Socio-culture
63 theses under this subject heading
Sokak modası ve iki farklı metropolde (Milano ve İstanbul) karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Sokak modası podyumdaki modaya alternatif olarak günlük hayatımızda önemli bir yere sahiptir. Sokaklar modanın, tasarımcıların ve markaların vitrinlerinden çıkıp görünür olmaya başladığı ilk yer olarak kabul edilmektedir. Bu tez çalışmasında, öncelikle giyim ve toplumsal değişim elbisenin kullanımı çerçevesinde açıklanmış, sonrasında moda kavramı-gelişimi ve moda olgusu psikolojik ve sosyolojik açılardan ele alınmıştır. Çalışmanın sonraki bölümlerinde sokak modası kavramı detaylandırılmış, sokak modasına yön veren şehirler arasında yer alan Milano ile ülkemiz modasının en önemli merkezi kabul edilen İstanbul şehirleri, sokak stilleri açısından ayrıntılı bir şekilde incelenmiş ve pek çok kaynak incelenerek belirlenen görseller temelinde her iki şehirde görülen sokak stilleri gruplandırılarak karşılaştırılmıştır. Çalışmanın sonunda genel bir değerlendirme yapılarak her iki şehrin sokak stilleri arasındaki farklılık ve benzerlikler çeşitli açılardan değerlendirilmiştir.
Toplumsal kimlik ve dil ekseninde yöresel ağızların sosyal değişkenlerle ilişkisi (Kütahya örneği)
ÖZET Dil bir toplumun kültürünün oluşmasında ve gelişmesinde en büyük katkıya sahip unsurların başında gelmektedir. Bundan dolayı toplumsal araştırmalarda kültür unsurlarının ele alınması ve özellikle dilin incelenmesi gerekmektedir. Dil - kültür, dil- ahlak, dil- iletişim, dil - topluluk vb. konulan, araştırma için gerekli olan değerleri içermektedir. Bu konular sosyal değişkenler içerisinde incelendiği için toplumun yapısını da ortaya koymaktadır. Toplumu; sosyal yapı ve sosyal değişim açısından ele alırsak dilin geçirdiği gelişme süreçleri de önem kazanmaktadır. Bir toplumun ya da topluluğun geçirdiği evreleri anlamak ve anlatmak için gerekli olan çalışmalar kültürle yakından ilgili olduğunda özellikle dil unsurunu ön planda tutmak yerinde bir davranış olacaktır. Toplumsal değişimin içinde bulunduğumuz çağda çok büyük oranda gelişme kaydetmesi dilde de değişmeye sebep olmuştur. Bu bakımdan iletişim çağında ve küreselleşmenin her kurumda yaşandığı dönemimizde dilin yapı problemini ortaya koymak ve toplum içindeki yapının dilsel olarak nasıl değişime uğradığım vurgulamak temel problemin ortaya konmasını sağlamaktadır. Küreselleşme, toplumsal kimliğin ayırt edici göstergesi olan dil üzerinde tehdit alam yaratmakta, bu gelişme dil-kimlik araştırmalarının önemini arttırmaktadır. İletişim araçları vasıtasıyla küçük bir köy haline dönen dünya da; kültürel homojenitenin bir tehdit unsuru olarak farklı kültür ve dilleri hegemohik bir biçimde baskı altına alması karşısında kültürel -çalışmate^^ kazandığı günümüzde, kültürel homojenitenin yıkıcı unsurlarını bertaraf edebilmek için mahalli ağızların sosyal değişkenlerle ilişkisi analiz edilmiş ve mahalli ağızlarda tarihsel süreç içerisinde vuku bulmuş değişiklikler Kütahya örneğinde değerlendirilmiştir. Yazı dili ile konuşma dilinin farklı olmasının kültürel bir gecikmişliğe sebep olup olmayacağı güncel örnekler etrafında ele alınmış ve tartışılmıştır.
Postmodernizmin Türk kamu yönetimine etkileri: Siyasal, ekonomik ve sosyo-kültürel açıdan bir inceleme
Aydınlanma Çağı ile birlikte etkili olan modernizm sürekli bir yenilik peşinde olmuş ve evrensel doğruların savunuculuğunu yapmıştır. Postmodernizm ise modernizm eleştirisi yaparak gelişim gösteren bir anlayıştır. Postmodernizm tanımı modernizmin eleştirisi, zıttı veya eklentisi olduğu şeklinde çeşitlilik göstermektedir. Postmodernizm tanımının kesin bir yargı ile yapılamaması modernizm den tam olarak kopuşunun gerçekleşememesi ile ilişkili olduğu söylenebilir. Postmodernizm gelenekleri savunarak evrensel bir doğrunun varlığını kabul etmemiş ve tek bir doğrunun olmadığını her bir bireyin düşüncesinin doğru olabileceği inancına sahip olmuştur. 1980'li yıllar öncesi modernizm anlayışının etkisinde olan Türk kamu yönetimi, çağın koşullarına cevap veremez bir hale gelmiştir. Gelişmeye ihtiyaç duyan Türk kamu yönetimi özellikle 1980'li yıllardan bu yana postmodern düşünüş biçiminden etkilenmeye başlamıştır. Postmodern fikirler Türk kamu yönetimini siyasal, ekonomik ve sosyo-kültürel alanda az da olsa etkilemeyi başardığı söylenebilir. Türkiye'de toplumsal yapıda çeşitli etnik kökenin varlığı siyasetçilere postmodernizmin benimsediği bütünleştirici söylemi kullanma imkânı sunmuştur. Postmodernizm, Türkiye'nin ekonomik hayatına liberal politikalarla yansımıştır. Türk kamu yönetimini yapısal ve işlevsel açıdan etkileyen postmodern kamu yönetimi kamu hizmetlerinde verimliliği ve etkinliği artırmıştır. Postmodernizm Türkiye'de sosyo-kültürel alanda bireyleri kitle iletişim araçlarının etkisiyle kültürel yabancılaşma ve tüketim kültürüne yönelttiği söylenebilir. Çalışmanın hipotezi: "Postmodernizm, 1980'li yıllardan itibaren Türk kamu yönetimini etkilemeye başlamış, ilerleyen yıllarda da siyasal, ekonomik ve sosyo-kültürel boyutlarla birlikte Türk kamu yönetiminin yeniden yapılanmasında önemli bir faktör olarak rol oynamıştır." Çalışmada tarihsel ve betimsel araştırma yöntemlerinden faydalanılmıştır. Türk kamu yönetiminin postmodernizm etkisiyle şekillendiği siyasal, ekonomik ve sosyo-kültürel alanları incelenerek hipotezin kanıtlanabilirliği değerlendirilecektir.
Afganistan'ın siyasi ve kültürel tarihi (Tarihi dönemlerin başlangıcından 1747 yılına kadar)
Afganistan stratejik coğrafi konumu itibariyle Orta Asya halklarının göç geçiş güzergahı, istilacıların hedef noktası, kültürel ve iktisadi ilişkilerin tarih boyunca en önemli kavşaklarından biri olmuştur. Geniş bir kültür yelpazesine sahip olan Afganistan, "dünyanın damı ve kalpgâhı" olarak adlandırılmaktadır. Jeopolitik açıdan stratejik önemi dikkat çekici olup, tarih boyunca dünyanın cazibe merkezlerinden biri olmuştur. Jeopolitik öneminden dolayı tarih boyunca küresel güç olma siyaseti güden ülke ve hükümdarlar Afganistan üzerinde kilitlenmiştir. Bu nedenle çok eski çağlardan beri defalarca istilaya maruz kalmıştır. Ülkenin tarihi boyunca ani ve radikal değişikliklerle farklı ideolojik yönetimleri yaşaması, Afganistan'ı farklı kılan özelliklerdendir. Afganistan, Ahmet Şah Dürrani'nin ilk Afgan devletini ilan ettiği 1747 yılına kadar Persler, Büyük İskender, Türk- İslam, Türk- Moğol toplululuklarının kurduğu devletlerin hakimiyetinde kalmıştır. Afganistan topraklarında hüküm sürmüş olan son Türk hükümdarı Afşar Nâdir Şah'tır. Bu çalışmada; tarihi dönemlerin başlangıcından 1747 yılına kadar Afganistan'ın tarihi şehirleri, demografik yapısı, Aryan teorisi, Persler dönemi, Büyük İskender dönemi, Türklerin bölgede hakimiyet kurmaları, İslam fetihleri, bölgede İslamiyet'in yayılmasından sonra gelişen siyasi olaylar, Türk-İslam, Türk-Moğol devletlerinin sosyo kültürel hayatı araştırılarak kaleme alındı.
Deizmin serüveni ve günümüzdeki sosyo-kültürel görünümü
Varoluşundan beridir insanoğlu düşünen, idrak eden, sorgulayan ve sorguladığı şeyleri anlamlandırma gayretinde olan bir varlıktır. Bu sorgulama ilk olarak kendini tanıma merakıyla başlamış, daha sonra da evreni anlayabilme ve yaratıcı düşüncesiyle devam etmiştir. Her coğrafyanın farklı algı ve kabulleri olduğu gibi, her çağın da kendine özgü tepkisel boyutları bulunabilmektedir. Deizm düşüncesi de bu felsefi boyutlardan birisidir. Bu çerçevede araştırmanın temel amacı, katılımcıların teolojik argümanlarını, onları bu tutuma yönlendiren toplumsal olgu ve olayları, toplumsal norm ve uyumlarındaki iletişim kanallarını ve deizmi tercih etmiş bu bireylerin dini kurumlara ve topluma bakış açılarını yoklamaktır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır: Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, önemi, kapsamı ve yöntemi hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde, tezin ana sorunsalına yönelik ulusal ve uluslararası literatür incelenerek çerçevesi çizilen deizm inancının kavramsal içeriği, çağın yaşadığı büyük dönüşümler olan; sekülerleşme, küreselleşme ve teknolojik gelişmeler ışığında ele alınmıştır. İkinci bölümde ise, görüşme verilerinden elde edilen bulgular incelenmiş ve ortaya çıkan sonuçlar değerlendirilmiştir. Bireylerin deist inanca yönelimine yol açan sebeplerin arka planında hangi kodların olduğunu sosyolojik boyutlarıyla incelemeye odaklanılan bu çalışmada, yorumlayıcı yaklaşımı esas alan nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu kapsamda kendisini deist olarak tanımlayan 35 katılımcı ile görüşülmüştür. Verileri toplamak için yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış olup, verilerin analizinde ise, içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Katılımcılardan elde edilen bulgular, günümüzün sosyal dinamiği ve pratikleriyle karşılaştırılmış, Maxqda 2020 nitel analiz paket programı ile kategorize edilmiş ve ortaya çıkan bulgular üzerinden yorumlama yapılmıştır. Araştırmaya katılan deist bireylerden elde edilen bilgilere göre, deizmin sadece gençler arasında değil, bütün yaş gruplarını kapsayacak düzeyde yayıldığı görülmüştür. Katılımcıların deizmi tercih etmelerinde, bireylerin kaygılarını artıran çalkantılı yaşam şartları, sorgulamalarını kısıtlayan unsurlar, rahat ve huzurlu hayat için özgürlük arayışı ve tepkisel olma durumları etkili olmaktadır. Akıl ve mantık örüntüsü çerçevesinde seküler bir yaşam arayışında olan bireylerin, deizm gibi düşünce akımlarına yöneldikleri anlaşılmaktadır.
Afgan göçmenlerin sosyokültürel uyumlarının iş tatminine etkileri: Bursa ili örneği
Göç olgusu tarihsel süreçte olduğu gibi modern toplumlarda da önemli bir gündem maddesi olarak ön plana çıkmaktadır. Geçmişte daha çok ulusal bağlamda köyden kente göç şeklinde görülen bu olgu günümüzde uluslararası bir boyut kazanmış; savaş ve ekonomi gibi faktörlerin olumsuz etkileri milyonlarca insanın yer değiştirmesine sebep olmuştur. 2000'li yılların başından bu yana Türkiye'ye olan Afgan göçü de bunlardan birisidir. Afganistan'da yaşanan ekonomik ve siyası istikrarsızlık yüzbinlerce Afgan'ın Türkiye'ye gelmesine neden olmuştur. Bu göçmenlerin gelmesinin ardında yatan temel motivasyon ise Türkiye'de çalışma fırsatı bularak gelir elde etme amacıdır. Bu araştırma Afgan göçmenlerin Türkiye'de karşılaştıkları sosyokültürel ortam ile iş tatmini konularına odaklanarak, Afgan göçmenlerin sosyokültürel uyumlarının iş tatminine etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ayrıca demografik değişkenlerin iş tatminine ve sosyokültürel uyuma olan etkileri de incelenmektedir. Çalışmada Minnesota iş tatmini ve SCARS-R sosyokültürel uyum ölçekleri kullanılmıştır. Anket verileri kolayda örneklem yöntemiyle Bursa ilinde çalışan Afgan göçmenlere uygulanarak elde edilmiştir. Araştırma bulgularına göre Afgan göçmenlerin sosyokültürel uyum düzeylerindeki artış iş tatminini düşürmektedir. Sosyokültürel uyum düzeyindeki artışın temel nedeni Afgan göçmenlerin Türkiye toplumuyla olan kültürel yakınlığı ve ortak dini faktörlerdir. Artan sosyokültürel uyum düzeyinin iş tatminini olumsuz yönde etkilemesinin muhtemel sebepleri ise çalışma şartlarının kötü olması, sağlık güvencesi olmaması ve gelecek kaygısıdır. Çalışma neticesinde ulaşılan politika önerileri şöyle sıralanabilir. İşverenler bu çalışmanın sonuçlarından faydalanarak Afgan göçmenlerin iş tatmin düzeylerini yükseltmek amacıyla sağlık güvencesi, gelir düzeyi ve mesleki eğitim düzeyi gibi konularda iyileştirici adımlar atabilir. Nitekim çalışanların iş tatmin düzeylerinin yükselmesinin iş performansını olumlu yönde etkilediği literatürde kabul gören bir olgudur.
Çerkes kültüründe gündelik hayat ve kadın
Gündelik hayat kavramı bireylerin karşılıklı etkileşimi sonucunda ortaya çıkan ve sürekli olarak tekrar eden gündelik hayat pratiklerini ifade etmek için kullanılmaktadır. Gündelik hayatın sosyolojisi yapıldığında ise, sürekli olarak tekrar edilen, sıradanlaşan, bilindik hayatın ardında saklanan sosyal gerçekliği ortaya çıkarmak hedeflenmektedir. Hayatın olağan akışı içerisinde fark edemediğimiz ancak sosyoloji gözlüğünü taktığımızda anlamlandırıp, yorumlayabildiğimiz her şey bizlere toplumsal veriler sunmaktadır. Bu veriler; toplumsal davranışlar, eylemler, mekanlar, nesneler, işaretler, semboller ve dil gibi öğeleri içeren, hem gündelik hayatın bir parçası olup hem de yaşanılan toplumun kültürüne dair karineler sunan önemli göstergelerdir. Bu araştırmanın amacı ise, Gündelik hayatta Çerkes kültürünün nasıl inşa edildiğinin ortaya koyulmasıdır. Gündelik hayat içerisinde Çerkes kültürünün nasıl inşa edildiğini, bu inşa sürecinin önemli bir öznesi olan kadının konumunu, kendilerini nasıl tanımladıklarını, yer duygularını, dini mensubiyetlerini, gündelik hayat pratiklerinde oluşturdukları sosyal ve kültürel değerler sistemini ne şekilde yaşadıklarını ve bunu nasıl aktardıklarını ortaya çıkarmak araştırmanın diğer amaçları arasındadır. Buradan yola çıkarak araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Kahramanmaraş ilinde ve Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesine bağlı Kamışçık ve Büyükçamurlu köylerinde yaşayan 20 Çerkes kadınla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yapılmıştır. Görüşme sonucunda elde edilen bulgular çerçevesinde temalar oluşturularak betimsel bir analiz gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın en temel bulgusu, Çerkes kadınların gündelik hayat içerisinde Çerkes kültürüne ait geleneksel unsurları kısmi olarak devam ettirdiği ve bu unsurların zaman içerisinde kültürel çözülmeye uğradığı sonucuna ulaşılmıştır.
Dini-toplumsal kültürde çocuk Osmaniye – Duisburg karşılaştırması
Çocuk – toplum etkileşimini göz ardı etmek, onun topluma ne tür kazanımlar sağladığı ve toplumdan neler aldığının çocuğu sosyal varlık olarak algılanmasını zorlaştırır. Çocuk öncellikle ailesinden ve çevresinden, ait olduğu toplumun kültürünü ve dinî inançlarını öğrenir ve hayata geçirir. Daha sonra öğrendiklerini gelecek nesillere geliştirerek aktarır ve bu şekilde kültürün devamını sağlar. Bu durum çocuğun hayatımızdaki yerinin ne olduğunu anlamamız açısından oldukça önemlidir. Çocuğun birçok tanımlaması yapılmış olsa da Sosyoloji alanının çocuğu kendi içinde tanımlaması oldukça zordur. Çocuk toplumdan bağımsız düşünülemez. Çocuk bir aileyi tamamlar, kültürel değerler açısından taşıyıcı olur, bir milletin soyunu devam ettirir, aynı zamanda dini bir sembol olarak da görülebilir. Toplumdaki bazı yapıları ve anlayışları değiştirebilir. Toplumu oluşturan yapı taşı ailedir ve ailenin en küçük parçası ise çocuktur. Dolayısıyla sosyolojik olarak toplumu anlamaya çalışmak, çocuğu doğru anlamaktan geçer. Bu çalışmada, çocuk ve çocukluğun Orta Çağdan günümüze kadar çocuğun toplumdaki yerini ve önemini araştırmak ve toplumun çocuklara dini-kültürel olarak yaklaşımında süreklilik sağlayıp sağlamadığını incelemek, çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, günümüzde toplum içinde çocuk kavramının ne anlama geldiğini, eskiyle yeni arasında, yani dört kuşak öncesine kadar bir kıyaslama yaparak, Osmaniye ile Duisburg arasındaki benzerlik ve farklılıkları araştırdık. Bununla birlikte Orta çağdaki çocuk ve çocukluk kavramını inceleyerek bu dönemde çocukların toplumda varlıklarını gösteremediğini, Sanayi Devrimi ve matbaanın icadı ile çocuk kavramının ortaya çıktığını saptadık. Modern dönemde ise çocuk adına birçok çalışma yapılmış ve çocukların varlığı oldukça ön plana çıkmıştır. Onların eğitimine, sağlığına, giyimlerine oynadıkları oyunlara kadar her yönüyle önem verilmeye başlanmıştır. Hatta çocuklar adına kanunlar çıkarılmıştır. Bununla beraber Osmanlı döneminde dini açıdan çocukların yeri ve değerini araştırdık. Batı, çocukları günahkâr bir varlık olarak görürken İslam dininin etkisiyle Müslümanlar çocukları temiz, saf ve günahsız olarak nitelendirirler. Dini – toplumsal olguların çocuk algısına ya da çocuğa yönelik davranış biçimlerinin şekillendirmesinde önemli etkisinin olduğu görüldü. Araştırmamız esnasında elde ettiğimiz verilerin gösterdiği kadarıyla çocuk, ailenin tamamlayıcısı olduğunu, ait oldukları toplumlara ve ailelerine sorumluluk bilinci kazandırmalarının yanında kadına da annelik duygusunu yükleyerek eş rolünü geri plana attığını görmekteyiz. Bununla birlikte çocuk, Türk kültüründe önemli bir değer taşıyıcısıdır. Bir milletin kültürünün ve yaşam biçiminin devamlılığını sağlayacak yalnızca çocuklardır. Toplum bunun zamanla farkına varmıştır. Bundan dolayı Sosyoloji alanında her geçen gün çocuk temelli yeni ve nitelikli çalışmalar yapılmaktadır. Anahtar Kelime: Çocuk, Çocukluk, Geleneksel Türk Kültürü, Geleneksel Türk Toplumu, Modernleşme
Osmaniye'nin sosyo-kültürel ve ekonomik yapısı (1923-1950)
1914 yılında Adana (Ceyhan, Karaisalı, Yumurtalık), Kozan (Haçin, Feke, Kars), Cebelibereket (Dörtyol, Islahiye, Bahçe, Hassa) ve Mersin (Tarsus) sancaklarından meydana gelmiştir. 1921 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu ile sancakların vilayete dönüştürülmesi üzerine Mersin, Kozan ve Cebelibereket sancakları da vilayet olmuştur. 1923'de Cumhuriyetin ilanı ile Sancakların vilayete dönüştürülmesi nedeniyle "Cebelibereket Vilayeti" adını alarak yeni idari düzenleme ile vilayete dönüştürülen yönetim alanının merkezi yine Osmaniye olmuştur. 20 Mayıs 1933 tarih ve 2197 sayılı "Bazı Vilayetlerin İlgası ve Bazılarının Birleştirilmesi Hakkındaki Kanun" ile Adana'nın sınırları tekrar değişmiştir. Bu kanunla Cebelibereket vilayetinin ilga edilmesi üzerine vilayetin merkez kazası olan Osmaniye ile Bahçe, Ceyhan ve Dörtyol kazaları Adana'ya bağlanmıştır. 1996 yılında tekrar İl statüsüne kavuşan Osmaniye'nin yönetim alanı içerisinde, merkez ilçe dışında Kadirli, Düziçi, Bahçe ilçeleri ile yeni ilçelerden Sumbas, Toprakkale ve Hasanbeyli ilçeleri yer almaktadır.Tarihi süreç içerisinde idari yapılanma olarak durağan olamayan bir alana dâhil olmasının yanında Osmaniye Avrupa-Asya-Afrika kavşağında kurulmuş önemli bir merkez durumundaydı. Bundan dolayı tarihte büyük önem taşıyan İstanbul -Bağdat demiryolu, Irak- Suriye karayolu ile demiryolu bağlantısına sahip merkez durumuna gelmiştir. Coğrafi avantajlarının yanında bereketli topraklara sahip bu coğrafya uzun yıllar Cebelibereket (bereket dağı) olarak adlandırılmıştır.Kendine has kültürel yapıya, gelenek ve göreneklere sahip olan Osmaniye; Çukurova'nın karakteristik yapısının içinde nadide bir yere sahiptir. Cumhuriyetin ilk yıllarında milli kültür ve değerlerin inkişaf ettirilmeye çalışıldığı bir zamanda kendi bünyesinde barındırdığı Karatepe höyüğü, Osmaniye ağıtları, yaylacılık geleneği ile önemli bir katkı sağlayan bu coğrafya nihayetinde bereketli toprakları nedeniyle cumhuriyet tarihinin ilk köy enstitülerinden biri olan " Düziçi Köy Enstitüsü" ne de ev sahipliği yapmıştır. Anahtar Kelimeler: Adana, Cebel-i Bereket, Düziçi Köy Enstitüsü, Osmaniye, Karatepe Höyüğü
Yerli ve yabancı animasyon filmlerinin sosyo-kültürel ve teknolojik açıdan karşılaştırılması
Animasyon filmleri, dünyada hızlı bir şekilde büyüyen ve gelişen film sekt rlerden biridir. Sekt rdeki bu gelişmeler teknoloji alanındaki gelişmelere bağlı olarak kendini geliştirmektedir. Son yıllarda gelişen ve değişen animasyon endüstrisi, sinema sekt rünün nemli bir pazar alanını oluşturmaktadır. Bu araştırmada pek ok kaynaktan animasyon kelimesinin k kenine ve anlamına yer verilmiş ve animasyon filmlerinin dünyadaki ve Türkiye'deki tarihi gelişimi kronolojik olarak ele alınmıştır. Bu bağlamda konuyla ilgili kapsamlı literatür araştırmasına ve film araştırmalarına yer verilmiştir. alışmada Avrupa'da g sterime girmiş 10 animasyon filmi ile Türkiye'de g sterime girmiş 10 animasyon film, sosyo-kültürel ve teknolojik a ıdan karşılaştırılmıştır. Araştırmada 6 alan uzmanı ve 5 psikolog g rüşlerine başvurulmuştur ve asgari ücret gelir tablosu OECD ülkelerine g re incelenmiştir. Sonu olarak alan uzmanlarına g re sosyo-kültürel ve teknolojik anlamdaki gelişmiş olan ülkelerde animasyon endüstrisi gelişim g sterdiğini s yleyebiliriz. Araştırmada elde edilen sonu lar doğrultusunda bu araştırmaya ve animasyon endüstrisinin gelişimine y nelik neriler getirilmiştir.
İlk dönem Abbâsî-Bizans ilişkileri' (sosyo-kültürel açıdan)
İslâmiyetin zuhurundan itibaren başta Hz. Peygamber olmak üzere onun ardından gelen diğer liderler, komşu devletleri İslâm'a davet etmek ve barış antlaşması yapmak üzere elçiler görevlendirdiler. Özellikle Hz. Peygamber, liyakatli ve muktedir kişiler arasından seçtiği elçiler sayesinde önemli diplomatik faaliyetler yürüttü. Hz. Peygamberden sonra Raşit Halifeler ve nihayet Emevîlerde bu geleneği sürdürdüler. Emevîlerin ardından yönetimi devralan Abbâsîler ise özellikle Bizans İmparatorluğu ile diplomatik münasebetler tesis ederek; siyasi, sosyal, ticari, ekonomik ve kültürel alanlarda da birçok faaliyet yürüttüler. İslâm dünyasına miladî 750'den 1258'e kadar egemen olan Abbâsî devleti, İslâm devletinin sınırlarını genişleterek birçok yeri fethetmiş ve bu kapsamda pek çok Bizans şehrini de topraklarına katmıştı. Böylece Müslümanlar, doğrudan Bizans kültür ve medeniyeti ile tanışma fırsatı buldular. Bununla birlikte, karşılıklı gidip gelen elçilik heyetleri ve liderlerin bizzat yürüttüğü tercüme faaliyetleri sayesinde, Bizans kültürü ile İslâm kültürü kısa sürede birbirinden etkilendiler. Öyle ki Bizanslılar ile Anadolu'da yapılan mücadeleler, Arap ve Bizans destanlarında dahi yerini aldı. Bizde çalışmamızda; farklı dünyalara mensup her iki devletin birbiri üzerindeki tesirlerini mümkün olduğunca ortaya koymaya ve değerlendirmeye gayret ettik.
Türkiye'de yol işçileri: Kamuda çalışan yol işçilerinin sosyokültürel profili
Bu çalışma Türkiye'deki yol işçilerinin örgütlenme ve mücadele geçmişi ile bugünkü koşulları esas alınarak hazırlanmıştır. Buna ek olarak yol işçilerinin sosyokültürel profilini daha net ortaya koymak amacıyla, kamuda çalışanlar arasında bir araştırma yapılarak desteklenmiştir.Tez dört ana başlıktan oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın kavramsal çerçevesi çizilmiş ve daha sonra sanayi devriminin etkisiyle beraber ortaya çıkan kapitalist süreç ve bu sürecin devamında kendini sendikalar aracılığı ile ifade etmeye çalışan işçi sınıfı; İngiltere, Almanya, ABD ve Fransa örnekleri ile ele alınmıştır. Birinci bölümün son kısmında ise Türkiye'de işçi sınıfının ortaya çıkışı ve gelişimi Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet dönemi olarak iki ana başlıkta incelenmiştir.İkinci bölümde; bir olgu olarak yol ve yol işçiliği analiz edilerek, Türkiye'deki yol işçilerinin gelişimi, örgütlenmesi ve mücadele süreci anlatılmıştır. Yine bu bölümde sanayileşme hamleleri ve yatırımların artmasının doğal sonucu olarak işçilerin sayısındaki ve yasal düzenlemelerinde desteğiyle ortaya çıkan sendikaların sayısındaki artış incelenmiştir.2010 yılı esas alınarak, Türkiye'deki yol işçilerinin hem kişisel hem de örgütsel davranışları ile profilleri ortaya çıkarılmıştır. Kamuda çalışan yol işçileri içerisinde (646 işçi ile) anket çalışması yapılmış, bu şekilde topluluğun sosyokültürel yapısı belirlenmiştir. Bu anket çalışmasının detaylı sonuçları üçüncü bölümde anlatılmıştır.Çalışmanın dördüncü bölümünde ise, yol işçilerinin cinsiyeti, kuşak farklılığı, doğum yerinin kentsel ölçeği, eğitim durumu, çalıştığı kurum ve internet kullanıcılığı gibi belli başlı özellikleri esas alınarak, karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve kendi aralarındaki benzerlikler ile farklılıklar ortaya konulmuştur.Çağımızda yaşanan hızlı değişim sürecini daha iyi anlamaya çalışmak ve sahip olduğumuz veriler ışığında bu değişime pozitif bir katkı koymak toplumsal bir sorumluluktur. Bu çalışma ile genelde Türkiye tarihine özelde ise işçi sınıfı tarihine çalışmanın boyutları içerisinde katkı koymak hedeflenmiştir. 2010 yılına kadar Türkiye'de yol işçiliği hakkında hiçbir araştırma bulunmamaktadır. Bu yönüyle bu çalışma, türünün ilk ve şimdilik son örneğidir.Anahtar Sözcükler1. Yol İşçileri2. İşçi Sınıfı3. İşçi Sendikası4. Sosyokültürel Profil5. Türkiye Yol, Yapı ve İnşaat İşçileri Sendikası
Toplumsal kültürün gençlerin girişimcilik eğilimine etkisi
Bu çalışmanın amacı üniversitede eğitim gören öğrencilerin kültürel özellikleri ile girişimcilik eğilimleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmada Fırat Üniversitesi'nde eğitim gören 490 öğrencinin toplumsal kültür özellikleri ve girişimcilik eğilimleri ölçülmüştür. Gençlerin girişimcilik eğilimlerinin olması gerek bölge gerekse ülke ekonomisinin gelişmesi açısından önemlidir. Bu durum da gençlerin toplumsal kültür özellikleri, onların girişimcilik eğilimleri üzerinde oldukça etkilidir. Araştırmada Toplumsal Kültür Ölçeği ve Girişimcilik Eğilimleri Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde ise; güvenilirlik ve geçerlilik analizleri, frekans analizi, korelasyon ve regresyon analizi, bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi, tukey ve lsd testlerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda öğrencilerin toplumsal kültür özellikleri alt boyutları olan belirsizlikten kaçınma, güç mesafesi, erillik-dişilik, denetim noktası ve bireycilik-toplumculuk ile girişimcilik eğilimleri arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu; öğrencilerin toplumsal kültür özelliklerinin ve girişimcilik eğilimlerinin, öğrencilerin demografik özelliklerine göre farklılık gösterdiği saptanmıştır
Türk Telekom'un özelleştirme öncesi ve sonrası örgüt kültürü farklılaşması üzerine bir araştırma
Kültür, insan davranışlarını, yaşam tarzını konu alan eylemlerdir. Kültür, doğuştan var olmayan sonradan öğrenilerek kazanılan bir etkileşim ve birikim sentezidir. Toplumsal kültür de doğuştan kazanılmayan, yaşadığımız çevre ile şekil alan tutumların, normların yansıyan görüntüsüdür. Örgüt kültürü ise insanların belli bir amaç ve değerler ışığında ortaya koydukları birlikteliği ifade eder. Bu çalışmada 2005 yılında özelleştirilen Türk Telekom firmasının özelleştirme neticesinde örgüt kültürü modeli değişimi var olup olmadığı, oldu ise örgüt kültürünün ne yönde ve nasıl değiştiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmada Edgar Schein 'in "kültürel katmanlar" olarak adlandırdığı kurum kültürü sınıflandırması açılımları olan "Oluşumlar, Değerler ve Varsayımlar" ile Quinnve Cameron örgüt kültürü modeli kullanılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olan fenomenoloji yöntemi kullanılarak Türk Telekom özelleştirme öncesi ve sonrası çalışanlarından oluşan 13 kişi ile mülakat şeklinde yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiştir. Özelleştirme sonrasında Quinn ve Cameron modelinde rekabetçilik ve çeşitlilik arz eden, pazar modeli örgüt kültürü benimsendiği belirtilmiştir. Çalışma sonucunda kültürel katmanlar kapsamında örgüt farklılaşmasına dair bulgular elde edilmiş ve Türk Telekom'da oluşumlar olmak üzere; fiziksel, davranışsal ve sözel şeklinde sınıflandırılmış ve bu oluşumlar kapsamında değişim özelleştirme sonrasında ölçebilir parametreler ile denetim altına alındığı bildirilmiştir. Temel değerler kapsamında hoşgörü ve müşteri memnuniyeti yani misafirperverliği daha sade fakat özenli hale getirildiği savunulmuştur. Temel varsayımlar kapsamında ise insan doğası gereği tembel olabileceği öngörüsü performans karneleri ile dinamik tutulmuştur. Varsayımların diğer bir yönü müşterilerin ihtiyaçlarının şekillenmesi sonrası müşteri değişiminin önlenmesi ile ilgili tutundurma akıllı cihaz satışları ve taahhüt yöntemleri ile uygulandığı aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kültür, Toplumsal Kültür, Örgüt Kültürü, Nitel Araştırma, Fenomenoloji, Özelleştirme, Türk Telekom.
Kültürel çevre - örgüt performansı ilişkisi: Kamu örgütleri açısından bir inceleme
Toplumsal kültür ve örgüt performansı arasındaki ilişkiyi inceleyen bu çalışma, örgüt performansı ve toplumsal kültür arasında bir ilişki olduğu, performansın toplumsal kültüre duyarlı olduğu varsayımlarından hareketle şekillendirilmiştir. İncelenen literatürde toplumsal kültürün genelde örgütlere, bu çalışma özelinde kamu örgütlerine çalışan birey aracılığı ile çalışma kültürü, hedef kitle aracılığı ile de vatandaş algısı ve hizmet anlayışına yansıdığı tespit edilmiştir.Literatüre göre, Türkiye'de toplumsal kültür kolektivist, dişil, belirsizlikle baş edebilme düzeyi düşük ve güç mesafesi yüksek olarak belirtilmektedir. Yani toplum bireyden önce gelmekte, bireyler fedakar ve işbirlikçi bir tutumu tercih etmekte, toplumda belirsizlik kaygı yaratmakta ve ast-üst, güçlü-güçsüz gibi dikey ilişkilerde her iki taraf var olan mesafeyi korumaktadır.Bu kültürel özelliklerin kamu örgütlerindeki kurum kültürüne yansıması norm ve değerler vasıtasıyla olmaktadır. Kollektivist ve güç mesafesi yüksek bir kültüre sahip Türkiye'de, Osmanlı'dan bu yana, üst ve devlet ayrı bir öneme ve kutsallığa sahiptir. Vatandaş ve astların üst ve kamu kurumlarına gösterdiği rıza koşulsuzdur ve adanmacı bir özelliğe sahiptir. Öncelikli değer, ?devletin veya toplumun yararı? ya da ?ortak iyi? olduğu için vatandaşın kendisi için en iyiyi istemesinin ortak iyiyi karşılamadığı düşünülmektedir. Bu nedenle vatandaşın hizmet süreçlerine müdahalesi hoş karşılanmaz ve şüpheyle yaklaşılır. Genel olarak verilen hizmetin ortalama kalitesi ve hizmet sunumunda vatandaşa sağlanan nicel eşitlik ön plandadır.Türkiye'de kamu kurumlarının gösterdiği bu karakteristik özellikler performans anlayışlarına da yansımaktadır. Araştırmada elde edilen veriler de bu saptamaları desteklemektedir. Toplumsal kültürün kurumlara yansıyan yönünün örgütün performansı ile ilişkili olduğu ve örgütlerde katılımın örgüte bağlılığın vatandaş odaklılığın ve hizmetin amaç olarak benimsenmesinin örgüt performansını olumlu etkileyeceği görülmüştür. Ancak araştırmanın verileri araştırma kapsamındaki örgütlerde örgütsel bağlılığın yüksek olmasına karşın vatandaşa ve hizmete karşı tutumun mesafeli olduğunu ve bu durumun performansı olumsuz etkilediğini göstermektedir.Sonuç olarak performans odaklı bir yönetimde performansı geliştiren bir tutum oluşturabilmek ve örgütün vatandaşa, hizmete ve çalışana yönelik bir hizmet anlayışı geliştirebilmesi için toplumsal kültürden faydalanması gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Toplumsal kültür, örgüt performansı, örgüt algısı, vatandaş algısı, hizmet algısı.
Afyonkarahisar ili Çay ilçesi ve çevresi halkbilimi ürünlerinin sosyokültürel açıdan değerlendirilmesi
?Afyonkarahisar İli Çay İlçesi ve Çevresi Halkbilimi Ürünlerinin Sosyokültürel Açıdandan Değerlendirilmesi? adını taşıyan bu yüksek lisans tezinde; Afyonkarahisar'ın Çay ilçesi ve çevresinin halkbilimini oluşturan halk sanatları, halk mimarisi, halk oyunları, halk müziği, halk edebiyatı, doğum, sünnet, evlenme, ölüm gibi hayatın dönüm noktalarıyla ilgili gelenek ve görenekleri, halk hekimliği, halk ekonomisi, halk tiyatrosu, halk oyunu, bayramlar ve törenler, halk inançları, halk mutfağı gibi ürünleri derleme ve tarama sonucunda elde edilen metin ve bilgilerle bunların günümüze gelirken yaşadığı evreler ve sosyokültürel bakımdan bugünkü durumu değerlendirilmektedir.Kültürlerin güçlendirilmesi amacıyla birçok ülke ve toplum, halk kültürü ürünlerini derleyerek ulusal kültüre ve dolayısıyla uygarlığa kazandırma çabasına girmiş ve bu çalışmalarında başarılı da olmuştur.Afyonkarahisar'ın Çay ilçesi ve çevresinden derleme/ tarama yöntemiyle elde edilen verilerin sosyal ve kültürel bir inceleme yapılarak ülkenin somut olmayan kültürel mirasına kazandırılması amaçlanmaktadır.İlçe bulunduğu coğrafi konum sebebiyle Anadolu insanının kültürel dokusu, yaşayış biçimi, giyim- kuşamı, davranışları gibi hususlar Çay ve çevresinde yaşayan insanlarda görülmektedir. Bu bakımdan Çay ve çevresinin halk kültürü dolayısıyla halkbilimi ürünleri önem kazanmaktadır. Ayrıca bu yöre henüz şehirleşme sürecini tamamlayamadığından otantik bir yapıya sahiptir. Hâlâ insanların yaşama biçiminde, giyim- kuşamında, ekonomisinde, sosyal ve kültürel geleneklerinde, edebiyatında belirgin bir değişme gözlenememektedir. Böylesine otantik bir yargıya sahip bir yörenin halkbilimi bakımından bilimsel anlamda değerlendirilmemiş olması da bu çalışmaya farklı bir önem kazandırmaktadır.Çay ilçesiHalk BilimiHalk EdebiyatıSosyokültürelDönüşüm
Çukurova Üniversitesi'nde öğrenim gören uluslararası üniversite öğrencilerinin sosyokültürel ve psikolojik uyum düzeyleri arasındaki ilişki
Yapılan araştırmalara bakıldığında uyum düzeyinin yüksek veya düşük olmasının uluslararası öğrencilerin hayatında hem sosyal hem de psikolojik yansımalarının olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın amacı, Çukurova Üniversitesi'nde öğrenim gören uluslararası üniversite öğrencilerinin sosyokültürel ve psikolojik uyum düzeyleri arasındaki ilişkileri ortaya koymak ve cinsiyet, yaş, Türkiye'de bulunma süreleri ve sınıf düzeyine göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Bu çalışmanın, niteliği ve uygulanma biçimiyle niceliksel ve ilişkisel tarama yöntemiyle yapılması hedeflenmiştir. Bu araştırma Adana ilinde, 2018-2019 öğretim yılının birinci döneminde Çukurova Üniversitesi'nde yapılmış olup, araştırmaya random olarak çeşitli bölümlerden lisans düzeyinde eğitim gören uluslararası üniversite öğrencileri alınmıştır. Araştırmaya dâhil edilen uluslararası öğrencilerin TÖMER'de (Türkçe Öğrenim ve Araştırma Merkezi) Türkçe eğitimi almış olmalarına dikkat edilmiştir. Analizler sonucunda; Çukurova Üniversitesi'ni genellikle Türki Cumhuriyetlerdeki, Ortadoğu ve Afrika'da bulunan ülkelerdeki öğrencilerin tercih ettiği görülmüştür. Kontrol grubu olarak yine Çukurova Üniversitesi'nde öğrenim gören Türkiye vatandaşı öğrenciler alınmıştır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında, uluslararası üniversite öğrencileri için "Kişisel Bilgi Formu" ile Ward ve Kennedy'nin Sosyokültürel Uyum Ölçeği ve DAS (Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği) uygulanmıştır. Yerel öğrenciler için "Kişisel Bilgi Formu", "Üniversite Yaşamı Ölçeği" ve yine DAS (Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği) uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS (Standart Program for Social Sciences) for Windows 25.0 demo paket programı aracılığıyla işlenerek veri analizi yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; uluslararası öğrencilerin sosyokültürel uyum ile psikolojik uyumları arasında istatistiksel olarak anlamlı ve düşük düzeyde ilişki bulunmuştur. Uluslararası öğrenciler ile Türkiye vatandaşı öğrencilerin psikolojik uyumları karşılaştırıldığında ise; depresyon ve stres alt boyutlarından alınan toplam puanların öğrenci grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterirken, anksiyete alt boyutundan elde edilen toplam puan ortalamasının öğrenci grubuna göre farklılık göstermediği belirlenmiştir. Sosyo-Demografik özellikler değerlendirildiğinde, uluslararası öğrencilerin Türkiye'de kalış süresi ile sosyokültürel uyum arasında düşük düzeyde anlamlı negatif yönlü ilişki bulunurken, cinsiyet, yaş ve sınıf düzeyleri ile sosyokültürel uyum düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Psikolojik uyum üzerinde ise yalnızca sınıf düzeyinin anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Siirt vilayetinde sosyal, siyasal ve kültürel faaliyetler (1931-1956)
Siirt, zengin tarih ve kültürel bir miras üzerine kurulmuş önemli bir şehirdir. Şehrin kurulduğu coğrafya, bir yönüyle Ortadoğu ve Mezopotamya'ya bakarken diğer yandan Batıya bakar. Siirt'te günümüzden sekiz bin yıl evvel yerleşimin olduğu son arkeolojik kazılarla anlaşılmıştır. Bu topraklar üzerinde tarih öncesinden başlayarak çeşitli toplumlar yaşamını sürdürdüğü gibi tarihi dönemlerde de Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar gibi pek çok köklü devlet hâkimiyet kurmuştur. Siirt'in ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanmakta, bunun yanında özellikle şehrin yüksek kesimlerinde bulunan göçerler (Koçer) tarafından hayvancılıkta uzun süre yapılmıştır. Siirt'te uzun bir süre yer altı zenginliklerinin var olduğu bilinmektedir. Siirt'in kültürel zenginliği içinde eğitimin önemli bir yeri vardır. Osmanlı döneminde Siirt'te köklü ve ileri bir eğitim kültürü oluşmuştur. Özellikle medreseler üzerinden bilimsel bir kültür ve gelenek taşınmıştır. Siirt'te nüfus devamlı hareketli olmuştur. Siirt'in nüfusu Cumhuriyet döneminde artmasına rağmen Siirt'ten de sürekli Batıya göç olmuştur. Ayrıca Siirt kırsalından merkeze doğru da göç hareketleri yaşanmıştır. Halkevleri, Cumhuriyet ideolojisinin yerleşmesi, gerçekleştirilen inkılâpların toplum tarafından kabul görmesinde ve ülkenin kültürel alanlarda istenilen seviyelere ulaştırılmasında rol oynayan kurumlardır. Bu nedenle Siirt merkez ve kazalarında halkevleri açılmış ve daha sonra çalışmalarını daha geniş kesimlere ulaştırma amacıyla kaza ve köylerde de halkodaları açılmıştır. Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle Halkevlerine son verilmiştir.
İngiliz seyyahlarına göre II. Mahmud döneminde Anadolu'nun sosyal, kültürel ve iktisadî durumu
Bu tezde Batılı seyyahların gözlemlerine göre Anadolu'daki sosyal, kültürel ve iktisadî yapının incelenmesi ve Osmanlı toplum yapısının anlaşılması amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda Anadolu'da yaşayan insanlar; şehirli, köylü ve konargöçerler olarak sınıflandırılmıştır. Seyyahların verdikleri detaylı gözlemlerde; Anadolu insanının batıl inançları ve fiziksel yapılarından, vakitlerini geçirdikleri kahvehane gibi mekânlara, günlük alışkanlıklarına ve ticarî faaliyetlerine kadar geniş bir yelpaze tasvir edilmektedir. Bunun yanında, Osmanlı modernleşmesinin örnekleri ve seyyahların Osmanlı medeniyetine bakış açıları tespit edilmektedir. Tezin kapsamı, günümüz Anadolu sınırları çerçevesinde kısıtlı tutulmaktadır. Zaman aralığı ise II. Mahmud dönemini kapsamaktadır. İncelenen seyyahların çoğu İngilizler olmak üzere İskoç ve İrlandalılardan oluşmaktadır. Coğrafî ve kültürel açıdan, seyyahların ülkeyi ziyaret etme amaçlarının başında gelen İstanbul, kendi başına bir tez çalışması olması sebebiyle konu dışında tutulmaktadır. Bu doğrultuda, doğru değerlendirmelere ulaşmak için seyyahların Anadolu ile ilgili gözlemleri karşılaştırılmıştır. Tezde elde edilen bulgulara göre, XIX. yüzyılın ilk yarısında yenileşme faaliyetlerinin sonucu olarak Osmanlı Devleti'nin sosyal ve kültürel yapısı özellikle toplumun üst tabakalarında değişmeye başlamıştır. Geleneksel olarak yeni bir yaşam tarzına direnen alt tabakadaki insanlar bu yenilikleri benimsememiştir. Avrupalı tüccarların ticari faaliyetleri ve Avrupa yapımı ürünlerin pazarlardaki paylarını artırmalarından dolayı ekonomik anlamda devlet zayıflamaya başlamıştır. Müslüman ve gayrimüslimler esas olarak birbirlerinden farklı olan özellikleri yanında benzer özellikleri de paylaşmış ve din bu insanların hayatında belirleyici rol oynamıştır. Nüfus oranında değişimler meydana gelmiş ve şehir, köy ve yaylalardaki insanlar farklı yaşam koşullarında hayatlarını sürdürmüşlerdir. Tezde; Türkler hakkındaki önyargılar ile gözlemlerini kıyaslayan seyyahların, yaptıkları bazı tahliller ortaya konulmaktadır.
Stratejik halkla ilişkilerde kamu segmentasyonu: Kamuların durumsal kuramının toplumsal kültür bağlamında Türkiye'de analizi
Türkiye'deki kamuları, kamuların durumsal kuramı ile segmente etmek için geçerli bir kamu segmentasyonu aracı olup olmadığını ortaya koymayı amaçlayan bu çalışma, aynı zamanda toplumsal kültürün, kamuların iletişime geçme davranışlarını nasıl etkilediğini de incelemektedir. Toplumsal kültür boyutlarından güç mesafesi, belirsizlikten kaçınma, kolektivizm, uzun dönemli yöneliş ve erillik boyutlarının kamuların durumsal kuramının bağımlı ve bağımsız değişkenleri üzerindeki etkisi incelenmektedir. Bu doğrultuda Şubat 2014'te İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde kamuların durumsal kuramının değişkenleri, toplumsal kültür boyutları ve demografik sorulardan oluşan 443 anket formu ile ampirik bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda kuramın Türkiye'deki kamuları segmente etmek için geçerli bir araç olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca kamular kurama göre aktif, uyanmış ve gizli kamu olarak segmente edilmiş ve en kalabalık kamu segmenti uyanmış kamu olarak tespit edilmesine rağmen, aktif kamunun da sayısal olarak güçlü tespit edilmesi bugüne kadar genellikle asimetrik olarak inşa edilen ilişkileri sorgulatmaya başlayacağını düşündürmektedir. Bu sorgulamanın Türkiye'de halka ilişkiler alanında var olan karmaşanın bütünlüğe kavuşması açısından üç boyutlu olarak; örgütler, uygulayıcılar ve akademi tarafından gerçekleştirilmesi önerilmektedir. Bu tez aktif kamunun varlığı açısından yorumlandığında örgütler, uygulayıcılar ve akademiyi içeren halkla ilişkiler alanının üç sacayağı için bir takım sonuçlar yaratmaktadır. Araştırma kapsamında ayrıca toplumsal kültürün kamuların iletişime geçme davranışlarını nasıl etkilediği de incelenmiştir. Toplumsal kültür boyutlarından güç mesafesinin, belirsizlikten kaçınmanın, kolektivizmin, uzun dönemli yönelişin ve erilliğin kamuların durumsal kuramının bağımlı ve bağımsız değişkenleri üzerinde etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu kültür boyutları içerisinde kamuların durumsal kuramı üzerinde etkili, en dikkat çekici boyut güç mesafesi olarak görülmektedir. Özellikle güç mesafesi azaldıkça algılanan sorunun ve ilginin artması ve aynı zamanda aktif kamunun güç mesafesini en düşük algılayanlar kümesinde yoğun olarak yer alması, güç mesafesinin kamuların iletişime geçme davranışlarını etkilediğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Stratejik Halkla İlişkiler, Kamu Segmentasyonu, Kamuların Durumsal Kuramı, Toplumsal Kültür
Turizmin sosyo kültürel etkileri: Antalya/Muratpaşa ilçesi örneği
Günümüzde turizm en fazla gelişme gösteren sektörlerden biridir. Birçok ülkede, turizm endüstrisi temel bir ekonomik faktör haline gelmiştir ve destinasyon toplum ve kültürleri üzerinde yaygın etkileri vardır. Sosyal yapı, kültür ve gelenekler turizmden dolayı etkilenebilir, farklılaşabilir veya kökten bir değişim gösterebilir. Turizmin sosyo kültürel etkileri, turizmin yerel halkın kültür, gelenek, görenek ve sosyal yaşam tarzı üzerindeki olumlu veya olumsuz etkilerini işaret etmektedir. Turizmin sosyo kültürel etkileri dünya çapında aynı olmayabilir. Yere bağlı olarak çeşitli faktörler etkilerin türünü değiştirebilir ve sosyo kültürel etkilerin olumlu veya olumsuz olmasına sebep olabilir. Yerel halk ve ziyaretçilerin sosyo ekonomik gelişim düzeylerinin benzer olması halinde, sosyo kültürel farklılıklar daha az belirgindir ve turizmin toplum ve kültür üzerindeki etkileri azalmaya meyillidir.Bu tezin amacı, Antalya/Muratpaşa ilçesinde yerel halkın turizmin sosyo kültürel etkilerini algılamasını incelemek için beşli Likert ölçekli bir anket ile katılımcıların gözlemlerinden yararlanılarak yürütülen araştırmanın bulgularını sunmaktır.Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Antalya'nın idari yapılanması, nüfus gelişimi, nüfus yoğunluğu ve dağılışı, sosyal özellikleri ve kentsel altyapısı ele alınmıştır. İkinci bölüm Antalya'da turizmin gelişiminin ele alınmasından oluşmaktadır. Üçüncü bölümde turizmin sosyo kültürel etkileri ile ilgili açıklama yapılmıştır. Dördüncü bölümde ise Antalya/Muratpaşa ilçesinde turizmin sosyo kültürel etkileri incelenmiştir.Turizm etki faktörlerinin ve etki mekanizmalarının sistematik bir analizi turizmin gelişiminde çoğu olumsuz etkilerin önlenmesi ve uygun politika ve önlemlerin belirlenmesinde faydalı olabilir.
Eskişehir'in sosyal ve kültürel tarihi (1939-1945)
Türkiye her ne kadar savaşa fiili olarak girmese de savaşın getirdiği ekonomik sıkıntıları fazlasıyla hissetmişti. Ülke genelinde görülen gıda, elektrik, yakıt ve su sorunları Eskişehir'de de görülmüştü. Sorunların bir kısmı savaşın ilk yıllarında giderilmiş ancak bazı sorunlar da 1945 yılı sonlarına kadar devam etmişti. Bu çalışmadaki amaç İkinci Dünya Savaşı yıllarında Eskişehir'in sosyal ve kültürel tarihini incelemektir. 1939-1945 yılları arası Eskişehir'in nüfus verileri, eğitim faaliyetleri, sağlık alanında yaşadığı gelişmeler, kültürel unsurları, kara ve demiryolu ulaşımı ile birlikte savaşın getirdiği olumsuz etkiler araştırmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Ayrıca bu çalışma ile Eskişehir'e ait birçok kurumun, kuruluşun ve resmi bilginin eksik ya da yanlış olduğu da ortaya çıkarılmıştır. 1939-1945 yılları arasını kapsayan bu çalışmada arşiv belgeleri, meclis tutanakları ve çeşitli kaynakların yanında ağırlıklı olarak Eskişehir basınından yararlanılmıştır.
Trabzon-Rize arası karayolu ve yakın çevresinin doğal, sosyo-kültürel ve görsel değerlerinin peyzaj gelişimindeki rolü ve peyzaj planlama açısından incelenmesi
ÖZET Trabzon-Rize arası karayolu ve yakın çevresinin doğal, sos- yo-kültürel ve görsel değerlerinin peyzaj gelişimindeki rolü ve peyzaj plânlaması açısından incelenmesi adlı bu araştırma ile kıyı karayolunun peyzaj özellikleri ve görsel yapısı incelenerek, yol ile ilgili mevcut sorunlar araştırılmıştır. Araştırma alanı, Ordu-Hopa arası devlet karayolunun Trabzon-Rize arasında kalan 77 km'lik yol güzergâhını ve yakın çevresinin tüm doğal ve kültürel peyzaj özelliklerini içerir. Buna göre karayolunun genel peyzaj tanıtımında doğal peyzaj faktörleri olarak; morfolojik yapı, jeolojik yapı, toprak yapısı, iklim ve hidrolojik durum ve bitki örtüsü, kültürel peyzaj faktörleri olarak yolun içinden geçtiği tarım alanları, kentsel ve kırsal yerleşim alanları, ormanlık alanlar, endüstriyel tesisler ve yolboyu tesisleri ve rekreasyonel alanlar incelenmiştir. Karayolu ve yakın çevresinin peyzaj yapısının belirlenmesin de; Canada Ministry of Natural Resources' in yapmış olduğu çalışmalardan yararlanarak yol güzergâhında görüş alanına giren alanlar, görsel yapı ve özelliklerin incelenmesi, yol boyu benzer özellik gösteren ünitelerin saptanması yapılmış, tüm bunlara da yanılarak sorunlar yerinde belirlenmiş ve yol güzergâhı bölümle re ayrılmıştır. Günümüzde karayolu plânlamalarında ulaşım mesafesinin yakın tutulması, yol yapım ve bakım giderlerinin minumuma indirilmesi gözönünde tutulurken; yol ve çevresinin görsel değerlerini orta ya çıkaracak, yolboyu seyahat edenlere çevreden mesajlar suna bilecek ve yol güzergâhının trafiğe açılımında çevre ekolojisiyle uyuşabilecek etkenler öncelikle belirlenmektedir. Bu amaçla, Varaştırma alanında yol boyu trafik güvenliğini sağlayıcı önlemler ile yol çevresindeki alanların düzenlenmesinde, yol çevre sinin estetik kalitesinin arttırılmasına yönelik öneriler bu araştırmada gösterilmektedir. Karayolu ve çevresi arasında uyumlu bir ilişkinin kurulmasında fonksiyonel ve estetik özellikleri gözönünde tutularak yapılacak bitkilendirmeler modern bir karayolunu trafik ve inşaat tekniği yönünden mükemmelleştirir. Yörenin bitki materyali yönünden zengin tür ve karışımları içermesi dolayısıyle bu bit kilerin karayolu çevresinde değerlendirme olanaklarını ön plana çıkartır. Bu açıdan yol yakın çevresinde kullanılması istenilen bitki türleri, yapılacak çalışmalarla belirlenmelidir. Ayrıca Trabzon-Rize karayolunun yalnız ulaşım işlevinden çok turizme ve rekreasyona yönelik olacak biçimde manzara yolu niteliğine de kavuşabilmesi için uzun süreli plânlama çalışmalarına gerek vardır. Bunu gerçekleştirmek için yol güzergâhı ve çevresinde bazı alanlarda yapılacak düzenlemelerle koruma, rekreasyon ve ulaşım zonlarmın ayrılarak yörede kentsel-kırsal nitelikli alanların bütünleşmesini sağlayan yol sistemini kurmak gerekir. VI
Çeviride kültürel dönemeç ve ideoloji: Gullıver's Travels ve Darkness at Noon romanlarının çevirilerinden örneklerle dönem ideolojilerinin edebi çevirilere yansımaları
Bu çalışma, çeviri eyleminin yalnızca dilsel bir aktarım olmakla kalmadan aynı zamanda tarihsel, kültürel ve ideolojik bir yeniden yazım örneği olduğunu ortaya koymayı hedeflemektedir. Çalışmada Jonathan Swift'in Gulliver's Travels ve Arthur Koestler'in Darkness at Noon adlı eserlerinin Türkçe erek metinleri, çevrildikleri dönemlerin siyasal, toplumsal ve kültürel koşulları çerçevesinde karşılaştırmalı olarak ele alınmış ve dönem özellikleri kapsamında yorumlanmıştır. Bu karşılaştırmalar yapılırken çevirilerin yalnızca kaynak metinle olan dilsel ilişki değil, aynı zamanda hedef kültür dizgesinde nasıl konumlandırıldıkları ve ne tür ideolojik müdahalelere uğradıkları analiz edilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenerek kaynak ve erek metinler arasında detaylı karşılaştırmalar yapılmış, döneme ait arşiv ve politik belgeler ve çeşitli yayın organlarında yer alan haberler de değerlendirmeye alınmıştır. Kuramsal çerçeve olarak Toury'nin Normlar, Reiss ve Vermeer'in Skopos yaklaşımı, Lefevere'in patronaj ve yeniden yazım kavramları, Zohar'ın Çoğuldizge Kuramı ve Althusser'in devletin ideolojik aygıtları yaklaşımı kullanılmıştır. Bulgular ışığında elde edilen sonuçlar, çeviri eyleminin dönemin ideolojik yapısından bağımsız düşünülemeyeceğini ortaya koymaktadır. Çalışmaya konu olan erek metinler, farklı biçimlerde de olsa, dönemin ideolojik yönelimiyle uyumlu hâle getirilerek sansür, otosansür ve kültürel uyarlama gibi yöntemler kullanılarak yeniden yazılmıştır. Bu çerçevede çalışma, çevirinin bir kültür planlama aracı olarak işlev görebileceğini ve edebi çeviri metinlerinin dönemin ideolojik anlayışını taşıyan ve yansıtan belgeler olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir.