık, kopyalama, çok yönlü düşünme. Anahtar Sözcükler: 1. Küresel Doğan İşletmeler 2. Uluslararası Girişimcilik 3. Girişimcilik Yönelimi 4. Girişimcilerin Sahip Oldukları Özellikler 5. Nitel Araştırma
Stratejik farkındalık, sektör analizi, stratejinin temel bileşenleri ve performans arasındaki ilişkiler: Nitel bir analiz
Bu araştırmanın amacı, işletmelerin, sahip oldukları stratejik farkındalık, dış çevre (sektör) analizi, stratejilerinin temel bileşenlerine yönelik değerlendirmeleri ve performansları arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Araştırma Düzce'de faaliyet gösteren küçük ve orta büyüklükteki işletmeler ölçeğinde gerçekleştirilmiştir. Görüşme talebine olumlu yanıt veren 32 firma üzerinde, nitel araştırma yöntemlerinden olan gömülü teori, içerik analizi ve betimsel analiz teknikleri gerçekleştirilmiştir. Katılımcı firmalarla yüz yüze görüşmelerden elde edilen veriler, çeşitli kodlama süreçlerine tabi tutularak hedeflenen kategorilere ve ardından araştırmanın boyutlarını oluşturan temalara ulaşılmıştır. Bu doğrultuda, 7 tema altında 33 kategori ortaya çıkmış ve bu kategorilere ulaştıracak toplam 60 tane kod elde edilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlara bakıldığında, işletmelerin stratejik farkındalıklarının olduğu; elde ettikleri bu stratejik farkındalık doğrultusunda dış çevre (sektör) analizlerini de gerçekleştirdikleri gözlemlenmiştir. Diğer taraftan işletmelerin, stratejinin temel bileşenlerinden; yetenek geliştirme, kültür şekillendirme ve örgütsel yapı tasarımı konularında bazı eksikliklerinin var olduğu; stratejinin son bileşeni olan kaynaklar konusunda ise, firmaların farkındalık yakalayabildikleri sonucuna varılmıştır. Bütün bu faktörlerin performansları üzerinde etkisine bakıldığında ise; müşteri, iç süreçler ve öğrenme ve gelişim perspektiflerinde olumlu yönde bir ivme yakalanmış olsa da finansal açıdan gerekli etkililiği sağlayamadıkları sonucuna ulaşılmıştır.
Hayat bilgisi konularında yapılan nitel çalışmaların incelenmesi: Bir meta-sentez çalışması
Eğitim kavramı, toplumların kalkınmasında ve huzurunda önemli bir yere sahip olmakla birlikte, bilim ve teknoloji ile paralel ve onlarla aynı süreçlerde değişiklik göstererek sürekli gelişme çabasındadır. Bir toplumun tüm yönlerinin aynı anda kalkınmasında ve milletlerin çağdaşlaşmasında eğitim, çok kritik bir yere sahiptir. Bireylerin yaşamlarının ilk yıllarında, eğitim ve öğretim açısından planlı ve programlı olarak sürece dâhil olduğu zamanlar ilkokul yıllarıdır. Bireylerin okul hayatının ilk yılları olan bu dönemler, onların kişilik ve karakterlerinde önemli bir yere sahiptir. Örgün eğitimle karşılaşılan bu dönemlerde, bireyleri, gündelik ve faydalı bilgilerle donatmak , tüm hayatlarını etkileyen kişilik özelliklerinin temelini atmak için Hayat Bilgisi dersi ilkokulun 1, 2 ve 3. sınıfında okutulmaktadır. Aslında hayatın kendisi olan Hayat Bilgisi dersi, kendisinde barındırdığı önem ölçüsünde, araştırmacıların hangi konularda nasıl çalışma yaptığı, araştırmacıların bu çalışmalarında hangi bulgulara ulaştığı ve bunları nasıl yorumladığı önem arz etmektedir. Araştırmaya dâhil edilme şartlarını taşıyan çalışmaların değerlendirilmesi, yine bu çalışmaların benzer ve farklı bulgularının belirlenmesi, yeni bulgu ve sonuçlara ulaşılarak alanda hangi konularda ne tür çalışmalar yapılmasına gereksinim olduğu için böyle bir çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu araştırmanın amacı da Hayat Bilgisi konularında yapılan nitel çalışmaların belirlenerek araştırmaya dâhil edilme şartlarını taşıyan çalışmaların bulgularını meta-sentez yöntemi ile incelemektir. YÖK Tez Merkezi veri tabanında "Hayat Bilgisi" anahtar sözcükleri ile tarama yapılmış, yapılan taramalar sonucunda 148 Yüksek lisans tezi, 28 Doktora tezi ve 1 Sanatta Yeterlilik tezi olmak üzere toplamda bulunan 177 adet çalışmanın içerisinden araştırmaya dâhil edilme ölçütlerini taşıyan araştırmalardan 38 tanesi, uzman görüşlerinden yararlanarak tespit edilmiş ve örneklemi oluşturmuştur. İzin konusunda kısıtlama yapılmış 43 adet çalışma, araştırmaya dâhil edilmemiştir. Araştırmaya dâhil edilen her bir yüksek lisans ve doktora tezleri ayrıntılı bir şekilde incelenerek kodlaması yapılmış ve bilgisayar ortamında kayıt altına alınmıştır. İncelenmesi gerçekleştirilen araştırmalar Z1, Z2, Z3… Z… olarak kodlanmıştır. Araştırma sonunda elde edilen bulgular tablolar halinde gösterilmiştir. Bulgular yorumlandığında sonuç olarak, eğitim ve öğretimin çağın ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi, yaşantısal ve öğrenciye görelilik ilkesiyle paralel gelişmesi gerektiği saptanmıştır. Hayat Bilgisi dersinde kullanılan strateji, yöntem ve tekniklerle ilgili yapılan nitel çalışmalar incelendiğinde, örnek olay yöntemi, müzikle öğretim, müze uygulamaları, aile katılımı etkinlikleri ile ilgili çalışmalar yapıldığı görülmüştür. Bu çalışmaların uygulanma aşamasından önce verilen eğitimlerle öğretmen, öğrenci ve ailelerin algılarının olumlu yönde değiştiği belirlenmiştir. Hayat Bilgisi dersinin başka ülkelerdeki örnekleriyle karşılaştırıldığı çalışmalar incelendiğinde, sadece Fransa ile karşılaştırma yapıldığı görülmüştür. En fazla lisansüstü çalışmanın Marmara Üniversitesinde yapıldığı saptanmıştır. 33 adet yüksek lisans, 5 adet ise doktora çalışması yapıldığı belirlenmiştir. Araştırma modeli olarak en sık doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Buna bağlı olarak en fazla veri dokümanlardan toplanmış ve toplanan bu veriler yine en fazla içerik analizi ile incelenmiştir.
Aile sistemleri kuramı bakış açısıyla özel gereksinimli çocuğu olan ailelerin deneyimleri
Özel gereksinimli bir çocuk aile sistemine dahil olduğunda ailenin tüm dinamikleri bundan etkilenir. Aile sistemine sağlık, eğitim, psiko-sosyal destekler, rutinlerin değişmesi, rollerin karmaşıklaşması gibi durumlar eklenir. Tüm bu değişiklikler ailenin deneyimlerini yeniden şekillendirir. Bu çalışmanın amacı, Aile Sistemleri Kuramı bakış açısıyla özel gereksinimli çocuğu olan ailelerin deneyimlerini değerlendirmektir. Aile Sistemleri Kuramına göre bütün sistemler birbiri ile ilişki halindedir ve bir sistemde olan değişiklik bütün alt ve üst sistemleri etkilemektedir. Bu bağlamda bütüncül bakış açısıyla anne, baba ve kardeşlerin deneyimlerinin değerlendirilmesi önemli görünmektedir. Bu çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım ile yapılmıştır. Veriler, Aile Bilgi Formu ve yarı yapılandırılmış formlar ile derinlemesine görüşmeler sonucunda elde edilmiştir. Katılımcılar, anne, baba ve varsa normal gelişen 14 yaş üzerindeki kardeşlerden oluşmuştur. Çalışma, 21 katılımcı ile yüz yüze görüşmelerle tamamlanmış ve veriler betimsel analizle incelenmiştir. Araştırma sonucunda aileler, tanı sürecini ve özel gereksinimli çocukların aile üzerindeki etkilerini ifade etmişlerdir. Katılımcılar, özel gereksinimli çocuğa sahip olmayı şans/kader, hayatı sınırlandırma ve farklılığı kabul etme olarak görmüşler; bakım yükünün artması, kardeşe olumsuz etki, artan çatışmalar ve aile desteği gibi etkileri ifade etmişlerdir. Deneyimlerini sosyal yaşam, iş yaşamı, ekonomik sorunlar, sürecin değişken olması ve destek arayışı başlıkları altında anlatmışlardır. Baş etme yöntemleri olarak iş hayatına devam etme, profesyonel destek alma, kendine vakit ayırma, destekleyici sosyal çevre edinme ve diğerlerinin deneyimlerinden öğrenme stratejilerini kullanmışlardır. Talep olarak ise bireyselleştirilmiş programlar, profesyonellerin yeterliliğinin artırılması, aile eğitimi, bakım desteği alternatifleri, psikososyal destek, toplumsal farkındalık ve ekonomik destek gereksinimlerini belirtmişlerdir.
Siyasette liderlik olgusu: Muhsin Yazıcıoğlu örneği
Liderlik, taşımış olduğu nitelikler itibariyle gerek özel sektör ile gerekse siyasal yaşam ile çok yakından ilişki içerisinde olan bir kavramdır. Toplumu ve kitleleri yönetebilmesi ve etkileyebilmesi açısından siyasi liderlik, son yıllarda daha çok ilgi gören bir kavram haline gelmeye başlamıştır. Liderin, toplumsal yaşamın bir düzenleyicisi olarak görülmesi de siyaset ile liderliği daha ilişkili duruma getirmiştir. Bu doğrultuda bakıldığında ise, Türkiye'de birçok siyasi liderin, özellikle de iktidarda bulunmuş siyasi liderlerin liderlik özelliklerini ortaya koymak amacıyla çeşitli çalışmalar yapıldığı görülmüştür. Çalışmanın amacı, siyasi lider Muhsin Yazıcıoğlu'nun liderlik özelliklerini ortaya koymaktır ve çalışma nitel araştırma yöntemi esas alınarak yürütülmüştür. Esas alınan bu yönteme bağlı olarak Muhsin Yazıcıoğlu'nun siyaset içerisinde birlikte yer aldığı, kartopu örnekleme yöntemi ile belirlenen 20 kişi ile nitel araştırma yöntemlerinden biri olan yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak görüşme yapılmış, bu görüşmelerden elde edilen veriler betimsel analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular neticesinde Muhsin Yazıcıoğlu'nun siyasette yer aldığı dönemlerde sabit ve tek bir liderlik özelliği göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. 1980 öncesinde ani ve tek başına karar almasıyla, teşkilata hizmet edenleri değerlendirip, hizmet etmeyenleri görevden almasıyla ağırlıklı olarak otoriter lider özelliklerini yansıttığı görülmüştür. 1980 sonrasında ise istişareye çok önem vermesiyle, çalışma arkadaşlarına karşı dostane davranışlarıyla, güvenilir bir lider olmasıyla, ülkücü camia nezdinde olumlu bir imaj yaratmasıyla, çalışma arkadaşlarının onun ideolojisini benimsemesiyle, siyasi başarıdan daha çok insanlara hizmet etmeyi kendine vazife edinmesi sebebiyle daha çok karizmatik, demokratik, paternalist, dönüşümcü ve hizmetkâr lider özelliklerini gösterdiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Liderlik, Siyasi Liderlik, Muhsin Yazıcıoğlu, Nitel Araştırma, Betimsel Analiz
Örgütsel sadakate ilişkin nitel bir çalışma
Örgüt, birtakım amaç ve hedefler doğrultusunda bireylerin çabalarının koordine edildiği ve kontrol altına alındığı bir işlev olarak tanımlanmaktadır. Sadakat ise bireyler ile kendilerini ait hissettikleri örgüte karşı duyulan güçlü duyguları ifade etmektedir. Örgütlerin en önemli amaçlarından birisi, örgüt personelinin beceri ve yeteneklerini geliştirerek çalışanlardan en üst seviyede verim elde etmeyi ve örgüte olan sadakatlerini artırmayı sağlamaktır. Örgütsel sadakati yüksek düzey olan çalışanların, sadakati olmayan çalışanlara göre, kuruma katılımları da yüksek olmakta ve kurum içerisinde daha iyi performans göstermeleri beklenmektedir. Aynı zamanda örgütsel sadakati yüksek olan çalışanlar, kurumun diğer üyeleri ile iyi ilişkiler kurabilmekte ve çalışma doyum düzeyleri daha yüksek olabilmektedir. Çalışanların örgütsel sadakatini ölçümleyebilmek, örgütler için çok önemli bir konudur. Bundan dolayı örgütsel sadakat kavramı her geçen gün daha da fazla önem kazanmakta ve örgütler için bir yönetim uygulaması biçimi haline geldiği görülmektedir. Bu çalışmada ulaşılmak istenen amaç, Ocak 2021-Şubat 2021 ayları içerisinde Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi'nde görev yapan akademisyenlerin örgütsel sadakate ilişkin görüşlerini ortaya koymaktır. Bu çalışmada nitel araştırma desenlerinden fenomenolojik desen, araştırma verilerinin analizinde ise betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan maksimum çeşitlilik örneklem yöntemine göre her unvan grubundan katılımcı akademisyenler belirlenmiştir. Sadakat uzun soluklu yüksek düzeyde bağlılığın bir sonucu olduğuna göre sadakat duygusu bireyin örgüte karşı oluşturduğu bağlılığın var olması gereken ön koşuluna tabi olmak zorundadır. Araştırma neticesinde üniversite atmosferinin akademisyenlerin duygularını, duygularının ise güven, bağlılık ve aidiyet kavramları içerisinde örgütsel sadakatini etkilediği tespit edilmiştir. Örgütsel sadakat kavramına ilişkin yöneltilen sorulara karşılık katılımcıların vermiş oldukları yanıtlar doğrultusunda genel anlamda yapıcı yönde etki oluşturduğu saptanmıştır. Araştırma bulgularına göre temalar belirlenmiş ve betimsel analiz tekniğine göre doğrudan alıntılar yapılmıştır. Araştırma sonucunda, "sadakat, örgütsel sadakat, örgütsel sadakatin önemi, örgütsel sadakati etkileyen unsurlar, çalışılan örgütün birey açısından sadakate değer niteliği taşıyan etmenleri, başka eğitim kurumlarını düşününce kurumun birey açısından diğer eğitim kurumlarından farklılık yaratacak sadakat anlamındaki üstünlükleri, örgütsel sadakatte dikkat edilmesi gereken unsurlar, çalışılan örgütün sadakatini zayıflatan unsurlar" temalarına ulaşılmıştır. Elde edilen verilerin analizi sonucunda katılımcıların "sadakat kavramına ilişkin adanmışlık, örgütsel sadakat kavramına ilişkin bulunulan ortamda sağlanan fayda ve amaç birliği, etik değerlerin tümü, örgütsel sadakatin önemine ilişkin çalışma alanında rahat bir ortamın oluşması, başka eğitim kurumlarını düşününce kurumun birey açısından diğer eğitim kurumlarından farklılık yaratacak sadakat anlamındaki üstünlüklerine ilişkin şeffaflık, ulaşılabilir olması ifadelerini kullandıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Örgütsel sadakat, örgütsel sadakatte algılama, nitel araştırma.