Kentsel yaşam
Bu konu başlığı altında 76 tez
Siirt ilinin kentsel yoksulluk olgusu: Bir alan araştırması
Yoksulluk kavramı daha çok hanelerin gelir düzeyi hangi seviyede olursa olsun, Dünyada ve Türkiye'de bütün insanların karşı karşıya kaldığı ekonomik unsurlardan biridir. Günümüzde yoksulluk gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde geri kalmış tüm ülkeleri de içine alan küresel bir boyut kazanmıştır. Yaşanılan ekonomik krizler yoksulluk kaynaklı toplumsal çatışmalara ve toplumda ayrışmaların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Yoksulluğun giderek çeşitli türlere ayrılması ve küreselleşmesi ile birlikte kentleşme proseslerin sürat kazanması sonucunda kentsel yoksulluk göç ile birlikte daha belirgin olmaya başlamıştır. İnsanların gereksinimlerinin sadece ekonomik olarak değil de kültürel ve sosyal ihtiyaçlarının da karşılanması olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Bundan dolayı yoksulluk ülkemiz açısından değerlendirilmekle beraber Siirt'in kentsel yaşayış üzerindeki etkileri de inceleme konusunu oluşturmuştur. Bu çalışmanın birinci bölümünde kuramsal ve kavramsal açıdan yoksulluk kavramı ve yoksulluk türleri açıklanmıştır. Bölüm devamında ayrıca yoksulluğun ortaya çıkmasında etkili olan faktörler de açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Dünyada ve Türkiye'de yoksulluğun görünümü, yoksullukla mücadele ve Türkiye'de gelir dağılımı ve türleri detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Araştırma kapsamında ülkemizde yoksullukla mücadele politikalarının, yoksullukla mücadelede ne kadar etkin bir şekilde yoksulların ihtiyaçlarına cevap verdiği üzerinde durulmuştur. Yoksullukla mücadele politikaları konusunda katılımcılarla birlikte konunun uzmanı olan fertlerle de derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırmada katılımcıların yoksullukla mücadelenin sadece ayni yardımlarla sürdürülemeyeceğini, bunun yanında uzun dönemde gelir getirici meslek edindirme kurslarının daha faydalı olacağı vurgulanmıştır. Yoksullara yapılan sosyal yardımların yaşamlarını bağımlı halde ayni yardımlarla sürdüremeyeceklerini, daha çok nakdi ve ihtiyaçları baz alınarak yardımların yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Araştırmanın üçüncü ve son bölümünde daha çok uygulamalı ve yoksulluğa ilişkin mücadele politikaların belirlenmesi, nasıl uygulanması gerektiği konusunda bilgi ve görüşleri olan fertlerle nitel veri toplama aracı olan araştırmacının hazırladığı yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme formu kullanılmış 12 katılımcı, 4 uzman ile görüşülmüştür. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular neticesinde yoksulların düzenli olmayan bir gelire sahip oldukları, bu düzensiz gelir ile kendi yaşamlarında yarattığı belirsizlik ve gerginlikler hayat tarzlarını ve aile içi huzursuzluklarına da sebep olduğu sonucuna varılmıştır. Bu değerlendirmeler ışığında yoksullukla mücadele politikaları detaylı olarak ele alınmış ve konuya ilişkin sonuç ve öneriler somut olarak sunulmuştur.
Görsel günlükler bağlamında kent ve süreci
''Kent ve Süreci'' adı altında başlatılan araştırmanın içsel boyutu, düz, rutin tek düze kadrajlar içerisinde, kent insanının ruhsal sıkışmışlığını, zorunluluğunu, çoktan kabullenilmiş bir yaşam düzenini ve kültür birikimini yansıtmayı amaçlar. Bu kadraj ve tek düze tonlar, bireyin hayatı ve onun özgeçmiş yaşamına ayna tutan farklı kaynaklar olarak araştırma içerisinde geniş bir yer almaktadır. Gündelik olaylar etrafında eserler üretilirken, aynı zamanda bu gündelik kompozisyonların çıkış noktasını bir günlük defteri oluşturmaktadır. Araştırmanın çıkışını oluşturan bu defterde, görsel kadrajlar, insan diyalogları ve kent yaşamına ait birçok hareket, metaforlar aracılığıyla betimlenerek ortaya çıkan bu görsel günlükleri plastik değerlerdeki kompozisyonlar temsil etmektedir. Tez süresince üretilen resimler; mekânın ana öznesiyle birlikte ''gündelik hayat'' yansımalarını plastik değerler ile buluşturarak, bize özne-mekân hakkındaki psikolojik yansımaları da irdeletecektir. Kent günlükleri ile ilerleyen araştırma, birey yaşamındaki nesne-mekân ilişkilerini de sorgulamayı getirmiştir ve böylece sanatsal ifadelerle aktarma yolları düşünülmüştür. Öznenin yaşam alanı içerisinde başlayan gözlem, yerelden evrensel boyuta doğru yönelmiştir. Bu tezde Kent'in bugün yarattığı bir toplum hali araştırılmaktadır. Zamanla bu incelemenin mekânlarda renk, boyut ve görseller ile örgütlendiği gözlemlenmiştir. Yaşam alanı içerisindeki aynılaşmanın aykırılığı, kuralları, soru ve cevapları kotarılmış bir yaşam biçimini örneklemektedir. Bir çelişki halinde aynılığa giden toplum hareketleri, günlük hayatta yaşadığımız sıradan görsel ve diyalogları beraberinde getirerek bize bu çalışmada sorgulama eylemine kapı açacaktır.
Yerel yönetimlerde engelli bireylerin kentsel yaşama uyumu: İstanbul Büyükşehir Belediyesi örneği
Yapılan araştırmalar, dünyanın her yerinde engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul kesimlerinden geldiğini ve yoksulluk içinde yaşadıklarını göstermektedir. Bu belirleme gelişmiş ve endüstrileşmiş ülkeler için de geçerlidir. Kuşkusuz bu gerçek, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde çok daha çarpıcı ve dramatik yönleriyle yaşanmaktadır. Engelli bireylerin sorunları sadece işsizlik ve yoksullukla sınırlı değildir. Bu bireyler, eğitim alanından seyahat konusuna kadar pek çok yerde engellerle karşılaşmaktadırlar. Medeni bir toplumda sosyal adaletin sağlanabilmesi kilit rol oynamaktadır. Yerel yönetimlerin görevi, yerel topluluğun sorunlarına hizmet üretmek olduğuna göre, bu gruplara, hayatlarını kolaylaştıracak ve idame ettirebilecek ortamı sağlamakla ilgili projeler geliştirmesi ve uygulamaya koyması gerekmektedir. Bu araştırma, fiziksel engelli bireylerin kentsel yaşam içinde karşılaştıkları sorunları ve bu sorunlar karşısında yerel yönetimlerin aldığı tutumu incelemeyi amaçlamaktadır. Yerel yönetimlerin, engelliler için sunduğu hizmetler ve bu hizmetlerin yeterliliği incelenecektir. Araştırma İstanbul Büyükşehir Belediyesi kapsamında tutulacaktır.
Kentsel ve kırsal yaşamda çocuk emeğinin kullanımı üzerine bir çalışma: Van örneği
Bu çalışma, Van' ın kırsal ve kentsel alanında çocuk emeğinin hangi şekillerde kullanıldığını ortaya koymak amacıyla tasarlanmıştır. Araştırmanın temel iddiası, her türden çalışmanın çocuklar için zararlı bir süreç olduğudur. Çocuk emeğine ilişkin birçok araştırma yapılmasına karşın ev içinde yaygın bir şekilde kullanılan ücretsiz çocuk emeği ile ilgili çalışmalar, literatürde büyük bir eksikliğe sahiptir. Bu açıdan Van ili üzerinden ücretli ve ücretsiz çocuk emeğinin bir tablosunu çıkarmak amaçlanmıştır. Kırsal alanda ev içinde çalışan çocuklarla 741 anket yapılmıştır. Kent merkezinde ise farklı çalışma alanları ve farklı iş kollarında çalışan 10 çocukla görüşme yapılmıştır. Elde edilen veriler; ''sosyo-demografik ve ekonomik özellikler'', ''çalışma koşulları ve riskler'', ''okul deneyimleri ve gelecek beklentileri'' şeklinde ana başlıklar altında analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda görülmüştür ki; kırsal alanda ev içi işlerde yoğun olarak çalışan çocuklar için bu durum olumsuz etkiler barındırmaktadır. Fiziksel ve psikolojik olarak kendilerini zorlayan işlerde çalışmaları, hem okul hem de gelecek beklentilerini de olumsuz etkilemektedir. Kent merkezinde ücretli olarak çalışan çocuklar için de aynı durum söz konusudur. Çalıştıkları alanlar ve iş türleri birçok risk ve tehlikeyi içinde barındırmaktadır. Ücretli çalışma, bazı çocukların okulu bırakmalarına neden olmuştur. Bir kısmı ise okul ve çalışmayı bir arada götürmektedir. Her iki durum da başarı ve gelecek beklentilerini önemli derece de etkilemektedir. Kentsel ve kırsal alanda çalışan çocukların ailelerinin çoğu, düşük gelire sahip ve eğitim düzeyleri düşük ailelerdir. Bu durum çocukların çalış(tırıl)masında son derece önemli bir etkendir.
Turgut Uyar'ın şiirinde kent algısı
Kentleşme süreciyle başlayan yeniliklere ve sorunlara diğer birçok sanat dalının mensupları gibi şairler de duyarsız kalamamıştır. Bu konuda özellikle her biri kentli olan İkinci Yeni şairleri çok kalem oynatmışlardır. Hayatın sürdürüldüğü bir mekân olarak kent-insan-medeniyet geçişliliğine dair çıkarımlar, İkinci Yeni şiirinin kendisini ortaya koymaya çalıştığı devirdeki bireyin kuşatılmışlık halini biraz daha net bir şekilde sunabilmektedir. İkinci Yeni'nin önemli isimlerinden Turgut Uyar şiirlerinde, aynı akım içindeki arkadaşlarında olduğu gibi kent, önemli mekân unsurlardan biridir. Uyar, şiirlerinde daha çok, kendisinden yola çıkarak, kentli bireyin, kent yaşamındaki uyumsuzluklarını, kuşatılmışlarını ve bunalımlarını anlatmıştır. Başlıca teması kent yaşamı ve bu yaşamın bireylerdeki kuşatıcı etkisini ele alan Turgut Uyar'ın şiirinde kent ve kent yaşamındaki bireyin hali, kuşatılmışlık, iletişimsizlik, yabancılaşma ve kaçış gibi kavramlarla birlikte ele alınmaktadır. İçine düştüğü yabancılaşmayla birey, kenti her yerindeki maddî ve manevî nesne yığını içinde, devamlı iletişim içinde, kendisi dışında olanla meşgul, şaşkın bir uyurgezerdir adeta. Uyar sözünü ettiği bunaltıcı düzeni aşmanın tek çaresinin kentleri yıkmak ya da yeniden inşa etmekle mümkün olacağı kanısındadır.
Kentsel ve kırsal alanda yaşayan ilkokul öğrencilerinin çevre algılarının incelenmesi
Bu nitel çalışmanın amacı kırsal ve kentsel bölgelerde yaşayan ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin çevre, çevre kirliliği ve insanın çevreye olan etkisine ilişkin algılarını ortaya koymaktır. Öğrenciler arasındaki kentsel ve kırsal farklılığı ortaya koyabilmek için Kütahya il merkezi ve il merkez 2, bir ilçesi, bir kasabası ve köyünden birer okul olmak üzere toplam 5 ilkokul çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya, Kütahya ilinden belirlenen bu okullardan seçilen toplam 100 dördüncü sınıf öğrencisi ile katılmıştır. Veri kaynağı olarak, öğrencilerin zihin haritaları, çevre tanımlamaları, kompozisyonları ve çevre kirliliği ile ilgili resimleri kullanılmıştır. Elde edilen veriler nitel araştırma tekniklerinden içerik analizi ve betimsel analiz teknikleri yardımıyla analiz edilmiştir. Elde edilen bulgularda, •Öğrencilerin çevre ile ilgili 131 farklı kavram ürettiği ve bu kavramlarda daha çok çevrenin canlı ve cansız unsurlara atıf yaptıkları; •Çevre kavramına yönelik olarak yaptıkları tanımlamalarda canlı – cansız unsurlar ve/veya doğal – yapay unsurlara yer verdikleri; •İnsanların çevreye olan etkilerini olumlu ve olumsuz olmak üzere iki grupta inceledikleri ve •Çevre kirliliğine ilişkin çizdikleri resimlerde toplam 45 farklı öğenin olduğu ve kirlilik olarak en çok toprak kirliliğine (yere atılan çöpler) atıf yaptıkları gözlemlenmiştir.
Kentlilerin iklim değişikliği algısı: İstanbul örneği
İnsanların doğrudan ya da dolaylı olarak neden olduğu çevresel sorunlar her geçen gün hem çeşitlenmekte hem de farklı boyutlar kazanmaktadır. Çevresel sorunların başında ise iklim değişikliği gelmektedir. Her ne kadar iklim değişikliği küresel bir sorun olarak algılansa da etki ve sonuçlarının her ülkede eşit derecede hissedilmeyeceği açıktır. Toplumsal kırılganlıklar ile sosyal dinamikler dikkate alındığında iklim değişikliğinden doğacak olumsuz sonuçların az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri daha fazla etkileyeceği öngörülmektedir. İklim değişikliğinin doğrudan ya da dolaylı olarak etkisi altına alacağı yerlerin başında ise dünya nüfusunun büyük bölümünün yaşadığı kentler gelmektedir. 2050 yılında toplam nüfusun üçte ikisinin kentlerde yaşayacağı gerçeği dikkate alındığında iklim değişikliği ile mücadelede en önemli sorumluluk ve görev kentlere düşmektedir. Türkiye'de ise iklim değişikliği sonuçlarından olumsuz yönde etkilenecek kentlerin başında İstanbul bulunmaktadır. Bu çalışmada ilk kez İstanbul'da yaşayan kentlilerin iklim değişikliği hususundaki toplumsal bilgi düzeyleri ortaya konulmuş ve katılımcılar üzerinden kentlilerin iklim değişikliği algısı ele alınmıştır. Kentlilerin iklim değişikliği konusundaki toplumsal bilgi düzeyinin de dikkate alındığı bu araştırmada katılımcıların yüzde doksanından fazlasının iklim değişikliği kavramını duyduğu, iklim değişikliğinin yaşandığını düşündüğü ve iklim değişikliğinin olumsuz sonuçları olduğuna inandıkları görülmüştür. İklim değişikliği kavramının bu kadar yüksek oranda bilinir olmasına rağmen araştırmaya katılanların yaklaşık yüzde kırkının iklim değişikliğine uyum sağlanması ve iklim değişikliği sorununun azaltılması hususlarında kararsız olduğu görülmüştür. Yine bu çalışmada iklim değişikliği çerçevesindeki uluslararası sözleşme ve resmi metinler ile ulusal ve yerel iklim değişikliği eylem planlarının toplumsal bilinirliliği araştırılmıştır. İstanbul'da yaşayan kentlilerin iklim değişikliği algılarının ortaya konulması amacıyla çalışmada iki ölçek kullanılmıştır. Bu ölçeklerden ilki iklim değişikliği risk algısı ikincisi ise merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin iklim değişikliği konusunda sorumluluklarını yerine getirdiklerine duyulan güven algısı ölçeğidir. Çalışmada söz konusu iklim değişikliği algılarının cinsiyet, medeni durum, sahip olunan çocuk sayısı, yaş, eğitim düzeyi, gelir seviyesi, ikamet edilen yaka ile ikametgâh süreleri açısından istatistiki olarak anlamlı bir farklılık arz edip etmedikleri ortaya konulmuştur. Anahtar Sözcükler: İklim Değişikliği, Kent, Çevre, İklim Değişikliği Algısı, İstanbul
Kent ve aidiyet üzerine sanat pratikleri
İnsanlığın şehirleşme süreci endüstrileşmeyle beraber çoğunlukla ekonomik sebeplerle şekillenmektedir. Ekonomik parametrelerin yanı sıra güvende olma, aidiyet ve mülkiyet kavramları da kenti şekillendiren unsurlardan olmuştur. İlk kentlerin kuruluşu ile devam eden teknolojik süreçte farklı kentsel yapı materyallerin ortaya çıkışı ve bugüne yansıyan toplumun değişimi üzerine bir araştırma yapılmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde; aidiyet ve mekânsal bağlamı, farklı psikanalitik güdülenme kuramları üzerinden incelenmektedir. Bölümün devamında; kendi evini ve alanını inşa eden insanla, yapılmış olanın içine yerleşmek zorunda kalınan kent örneklerini incelenmektedir. Leibniz, Spinoza ve Simmel gibi düşünürlerin mefhumları göz önünde tutularak araştırmanın sanatsal pratiklerin altyapısı oluşturulmuştur. İkinci bölümde ise, kent ve aidiyet kavramı üzerine üretilen sanat eserleri incelenmektedir. Sanatsal pratik ile metropolün olumsuz etkilerinden sıyrılarak kentin gerçekleriyle yüzleşmesi sağlanabileceği düşünülmektedir. Özellikle şehirlerde artan nüfus ve yabancılaşan birey, toplumsal bir sorun haline gelmektedir. Kentteki sonu olmayan endüstriyel ve çevresel değişim, farklı dönem sanatçı ve düşünürlerinin ortak tepkisel üretimlerinde de karşılık bulmaktadır. Araştırma dahilinde yapılan çalışma ve pratikler; kent üzerindeki baskıcı değişimin etkilerini görünür hale getirip, şehirde kullanılan malzeme ve imajlar üzerinden düşünmeyi ve üretmeyi hedeflemektedir. Tüm bu pratikler sonucunda ise iktidarın dinamiklerini, farklı bakış açıları içerisinde kullanarak dönüştürme ve bu imgelere farklı anlamlar kazandırmak hedeflenmektedir. Sanata ve günlük yaşama dair yargıları kırarak insanları yeniden düşünmeye teşvik etmek ve gösteri toplumunun imgelerine karşı bireysel imgeleri geliştirmek amaçlanmaktadır.
Resimde kent görünümleri
İnsanoğlu dünya üzerinde var olmaya başladığı andan itibaren resim yapma dürtüsüyle hayatını devam ettirdi. Yaşadığı dünyayı kendince ifade edebilmek, ona yeni bir anlam kazandırmak vazgeçilmez tutkusu oldu. Zaman içinde değişen dünyayla birlikte bilimin, inançların, politik yaklaşımların, savaşların insan üzerindeki etkileri resim sanatında yeni akımlara ve anlayışlara yön verdi. Sanatçı bu etkileri kendi ruh dünyasında bir yere oturtarak yaşadığı dünyayı resmetti. İster kentte yaşıyor olsun ister kırsalda çevresini gözlemledi, sorguladı ve farklı medyumlarla gözler önüne serdi. Kent dokusunun vazgeçilmez unsurları olan binalar, binaların üst kısımları, çatılar ve gökyüzü bu araştırmanın iskeletini oluşturmaktadır.
Coğrafi bir yaklaşımla Kumasi'nin (Gana) kentsel sürdürebilirlik ve yaşanabilirlik analizi
Kentsel sürdürülebilirlik göstergeleri, kent plancılarının, şehir yöneticilerinin ve politika yapıcıların mevcut kentsel tasarımların, altyapıların, politikaların, atık bertaraf sistemlerinin, kirliliğin ve vatandaşların hizmetlerine erişimlerinin sosyo-ekonomik ve çevresel etkilerini ölçmesine izin veren araçlardır. Bu bakımdan, mevcut sorun ve baskıların teşhisine, dolayısıyla iyi yönetim ve bilim temelli tepkiler yoluyla ele alınacak kararların belirlenmesine yardımcı olmaktadır. Günümüz kentlerinde bu alanda çeşitli organizasyonlar ve araştırma grupları tarafından sayısız gösterge geliştirilmiş ve test edilmiştir. Bu araçlar içeriğinde uygulanabilir ve genelde halk sağlığı ve hizmetleri, yönetişim, ulaşım, gelir, istihdam ve ulaşım gibi sürdürülebilir kalkınma prensiplerini de barındırmaktadır. Kentler hızlı ve kontrolsüz büyümelerini sürdürürken, söz konusu araçlarla ekonomik ve fiziksel yoğunlaşmadan kaynaklanan çevresel ve sosyal eşitlik problemlerini çözerek kentleri daha yaşanabilir kılmaktadır. Bu çalışma, Gana'nın önemli kentlerinden biri olan Kumasi'nin mevcut kentleşme performansının ölçülmesinde sürdürülebilir kent göstergelerinin kullanılmasını öngörmektedir. Bu nedenle, kent yönetiminin ve ilgilenen kurumların kentin ekonomik ve sosyal kalkınmaya elverişli bir şekilde sürdürülebilir ve yaşanabilir olmasını ne derecede yönetebildiği yada yönetemediğini sorgulamaktadır. Kumasi örneğinden hareketle, Gana kentlerinin bu süreçte tanık oldukları dönüşüm aşamalarını ele almakta ve bu alanda yapılan ilk çalışma olmasıyla özel bir önem arz etmektedir. Çalışmanın ilk bölümlerinde Kumasi kentinin yerleştiği alanın ayrıntılı bir coğrafi analizine yer verilmiştir. Ardından, kentin sürdürülebilirliğinin seçilmiş yaşanabilirlik göstergeleri çerçevesinde değerlendirmeleri yapılmış ve alınması gereken önlemler vurgulanmıştır. Kumasi için önlemler olarak kullanılmıştır. Son bölümde ise, kentsel yaşanabilirlik ve sürdürülebilirlik anlamında Kumasi için iyileştirme önerilerinde bulunulmuştur.
Kentsel yaşamda fiziksel engellilerin aile inşa süreci: İzmir örneği
Bu araştırmanın temel amacı, kentsel yaşamda fiziksel engellilerin aile inşa sürecini analiz etmektir. Söz konusu süreç, kavramsal ve kuramsal çerçeve ile fiziksel engellilerin anlatılarından elde edilen verilerin birbiriyle ilişkilendirilmesi ile oluşturulmuştur. Fiziksel engelli olma durumunun toplumdaki gündelik hayatı, davranış ve zihniyet kalıpları üzerinden neleri nasıl değiştirdiği, dönüştürdüğü ve anlamlandırdığı sosyal inşacı yaklaşım benimsenerek Peter L. Berger ve Thomas Luckmann'ın perspektifinden sosyolojik olarak değerlendirilmiştir. Saha araştırması kapsamında, İzmir merkez ilçelerinde faaliyet gösteren engelli derneklerine üye fiziksel engellilerle derinlemesine yapılandırılmamış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Araştırmada mülakatlar, bekar, nişanlı, evli, boşanmış ve dul fiziksel engellilerden oluşmak üzere 26 kadın ve 25 erkek, toplam 51 kişi ile yapılmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda, toplanan veriler incelenerek temalar belirlenmiştir. Verilerin analizi ve yorumlanmasında, betimsel analiz tekniğinden yararlanılmıştır. Saha araştırmasının koşulları ve araştırmacıda bıraktığı izlenimler raporlanmıştır. Sonuç olarak araştırma, evliliğe bakış, evlilik süreci, evliliğin sonlandırılması ve aile ilişkileri, tekrar evlenme eğilimi olarak belirlenmiş temaların ve bu temalara bağlı alt temaların kentsel yaşamda fiziksel engellilerin aile inşa süreci üzerindeki etkilerini göstermeyi hedeflemiştir. Anahtar Kelimeler: Kentsel Yaşam, Fiziksel Engelliler, Aile İnşa Süreci, Sosyal İnşacı Yaklaşım
Gated communities and the "Middle class" in Istanbul
This study deals with the expansion of the once-exclusive gated community market in Istanbul to the large segments of the middle class especially following the 2008 economic crisis. It analyses how the characteristics of this housing form and its meaning for the city change with the inclusion of new segments of the middle class to the target mass. It also examines what the discourses of the residents about their gated communities, their fellow residents and the city reveal about the category of ?middle class?.Firstly, the political economic dimensions of the expansion of the gated community market are discussed within the context of neoliberal urbanization. This is followed by a discourse analysis of the marketing language of the gated communities, showing what the new representations of this housing type mean for the city and its dwellers. Moreover, based on 20 in-depth interviews with the residents of the gated communities addressing larger segments of the society, along with the advertisement material, the study shows how the ideal types of neoliberal housing and the neoliberal middle class urbanite are drawn in the gated communities. It argues that the category of ?middle class? is a political one with malleable boundaries (re)drawn according to the present regime of capital accumulation with these ideal types.
Aşırı turizm, kentsel yaşam kalitesi ve yaşam memnuniyeti ilişkisi: Ayvalık örneği
Teknolojik ilerlemeler, sosyal medya kullanımının artması, ulaşım imkanlarının gelişmesi, çalışma şartlarındaki iyileşmeler gibi nedenlerle özellikle popüler destinasyonlarda yaşanan aşırı turist hareketliliği ve ona bağlı etkiler, farklı disiplinlerde yer alan farklı araştırmacıların da ilgisini çekmektedir. Yarattığı katma değerle destinasyonlar için önemli bir gelir kapısı olan turizm sektöründeki hızlı gelişmelere, sürdürülebilir turizm politikalarının oluşturulması noktasında ise ayak uydurulamamıştır. Bu durum kent sakinlerinin yaşam maliyetlerinde artış, alt ve üst yapıda bozulmalar, trafik, gürültü kirliliği, park yeri sorunları, rekreasyon alanlarının aşırı kullanımı gibi sorunlarla karşılaşmalarına neden olmaktadır. Aşırı turizmin yarattığı etkiler neticesinde, bir destinasyonda yerel halkın kentsel yaşam kalitelerinde ve yaşam memnuniyetlerinde değişimler olabileceği varsayılmaktadır. Bu varsayım doğrultusunda araştırmanın amacı; aşırı turizm, kentsel yaşam kalitesi ve yaşam memnuniyeti kavramları arasında ilişkiyi belirlemektir. Ayvalık, özellikle yaz aylarında yoğun turist akınına uğramakta; bu durum kentte çeşitli sosyal, fiziksel ve ekonomik sorunların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Yoğun turizm hareketliliği sonucunda küçük bir sahil kasabasından kent kimliğine evrilen Ayvalık, bu dönüşüm sürecinde hem maddi hem de manevi açıdan birtakım problemlerle karşı karşıya kalmıştır. Bu bağlamda, söz konusu dönüşümden doğrudan etkilenen Ayvalık'ta yaşayan yerel halk, bu araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Bu kapsamda 2024 yılı Haziran- Eylül ayları arasında Ayvalık'ta yaşayan 440 kişiye anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler istatistik programları ile analiz edilmiştir. Araştırmanın değişkenleri arasındaki ilişkileri ve alt boyutları belirlemek amacıyla açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri gerçekleştirilmiştir. Daha sonra, katılımcıların sosyo demografik özellikleri, turistlerle iletişim durumları ile araştırmada kullanılan değişkenler arasındaki istatistiki farklılıkları belirlemek amacıyla analizler gerçekleştirilmiştir. Fark testlerinden sonra ise araştırma hipotezlerine yönelik korelasyon analizine geçilmiştir. Korelasyon analizi sonuçlarına göre; Ayvalık'ta yaşayan yerel halkın aşırı turizm, kentsel yaşam kalitesi ve yaşam memnuniyeti algıları ve alt boyutları arasında istatistiki açıdan anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Son olarak araştırmanın amacı doğrultusunda araştırma değişkenleri arasındaki etki durumu da belirlenmeye çalışılmıştır. Buna göre katılımcıların aşırı turizm algılarının, katılımcıların kentsel yaşam kalitesi ve yaşam memnuniyeti algılarını istatistiki açıdan anlamlı düzeyde etkilediği tespit edilmiştir. Gerçekleştirilen analiz sonuçları doğrultusunda Ayvalık'ta turizm sektörünün paydaşlarına yönelik öneriler getirilmiştir.
Epidemics, urban life, and sanitation: Pera and the end of the plague
Istanbul had been struck continuously by plague epidemics ever since the Black Death broke out in 1347. This thesis is about Pera in the early nineteenth century which constitutes the last stage of the history of plague epidemics in Istanbul. The discussion includes Galata and only occasionally other neighboring districts as well. However, it focuses significantly more on Pera. The thesis attempts to sketch a landscape of disease and illustrate how Pera was experienced during the days of plague by examining contemporary European accounts. Indeed, Europeans stayed in Pera when they came to Istanbul, so their observations with regard to the city vis-à-vis plague almost always relate to this district. Yet, there are several other factors that highlights Pera, especially from urban and cultural historical points of view. Escaping the plague in Galata counts among the reasons why Pera emerged as it did in the late sixteenth century. By the nineteenth century, it had already become a "plagued" place itself. A number of plague hospitals were active here in the examined period, and in the cemeteries, through which one would take promenades, one could see gravestones with epitaphs informing that the buried person died of plague. Besides, people with different responses to plague met each other here. In order to approach these accounts for a historical analysis, scholarly works on plague written from various perspectives are consulted. So, the actors, places, and traits of the district in the days of plague are identified and contextualized.
Üniversite-kent kültürel iletişiminde halkla ilişkilerin işlevi, bir model olarak Eskişehir-Anadolu Üniversitesi örneği
ÖZET Bir ülkenin eğitim ve öğretim sistemini oluşturan üniversitelerin içinde bulunduğu (Kentin yaşama düzeyini yükseltici ve kamuoyunu aydınlatıcı bilim, kültür ve sanatsal faaliyetlerini toplumla uzlaş tıracak,kurumun başarısını etkileyecek çevrelerle iletişimi,anlayışı,kabulü ve işbirliğini sağlayacak ve sürdürecek halkla ilişkiler bölümlerine ih tiyaçları vardır. Üniversite-kent kültürel iletişiminde halkla ilişkilerden ne ölçüde yararlanıldığını ortaya koymak amacıyla yapılan bu çalışmada; Birinci bölümde toplum,kent,üniversite ve kültürel iletişim kavram ları tanımlanarak,tanıma ve tanıtma faaliyetleri ile halkla ilişkilerin üniversite örgütlerinde ki yeri ile etkinlikleri anlatılmaya çalışılmıştır. îkinci ve Üçüncü bölümlerde;Eskişehir Kent'i ve Anadolu Üniversitesinin kültürel yapısı ile bu bağlamda kültürel iletişimlerinin bo yutları bir anket uygulaması ile incelenmeye çalışılmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise Üniversite-Kent kültürel iletişiminde halkla ilişkiler işlevinin gerekliliği ortaya konulmaya çalışılmıştır.
SOKÜM bağlamında kahvehanelerin şehir hayatındaki rolü: Antakya örneği
Kahve bitkisi toplumsal hayata ilk olarak kahve satış dükkânlarıyla girmiştir. 1554 yılından sonra ise kahve içilen sohbet edilebilen toplumun diğer kesimlerinden insanlarla bir araya gelinebilen dönemin cami, çarşı, hamam, bozahane, değirmen ve tarla gibi diğer alanlarına nazaran müşterilerine daha serbest bir ortam sağlayan mekânlardır. Ayrıca kahvehaneler Türk toplumunun ortaya çıkışından itibaren gündeminden düşmeyen kimi müşterisinin arkadaşını görmek için gittiği kimi müşterisinin müdavim olarak oyun ve eğlence gibi pek çok amaçla vakit geçirdiği mekânlardır. Çalışmamız yaklaşık 500 yıldır kamusal hayatta var olan kahvehaneleri, Hatay ilinin Antakya şehrinde, somut olmayan kültürel miras bağlamında, bu şehrin kültürel ve demografik özelliklerini taşıyıp taşımadığını, kahvehane geleneği içerisinde müşterilerin ya da müdavimlerin hangi amaçlarla kahvehaneye gittiklerini araştırarak kahvehanelerin çeşitli işlevlerini tespit etmiştir. Ayrıca çalışmamız kahvehane işletmecileri ve müşterilerinin kahvecilik mesleğinin önemli noktalarını ve bu mesleğin geleceğine dair düşüncelerini de incelemiştir. Çalışmamıza Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu Başkanlığından etik izni alınarak başlanmıştır. Araştırmamızda bulguları toplama yöntemi olarak nitel araştırma yöntemlerinden sahada derleme ve gözlem yöntemi tercih edilmiştir. İlk olarak Antakya şehir merkezindeki kahvehanelere gidilmiş buradaki müşteriler ve kahvehane sahipleriyle görüşülmüş bilgiler toplanmıştır. Derlenen bu bilgiler yazılı ve basılı kaynaklarla desteklenmiş ve analizi gerçekleştirecek çalışmamıza işlenmiştir. Araştırmamızda elde edilen bulgularda analiz yöntemi olarak ise son yıllarda yapılan halk bilimi çalışmalarında kullanılan bağlam merkezli kuramların başında gelen İşlevsel kuramın çözümleme yöntemi kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kahve, Kahvehane, Kahveci, Kamusal Alan, İşlev
Kamu güvenliği açısından kentsel suçlar: Kütahya madde bağımlılığı örneği
Uyuşturucu maddelerin varlığı ve etkileri insanlar tarafından binlerce yıldır bilinmekte ve uyuşturucu maddeler toplumdan topluma çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Ancak, günümüzde uyuşturucu madde sorunu birçok nedene bağlı olarak insanlık için şimdiye kadar hiç olmadığı derecede büyük bir problem haline dönüşmüştür. Bu durum üzerinde dünyanın ekonomik, sosyal ve teknolojik imkânlarında ve yapısında meydana gelen değişikliklerin etkili olduğu söylenebilir. Uyuşturucu maddelerin çeşitliliği ile piyasada ucuz ve kolay bir şekilde bulunabilirliğini artırmasının yanında, kimyasallarla sentezlenerek elde edilen yeni maddelerin varlığı da, bağımlılığın şiddetini ve kişi üzerinde yaratmış olduğu fiziksel ve psikolojik tahribatın etkilerini kontrolsüz bir şekilde yükseltmektedir. Endüstri devrimi ile birlikte kentleşme hızlı bir artış göstererek sosyolojik bir boyut da kazanmıştır. Bu durum heterojen yapıya bürünen kentlerde suç oluşumu ve güvenlik ihtiyacına dair birçok yeni önlemin alınmasını zorunlu kılmıştır. Uyuşturucu madde suçlarının ve madde bağımlılığının yaşamış olduğumuz son yüzyıl içerisinde insanlık için büyük bir tehdit olduğu bilinci ile uluslararası camiada birçok anlaşma ve işbirliği akdi imzalanmıştır. Bağımlılıkla mücadele edebilmek adına siyasal, hukuki, sosyolojik, psikolojik, kriminolojik, biyolojik ve coğrafi alanlarda yapılan çalışmalar ve araştırmalarla, bağımlılığın nedenleri ve sonuçları hakkında görüşler analiz edilerek en verimli politik hamleler belirlenmeye çalışılmaktadır. Bu çalışmalarda genel kanılar içeren küresel çıkarımların ışığında, bölgesel eylem ve stratejik planların çıkarılması gerekmektedir. Her bölgenin kendine has özellikleri göz önünde bulundurularak ortaya koyulacak politik hamleler, zaman, emek ve ekonomik zayiatı engelleyerek başarıyı mümkün kılacaktır. Anahtar Kelimeler: Bağımlık, Uyuşturucu Maddeler, Kentsel Suçlar, Kamu Düzeni
Mekân kavramı çerçevesinde Suriyelilerin kentsel deneyimleri: Muğla/Ortaca ilçesinin Terzialiler mahallesi örneği
Mekân, dinamik bir yapıya sahiptir ve birey için mekân hem yapısal olarak hem de toplumsal olarak merkezi bir önem taşımaktadır. Kent mekânında geçirilen süre ile doğru orantıda pekişen kentsel deneyimler ise bireyin sosyal, ekonomik, kültürel, siyasi, politik ve toplumsal olarak etkileşimini ve dolayısıyla mekâna entegrasyonunu kolaylaştırmaktadır. Göç hareketi sonucunda yeni mekânın yabancısı olan göçmenler ise çeşitli mekânlarda deneyimler kazanarak hem kimlik oluşum süreçlerini hem de aidiyetlik ihtiyaçlarını desteklemektedirler. Suriyelilerin Türkiye'ye göç etmelerinin mekânın değişimi, dönüşümü ve yeniden üretiminde etkili olduğu görülmektedir. Türkiye'ye gerçekleşen Suriyeli göçü sonucunda göçmenler ve ev sahibi toplum bir arada yaşayarak çeşitli mekânlarda etkileşimde bulunmaktadırlar. Suriyelilerin mekân tercihlerinin hangileri olduğu, mekânın algı süreçlerine etkisi ve kent mekânında kurulan ilişkilerin daha çok kimlerle kurulduğu Suriyelilerin kentsel deneyimlerinin anlaşılmasında büyük önem taşımaktadır. Suriyeli göçünden sonra Türklerin mekân tercihlerinin ve kentsel deneyimlerinin etkilenip etkilenmediği de oldukça önemlidir. Suriyelilerin kentsel deneyimlerinin açıklanmasının hedeflendiği bu çalışmada, Ortaca ilçesinin Terzialiler mahallesinde yaşayan 12 Suriyeli ve 6 Türk ile yarı-yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir. Nitel bir çalışma olan bu tez, fenomenolojik bir yaklaşım ile hazırlanmıştır. Çalışmanın sonucunda Terzialiler mahallesinde yaşayan Suriyelilerin kentsel deneyimlerini gerçekleştirmek için ev içi hayatı tercih ederken ev içi faaliyetlerini hemşehri, akraba ve aile üyeleriyle gerçekleştirdikleri görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kent Mekânı, Kentsel Deneyimler, Etkileşim, Suriyeliler, Türkler
Toplumsal cinsiyet ve kent hakkı: Bursa örneği
Toplumsal cinsiyet rolleri ve kent yaşamı arasında karşılıklı bir etkileşim söz konusudur. Kente ilişkin mekân pratiklerinde, kentteki sosyal, ekonomik, siyasi ve kültürel alanları deneyimleme noktasında toplumsal cinsiyete ilişkin farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle, kenti sosyolojik olarak anlamak için toplumsal cinsiyet bağlamında ele almak gerekir. Kentsel planlamalar ve yerel yönetimlerin uygulamaları ile kentlerde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, kent haklarını ortaya çıkarmak açısından büyük bir önem taşımaktadır. Kent hakkı en genel anlamıyla, tüm bireylerin kentsel mekânı eşit ve etkin olarak kullanımlarını ve bu mekâna katılımlarını ifade eder. Toplumsal yapı içinde uluslararası, ulusal, yerel ve bölgesel sözleşmelerle garanti altına alınmış olan kent hakkının, toplumsal cinsiyet temelinde kullanım düzeyinin kadın deneyimleri üzerinden incelemesinin yapılması, kentsel mekân ile toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkileri görebilmek açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Kadınların gündelik hayatlarındaki kentsel mekân deneyimlerinin toplumsal cinsiyet temelinde incelenmesi hem kent haklarının görünür kılınması hem de kadın çalışmalarına destek sağlaması açısından önem arz etmektedir. Toplumsal cinsiyet temelinde kentsel mekândaki kadın deneyimlerinin ve kent haklarının incelenmesinin hedeflendiği bu tezde, Bursa ilinde kentte yaşayan 25 kadın ile yapılan derinlemesine görüşmelerle, gündelik yaşamlarındaki toplumsal cinsiyet deneyimlerinin kentsel mekânla olan ilişkisi kent hakkı çerçevesinde incelenmiştir. Nitel araştırma yöntemi uygulanmış olup yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak inceleme yapılmıştır.
Kentli bakışaçısından bir kent markası yaratmak: İzmir ili örneği
Place branding has become a growth area for national, regional and city economic development as the global competition for retention and attraction of qualified people, businesses, investment and tourists intensifies.This dissertation aims to explore the impact of various dimensions of urban life and dynamics on creation of a city brand through the perspectives of its residents. The author adopts a multidisciplinary approach to city brand building process grounded in a combination of marketing, urban planning and design, social sciences such as sociology, social psychology history and organization behavior.A place brand strategy is the story of the mutually-agreed and planned development strategy over a period between 15 to 20 years. The process involves paving the road for visions of the city; prioritizing investment decisions in infrastructure facilities, businesses and real estate; planning for vocational education, for events, for communication platforms and networks; and determining what is to be preserved and what is to be changed in order to create value for various stakeholders. The crucial stage in formulating the place brand strategy is determining its core values, which will shape the rest of the activities such as segmentation, targeting and positioning, urban development and regeneration, event planning and communication strategies.For this study, the city of Izmir is studied as a case adopting a qualitative approach including seven focus groups, three paired and fifteen one- to- one in-depth interviews. The study was conducted with a judgment sample composed of Izmirites of various cultural backgrounds (Muslim-Turkish members from native Izmirites, Anatolian immigrants; dual-nationality/bi-cultural members from Balkan states, and other parts of Europe; representatives from Non -Muslim (Levantine and Jewish) communities; of various professional and interest groups (city managers, urban designers and architects, academicians, foundation or association members). The interviews were enriched with visits to homes, work and worship places, and observations in various neighborhoods as well as an intensive brand immersion scheme through works of art, social media platforms, and collections of audio-visual material.Findings reveal that Izmir has the essential ingredients for creating a place brand, based on its core values of femininity, tolerance and comfort suggesting a competitive advantage in services sector. City?s success in its branding endeavor requires commitment and collaboration of its various stakeholders in reaching an agreement for brand visions; cultivation an atmosphere for creativity while maintaining consistency in developing strategies and activities; and finally a sensitivity for coordination and communication of outputs throughout the process to all those involved and affected.
Ara yaratıklar kimliksiz biçimler
Maskeler, insanlık tarihinde kimliği gizlemek için veya başka bir kimliğe dönüşmek için kullanılmıştır. Abartılı ifadelere sahip olan masklardaki formlar, insanın bazen hayvan, bazen hayali bir yaratık, bazen de bitki biçimine dönüşmesini sağlar. Bu davranış şekli, modern yaşamda oluşan örgütlü toplumlarda var olan insanların kimliklerinin yeniden ve tekrar dönüşmesini tetikler. Sanayileşme dönemi ile birey, emeğine sonrasında ise kendine bile yabancılaşan süreçlere dahil olur. İnsanın yaşadığı evrene yabancılaşması ve nihayetinde doğaya dönme arzusu, arada kalan bir yaratığı doğurur. Franz Kafka'nın 'Dönüşüm' adlı öyküsünde de değindiği gibi, bu yeni düzen içinde insanların zamanla her şeye yabancılaşarak yaşamlarına devam etme çabasını görürüz. Postmodernizm döneminde ise insanlığın melez varlıkları fark etmesi daha sonra bu algıyı yüceltmesi ve melezliğin kent yaşamındaki etkileri görülür. Bu çalışma, ilk çağlardan beri dönüşen insanın modern toplumda bireyin örgüt içindeki yabancılaşan formunu ve zamanla Postmodernizm döneminde başkalaşıma uğrayarak ara yaratığa dönüşmesini inceler. Anahtar sözcükler: Mask, kimlik, dönüşüm, melez, modernizm, postmodernizm, kentli,yabancılaşma.
Interpretation and rearranging of "City sights" by using digital photography and digital visual tools
The people throughout history began to inhabit together because of their variety of needs. Being the first settlements, villages have been transformed into cities by the communities with their ever-increasing populations and needs. Having chosen the cities as their habitats, these communities have revealed the concept of city life. Afterwards, the lives of the urban citizens and rural citizens have been separated. Cities have become the cradle of civilization and art. However, the cities undergoing the predicaments such as domestic migration, planning, development, transportation,etc. in time have got sick. Sick cities have both caused the failure of the cities to fulfil their function like a cancer cell and have adversely affected the other regions by way of expansion. All of these interactions have become a source of inspiration for the artists living in the city and nourishing from their environment. In this sense, a thousand works have emerged in several fields of art that are city oriented, a city inspired and interacted. It has been contributed with 10 works as a result of this study.
Türkiye'de kentsel yoksullukla mücadelede belediyelerin rolü: Kütahya Belediyesi örneği
Yoksulluk olgusu dünya üzerinde geçmişten günümüze kadar varlığını sürdürmekte ve ülkeler için mücadele edilmesi gereken bir sorun olarak görülmektedir. Mücadele aşamasında ülkelerin farklı gelenek ve göreneklerinden, hukuksal yapılarından ve yönetim yapılarından dolayı mücadelenin şekli de farklılık arz etmektedir. Bununla beraber yoksulluğun kırsal veya kentsel alanlarda meydana gelmesi de mücadele şeklini etkilemektedir. Ayrıca ülkelerin hukuksal ve sosyal devlet olma anlayışları dikkate alındığında, yoksullukla mücadele edilmesini gerekli hale getirmektedir. Türkiye de yoksullukla mücadeledeki rolünü merkezi yönetim ve yerel yönetim birimleri aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Kentler kapsamında meydana gelen kentsel yoksulluk Türkiye'deki yönetim biçimi göz önüne alındığında yerel yönetim birimlerinin ilgilenmesi gereken bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yerel yönetim birimlerinden olan belediyelerin kentsel yoksullukla mücadele etmesini gerekli kılmakta ve aynı zamanda kentsel yoksullukla mücadele yerel yönetim ilkelerinden olan subsidiarite ilkesiyle de bağdaşmaktadır. Çünkü merkezi idarenin yerel bölgelerdeki ihtiyaç gereksinimleri iyi bir şekilde tespit edip gidermesi daha zor görünmektedir. Kentsel yoksulluk olgusu anlamı itibariyle yalnızca maddi açıdan yoksun olsun olma durumunu ifade etmemekte olup çeşitli hallerde ortaya çıkabilmektedir. Bu yüzden kentsel yoksullukla mücadele sosyal, kültürel ve ekonomi benzeri değişik mecralarda yürütülebilmektedir. Kentsel yoksullukla mücadele kapsamında yer alan önemli başlıklar dâhilinde Kütahya Belediyesi'nin gerçekleştirdiği faaliyetlerin kentsel yoksullukla mücadeledeki rolü ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Belediye, Yoksulluk, Kentsel Yoksulluk, Kütahya Belediyesi
Kentte muhafazakâr olmak "Kent muhafazakârın cehennemidir"
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, kent muhafazakârlığını incelenmiştir. Muhafazakâr kentli bireyin temel argümanları üzerine sosyolojik bir inceleme gerçekleştirilmiştir. Bu anlamda muhafazakâr bireylerin kentte yaşamlarını sürdürmesi adına, zorlu ve çetin bir yoldan geçtiğini varsayılmıştır. Muhafazakârın metropolde, yaşamsal anlamdaki yolu tanımlanmaya ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Muhafazakârın ontolojik olarak kentte boşluğa düştüğü ve bocaladığı bir varsayım olarak kabul edilmiştir. Tez çalışması, muhafazakârın kentin yoğun uyaranlarına karşı nasıl bir konum aldığını belirleme girişimidir. Çalışmamızda, yaşadığımız modern çağda insanın var olma, kimlik oluşturabilme, kentli bir kimlik inşa edebilme çabasının kentte nasıl tezahür ettiği üzerinde durduk. Bu noktada muhafazakâr bireyin kentli bir kimlik inşa edip edemeyeceğini değerlendirdik. Bu inşa sürecinin ise muhafazakârlığın gelenekleri üzerinden nasıl oluşacağını tanımlamaya çalıştık. Muhafazakârın gelenekten getirdiği kültürel kodlarını korumak istemekle birlikte değişimi de arzuladığını tespit ettik. Bu değişimin kökten yıkıcı bir değişim olmaktan ziyade yaşamsal düzlemin olağan bir sonucu olduğunu gözlemledik. Yaptığımız tez çalışması, bize kentin ontolojik olarak muhafazakârın cehennemi olduğunu göstermiştir. Muhafazakâr, kentin uyaranlarına karşı bir direnç göstermeye çabalamaktadır fakat bu çaba bir noktadan sonra kente uyum ile kendini göstermektedir. Bu durum ise kentli muhafazakâr için kaçınılmaz bir sondur. Modern dünyada insanlar, kendilerini evinde hissetmek adına birçok çaba sarf eder. Bu çaba beyhude bir çabadır çünkü bu dünya, insanın öz yurdu değildir.