Accidents
147 theses under this subject heading
Ramak kala olayları ve çimento sektöründe uygulaması
Ülkemizde 2012 yılında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanununun yürürlüğe girmiş olmasının üzerinden yaklaşık 10 yıl geçmiş olsa da, hala iş yerlerinde kaza ve meslek hastalığı konusunda anlayış gelişmiş ülkelere kıyasla çok yavaş ilerlemektedir. Maalesef ülkemizde bulunan iş yerlerinin büyük ölçekli olanlarının küçük ve orta büyüklükteki işletmelere (KOBİ) kıyasla çok düşük sayıda (%5'i kadar) olmasından kaynaklı olarak OHSAS 18001 belge sahibi işyerlerinin sayısının da az olmasından dolayı İSG algısının çoğalmasına ve gelişmesine engel olmaktadır. Ülkemizde bulunan yaklaşık 73 civarında çimento fabrikasının çoğunun yabancılara ait olmasından dolayı en çok OHSAS 18001 belgeye sahip olan sektördür. Dolayısıyla, çimento sektörünün OHSAS 18001 belge sahibi olması, en yüksek İSG algısına sahip olmasına da vesile olmaktadır. Bu tezin konusu; iş kazaları ile ramak kala olayları arasında ki ilişkiyi incelemek ve çalışanlarının kaza ve meslek hastalıklarına uğrama riski en yüksek olan çimento sektöründe ki duruma ışık tutmaktır. İlk olarak, çimento sektörü üretim aşamalarında meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıkları hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Kazaları azaltmak amacıyla kaza öncüllerinden olan ramak kala olayının anlam ve önemi anlatılarak literatür taramasından örnekler verilmiştir. İkinci aşamada, Ege ve İç Anadolu Bölgesinde bulunan ve isminin açıklanmasını istemeyen iki çimento firmasında, biri İSG Algı Seviyesi Yüksek diğeri Algı Seviyesi Orta olarak adlandırılan firmaların kendi bünyelerinde veri tabanına kaydetmiş oldukları 1 yıllık kaza ve ramak kala olay verileri incelenmiştir. Yapılmış olan incelemede firmaların kayıtlarındaki kaza/ramak kala olaylarının; olay tanımları, nedenleri ve alınması gereken tedbirler tesis ve ocak için ayrı ayrı tasnif edilerek, tehlikeli davranış ve tehlikeli durum açısından değerlendirilmiştir. kaza/ramak kala olayı ilişkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Üçüncü aşamada, Algı Seviyesi Yüksek ve Orta Firma çalışanlarından 145 örneklem grubuna ramak kala/kaza olayı konusu ile ilgili anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışması ile firma çalışanlarının ramak kala/kaza olayı algısını ölçerek bu konuda eksik olan bilgiyi bilim dünyasına, çimento sektörüne ve diğer taraflara sunmaktır. Bu tez çalışmasının sonucunda, ramak kala ve kaza olayları arasında doğrudan bir ilgi olduğu ve ramak kala olaylarına ne kadar önem verir ve ne kadar çok ramak kala olayı kaydı tutarsak o kadar az kaza olayının meydana geleceği ortaya çıkmıştır. Ayrıca, iş yeri yöneticilerinin ramak kala olayı konusuna ne kadar önem verir ve çalışanlara da ramak kala olayının önemini başta eğitim olmak üzere ödüllendirme/ceza uygulamaları ile iyi anlatılır ise iş yerinde kaza sayısı da o kadar az olacağı tespit edilmiştir.
Doğal gaz basınç düşürme ve ölçüm istasyonlarında patlayıcı ortam riskinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden incelenmesi
Dünyada ve ülkemizde gerek iş kazalarında gerekse istihdamda başı çeken lokomotif sektörden olan maden, sanayi, petrol, doğal gaz gibi sektörlerde kullanılan malzeme veya kimyasallar nedeni ile patlayıcı ortam oluşmaktadır. Yanıcı madde ve oksijenin patlama oranlarında bir araya gelmesiyle beraber ısı ile buluşması sonucunda, yanıcı maddenin yanmasıyla bir şok dalgası oluşturan kimyasal tepkime olarak tanımlanan patlama ile yangında kimyasal tepkime aynıdır, fakat patlama olayında tepkimenin yanıcı madde kütlesindeki ilerlemesi yangına göre daha fazla olduğundan bir şok dalgası oluşmaktadır. Patlamanın gerçekleşebilmesi için ortamdaki yakıt miktarının, belli bir oran aralığında olmasını gerekir. Bu oran aralığının alt limitine "Alt Patlama Limiti", üst limitine ise "Üst Patlama Limiti" olarak adlandırılmaktadır. Bu değerler, kimyasalın karakteristik özelliklerinden gelir (Mevlevioğlu, Kadırgan, Çiftçioğlu, 2019). (Brauer, Varma, 1981). (Kaya, Kılıç, Öztürk, 2021). (Tommasini, 2013) Bu çalışmanın kaynağını oluşturan doğal gaz, özellikle başta sanayi ve enerji sektörü olmak üzere birçok sektörde kullanılan kimyasalların hammaddesidir. Doğal gaz enerji tüketiminde dünyanın ihtiyacını karşılamada yüksek bir paya sahiptir. Doğal gaz, fosil yakıtlar içinde 2040 yılında oranının yükselmesi beklenen tek yakıttır (Gazbir, 2020). (Kaya, Kılıç, Öztürk, 2021). Bu çalışmada Doğal Gaz Basınç Düşürme ve Ölçüm(RMS) istasyonlarında ortaya çıkan patlayıcı ortamların bulunduğu bölgeler hesaplanarak patlama riskinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden incelenmesi sonucu iyileştirmeye açık alanların analiz edilerek patlamadan korunma önlemlerinin alınması için yapılması gerekenler ele alınmıştır. Çalışmada, patlayıcı ortam hesaplamaları yapılırken TS EN 60079-10-1,2015 ve CEI 31-35 İtalyan standartları birlikte kullanılmıştır. Patlayıcı ortam riskinin oluşma ihtimalinin olduğu birçok sektörde konunun değerlendirildiği tezler hazırlanmıştır. Fakat RMS istasyonlarında patlayıcı ortam riskinin iş güvenliği acısından değerlendirilmesi herhangi bir teze konu olmamıştır (Geng, Murè, Demichela, Baldissone, 2020). Bu bakımdan bu çalışma RMS istasyonlarında patlayıcı ortam riskinin analiz edilerek iş sağlığı ve güvenliği yönünden incelenmesi acısından alanında ilk çalışma olması bakımından elde edilen analiz, bulgular ve öneriler bundan sonraki çalışmalara katkı sağlaması yönünden yararlı olacağı umulmaktadır.
Kas iskelet sistemi sonucu oluşan maluliyet durumunun "Amerikan Tıp Birliği (American Medical Association) yaralanma kılavuzu" ile ülkemizde yürürlükte olan "çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranı tespit işlemleri yönetmeliği" cetveli ile olgular üzerinden karşılaştırılması ve öneriler
Giriş ve Amaç: Maluliyet kelimesinin sözlükteki karşılığı "sakatlık" olarak belirtilmiş olup herhangi bir kısıtlama veya bir şekilde bir insan için normal sayılan ölçüler dâhilinde bir faaliyet gerçekleştirme yeteneğinin eksilmesi ya da tamamen yitirilmesi durumudur. Bu çalışmada; 31.12.2020 tarihinden önce kas iskelet sistemi yaralanması nedeniyle Gaziantep Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalında "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre maluliyet raporu düzenlenmiş rastgele seçilen 200 olguya ait yaralanma ve sekellerinin uluslararası alanda kabul görmüş Amerikan Tıp Birliği(American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzuna göre yeniden değerlendirilerek muayene ve oransal standardın sağlanmasına ışık tutmak ve uluslararası nitelikte ihtiyaç duyulan yeni düzenlemelere önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 31.12.2020 tarihinden önce kas iskelet sistemi yaralanması olan adli makamların istemiyle maluliyet raporu düzenlenmiş rastgele seçilen 200 olguya ait cinsiyet, olay tarihindeki yaş, olay türü, olay tarihi ile değerlendirme arasında geçen süre, başvuru merkezi, yaralanma türü, yaranın anatomik lokalizasyonu, operasyon öyküsü, sinir yaralanması eşlik edip etmediği, yaralanma ve sekellerinin "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" D ve E cetveline göre oransal karşılıkları, oran tespitinde takdir kullanılıp kullanılmadığı retrospektif olarak tarandı ve değerlendirildi. Amerikan Tıp Birliği(American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzu 5. Baskı kullanılarak yeniden oransal hesaplamalar yapıldı. Veriler SPSS programında değerlendirildi. Bulgular: Çalışma kapsamında değerlendirilen 200 olgunun %70.5'inin erkek, %29.5'inin kadın olduğu, en yüksek başvuru nedenini %96.5 ile trafik kazalarının oluşturduğu, en yüksek yaralanma oranının %49.5 ile izole alt ekstremite yaralanmalarına ait olduğu, maluliyet oranı hesaplanan olguların %66'sına takdir uygulandığı belirlendi. "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" D ve E cetveli ile AMA kılavuzuna göre elde edilen fonksiyon kayıp oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi. Sonuç: Elde edilen bulgular ışığında "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" cetveli, birçok ülkede kullanımda olan uluslararası nitelikteki AMA kılavuzuna göre eksiklikler barındırmaktadır. Ülkemiz için kişinin mesleğine ve yaşına göre maluliyet oranının tayin edilebileceği, ancak bunu yaparken sorgulamaya ve takdir kullanımına mahal vermeyen, trafik kazaları, iş kazaları, meslek hastalıkları, terör, vazife ve harp mallüllüğü gibi durumlarda tek başına kullanılabilecek, objektif ve güncel normlara uygun bir kılavuz oluşturmanın en doğru yaklaşım olacağı kanaatindeyiz.
2018-2021 tarihleri arasında "sinir sistemi" yaralanması nedeniyle "çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü tespit işlemleri yönetmeliği cetveli"ne göre maluliyet raporu düzenlenmiş olguların Amerikan Tıp Birliği (American Medical Association) yaralanma kılavuzuna göre değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Adli Tıbba göre özürlülük; vücutta meydana gelen ya da getirilen yaralanmaların veya kişilerin çalıştıkları meslek ile ilgili fiziksel ve kimyasal etkenlere bağlı olarak meydana gelen rahatsızlıkların iyileşme döneminden sonra, olaya bağlı sekel halindeki arızaların, kişinin mesleği ve yaşı göz önüne alınarak değerlendirilmesidir. Bu çalışmada; 2018-2021 tarihleri arasında sinir sistemi yaralanması nedeniyle Gaziantep Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalında "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre maluliyet raporu düzenlenmiş 219 olguya ait yaralanma ve sekellerinin uluslararası alanda kabul görmüş Amerikan Tıp Birliği(American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzuna göre yeniden değerlendirilerek muayene ve oransal standardın sağlanmasına ışık tutmak ve uluslararası nitelikte ihtiyaç duyulan yeni düzenlemelere önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 2018-2021 tarihleri arasında sinir sistemi yaralanması olan adli makamların istemiyle maluliyet raporu düzenlenmiş 219 olguya ait cinsiyet, olay tarihindeki yaş, olay türü, olay tarihi ile değerlendirme arasında geçen süre, başvuru merkezi, yaralanma türü, operasyon öyküsü, epileptik nöbet geçirme öyküsü, trepenasyon operasyonu eşlik edip etmediği, yaralanma ve sekellerinin "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" D ve E cetveline göre oransal karşılıkları, oran tespitinde takdir kullanılıp kullanılmadığı retrospektif olarak tarandı ve değerlendirildi. Amerikan Tıp Birliği(American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzu 5. Baskı kullanılarak yeniden oransal hesaplamala yapıldı. Veriler SPSS programında değerlendirildi. Bulgular: Çalışma kapsamında değerlendirilen 219 olgunun %69.4'ünün erkek, %30.6'sının kadın olduğu, en yüksek başvuru nedenini %95.89 ile trafik kazalarının oluşturduğu, en yüksek yaralanma oranının %44.75 ile izole kafatası yaralanmalarına ait olduğu, maluliyet oranı hesaplanan olguların %17.35'inin olaydan sonra en az 1 kez epileptik nöbet geçirdiği belirlendi. "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" D ve E cetveli ile AMA kılavuzuna göre elde edilen fonksiyon kayıp oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi. Sonuç: Elde edilen bulgular ışığında "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" cetveli, birçok ülkede kullanımda olan uluslararası nitelikteki AMA kılavuzuna göre eksiklikler barındırmaktadır. Ülkemiz için kişinin mesleğine ve yaşına göre maluliyet oranının tayin edilebileceği, ancak bunu yaparken sorgulamaya ve takdir kullanımına mahal vermeyen, trafik kazaları, iş kazaları, meslek hastalıkları, terör, vazife ve harp mallüllüğü gibi durumlarda tek başına kullanılabilecek, objektif ve güncel normlara uygun bir kılavuz oluşturmanın en doğru yaklaşım olacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Adli Tıp, maluliyet, yönetmelikler, AMA kılavuzu, trafik kazası
İş kazasına sebep olan riskler bağlamında sektörlerin bulanık çok kriterli karar verme yaklaşımları ile değerlendirilmesi
Sanayi devrimi ile başlayan ve bugüne kadar devam eden üretim ve hizmet süreçlerinde karşılaşılan iş kazaları ne yazık ki günümüzde de tamamen önlenememektedir. İş kazalarının nedenlerine bakıldığı zaman çevresel koşullardan ve çalışandan kaynaklı nedenlerin toplam iş kazaları içerisinde anlamlı bir yer tuttuğu görülmektedir. Bu da göstermektedir ki aslında alınabilecek basit önlemler veya uyulacak kurallarla mevcutta karşı karşıya kalınan birçok iş kazası elimine edilebilir ya da en azından etkisi en az seviyeye indirilebilir niteliktedir. Ancak son yıllarda yaşanan ve birçok insanın hayatını kaybetmesine neden olan iş kazalarına bakıldığı zaman sektörden sektöre söz konusu iş kazalarının farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Bu nedenle bazı sektörlerde ciddi ölüm veya yaralanma ile sonuçlanabilecek çıktılara sebep olan iş kazası risklerinin başka bir sektörde aynı düzeyde tehlike oluşturup oluşturmadığı sorusu bu çalışmanın ana çıkış noktalarından birini oluşturmaktadır. Hazırlanan bu tez çalışması kapsamında öncelikle iş kazası kavramı ve iş kazasının nedenleri ele alınmış, daha sonra ise iş kazalarına neden olarak risk faktörleri kapsamlı literatür taraması ve uzman görüşleri doğrultusunda ortaya konmuştur. Bu risk faktörlerinin tanımlanmasının ardından Türkiye'de meydana gelen iş kazalarının sektörlere göre dağılımı incelenerek hangi sektörlere odaklanılması gerektiğine karar verilmiştir. Belirlenen iş kazası risklerinin sektörler bazında etkileri ve sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanan son kısımda ise birden fazla risk faktörünün etkisini analiz etmeye imkan veren Bulanık Çok Kriterli Karar Verme yöntemlerinden faydalanılarak değerlendirme yapılmıştır. Elde edilen çıktılara bakıldığı zaman seçilen sektörler bağlamında İş kazasına sebep olan risklerden en çok etkilenen sektörün inşaat sektörü olduğu bunu sırasıyla metal / imalat ve madencilik sektörlerinin takip ettiği tespit edilmiştir.
Acil tıp çalışanlarının (KBRN) kimyasal, biyolojik, radyolojik, nükleer kazalara karşı ilgi, bilgi ve tutum durumu araştırması
Toplumu etkileyen bütün travmatik olaylarda ilk başvuru noktası olan acil servislerin mevcut kaotik yapısına KBRN (kimyasal, biyolojik, radyolojik, nükleer) kaynaklı bir olayda yeni ve karmaşık yüklerin gelmesi kaçınılmazdır. Tez çalışmamızda; kaza, afet, sabotaj ve terör kaynaklı muhtemel KBRN tehditlerine yönelik acil tıp çalışanlarının (acil tıp uzmanı, acil tıp asistanı, paramedik, acil tıp teknisyeni ve hemşireler) hazırlılık durumlarının ölçülmesi hedeflenmiştir. Acil servis çalışanlarının KBRN tehditleri ve kazalarına yönelik ilgi, bilgi ve tutumlarının yanısıra hastane ve acil servislerin fiziki donanımlarının ve acil servis-hastane, hastane-ilgili kurumlar (AFAD, Sağlık Bakanlığı, UMKE vb.) arası KBRN koordinasyonunun tesbiti; KBRN hazırlığında eksikliklerin giderilmesine ve yol haritasının ortaya konulmasına katkı sağlayacaktır. Üniversite, devlet ve özel hastanelerdeki acil tıp çalışanlarına yüzyüze ve elektronik ortamda ulaşılarak 23 sorudan oluşan bir anket formu uygulanmıştır. Sorulardan üçü demografik bilgilerle ilgili, yirmisi KBRN tehditlerine yönelik farkındalığı, acil servislerin mevcut KBRN hazırlık kapasitesini (dekontaminasyon, kişisel koruyucu ekipman, eğitim ve tatbikat durumu, kurum içi ve kurumlararası koordinasyon) ölçmeye yöneliktir. Çalışmamıza 436 acil tıp çalışanı katılmıştır. Katılımcıların % 42'si (n=183) acil tıp uzmanı , % 17.4'ü (n=76 ) acil tıp asistanı, % 8.3'ü (n=36) acil tıp teknisyeni, % 11.5'i (n=50) paramedik, % 20.9'u (n=91) hemşiredir. Acil tıp çalışanlarının % 46.6'sı (n=203) KBRN vakalarına yaklaşım konusunda kendisini geliştirmek istediğini , % 39'u (n=170) KBRN konusunun şu an öncelikleri arasında olmamakla birlikte konunun öneminin farkında olduklarını ifade etmişlerdir. Karşılaşılan KBRN vakalarında % 39,9 (n=174) oranlı kimyasal maddeleri, % 12,4 (n=54) oranıyla tehlikeli/patlayıcı maddeler izlemektedir. Ankete katılan acil tıp çalışanlarının % 61.8'i (n=268) KBRN konusunda klinisyenlere yönelik KBRN eğitimi almadığını belirtmiştir. Eğitim alanların %88.3'ü (n=145) teorik düzeyde temel tıbbi KBRN eğitimi almıştır. KBRN tatbikatıyla ilgili bilgisi olmayanlar ve yapılan tatbikata katılmayanların toplamı % 87.6 (n=382)'dir. Katılımcıların sadece % 12.4'ü (n=54) hastane içi veya acil servis bünyesinde KBRN tatbikatına iştirak etmiştir. Anketimizi cevaplayanların %13,4'ü (n=60) hastane içi KBRN hazırlığına yönelik koordine birimiyle aktif irtibatlı olduğunu ifade etmiştir. Acil servise gelecek bir KBRN vakasında görev çerçevesi belirlenmemiş kişi sayısı % 81 (n= 353), muhtemel bir KBRN olayında uygulanması gereken prosedürlere yönelik bilgisi bulunmayan çalışan sayısı ise % 77,3'lük (n=337) orana tekabül etmektedir. Şüpheli bir KBRN olayında kişisel koruyucu ekipman giyebilecek durumda olan (mevcudiyetini ve yerini bilen) acil tıp çalışanının % 33,7 (n=147) oranında olduğu görülmüştür. Hastanede/Acil serviste KBRN vakaları için tanı ve teşhis ekipmanlarının mevcut olduğunu ifade edenler % 13,5 (n=59) oranındadır. Kamu tarafından (AFAD, YÖK, Sağlık Bakanlığı) hastaneye/acil servise KBRN hizmet desteği (eğitim, eğitim materyali, tatbikat desteği vb. fon ) sağlandığını beyan eden acil servis klinik şefleri sayısı % 7,1 (n=8)'dir. KBRN Olay Yönetim Sistemi açısından il çapında hastanenin rolünün belirlenmiş olduğu ve ilgili KBRN hizmet yürütücüsü kurumlarla protokolün mevcut olduğunu ifade eden acil servis klinik şeflerinin oranı % 17,2 (n=20)'dir. KBRN kaza ve olayları, hazırlık gerektiren ve ciddiye alınması gereken tehditlerdir. KBRN hazırlığının öneminin bilincindeki acil tıp çalışanları eğitim ve tatbikatla desteklenmeli, acil servislere KBRN kapasitesine yönelik fon sağlanmalı, ekipman ve tesbit cihazlarıyla desteklenmeli, kurum içi ve kurumlararası KBRN koordinasyonun artırılmalıdır. Anahtar Sözcükler: Acil servis, Acil tıp çalışanları, Hastane, Kazalar, KBRN tehditleri
3-6 yaş grubu çocuğu olan annelerin ebeveynlik tutumlarının ev kazalarına etkisi
Ev içerisinde veya çevresinde (balkon, bahçe, garaj vb.) meydana gelen kazalara ev kazası denir. Ev kazalarına en fazla 0-6 yaş çocuklar maruz kalmaktadır. Ebeveynlerin benimsedikleri tutumların 3-6 yaş çocukların ev kazalarına maruz kalmasına etkisini belirlemek amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Çalışmanın evren ve örneklemini Yozgat İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı 18 ilkokulun anasınıfına 2019-2020 eğitim yılında kayıt yaptıran 3-6 yaş çocuğu olan 699 anne oluşturmuştur. Ancak göçle gelen Türkçe bilmeyen anneler ile, pandemiye rastlamasına bağlı çalışmaya katılmayı istemeyen anneler alınmamış, çalışma 392 anne ile yapılmıştır. Çalışmanın örneklem büyüklüğünün yeterliliği için yapılan post hoc güç analizi 0.05 anlamlılık düzeyinde %95 güven aralığında bulunmuştur. Veriler, 22 sorulu sosyo-demografik veri formu ve Anne Baba Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği (ABTÖ)- A Formu kullanılarak toplanmıştır. Ölçeğin toplam puanı olmayıp, Demokratik Tutum, Baskıcı ve Otoriter Tutum, Aşırı Koruyucu Tutumu inceleyen 3 alt boyutu yer almaktadır. Her alt boyuttan alınan yüksek puan o tutumun baskın olduğunu gösterir. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22 paket programı kullanılarak sayı, yüzde ve bağımsız gruplarda T Testi, Varyans Analizi, normal olmayan dağılımlarda Mann Whitney U analizi, Kruskall Wallis analizi kullanılmıştır. Bulgulara göre, çocukların %40'ı en az bir kez ev kazası geçirmiştir. Kaza geçiren çocukların çoğu (%56.1) erkektir. En sık kaza türü düşme (%32.4), en çok etkilenen vücut bölgesi (%27.2) baş, boyun, yüz bölgesi ve en sık kaza geçirilen yer evin oturma odası ve mutfaktır (%21.9). Annelerin yalnız %28.6'sı ilk yardım bilgisi almıştır. Evde en çok alınan güvenlik önlemi "pencere kilidi takmak" (%54.8) dır. Anneler, ABTÖ alt boyutunda en yüksek 66.41±6.54 puan ortalaması ile demokratik tutumu benimsemiştir. Çalışmada öğrenim durumu yüksek annelerin demokratik tutum puan ortalaması (67.88±6.7), eğitimi daha az olan annelere göre ve geliri giderinden fazla olan annelerin demokratik tutum puan ortalaması (69.09±8.7) geliri giderinden az olan diğer annelerden yüksek bulunmuştur. Çalışmada çocuğun ev kazası geçirme durumu, yaşı, cinsiyeti ve geçirilen kaza tipi ile annelerin tutum puanları arasında fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Buna göre annelerin sergiledikleri tutumdan bağımsız olarak tüm annelerin ev kazaları ve koruyucu önlemler konusunda eğitilmesi, çalışmanın daha büyük örneklemde yapılması önerilir. Çalışmanın doğrudan amacı olmamakla birlikte eğitim düzeyi yüksek olan annelerin demokratik tutum sergilemesi dikkate alınarak eğitim düzeyi düşük ebeveynlere çocuk yetiştirme tutumları konusunda anaokullarında eğitim programları planlanması düşünülebilir.
İş kazası nedeniyle acil servise başvuran olguların adli tıp açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi'ne 2013 ve 2014 yılları boyunca iş kazaları nedeniyle başvuran 567 olgunun tamamı incelendi. Verilerin analizinde frekans, yüzde ve ki-kare testleri kullanıldı. Olguların 553'ü (%97,5) erkek, 14'ü (%2,5) kadındır. Kazaların sıklıkla 25-34 yaş grubunda olduğu belirlendi (%36,2). Acil servise başvuruların % 61,9'u 08:00–15:59 saatleri arasında gerçekleştiği saptandı. Kazaların cuma günü (%18,9) ve pazartesi günü (%15,9) sıklığının arttığı tespit edildi. Olguların %62,6'sına geçici adli rapor düzenlendiği saptandı. Vakaların hayati tehlike içeriğine bakıldığında, vakaların %6,3'ünün hayati tehlike içerdiği, %57,5'inin ise basit tıbbi müdahale ile giderilemez olduğu görüldü. En yaygın görülen yaralanma mekanizması kesici-delici cisimle yaralanmadır (%25) ve bunu yüksekten ya da aynı seviyeden düşme (%20) takip etmektedir. Olguların %36'sında kemik kırığı %13,4'ünde amputasyon mevcuttur. En fazla yaralanan bölgenin tekil üst ekstremiteler (%48,2) olduğu belirlendi. Olguların 393'ünün (%68,1 ) acil serviste tedavilerinin ardından taburcu olduğu saptandı. İş kazası sonucu hayatını kaybedenlerin oranı %1,2'dir. Ölen vakaların büyük çoğunluğunu (%71,4) yüksekten düşme nedeniyle gelen olguların oluşturduğu tespit edildi. Çalışmamızdaki bulguların detaylı incelenmesiyle iş kazalarının gerçek sebeplerinin tespit edilmesi ve önlenmesinin mümkün olabileceği düşünüldü.
Dahili kliniklerde yatmakta olan hastalarda kırılganlık ölçeklerinin karşılaştırılması ve kırılganlık ile yaşam kalitesi-düşme riski arasındaki ilişkinin saptanması
Giriş ve amaç: Kırılganlık, dünya çapında önemi gittikçe artan geriatrik sendromlardan biridir. Son yıllarda bu sendromun tanısını belirlemek amacıyla çok sayıda ölçek geliştirilmiştir. Biz de çalışmamızda hastanede dahili bölümlerde yatan yaşlı hastalarda kırılganlığı farklı ölçeklere göre belirleyip, birbirleri ile karşılaştırmayı amaçladık. Ayrıca kırılgan olan ve olmayan hastalarda yaşam kalitesi ve düşme riski arasındaki ilişkiyi belirlemeyi çalıştık. Gereç ve yöntem: Çalışmamıza Gaziantep Tıp Fakültesi Dahili bölümlerinde yatan 65 yaş ve üzeri 420 hastayı dahil ettik. Katılımcılara CHS, WHAS ve Gerontopole ölçekleri ile SF-36 Yaşam kalitesi ölçeği ve İtaki Düşme riski ölçeğini uyguladık. Bununla beraber hastaların yaş, cinsiyet, kronik hastalık sayısı ve kullandığı ilaç sayısına baktık. Bulgular: Katılımcıların medyan yaşı 71.9+ 6.3, cinsiyet dağılımı ise kadın olanların oranı %49.5, erkek olanların oranı %50.5 idi. Kırılgan hastaların yaş ortalaması kırılgan olamayanlara göre daha yüksekti. Yaş ile kırılganlık ölçeklerinin alt grupları olan kırılgan, prefrajil ve sağlam gruplar arasında yapılan değerlendirmede anlamalı fark saptandı (p<0.001). Kadın cinsiyette erkek cinsiyete göre kırılganlık daha yüksekti. Cinsiyet ile kırılganlık alt grupları arasında anlamlı fark vardı (p<0.05). Kırılgan hasta oranını CHS'de %65.5, WHAS'ta %63.1 ve Gerontopole'de ise %91.2 bulduk. Kırılganlık ölçeğindeki alt grupları kendi arasında değerlendirdiğimizde yine anlamlı fark vardı (p<0.001). Hastaların yaşam kalitesine baktığımızda kırılgan hastalarda kırılgan olmayanlara göre daha düşük yaşam kalitesi puanları elde edildi. Yaşam kalitesi ile üç ölçeğin alt grupları arasında yapılan değerlendirmede de anlamlı fark saptandı (p<0.001). Düşme riski açısından bakıldığında kırılgan hastaların daha yüksek düşme riskine sahip olduğunu bulduk. Yine burada da alt gruplar arasında anlamlı fark vardı (p<0.001). Sonuç: Çalışmamız kırılganlık riskinin ileri yaş, multiple komorbit hastalık ve kadın cinsiyetle arttığını göstermiştir. Ayrıca kırılgan hastalar, kırılgan olmayanlara göre daha düşük yaşam kalitesi ve daha yüksek düşme riskine sahipti. Yaşlılıkta kırılganlığın önlenmesi ya da erken dönemde tespit edilmesi ile hastaların yaşam kalitesinin yükseleceğini, düşmelerin daha az ortaya çıkacağını ve hospitalizasyon oranlarının düşebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Kırılganlık, Yaşam kalitesi, Düşme riski, Yaşılık
Özel gereksinimi olan çocuklarin annelerinin ilk yardım konusundaki bilgi düzeyi ve uygulamalari
Çocukluk döneminde görebileceğimiz kazalar önemli bir halk sağlığı sorunu olarak görülmektedir. Çocuklar arasına birde özel gereksinimi olan çocuklarımızı eklersek karşılaşılabilecek sağlık sorunlarınındaha fazla arttığı görülmektedir. Kazalar karşısında annelerimizin uyguladığı ilk yardım uygulaması önem taşımaktadır. Özel gereksinimi olan çocuklarımıza ilk müdahaleyi yapmak daha zordur. Bu araştırmada ise Yozgat ilinde Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'ne giden çocukların annelerinin ilk yardım bilgi düzeyi ve ilk yardım gerektiren durumla karşılaştıklarındaki uygulamaları hakkında bilgi sahibi olmak amaçlanmaktadır. Niteliksel yönde bir çalışma olup sorular araştırmacı tarafından oluşturulmuş yarı yapılandırılmış görüşme formu ile uygulanmıştır. Katılımcı olarak 20 anne ile görüşme sağlanmıştır. Sorular annelere yüzyüze görüşme yapılarak sorulmuştur. Görüşme yapılan 3 annenin ise mental sağlık olarak soruları cevaplayacak durumda olmadığı anlaşılmıştır. Bu annelerin görüşleri alınmamıştır. Annelere 1-20 arası sayı verilip bu şekilde ifade edilmiştir. Annelerin demografik bilgileri, ilk yardım gerektirecek durumla karşılaşma sıklığı, karşılaştıklarındaki yaptığı uygulamalar sorulmuştur Bu çalışmada annelerimizin hepsi ev hanımıdır ve annelerin yaş aralıklarının genç ya da orta yaş grubunda olmasının ilk yardım bilgi düzeylerinde bir fark oluşturmamıştır. Katılımcı annelerimizin hepsi ev hanımıdır. Annelere sorulan ilk yardım gerektirecek durumla karşılaşmalarındaki neler yaparsınız sorularına verilen cevaplara bakıldığında, annelerin çoğunluğu aynı cevabı vermiştir. Özellikle anneler büyüklerinden gördüğü geleneksel yöntemleri tercih etmişlerdir. Verilen cevaplara baktığımızda bilgiler ya eksik ya da yanlış olmuştur. Sonuç olarak annelerimizin ilk yardım bilgi düzeylerini artırmak için kurslara katılmasına yönelik teşvikler oluşturulmalıdır. Annelerin bu yönde algısını ve bilgisini artıracak programlar, broşürler, eğitimler düzenlenmesi gerekli olduğunu görmekteyiz.
Fabrika işçilerinin ergonomiye bakışının benlik saygısı ile etkileşimi
Araştırma Gaziantep ilindeki çeşitli fabrikalarda çalışan işçilerin benlik saygısını etkileyen bazı sosyo-demografik faktörleri belirlemek, ergonomik şartları ortaya koyarak benlik saygısı ile etkileşimi açısından değerlendirilerek iş başarısını yükseltmek amaçlanmaktadır. Tanımlayıcı nitelikteki araştırmanın evrenini Gaziantep ilindeki Gürteks fabrikalarında çalışan toplam 1475 işçi oluşturmuştur Küme örneklem yöntemiyle yapılan araştırmanın örneklemini Haziran-Eylül 2014'te araştırmaya katılmayı kabul eden 755 işçi oluşturmuştur. Analizde SPSS 16.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından oluşturulan işçilerin sosyodemografik ve ergonomik çalışma özelliklerini belirten anket ve Rosenberg benlik saygısı ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya katılan işçilerin %38.3'ünün 26-30 yaş aralığında, %97.2'sinin erkek, %82.8'inin evli, %70.7'sinin çocuklu, %75.2'sinin lise mezunu olduğu saptanmıştır. İşçilerin %82.3'ünün gelirinin giderinden az olduğu, %86'sının vardiyalı çalışmakta olduğu, %65.3'ünün fazla mesai yapmakta olduğu, %84.1'inin yaptığı işin değeri kadar ücret almadığı, %17.9'unun çalışma saatleri dışında ek iş yapmakta olduğu saptanmıştır. İşçilerin %40.4'ünün işyerinde sorun yaşadığı, %73.2'sinin çalışma saatleri içinde psikolojik tükenmişlik hissettiği, %30.9'unun işyerinde kas iskelet sistemi sorunları yaşadığı saptanmıştır. İşçilerin %62.3'ü iş kazalarına karşı işyerinde önlem alınmadığını, %26.6'sı iş kazasına maruz kaldığını belirtmiştir. İşçilerin %75.4'ünün ergonomik çalışma ortamının olmadığı, %43'ünün aydınlanma, %78.5'inin ısınma, %87.4'ünün gürültü ile ilgili ergonomik sorunlar yaşadığı saptanmıştır. İşçilerin %52.5'inin benlik saygısı orta seviye olduğu bulunmuştur. İşçilerin büyük bir çoğunluğu işyerinin ergonomik çalışma standartlarına uygun olmadığını, yarısından fazlası kullanılan araç ve gereçlerin ergonomik olmadığını, yarısından fazlasının benlik saygısının orta düzeyde olduğu saptanmıştır. İşçilerde ergonomi gibi benlik saygısını olumsuz etkileyen unsurların tespit edilip bu yönde gerekli olan önlemlerin alınması, çalışanların sosyal açıdan ve ergonomik açıdan desteklenerek kendine olan çalışma güveni ve benlik saygıları arttırılmalıdır. Anahtar kelimeler: İş sağlığı ve Güvenliği, Ergonomi, Benlik saygısı, İş kazası
Yürüyebilen geriatrik bireylerde dengenin günlük yaşam aktiviteleri ve düşme korkusu ile ilişkisinin incelenmesi
ÖZET YÜRÜYEBİLEN GERİATRİK BİREYLERDE DENGENİN GÜNLÜK YAŞAM AKTİVİTELERİ VE DÜŞME KORKUSU İLE İLİŞKİSİNİN İNCELENMESİ Gamze GÖNÜLLÜ BULU Tez Danışmanı: Prof. Dr. Özlem ALTINDAĞ Yüksek Lisans Tezi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Haziran 2018, 71 sayfa Yaşlılarda, kas gücü, nöromüsküler koordinasyon, postural stabilite, kemiğin yapısal özelliklerini olumsuz etkileyerek yaşlının yürüme ve denge sağlama gibi işlevsel yetilerinde azalmaya neden olur. Denge ve yürümenin bozulması yaşlı bireylerde düşme riskini artırır. Bu gibi nedenlerle bu çalışmada, yürüyebilen geriatrik bireylerde dengenin günlük yaşam aktiviteleri ve düşme korkusu üzerine etkisini incelenmiştir.Ocak - Ağustos 2017 tarihleri arasında T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Hatay Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi ve Hatay ilinde yaşayan çalışmaya katılmaya gönüllü olan ve kriterlere uyan 100 birey alınarak gerçekleştirildi. Çalışmamızda çeşitli meslek gruplarından katılan 100 gönüllü bireyin %39'u kadın, %61'i erkekti ve bireylerin yaş ortalaması 72.00±7.41 yıldı. Çalışmamızda yer alan bireylerin %48'inde kronik rahatsızlıklar bulunmaktaydı. Bireylerin %26'sında hipertansiyon, %17'sinde diyabet ve %5'inde KOAH en yüksek oranda bulunan hastalıklar olarak saptandı. Bu bireylerin 59'u ilaç kullanırken 41'i ilaç kullanmadığı görüldü. Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeğine göre (FES-I) düşme korkusu ortalama puanı 28,09±12,7 olarak bulundu. Tinetti Denge ve Yürüme Testi Toplam Yürüme Puanı ortalama olarak 6,67±2,81 olarak tespit edilmiş ve çalışmadaki olguların ciddi düşme riski tehdidi altında oldukları görüldü. Böylelikle bireylerin yaşları ile denge skorları, düşme korkusu ve günlük yaşam aktiviteleri arasında anlamlı bir fark olduğu tespit edildi. Ayrıca bireylerin cinsiyet durumları ile denge skorları ve günlük yaşam aktiviteleri arasında anlamlı bir fark bulunurken, cinsiyetleri ile düşme korkusu arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Bunun yanı sıra ilaç kullanma durumu ile günlük yaşam aktiviteleri arasında anlamlı bir fark bulunurken, düşme korkusu ve denge skorları arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Bireylere uygulanan yürüme ve denge testinden elde edilen sonuçlara göre olguların ciddi düşme riski tehdidi altında oldukları görüldü. Tinetti Denge ve Yürüme Skor'ları ile NEADLDS arasında pozitif yönde yüksek korelasyonlu anlamlı bir fark bulundu. Çalışmamızda Tinetti Denge ve Yürüme Testi Skor'u ile Uluslar Arası Düşme Etkinlik Ölçeği Skorları arasında negatif yönde yüksek korelasyonlu anlamlı bir fark bulundu.Sonuç olarak düşme korkusu yürüyebilen yaşlılarda önemli bir sağlık problemidir. Düşme korkusunun ilişkili olduğu birçok faktör vardır. Düşme korkusuyla ilgili risk faktörlerinin bilinmesi düşme korkusunu azaltmak ve yaşam kalitesini arttırmak için yararlı olabilir. Anahtar Kelimeler: Geriatri, Yürüme, Denge, Yaşam Aktivitesi, Düşme Korkusu
Geriatrik hastalarda malnütrisyon ve düşme riski arasındaki ilişki
Bu çalışmada yaşlıların malnütrisyon düzeyi ve malnütrisyona bağlı düşme riskinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Nisan-Temmuz 2017 tarihleri arasında bir devlet hastanesinde yatmakta olan 65 yaş ve üstü 300 hasta oluşturdu. Araştırma için gerekli izinler alındı. Bu çalışmada, araştırmacılar tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, İtaki Düşme Riski Ölçeği, Mini Nütrisyonel Değerlendirme (MNA) ve Sübjektif Global Değerlendirme (SGD) Testi kullanıldı. Veriler her bir bireyle yüz yüze görüşme tekniğiyle ortalama 30 dakikada toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı-yüzde, ki-kare testi,Independent t test,One-way Anovave Pearson korelasyon analizikullanıldı. Yaşlıların %52,3'ü 65-74, %36'sı 75-84 ve %11.7'si 85 yaş üzerindedir. Yaşlıların %94.3'ünün kronik en az bir hastalığı vardır.MNA sonuçlarına göre yaşlıların; %46,3'ünün riskli grupta ve %15'inin malnütre olduğu belirlendi. Toplam MNA puanı ortalaması 17.93±4.89olarak ölçüldü. İtaki puanı ortalaması 26.30± 4.58 olarak hesaplandı. Malnütrisyon durumu ile düşme riski arasında anlamlı ilişki vardır (p<0.05). En az bir kronik hastalığı bulunan yaşlılarda düşme riski ortalaması 26.25±4.20 olarak bulundu. Düşme riskinin en çok 27.57±4.93 ile KBY hastalarında olduğu, daha sonra sırası ile KAH ve KY hastalarında düşme riskinin daha yüksek olduğu saptandı. Hemşireler yaşlı hastaları iyi tanımlamalı, uygun önlemleri almalı, yaşlı hasta ve bakımvericisine düşme riski hakkında bilgi vermeli ve bakımını bu doğrultuda planlamalıdır. Anahtar Kelime: Düşme, Hemşirelik, Malnütrisyon, Yaşlı.
Yaşlı bireylerde aachen düşme riski değerlendirme gerecinin Türkçe sürümünün geçerliliği ve güvenilirliği
Amaç: Bu araştırmanın amacı Aachen Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği'nin Türkçe sürümünün oluşturulması ve Türkçe sürümün psikometrik özelliklerinin (güvenilirlik ve geçerliliğinin) ortaya konmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Manisa'da seçilmiş olan Aile Sağlığı Merkezlerine ayaktan tanı ve tedavi amacıyla başvuran 65 yaş ve üstü; son bir yıl içinde en bir kere düşmüş olan 100 ve düşmemiş olan 100 kişide yapılmış olan metodolojik bir araştırmadır. Aachen Düşme Riski Değerlendirme ölçeğinin dağılımını, güvenilirlik ve geçerlilik bulgularını göstermek için psikometrik analizlerde ardışık üç adım izlendi. Birinci adımda ölçeğin dağılım özellikleri ve madde analizleri yapıldı. İkinci adımda güvenilirlik analizleri ve son adımda da geçerlilik analizleri yapıldı.Güvenilirlik analizleri için ölçüt ve yapı geçerliliği; yapı geçerliliği için ise doğrulayıcı faktör analizi, bilinen gruplar geçerliliği ve paralel form geçerliliği kullanıldı. Bulgular: Bu çalışmada Aachen Düşme Riski Değerlendirme ölçeğinin Türkçe sürümünün birinci bölümü (indeks skor) için duyarlılık %71.0, seçicilik %75.0; üçüncü bölüm (algılanan düşme riski) için duyarlılık %75.0, seçicilik %55.0 bulunmuştur. Birinci bölüm tek boyut için yapılan doğrulayıcı faktör analizinde kikare/serbestlik derecesi 1.13, karşılaştırmalı uyum indeksi (CFI) 0.939 ve RMSEA ( Root Mean Square Error of Approximation ) 0.025 olarak hesaplanmıştır. Ölçeğin birinci ve üçüncü bölümleri ile cinsiyet, vücut kitle indeksi, kişilerin yalnızlık algısı, kullandıkları ilaç sayısı, sahip oldukları kronik hastalık sayısı, kırılganlık durumu ve fiziksel bağımlılık düzeyini gösteren EQ5-D ile anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur. Aachen indesk skoru (birinci bölüm) için etki büyüklük değerleri cinsiyet, kişilerin yalnızlık algısı, kırılganlık durumu ve EQ5-D genel yaşam kalitesi düzeyi için büyük; kullanılan ilaç sayısı için orta; vücut kitle indeksi ve kronik hastalık sayısı için zayıf (0.2 ve çevresindeki değerler) olarak hesaplanmıştır. Sonuç: Aachen Düşme Riski Değerlendirme ölçeğinin Türkçe sürümümünün üç ayrı bölümünün geçerlilik ve güvenilirlik analiz sonuçları ölçeğin birinci ve üçüncü bölümlerini oluşturan düşme değerlendirme indeksinin orta düzeyde duyarlı ve seçici olduğunu ve her iki gösterge açısından da hatalı pozitif ve negatif değerlendirme olasılığının % 25-45'i bulduğunu göstermektedir. Düşme riski indeksi (birinci bölüm) madde yapısı Türkçe sürümde de olduğu gibi korunmuştur ve ölçek bütünüyle kullanılabilir durumdadır birinci basamak sağlık hizmetlerinde yukarıda sözü edilen durum dikkate alınarak kullanılabilir.
Çocuk acil servisine başvuran adli çocuk olguların aile işlevselliğinin değerlendirilmesi
Ailenin; mevcut kültürün taşıyıcısı ve savunucusu olmak, ekonomik birlik ve bütünlük içerisinde olmak, çocuğun sosyalleşmesini ve eğitimini sağlamak, psiko-biyolojik bütünlüğü oluşturmak, bireylerle diğer toplumsal kurumlar arasında köprü görevi kurmak gibi geleneksel bazı işlevleri vardır. Çocukların gelişim süreçleri içinde çeşitli ev içi ve ev dışı kazalar geçirmesi kaçınılmazdır bir durumdur ve bu kazalara bağlı yaralanma/ölüm riskleri aile düzenini bozabilmekte ve işlevselliğini etkilemektedir. Bu çalışma çocuk acil servisine başvuran adli nitelikli çocuk olguların aile işlevlerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla; ailenin sosyodemografik verilerinin belirlenebilmesi için "Aile Bilgi Formu", aile işlevselliğini değerlendirmek için ise "Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ)", babaların çalışmaya gönüllü katılımı reddetmesinden dolayı, gönüllü olan annelere uygulanmış ve çalışma grubu ile eşleştirilmiş kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Çocuk acil servisine başvuran adli nitelikli 124 çocuğun yaş ortalaması 6,78±5,18 (min: 1; max: 17)'dir. Annelerin yaşı değerlendirildiğinde; 18-25 yaş arası 15 (%12,1), 26-30 yaş arası 37 (%29,8), 31-40 yaş arası 56 (%45,2) ve 41 yaş ve üzeri ise 16 (%12,9) anne olduğu belirlenmiştir. Çocuk acil servisine başvuran adli nitelikli çocuk olguların annelerine uygulanan ADÖ'ye göre; annelerin yaşı, eğitim durumu, çalışıp çalışmadığı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında Aile Değerlendirme Ölçeği toplam puanları arasında istatistiksel anlamda farklılık tespit edilmiştir (p<0.001). Eğitim düzeyi düşük ve yaşı küçük olan annelerin kontrol grubuna göre sağlıksız aile işlevselliğine sahip olduğu düşünülmektedir. Araştırma sonucunda ebeveynler ve çocuk arasında sağlıklı aile işlevselliğinin kurulabilmesi, dolayısıyla çocuklarda hayati yaralanma ve ölüme sebebiyet verebilecek ev içi ve ev dışı kazaların önlenmesine yönelik önerilerde bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Aile, Aile İşlevselliği, Çocuk, Adli Çocuk Olgular, Hemşirelik
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniğine başvuran iş kazası vakalarının analizi
Amaç: İş kazaları bir iş yerinde çalışırken ya da o iş yerine servisle ulaşım esnasında beklenmedik bir kaza ya da yaralanma sonucu oluşan ve çalışan kişinin zararlanmasına yol açan yaralanmalardır. İş kazaları ülkemizde ve dünyada önemli bir mortalite ve morbidite nedenidir. Ayrıca bu kazaların tedavi giderleri ve iş gücü kayıpları nedeni ile iş kazalarının ekonomik boyutu da önemlidir. Bu çalışmada Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma hastanesine başvuran iş kazası geçirmiş hastaların demografik bilgileri, yaralanma özellikleri, yaralanma türleri, yaralanma tipi, yaralanma şiddeti ve tedavi gereksinimlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmanın verileri, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine iş kazası olarak getirilen ve iş kazası tutanağı tutulan 1868 hastanın dosyası retrospektif olarak incelenerek elde edilmiş olup, hastaların demografik özellikleri ve yaralanma ile ilgili bilgileri istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda acil servise iş kazası sebebiyle başvuran toplam 1868 hasta değerlendirilmiştir. Hastaların %91,9'u erkek hastalar olup %8,1'i bayanlardan oluşmaktadır. Hastalar ay olarak en fazla ağustos ayında (p<0,05), gün olarak en fazla pazartesi günü (%17 ve p<0,05) ve saat olarak da en sık sabah saat 10.00-12.00 arasında başvurmuşlardır (p<0,05). Acil servise iş kazası sebebi ile başvuran hastaların çoğunluğunu organize sanayi bölgesinde çalışan işçiler oluşturmaktaydı (p<0,05). Yaralanma tipi olarak en fazla penetran yaralanmalar gözlenmiş olup (p<0,05), en sık olarak da el ve yüz bölgelerinde lokalize penetran yaralanmalar şeklinde meydana gelmiştir (p<0,05). Bu hastaların değerlendirmesinde görüntüleme yöntemi olarak en fazla (%54,76) x-ray kullanılmıştır ve bu hastaların %27.19´u primer onarım ile tedavi görmüşlerdir (p<0,05). Hastaların %87.5 (n=1634)inin tedavisi için konsültasyon ihtiyacı olmamıştır (p<0,05). Hastaların %96,8´inin tedavisi acil serviste tamamlanıp ayaktan taburcu edilmiştir (p<0,05). Hastaların %44,2´sinin kati raporu acil serviste düzenlenmiş olup bunu %31,4 ile ortopedi kliniği takip etmiştir (p<0,05). Sonuç: İş kazaları ülkemizde ve dünyada önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu yapılan çalışmada İş kazalarının en fazla yaz aylarında gözlendiği ay olarak da en fazla ağustos ayında gözlendiği, günlerden ise en fazla pazartesi günü ve sabah saatlerinde meydana geldiği tesbit edilmiştir. Bu çalışmada iş kazaları en fazla lokalize penetran yaralanmalar olarak gözlenmiş olup anatomik olarak da en fazla el ve yüz bölgesinde gözlenmiştir. Bu çalışmaya göre iş kazalarına bağlı ölüm oranı düşük çıkmasına rağmen ülke genelinde iş kazalarına bağlı ölüm maalesef yüksek oranda gözlenmektedir. İş kazaları konusunda alınacak önlemler ve yapılacak eğitimlerin bu ölümleri ve yaralanmaları azaltacağı kanaatindeyiz. Anahtar sözcükler: iş kazası, acil servis, yaralanma, ölüm, iş sağlığı güvenliği.
Diyarbakır bölge hastanelerinin iş güvenliği ve sağlığı bakımından araştırılması
İş sağlığı kavramı günümüz iş dünyasının üzerinde durduğu önemli bir kavram olarak ortaya çıkmaktadır. İş sağlığının amacı; Yapılan iş nedeniyle ortaya çıkabilecek her türlü hastalıklardan ve risklerden korunmak için gerekli asgari çalışma ortamını oluşturmak ve çalışma koşullarında yeterli düzenlemeleri yapmaktır. İSG' nin amacı, çalışanlar başta olmak üzere, işletmeyi ve çevredeki insanları korumaktır. İnsan yaşamının öncelikli olması, sağlıklı nesillerin yetişmesini sağlamaktadır. İş sağlığı ve güvenliği kavramı, işveren, üretim, verimlilik, çalışma ortamı, kısacası tüm organizasyonu ilgilendiren bir kavramdır. Tüm çalışanların fiziksel, zihinsel ve sosyal açıdan iyi durumda olmasını sağlamak, çalışanları mevcut çalışma koşulları nedeniyle oluşabilecek risklerden korumak ve çalışanları istihdam etmek için herhangi bir meslek ayrımı yapılmaksızın tüm çabalar sarf edilmektedir. Çalışmamızda materyal olarak Diyarbakır Selahattin Eyyübi Devlet Hastanesinde hem iş ortamının hem de hastane çalışanların iş sağlığı ve güvenliği açısında durumlarını ortaya koymak ve çalışanların bu iş sağlığı ve güvenliği alanındaki bilgi düzeylerini ölçmek amacıyla yapılmıştır. Veri toplama aşamasından sonra, anket sorularının yanıtlara göre değerlendirilmesi ve hedeflenen oranın istatistiksel olarak değerlendirilmesinde, yüzde frekans tablosu analizi uygulanmıştır. İstatistik analizler SPSS paket programında yapılmıştır. Çalışmanın amacı; hastanede çalışan personellerin iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili bilgi tutum ve davranışlarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı tipte tasarlanmış ve uygulanmıştır. Araştırma 2019 yılında, çalışan Diyarbakır Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesinde görevli bireylere uygulanmıştır. Farklı meslek gruplarından gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden 166 kişiden veriler toplanmıştır. Elde edilen veriler, bilgisayar ortamına aktarılarak IBM SPSS Statistics 21 paket programında analiz edildi. Verilerin normallik analizi Kalmagorov-Smirnov testi ile yapıldı ve boyutların non-parametrik olduğu görüldü. Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre ölçekten aldıkları puan ortalamalarının karşılaştırılmasında non-parametrik testlerden mann-Whitney U (MWU) ve Kruskal-Wallis testi ile kullanıldı. Analizler için %95 güven düzeyinde anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak kabul edildi. Diyarbakır Selahattin Eyyübi Devlet Hastanesinde iş sağılığı ve güvenliği alanında oldukça yeterli olduğu görülmüştür. Fakat çalışanların işe başlama ve sonrasında koruyucu aşı yaptırmadığı, özellikle işe yeni başlayan, ilk ve orta eğitim düzeyine sahip ve radyoloji ve laboratuvarlarla çalışanlara iş sağılığı ve güvenliği alanında eğitim, seminer ve uygulamalı eğitim verilmesi önerilmektedir.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı almış çocuklarda ev kazalarının incelenmesi
Mustafa ŞEKER, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Tanısı Almış Çocuklarda Ev Kazalarının İncelenmesi, Hemşirelik A.D., Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018. Araştırma Gaziantep İl Sınırları içerisinde bulunan bir devlet hastanesinde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı almış çocukların ev kazalarını incelemek amacıyla 72 çocuk ile yapılmıştır. ''Sosyo-Demografik Veri Toplama Formu'' ve ''15 Günlük Ev Kazası Takip Formu'' kullanılarak toplanmıştır. Toplanan veriler araştırmacı tarafından bilgisayar ortamında SPSS 22.0 (The Statistical Package for the Social Sciences- PC Version22.0) paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Çocukların %83.3'ünün erkek, %75.0'inin 7-12 yaş arasında olduğu, %68.1'inin 2501-3500 gr arasında doğduğu, %37.5'inin 6 ay ve daha altında anne sütü aldığı, %84.7'sinin 9 saat ve altında uyuduğu belirlenmiştir. Çocukların %25'inin ev kazasına maruz kaldığı, ev kazası geçiren çocukların %8.3'ü iki ev kazası geçirdiği saptanmıştır. En çok görülen ev kazası tipler; düşme (%75.0), çarpma (%12.5), kesici/delici alet yaralanmasıdır (%8.3). Tüm kazaların %37.5'i salonda meydana geldiği ve en çok (%33.3) yaralanan vücut bölgesinin ile dizler olduğu belirlenmiştir. Ev kazası geçirme durumu ile DEHB'li öocuk yaş ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Ev kazası görülme oranının büyük çoğunluğunu erkek, 7-12 yaş arası, 9 saat ve altında uyuyan, 5 veya daha fazla kişinin yaşadığı ve 2 veya daha fazla kardeşi bulunan çocuklar oluşturmuştur. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı almış çocukların ve ailelerinin ev kazası konusunda bilgilendirilmesi ve eğitim verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Ev Kazası, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Hemşirelik
İş kazalarına, hafta günleri etkisinin incelenmesi
Literatürde, İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili yapılan araştırmalarda, özellikle yangın ve risk değerlendirmesi çalışmaları ve fiziksel risk etmenlerinde verilerin toplanması, analizleri ve neden-sonuç ilişkilerinin daha rahat kurulabildiği görülmüştür. Bu çalışmada, çalışanların gündelik yaşamlarında ve iş çevresinde temasta bulunduğu kişilerden, olaylardan veya durumlardan ne derecede etkilendiği ve bu etkileşimin iş kazaları üzerinde anlamlı bir ilişkisinin olup olmadığı ortaya konulmuştur. Diğer yandan bu ilişkinin günlere göre farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Çalışma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgiler, araştırmaya destek veren işyerlerinden anket yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analiz yöntemi ile bilgiye dönüştürülmesi sağlanmış ve bu amaçla yapılmakta olan anket çalışmasında elde edilen nihai bilgilerle çalışanın psikolojisi üzerinde anlamlı bir etkisinin olup olmadığı değerlendirilmiş, belirlenen olumsuz etkileri azaltabilecek çözüm önerileri geliştirilmeye çalışılmıştır.
Trafik kazası sonucu anabilim dalımıza başvuran maluliyet olgularının irdelenerek değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Klinik adli tıp uygulamalarının önemli bir alanını; kişilerdeki bedensel ve ruhsal kayıpların ve oranlarının ortaya konması oluşturmaktadır. Her geçen yıl trafiğe çıkan araç sayısındaki artış aynı zamanda kazaları, yaralanmaları ve maluliyetleri de artırmaktadır. Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişi, oluşan bu zararı gidermekle yükümlü olduğundan, oluşan kayıplar ve oranların bilinmesi gerekmektedir. Çalışmamızda, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'mıza trafik kazası sonucu maluliyet raporu almak için başvuran olguların sosyodemografik ve tıbbi özellikleri, kazaya ait özelliklerin maluliyet üzerine etkisi, maluliyet raporları konusunda olguların farkındalık durumu ve rapor hazırlanırken dikkat edilmesi gereken unsurlara dikkat çekmek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'mıza Haziran 2019-Haziran 2020 tarihleri arasında maluliyet raporu almak için başvuran olgulara anket çalışması yapılmıştır. Anketten elde edilen cevaplar ve düzenlenen maluliyet raporları birlikte değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular değerlendirilirken istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza 641 olgu katılmıştır. Olguların 476'sı erkek(% 74,3), 165'i (% 25,7) kadındı. Yaş aralığı 2 ila 76 yaş arasında olup yaş grupları açısından 20-29 yaş grubunun en yüksek oranda olduğu saptandı. Kazaların dağılımı aylara göre en sık Eylül ayında, mevsimlere göre en sık sonbahar mevsiminde, gün ışığına göre en sık gündüz aralığında olduğu görüldü. Araç tipine göre en sık motosiklet kazalarının (% 45,2) olduğu saptandı. Araç içi trafik kazalarında üst ekstremite yaralanmalarının, motosiklet ve yaya kazalarında alt ekstremite yaralanmalarının daha yüksek olduğu görüldü. Kazadan sonra olguların % 93,1'inin (n:597) hastaneye yattığı, % 74,6'sı (n:478) ameliyat geçirdiği tespit edildi. Maluliyet oran ortalaması % 17,4 'dü. Maluliyet raporlarının en sık Kas-İskelet Sistemine ait arızalar (% 95,2) sebebiyle düzenlendiği izlendi. Sonuç: Trafik kazaları, önemli bir halk sağlığı sorundur. Bu nedenle, trafik kazalarını en aza indirmek ve ölümleri, yaralanmaları ve buna bağlı maluliyet durumlarını azaltmak için çaba gösterilmelidir. Düzenlenen maluliyet raporlarının adil ve tutarlı olabilmesi için uygulama birliğinin sağlanması gerekmektedir. Adli Tıp ve diğer uzmanlık alanlarında görev yapan hekimlerin birlikte çalışarak ortak bir yaklaşım geliştireceği, bilimsel ve uluslararası literatüre uygun bir yönetmelik hazırlanmalı, değişen güncel tedavi yaklaşımları göz önünde bulundurularak düzenli olarak revize edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Adli Tıp, Maluliyet, Tazminat, Trafik Kazası, Yaralanma.
Türkiye'deki ve bazı Avrupa ülkelerindeki iş sağlığı ve güvenliği kanunlarının iş kazalarına etkilerinin araştırılması
İş sağlığı ve güvenliği, modern çalışma hayatının vazgeçilmez koruyucusudur. Ülkemizde 30.06.2012 tarihinde yürülüğe giren İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, iş kazaları ve iş kazası ölümlerini önlemedeki en büyük görevi üstlenmektedir. Bu çalışmada Türkiye'de İSG Kanununun iş kazalarına etkisi araştırılmış olup, Avrupa ülkeleriyle karşılaştırması yapılmıştır. Türkiye için 2013, Avrupa ülkeleri için 2008 yılları referans alınmış olup, iki döneme ait iş kazaları ve iş kazası ölümleri Çizelge ve grafikler yardımıyla incelenmiş ve yorumlanmıştır. Ayrıca, SPSS paket programıyla mevcut verilerin istatistiksel olarak analizi yapılmıştır. Türkiye'de 1998-2016 yılları arasındaki iş kazaları ve iş kazası sıklıklarının 16 Avrupa ülkesi ortalamasından istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha az; iş kazası ölümleri ve iş kazası ölüm sıklıklarının ise istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Avrupa ülkelerinde 2008'den sonraki dönemde iş kazaları ve iş kazası ölümleri ortalamasında istatistiksel anlamlı olarak azalma kaydedilirken aynı dönem için Türkiye'de herhangi bir farklılık gözlenmemiştir. Çalışmanın, ülkemizdeki iş sağlığı ve güvenliğinin daha iyi seviyeye ulaşmasına katkı sunacağı düşünülmektedir.
İş kazası ve meslek hastalığında maddi manevi tazminat
Bu çalışmada, iş kazalarının hukuki sonuçları, maddi-manevi tazminat yönü, iş sağlığı ve güvenliği perspektifinden, hukuki açıdan incelenmiş; iş kazalarındaki işverenlerin ve işveren vekillerinin sorumlulukları ve yükümlülükleri ele alınmıştır. İş sağlığı ve güvenlik hizmetlerinin, OSGB'ler tarafından yürütülmesi konusu da kapsama alınarak incelenmiştir. İş kazası sonucu, kaza geçiren çalışan ve hak sahiplerinin hakları ve yükümlülükleri, çeşitli örneklerle değerlendirilmiş; iş kazalarında, SGK ödemeleri ve yardımları örneklenerek, SGK'nın, işverenlere kusurları oranında rücu etmesi uygulamaları açıklanmıştır.
Motivasyonun iş sağlığı ve güvenliği üzerine etkisi
Bu çalışmada; psikososyal risk etmenlerinden birisi olan çalışanların motivasyonları ile iş kazaları arasındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. İşyerlerindeki iş sağlığı ve güvenliği (İSG) eğitimlerinin yanı sıra; çalışanların motivasyon durumlarındaki düşüş ve buna bağlı oluşacak stresin; iş kazaları sayısını arttıracağı gibi, motivasyon durumlarındaki artış hem iş kazalarını önleyeceği hem de verimliliği artıracağı vurgulanmaktadır. Çalışma hayatındaki dört temel risk faktöründen; genelde daha kolay göz ardı edilen, etkilerinin daha uzun vadede ortaya çıkması nedeniyle zaman zaman yeterli önem verilmeyen, özen gösterilmeyen bu hususlar ciddi rol-model çatışmalarına, işyeri barışının bozulmasına sebep olmaktadır. En az fiziksel, kimyasal ve biyolojik risk etmenleri kadar, psikososyal risk etmenlerinin de üzerinde durulması, iyileştirme faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi, önleyici ve sınırlayıcı tedbirlerin hayata geçirilmesi gereklidir. İşyerinde mutlu çalışanlar daha motive, daha dikkatli, daha özenli çalışırlar ve aidiyet duyguları yüksek olduğu için de kazalanma oranları düşük olur. Akademik çalışmalarda da az yer verilen konu hakkındaki bu çalışmanın kendisinden sonra gelecek çalışmalara kaynaklık edebileceği düşünülmektedir.
Mobilya sektöründe taşıma, istifleme ve depolama işlerinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden incelenmesi
Bu çalışmada; mobilya deposunda yapılan klasik depolama sistemleri ile otomatik depolama ve boşaltma sistemleri ile depolama yapan akıllı deponun iş sağlığı ve güvenliği açısından uygunluğu incelenmiştir. Fine Kinney metodu ile her iki depo sistemi için risk analizleri yapılmış ve aynı riskler için risk skorları karşılaştırılmıştır. Analizlerden elde edilen sonuçlara göre klasik depolama sistemleri ile çalışma yapan mobilya deposunda riskler çok yüksek çıkarken; otomatik depolama ve boşaltma sistemleri ile depolama yapan akıllı deponun riskleri düşük çıkmıştır. Risk değerleri iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirildiğinde yüksek risk barındıran depolarda yüksek oranda iş kazası ve meslek hastalığı sayısı karşımıza çıkarken; düşük risk barındıran depolarda iş kazası ve meslek hastalığı sayılarının ciddi oranda düşüş gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla İSG açısından akıllı depo sistemlerinin klasik depo sistemlerinden farkı net bir şekilde görülmüştür.